TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
RİFAT ALGAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/19138)
Karar Tarihi: 22/2/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Recai AKYEL
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Rifat ALGAN
Vekili
:
Av. Aladdin İRAZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ilköğretim okulunun ek bina inşaatı sırasında konutazarar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 27/11/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Batman'ın Kozluk ilçesine bağlı Yukarı Güneşli Mahallesi'ndebulunan 216 ada 10 parsel sayılı taşınmaz, tapuda "kârgirev ve avlusu" niteliğiyle başvurucu adına kayıtlıdır. Bu taşınmaz üzerindebaşvurucuya ait iki daireden oluşan iki katlı bir bina, çeşitli ağaçlar iletarımsal ürünler bulunmaktadır. Yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesialınmadan kullanılan bu yapı için 1/1/1983 tarihinde elektrik aboneliği ihdasedilmiş olup Kozluk Belediyesince (Belediye) olay tarihinden önce -belirtilmeyenbir tarihte- su aboneliği de tesis edilmiştir.
10. Batman'ın Kozluk ilçesi Yatılı Bölge İlköğretim Bölge Okuluek bina inşaatının temel kazısı sırasında 1/7/2005 tarihinde heyelan (toprakkayması) meydana gelmiştir. Bu toprak kayması sonucu kara yolu, yolun üstündeyer alan konutlar ve içme suyu şebekesi olumsuz etkilenmiş; başvurucununtaşınmazı üzerindeki bina da ağır hasar görmüş ve bütünüyle kullanılamaz hâlegelmiştir.
11. Heyelanın meydana geldiği mahalde yapılan inceleme sonucuBayındırlık ve İskân Müdürü, Devlet Su İşleri Şube Müdürü, Karayolları 9. BölgeMüdürü, Belediye Başkanı, Millî Eğitim Müdürü ve jeoloji mühendisleritarafından 4/7/2005 tarihli bir tutanak düzenlenmiştir. Bu tutanakta; okulinşaatının temeli açıldıktan sonra zeminde hareketlilik meydana geldiği, buhareketlilik sonucu yol ve yolun üstündeki üç evde kayma ve çatlaklar oluştuğuifade edilmiştir.
12. Karayolları Bölge Müdürlüğünce Belediye Başkanlığınagönderilen 18/7/2005 tarihli yazıda, Bayındırlık Batman İl Müdürlüğünceyaptırılan yatılı bölge okulu temel kazısının kontrolsüz olarak yapılmasısonucu yolda göçmeler şeklinde heyelan oluştuğu ve yol üstünde bulunan evlerdebüyük oranda çatlaklar meydana geldiğinin tespit edildiği belirtilmiştir.
13. Başvurucu, zararının tespiti istemiyle Kozluk Sulh HukukMahkemesinden delil tespiti talebinde bulunmuştur. Mahkeme; taşınmazın başındainşaat, jeoloji ve ziraat mühendislerinden oluşturulan bir bilirkişi kuruluylabirlikte keşif yapmıştır. İnşaat ve jeoloji uzmanı teknik bilirkişilerinraporunda; başvurucunun taşınmazındaki yapıda heyelan ve yamaç hareketlerinedeniyle çatlaklar oluştuğu ve yapının tamamen kullanılamaz durumda olduğu, buheyelan ve yamaç hareketliliğine ise okul inşaatının sebep olduğubelirtilmiştir. Raporda, zarar gören binanın değerinin 31.000 TL olduğuaçıklanmıştır. Ziraat uzmanı teknik bilirkişinin raporunda ise taşınmazüzerindeki tarımsal ürünlerin zarar gördüğü ve zarar miktarının ise 1.743 TLolduğu bildirilmiştir.
A. Ceza Davası Süreci
14. Olayla ilgili olarak Kozluk Cumhuriyet Başsavcılığınca cezasoruşturması başlatılmış ve yürütülen soruşturma neticesinde taksirle binaçökmesine ve toprak kaymasına sebep olma suçundan Ç.K. ve S.İ.nincezalandırılmaları istemiyle iddianame düzenlenmiştir. İddianamenin kabulüyleKozluk Sulh Ceza Mahkemesinde görülen yargılama sırasında istinabe yoluylainşaat, jeoloji ve hukuk alanlarında uzman üç kişilik bilirkişi heyetindenrapor alınmıştır. Bilirkişi Kurulunun 13/9/2007 tarihli raporunda, inşaatınzemin durumunun zemin etüt raporunda belirtilmesine rağmen yüklenici tarafındantemel derin kazı hafriyatı yapılırken gerekli önlemlerin alınmadığı, buhasardan yüklenici firma, Belediye ve idarenin sorumlu olduğu belirtilmiştir.
