TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
İRFAN DURMUŞ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/4153)
Karar Tarihi: 11/5/2017
R.G. Tarih ve Sayı: 13/7/2017 - 30123
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Nahit GEZGİN
Başvurucular
:
1. İrfan DURMUŞ
2. Kadriye DURMUŞ
3. Muhammet DURMUŞ
Vekili
:
Av. Ali DİNSEVER
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir hükümlünün ceza infaz kurumunda çıkan yangındayanarak yaralanması sonrasında tedavisindeki yetersizlikler ve ihmalkârlıklarsonucu yaşamını yitirmesi ve bu olayla ilgili olarak etkili bir cezasoruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşama hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 26/3/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.
7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucular, Tarsus'ta yaşamaktadırlar. BaşvuruculardanMuhammet Durmuş ve Kadriye Durmuş'un oğulları, diğer başvurucu İrfan Durmuş'unise kardeşi olan 1989 doğumlu Hakan Durmuş (H.D.), olay tarihinden önce farklısağlık kuruluşları tarafından kronik psikotikbozukluk tanısı konulmuş bir kişidir.
10. H.D. olay tarihinde çeşitli suçlardan aldığı kesinleşmişmahkûmiyetler nedeniyle Aydın E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfazKurumu) hükümlü olarak tutulmaktadır.
11. H.D., Eskişehir Askerî Mahkemesinin hakkında yürüttüğüyargılama sonucunda verdiği koruma ve tedavi altına alınmasına ilişkin kararınyerine getirilmesi için 25/5/2011 tarihinde tutulmaya başlandığı bu Kurumdan30/07/2012 tarihinde Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine (Ruh ve SinirHastalıkları Hastanesi) gönderilmiştir.
12. Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin de psikotik bozukluk tanısı koyduğu H.D. sosyal şifa bulduğuve toplum açısından tehlikeli olma durumunun ortadan kalktığı gerekçesiyle aynıHastane tarafından tıbbi kontrol ve takip şartıyla taburcu edilerek diğercezalarını çekmek üzere 9/8/2012 tarihinde Ceza İnfaz Kurumuna yeniden teslimedilmiştir.
13. H.D. teslim edildikten sonra Ceza İnfaz Kurumundaki tekkişilik bir odaya kendi isteğiyle -Ceza İnfaz Kurumu görevlilerin beyanlarınagöre- alınmış, tutulmaya devam ettiği bu odada 11/8/2012 gününü 12/8/2012gününe bağlayan gece saat 02.00 sıralarında yangın çıkmıştır. H.D., odadankısmen yanmış bir şekilde infaz koruma görevlilerince çıkartılarak görevlilerinilk müdahalelerinin ardından olay yerine gelen 112 Acil Servis ekibi tarafındanAydın Devlet Hastanesine (Devlet Hastanesi) götürülmüştür.
14. Olaydan hemen sonra Ceza İnfaz Kurumu görevlilerince olayailişkin bir tutanak düzenlenmiş ve olay yerinin fotoğrafları çekilmiştir. Sözkonusu tutanağın ilgili bölümü şöyledir:
“…Hakan Durmuş, 11.08.2012 günü saat 02.00sıralarında bulunduğu oda kapısının önüne yığdığı yatak, elbise, battaniye gibieşyalarla kendisini yakmaya çalışmış ve kendisine müdahale edilmesini önlemekiçin oda kapısının kilit kısmına kemerle düğüm atmasına rağmen odaya yangıntüpüyle müdahale edilip yanan malzemeler söndürülerek kendisi oda dışına alınıphemen acil 112 servisi çağrılarak Aydın Devlet Hastanesine sevki yapılmıştır.”
15. H.D., sağlık durumunun ciddi olması ve Devlet Hastanesindeyanık tedavisi ünitesinin bulunmaması nedeniyle yanık tedavi ünitesi/merkezibulunan farklı şehir ve bölgelerdeki devlet veya üniversite hastanelerinenakledilmeye çalışılmış ise de görüşülen hastaneler tarafından yer yokluğugerekçesiyle her defasındakabul edilmemiştir.
16. 15/8/2012 günü Adana'daki bir özel hastane tarafından kabuledilmesi üzerine H.D.nin nakli için gereklihazırlıklara başlanmış ancak durumunun ciddiyeti nedeniyle naklin uçakambulansla yapılmasının gerekmesi ve bu hastanede uçak ambulansın inişi içinuygun bir fiziksel ortamın bulunmaması yüzünden bu nakil işlemi degerçekleştirilememiştir.
17. H.D., daha önce sorulup da nakledilmeye çalışılmasına rağmendiğer hastaneler gibi yer yokluğu gerekçesiyle kabul edilmediği İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Eğitim veAraştırma Hastanesi) -bu Hastanede yatan başka bir hastanın yaşamını yitirmesisonucu yer sağlandığının aynı gün (15/8/2012) Hastane tarafından bildirilmesiüzerine- bir uçak ambulansla nakledilmiştir. H.D. takip ve tedavisinin devamedildiği bu Hastanede 20/8/2012 tarihinde yaşamını yitirmiştir.
18. Devlet Hastanesi Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesinin düzenlediğiepikrizin ilgili bölümü şöyledir:
"...
FİZİK MUAYENE
- ... Tüm vücutta yaklaşık %70 ikinci dereceyanık mevcut. ...
KLİNİK İZLEM
11/08/2012 saat 02.45 hastaya tedavisidüzenlendi. ... 112 acil servise hastanın ileri bir yanık merkezine nakli içinistemde bulunuldu.
11/08/2012 Genel durumu kötü. Hasta ile kooere kurulamıyor. Ajite. ... Yanık merkezleri ilegörüşülüyor. Dr. F... K... ile görüşüldü. ... İzmir BozyakaDevlet Hastanesi yanık merkezi Prof. Dr. M... Y... ilegörüşüldü. En erken 20 gün sonra açılabileceği söylendi.
12/08/2012 saat 10:00 Genel durumu kötü. ...112 ile tekrar irtibat kuruldu. Yanık merkezlerinden yer aranıyor. Durumundan SABİM'e [Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi] bilgi verildi. ... 13/08/2012 Genel durumu kötü. ...112 ile irtibata geçildi. Yanık merkezlerinden yer aranıyor.
14/08/2012 Genel durumu orta. ...GATA, DİCLE, İzmit Devlet Hastanesi 112 aracılığı ilekabul etmiyor. Bozyaka, İzmir Atatürk,Adnan Menderes Ünv. ilebizzat görüşüldü. Yerleri olmadığı için hastayı kabul etmiyorlar.
...
... Adana Özel ... hastanesi ile görüşüldü.Hastanın nakli için hava ambulans sistemine başvuruldu. (...) "
19. Eğitim ve Araştırma Hastanesi görevlilerince ölüm olayınınbildirilmesi üzerine aynı gün İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafındansoruşturma açılmış ve nöbetçi Cumhuriyet Savcısı tarafından bir adli tıpuzmanının da hazır bulunduğu ölü muayene işlemi gerçekleştirilmiştir.
20. Cumhuriyet Savcısı tarafından gerçekleştirilen bu ölümuayene işlemi sırasında, olaydan haberdar edilmesi üzerine ölümüngerçekleşmesinden önce Tarsus'tan Aydın'a gelen başvurucu İrfan Durmuş da hazırbulunmuş ve kimlik tanığı sıfatıyla beyanı alınmıştır. Söz konusu ifadeninilgili bölümlerişöyledir:
" Ben olayın nasıl olduğunu bilmiyorum.... Kaldığı koğuşta M... isimli bir hükümlü ile kavgaetmiş. Kavgaya diğer mahkumlarda karışıp kardeşimi dövmüşlerdi. Bu olaysebebiyle kardeşimi çocukların kaldığı çocuk koğuşuna göndermişler. Çocukkoğuşundayken yangın olayı olmuş, daha sonra kardeşimi Aydın Devlet Hastanesinekaldırdılar. Burada 3 gün kaldıktan sonra durumu ağır olduğu için İzmir Bozyaka Devlet Hastanesine sevk ettiler. ... Kardeşimin cezaevindeyanması olayı ile ilgili ben daha sonra Aydın Cumhuriyet Başsavcılığına ifadevermek için gideceğim dedi."
21. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gerçekleştirilen ölümuayenesi sonrasındakesin ölüm sebebininbelirlenebilmesi için ceset sistematik otopsi işlemi yapılmak üzere İzmir AdliTıp Grup Başkanlığına (Adli Tıp Kurumu) gönderilmiş; bu Kurum tarafındanraporun düzenlenmesinin beklendiği 27/8/2012 tarihinde ise soruşturma dosyası,yetkisizlik kararı verilerek Aydın Cumhuriyet Başsavcılığına (CumhuriyetBaşsavcılığı) gönderilmiştir.
22. Adli Tıp Kurumunun 10/10/2012 tarihinde düzenlediği veCumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği otopsi raporunun sonuç bölümünün ilgilikısımları şöyledir:
"Yanık nedeni ile tedavi gördüğühastanede 20.08.2012 tarihinde öldüğü bildirilen ... HAKAN DURMUŞ’uncesedine 20.08.2012 tarihinde, Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığı Morgİhtisas Dairesi’nce yapılan otopsiden ve tetkiklerden elde edilerek yukarıyakaydedilen bilgi ve bulgular dikkate alındığında;
1. Kimya İhtisas Dairesi’nin raporuna göre; içorganlarda yapılan sistematik toksikolojik analizsonucunda, aranan maddelerin bulunmadığı, kanda; alkol(etil-metil) bulunmadığı,kan ve safrada; uyutucu-uyuşturucu maddelerin arandığını elde edilen bulgularagöre kanda ;"paracetamol","tramadol" ve "pheniramine"etken maddelerinin bulunduğu,
2. Kişinin ölümünün yanık ve bu nedenlegelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu kanaatini (bildirirrapordur)."
23. Aydın Cumhuriyet Savcısı, yangının kısa sürede bildirilmesiüzerine Ceza İnfaz Kurumuna giderek inceleme yapmış ve olaya ilişkin birtutanak düzenlemiştir. Söz konusu 12/8/2012 tarihli tutanağın ilgili bölümlerişöyledir:
" Müşadaheodasının parmaklıklı demir kapısının üstünde açık asma kilit olduğu haldesonuna kadar açık olduğu ve asma kilidin hemen alt tarafında bir kısmı yanmışşekilde yatay vaziyette süngü demirin hemen altında üst tarafında demir tokasıgelecek şekilde siyah beyaz naylon ipten mütevellit 5-6 kat döndürülmüşvaziyette kemer olduğu kemerin sargılarından iç kısımda olan 2-3 parçasınınyanık ve kopuk olduğu görüldü,
Müşahade odasının ilk girişinde yığıntı halinde siyah, ıslak, çoğu kömürleşmişve is kaplanmış vaziyette tişört, kazak, gömlek, battaniye gibi kıyafetlerinyanık vaziyette olduğu hemen bu yığıntının üst tarafında takriben 40-50 cmuzunluğunda üst tarafı yanmış ikiye kıvrılmış halde içinde yanık süngerparçaları gözüken yatak parçası olduğu görüldü,
Bu yığıntının hemen girişe göre sağ arkatarafında şahsın spor ayakkabılarının olduğu görüldü, içeride başkaca eşyanınkalmadığı görüldü,
...
Müşahade odasına girildiğinde, odanın kapı ön tarafındaki duvarların tamamenisle kaplanmış olduğu yer yer döküntü olduğu yan duvarlarda da is ve isle kaplıolup, sıva döküntüleri olduğu, arka havalandırma penceresinin olduğu bölümlerdede yer yer isli bölüm olduğu görüldü. Ayrıca müşahadeyegirmeden önce kapı üstündeki balkon pervazı şeklindeki çıkıntılarında grimtrak isle kaplanmış olduğu görüldü.
Müşahade odası içerisinde gözle yapılan gözlemlerle sünger yatak ve diğerkıyafetler dışında yakıcı herhangi bir sıvı veya bunun emarelerine ilişkinherhangi birşey görülmediği,
...
Kurum idaresinden alınan bilgiye göre adıgeçen hükümlünün Manisa ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde uzun süreliyatış sonrası geldiği, görevliler tarafından yapılan görüşmelerde cezaevikoğuşlarında yattığı ve kavgalı olup husumetli olduğu bu nedenle müşahade de kalmak istediğini bildirdiği ve akabindeidarece gerekli araştırmalar yapıldıktan sonra müşahadeodasına alındığı ve olay saatine kadar herhangi bir eyleminin olmadığı,talebinin bulunmadığı, şüpheli davranışlarının olmadığı bildirildi.
Olay saatinde müşahadekısmında görevli nönetçi memur tarafından alev vedumanın görülmesi üzerine derhal vardiya başmemurunahaber verildiği, başmemur nezaretinde görevlilerinderhal yangın söndürme tüpüyle müdahale ettikleri ancak kapının bağlanmışolması nedeniyle içeriye kapıya sarılı kemer (kayışın) indirmek veya koparmaksuretiyle açılıp zor girildiği derhal girildiği. Hükümlünün oda arka kısmındakituvalet bölümünde oturmuş vaziyette bulunduğu görevliler tarafından derhalüstündeki kıyafetlerin çıkartılarak şahsın hemen yakındaki banyoya sokulduğuorada elbiselerinin çıkarıldığı ve üzerinde sadece donunun kaldığı soğuk sualtına tutulduğu, bu esnada 112'ye haber verildiği ve özel folyoya sarıldığı veşahsın alınarak hastaneye götürüldüğü şahsın yürüyerek cezaevinden çıktığıancak şuanda cerrahi yoğun bakımdahayati tehlike kaydıyla yattığı, yanık ünitesi olan üniversite hastanelerineşevki için uğraşıldığı, ...
Ayrıca hastanede refakatte bulunangörevlilerle yapılan görüşmede şahsın halen yoğun bakımda olduğu, kendisindeolduğu ancak ifade verecek durumda bulunmadığı bildirildi."
24. Aydın Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ekibi (Olay Yeriİnceleme ekibi) de Cumhuriyet Savcısı'nın talimatı üzerine inceleme yapmış ve kriminal inceleme yapmak üzere olay yerinden bazı numuneleralmıştır. Bu incelemeden sonra Olay Yeri İnceleme ekibi tarafından 13/8/2012tarihinde düzenlenen raporun ilgili bölümü şöyledir:
“ …olayın E Tipi Kapalı Ceza İnfaz KurumuD-Blok sağ üst 2. kat 3 nolu müşahede odasında vukubulduğu, müşahade odasının demir parmaklıklarınınkapalı, sürgü kızaklı ve asma kilit ile kilitli olduğu, sürgülü kızak ve demirparmaklık sarılı vaziyette kısmen yanmış olan siyah-beyaz renkli metal tokalıbel kısmına bağlanan kemerin bulunduğu, oda içerisine girildiğinde zemindemuhtemelen yaralı şahsa ait giysi ve eşyaların, sünger yatağın ve odaiçerisinde bulunan çeşitli eşyaların yanmış ve ıslak olduğu duvarların tamamenyanmadan dolayı is olduğu, oda içerisinde tuvalet, çeşme ve bir adethavalandırma ızgarasının olduğu, oda içerisi yatak koyma beton zemini üzerindekırmızı renkli, bez iple bağlı, mekanizması olmayan ve çalışmayan bir adetçakmak olduğu (tespit edilmiştir.)"
