TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
RECEP KILIÇ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/29156)
Karar Tarihi: 10/3/2021
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Raportör
:
Fatma Burcu NACAR YÜCE
Başvurucu
:
Recep KILIÇ
Vekili
:
Av. Necati YILMAZ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, işçilik alacağından kaynaklanan davanın aynımaddi olaya dayanılarak açılan başka bir davada verilen kararın aksi yönündebir sonuca ulaşılarak reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 6/7/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına gönderilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
A. BaşvurucununAçtığı Dava
8. Başvurucu A. Orman İşletme Müdürlüğü (Kurum)bünyesinde 2008 yılından itibaren belirsiz süreli hizmet sözleşmesi ilesendikalı ve toplu iş sözleşmesine (TİS) tabi olarak mevsimlik işçi statüsündeçalışmıştır. Kurum bünyesinde çalışan işçilerin çalışma şekli Kurum tarafındanaylık nöbet listeleri ile belirlenmiş, başvurucunun iddiasına göre işebaşladığı tarihten itibaren fazla mesai ücret alacağı kendisine ödenmemiştir.
9. Başvurucu ile birlikte aynı işyerinde çalışan dörtişçi fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğini iddia ederek Sakarya 3. İşMahkemesinde (Mahkeme) ayrı ayrı alacak davası açmışlardır.
10. Mahkeme 17/11/2016 tarihli kararında, başvurucununtalebini kısmen kabul ederek 500 TL'nin dava tarihinden, bakiye 11.236 TL'ninıslah tarihi olan 21/6/2016 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek bankamevduat faizi ile birlikte davalıdan alınarak başvurucuya ödenmesine kararvermiştir.
11. İlk derece mahkemesi karar gerekçesinde, başvurucununYargıtay içtihatlarında 24 saat nöbet tutularak çalışılan işyerleri ile ilgiliolarak uyku vb. ihtiyaçlar için geçen zaman çıkarıldıktan sonra bu türçalışmaların günde 14 saat olabileceğinin kabul edildiği belirtilmiştir.Devamında başvurucunun fazla mesai çalışmasının nöbet tuttuğu günlerde 6,5 saatolabileceği ve saat ücretinin ise %75 zamlı ödenmesi gerektiği, 3 saat fazlaçalışmaya ilişkin ücretin TİS'e göre ödendiği, kalan kısma ilişkin ücretinödenmesi gerektiğini belirterek bu miktar üzerinden hesaplanan ilave tutarlarailişkin talebin ödenmesi gerektiği ifade edilmiştir.
12. Davalı Kurumun istinaf talebi üzerine İstanbul BölgeAdliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi (İstinaf Dairesi) 1/6/2017 tarihli kararındailk derece mahkemesi kararını kaldırmış ve davanın reddine kesin olarakhükmetmiştir. İstinaf Dairesi özetle uyuşmazlık konusu döneme ait puantajlardayer alan çalışma ve bordrolardaki ödeme kayıtları dikkate alınarak farkalacağının bulunup bulunmadığının tespit edileceğini, fazla çalışmaya ilişkintanık beyanlarına itibar edilemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca TİS'e göre 8saatlik mesainin üstüne 3 saatlik fazla çalışma öngörüldüğü ve bu hükmüntaraflar için bağlayıcı olduğu, dolayısıyla 3 saatin dışında fazla çalışmadanve buna ilişkin alacaktan bahsedilemeyeceği gerekçesine yer vermiştir.
13. Nihai karar 20/6/2017 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir. Başvurucu 6/7/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. BaşvuruKonusu Dava ile Benzer Diğer Davaların Süreci
14. Başvurucu ile aynı durumda olan S.Ş., A.V., A.B. veM.E.nin davası yönünden Mahkeme 17/11/2016 tarihli kararlarında başvuru konusudavada verilen karar gerekçesini tekrarlayarak hüküm kurmuştur.
15. Davalı Kurumun istinaf talepleri, İstanbul BölgeAdliye Mahkemesi 28. 29. ve 30. Hukuk Dairelerinin 22/2/2017, 29/3/2017 ve23/2/2017 tarihli kararları ile esastan kesin olarak reddedilmiştir.
