TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
İRFAN ASLAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1782)
Karar Tarihi: 17/7/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Raportör
:
Hüseyin TURAN
Başvurucu
:
İrfan ASLAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1.Başvurucu 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen azamibeş yıllık tutukluluk süresini doldurmasına rağmen tahliye edilmediğini ilerisürerek Anayasa’nın 19. ve 36. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2.Başvuru, 27/2/2013 tarihinde İzmir 10. Ağır CezaMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemedebaşvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespitedilmiştir.
3.İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölümtarafından 26/6/2013 tarihinde yapılan toplantıdakabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5.Başvuru konusu olay ve olgular 27/6/2013 tarihindeAdalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 28/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafındanAnayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 10/9/2013tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 18/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
7.Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:
8.Başvurucu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında 17/3/2006 tarihinde tutuklanmış ve hakkında suç işlemekamacıyla kurulan örgüte üye olmak ve örgüt faaliyetleri içinde tasarlayarakadam öldürmek suçlarından tutuklu olarak yargılanmaya başlanmıştır.
9.İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/4/2011 tarih veE.2007/316, K.2011/70 sayılı ilamıyla başvurucunun hapis ve ağırlaştırılmış müebbethapis cezalarıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.
10.Mahkemenin kararı başvurucu tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 1. CezaDairesinin 6/11/2012 tarih ve E. 2012/3338,K.2012/7873 sayılı ilamıyla İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/4/2011 tarihlikararı bozulmuştur.
11.Yargıtay’ın bozma kararı üzerine İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılanyargılamada 24/1/2013 tarihli duruşmada, başvurucununtutukluluk süresinin 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinde yer alan 5 yıllıkazami süreyi doldurduğunu ileri sürerek tahliye talebinde bulunması üzerineadam öldürme suçundan tahliyesine karar verilmiş, fakat aynı dosya üzerindebaşvurucunun çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmak suçundan ise yenidentutuklanmasına karar verilmiştir.
12.Başvurucu İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesince 24/1/2013tarihinde verilen tutuklama kararına 28/1/2013 tarihinde itiraz etmiş, itirazİzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/82 Değişik İş numaralı kararı ile 5/2/2013tarihinde reddedilmiştir.
13.İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 12/4/2013 tarih veE.2012/216, K.2013/55 sayılı ilamıyla başvurucunun tasarlayarak adam öldürmesuçundan müebbet hapis ve örgüt üyeliği suçundan ise 4 yıl 1 ay 15 gün hapiscezalarıyla cezalandırılmasına karar vermiş, anılan karar başvurucu tarafından17/4/2013 tarihinde temyiz edilmiştir.
14.Bireysel başvuru ise 27/2/2013 tarihinde yapılmıştır.
B. İlgiliHukuk
15. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'nun 8. ve 9. maddeleri şöyledir:
"Bağlantı kavramı
Madde 8 - (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veyabir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı varsayılır.
(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suçdelillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suçsayılır.
Davaların birleştirilerek açılması
Madde 9 - (1) Bağlantılı suçlardan her biri değişikmahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyleyüksek görevli mahkemede dava açılabilir."
16. Aynı Kanun'un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde,tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesigösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez."
17. 5271 sayılı Kanun'un 104. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasındaşüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir."
18. Anılan Kanun'un 141.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentleri ile son cümlesişöyledir:
"Tazminat istemi
Madde 141 - (1)Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan,tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
.
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hükümverilmeyen,
.
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devlettenisteyebilirler."
19. Anılan Kanun'un 142.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisinetebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşmetarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir."