25. Olay yerinden alınan numuneleri inceleyen Emniyet GenelMüdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarı (Kriminal Laboratuvar) tarafından düzenlenen 18/10/2012tarihli ekspertiz raporunda, olay yerinden uygun yöntemlerle alınan numunelerinanaliz edilmesi sonucu bu numunelerde herhangi bir yangın başlatıcı vehızlandırıcı madde kalıntılarına rastlanmadığı ifade edilmiştir.
26. Cumhuriyet Savcısı, yangının meydana geldiği sırada diğermüşahede odalarında kalan hükümlülerin ifadelerini almıştır. Bu hükümlülülerden bazıları, müteveffayı tanımadıklarını veolayın ne şekilde gerçekleştiğini bilmediklerini; bazıları ise olay gecesimüteveffa ile sohbet ettiklerini, bu sohbet sırasında birkaç kez istemesiüzerine bir çakmağı kendisine ulaştırdıklarını, gece yarısı duman kokusuduymaları ve müteveffanın kaldığı odadan dışarıya alev çıktığını görmeleriüzerine hep birlikte bağırmaya başladıklarını, seslerini duyan memurların koşarakgeldiğini, ardından bu memurların yangın söndürme tüpleri ve suyla yangınamüdahale ederek müteveffayı odadan çıkardıklarını söylemişlerdir. Bu hükümlülerayrıca müteveffanın odadayken sürekli kendi kendine konuştuğunu ancak bukonuşmaları sırasında kendisine veya bir başkasına zarar vereceğini söylediğiniduymadıklarını ifade etmişlerdir.
27. Bazı hükümlülülerin tanıksıfatıyla alınan ifadelerinin ilgili bölümleri şöyledir:
“H.K.: ... kendisinin sorunlu biri olduğunu,psikolojik sorunları olduğunu, Manisa’dan tedaviden geldiğini biliyordum.Olayın olduğu gün gece saat 24.00 civarında benden çakmak istedi. Ben çakmakvermedim çünkü odada sürekli kendi kendine konuşuyordu ve onu tehlikeligörüyordum kendisine zarar verecek bir olaya sebep olmak istemedim. Daha sonra müşahadiyede kalan diğer mahkûmlardan istedi. Diğermahkûmlardan birinden aldı fakat kimden aldı bilmiyorum. İlerleyen saatlerdeben uykuya dalarken yangın var diye bağrışmalar duydum. Hemen arkasındankurumda görevli infaz koruma memurları geldi. Ben odadan beş litrelik suşişesini memurlara verdim. Memurlar su şişesiyle ve yanlarında getirdikleriyangın tüpleri ile olaya müdahale ettiler. Memurlar yangını söndürdükten sonraHakan Durmuş’u odadan çıkardılar. Daha sonra bizi başka bir yere yerleştirdiler.Hakan Durmuş’un sürekli odada kendi kendine konuştuğunu duyuyordum fakat banaya da bir başkasına odayı ve kendini yakacağını dile getirmedi. Başka da birdiyeceğim yoktur.”
“T.K.: ... Hakan Durmuş’u tanımıyorum.Müşahede 1 kısmına 09/08/2012 günü geldiğini biliyorum. Görevli memur ile Hakanarasındaki konuşma esnasında Hakan’ın Manisa’dan geldiğini öğrendim. Hakankaldığı odada sürekli kendi kendine konuşuyordu fakat olay günü ve geldiği günhiçbir şekilde odayı yakacağını veya kendine zarar vereceğini hiç bir şekilde dile getirmedi. Olay gecesi saat 1.30civarında müşahede 1 kısmında kalmakta olan mahkûmlardan çakmak istedi.Hakan’ın sigara içip içmediğini bilmiyorum. Hakan’a mahkûm G.E. çakmağınıverdi. Hakan’ın odasının iki yan odasında kalıyordu. Olay olduğu esnada benuyuyordum. H.K. isimli mahkûmunyangın var diye bağırmasına uyandım. H.K. görevli infaz memurlarını çağırdı.Görevli memurlar hemen geldiler, yangını söndürdüler. Başka da diyeceğim birşey yoktur.”
“G.E.: ... Hakan buraya yerleştirildiktensonra kendisiyle biraz sohbet ettik. Kendisi bana rahatsız olduğunu, Manisa’yahastaneye gittiğini, tedavi olup geri geldiğini söyledi. Ben de kendisinegücümün yettiğince yardımcı olacağımı, kendisini dinleyeceğimi söyledim. Hakankaldığı odasında sürekli kendi kendine konuşuyor, şarkı söylüyordu fakat hiç bir şekilde kendisine zarar vereceğini veya odayıyakacağını söylemedi. Olay günü müşahadiye 1 kısmındakalan mahkûmlardan çakmak istedi. Bize sigara içeceğini, çakmağı olmadığınısöyledi. Bu sırada ben uyuyordum. Uykudan uyandım. Bana sigarasını yakacağınısöyleyince çakmağı verdim ve çakmak senin olsun dedim. Hakan’ın sigara içtiğinibiliyordum. Olayın olduğu esnada ben uyuyordum. Bağrışmalarla uyandım.Uyandığımda yangın olduğunu gördüm. Ben de görevli memurlara bağırarak onlarıçağırdım. Görevli infaz koruma memurları olay yerine hemen geldiler. Görevlimemurların elinde yangın tüpleri vardı. Hemen yan odada kalan H.K isimlimahkûmdan su şişesi aldılar ve olaya derhal müdahale ettiler. Yangını söndürüpHakan’ı odadan alarak götürdüler. Hakan Durmuş’a çakmağımı vermemin sebebisigarasını yakmak istemesiydi, kendisine zarar vereceğini bilmiyordum. Böylebir şeyin olacağını bilseydim asla vermezdim. Başka da bir diyeceğim yoktur.”
28. Hükümlü G.E.nin ifadesi,Cumhuriyet Savcısı tarafından 15/8/2012 tarihinde yeniden alınmıştır. Sözkonusu ifadenin ilgili bölümü şöyledir:
"... bir kaç kezsigara istedi ben kendim uzatmadım orda bulunan görevli memurla birkaç kezsigara gönderdim çakmak göndermedim sigaraları içti nasıl yaktığını bilmiyorum.O gece odasında şarkı türkü okuduğunu duydum. Başka konuşmasını duymadım ...Gece 02:00 civarında tam saati bilmiyorum kapıyavurdu, o gürültü ile uykudan uyandım 'bana çakmak verin' diye bağırıyordu. Bensana çakmağı buradan nasıl atayım dedim, bana ısrarla sigara içeceğini çakmakgöndermemi istedi 15-20 dakika boyunca Allah rızası için sigara içecem çakmak gönderin dedi. Ben sana çakmak göndermemmemur gelsin veririm dedim. Kısa bir süre sonra memur geldiğinde çakmağımı onavermesini söyledim hatta onun olsun dedim. Memur çakmağı aldı sonra benuyumuşum gece birden bağrışmalar ve duman kokusu ile uyandım. ... Olay bu şekilde olmuştur. Bendensigara yakmak için çakmak istemişti hem sigara hem çakmak göndermiştim çakmakve sigarayı memur vazıtası ile göndermiştim iple veyabaşka şeyle bağlayıp vermedim şahsın kendisini yakacağını duymadım duysam zatenvermezdim. ...
Olay hakkındaki bilgi ve görgüm bundanibarettir (dedi).
29. Ceza İnfaz Kurumunda olay tarihinde infaz koruma başmemuru olarak görev yapan T.T.ninşüpheli olarak alınan ifadesinin ilgili bölümü ise şöyledir:
“... Ben olay tarihinde kurumda görevlisorumlu baş memurdum. Olay saatine kadar herhangi bir olay yoktu. Takriben saat2.00 sıralarında baş memur odasında oturuyordum. Telefon geldi. M.K isimliinfaz memuru aradı. Amirim müşahede kısmında yangın var diye bağırıyordu.Derhal kalkarak görevli tüm arkadaşlara bağırdım. Yangın tüplerini ve elfenerlerini getirin dedim. Maltada koşturarak müşahadiyeye geldim. Diğer görevli memurlar da yangıntüplerini alarak arkamdan geldiler. Müşahadiyeninolduğu D Blok önüne geldiğimde M.K isimli infaz memuru duruyordu. Koşturarak 2.kattaki yangın kısmı mahalline gittim. Olay mahalline vardığımda 3-4 infazkoruma memuru ellerindeki su bidonlarıyla 3 nolu müşahadiye odasındaki yangını söndürmeye çalışıyorlardı. 3 nolu odanın kapısının arasından dışarıya alevler çıkıyordu.Ortalık dumanlarla kaplıydı. Hemen arkamdan gelen arkadaştan yangın tüpünüaldım. Kapı demir parmaklıklı olduğu için kapının dışından içerdeki yangınkaynağına yangın tüpünü sıkmaya başladım. Gördüğüm kadarıyla altta kıyafetler,battaniye gibi eşyalar üstünde de çatı haline getirilmiş, kıvrılmış ve o andayarısından çoğu yanmış sünger yatak vardı. Yangın tüpünü sıkmamla ateş söndü.Bu arada 'Hakan Hakan' diye bağırıyordum. İçeridekidumandan bir şey görünmüyordu. Fenerle bakmama rağmen kimseyi göremiyordum.İçeriden herhangi bir ses de gelmiyordu. Kapıyı açıp içeri girmek istedik ancakkapının asma kilidi, üstünden ceza evi yapımı naylon kemer ile 3-4 defa sarılıidi ve düğüm atılmıştı. Sıcağın etkisiyle de erimek üzereydi. Kilidi açabilmekiçin elimizde kesici bir şey olmadığından elimdeki toplu anahtarlarla asmakilidin üzerindeki sarılı kayışa vurmak suretiyle gevşetip aşağıya düşürdüm,asma kilidi kurtardım. Asma kilidi açmak istediğimde çok ısınmıştı. Hemenüstüne su döktüm ve açtım. Fenerle içeriye girdiğimde hükümlü Hakan’ı odanınarka kısmındaki tuvalet bölümünde köşeye çekilmiş ve çömelmiş halde gördüm.Hakan Hakan diye bağırdım. O da 'abi abi beni kurtarın' dedi. Başka bir şey demedi. Kollarındantutarak kaldırdım, yürüyerek odadan çıkardım ve yakındaki bir banyoya götürdüm.Hakan’ın üst kısmında bir şey yoktu. Altındaki pantolonu da Hakan kendisiçıkardı ve suyun altına soktum. O da elini yüzünü temizlemeye çalışıyordu.Öksürtmeye çalıştık, öksürünce biraz rahatladı. Hakan’a neden böyle bir şeyyaptığını sorunca sadece kafasını salladı başka bir şey demedi. Bu arada bizyangına müdahale ederken 112 acil servisine de haber verilmişti. Tam süresinihatırlamıyorum ama kısa bir süre içinde ambulans geldi. Doktor bize neyaptığımızı sordu. Suyun altına tuttuğumuzu söyleyince 'iyi yapmışsınız' dedive yanında getirdiği aliminyüm folyagibi bir şeye sardılar, kendi sedyelerine aldılar hemen orada müdahale ederekambulanslarına bindirip acilen memur nezaretinde hastaneye götürdüler, ... Olaybu şekilde olmuştur olay sonrası ben müşadiyedekigörevli O... K... ile görüştüm. Kendisi bana buolaydan yaklaşık 10-15 dakika önce o kısmı dolaştığını, H... K...ve Hakan ile konuştuğunu, Hakan'ın odasında volta attığını, Hakan'a 'neyapıyorsun nasılsın' diye sorduğunda'iyim biraz sonrayatacağım' dediğini, anormal bir durum görmediğini söylemişti. ... Hakan'ı dediğim gibi cezaevimize 2011sonlarında gelmesinden itibaren tanırım. Kendi halinde efendi garibanziyaretçisi olmayan bir kişiydi. Kaldığı koğuşlarda maddi durumu olmadığı içinpek geçinemiyordu. Koğuşlar pek onu istemiyorlardı en az 10-12 koğuşdeğiştirmiştir. Memurlar ile aralarında bir problem olmayan kendi halinde birkişiydi. Bildiğim kadarı ile hasmı da yoktu. Yine bildiğim kadarı ile sigara daiçiyordu. Müşadiye kısmında kalanlar ceza değilsadece kendi istekleri ile tedbir amaçlı kaldıklarından sigara v.s gibi herhangi bir yasaklamaları yoktu. Normal kantinihtiyaçlarını giderebiliyorlardı.
Çocuklar dışında sigara serbestti. müşadiyede odalar arasında sigaraveya çakmak alışverişi odalar bitişik olduğundan kendi aralarındayapabiliyorlar veya tespitimize göre çakmak veya sigaraya ip bağlamak suretiyleoda kapılarından birbirlerine atıyorlar. Memurların odalar arası sigara çakmak v.s gibi malzeme götürüp getirmeleri yasaktır. Memurlarınbu şekilde davranıp davranmadıklarını görmedim.
...
Savunmamda belirttiğim gibi Hakan Durmuş unbizimle herhangi bir husumeti yoktu. Saygılı bir insandı. Olay anına kadardaşüpheli herhangi bir davranışı olmamıştı, görmemiştik böyle yapcağınıda tahmin etmiyorduk.
(...).”
30.Olay tarihinde Ceza İnfaz Kurumunda idari memur olarak görevyapan C.S.nin şüpheli olarakalınanifadesinin ilgili bölümü şöyledir:
"... 11/08/2012 günü sabahında nöbetidevraldım, akşam sekize kadar herhangi bir problem yoktu, her şey normal olduğuiçin akşam 20:00'dan sonra icapçı olarak evime gittim, evimde bulunduğumuzesnada takriben 02:20 sıralarında cep telefonundan vardiyebaş memuru T... Bey tarafından cezaevi telefonundan arandım ve bana müşadiyede kalmakta olan Hakan DURMUŞ'unodasını yaktığını, kendisinde de yanıklar olduğunu, 112 çağrıldığını,hükümlünün 112 tarafından acilen hastaneye götürüldüğünü söyledi, ben hemengeleceğimi söyledim ve hemen nöbetçi savcı ile cezaevi savcısını telefonlaarayarak bilgi verdim. ... İlkönce olayın meydana geldiği müşadiye bir kısmınaçıktım, yanmış olan odayı gördüm, vardiyadaki görevli arkadaşlardan bilgialdım, ben aldığım talimat doğrultusunda fotoğrafların çekilmesi için talimatverdim ve odanın aynı şekilde hiç bir şeye dokunulmadan muhafaza edilmesiniistedim, sonra baş memur ve memur arkadaşlarla birlikte olaya ilişkintutanakları tanzim ettim, bu esnada 1. Müdürümüzde cezaevinde idi, takribensaat 05:30'a kadar bu şekilde işlemlere devam ettim akabinde de cezaevindenayrıldım.
...