16. Esastan ret kararı veren İstinaf Daireleriningerekçelerinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E.2006/9-107, K.2006/144 sayılıkararına atıf yapılmıştır. Davalı işverenlerin işçileri çalıştırma şeklidikkate alındığında uyku ve zorunlu yemek ile diğer ihtiyaçları için geçenzaman çıkarıldıktan sonra çalışanların günde en fazla 14 saat çalışabilecekleribelirtilerek davalı işveren tarafından TİS hükümlerine bağlı olarak %75 zamlıödeneceğine ve günlük 3 saat üzerinden yapılmış olan fazla mesai ödemelerininücret bordrolarında tek tek belirlenerek hesaplama yapılmak suretiyle tenzilyoluna gidildiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla ilk derece mahkemesinideğerlendirmesinin yerinde olduğu ifade edilmiştir.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. KanunHükümleri
17. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun ''Fazlaçalışma ücreti'' kenar başlıklı 41. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Ülkenin genel yararları yahut işinniteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma yapılabilir.Fazla çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş saatiaşan çalışmalardır. 63 üncü madde hükmüne göre denkleştirme esasınınuygulandığı hallerde, işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalıkiş süresini aşmamak koşulu ile, bazı haftalarda toplam kırkbeş saati aşsa dahibu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz.''
18. 4857 sayılı Kanun'un "Çalışma süresi"kenar başlıklı 63. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
''Genel bakımdan çalışma süresi haftadaen çok kırkbeş saattir. Aksi kararlaştırılmamışsa bu süre, işyerlerindehaftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır...
...''
2. YargıKararları
19. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 8/10/2020 tarihli veE.2020/5880, K.2020/11091 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Davacı işçinin fazla çalışma yapıpyapmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. Fazla çalışmayaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarınailişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliğiispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımlabordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünenfazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyerikayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri içyazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerlekanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesigerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada gözönüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre defazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışmaücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışmayaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışmaalacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde,bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir.Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordrodabelirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir.
İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazlaçalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücretödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda ise işçinin ihtirazi kayıtileri sürmesi beklenemeyeceğinden, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığınınher türlü delil ile ispatı mümkündür.
Dairemizin görüşüne göre; orman yangınişçileri ile gözetleme kulelerinde görev yapan işçilerin görevleri itibariyleyangın döneminde bütün günü mesaiye hasretmesi mümkün olmayıp yapılan işinniteliği gereği ara dinlenmeleri normal mesai sistemine göre daha fazladır.Nitekim, orman yangın işçileri ile gözetleme kulelerinde görev yapan işçileretoplu iş sözleşmesi gereği fazla çalışma yapılsın veya yapılmasın günde üçsaatlik fazla çalışma ücreti ödenmektedir. İşçinin günde üç saatten daha fazlaçalıştığının yazılı delille (görev emirleri, çizelgeler, puantaj kaydı vs)ispatı halinde fazlasının ödenmesi gerekir. Aksi halde salt tanık beyanlarınagöre fazla çalışma yapıldığının ispatı kabul edilemez.
...
Her ne kadar; 4857 sayılı Kanun'un 92.maddesinin 3. fıkrasında, 'Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişeyetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölgemüdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi ispatlanıncaya kadargeçerlidir.' hükmüne yer verilmiş olup Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İşTeftiş Kurulu Başkanlığı’nın sözü edilen kesinleşmiş raporları bu sebeplebağlayıcı ise de; davacının 15.01.2013 tarihinde emekli olduğu, bilirkişiraporunda belirtilenin aksine davacının teftiş tarihinden önce emekli olmasısebebiyle isminin dosya içerisinde bulunan teftiş raporu ve eklerinde yeralmadığı bu sebeple teftiş sırasında davacının çalışma şekline yönelik birtespitte bulunulmadığı anlaşılmaktadır.
Şu halde, davacıya çalışma şekline göreToplu İş Sözleşmelerinde belirlenen fazla çalışma ödemesinin yapıldığı, davacınınödemesi yapılan süreden daha fazla çalıştığını yazılı bir delil ileispatlayamadığı, daha fazla çalışmanın salt tanık beyanlarına göre ispatınınmümkün olmadığı anlaşıldığından davacının fazla çalışma talebinin reddine kararverilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile kabul edilmesi hatalı olupbozmayı gerektirmiştir.
..."
20. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22/2/2016 tarihli veE.2016/5218, K.2016/3969 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçibu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada dageçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadarkesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ilerisürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağınınödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyerikayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri içyazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerlekanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesigerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada gözönüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre defazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
Somut olayda, davalı tarafından dosyayapuantaj kayıtları sunulmuştur. Kayıtların incelenmesinde, yangınla mücadeleiçin görevlendirme olduğu zamanların ayrı ayrı belirtildiği görülmektedir. Budurumda kamu kurumu tarafından sunulan puantaj kayıtlarına itibar edilerek,davacının 'MY' kodu ile yangınla mücadelede görevlendirildiği günlerinpuantajlardan tespiti ile bu günler yönünden her gün 3 saat üzerinden fazlamesai alacağının hesaplanması ve ödenen rakamların mahsubu ile alacağınbelirlenmesi gerekirken tüm sezon yönünden hesaplanması hatalı olup kararbozulmalıdır."
21. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 8/3/2018 tarihli veE.2018/3144, K.2018/6210 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Davacı işçinin fazla çalışma yapıpyapmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. Fazla mesaiyapıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışıgösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. İmzalı ücretbordrolarında bu çalışmaların karşılığı olan ücretlerin ödendiği anlaşılıyorsa,işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığı ileri sürülmesi mümkündeğildir. Ancak, işçinin fazla çalışma ve genel tatil alacağının daha fazlaolduğu yönündeki ihtirazı kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden dahafazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın,bordroların imzalı ve ihtirazı kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerlibir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılıdelille kanıtlaması gerekir.
...
Davacının görevi itibariyle yangındöneminde de bütün günü mesaiye hasretmesi mümkün olmayıp yapılan işin niteliğigereği ara dinlenmeleri normal mesai sistemine göre daha fazladır. Çalışmanınşekli dikkate alındığında aile hayatı ile çalışma hayatı iç içe geçmiştir. Bunedenle, davacı yangın nöbeti tuttuğu tüm süre için ancak toplu işsözleşmesinde belirlenen şekilde günlük 3 saat fazla çalışma (%75 saat ücretifazla) alacağına hak kazanacaktır. Tüm bu belirlemelere rağmen, hükme esasalınan bilirkişi raporunda, davacının 01 Haziran -31 Ekim arası yangınsezonunda haftada 5 gün 24 saat, 1 gün de 5 saat çalıştırıldığı, yasal günlükçalışma süresi 7,5 saat olarak kabul edilmiş ise de, haftada 5,5 gün çalışandavacının son gündeki çalışması 5 saat olduğundan diğer günlerdeki çalışmasının8 saat olarak kabul edilmesi gerektiği, 24 saat çalışmalarda Yargıtayın artıkyerleşik içtihatlarına göre bu sürenin 14 saat kabul edildiği, 14 saat çalışanişçinin 8 saati aşan çalışmasının 6 saat olduğu ve günlük 3 saatin karşılığınınzamlı olarak ödendiğinin kabulü durumunda karşılığı ödenmeyen günlük 3 saatlik fazlaçalışma alacağının bulunduğu kabul edilmiştir. Mahkemece varılan sonuçaçıklanan nedenler ile hatalı olduğundan doğru sonuca varılması için; davacınınyangın sezonu olan 01 Haziran-31 Ekim tarihleri arasında izinli olduğu ve haftatatili izni kullandığı günler gibi fiilen çalışmadığı günler puantaj kayıtlarıesas alınarak belirlenmeli, buna göre bu günler dışında davacının fiilençalışmış olduğu günlük 14 saat çalışma nedeniyle 11 saati aşan 3 saat fazlaçalışmaya hak kazandığı, toplu iş sözleşmesi hükümleri uyarınca davacıya yangınsezonunda beklediği her gün için 3 saat fazla mesai ödemesi yapılıp yapılmadığıtespit edilmeli ödenmiş ise dava reddedilmeli, ödenmemiş ise ödenmeyen kısımdavalı yararına oluşan usuli kazanılmış haklar da gözetilerek yapılacakhesaplama sonucuna göre hüküm altına alınmalıdır. Belirtilen hususlargözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
..."
22. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 5/4/2006 tarihli veE.2006/9-107, K.2006/144 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...1475 sayılı Yasanın yürürlükteolduğu dönemde; Yargıtay'ın istikrar kazanan uygulamasına göre haftalık 45saati aşan çalışmaların fazla mesai olarak kabulü gerekir. Davacının günde 14saat çalıştığı kabul edildiğinde, haftada 3 gün çalıştığında, haftalık çalışmasüresi 42 saat olacaktır. Bu haftalarda fazla mesai yapıldığı kabul edilemez.Dört gün çalışılan haftalarda ise, haftalık çalışma 56 saat olup, davacının buhaftalarda, haftada 11 saat fazla mesai yaptığının kabulü gerekir. Mahkemeninhükmüne esas alınan bilirkişi raporunda 1475 sayılı yasa döneminde günlük 7,5saati aşan çalışmaların fazla mesai olarak kabulü hatalıdır.
