TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
RAŞİT HÜNAL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/26943)
Karar Tarihi: 27/2/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Ali Rıza SÖNMEZ
Başvurucu
:
Raşit HÜNAL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; yakalama,gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluk hâlinin makulsüreyi aşması, tutukluluğun devamı ve itirazın reddine dair kararların doğalhâkim ilkesine aykırı olarak kurulmuş, bağımsız ve tarafsız olmayan hâkimliklertarafından verilmesi, tutukluluğun devamı kararlarına yönelik itirazlarındeğerlendirilmemesi, tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen bir kısımkararın tebliğ edilmemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüneçıkarılmaksızın yapılması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasınedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; soruşturma aşamasında aramave elkoyma işlemlerinin yöntemince yapılmaması nedeniyle özel hayata ve ailehayatına saygı hakkının; mal varlığına yönelik uygulanan tedbir nedeniylemülkiyet hakkının; soruşturma sürecindeki birtakım uygulamalar nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/6/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir. Komisyon ayrıca başvurucunun adliyardım talebinin kabulüne karar vermiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşıkarşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâlilan edilmiştir. Olağanüstü hâl süresi 19/7/2018 tarihinde yenidenuzatılmayarak son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusaltemellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardırfaaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanınolduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuzve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbegirişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bileFETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelikolarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çoksayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:2016/23672, 11/1/2018, § 12).
8. Hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucu, Düzce CumhuriyetBaşsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen bir soruşturmakapsamında 20/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.
9. Başvurucu aynı tarihte Düzce Cumhuriyet Başsavcılığındamüdafi huzurunda ifade vermiştir. Başvurucu ifadesinde özetle; üniversiteyehazırlık döneminde FETÖ/PDY bağlantılı dersaneye gittiğini, üniversite eğitimsırasında da arkadaşlarının daveti üzerine anılan örgüt ile irtibatlı evleregittiğini ancak bu evlerde kesinlikle kalmadığını, avukatlık yaptığı dönemdeise birkaç kez bu örgütsel yapılanmanın sohbetlerine ve yemekorganizasyonlarına katıldığını, FETÖ/PDY ve gerçekleşen darbe teşebbüsü ile birilgisinin bulunmadığını savunmuştur. Başvurucu müdafii, isnat edilen suçlarıişlediğine dair dosyada delil bulunmaması nedeniyle müvekkilinin serbestbırakılmasını talep etmiştir.
10. Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı 20/7/2016 tarihinde silahlıterör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmesuçlarından tutuklanması istemiyle başvurucuyu Düzce Sulh Ceza Hâkimliğine sevketmiştir.
11. Başvurucunun sorgusu Düzce Sulh Ceza Hâkimliğinde aynıtarihte yapılmıştır. Sorgu tutanağına göre başvurucuya yüklenen suç anlatılmış,Düzce Barosunca görevlendirilen başvurucunun müdafii de sorgu esnasında hazırbulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle isnat edilen suçlamaları kabuletmediğini belirtmiştir.
12. Sorgu sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olmave anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından tutuklanmasınakarar verilmiştir. Bu kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"... üzerine atılı suçun vasıf vemahiyeti, atılısuçun CMK 100/3 maddesinde sayılan katolog suçlardan olduğu,tutuklamanın bir tedbirden ibaret olması, işin önemi, verilmesibeklenen cezaile tutuklama tedbirinin ölçülü olacağı anlaşılmakla şüphelilerin atılı suçdanCMK 100 vd. maddeleri uyarınca ayrı ayrıtutuklanmasına ... [karar verildi.] "
13. Başvurucu 25/7/2016 tarihinde tutuklama kararına itirazetmiş, Bolu Sulh Ceza Hâkimliğince 29/7/2016 tarihinde "...atılı suçun FETÖ/PDY örgütüne üye olmak, buörgütle birlikte 15-16 Temmuz 2016 tarihindeki olaylar sırasında kuruluAnayasal Düzeni ve Anayasal Kurumları ortadan kaldırılması konusunda örgütlefikri iştirak halinde oldukları, bu suç için verilecek cezanın alt ve üstsınırı ile yukarıda anlatılan gerekli nedenler ile tutuklamanın verilen cezaile ölçülü ve orantılı olacağı, adli kontrol uygulanmasının adaletin yerinegelmesi ve toplumdaki huzursuzlukların önlenmesi açısından yetersiz kalacağı,şüphelinin serbest bırakılması halinde toplumsal barışın sürdürülmesininolanaksızlaşacağı..." gerekçesiyle itirazın kesin olarakreddine karar verilmiştir.
14. Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı 6/1/2017 tarihli ve 29940Mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 680 sayılı Olağanüstü Hal KapsamındaBazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (680 sayılıKHK) 7. maddesi ile 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve SavcılarKanunu'nun 93/1. maddesinde, hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkındasoruşturma yapma yetkisinin ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölgeadliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığına ait olduğuşeklinde değişiklik yapılmış olması gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererekdosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.
15. Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliği 8/12/2016 tarihinde, AnkaraCumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine yaptığı inceleme sonunda başvurucununda aralarında bulunduğu bir kısım şüphelinin tutukluluk hâlinin devamına kararvermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:
"...isnad edilen Anayasal düzeni ortadankaldırmaya teşebbüs etme suçu nedeniyle şüpheliler hakkındaki HSYK GenelKurulu'nun tutuklu şüphelilerin Fetö PDY terör örgütü ile üyeliklerine dairgörevden uzaklaştırılmaları kararı nedeniyle somut delillere dayanan kuvvetlisuç şüphesi ve tutuklama nedeninden dolayı tutuklandıkları, devam eden süreçtetutuklu şüphelilerin HSYK'nın ... kararları ile hakim savcılık mesleğinden aynıgerekçe ile ihraç edildikleri, tutuklu şüphelilerin tahliyesini gerektireceknitelikte şüpheliler lehine yeni delil bulunmadığı, şüpheliler yönünden ayrıayrı tutuklanmalarına esas kararlarında belirtilen somut delillere dayalı kuvvetlisuç şüphesinin ve tutuklama nedeninin varlığını sürdürdüğü, soruşturmanınsürmekte olduğu ve şüphelilerin salıverilmesini gerektirecek nitelikte hukukidurumlarında ve delil durumunda bir değişiklik bulunmadığı, 5271 sayılı CMKkatalog suç düzenlemesine göre tutuklama nedeni bulunduğu, şüphelilere isnadedilen suçun niteliği, 15/7/2016 gecesinde Türk tarihinde görülmemiş şekildehalkın üzerine, halkın temsilcilerinin üzerine, devlet başkanına dönüksaldırılar silahlı saldırılar düzenlendiği, tutuklu şüphelilerin belirleneneylemler ile irtibatına dair HSYK kararı çerçevesinde tutuklama kararınınölçülü olduğu, adli kontrol tedbirlerinin beklenen yararı sağlamayacağı nazaraalınarak ... şüphelilerin AYRI AYRI TUTUKLULUK HALLERİNİN DEVAMINA... [kararverildi.]"
16. Başvurucu söz konusu bu karara itiraz etmiş, Ankara 1. SulhCeza Hâkimliği 24/1/2017 tarihinde itirazı kesin olarak reddetmiştir.
17. Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği 5/5/2017 tarihinde AnkaraCumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine başvurucunun tutukluluk durumunuincelemiş; başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmesuçundan tahliyesine, silahlıterör örgütüne üye olma suçundan ise tutukluluk hâlinin devamına kararvermiştir.
18. Anılan karar başvurucuya 9/5/2017 tarihinde tebliğedilmiştir. Başvurucu tutukluluğun devamına ilişkin bu karara 15/5/2017tarihinde itiraz etmiştir.
19. Başvurucu, bahse konu itirazın değerlendirildiği hususundakendisine uzun bir süre bilgi verilmemesi ve başvuru tarihinde tutukluluğunundevam etmesi nedenleriyle itirazının reddedildiğinin açıkça anlaşıldığınıbelirterek 7/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
20. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 5/12/2017 tarihinde başvurucuhakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan ekkovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermesinin yanı sıra anılan suçtanbaşvurucunun resen tahliyesine de karar vermiştir. Başsavcılık aynı tarihliiddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçundancezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır.FETÖ/PDY'ye ve ByLock programına ilişkin genel açıklamaların yer aldığıiddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin hangi amaç ve saikle kurulduğuna, hangialanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve hukuka aykırı hangi türeylemlerde bulunduğuna değinilmiştir.