Ben hükümlüyü tanımam kim olduğunu bilmemancak sonradan öğrendiğime göre Manisa'dan bir gün önce gelmiş, kendi isteğiile müşadiyede kalmak istemiş, neden bu şekildekalmak istemiş bilemiyorum, ancak olay anına kadar herhangi şüpheli birdavranışı olmamış, müşadede kalan diğer hükümlülerile konuştuğumda yangın anında uyduklarını, duman ve ateşle uyandıklarındabağırıp çağırdıklarını, memurların çok kısa bir süre içerisinde geldiklerinisöylemişlerdi.
Bu müşade odalarındakalan hükümlüler ceza olarak değil tedbir amaçlı veya kendi istekleridoğrultusunda barındırılan kişilerdir, bu nedenle çocuklar hariç yanlarındasigara ve çakmak ile diğer şahsi eşyalarını bulundurabilirler, kantinihtiyaçlarını giderebilirler, bunlarda herhangi bir yasak yoktur.
Hakan'ın neden ne şekilde bu olayı yaptığınıbilmiyorum ancak olay anına kadar bana veya diğer görevlilere herhangi bir şikayeti ve talebi gelmemiştir, diğer hükümlülerden deherhangi bir bilgi gelmemiştir, sadece odada bazen kendi kendine konuşup şarkısöylediğini dolaştığını söylemişlerdi. Görevli arkadaşlarda herhangi bir şüphelitavrının veya davranışını görmemişler.
Olaydan sonra yapılan idari soruşturmaesnasında müşade kısmında kalan hükümlülerdenbirisinden sigara içmek için çakmak istediğini ve çakmak aldığını duydum ancakbu şahsında kim olduğunu bilmiyorum.
Benim görevim esnasında herhangi bir şüphelidurum olmamıştır, olsaydı gerekli tedbirleri alırdım, herhangi bir şikayet veya bilgi gelmediği için hükümlü Hakan'ındavranışları hakkında çok fazla bir bilgim yoktur, herhangi bir tedbir almayada gerek olmamıştır. Hükümlünün yangın çıkarması hakkında en kısa süreiçerisinde olaya müdahale edilmiş, hükümlü gelen sağlık ekiplerine teslimedilip hastaneye sevk edilmiştir, tarafımdan da ilgili savcılara haber ve bilgiverilmiştir.
(...)."
31. Olay tarihinde Ceza İnfaz Kurumunun ikinci müdürü olarakgörev yapan K.İ.nin şüpheli olarak alınan ifadesininilgili bölümü şöyledir:
" ... Olayın ne şekilde olduğunu görmedimancak olay öncesi hükümlünün cezaevine geldikten sonraki gün koğuş dağıtımıesnasında kendisi ile görüşmüştüm, olaydan sonrada yaralandığı için görüşme imkanım olmadı.
Adı geçen hükümlü yanlış hatırlamıyorsam09/08/2012 tarihinde akşam saatlerinde Manisa'dan tedavi sonrası sevklecezaevimize gelmiş, kabulü esnasında kendi beyanları doğrultusunda geçiciolarak müşahade odasına alınmış, ertesi gün bengörevim dahilinde koğuş dağıtımına ilişkin işlemleri yaptığım esnada Hakan DURMUŞ'un müşahadede kalmasınailişkin tutanağını da gördüm, koğuşa dağıtmak için kendisini çağırdım, normalmüdür görüşü yaptığımız müdahale odasında Hakan DURMUŞ ile görüştüm. Görüşmemesnasında o saatte müdahale ekibinden görevli iki üç arkadaş daha odadabulunuyor idi isimlerini yeni geldiğimden tam net hatırlamıyorum, onlarınhuzurunda Hakan'a koğuşa dağıtım yapacağımı söyledim, kendisi bana yaklaşık 2-3hafta Manisa Ruh Hastalıkları Hastanesinde kaldığını, bu süre zarfında delikoğuşunda kaldığını, bundan dolayı çok yıprandığını 2-3 gün müşahadedekalmak ve kafa dinlemek için izin istediğini söyledi, ben ısrarla koğuşageçmesi gerektiğini belirtmiş isem de deli koğuşunda kaldığını bu nedenle kafadinlemek istediğini, bir kaç gün kalabalıktan uzak kalmak, kafa dinlemekistediğini söyledi, ben kendisine niye Manisa'ya tedaviye gittiğini sorduğumdao bana askerliği elverişli olup olmadığı konusunda askeri mahkemenin raporistediğini o nedenle gittiğini, herhangi bir psikolojik rahatsızlığınınolmadığını söyledi, talebi aşırı bir talep olmayıp 2-3 gün sonra koğuşdağıtımında herhangi bir engel olmadığından ben müşahadedenalınması konusunda herhangi bir talimat vermedim, kaldı ki o gün koğuşaalsaydık en ufak bir şekilde bir kavga olayı çıkartıp güvenlik nedeni ile müşahadeye geçmesi gerekirdi. Bu şekilde hükümlülerdavranışlarda bulunmaktadırlar, kalma isteğini de idare ve gözlem kurulundakiarkadaşlara ilettim, onlarında onayı ile o konuda karar aldık, müşahadede bıraktık. Bunlar geldiği günün ertesi günü yaniayın 10'unda olan olaylardır, görüşmem esnasında Hakan sakin, agresif herhangibir hareketi olmayan, psikolojik olarak biraz rahatlamış olarak gözüken,söylediğimi anlayan, söyledikleri anlaşılan hal ve davranışlar içerisinde idi,rahatsız olduğuna dair herhangi bir emare yoktu, ben kendisine seni Pazartesialıp koğuşuna vereceğim dediğimde bana 'uygundur' demişti. Bu şekilde o gün müşahade odasında kalmasına idare ve gözlem kurulu olarakkarar verildi, ...
Belirttiğim şekilde Hakan'la görüşmemesnasında kendisinin rahatsız olduğuna ilişkin herhangi bir emaresi yoktu,benden müşahadede kalma dışında herhangi bir talebiolmadı, müşahadede 1-2 gün kafa dinlemek için kalmakistediğini söylemişti. Bizcede talebi uygunolduğundan geçici olarak müşahadede kalması içinidare ve gözlem kurulu olarak kararı verdik.
Dediğim gibi ben olayın nasıl olduğunugörmedim, benim nöbetimde olmamıştı, olayın olduğu sabah mesaiye geldiğimdeolayı duydum, ...
İrfan [başvurucu] diğer yakınları Aydın'a hastaneye geldiklerinde ilkbaşlarda Hakan'ın daha önceden de annesinin evini yaktığını, daha önce başkabir suçtan başka bir cezaevinde yatarken tedavi için hastanede yattığını esnadafirar ettiğini söylemişti.
Hükümlü Hakan, İzmir iline sevk olduktan sonrakardeşi İrfan DURMUŞ telefonla cep telefonumdan beni devamlı aramak sureti ilesürekli bilgi istemiş, bazende duyduğu acı ile bizesert şekilde konuşarak ceza infaz kurumu çalışanları ve ceza infaz kurumundahükümlü olarak M... ve M... S...'ın suçlu olduğunu ifade ediyordu, bize olayın anlatılanşekilde olmadığını söyleyip bana 'siz yeni geldiniz, siz bilmezsiniz cezaevindesizden önce M... ve M... S... istedikleri gibi atkoşturduklarını, kendisinin de Aydın Cezaevinde yattığını ondan dolayıbildiğini, kardeşi Hakan'ın bundan 4-5 ay kadar önce M... S...'ın koğuşunda kalırken M...'ın onudövüp koğuşundan attığını ve bundan sonra kardeşinin koğuşlarda kalmakistemediğini, bundan dolayı kardeşinin müşahadedekaldığını, onların suçlu olduğunu, memurların cezaevinin suçlu olduğunu'söylemişti, sonraki telefon görüşmelerimizde de bu işte M... ve M... S...'ın parmağı olduğunu,şikayetçi olacağını, bu işin peşini bırakmayacağını, medyaya vereceğini, insanhaklarına kadar gideceğini söylemişti, bizde kendisini acısından dolayı sakinkarşılayıp bütün yasal haklarını kullanabileceğini, kurum ve insan olarakelimizden ne gelirse yardımcı olacağımızı söylemiştik.
(...)
... müşahadiyeyeceza olarak değil kendi istediği ve gözlem kurulu kararı ile alınmıştı,herhangi bir şüpheli hareketi yoktu, hangi düşünce ile nasıl yaktı bilmiyorum,...
(...)."
32. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucuların müştekisıfatıyla ifadelerinin alınması için 22/10/2012 tarihinde Tarsus CumhuriyetBaşsavcılığına talimat yazılmıştır. 6/11/2012 tarihinde bu talimat yerinegetirilerek alınan ifadelerde başvurucuların şikâyetçi olduklarınıbelirttikleri anlaşılmıştır. Başvurucu İrfan Durmuş ayrıca olaydan haberdaredilmeleri üzerine kız kardeşi ve annesiyle (başvurucuKadriye Durmuş) Aydın'a gelip Devlet Hastanesinde bulunan müteveffanın odasınagirdikleri sırada müteveffanın "Ağabeybeni yaktılar." demesi üzerine annesinin fenalaşarakbayıldığını, akabinde Ceza İnfaz Kurumunda görevli memurların yanlarındaoldukları sırada ise "Ağabey ben elimdebulunan sigarayla eşyaları yaktım." dediğini beyan etmiştir.Başvurucu, bunun yanında müteveffanın olay tarihinden önce başka hükümlülertarafından birkaç kez dövüldüğünü de ileri sürmüştür.
33. Başvurucu Kadriye Durmuş ise Devlet Hastanesinegeldiklerinde müteveffayı yoğun bakım odasında yatarken gördüğünü, bu odayagirer girmez fenalaşarak bayıldığını ve bu bayılma hadisesinden sonramüteveffayı ölümüne kadar bir daha görmediğini söylemiş ancak bayılmasındanönce müteveffanın başvurucu İrfan Durmuş'un ifadesinde belirttiği gibi "Ağabey beni yaktılar."dediğine ilişkin birifadesi olmamıştır.
34. H.D.yiCeza İnfaz Kurumundan Devlet Hastanesine nakleden sağlık görevlileri olayailişkin verdikleri ifadelerinde özetle, olayın bildirilmesi üzerine kısa birsürede olay yerine ulaştıklarını ve ardından Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinyanında bir sedyenin üzerinde oturmakta olan ve vücudunun çeşitli yerlerindeyanıklar olduğunu gördükleri kişiyi derhâl bir yanık battaniyesine sarıp DevletHastanesine götürdüklerini söylemişlerdir.
35. Olay tarihinde 112 Acil Servisinde doktor olarak görev yapanŞ.E.nin ifadesinin ilgili bölümü şöyledir:
"... Gelen ihbar üzerine kapalı cezaevineçıkış yapmamız söylendi. Muhtemelen olayın niteliğini de söyleyip bizden çıkışistemişlerdir. Biz ihbar üzerine çok kısa süre içerisinde cezaevine gittik.Cezaevine girdiğimizde içerde sedyenin üzerinde oturan bir şahıs gördük.Etrafında gardiyanlar vardı. Sedyede oturan şahsın üzerinde sadece kilot benzeri birşey vardı.Altında ve üstünde başka birşey yoktu, Vücudunun üst,arka, ön ve yüz kısmında yanıklar vardı. Tam hatırlıyamıyorumyüzde yetmiş civarında olabilir. Vakayı görür görmez hemen bu tür olaylardakullandığımız yanık battaniyesi çıkartıp hastayı sardık ve ambulansa aldık. ...Biz vakayı teslim ettikten sonra oradan ayrıldık.
Biz olay için ilk gittiğimizde yanan şahıssedyede oturuyordu. Şuuru yerindeydi. Ağrısı ve acısı olduğu için bağırarakkonuşuyordu. 'Çok acım var ağrıyor' gibi kelimelerle ağlar tarzda konuşuyordu.Ben olayın nasıl olduğunu sorduğumda ordakigörevliler yatağın yandığını söylediler. Yine tam hatırlıyamıyorumancak yanan şahıs ta 'yatak alev aldı' gibi birşeyler söylemişti. Konuşmalar arasında arada bir çakmaklafı da geçti ancak memurlar mı söyledi tam bilemiyorum. Görevlilerüstündeki elbiseleri çıkartıp suyun altına soktuklarını söylemişlerdi.
(...)."
36. Olay tarihinde Aydın Devlet Hastanesinde genel cerrahiuzmanı olarak görev yapan Doktor C.Ö.nünifadesinin ilgili bölümü şöyledir:
" (...)
Hastanın 02:45civarında hastanemiz yoğun bakım servisine yatırıldı. Yaklaşık olarakvücut yüzeyinin ilk hesaplamada yüzde yetmişineyakınının ikinci ve üçüncü derecede yanık olduğu, hastanın yoğun bakımdayatırıldığı, ... Daha sonra hastanın hemen 112 ile yanık merkezine nakli içinirtibata geçildi. Fakat yanık merkezlerinin o anda dolu olduğu bildirildi. Aynısabah 08:30 da 112 servisi ile tekrar irtibata geçildi. Hastane telefonu ileresmi kayıtlara geçmek üzere Türkiye de yanıkmerkezleri araştırıldı. Hiçbirinde yer olmadığı söylendi özellikle İzmir Bozyaka DevletHastanesi Yanık Merkezinde Prof. Dr. M... Y...ile bizzat görüşüldü. Yanık merkezinin dolu olduğu ve 20 günden önce vefat edenhasta olmadığı takdirde açılmadığı söylendi. ...12/08/2012 tarihinde Sabimehaber verilerek 112 haricinde sabim merkezinin de haberi olması istendi. Buarada Atatürk Üniversitesi anesteziyoğun bakım servisinden Dr. E... bey ile görüşüldü.Tel ( 0 ...) yer olmadığı belirtildi. İzmir Bozyaka danM... Y... iletel (0... ) icapcı uzman A... C... tel ( 0...-12:31) yanık merkezinden, Ankara Hastanesi Yanıkmerkezinden Dr. K... Bey (0...) Kartal DevletHastanesinden hastaneler arası sevk sorumlusu Dr. M... T..., (0...) yine KartalEğitim Hastanesi Yanık Merkezinden (0... ), Hacettepe Üniversitesinden Doç. Dr. A...Bey ( yanık ünitesi sorumlusu) (0... - 16 76) ilebizzat telefon görüşmeleri yapılarak yer arandı. Kayıtlara geçirildi. Fakat hiçbir yanık merkezinden yer bulunamadı.Cumhuriyet Başsavcılığının da devreye girmesiyle Adana Özel E... Hastanesindeyer olduğu söylenip Dr. B... bey ile görüşüldü. HavaAmbulansı ile hastanın nakline karar verildi. Fakat 3-4 saat sonra havaambulansının hastayı götürmeyeceği, hastanenin yerinin olmadığı tarafımızabildirildi. Bu arada hastanın medikal tedavisine devam edildi. Bunun haricinde Gata, Dicle, İzmit Devlet Hastanesi YanıkMerkezi, İzmir Atatürk Eğitim Hastanesi,Adnan Menderes Üniversitesi ile de görüşüldü. Yanık Merkezlerinin dolu olması nedeniyle hastayıkabul etmeyeceklerini söylediler. Sağlık Bakanlığına bağlı Ankara Numune EğitimAraştırma Hastanesindeki büyük yanık merkezine aynı tarihlerde bakanlıkça tadilataalındığından dolayı yanık merkezlerinin bu yüzden bu kadar dolu olduğubelirtildi. 4. günü Bozyaka Eğitimhastanesinden bir hastanın vefat etmesi üzerine yer açıldığı tarafımızabelirtildi. Hasta Bozyaka Eğitim Hastanesi YanıkÜnitesine nakil edildi.