4857 sayılı Yasa döneminde ise; Günlük11 saati aşan çalışmaları ile haftalık 45 saatten fazla çalışmalar fazlaçalışma olarak kabul edildiğinden, haftada 3 gün çalışılan haftalarda 11 saatiaşan günlük 3 saat, haftalık 9 saat çalışmanın; haftada 4 gün çalışıldığındagünlük 3, haftalık 12 saat çalışmanın fazla çalışma saati olarak kabulügerekir.
Bu durumda fazla mesai sayılançalışmalar dışındaki çalışma süresi; haftada 3 gün çalışıldığında günlük 11saatten haftada 33 saati bulacağı; haftada 4 gün çalışıldığında ise günlük 11saatten haftalık 44 saate ulaşacağından ve haftalık 45 saati aşmadığındandenkleştirmeden söz edilemez.
Bu çalışma şekline göre; davacının fazlamesai çalışma alacağının saptanması için bilirkişiden Yargıtay denetimineelverişli ek rapor alınmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. Yanlışdeğerlendirme ile yazılı şekilde fazla çalışma alacak isteği ile ilgili hükümkurulması hatalı olup kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
2- Davacının, Kapsam Dışı PersonelYönetmeliğinin 12. maddesinde belirtilen vardiyalı çalışmalara ilişkinkoşullara uygun bir çalışması bulunmadığından vardiya primi isteğinin kabulü dedoğru görülmemiştir.
..."
B. UluslararasıHukuk
1. Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi
23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun veaçık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı
24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin6. maddesinin bir mahkeme önünde medeni hak ve yükümlülüğe ilişkin bir iddiadabulunma hakkını güvence altına aldığını, mahkemenin teşkilatı ve yargılamanınyürütülmesinin bu güvencenin kapsamında olduğunu (Golder/İngiltere, B.No: 4451/70, 21/2/1975, § 36), davalarda adil yargılanma koşullarını yerinegetirme yükümlülüğünün ulusal makamlara ait olduğunu ifade etmiştir (DomboBeheer B.V.v/Hollanda, B. No: 14448/88, 27/10/1993, § 33).
25. AİHM; Sözleşme'nin 6. maddesi adil yargılanma hakkınıgüvence altına alırken delillerin kabul edilme yöntemi konusunda herhangi birkural koyma yetkisinin AİHM'de olmadığını, ulusal kanunlar tarafından buhususların belirleneceğini, Sözleşme'deki hak ve yükümlülükleri ihlal etmediğisürece mahkemeler tarafından yapılan hataların giderilmesi görevinin de AİHM'deolmadığını belirtmiştir (Schenk/İsviçre, B. No: 10862/84, 12/7/1988, §§45, 46). Bu açıdan AİHM yaklaşımına göre yargılama süreci bütün olarakgözönünde bulundurulacak, bu süreçte delillerin nasıl sunulduğu da dâhil olmaküzere tüm deliller yönünden hakkaniyetsiz bir değerlendirme yapılıp yapılmadığıdikkate alınacaktır (Schuler-Zgraggen/İsviçre, B. No: 14518/89,24/6/1993, § 66).
26. AİHM'e göre tarafların ileri sürdükleri delillerinkabul edilebilirliği hususunda yerel mahkemeler belirli bir takdir yetkisinesahip olmakla birlikte mahkemelerin kararlarında yeterli bir gerekçegöstermeleri gerekir (Suominen/Finlandiya, B. No: 37801/97, 01/7/2003, § 36).Kararlarda gerekçe belirtilme zorunluluğu, mahkemelerin tarafları adil birşekilde dinleme yükümlülüğüyle de doğrudan ilgilidir (Kuznetsov/Rusya, B. No:184/02, 11/4/2007, § 85).