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
20. Mahkemenin 17/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun12/3/2013 tarih ve 2013/1782 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
B. Başvurucunun İddiaları
21.Başvurucu, 5271 sayılı Kanun’da öngörülen azami 5 yıllık tutukluluk süresinidoldurması üzerine yaptığı tahliye talebinin Mahkemece kabul edilmesi üzerinetahliye edildiğini, ancak hakkında tahliye kararı verilen aynı dosyada yer alanbaşka bir suç isnadından dolayı tekrar tutuklandığını, dosya kapsamındaki tümsuçlar için 17/3/2006 tarihinde tutuklama kararıverilmesine rağmen 24/1/2013 tarihli duruşmada ilk tutuklama kararında isnatedilen suçlardan biri için yeniden tutuklama kararı verildiğini, başvuru tarihiitibarıyla yaklaşık 7 yıldır tutuklu olduğunu, adil yargılanma hakkı vesilahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini belirterek Anayasa’nın 19. ve36. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
22. Başvurucunun şikâyetininesas itibarıyla kanunda öngörülen azami sürenin aşılması nedeniyle tutukluluğunhukuki olmadığına ilişkin olduğu, bu nedenle Anayasa'nın 19. maddesiçerçevesinde incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu, ayrıcagerekçelerini belirtmeden adil yargılanma hakkı ve silahların eşitliğiilkesinin de ihlal edildiğini iddia etmektedir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğiİddiası
23. Başvurucu adil yargılanmahakkı ve silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. AdaletBakanlığının bu kapsamdaki görüşleri özetle şu şekildedir:
“Şikâyetlere konu yargılamanın halen devam etmekteolduğundan, söz konusu iddialar açısından kanun yollarının tüketiliptüketilmediğinin değerlendirmesi hususunu, Anayasa Mahkemesinin dikkatinesunulması gerektiği düşünülmektedir.”
24. Başvurucu başvuru formu veeklerinde belirtilen hususlar dikkate alınarak başvurunun kabulüne kararverilmesini talep etmiştir.
25. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
26. 6216 sayılı Kanun’un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
27. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek içinihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari veyargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireyselbaşvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hakve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlaldurumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bunedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollartüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir (B.No: 2012/239, 2/7/2013, § 28).
28. Somut olayda başvuru konusuyargılamanın halen derdest olduğu, adil yargılanma hakkı ve silahların eşitliğiilkesinin ihlali kapsamındaki iddiaları yönünden başvuru yollarınıntüketilmediği görülmektedir.
29. Açıklanan nedenlerle,başvurunun adil yargılanma hakkı ve silahların eşitliği ilkesinin ihlalikapsamındaki kısmının başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. Tutukluluğun Kanuni Süreyi Aştığı İddiası
30. Başvurunun, makul süreyiaşacak şekilde tutuklu kalma nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlaledildiğine ilişkin kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başka birkabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
31. Başvurucu, tutukluluksüresinin Kanun'da öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle hukuki dayanağınınolmadığından şikâyet etmektedir.
32. Adalet Bakanlığı görüşündeAnayasa Mahkemesinin konuya ilişkin birçok kararında, bir kişi hakkında verilenmahkûmiyet kararı ile birlikte suç isnadına bağlı olarak tutulma durumunun sonaerdiğine, azami tutukluluk süresinin kişinin yargılandığı dosya kapsamındakitüm suçlar açısından en fazla beş yıl olması gerektiğine ve bu sürenindosyadaki her bir suç için ayrı ayrı hesaplanmasının kabul edilemez olduğunahükmedildiğini belirtmiştir.
33. Başvurucu, AdaletBakanlığının görüşüne katıldığını bildirmiştir.
34. Anayasa'nın 19. maddesişöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların vegüvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanundaöngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veyatutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüneçıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehliketeşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseriveya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahıiçin kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerinegetirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya dahakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişininyakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksunbırakılamaz.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancakkaçmalarını, delillerin yokedilmesini veyadeğiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıylatutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancaksuçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bununşartlarını kanun gösterir.
..."
35. Başvurucunun kanunitutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin bu şikâyetinin Anayasa'nın 19.maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
36. Anayasa'nın 19. maddesininbirinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğuilke olarak ortaya konulduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil veşartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrumbırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişininözgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesikapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusuolabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
37. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması"başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa'nın sözüne veruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa'nın 19.maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumlarınşekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa'nın 13. maddesindekitemel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ileuyumludur (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 30).
38. Kişi hürriyeti vegüvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usuleuygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derecemahkemelerine aittir. Anayasa'nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekildeözgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnaihâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygunolması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenleAnayasa'nın 19. maddesinde yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil veşartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutuklulukdurumunun "kanuni"dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izinverdiği hâllerde ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için,uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olupolmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.
39. Tutuklamaya ilişkin hükümler5271 sayılı Kanun'un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeyegöre kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığınıgösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir.Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir (B. No:2012/1137, 2/7/2013, § 45).
40. 5271 sayılı Kanun'un 102.maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine girenişlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunluhallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplamüç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplamtutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.