(...)."
37. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Adli Tıp Kurumu İstanbulAdli Tıp Birinci İhtisas Kuruluna (Birinci İhtisas Kurulu) yangın sonrasındamüteveffaya yapılan müdahalelerde, hastanelere naklinde ve bu hastanelerdekiteşhis ve tedavilerinde bir gecikme olup olmadığı ile Ceza İnfaz Kurumu vesağlık görevlilerinin olayda ihmal ve kusurlarının bulunup bulunmadığısorulmuştur. Birinci İhtisas Kurulunun 29/5/2013 tarihli raporunun -bazışüphelilerin ve tanıkların ifadelerinin, olay hakkında düzenlenen adlibelgelerin ve müteveffaya ilişkin tıbbi belgelerin yer aldığı- sonuç bölümüşöyledir:
" 11/08/2012 tarihinde cezaevinde yalnızkaldığı koğuşta gece 02.00 sıralarında koğuşundan alevlerin görüldüğü görevlimemurlar tarafından kapının iç tarafında asma kilit üzerinde sarılı duran kayışnedeniyle kapının güçlükte açılabildiği, yatağın tutuşması şeklinde başlayanyangının söndürüldüğü, bu esnada vücudunda yaygın yanıklar olan tutuklununambulans ile Aydın Devlet Hastanesine götürüldüğü, burada 15/08/2012 tarihinekadar takipleri yapıldığı, bu süre içinde sürekli değişik yanık merkezleri iletemasa geçilip hastanın kabulünün sağlanmaya uğraşıldığı, 15/08/2012 tarihindeuçak ambulans ile İzmir Bozyaka Eğitim ve AraştırmaHastanesi yanık ünitesine naklinin yapıldığı, burada takip ve tedavileri devamederken 20/08/2012 de öldüğü bildirilen Hakan Durmuş hakkında düzenlenmiş adlive tıbbi belgelerde bulunan veriler birlikte değerlendirildiğinde:
1-Tıbbi belgelerinde intoksikasyonbulguları tanımlanmadığı, otopsisinde alınan doku örneklerinin Kimya İhtisasDairesinde yapılan incelemesinde tespit edilen paracetamol,tramadol ve pheniraminemaddelerinin tespit edilmiş olup bunların kişinin tedavisinde kullanılanilaçların etken maddeleri olduğu, bunlarla birlikte toksikmadde tespit edilmediği dikkate alındığında kişinin zehirlenerek öldüğününtıbbi delillerinin bulunmadığı,
2-Tıbbi belgelerinde ve otopsisinde kafakemiklerinde kırık, kafa içi travmatik değişim, içorgan ve büyük damar yaralanması tarif edilmediğine göre; kişinin travmatik bir tesirle öldüğünün tıbbi delilleribulunmadığı,
3-11/08/2012 tarihinde tek kaldığı koğuştasaat 02.00 da çıkan ve yatağın yanması ile sonuçlanan yangın olayında yaklaşık%70 oranında 2. ve 3. derecede yanık tespit edilip Aydın Devlet Hastanesinegötürüldüğü, burada ilk müdahalelerin yapılıp yanık ünitesi olan bir merkezenakil için uğraşıldığı, takip ve tedavilerinde enfeksiyon konsültasyonu yapılıpantibioterapisinin düzenlendiği, üre ve kreatinin yüksek olması nedeniyle nefrolojikonsültasyonu yapılıp tedavilerinin düzenlenip albuminverildiği, 15/08/2012 de yer bulunması üzerine İzmir BozyakaEğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, burada yapılan muayenesinde enfekte yaralarının olduğu, nefroloji,nöroloji ve enfeksiyon konsültasyonları istendiği, acil fasyotomive eskarektomi planlandığı, operasyon sonrası geneldurumunun düzelmeyip yoğun bakım ünitesine yatışının yapıldığı, takiplerinde28/08/2012 [20/8/2012] tarihinde saat 07:35 te arrestgeliştiği, CPR yapıldığı, yanıt alınamayınca 08.15 te ölü olarak kabuledildiği, otopsisinde dış muayenede saçlı deri içinde sol parietalbölgede patlamış bül olduğu, yüz, göğüs, sırt vebatın bölgelerini içerecek şekilde vücudun üst kısmında geniş alanda, dizlerdeve her iki uyluk yan yüzlerinde 2-3'üncü derece yanıklar olduğu, her iki önkolda eskarotomi kesilerininolduğu, el ve ayaklarda ödem ve ciltte soyulmalar olduğu, ayrıca genital anal muayenede postmortemdilatasyon dışında özellik gözlenmediği, dilatasyon dışında özellik görülmediği, iç organlarda heriki akciğer dokusunda ağrılık artışı olup kesitlerinde kanlı püylü sıvı çıkışı olduğu, histopatolojiktetkikte akciğerlerde akut pnömoni, fokal bir alanda diffüz alveoler hasarı ile uyumlu histopatolojikbulgular ve komşuluğunda çok sayıda mikotikmikroorganizma, intraalveoler ödem ve hemosiderin yüklü makrofaj, antrakozis, akut alveoler şişmeve konjesyon, karaciğerde parankimdeçok sayıda kolestatik hepatosit,böbreklerde parankimde fokal,lenfositik infiltrasyon odakları,konjesyon tespit edildiğinin belirtildiği dikkatealındığında; kişin ölümünün yanık ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydanagelmiş olduğu,
4-11/08/2011 tarihinde cezaevinde tek kaldığıkoğuşta, saat 01.00 sıralarında arkadaşlarından çakmak aldığı, saat 02.00 daodasından alevlerin yansımasının olduğu, kapı arkasında kapının açılmasınıönlemek için kayış ile bağlanmış olduğundan parmaklıklı kapının arkasındakikayışın üzerine vurularak kapının açıldığı, kapı açıldığında köşeye çekilmiş veçömelmiş halde olduğu, odadan çıkartılıp yıkandığı, o esnada 112 ekibiningeldiği, 112 ekibi doktoru Dr. Ş... E... tarafındanyapılan muayenesinde vücut üst, arka, ön ve yüz kısmında olmak üzere toplam %70civarında 2. ve 3. derecede yanık olduğu, yanık battaniyesine sarılarakambulans ile Aydın Devlet Hastanesine götürüldüğü, burada genel cerrahi uzmanı Dr.C... Ö... tarafından yoğun bakım servisine yatışınınyapıldığı, formülle sıvı raplasmanının düzenlendiği,geldiği günden itibaren değişik yanık üniteleri ile temasa geçildiği, yerbulunamadığı, burada yanıkların takip ve tedavilerinde pansumanlarınınyapıldığı, antibioterapisinin düzenlendiği, BUN ve kreatinin yüksek olması nedeniyle nefrolojikonsültasyonu istendiği, 15/08/2012 tarihinde yer bulunması üzerine uçakambulans ile İzmir Bozyaka Eğitim ve AraştırmaHastanesi Yanık Ünitesine sevk edildiği, burada yapılan tetkiklerinde tubuler nekroz, akut böbrek yetmezliği ve birden fazlavücut bölgesinde üçüncü derecenin üzerinde yanık tanısıyla yatışının yapıldığı,takiplerinde nefroloji, nöroloji, enfeksiyonhastalıkları konsültasyonu istenip tedavilerinin düzenlendiği, yapılanmuayenesinde üst ekstremite, gövde ve sırtta 3.derece enfekte görünümde yanık yaraları olduğu, bilateral ekstremitelerde ısıkaybı ve sirküler 3. derece yanığa bağlı kompartıman yaraları olduğu, acil fasyotomi ve eskarektomiplanlandığı, operasyon sonrası genel durumunun kötü olması nedeniyle ekstübe edilmeden yoğun bakıma yatırıldığı, 28/08/2012tarihinde saat 07:35 te arrest olduğu, CPR yapıldığı,yanıt alınamayınca 08.15 te ölü olarak kabul edildiği dikkate alındığında;kişinin koğuşunda meydana gelen yanık sonrası diğer odalardaki hükümlülertarafından haber verilmesi üzerine görevli cezaevi personeli tarafından 112acil ekibinin çağrıldığı, 112 ekibi tarafından yanık torbasına konularakgecikmeksizin Aydın Devlet Hastanesine götürüldüğü, burada muayenesinin vetetkiklerinin yapılarak müdahalesinin yapıldığı, yanık ünitesi olan bir sağlıkkuruluşuna nakli için uğraşıldığı, 15/12/2012 tarihinde yer olması nedeniyleİzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesine uçakambulans ile sevk edildiği, burada uygun takip ve tedavisinin yapıldığı dikkatealındığında; kişinin muayene takip ve tedavisini yapan hekimlere, yardımcısağlık personeline ve cezaevlerinde görevli personele atfı kabil kusurbulunmadığı oy birliğiyle (mütalaa olunur)."
38. Cumhuriyet Başsavcılığı 10/10/2013 tarihinde soruşturmadakovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümüşöyledir:
" ...
Yukarıda açık kimliği yazılı Hakan DURMUŞ'un ... cezai ehliyet yönünden koruma ve tedavialtına alınmasına ilişkin güvenlik tedbiri ilamının bulunduğu ve bu cezalarını25/05/2011 tarihinden itibaren Cezaevinde infaz ettiği,
...
Maktul Hakan DURMUŞ'untedavi ve kontrol için gönderildiği Manisa Ruh ve Sinir Hastalıklarıhastanesinden sosyal şifa halinde taburcu olduğu, akabinde 09/08/2012 tarihindeakşam saatlerinde Aydın E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna getirilip teslimedildiği, Cezaevine kabulü esnasında, kendi beyanı ve talebi doğrultusunda,kurum idaresi tarafından koğuşa alınıncaya kadar geçici olmak üzere müşahadiye odasına alındığı, ertesi gün koğuş dağıtımı içinçağrılıp beyanının alındığı, alınan beyanında, kendisinin 2-3 hafta süreyleManisa'daki hastanede kaldığını, bundan dolayı yıprandığını, 2-3 gün müşahadiyede kalıp kafasını dinlemek istediğini belirtip,herhangi bir rahatsızlığının olmadığını söylediği, bu beyanına dayanılarakidare ve gözlem kurulu kararıyla hükümlünün, 2-3 gün sonra yapılacak koğuş dağıtımınakadar, müşahadiyede kalmasına karar verildiği, aynıgün yani ayın 10 nunu 11 ne bağlayan gece, müşahade 1 kısım 2.nci kat 3.no.luodasında kalan maktülün, odanın demir parmaklıklı kapısını ve üzerindekiasma kilidini naylon örme kemeriyle sıkıca bağladığı, akabinde odadakibattaniye, eşya ve kıyafetlerini kapı önüne yığdığı ve üzerlerine de süngeryatağını ters V şeklinde yerleştirdiği, sonra da yandaki müşahadeodalarında kalan hükümlü ve tutuklulardan sigara içme bahanesiyle elde ettiğiçakmak ile yatak ve eşyaları tutuşturduğu, yatağın sünger olması nedeniyleateşin hızla yayılıp yoğun şekilde duman ve koku çıkardığı, sağ ve soltarafında sıralı diğer müşahade odalarında kalanhükümlü ve tutukluların koku ve dumanı görmeleri üzerine bağırmaya başladıkları,bağırma sesi üzerine blok görevlisi İnfaz Koruma Memurunun durumu fark edip başmemura haber vermesi üzerine, çok kısa bir süre sonra başmemurun yanındaki görevli memurlar ile birlikte olaymahalline geldiği, geldikleri anda odanın içerisinden demir parmaklı kapıdandışarıya doğru alev fışkırdığını ve içerisinin duman kaplı olduğunu gördükleri,hemen yangın tüpleriyle dışarıdan oda içine müdahale ettikleri, kapıyı açmakistediklerinde kapı ve kilidinin de naylon örme kemerle bağlı olduğu için ilk aşamadabaşarılı olamadıkları, ancak anahtarına vurmak suretiyle yanan ve eriyen kemeridüşürüp fener ile içeri girdikleri,maktül hükümlüyüodanın arka kısmındaki tuvalet bölümünde, üstü çıplak, altında kirli kotpantolon olduğu halde, köşede çömelmiş şekilde buldukları, derhal bulunduğuyerden kaldırılarak dışarı çıkarıldığı, 3-4 metre ilerdeki ortak banyoyagötürülüp soğuk suyun altına sokulduğu, elinin yüzünün temizlenmesininsağlandığı, yangına müdahale anında haber verilen 112 acil servisin gelmesi üzerine,maktulün derhal cezaevi girişindeki 112 ekibine götürüldüğü, 112 ekibitarafından, maktulün aliminyum folyoya sararak sedyeile yaralı halde ambulansa alıp Aydın Devlet Hastanesine ulaştırıldığı,
Maktulün Aydın Devlet Hastanesi yoğun bakımünitesine yatırıldığı ve tedavisine başlandığı, ilk hesaplamada %70 oranında,2. 3. derecede yanık tespit edilmesi üzerine hastane tarafından 112 merkezi ileirtibata geçilerek yanık tedavi merkezi olan hastanelerle irtibata geçilmesiiçin uğraşıldığı, ancak yer bulunamaması nedeniyle 15/08/2012 tarihine kadartedavisine mecburen bu hastanede devam edildiği, 15/08/2012 günü yanık merkezibulunan İzmir Bozyaka Eğitim ve AraştırmaHastanesinden olumlu cevap gelmesi üzerine ambulans ile Aydın'dan bu hastaneyesevkinin sağlandığı, burada tedavisine devam edilirken, 22/08/2012 tarihindevefat ettiği,
(...)
Olay akabinde Cumhuriyet Başsavcılığımızca,yangın olayının meydana geldiği 3 no.lu müşahadiyeodasının bulunduğu sıradaki müşahade odalarında kalanhükümlü ve tutukluların beyanlarının alındığı, tanıkların beyanlarında özetle;maktul Hakan ile sohbet ettiklerini, Hakan'ın bir kaç kez sigara istemesiüzerine kendisine sigara gönderdiklerini, çakmağı da ip bağlanmak ve atmaksuretiyle birbirlerine ulaştırdıklarını, gece yarısı duman kokusu duyulması veHakan'ın kaldığı odadan dışarıya alev fışkırdığının görülmesi üzerine, herkesinbağırmaya başladığını, memurların koşturarak geldiklerini, yangın tüpü ve sudökmek suretiylemüdahale edildiğini, görevlilerinHakan'ı odadan çıkartıp götürdüklerini beyan ettikleri,
(...)