27. Yargılama sırasında sunulan bir kısım delilinmahkemece dikkate alınmaması şikâyeti ile ilgili olarak AİHM; mahkemeninbaşvurucunun bu yöndeki talebini gerekçesiz reddettiğini, kararda gerekçeolmamasının karara karşı etkili bir şekilde itiraz etme fırsatını da ortadankaldırdığını belirterek başvuruda Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edildiğinekarar vermiştir (Suominen/Finlandiya, § 38).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
28. Mahkemenin 10/3/2021 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
29. Başvurucu, aynı işyerinde çalıştığı bir kısım işçiyleaynı zamanda açtıkları davalarda Mahkemenin verdiği aynı karar ile ilgiliolarak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26., 28., 29. ve 30. Hukuk Dairelerininfarklı uygulama yapmak suretiyle aynı maddi olaya ilişkin farklı kararlarvermesi nedeniyle Anayasa'nın 36., 50. ve 55. maddelerinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı, adil ücret hakkı ile dinlenme hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
30. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir."
31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucunun aynı maddi olaya ilişkin farklı karar verildiğine dair şikâyetininhakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. Genelİlkeler
33. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında;herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğalsonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36.maddesinin birinci fıkrasına "ile adil yargılanma" ibaresinineklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikleTürkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvencealtına alınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil" edilmiştir.Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesine "herkesin adil yargılanma hakkınasahip olduğu" ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenenadil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (YaşarÇoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54).
34. Adil yargılanma hakkı uyuşmazlıkların çözümlenmesindehukuk devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir. Anayasa'nın 2.maddesinde Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti,Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönündebulundurulması zorunlu olan bir ilkedir (Hakan Altıncan [GK], B. No:2016/13021, 17/5/2018, § 44).
35. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukukdevletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayıamaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin deyasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasınıgerekli kılar (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; AYM, E.2014/183,K.2015/122, 30/12/2015, § 5). Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hemkişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yervermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamuotoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifadeetmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; AYM, E.2010/80, K.2011/178,29/12/2011).
36. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veyabirden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisininbenimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. AnayasaMahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardanbirine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukukkurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. AnayasaMahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birdenfazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyipetkilemediğini tespit etmektir (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916,12/1/2017, § 81).
37. Uygulamadaki yeknesaklığı sağlamaları beklenen YüksekMahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçegöstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları, bir kararın belirli bir daireyedüştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele alındığı takdirdebozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları ortaya çıkarır (TürkanBal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 53).
38. Özellikle aynı somut olay ve hukuksal durumdakifarklı kişilerce açılan davalarda birbiriyle çelişen sonuçlara ulaşılmasıhukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşebilir. Yargımercilerinin anılan ilkelerin bir sonucu olarak kamuoyu nezdinde yargıya olangüveni muhafaza etme bakımından kararlarında belli bir istikrar sağlamasıbeklenir (Hakan Altıncan, § 48).
39. Uyuşmazlığın çözümünde etkili olan maddi vakıalarındeğerlendirilmesi, yorumlanması ve nitelendirilmesi derece mahkemelerinintakdirindedir. Maddi vakıalar, uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarındanfarklı olarak sadece somut bir olayı ilgilendirdiğinden ancak somut olayınkoşulları çerçevesinde yorumlanabilir ve anlamlandırılabilir. Somut olayın tekbir uyuşmazlığa konu edildiği durumlarda maddi vakıalara ilişkin olarakmahkemeler arasında görüş ayrılığı oluşması mümkün değildir. Buna mukabil aynıolay çerçevesinde birden fazla uyuşmazlığın birden fazla mahkemede görüldüğühâllerde farklı mahkemelerin aynı olay kapsamındaki bir maddi vakıayı farklıdeğerlendirmesi ve yorumlaması mümkündür. Maddi vakıanın farklı yorumlanmasınabağlı olarak aynı olaya ilişkin uyuşmazlıklarda farklı sonuçlara ulaşılması vebirbiriyle çelişen kararlar verilmesi olasıdır. Bu durumda da aynı maddivakıanın farklı değerlendirilmesine bağlı olarak adil yargılanma hakkının ihlaledilmesi söz konusu olabilir (Özlem Terzioğlu, B. No: 2014/19341,21/11/2017, § 45).
40. Mahkemelerin maddi olgularla ilgili değerlendirme venitelemeleri ile mutlak bir şekilde bağlı olmaları söz konusu olmayıp bunlarıdeğiştirmeleri de mümkündür. Ancak maddi olgularla ilgili değerlendirmelerinaynı olay kapsamındaki diğer uyuşmazlıklar yönünden kuvvetli delil teşkiledebileceği gözetildiğinde mahkemelerin daha önce ulaştıklarından farklı birsonuca ulaşmaları durumunda bunun gerekçesini ikna edici bir şekilde ortayakoymaları beklenir (Özlem Terzioğlu, § 46).
b. İlkelerinOlaya Uygulanması
41. Somut başvurunun konusu, aynı işyerinde benzerkoşullarda çalışan işçiler tarafından açılan davaların bir kısmının yargımercilerinin farklı bir yaklaşımı benimsemesi nedeniyle farklı sonuçlandığı vebu hususun yargılamanın hakkaniyetini zedelediği iddiasıdır.