21. İddianamede, başvurucunun gerek organik olarak gerekseörgütsel nitelikli eylemleri bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığıileri sürülmüştür. Suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:
i. FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle Hâkimler veSavcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) 24/8/2016 tarihli ve 426 sayılı kararı ilekamu görevinden çıkarıldığı, bu kararının 29/11/2016 tarihinde kesinleştiğibelirtilmiştir.
ii. Başvurucunun, FETÖ/PDY'nin sadece kendi üyeleri arasındailetişim amaçlı kullandıkları ByLockisimli şifreli haberleşme programını adına kayıtlı telefon hattına yükleyerekkullandığı, kullanıcı adının rashun olduğuiddia edilmiştir.
iii. Telefon hattına ilişkin HTS analizine göre haklarındaFETÖ/PDY üyeliği suçundan soruşturma yürütülen bir kısım yargı mensubukişilerle telefon irtibatının bulunduğuna yönelik tespitler yapıldığı,görüşülen bu kişilerin örgütün üst düzey yöneticisi olduklarına dair birbulgunun elde edilemediği ifade edilmiştir.
iv. Tanık olarak dinlenilen bir kısım eski hâkim/savcı ile gizlitanık Güneş-2 isimli kişinin, başvurucunun örgüt üyesi olduğuna yönelikbeyanlarının bulunduğu ileri sürülmüştür.
22. İddianamede ayrıca başvurucu hakkında beyanda bulunan bazıtanıkların anlatımlarına yer verilmiştir. Bu beyanların ilgili kısımlarışöyledir:
- A.B. ifadesinde, "2008yılında hakimlik sınavına hazırlanmak için yapının evine gittiğini, buradaşüphelinin de bulunduğunu, bu eve gelen bir stajyer tarafından girilecekhakimlik yazılı sınavına ilişkin genel kültür/yetenek sorularının verildiğiniancak şüphelinin anılan sınavı kazanamadığını" beyan etmiştir.
- K.Ç. ifadesinde, "kendisinin2004 yılında üniversiteyi kazandığını ve okulu bitirdikten sonra hakimlik sınavhazırlık evine gittiğini, şüphelinin kendisiyle birlikte hakimlik sınavıçalışma evinde kaldığını" beyan etmiştir.
- O.Ö.C. ifadesinde, "şüphelinin14. Dönem adayı olarak mesleğe girdiğini ve sınav çalışma evindekaldığını" beyan etmiştir.
- M.Y. ifadesinde " 2013yılı mayıs ya da haziran ayında kura ile Batman' a atandığını, orada yapıylairtibatlı olarak içinde şüphelinin de bulunduğu grupla görüştüğünü "beyan etmiştir.
- Gizli tanık Güneş-2 ifadesinde, "2013 yılında Y-4 Adliyesinde göreve başladığını, taşrada birmeslektaş vasıtası ile kendisiyle irtibata geçileceğini ve kendisinin T5 grubuolduğunun söylendiğini, taşraya gittikten sonra kendisini akademiden sınıfarkadaşı olan şüphelinin aradığını ve kendisinin cemaatten olup ev oturmasınagelmek istediğini söylediğini, şüpheli ve sivil olan Esat isimli kişinin evinegeldiklerini,bu kişilerin kendisine sohbet grubu olduklarını ve ayda bir kezgörüşüleceğini söylediklerini,bylock programı üzerinden zaman zaman şüpheli ilede görüştüğünü, şüphelinin yapı içinde olduğunu bildiğini, Y-4 adliyesindeykenevine sohbet toplantısına gelen kişi olduğunu, şüphelinin T5 olarakadlandırılan kendisinin de içinde olduğu kısmın grupçusu olduğunu"şeklinde beyanda bulunmuş ve fotoğraf üzerinden yaptırılan teşhis işlemindebaşvurucuyu teşhis ettiği belirtilmiştir.
23. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkinhukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:
"...Akçakoca hakimi olarak görev yaparkenörgüt üyesi olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilenşüphelinin, Fetullahçı silahlı terör örgütünün ideolojisini, amaçlarını,faaliyetlerini benimsediği, örgüt hiyerarşisi içinde hareket ettiği, örgütüyeleri arasında kullanılan gizli ve şifreli haberleşme programı ByLockukullanarak örgütle organik bağ kurduğu, örgütün sınav çalışma evlerindekaldığı, eve getirilen soruları aldığı ve kullandığı, T5 olarak adlandırılangrubun içinde bulunduğu, sohbet toplantılarına katıldığı, örgütün yargıyapılanması içinde yer aldığı, şüphelinin savunmasında suçlamaları kabuletmediği ancak bylock ile ilgili yapılan tespit, tanığın bylock üzerindenşüpheliyle zaman zaman görüştüklerine dair beyanı, ele geçen telefonun bylockyüklenen telefon olması ve diğer itirafçı beyanlarının savunmayı doğrulamadığıve bu şekilde anılan silahlı terör örgütünün üyesi olduğuna dair kamu davasınıaçmaya yetecek derecede yeterli şüphenin bulunduğu anlaşılmıştır."
24. Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 19/12/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne kararvermiş ve E.2017/170 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.
25. Mahkemece 2/8/2018 tarihli duruşmada; tutuklu kalınansürenin iki yılı aşması, delil karartılmasının söz konusu olmaması vekanıtların büyük oranda toplanmış olmasıgerekçeleriyle başvurucunun tahliyesinekarar verilmiştir.
26. Yapılan yargılama sonunda Mahkemenin 11/2/2019 tarihlikararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 9 ay 22gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
27. Başvurucu, bu karara karşı istinaf yoluna başvurmuş olupbireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla davanın istinaf incelemesidevam etmektedir.
IV. İLGİLİ HUKUK
28. İlgili hukuk için bkz. SalihSönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 27/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Yakalama ve GözaltınınHukuki Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
30. Başvurucu; makul şüphe olmadan ve koşulları bulunmadanhakkında yakalama kararı verilerek gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğunubelirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
31. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmekiçin olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Anayasa Mahkemesinebireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerincedüzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur(Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).
32. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresininaşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarınailişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl davasonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülentazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğusonucuna varmıştır (Hikmet Kopar vediğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri[GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193,15/10/2015, §§ 34-47).
33. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilendava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili birhukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireyselbaşvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillikniteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
34. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarakgözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru yollarıtüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
35. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan somut olgu ya dadeliller olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delillerikarartma tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda bulunmadığını, tutuklamave itiraz üzerine verilen kararlarda şikâyetleri incelenmeden gerekçesiz olarakkarar verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
36. Başvurucu ayrıca mesleğinden kaynaklanan güvencelere riayetedilmeksizin tutuklandığını iddia etmiştir. Başvurucuya göre tutuklanmasınakarar verildiği tarihte hâkim olması dolayısıyla hakkında soruşturma veyakovuşturma yapılabilmesi için 2802 sayılı Kanun'a göre gerekli özel şartlar oluşmadansoruşturma yürütülmüş, yetkisiz ve görevsiz mercilerce hukuka aykırı olaraktutuklanmıştır.
37. Öte yandan başvurucu kanunda suç olarak düzenlenmeyeneylemleri nedeniyle tutuklandığını belirterek kanunsuz suç ve ceza olmazilkesinin, ifade alma ve sorgu esnasında sorulan soruların özel hayata dairbilgiler içermesi nedeniyle özel hayatın korunması ve aile hayatına saygıhakkının, ifade hürriyetinin, din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğini deiddia etmiştir.
b. Değerlendirme
38. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
39. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
" Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesiniönlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanundagösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bubölümdeki iddialarının özünün tutuklanmasının hukuki olmadığına yönelik olduğuanlaşılmakla anılan şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasıkapsamında incelenmesi gerekir.
i. UygulanabilirlikYönünden
41. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenarbaşlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veyaolağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerinkullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasadaöngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişininyaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayısuçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ilesaptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
42. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstübir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruyakonu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumlabağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarıncayapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 187-191).
43. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklamatedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındakiyapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. AnayasaMahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarlailgili olduğunu değerlendirmiştir (SelçukÖzdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
44. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucununtutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerindeyer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanmasıhâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıpkılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuzve diğerleri, §§ 193-195, 242; SelçukÖzdemir, § 58).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
(1) Genel İlkeler
45. Genel ilkeler için bkz. MetinEvecen (B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52); Zafer Özer (B. No: 2016/65239, 9/1/2020,§§ 38-45) başvurularına ilişkin karar.
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
46. Başvurucu, FETÖ/PDY üyesi olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanantutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
47. Diğer taraftan başvurucu bir hâkim olarak mesleğindenkaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin, yetkili ve görevli olmayanmahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.
48. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki dönemde buteşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılısuçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkındauygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvurularıincelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veya görevlerinden kaynaklanangüvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bu nedenle tutuklamanınkanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir. Mahkeme buinceleme sonucunda gerek yüksek mahkeme üyeleri gerekse diğer yargı mensuplarıbakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olarak soruşturma mercilerinceveya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnat edilen ve tutuklamayakonu olan suçların kişisel suç olduğu veayrıca ağır cezayı gerektiren suçüstü halinin bulunduğu yönündekideğerlendirmelerin olgusal ve hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıylatutuklama tedbirlerinin kanuni dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceğisonucuna varmıştır. Kaldı ki -Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak- hâkimve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstühâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi içinbir izin şartı bulunmadığı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararındabelirtilmiştir (Mustafa Özterzi [GK],B. No: 2016/14597, 31/10/2019, § 93).
49. Başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün dedevam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sonrasında gözaltına alınıp darbeteşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarıncasilahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundantutuklandığı dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütüüyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturmamercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun vekeyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir (MustafaÖzterzi, § 94).
50. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun hâkimolması nedeniyle Anayasa veya 2802 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceleruygulanmaksızın, kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Buitibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağıbulunmaktadır (Mustafa Özterzi, §95).
51. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dairkuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
52. Düzce Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında, başvurucuyönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna genelifadelerle değinilmiş, ancak bu somut olguların neler olduğu açıklanmamıştır(bkz.§ 12).
53. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ise başvurucununisnat edilen suçu (silahlı terör örgütüne üye olma) işlediğine dair delilolarak; HSYK'nın kamu görevinden çıkarma kararına, başvurucunun FETÖ/PDYüyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade edilen ByLock uygulamasının kullanıcısı olmasına,başvurucunun haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülenbazı kişilerle telefon irtibatının bulunduğuna dair HTS raporuna dayanılmıştır.İddianamede ayrıca başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğuna yönelik tanıkifadelerine de yer verilmiştir (bkz. §§ 21, 22).
54. Soruşturma mercilerince suçlamaya esas alınan olgulararasında başvurucunun ByLockuygulamasının kullanıcısı olmasının yer aldığı görülmektedir. AnayasaMahkemesi, ByLock uygulamasınınözellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı kullanmalarının veyakullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına yüklemelerinin soruşturmamakamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir belirti olarakdeğerlendirilebileceğini belirtmektedir (AydınYavuz ve diğerleri, §§ 106, 267). Buna göre soruşturma makamlarıncave tutuklama tedbirine karar veren mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlananbaşvurucunun ByLock uygulamasınıkullanmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi,anılan programın özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarakdeğerlendirilemez (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Selçuk Özdemir, § 74, Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,26/12/2017, § 57).
55. Öte yandan soruşturma aşamasında ifadeleri alınan tanıklarınbaşvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensupolduğuna yönelik anlatımlarda bulundukları görülmektedir (bkz. § 22). Buitibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan tanık beyanlarınınkuvvetli belirti olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Nitekim AnayasaMahkemesi, Selçuk Özdemirkararında; FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde hâkimolarak görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve buyapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suçşüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75; Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018,§ 58).
56. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Budeğerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardıedilmemelidir.
57. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olaylarıntoplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'ninörgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 15-19, 26)darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde binlerce kişitarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on binlerce eyleminaynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisiolan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili olmasa daFETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacıbirlikte dikkate alındığında soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerinsağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içindeyürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalmasısöz konusu olabilir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir,§ 78).
58. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüylebağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ilebağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadanyararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesiihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftanFETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş olması,yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede uluslararasıittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili olarak soruşturmaya tabitutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışında barınmasını büyükölçüde kolaylaştıracaktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir, § 79).
59. Başvurucunun tutuklanmasına esas alınan silahlı terör örgütüüyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suçtipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülencezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (benzeryöndeki değerlendirmeler için bkz. HüseyinBurçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasındayer alan ve kanun gereği tutuklama nedenivarsayılabilen suçlar arasındadır (GülserYıldırım (2), [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).
60. Somut olayda Düzce Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucununtutuklanmasına karar verilirken; işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüneüye olma suçunun niteliğine, Kanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığına, 5271sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlararasında olmasına, tutuklamanın ölçülülüğüne dayanıldığı görülmektedir (bkz. §12).
61. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genelkoşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Düzce Sulh CezaHâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğindebaşvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine yönelentutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.
62. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olupolmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır (GülserYıldırım (2), § 151).
63. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarınıciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organizeolanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesiniaşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (benzeryöndeki değerlendirmeler için bkz. SüleymanBağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbeteşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliğiile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumdaörgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelindehareket etme gibi) de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer cezasoruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).
64. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkatealındığında Düzce Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülenyaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarakbaşvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu sonucunavarmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.
65. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
66. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınatutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğündenAnayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
3. Tutukluluğun MakulSüreyi Aştığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
67. Başvurucu; tutukluluğunun makul süreyi aştığını,tutukluluğun devamına ilişkin gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığınıbelirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
b. Değerlendirme
68. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarınıntüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu şikâyetiniöncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarakiletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlarasunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özenigöstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek,B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
69. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azamisüreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımındanbireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş iseasıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak-5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânınıntüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).
70. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 2/8/2018tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyiaştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacakdavada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna görebaşvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevlimahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uyguntelafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolutüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.
71. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makulsüreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmedenbireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Sulh CezaHâkimliklerinin Doğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine AykırıOlduğuna İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
72. Başvurucu; tutukluluğuna ilişkin karar veren sulh cezahâkimliklerinin doğal hâkimilkesine aykırı olduğunu ve tarafsız ve bağımsız bir mahkeme niteliğindebulunmadığını, bu hâkimliklerin kapalı devre sistemiyle çalıştıklarınıbelirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
b. Değerlendirme
73. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkimgüvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları vetutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyettenyoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâlegetirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh cezahâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddialarınaçıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (diğerleri arasından bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:2014/14061, 8/4/2015, §§ 101-115; MehmetBaransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).
74. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarakanılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durumbulunmamaktadır.
75. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sulh cezahâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırıolduğu iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
5. Tutukluluğun DevamıYönündeki Kararlara İtiraz Taleplerinin Değerlendirilmediği ve Tutukluluk İncelemesi Sonunda Verilen Bir KısımKararın Tebliğ Edilmediğine İlişkin İddialar
a. Başvurucunun İddiaları
76. Başvurucu, tutukluluğun devamı yönündeki kararlara yönelikitirazlarının değerlendirilmemesinin yanı sıra tutukluluk incelemesi sonundaverilen bir kısım kararın da tebliğ edilmediğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
77. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (AyşeZıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).
78. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(k) bendi yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama ve tutuklama işleminekarşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları durumundamaddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine imkânsağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurunun incelendiği tarihitibarıyla tahliyesine karar verilmiş yada hükümlü hâle gelmiş başvurucularyönünden asıl dava sonuçlanmamış da olsa anılan yolun tüketilmesi gerekenetkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (tahliye olmuş başvurucular yönündenbkz. Cafer Yıldız, B. No:2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B.No: 2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40;hükümlü hâle gelmiş başvurucular yönündenbkz. Özgür Arıbaş, B. No:2015/2394, 31/10/2018, §§ 57-60).
79. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarakanılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durumbulunmamaktadır.
80. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
6. Tutuklulukİncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
81. Başvurucu; soruşturma süresince tüm tutuklulukincelemelerinin dosya üzerinden yapıldığını, bu incelemelerde duruşma yapılmadığınıve dinlenilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
82. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (AyşeZıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§16, 17).
83. Anayasa Mahkemesi SalihSönmez kararında tutukluluk incelemelerinin duruşmasız yapılmasıve/veya makul sürede hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama şikâyetini incelemiştir.Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun inceleme tarihi itibarıylahâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olması hususunu nazara alarak verilecek birihlal kararının başvurucunun yeniden hâkim önüne çıkarılmasını sağlamayacağınıve serbest kalması sonucunu doğurmayacağını belirtmiş ve bu durumda yalnızcakişinin uzun süre hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinintespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceğisonucuna varmıştır (Salih Sönmez,§§ 166-177).
84. Öte yandan Anayasa Mahkemesi; anılan kararda, bu tür ihlaliddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuruyollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireyselbaşvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafikabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuruyollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır.
85. Somut olayda başvurucu 20/7/2016 tarihinde tutuklandıktan 1yıl 7 ay 15 gün sonra 7/3/2018 tarihinde mahkeme önüne çıkmış ve itirazlarınıetkili bir biçimde ileri sürme fırsatına sahip olmuştur. Dolayısıyla somutbaşvuru yönünden anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusudeğildir.
86. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklulukincelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiasıile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuruyapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
7. Soruşturma DosyasınaErişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiası
87. Başvurucu; soruşturma dosyasında gizlilik kararınınbulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları öğrenemediğini ve savunmasınıyeterince hazırlayamadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
i. UygulanabilirlikYönünden
88. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararınınverildiği belirtilen soruşturmada başvurucuya yöneltilen suçlamanın olağanüstühâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgili olduğu kabul edildiğindenöncelikle kısıtlamanın Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırıolup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığıdeğerlendirilecektir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 193-195, 242).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
89. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelikolarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrumbırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçokkararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanankişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddialarınbildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilensuçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamdabaşvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilipbilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ vediğerleri, §§ 168-176; HidayetKaraca, §§ 105-107; SüleymanBağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257).
90. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkinkararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkindilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğindebaşvurucunun tutukluluğuna temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdarolduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutuklulukdurumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığıgörülmektedir.
91. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
92. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınayapılan müdahalenin Anayasa'da bu hakka dair 13. ve 19. maddelerde yer alangüvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesindeyer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekbulunmamaktadır.
B. Özel Hayata ve AileHayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
93. Başvurucu, görevli ve yetkili olmayan merciler tarafındanhukuka aykırı olarak ağır cezalık suçüstü hâli olmadan arama kararıverildiğini, haksız olarak evinde ve işyerinde yapılan arama ve elkoymaişlemleri nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
a. Arama Kararı Yönünden
94. Anayasa Mahkemesi HülyaKar (B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerininmaddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılmasıgereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar verenmakamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirmeyapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip olduklarıkabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılanzararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfîuygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönündendaha ileri bir değerlendirme yapılması gerektiği kabul edilmiştir (Hülya Kar, §§ 21-46).
95. Somut olayda soruşturma mercilerce verilmiş arama kararınadayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır. Başvurucu butedbir nedeniyle özel hayatın gizliliği ve aile hayatına saygı haklarının ihlaledildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin suç delillerini elde etmeamacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
96. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesikararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu korumatedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesibulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve kesin birhukuki düzenlemeye dayanmakta olup itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkinbir biçimde ortaya koyabilme olanağı başvurucuya tanınmıştır. Bundan başkatedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Koruma tedbirinin durumungerektirdiğinden daha uzun sürdüğü veya hedeflenen amaca ulaşmak bakımındanaçıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.
97. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanmatarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğindebaşvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya korumatedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuruformunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.
98. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Elkoyma KararıYönünden
99. Somut olayda başvurucunun dijital materyallerine 5271 sayılıKanun'un 134. maddesi kapsamında el konulmuştur. Bu elkoyma işlemininhukukiliği ve kesin sonuçları derece mahkemeleri tarafından yapılacak yargılamasonucunda ortaya çıkacaktır. Öte yandan el konulan dijital materyaller ve ceptelefonlarının incelenmesi tamamlandıktan başvurucuya iade edilmesi mümkünolacaktır. Son olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (j) bendinde "Eşyasına veyadiğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veyakorunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığıdeğerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen"kişilerin uğramış olduğu maddi zararları isteyebileceği belirtilmiştir.Başvurucunun yargılama sonunda elkoyma nedeniyle uğradığı zararları bu tazminatyoluna başvurmak suretiyle tazmin edebilmesi de mümkün olacaktır. Öte yandanbaşvurucu, el koyma kararına karşı itiraz yoluna başvurduğu yönünde bir iddiaileri sürmediği gibi buna ilişkin bir kanıt da sunmamıştır. Dolayısıylabaşvurunun hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yollar tüketilmeksizinyapıldığı anlaşılmaktadır.
100. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine ilişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
101. Başvurucu, mal varlığı değerlerine hukuka aykırı birbiçimde tedbir konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
2. Değerlendirme
102. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarınıntüketilmesi zorunludur (İsmail Buğra İşlek,§ 17).
103. 5271 sayılı Kanun'un 267. maddesinin (1) numaralı fıkrasınagöre hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşıitiraz yoluna gidilebileceği anlaşılmaktadır. Nitekim Nuray Işık (B. No: 2014/7561, 28/9/2016,§§ 68, 69) başvurusunda Anayasa Mahkemesi söz konusu itiraz yolunun etkisizolmadığını tespit ederek -diğer unsurlar yanında- mal varlığı ile tedbirkararlarına karşı olağan bir kanun yolu olan itiraz yolunun tüketilmemesinedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden başvurununkabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
104. Somut olayda başvurucu söz konusu yargısal yollarıtükettiğine dair herhangi bir bilgi veya belge sunmamıştır. Her ne kadarbaşvurucu ceza soruşturması aşamasında verilen tedbir kararından haberdarolmadığını ileri sürmüş ise de başvuru formunda mal varlığı ile ilgili tedbirkonulduğunu bildirmiştir. Bu durumda başvurucunun tedbirden haberdar olduğu veitiraz yoluna da gidebileceği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak bireyselbaşvurunun ikincilliği ilkesi gereğince olağan kanun yollarının tüketilmediğiihlal iddialarının doğrudan Anayasa Mahkemesince incelenebilmesi mümkündeğildir. Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlaline neden olduğu ileri sürülen sözkonusu iddiaya ilişkin olarak başvuru yolları usulünce tüketilmemiştir (Can Kaya, B. No: 2016/47214, 18/4/2019, §75).
105. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
106. Başvurucu; avukatıyla görüşmesinin kısıtlanması nedeniyleetkili bir hukuki yardım alamadığını, bu anlamda savunma yapma imkânınınkısıtlandığını, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillere yargımakamlarınca itibar edildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
107. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmekiçin olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16,17).
108. Somut olayda başvuruya konu yargılamanın istinaf aşamasındadevam ettiği tespit edilmiştir (bkz. § 27). Bu kapsamda başvurucunun bu başlıkaltındaki şikâyetlerine ilişkin hukuk sisteminde mevcut yargısal yollarıtüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
109. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olmasındandolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
3. Tutukluluğun makul süreyi aşmasından dolayı kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüneçıkarılmaksızın yapılmasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsızhâkim ilkelerine aykırı olduğuna ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Tutukluluğun devamı yönündeki kararlara itiraz taleplerinindeğerlendirilmemesi ile tutukluluk incelemesi sonunda verilen bir kısım kararıntebliğ edilmemesinden dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından dolayı kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
8. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın arama kararı yönündenaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
9. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın elkoyma kararı yönünden başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
10. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
11. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarınbaşvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemektenTAMAMEN MUAF TUTULMASINA 27/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.