Müşteki İrfan'ın, kardeşi Hakan ile aynıkoğuşta kalan M... isimli hükümlü tarafından dövülmesiolayıyla ilgili beyanı doğrultusunda, Cumhuriyet Başsavcılığımızca bu husustaaraştırmaya başlandığı, cezaevi kayıtlarında yapılan araştırmalar ilecezaevinden alınan yazışmalar sonucu hükümlü Hakan'ın, Aydın Cezaevinde kaldığısüre içerisinde 16 kez koğuş değiştirdiği ve adı geçen M... S...isimli hükümlü ile yangın olayından takriben 6 ay kadar önce 16/02/2012-17/02/2012 tarihleri arasında C-15 koğuşunda 1 gün süre ile birliktekaldıkları, bu tarihte ve ondan sonraki tarihlerde iddia edildiği şekilde M...tarafından Hakan'ın dövüldüğüne ilişkin herhangi bir şikayet, tutanak veyaidari soruşturmanın bulunmadığının tespit edildiği,
(...)
Olayın oluşumu sonrası, olaya müdahale, olaysonrası yaralının hastaneye sevki ve daha sonraki aşamalarda, maktülün yanık ünitesi bulunan Hastaneye sevki, teşhis vetedavi süreçlerinde orada bulunan cezaevi ile sağlık görevlilerinin herhangibir ihmalleri olup olmadığı konusunda, Cumhuriyet Başsavcılığımızca, İstanbulAdli Tıp Kurumundan rapor alındığı, İstanbul ATK. 1.İhtisas Kurulunun29/05/2013 gün ve 2013/38051/2548 sayı numarası ile tanzim olunun raporda sonuçolarak; kişinin koğuşta meydana gelen yangın sonrası diğer odalardakihükümlüler tarafından haber verilmesi üzerine görevli cezaevi personelitarafından 112 acil ekibinin çağrıldığı, 112 ekibi tarafından yanık torbasınakonularak gecikmeksizin Aydın Devlet Hastanesine götürüldüğü, burada muayenesive tetkiklerinin yapılarak, yanık ünitesi olan bir sağlık kuruluşuna sevkikonusunda uğraşıldığı, yer olması nedeniyle İzmir BozyakaEğitim ve Araştırmasına sevk edildiği, burada uygun takip ve tedavisininyapıldığı dikkate alındığında, kişinin muayene, takip ve tedavisini yapanhekimlere, yardımcı sağlık personeline ve cezaevlerinde görevli personele atfıkabil kusur bulunmadığına dair karar verildiği görülmüştür.
İstanbul ATK. 1.İhtisas Kurulunun 29/05/2013 günve 2013/38051/2548 sayı numarası ile tanzim olunun raporile birlikte, alınan şüpheli savunmaları, tanık beyanları, müşteki beyanları,olay yeri inceleme görgü tespit tutanakları ve raporları, tutanaklar, ölümuayene ve otopsi raporu, hastane kayıtları ile tüm soruşturma evrakı kapsamıbirlikte değerlendirildiğinde ;
Aydın E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundahükümlü olarak barındırılan maktül Hakan Durmuş'unvefatıyla sonuçlanan yangın olayında, olayın oluşumu öncesi ve sonrasındaCezaevi görevlisi şüpheliler ile olay sonrası maktülünhastaneye sevk edilip yatırılışları, tedavisi sürecine ilişkin cezaevi vesağlık görevlilerine izafe edilebilecek her hangi bir kusur bulunmadığı, bunedenlerle görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma kasıtlarının olmadığı, maktülün kendi iradesi ve eylemi ile sözü edilen olayaneden olup şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlemedikleri anlaşılmakla,
Sunulan nedenlerle yukarıda açık kimliğiyazılı şüpheliler hakkında üzerlerine atılı suçtan KAMU ADINA KOVUŞTURMAYA YEROLMADIĞINA (karar verildi)."
39. Başvurucular; müteveffanın Ceza İnfaz Kurumunda tek başınatutulduğu bir odada dışarıdan bir çakmak edinebilmesinin ve bir kemerbulundurarak kendisini yakabilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığını,ayrıca olaydan sonra Devlet Hastanesinde tedavi gördüğü sırada yakıldığınısöylediğini ileri sürerek bu karara itiraz etmişlerdir.
40. Başvurucuların bu itirazı Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesinin17/1/2014 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Karar gerekçesininilgili bölümü şöyledir:
"... olaydan hemen sonrada CumhuriyetSavcısı tarafından ceza evinde olay yeri incelemesi yapılmış olması,soruşturmaya derhal başlanması, müşahade odalarındabulunan diğer hükümlülerin müteveffanın kendilerinden ısrarla sigara içmek içinçakmak istediklerini söylemiş olmaları ve tanık G... in çakmağı kendisiningönderdiğini söylemesi ve yangının gece yarısından sonra odanın iç kısmındaodadaki eşyalar tutuşturarak çıkmış olması, odanın içinden kapının hükümlününkemeri ile bağlanmış olması, dışarıdan bir etki ya da eylem olduğuna dair diğerhükümlülerin de bir bilgi ve beyanlarının olmadığı gibi bizzat hükümlününkardeşi İrfan'ın 06/11/2012 tarihli ifadesinde müteveffanın kendisinin eşyayıtutuşturarak ateşe verdiğini söylemiş olması ve Adli Tıp Kurumu raporunda sağlıkgörevlileri ve cezaevi görevlilerinin bir kusurunun bulunmadığının raporedilmiş olması hususları değerlendirildiğinde müteveffanın kendisinin çıkardığıateş ile meydana gelen yangında yaralandığı ve ceza evi görevlilerine ve tıbbıpersonellere bir kusur yüklenmesinin mümkün olmadığı yönündeki takipsizlikkararı mahkememizce yerinde görülmüş ve itirazın reddine (karar vermekgerekmiştir)."
41. Bu karar başvurucular tarafından 7/3/2014 tarihindeöğrenilmiş ve 26/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.UYAP ile yapılan MERNİS (Merkezi Nüfusİdare Sistemi) sorgulamasına göre başvuruculardan Muhammet Durmuş, bireyselbaşvuruda bulunulmasından sonra 6/9/2016 tarihinde yaşamını yitirmiştir.
42. Ceza soruşturmasının yürütülmesinin yanında olayın hemenakabinde Ceza İnfaz Kurumu görevlileri hakkında bir idari soruşturma açılmış vebu soruşturma sonucunda verilen kararda; müteveffanın bulunduğu odanınkapısında bulunan kilidi görevlilerin açmaması için kemerle sararak ilkmüdahaleyi geciktirmeye çalıştığı, görevli personelin kilidi açarak alevleriyangın tüpü ve su bidonlarıyla söndürerek müteveffayı bulunduğu odadan dışarıçıkardığı ve müteveffaya ilk müdahaleyi hemen orada yaparak 112 Acil Servisiylehastaneye gönderdiği, alınan diğer hükümlü ifadelerine göre müteveffanınpsikolojik sorunları olduğu ve sürekli kendi kendine konuştuğu ancak kendinezarar vereceğine ilişkin olarak bir izlenim bırakmadığının anlaşıldığı,dolayısıyla ilgili görevlilerin olayda kusur ve ihmallerinin bulunmadığısonucuna varıldığı belirtilmiştir.
IV.İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
43. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun"Bir suçun işlendiğini öğrenenCumhuriyet savcısının görevi" kenar başlıklı 160. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka birsuretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamudavasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğiniaraştırmaya başlar."
44. 5271 sayılı Kanun'un “Cumhuriyetsavcısının görev ve yetkileri” kenar başlıklı 161. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veyaemrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayıyapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamugörevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevigereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlemyapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından sözkonusu işlemi yapmasını ister.
…”
45. 5271 sayılı Kanun’un “Adlîkolluk ve görevi” kenar başlıklı 164. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:
“(1) Adlî kolluk; 4.6.1937 tarihli ve 3201sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12 nci maddeleri, 10.3.1983 tarihli ve2803 sayılı JandarmaTeşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 7 nci maddesi,2.7.1993 tarihli ve 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve GörevleriHakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesi ve 9.7.1982 tarihli ve 2692sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilensoruşturma işlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade eder.
(2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyetsavcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır.Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkinemirlerini yerine getirir.
...”
46. 5271 sayılı Kanun’un "Kamudavasını açma görevi" kenar başlıklı 170. maddesinin (2)numaralı fıkrası şöyledir:
" Soruşturma evresi sonunda toplanandeliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyetsavcısı, bir iddianame düzenler."
47. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kabul edilen-soruşturmanın yürütüldüğü dönemde de yürürlükte olan- 18/10/2011 tarihli ve(10) No.lu Genelge'nin ilgili bölümüşöyledir:
"...
3- İnsan haklarına saygılı bir şekilde maddigerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi içinsoruşturmaların zamanında, etkin, eksiksiz, süratli ve düzenli bir şekildeyürütülmesi, bu cümleden olarak; suç işlenildiğininherhangi bir şekilde öğrenilmesi üzerine zaman geçirilmeksizin soruşturmabaşlatılması, delillerin tespit edilerek muhafaza altına alınması, gerektiğindeolay yerinin güvenliğinin sağlanması suretiyle delillerin kaybolmasını vebozulmasını önleyici tedbirler alınarak olay yerine derhâl gidilmesi, olayyerinin incelenmesi ile keşif yapılmak suretiyle ileri sürülen iddialarlakarşılaştırılmasının yapılması, olay yerinin fotoğraflarının veyagörüntülerinin soruşturmayı aydınlatacak şekilde tespit ettirilmesi, ayrıcayapılan işlemlerin ayrıntılı olarak tutanağa geçirilmesi, şüpheli veya sanığınbeden muayenesi ve vücudundan örnek alınması gibi soruşturma işlemlerinin usulve kanun hükümlerine göre geciktirilmeksizin yerine getirilmesi, olayla ilgiliolan şüpheli, tanık, şikâyetçi ve mağdur ifadelerinin eksiksiz bir şekilde veusulüne uygun olarak alınması,
(...)”
B. Uluslararası Hukuk
1. Birleşmiş MilletlerBelgeleri
48. 1991 yılındayayımlanan Birleşmiş Milletler Hukuk Dışı, Keyfî ve Yargısız İnfazlarınÖnlenmesine ve Soruşturulmasına İlişkin El Kılavuzu'nda (Uluslararası OtopsiProtokolü ve Minnesota Protokolü şeklinde anılmaktadır.) her şüpheli ölüm içinsoruşturma açılması ve bu soruşturmanın yeterli bir otopsiyi içermesi,otopsinin ehil kişilerce yapılması ve soruşturma sonuçlarının otopsi raporu dadâhil olmak üzere kamuoyuna sunumunun amaçlanması gibi ölüm nedenininaraştırılmasındaki minimum yasal standartlar belirlenmiştir.
2. AvrupaKonseyi Belgeleri
49. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygıyükümlülüğü"kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetkialanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklananhak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar"
50. Sözleşme'nin "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
" Herkesin yaşam hakkı yasaylakorunur..."
51. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 2.maddesi 1. maddesiyle birlikte yorumlandığında devletin yaşama hakkıkapsamındaki bir olayı etkili soruşturma yükümlülüğünün bulunduğunu kabuletmiştir (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık[BD], B. No: 18984/91, 5/9/1995, § 161). Mahkeme, yaşama hakkı kapsamındaincelediği McCann ve diğerleri/ Birleşik Krallıkbaşvurusunda verdiği kararla devletin etkili soruşturma yükümlülüğü bulunduğunuilk kez belirgin bir şekilde karar altına almıştır.
52. Mahkemeye göre bu yükümlülük, sadece bir kamu görevlisinineylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm olayları açısından geçerlideğildir (Salman/Türkiye [BD], B.No: 21986/93, 27/6/2000,§ 105; Şener Can ve diğerleri/Türkiye, B. No:27446/12, 24/11/2014, § 37). Devletin doğal olmayan her ölüm olayında-öldürmeme ya da yaşamı korumama yükümlülüklerini ihlal etmemiş olsa da-gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yöneliketkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü vardır. Ayrıca devletin etkilisoruşturma yapma şeklindeki usul yükümlülüğü, maddi yükümlülükten ayrı vebağımsız bir yükümlülük hâline gelmiştir.
53. Mahkeme, 2001 yılında incelediği bir başvuruda verdiğikararda ise devletin yükümlülüğündeki etkili soruşturmanın ilkelerinibelirlemiştir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94,4/5/2001). "Jordan Prensipleri" olarak anılan bu ilkeler, Mahkemenintamamen yeni belirlediğiilkeler değildir. Yukarıdabelirtilen McCann ve diğerleri/ Birleşik Krallık kararındanberi önüne gelen davalarda uyguladığı birtakım ilkelerinsistematikleştirilmesindenibarettir. Mahkemenin yaşama hakkı kapsamında etkili soruşturmaya ilişkinbelirlediği ilkeler şöyledir:
-Soruşturma makamlarının yaşama hakkıyla ilgili konulardanhaberdar olduklarında kendiliğinden harekete geçmeleri (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, §105)
-Soruşturma makamlarının bağımsız olmaları (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, §106)
- Soruşturmanın sorumluların tespitini ve cezalandırılmasınısağlayabilecek şekilde etkili olması, bu kapsamda olayı aydınlatmayayarayabilecek bütün delillerin toplanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, §107)
-Soruşturmanın makul bir süratle tamamlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, §108)
-Yürütülen soruşturmanın ve sonuçlarının kamu denetimine açıkolması, her olayda ölen kişinin yakınlarının veya başvurucunun meşrumenfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarınınsağlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık,§ 109)
54. Mahkeme kararlarında, soruşturmanın etkililiği için builkeler belirlenmekle birlikte soruşturma yükümlülüğünün bir sonuç yükümlülüğüdeğil uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olduğu, bu itibarla bu konudakiyaptığı değerlendirmelerinbaşvuruculara üçüncükişileri adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği,tüm yargılamaları mahkûmiyetle veya belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırmaödevi yüklediği anlamına hiçbir şekilde gelmediği de belirtilmiştir (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 96).
55. Mahkemeye göre kasten gerçekleştirilen ölümlerde etkili bircezai soruşturma yürütme zorunluluğu bulunmakla birlikte ihmal nedeniylemeydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalar açısından farklı bir yaklaşımınbenimsenmesi gerekir. Buna göre yaşama hakkının veya fiziksel bütünlüğünihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise “etkili bir yargısal sistem kurma”yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasınıgerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukukyollarının açık olması yeterli olabilir (Vo/Fransa[BD], B. No: 53924/00, 8/7/2004, § 90; Mastromatteo/İtalya [BD], B. No: 37703/97, 24/10/2002, §§ 90, 94-95; Calvelli veCiglio/İtalya, B. No: 32967/96,17/1/2002, § 51).
56. Bununla birlikte Mahkeme; ihmal suretiyle meydana gelen ölümolaylarında kamu görevlilerinin bu konuda muhakeme hatasını veya dikkatsizliğiaşan bir ihmali olduğu, başka bir ifadeyle olası sonuçların farkında olmalarınarağmen kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyetnedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemlerialmadıkları durumlarda -bireyler kendi inisiyatifleriyle ne gibi hukukyollarına başvurmuş olursa olsun- insanların hayatının tehlikeye girmesineneden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmamasının ya da bukişilerin yargılanmamasının yaşama hakkının ihlaline neden olabileceğine kararvermiştir (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 93; Budayeva ve diğerleri/Rusya, B. No: 15339/02,20/3/2008,§ 140).