42. Somut olayda başvurucu ve aynı işyerinde çalışan birkısım işçi tarafından fazla mesai ücret alacağı davası açılmıştır. Mahkeme,davanın hukuki niteliğini tespit ederken her çalışanla ilgili maddi vakanınaynı olduğunu belirlemiş ve bu kapsamda değerlendirme yaparak tüm çalışanlarıntalebini kabul etmiştir.
43. Başvurucunun taraf olduğu dosyanın istinaf incelemesiİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, işçilerden ikisininki 29.Hukuk Dairesi, diğer işçilerinki ise 28. ve 30. Hukuk Daireleri tarafındanyapılmıştır.
44. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk DairesiTİS'e göre 8 saatlik mesainin üstüne 3 saatlik fazla çalışma öngörüldüğü ve buhükmün taraflar için bağlayıcı olduğu, dolayısıyla 3 saatin dışında fazlaçalışmadan ve buna ilişkin alacaktan bahsedilemeyeceği gibi yazılı belgelerkarşısında fazla çalışma hususunda tanık beyanlarına itibar edilemeyeceğigerekçesiyle hükmü ortadan kaldırarak başvurucunun davasını reddetmiştir. Diğeristinaf incelemelerini yapan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28., 29. ve 30.Hukuk Daireleri ise Mahkemenin başvurucunun davasında belirttiği gerekçedoğrultusunda istinaf taleplerini reddetmiştir.
45. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili davalardataraflarca ileri sürülen vakıaların yorumu ve sunulan delillerindeğerlendirilmesi ile bunların ispat gücünü haiz olup olmadığının takdiriderece mahkemelerine aittir. Bu kapsamda bir vakıanın ispatı için gösterilendelilin ispata yeterli olup olmadığına mahkemeler karar verir. Taraflardanbirine ait olan ispat mükellefiyetinin yerine getirilip getirilmediği hususundaderece mahkemelerinin geniş değerlendirme marjına sahip olduğunun kabulügerekir. Ancak derece mahkemeleri, ibraz edilen delil ve ileri sürülenolguların objektif bir değerlendirmeye tabi tutulduğunu kararlarında göstermeve taraflar arasında tartışmalı olan vakıanın ispat edilip edilmediği konusundaulaştıkları kanaatlerini davanın diğer tarafını da ikna edecek biçimde ilgilive yeterli bir gerekçeyle açıklama yükümlülüğü altındadır.
46. Başvuru konusu davada istinaf dairesinin dayandığıtemel nokta; toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre başvurucunun günlük 3 saattenfazla çalışma yapamayacağı, yapmış olsa dahi bunun ancak yazılı delillerleispatlanabileceği dosya kapsamında dinlenen tanık beyanlarının başvurucunun buiddiasını ispatlamaya elverişli olmadığı hususudur. Benzer davalarda diğerişçilerin bu yöndeki taleplerinin kabulüne karar veren istinaf dairelerinindosyada dinlenen tanık beyanlarını diğer delillerle birlikte değerlendirerek hükmeesas almak suretiyle davaları kabul ettiği anlaşılmaktadır.
47. Mahkeme tarafından somut olay koşullarındadeğerlendirme yapılmak suretiyle verilen kararın yeterli gerekçe içerdiğitespit edilmiştir. Söz konusu kararların belirli bir hukuksal temele dayandığı,kararlar arasındaki çelişkinin hukuki yorum farklılığından kaynaklandığı ve bufarklılığın içtihat farklılığı oluşturacak boyutta olmadığı anlaşılmaktadır.Sonuç olarak kararlardaki farklılığın hukuki güvenliği sarsacak nitelikteolmadığı, dolayısıyla başvurunun hukuk kurallarının yorumlanması ve delillerindeğerlendirilmesi kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir.
48. Ayrıca başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafınsunduğu deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerinive iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere veiddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya dauyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesitarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna ilişkin bir bilgi yada kanıt sunmadığı gibi mahkeme kararında bariz takdir hatası veya açık birkeyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.
49. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36.maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLALEDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerindeBIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 10/3/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.