41. Somut olayda 17/3/2006 tarihinde tutuklanan başvurucu, 5271 sayılıKanun'un yukarıda belirtilen hükümleri uyarınca tutukluluk için öngörülen azamisürenin aşıldığı iddiasıyla tahliye talebinde bulunmuştur. Tahliye talebi,dosya kapsamında isnat olunan adam öldürmek suçundan yerinde görülerekbaşvurucunun tahliyesine, ancak aynı duruşmada dosya kapsamındaki çıkar amaçlısuç örgütüne üye olmak suçundan yeniden tutuklanmasına karar verilmiştir.
42. Anayasa'da yer alan hak veözgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındakikanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireyselbaşvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerininyorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisikapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa'ya bariz şekilde aykırı yorumlar iledelil değerlendirmesinde bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmasıhalinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireyselbaşvuruda incelenmesi gerekir.
43. 5271 sayılı Kanun'un 102.maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azamikanuni süreler düzenlenmiştir. Kişi hakkında birden fazla suça ilişkin aynıdosya kapsamındaki yargılamada tutukluluk süresinin her bir suç için ayrı ayrıuygulanamayacağı, uygulanan bir tutuklama tedbirinin yargılama sürecinin bütünüaçısından sonuç doğuracağı Anayasa Mahkemesince daha önce karar verilmiştir (B.No: 2012/1303, 21/11/2013, § 37).
44. 5271 sayılı Kanun'daki azamitutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azamibeş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.Ancak derece mahkemelerinin aynı dosya kapsamındaki suçlar yönünden kanunitutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrı hesaplanması gerektiği yönündekiyorumu, bireylerin tutuklu olarak yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemezbir şekilde uzatmaya elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden fazla suçisnadı olması halinde azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrıhesaplandığında kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemezbir şekilde uzayacaktır. Bir hukuk devletinde henüz suçluluğu hükmen sabit halegelmemiş bir bireyin mahkemenin benimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süreboyunca özgürlüğünden yoksun bırakılması düşünülemez (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 53).
45. 17/3/2006 tarihinden itibaren tutuklubulunan başvurucunun 24/1/2013 tarihinde yapılan duruşmada ilk tutuklamamüzekkeresinde zikredilen suçtan Mahkemece tahliyesine karar verilirken, aynıiddianamede yer alan ve yargılaması yapılan çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmaksuçuna istinaden ayrıca tutuklanmasına karar verilmiştir. Aynı dosya kapsamındabeş yıl süreyle tutuklama tedbiri düşünülmeyen bu isnatla ilgili olaraktutuklama şartlarının var olduğu bir an için kabul edilse bile, aynı dosyakapsamındaki ağır cezalık suçlar için Kanun'da öngörülen beş yıllık azamisürenin uzatılması mümkün değildir. Buna göre somut olayda, başvurucununYargıtay aşamasında geçen tutukluk süresi 1 yıl 6 ay 24 gün olup bu süreçıkarıldıktan sonra tutuklulukta geçirdiği toplam süre 5 yıl 6 aydır. 5271 sayılıKanun'un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen azami tutukluluksüresi ise 17/3/2011 tarihinde dolmuştur.
Bu durumda başvurucunun bu tarihten sonrakitutukluluk hali kanunda aranan şekil ve şartlara uymamaktadır.
46. Açıklanan nedenlerle, Anayasa'nın19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
47. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlaledildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlindeihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
48.Başvuruda, Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır. Anayasa Mahkemesince hükmolunan hak ihlalinin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için kararın bir örneği ilgili mahkemesinegönderilmelidir.
49. Başvurucu,50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talepetmiştir.
50. Başvurucu, uğradığını iddiaettiği maddi zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belgesunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için,başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tazminat talebi arasındailliyet bağı kurulması gerekir. Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayanbaşvurucunun maddi tazminat talebi reddedilmelidir.
51. Başvurucununözgürlük ve güvenlik hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlaltespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararı karşılığında somut olayınözelliklerini dikkate alarak başvurucuya takdiren(5.000,00) TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
52. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılamagiderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Adil yargılanma hakkı vesilahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin “başvuru yollarının tüketilmemesi”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutukluluğun kanuni süreyiaştığı yönündeki şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA
B. "Kanun'da öngörülenazami tutukluluk süresinin aşılması" nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasınınİHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya 5.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE ve tazminatailişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarıncatespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğinden sonra Maliye Bakanlığına yapılacakbaşvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olmasıhalinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre içinyasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın birer örneğinin ilgili mahkemeye ve Yargıtay’agönderilmesine,
17/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.