57. Mahkemeye göre bu yaklaşım, Sözleşmeci bir devletinmakamlarının, vatandaşların tümüne sağlamakla yükümlü oldukları tıbbi bakımıvermeyi reddederek bir kimsenin hayatını tehlikeye atmaları hâlinde veyatehlikeye attıklarının kanıtlanması hâlinde kamu sağlığı alanında da geçerlidir(Chypre/Türkiye [BD], B. No: 25781/94, § 219; AİHM2001-IV; Nitecki/Polonya (k.k.),B. No: 65653/01, 21/3/2002; Mehmet Şentürkve Bekir Şentürk/Türkiye, B. No: 13423/09, 9/4/2013, § 105 ).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
58. Mahkemenin 11/5/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
59. Yaşama hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybedenkişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyleölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda başvurucular Muhammet Durmuş,Kadriye Durmuş ve İrfan Durmuş; müteveffanın sırasıyla babası, annesi vekardeşidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.
A. Başvurucu MuhammetDurmuş Yönünden
60. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Kanun Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi ve şartları” kenarbaşlıklı 48. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
“(5) Kabul edilebilirlik şartları veincelemesinin usul ve esasları ile ilgili diğer hususlar İçtüzükle düzenlenir.”
61. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 80. maddesinin ilgilikısımları şöyledir:
"(1) Bölümler ya da Komisyonlarcayargılamanın her aşamasında aşağıdaki hâllerde düşme kararı verilebilir:
...
ç)Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden ötürü,başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmemesi.
(2) Bölümler ya da Komisyonlar; yukarıdakifıkrada belirtilen nitelikteki bir başvuruyu, Anayasanın uygulanması veyorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya dainsan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde incelemeye devamedebilir."
62. Başvuruculardan müteveffanın babası olan Muhammet Durmuş'unbaşvuru tarihinden sonra 6/9/2016 tarihinde yaşamını yitirdiği anlaşılmıştır.Muhammet Durmuş'un yasal mirasçıları, hayatta olan eşi ile diğer beş çocuğuolup bu kişiler aynı zamanda müteveffanın annesi ve kardeşidirler. Dolayısıylabu kişilerin tamamının, müteveffanın yaşamını yitirdiği olaya ilişkinAnayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşama hakkının ihlal edildiğiiddiasıyla bireysel başvuru yapabilmesi önünde bir engel bulunmamaktadır.Nitekim Muhammet Durmuş'un eşi ile çocuğu, müteveffanın ise annesi ve kardeşiolan Kadriye Durmuş ve İrfan Durmuş, başvuru yollarını tükettikten sonra yaşamahakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuş ancak diğerlermirasçıları bireysel başvuru yapmayı tercih etmemiştir. Muhammet Durmuş'unmirasçıları arasında bulunan fakat Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmayıtercih etmeyen kişilerin müteveffanın kardeşleri olduğu ve başvuru yollarınıtüketmek koşuluyla en başından itibaren bireysel başvuruda bulunabileceğidikkate alındığında Muhammet Durmuş'un başvuru yapmayan mirasçılarına başvuruyadevam edip etmeyecekleri hususu sorulmamıştır.
63. Açıklanan nedenlerle başvuru yapılmasından sonra vefat edenbaşvurucu Muhammet Durmuş'un hak ihlali iddialarının incelenmesininsürdürülmesini haklı kılan bir neden kalmadığı anlaşıldığından bu başvurucuaçısından düşme kararı verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
B. Diğer Başvurucular Yönünden
1. Öldürmeme Yükümlülüğüile Üçüncü Kişinin Şiddetinden Korumama Suretiyle Yaşamı Koruma Yükümlülüğününİhlal Edildiğine İlişkin İddialar Yönünden
a. Başvurucularınİddiaları
64. Başvurucular, yakınlarının Ceza İnfaz Kurumunda ölmeden öncetek kişilik bir odada tutulduğunu, bu durumda dışarıdan bir çakmakedinebilmesinin ve bir kemer bulundurabilmesinin imkânsız olması nedeniyleolaya ilişkin soruşturmada eylemi kendisinin gerçekleştirdiğinin kabuledilmesinin hayatın olağan akışına uygun düşmediğini belirterek Anayasa'nın 17.maddesinde güvence altına alınan yaşama hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşler; maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
65. Bakanlık, bu iddia hakkında başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.
b. Değerlendirme
66. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkınasahiptir.
...
Meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi,bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanınbastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiğiemirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiğizorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmüdışındadır."
67. Anayasa'nın “Devletintemel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur vemutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devletive adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik vesosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi içingerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
68.Devletin yaşama hakkına ilişkin negatif yükümlülüğükapsamında kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukukaaykırı bir şekilde hiçbir bireyin yaşamına son vermeme ödevi bulunmaktadır.Pozitif yükümlülükler kapsamında ise devletin yetki alanında bulunan tümbireylerin yaşama hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve hattakişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevivardır. Devlet öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşıcaydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı, idari tedbirleri almalıdır.Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü tehlike, tehdit ve şiddetten korumayükümlülüğünü de içerir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 51).
69. Bu kapsamda, bazı özel koşullarda devletin kişinin kendieylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gereklitedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Ceza infaz kurumlarındagerçekleşen ölüm olayları için de geçerli olabilecek bu yükümlülüğün ortayaçıkması için ceza infaz kurumu yetkililerinin kendi kontrolleri altındaki birkişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu bilipbilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini tespit etmek, böyle birdurum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul ölçüler çerçevesindeve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıpyapmadıklarını incelemek gerekmektedir (SadıkKoçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 74).
70. Bireysel başvuru dosyası ve somut olaya ilişkin soruşturmabelgeleri incelendiğinde başvurucuların iki hususu şikâyet konusu yaptıklarıanlaşılmıştır. Bunlardan ilki yakınlarının hükümlü olarak tutulduğu Ceza İnfazKurumunda yakıldığı, ikinci ise tedavisi sürecindeki yetersizliklerin ve busüreçte gösterilen ihmalkârlıkların da bu duruma eklenmesiyle kişinin yaşamınıyitirmesidir.
71. Bu nedenle başvuruda, yaşama hakkı kapsamında yapılacak olandeğerlendirmeye ilişkin çerçevenin her iki iddia bakımından ayrı ayrıbelirlenmesi gerekmektedir.
72. Somut olayda ölümün, olaya ilişkin yürütülen soruşturmasonucunda kabul edildiğinin aksine yakınlarının kendi eylemi sonucundagerçekleşmediği vesoruşturmada olayın koşullarıdikkate alınarak bunun imkânsızlığının gözetilmediği başvurucular tarafındanileri sürülmüş; yakınlarının psikolojik rahatsızlığı veya başkaca herhangi birsebeple kendi eylemiyle gerçekleşecek bir tehlike ile karşı karşıya kalmasınarağmen Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin bu tehlikeyi bildikleri, öngördükleriya da bilmeleri veya öngörmeleri gerektiğiilerisürülmemiştir.
73. Yaşama hakkı kapsamında yapılan bireysel başvurularda,devletin öldürmeme yükümlüğünün incelenebilmesi bakımından her zaman bu konudabir iddianın ileri sürülmesinin gerekmeyebileceği ve bu konuda -öldürmemeyükümlülüğünün ihlal edildiği- olayın koşullarının şüphe uyandırmasının yeterliolabileceği söylenebilir ise de yaşamı koruma yükümlülüğü bakımından incelemeyapılabilmesi için bu yükümlülüğünün ihlal edildiğinin ileri sürülmesi gerekir.
74. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Ancak burada Anayasa Mahkemesi tarafındanresen tespit edilecek olan husus, başvurucular tarafından ileri sürülen olay veolguların hukuki nitelendirilmesi, başka bir anlatımla başvurunun hangi hakveya özgürlük kapsamında inceleneceği olup bu durum başvuruda ileri sürülmeyenbir olay veya olgunun inceleneceği şeklinde anlaşılmamalıdır.
75. Aksinin kabulü, devletin sahip olduğu yükümlülüklerbakımından maddi, usule ilişkin farklı ve birden çok boyutu bulunan yaşamahakkı kapsamında yapılan her başvuruda ihlal edildiği ve/veya derecemahkemeleri tarafından ihlal edildiği tespit edilmekle birlikte yeterli giderimsağlanmadığı ileri sürülmediği hâlde yaşama hakkı kapsamında devletin sahipolduğu tüm yükümlülüklerin incelenmesi sonucunu ortaya çıkarabilecek olup bu durumbireysel başvurunun ikincil niteliğine uygundüşmeyecektir.
76. Bu itibarla başvuruda, ileri sürülmediği için devletinmüteveffayı kendi eyleminekarşı koruma yükümlülüğüneilişkin bir inceleme yapılmamıştır.
77. Bununla birlikte başvurucular, yakınlarının öldürüldüğüiddiasına ilişkin olarak eylemin kamu görevlilerince mi yoksa üçüncü bir kişitarafından mı gerçekleştirildiğini belirtmeden şikâyette bulunmuşlardır.Başvurucuların, somut olayın koşullarına göre yakınlarının kendisini yakmasınınimkânsız olduğunu düşündükleri ve bu düşünceden hareketle failin hükümlü ya dakamu görevlisi olduğunu belirtmeden öldürüldüğünü iddia ettiklerianlaşılmaktadır. Başvuruda, gerek bu yöndeki iddialargerek olayın koşulları dikkate alınarak devletin öldürmemeye ilişkinyükümlülüğünü ihlal edip etmediğinin yanında başvurucuların yakınının yaşamınıüçüncü kişilerin ölümcül şiddetinden korumaya ilişkin yükümlülüğünü de ihlal edip etmediğinin incelenmesi gerekir.
78. Kamusal yetkiyle güç kullanılması sonucu gerçekleşenölümlerin devletin yaşam hakkına ilişkin negatif yükümlülüğü kapsamındadeğerlendirilmesi gerekir (Cemil Danışman,B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 44). Kamu görevlilerinin, güç kullanımı sonucugerçekleşen ya da gerçekleştirildiği iddia edilen ölümlere ilişkinsoruşturmaların etkili olabilmesi için soruşturma makamlarının olaya karışmışolabilecek kişilerden bağımsız olması gerekir. Soruşturma makamlarının sadecehiyerarşik ve kurumsal bağımsızlığı yeterli olmayıp aynı zamanda soruşturmanında fiilen bağımsız olarak yürütülmesi gerekir (CemilDanışman,§96).
79. Olaya ilişkin yürütülen soruşturmada müteveffayla aynıbölümde tutulan hükümlülerin ifadeleri Cumhuriyet Savcısı tarafından alınmıştır.Bu ifadelerde idare tarafından müteveffanın tutulduğu bölümde sigara içilmesineizin verildiği, bu bölümde tutulan hükümlülerin sigara içebilmek için çakmakbulundurabildikleri ve olaydan hemen önce müteveffaya istemesi üzerine birçakmak verildiği belirtilmiştir. Aynı nitelikteki açıklamalar, şüpheli olarakifade veren Ceza İnfaz Kurumu görevlileri tarafından da yapılmıştır (bkz. §§26-31).
80. Soruşturmada, olay yerinde Cumhuriyet Savcısı ve Olay Yeriİnceleme ekibi tarafından olayın ne şekilde gerçekleştiğinin belirlenebilmesineve bu yönde yapılacak değerlendirmeye ışık tutacak maddi delil eldeedilebilmesine yönelik incelemelerin yapıldığı, bu incelemelerin ve olayyerindeki delillerin toplanmasının Ceza İnfaz Kurumu idaresine ve bu Kurumdakimemurlara bırakılmadığı görülmüştür. Bu incelemeler sonucunda ipe bağlanmış birçakmak bulunmuş, yangın başlatıcı veya hızlandırıcı madde kalıntılarına iserastlanmamıştır. Olay yerine ihbar üzerine gelen 112 Acil Servis doktorunun daalınan ifadesinden, müteveffanın kaldığı odadaki yatağın alev aldığınısöylediğini hatırladığını beyan ettiği anlaşılmıştır ( bkz.§ 35).
81. Öte yandan başvurucular tarafından müteveffanın DevletHastanesinde tedavisinin yapıldığı sırada yakıldığını söylediği iddia edilmişise de soruşturma sürecinde alınan ifadelerindeki bu konudaki anlatımlarınıntutarsız ve birbirleriyle çelişkili nitelikte olduğu anlaşılmıştır (bkz. §§ 32,33). Keza soruşturmada, müteveffanın Devlet Hastanesine kaldırılmasından,burada yoğun bakım ünitesine alınmasından sonra konuşabildiği ve ifadeverebilecek durumda olduğu yönünde bir tespit de bulunmamaktadır.
82. Ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, başvurucu İrfanDurmuş'un müteveffanın olaydan önce başka hükümlülerce darbedildiğiiddiası üzerinde de durulmuş ve bu iddiaların doğruluğu ile bu durumun yaşananölüm olayıyla bir bağlantısının bulunup bulunmadığı araştırılmıştır. Buiddiaların doğruluğu ve olaydan önce Ceza İnfaz Kurumuna iletildiği tespitedilemediği gibi söz konusu iddialarda ileri sürülen olayların somut olayla birbağlantısı bulunduğu belirlenememiştir.
83. Başvurucuların yakınlarının öldürüldüğü iddiaları bakımındansoruşturma kapsamında yürütülen işlemlere bakıldığında ise olayın hemenardından Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olaya el konulduğu ve bizzatCumhuriyet Savcısı'nın olay yerine giderek incelemeler yaptığı, ayrıca talimatıve bilgisi dâhilinde Olay Yeri İnceleme ekibi aracılığıyla maddi delil toplamaişlemlerinin yürütüldüğü, olay yerinden elde edilen maddi delillerin CumhuriyetBaşsavcılığında muhafaza altına alındığı, delil toplama ve bu delillerimuhafaza altına alma işlemlerinin Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinebırakılmadığı, böylece delillerin karartılabileceği şüphesinin ortayaçıkmasının en baştan engellendiği, ölümün hemen sonrasında Cumhuriyet Savcısınezaretinde ölü muayene ve sistematik otopsi işlemlerinin yapıldığı, buişlemler sonucunda müteveffanın kesin tıbbi ölüm sebebinin tespit edildiği,ayrıca şüphelilerin ve görgü tanıklarının ifadelerinin Cumhuriyet Savcısıtarafından alındığı anlaşılmıştır. Tüm bu tespitler, soruşturmada yetkilimakamlar tarafından olayın söz konusu iddia bakımından aydınlatılmasınınistendiğinden kuşku duyulmasına neden olacak bir eksiklik bırakılmadığınıortaya koymaktadır.
84. Sonuç olarak olaya ilişkin resen ve derhâl başlatılan,ayrıca bağımsız ve tarafsız olarak yürütülen soruşturmada yangının meydanagelmesiyle ilgili olarak olayın ne şekilde gerçekleştiğini ortaya koyabilecektüm delillerin toplandığı ve bu yönde gerekli tüm makul tedbirlerin alındığı,olayın gelişiminin tarafsız ve nesnel bir şekilde anlaşılmasını sağlayacakşekilde delillerin kendi içindeki tutarlığının teyit edildiği, böylece yangınınnasıl gerçekleştiğinin şüpheye yer vermeyecek şekilde ortaya konulabildiği venihayetinde elde edilen delillerin kapsamlı ve tarafsız bir analizi sonucundabir karara varıldığı görülmektedir.
85. Sonuç olarak somut olayda başvurucuların yakınının hükümlüolarak tutulduğu Ceza İnfaz Kurumunda yakılarak öldürüldüğü izlenimi doğuracakherhangi bir bulgu veya bilgi bulunmamaktadır. Başvurucular, müteveffanıniçinde bulunduğu fiziksel ortam ve bazı yoksunluklardan hareketle böyle biriddiayı ileri sürmüşler; olay öncesinde böyle bir riskle -öldürülme- karşıkarşıya kaldığına ya da böyle bir riskin gerçekleşeceğine dair emarelerinbulunduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmamışlar veya bu kapsamdadeğerlendirilebilecek bir olaydan bahsetmemişlerdir.
86. Diğer taraftan başvurucuların, yakınlarının ölümcül şiddetemaruz bırakıldığını kanıtlayacak bir delil elde etmesinin zor olabileceğidüşünülebilir. Hatta çoğu zaman bunun başvuruculardan beklenmesi de söz konusuolmamalıdır. Özellikle somut olaydaki gibi devletin kontrolü altında tutulankişilerin yaşamını yitirdiği olaylarda başvuruculardan yakınlarının kastenöldürüldüğüne ilişkin delil elde etmelerini ya da bu yönde kesin bir delilileri sürmelerini beklemek mümkün değildir.
87. Bununla birlikte somut olayda müteveffanın olaydan önceölümcül şiddete maruz kalacağına ilişkin bir tehditle karşı karşıya kaldığı yada ani gelişen bir olay sırasında öldürüldüğü hususunda soruşturmada ulaşılankanaatin aksine makul bir şüphe bulunduğunu söyleyebilmeyi mümkün kılan birneden bulunmamaktadır.
88. Başvurucuların da yakınlarının öldürüldüğü iddialarını, hemceza soruşturması aşamasında sundukları şikâyet ve itiraz dilekçelerinde hem debireysel başvuru dilekçesindegenel olarakaçıkladıkları, sadece yangının kendi eylemiyle çıkmasının fiilî imkânsızlığınıileri sürdükleri ve bu iddiaları bakımından etkililik adına bir eksiklikiçermeyen ve soruşturma sırasında elde edilen delilere göre varılan kararınaksini düşündürtecek ayrıntılı hiçbir bilgi sunmadıkları görülmektedir.
89. Bu değerlendirmeler ışığında somut başvurudeğerlendirildiğinde başvurucularınCeza İnfazKurumunda tutulan yakınlarının öldürüldüğünü söyleyebilmeyi mümkün kılarnitelikte her türlü makul şüpheden uzak hiçbir kanıtın bulunmadığı, dolayısıylabu yöndeki iddiaların soyut ve kanıtlanmamış şikâyetlerden oluştuğu açıkçaanlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Gerekli TedavininSağlanmaması Nedeniyle Yaşamı Koruma Yükümlülüğünün İhlal Edildiğine İlişkinİddia Yönünden
a. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlığın Görüşü
90.Başvurucular, yakınlarının yanmasının ardındangerçekleştirilen tedavinin bazı yetersizlikler ve ihmaller içerdiğinibelirterek Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşama hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüşler; maddi ve manevi tazminata karar verilmesitaleplerinde bulunmuşlardır.
91. Bakanlık görüşünde, yaşama hakkı kapsamında “etkili biryargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülüğün her olayda mutlaka cezaisoruşturma başlatmayı ve yürütmeyi gerektirmediği, somut olayda başvurucularınilgili kişiler veya idare aleyhine adli ya da idari yargıda tazminat davasıaçtığına ilişkin bir bilginin bulunmadığı, bu durumda başvurucuların hem ilgilisağlık personelinin veya idarenin sorumluluğunun ortaya konulmasına hem degerektiği takdirde tazminat ödenmesine imkân sağlayacak bir hukuki yoldankendilerini mahrum bıraktıkları belirtilerek bu hususun kabul edilebilirlikincelemesi bakımından gözönünde tutulması gerektiğiifade edilmiştir.
b. Değerlendirme
92. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruhsağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimiartırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlıkkuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."
93. Yaşama hakkı kapsamındaki yaşamı korumaya ilişkin pozitifyükümlülük, sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır. NitekimAnayasa’nın 56. maddesinde herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamahakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını(,) beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesinisağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmetvermesini” düzenleyeceği, bu görevini kamu ve özel sağlık kurumlarıile sosyal kurumlardan yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceğikurala bağlanmıştır (bkz. § 58).
94. Devlet -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşlarıtarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastaların yaşamlarınınkorunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekildedüzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).
95. Yaşama hakkının korunması amacıyla öngörülen mekanizmalarınyalnızca teoride kalması hâlinde devletin sahip olduğu pozitif yükümlülüklerinyerine getirildiğinden söz edilemeyeceğini ayrıca ve özellikle vurgulamakgerekir. Bu sebeple yaşamı korumak için öngörülen mekanizmaların uygulamada dafiilen etkili bir şekilde işliyor olması gerekir.
96. Bu kapsamda sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesineilişkin yasal ve idari çerçevenin yeterliliğinin yaşama hakkını koruyabilmekapasitesinin yanında yaşama hakkını etkili şekilde koruyan yasal ve idari birçerçeve mevcutsa buna riayet edilerek yaşama hakkının korunup korunmadığının daincelenmesi gerekir.
97. Ancak mevcut başvuruda, aşağıda yapılan değerlendirmedeayrıntılarıyla açıklandığı üzere başvurucuların söz konusu iddiasına ilişkinbahsi geçen ilkeler çerçevesinde bir inceleme yapılabilmesine olanak verecekherhangi bir argüman bulunmamaktadır.
98. Başvuru konusu olayda müteveffanın önce Devlet Hastanesinegötürüldüğü, akabinde sağlık durumunun ciddi olması ve burada yanık tedavisiünitesinin bulunmaması nedeniyle başka devlet veya üniversite hastanesinenakledilmesi için girişimlerde bulunulduğu anlaşılmakta ise de müteveffanın, busağlık kuruluşlarında bulunan bir yanık tedavisi ünetisine/merkezinegerçekten yer yokluğu, başka bir ifadeyle devletin yanık merkezlerindekapasitelerine ilişkin idari ve yasal tedbirleri almaması nedeniyle mi yoksayetkililerin kendilerinden makul olarak beklenebilecekleri yapmamaları ve/veyagerekli tedbirleri almamaları sonucu mu nakledilemediği açıklığakavuşturulamamıştır.
99. Bu nedenle başvurucuların müteveffanın tedavisindeyetersizlikler bulunduğu ve bu konuda ihmalkârlıklar gösterildiği iddialarıhakkında sadece devletin yaşamı koruma kapsamındaki etkili yargısal sistemkurma yükümlülüğü çerçevesinde bir inceleme yapılmıştır.
i. Kabul EdilebilirlikYönünden
100. Somut olayda başvurucular, idari veya adli yargıda tazminatdavası açtıklarına ilişkin herhangi bir bilgi ve belgeyi bireysel başvurudosyasında sunmamışlardır. Dolayısıyla başvurucuların sadece ceza soruşturmasısürecini tükettikten sonra bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır. Budurumda ileri sürülen iddia bakımından etkili başvuru yollarının tüketiliptüketilmediği hususunun değerlendirilmesi gerekir.
101. Devletin yaşama hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğü,doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsahesap vermelerini sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirir. Busoruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekildeuygulanmasını ve kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumluluklarıaltında meydana gelen veya diğer bireylerin filleriyle gerçekleşen ölümlernedeniyle ilgililerin hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).
102. Yaşama hakkına ilişkin bu yükümlülük olayın niteliğinebağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerinegetirilebilir. Kasıtlı eylemler sonucu meydana gelen ölüm olaylarındaAnayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitini vecezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir cezai soruşturma yürütmeyükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda idari soruşturmalar ve tazminatdavaları sonucunda idari bir yaptırım veya tazminata hükmedilmesi, ihlaligidermek ve dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §55).
103. Kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana gelen ölümolaylarına ilişkin soruşturma yükümlülüğü açısından farklı bir yaklaşımbenimsenebilir. Bu kapsamda yaşama hakkının veya vücut bütünlüğünün ihlalinekasten sebebiyet verilmediği durumlarda pozitif yükümlülük, her olayda mutlakaceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hattadisiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).
104. Bu yaklaşım, tıbbi hata sonucu meydana geldiği ilerisürülen ölüm olayları için de geçerlidir. Diğer taraftan bu şekildeki birkabul, bu tür olaylarda yürütülen ceza soruşturmalarının Anayasa Mahkemesitarafından değerlendirilmeyeceği anlamına da gelmemektedir. Ancak ilke olaraktıbbi hatalara ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu, hukukisorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davasıyoludur (Kenan Sayın, B. No:2013/5376, 14/10/2015, § 50; Coşkun Gömüç ve Taşkın Gömüç, B.No: 2013/9597, 21/4/2016, § 64; Zeki Kartal,B. No: 2013/2803, 21/1/2016, § 78; Nail Artuç, § 38).
105. Bununla birlikte kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydanagelen ölüm olaylarında kamu makamlarının muhakeme hatası veya dikkatsizliğiaşan bir kusuru olduğu ya da olası sonuçların farkında olmalarına rağmen sözkonusu makamların kendilerine verilen yetkiler kapsamında tehlikeli birfaaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemlerialmadığı durumlarda ilgililer diğer hukuk yollarına başvurmuş olsalar dahikişilerin hayatının tehlikeye girmesine neden olanlar hakkında bir cezasoruşturması yürütülmesi gerekir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 60).
106. Aynı durum yetkili kişi ve kurumların mesleki ödevlerinihiçe sayarak sağlık kuruluşlarına başvuran hastanın hayatına veya vücutbütünlüğüne, hastalığının tanı ve tedavisine ilişkin değerlendirme hatasınıaşacak şekilde zarar vermeleri hâlinde sağlık alanında yürütülen faaliyetlerde degeçerlidir (Kenan Sayın, § 47).
107. Başvurunun koşulları bu yönüyle değerlendirildiğinde somutolayın bir doktor ya da başka bir sağlık personeli tarafından yapılan tıbbi birhata yahut hastalık hakkında konulan yanlış bir teşhis nedeniyle yaşama hakkınınihlal edildiği iddiası ile ilgili olmayıp sağlık durumunun ciddiyeti yetkilimakamlarca bilinen bir hastanın (müteveffa) yanık tedavi ünitesi/merkezi olanbir hastaneye kabul edilmemesi suretiyle yaşamının korunması için gereklitedbirlerin alınmaması sonucu yaşama hakkının ihlal edildiği iddiası ile ilgiliolduğu sonucuna varılmıştır.
108. Başka bir anlatımla somut olay, herhangi bir sağlıkpersonelinin hatalı bir tıbbi müdahalede yahut hastalık hakkında yanlış birteşhiste bulunmasından ziyade müteveffanın yanmasından sonra yanık tedavisiüniteleri bulunan sağlık kuruluşları tarafından kabul edilmemesiyle ilgilidir.Bu nedenle başvuru, bu yönüyle Anayasa Mahkemesinin tazminat yolutüketilmediğinden kabul edilemezlik kararı verdiği tıbbi hataya ilişkin diğerbaşvurulardan açıkça farklılık göstermektedir.
109. Anayasa Mahkemesinin hukuk mahkemelerinde ya da idariyargıda tazminat davası açılmadığı gerekçesiyle başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle kabul edilemezlik kararı verdiği tıbbi hataya ilişkinbaşvurularda, tıbbi müdahale anında veya hastalığın takibinde yapıldığı iddiaedilen bir hata veya hastalık hakkında konulan yanlış bir teşhis sebebiyleyaşama hakkının ihlal edildiği iddiaları ileri sürülmesine rağmen (Örnek karariçin bkz. pek çok karar arasından yukarıda değinilen Kenan Sayın, Coşkun Gömüç ve Taşkın Gömüç, veZeki Kartal kararı ile Saadet Ergün ve diğerleri, B. No:2013/4194, 14/10/2015) somut olay, bu durumlardan farklı olarak müteveffayatıbbi müdahale sırasındaki tıbbi gerekliliklerin yerine getirilmemesi ile değilaksine gerekli tedavinin sağlanmamasıyla ilgilidir.
110. Bu nedenle başvuruda, Anayasa Mahkemesinin başvuruyollarının tüketilmesi koşuluna ilişkin yerleşik içtihadının uygulanamayacağıve ceza soruşturması sürecinin incelenmesinin gerekli olduğu ile başvuruyollarının tüketilmesi koşulu yönünden herhangi bir eksiklik bulunmadığısonucuna ulaşılmıştır.
111. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşamahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
Rıdvan GÜLEÇ bu görüşe katılmamıştır.
ii. Esas Yönünden
(1) Genel İlkeler
112. Ceza soruşturmasının etkili olması için soruşturmamakamlarının resen ve derhâl harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek vesorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmelerigerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu kişilerinbelirlenmesi imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yükümlülüğüneaykırılık oluşturabilir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 57).
113. Ceza soruşturmasının etkililiğini sağlayacak hususlardanbiri de fiilen hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturma sürecinin kamu denetimineaçık olmasıdır. Ayrıca her olayda ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerinikorumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58).
114. Soruşturmaların makul bir süratle yürütülmesi gerekir. Bazıdurumlarda soruşturmanın ilerlemesine engel olan güçlükler bulunabilir. Ancakböyle bir durumda dahi yetkililerin süratle hareket etmeleri olayınaydınlatılabilmesi, hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması ve hukuka aykırıeylemlere müsamaha gösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümü verilmemesiaçısından kritik bir öneme sahiptir (DenizYazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014,§ 96).
115. Bununla birlikte her olayın kendine özgü şartlarındadeğerlendirmesinin yapılması koşuluyla yaşamı tehlikeye soktuğu açık olaneylemler ile maddi ve manevi varlığa yönelik ağır saldırıların cezasızkalmaması gerekmektedir (Filiz Aka,B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 32).
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
116. Olaya ilişkin soruşturmada, yukarıda genel ilkelerbölümünde ifade edilen başvurucuların meşru menfaatlerini korumak için busürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanması ve makul bir süratleyürütülmesi gerekliliği konularında başvurucular tarafından herhangi bir iddiaileri sürülmediği gibi bu konularda bir eksikliğin bulunmadığı dagörülmektedir.
117. Başvurucuların soruşturma sonucunda verilen karara itirazedip taleplerini ileri sürerek bu sürece katılabildikleri ve olayın niteliğigereği kriminal incelemeler yapılması, görgütanıklarının ifadelerinin alınması, bilirkişi raporlarının düzenlenmesi gibibirbirinden farklı nitelikte soruşturma işlemleri gerçekleştirilmesigerekliliğine rağmen soruşturmanın 1 yıl 5 ay gibi makul bir süredetamamlanabildiği anlaşılmıştır.
118. Soruşturmanın, başvurucuların katılmalarının sağlanması vemakul bir süratle yürütülmesi konularında herhangi bir eksiklik içermediğigörülmekle birlikte etkililiği adınaolayın tümyönlerinin aydınlatılması ve varsa sorumluların tespit edilebilmesi için bütündelillerin toplanması bakımından da incelenmesi gerekmektedir.
119. Yukarıda olaylar ve olgular bölümünde ayrıntılarıyla yerverildiği üzere başvuruya konu olayın müteveffaya yönelik olarakgerçekleştirilen tıbbi müdahale ve tedavi bakımından birden fazla aşamalıolarak gerçekleştiği görülmektedir. Bu aşamalardan ilkimüteveffanın,tutulduğu Ceza İnfaz Kurumundaki tek kişilik odada çıkan yangında vücudunda 2.ve 3. derece yanıklar oluşması nedeniyle ihbar üzerine olay yerine gelen 112Acil Servis ekibi tarafından Devlet Hastanesine götürülmesidir. Bundan sonrakiaşama ise müteveffanın Devlet Hastanesinde yoğun bakım ünitesine alınaraktedavisine başlanması ve aynı zamanda sağlık durumunun ciddiyeti nedeniyleyanık tedavi ünitesi/merkezi bulunan bir devlet veya üniversite hastanesinehemen nakledilmeye çalışılmasıdır.
120. Bu aşamada müteveffanın sağlık durumunun vücudunda ileriderecede yanıklar meydana gelmesi nedeniyle iyi olmadığı, hayati tehlikesininbulunduğu, tedavisine vakit kaybedilmeksizin yanık tedavi ünitesi bulunan birhastanede devam edilmesi gerektiği ve ilgili doktor tarafından bu niteliktekibir hastaneye nakli konusunda yoğun uğraşların verildiği tartışmasızdır.Müteveffanın nakli konusunda yer yokluğu ve başka nedenlerle bir süre başarılıolunamadığına Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen epikriz raporunda, bukonuda ifadesine başvurulan doktorun anlatımlarında, Adli Tıp Kurumu Birinciİhtisas Kurulununraporunda ve CumhuriyetBaşsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında açıkça yerverilmiştir (bkz. §§ 18, 36-38). Hatta Cumhuriyet Başsavcılığının söz konusukararında, yer yokluğu gerekçesiyle müteveffanın hastanelere kabul edilmemesisonucu tedavisine "zorunlu olarak" 15/08/2012tarihine kadarDevlet Hastanesinde devam edildiği de vurgulanmıştır (bkz. § 38).
121. Olayın son aşamasında ise soruşturmada alınan ifadelere veilgili belgelere göre bir devlet hastanesinde başka bir hastanın yaşamınıyitirmesiyle yer bulunabilmesi sonucunda nakil işlemi gerçekleştirilebilmiştir.
122. Olay hakkında yürütülen soruşturmanın, müteveffanın DevletHastanesine nakledildiği ve tedavisinin burada belli bir süreylegerçekleştirildiği aşamasıyla yanık tedavisi ünitesi bulunan hastaneyenakledilmesinden yaşamını yitirdiği tarihe kadar süren son aşamaya ilişkinolarak herhangi bir eksiklik içermediği, Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisasKurulunun sağlık personeli hakkında düzenlediği raporda müteveffanın Ceza İnfazKurumundan derhâl ve gerekli tedbirler alınarak Devlet Hastanesinenakledildiği, burada yetkililerce mevcut şartlar dâhilinde tedavisiningerçekleştirildiği ve yanık tedavisi ünitesi bulunan Eğitim ve AraştırmaHastanesinde de takip ve tedavisinin uygun şekilde yapıldığı, böylece sözkonusu müdahale ve tedavilerde herhangi bir kusur ve ihmalin bulunmadığınınbelirtildiği görülmüştür (bkz. § 37).
123. Bununla birlikte soruşturmanın, müteveffanın yanık tedavisiünitesi bulunan ülkemizin farklı bölgelerindeki pek çok hastaneye kabuledilmemesine ilişkin olarak bazı sorulara cevap aranıp aranmadığı, böyleceolayın bu aşamasının da aydınlatılıp aydınlatılamadığı yönündendeğerlendirilmesi gerekmektedir.
124. Soruşturma belgelerinde, müteveffanın nakli konusundafarklı bölgelerdeki pek çok devlet ve üniversite hastanesiyle görüşüldüğü ancakbu hastanelerin bir kısmında yer olmadığının belirtildiğinin, geri kalankısmının ise müteveffayı 112 aracılığıyla kabul etmediğinin ileri sürüldüğügörülmektedir (bkz. § 18).
125. Soruşturmada, müteveffanın yer yokluğundan dolayı kabuledilmediği sonucuna varılmış ise de Devlet Hastanesi tarafından düzenlenenepikriz raporunda, bazı hastanelerin yer yokluğu gerekçesinin yanında birkısmının farklı bir gerekçe ileri sürerek -112 Acil Servis aracılığıyla-müteveffayı kabul etmediklerinin belirtilmesine rağmen bu hususta bir araştırmayapılmadığı ve durumun açıklığa kavuşturulamadığı görülmektedir.
126. Bu eksikliğin yanında Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisasKurulunun raporunda, Devlet Hastanesinde görevli sağlık personelinin başka birhastaneye nakil konusunda uğraş verdiği ve sürekli değişik yanık merkezleri iletemasa geçip kabulünü sağlamaya çalıştığı ancak belli bir süreyle bu konudabaşarılı olamadığı belirtilmesine rağmen söz konusu rapor, nakilde yaşanan bugecikmenin müteveffanın yaşama riski üzerindeki etkisine ilişkin bir açıklamaiçermemektedir (bkz. § 37).
127. Öncelikle bu tespitten Anayasa Mahkemesinin görevininherhangi bir soruşturma ya da davada bilirkişi raporu veya uzman mütalaasınıngerekli olup olmadığına karar vermek olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Bilirkişiraporu ve benzeri delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesihususları soruşturma makamlarının yetkisi dâhilindedir (Ahmet Gökhan Rahtuvan,B. No: 2014/4991, 20/6/2014, §§ 59, 60).
128. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin mevcut tıbbi bilgilerdenhareketle birtakım tahminlere yer vererek bilirkişilerin vardıkları sonuçlarınveya sahip oldukları bilimsel bakış açılarının doğru olup olmadığını irdelemegörevinin de bulunmadığı belirtilmelidir.
129. Diğer taraftan gerçekleşen bir ölüm olayına ilişkindelillerin -bilirkişi raporları da dâhil- değerlendirilmesi idari ve yargısalmakamların ödevi olmakla birlikte Anayasa Mahkemesinin başvuru konusu olayıngelişim şeklini anlayabilmek ve başvurucuların yakınlarının ölümünün tümyönlerinin aydınlatılması noktasında soruşturma makamları ve derece mahkemeleritarafından atılması gereken adımları nesnel bir şekilde değerlendirmek içinolayın oluşum şeklini incelemesi gerekebilmektedir (Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, §68).
130. Somut olayda müteveffanın sağlık durumu, vücudunda meydanagelen yanık derecesi nedeniyle yaşamı açısından ciddi bir risk oluşturmaktadır.Bu riskin derecesi ölümcül sonuç doğurması bakımından o kadar yüksektir kiilgili sağlık personeli tarafından tedavisi için gerçekleştirilmesi gerektiğibelirtilen naklin olağan şekilde değil bir uçak ambulansla gerçekleştirilmesigerektiği değerlendirilmesinde bulunulmuş ve nakil, Aydın-İzmir arasındaki kısamesafeye rağmen bir uçak ambulansla gerçekleştirilmiştir.
131. Başlı başına bu durum, müteveffanın naklinin hemen gerekleştirilememesinin sağlık durumu üzerindeki etkisikonusunda tatmin edici bir cevap aranmasını gerektirmektedir. Bu noktada sağlıkkuruluşuna başvuran ancak kabul edilmeyen bir hastanın sağlık durumununciddiyeti ve benzer vakalarda karşılaşılan örnekler nedeniyle yaşamaolasılığının düşük olmasının da bu bakımdan bir öneminin bulunmadığınınsöylenmesi gerekmektedir. Burada soruşturma makamları tarafından üzerindetitizlikle durulması ve araştırılması gereken husus, yetkili kişi veyakuruluşların hastanın yaşama şansına ilişkin riskleri azaltmak veya mümkünsebertaraf etmek için kendilerinden makul olarak beklenebilecekleri yapıpyapmadıklarıdır.
132. Başvuruya konu soruşturmada ise müteveffanın ilgili sağlıkkuruluşlarının yanık tedavi ünitesine/merkezine 112 aracılığıyla kabuledilmemesinin ilgili yasal veya idari bir zorunluluktan mı kaynaklandığı yoksabu kuruluşlardaki yetkili kişilerin kendilerinden makul olarak beklenebilecekher şeyi yapmamaları ve/veya gerekli tedbirleri almamaları sonucu mugerçekleştiği, ayrıca bu kabul edilmemenin müteveffanın yaşama riski üzerinde-benzer vakalarda karşılaşılan örnekler nedeniyle yaşama olasılığının düşükolması değerlendirilmesinde bulunulmaksızın- herhangi bir etkisinin bulunupbulunmadığı hususlarında herhangi bir soruşturma işlemi gerçekleştirilmemiştir.
133. Bu durum, yetkili kişi veya kuruluşlar tarafından sağlıkkuruluşlarına başvurusu yapılan müteveffanın yaşamına, mesleki ödevler hiçesayılarak tanı ve tedaviye ilişkin değerlendirme hatasını aşacak şekildetehlikeye atarak zarar verilip verilmediği hususunun belirsiz kalmasına nedenolmuş; böylelikle olayın tüm yönlerinin aydınlatılamaması sonucunu doğurmuştur.
134. Açıklanan nedenlerle yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
Rıdvan GÜLEÇ bu görüşe katılmamıştır.
C. Diğer İhlal İddiaları
135. Başvurucular tarafından Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerindegüvence altına alınan adil yargılanma ve etkili başvuru hakları ile bağlantıkurularak ileri sürülen iddiaların yaşama hakkı kapsamında olduğudeğerlendirilmiş olup söz konusu iddialara ilişkin inceleme de bu çerçevedeyapılmıştır.
D. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
136. 6216Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
137. Başvurucular, ihlalin önemi ve derecesine uygunkarşılık olacak maddi ve manevi tazminata kararverilmesi talebinde bulunmuşlardır.
138. Somut başvuruda yaşama hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır.
139. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama (soruşturma) yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın birörneğinin Aydın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesigerekir.
140. Yaşama hakkınınihlali nedeniyleyalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvurucular Kadriye Durmuş ve İrfan Durmuş'a müştereken net 30.000 TL manevitazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
141. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilenihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi birbelge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine kararverilmesi gerekir.
142. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderininbaşvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Başvurucu Muhammet Durmuş tarafından ileri sürülen ihlaliddialarının incelenmesinin sürdürülmesinihaklı kılan bir neden kalmamış olması nedeniyle bu başvurucuaçısından başvurunun DÜŞMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. Başvurucular KadriyeDurmuş ve İrfan Durmuş'un, devletin öldürmeme yükümlülüğü ile üçüncü kişininölümcül şiddetine karşı koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğine ilişkiniddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
3. Başvurucular KadriyeDurmuş ve İrfan Durmuş'un gerekli tıbbi tedavinin sağlanmaması nedeniyledevletin yaşamı koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğine ilişkin iddialarının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA Rıdvan GÜLEÇ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Rıdvan GÜLEÇ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin yaşama hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama (soruşturma) yapılmak üzere AydınCumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucular Kadriye Durmuş ve İrfan Durmuş'a net 30.000 TLmanevi tazminatın müştereken ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerinREDDİNE,
E. 206,10 TL başvuru harcı ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucular Kadriye Durmuş ve İrfanDurmuş'a MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE11/5/2017 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamahakkının, gerekli tıbbi tedavinin sağlanmaması nedeniyle, yaşamı korumayükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin çoğunluk tarafından verilen ihlalkararına katılmamaktayım.
Somut olay hakkında yürütülen soruşturmanın, müteveffanın devlethastanesine nakledildiği ve tedavisinin burada belli bir süreylegerçekleştirildiği aşamasıyla, yanık tedavi ünitesi bulunan hastaneyenakledilmesinden yaşamını yitirdiği tarihe kadar süren son aşamaya ilişkinolarak herhangi bir eksiklik içermediği, Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisasKurulu'nun sağlık personeli hakkında düzenlediği raporda; müteveffanın derhalve gerekli tedbirler alınarak Devlet hastanesine nakledildiği, buradayetkililerce mevcut şartlar dahilinde tedavisinin gerçekleştirildiği ve yanıktedavi ünitesi bulunan Eğitim ve Araştırma Hastanesinde de takip ve tedavisininuygun şekilde yapıldığı, böylece söz konusu müdahale ve tedavilerde herhangibir kusur veya ihmalin bulunmadığının belirtildiği görülmektedir.
Karara konu bireysel başvuruya ilişkin rapor dosyasında yer alanyukarıdaki bilgiler ile başvurucuların ileri sürdükleri ihlal iddialarıbirlikte değerlendirildiğinde, Devletin yaşama hakkı kapsamındaki pozitifyükümlülüğü etkili bir soruşturmanın yapılması ile sınırlı kalmaktadır. Somutolayda; müteveffa hükümlü tutulduğu cezaevinde kendini yakmak suretiyle yaşamahakkına müdahalenin subjesi olmaktan çok, çıkanyangın sonucu vücudunda oluşan yaralardan dolayı vefat etmesiyle objesikonumuna gelmiştir. Devletin pozitif yükümlülüğü bireyin kendi zatındankaynaklanabilecek müdahaleleri de kapsamakla birlikte, somut olayın ortayaçıkışı ve sonrasındaki gelişmeler çoğunluluğunulaştığı ihlal yargısına varmayı güçleştirmektedir.
Anayasa Mahkemesinin (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri) kararındada ortaya konulan ilkelere göre Devletin pozitif yükümlülüğü anlamında kasıtlıolmayan fiiller nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında kamu makamlarınınmuhakeme hatası ya da dikkatsizliği aşan bir kusuru olduğu ya da olasısonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilenyetkiler kapsamına tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertarafetmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda ilgililer diğerhukuki yollarına başvurmuş olsalar dahi kişilerin hayatının tehlikeye girmesineneden olanlar hakkında bir ceza soruşturması yürütülmesinin gerektiğivurgulanmıştır.
Olaylar kronolojik olarak ele alındığında, soruşturmanınbaşvurucuların meşru menfeatlerini koruyacak şekildeve makul süratle tamamlandığı, etkinlik kriteri açısından ise, yetkiliKurullarca olaya dair verilen bilirkişi raporları incelendiğinde Devletinpozitif yükümlülüğünü yerine getirmemesinden kaynaklanan bir ihlalin oluşmadığışahsi ve vicdani kanaatime göre açık olduğundan çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.
Üye
Rıdvan GÜLEÇ