15. Mahkeme 3/5/2011 tarihinde sanıkların beraatinekarar vermiştir. Kararın gerekçesinde; sanık Ç.K. yönünden suçun işlendiğininsabit olmaması, sanık S.İ. yönünden ise taksire dayanan bir kusurununbulunmadığı belirtilmiştir.
16. Başvurucunun da aralarında olduğu katılan vekili tarafındanhüküm temyiz edilmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 19/11/2012 tarihliilamıyla, eksik araştırmaya dayalı olarak verildiği gerekçesiyle hükmünbozulmasına karar verilmiştir.
17. Bozma ilamına uyan Mahkeme, yeniden bilirkişi raporu almışve bu raporu hükme esas alarak sanıkların atılı suçu işledikleri sonucunavarmış; 16/4/2013 tarihinde sanıklar hakkında verilen mahkûmiyet hükümlerininaçıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Karar, itiraz edilmeksizinkesinleşmiştir.
B. Tam Yargı DavasıSüreci
18. Başvurucu 12/12/2005 tarihinde Bayındırlık ve İskânBakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı aleyhine Diyarbakır 1. İdare Mahkemesindetam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde, okul inşaatı sırasında taşınmazüzerindeki konut ve bahçeye zarar verildiği belirtilerek 32.743 TL tutarındakimaddi zararın tazmin edilmesi talep edilmiştir. Başvurucu ayrıca evinoturulamaz durumda olması nedeniyle 1.000 TL kira bedelinin tazmini talebindebulunmuştur.
19. Mahkemenin husumette yanılgı olduğu yönündeki ara kararısonrası Batman Valiliği ve Belediye davaya dâhil edilerek yargılamaya devamedilmiştir.
20. Mahkeme 29/6/2009 tarihli kararı ile davanın kısmenkabulüyle delil tespiti dosyasında zirai zarar -taşınmaz üzerindeki ağaç vezirai ürünler yönünden- olarak tespit edilen 1.743 TL tutarındaki tazminatınidareye başvuru tarihi olan 16/9/2005 tarihinden itibaren işletilecek yasalfaiziyle birlikte davalı Batman Valiliğinden alınarak davacıya ödenmesine kararvermiştir. Mahkeme, diğer tazminat istemleri ile Belediye aleyhine açılandavanın ise reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, zarar gören konutaait yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesinin bulunmadığı tespitine yerverilmiştir. Mahkemeye göre, kanuna aykırı olarak inşa edilen ve yıktırılmasıgereken başvurucuya ait evde okul inşaatı çalışmaları sırasında meydana gelentoprak kayması sonucu doğan zararın tazminine olanak bulunmamaktadır. Mahkeme,olay nedeniyle başvurucunun zirai ürünlerindeki zararın ise zarara yol açanokul yapım faaliyetini yürüten Valilikçe karşılanması gerektiğini belirtmiş; bukısım yönünden davanın kabulü gerektiği sonucuna varmıştır.
21. Kararın karşıoy yazısında; zararauğrayan yapının başvurucuya ait olduğu, elektrik ve su aboneliklerininbulunduğu, senelerce başvurucu ile ailesi tarafından kullanıldığıbelirtilmiştir. Bu yazıda ayrıca yapının her zaman ruhsata bağlanabilmesininmümkün olduğuna dikkat çekilmiş, zararın bütünüyle başvurucuya yükletilmesininhakkaniyetli olmadığı ifade edilmiştir.
22. Başvurucu, kararı temyiz etmiş; Danıştay Onuncu Dairesinin4/4/2013 tarihli ilamıyla hükmün oyçokluğuyla onanmasına karar verilmiştir. Karşıoy yazısında, başvurucunun maliki olduğu taşınmazdayapı ruhsatı ile yapı kullanma izin belgesi bulunmamakla birlikte her türlübelediye hizmetlerinden faydalandığı belirtilmiştir. Ayrıca davalı idareninhizmet kusuru ile başvurucunun iskân ruhsatı bulunmayan binada oturmasınedeniyle oluşan kusur durumunun birlikte değerlendirilmek suretiyle kararverilmesi gerektiği görüşü açıklanmıştır.
23. Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Dairenin26/6/2014 tarihli ilamıyla yine oyçokluğuyla reddedilmiştir.
24. Nihai karar, başvurucu vekiline 31/10/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
25. Başvurucu 27/11/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
26. 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun "Yapı ruhsatiyesi" kenarbaşlıklı 21. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Bu Kanunun kapsamına giren bütün yapılar için26 ncı maddede belirtilen istisna dışında belediyeveya valiliklerden yapı ruhsatiyesi alınması mecburidir.”
27. 3194 sayılı Kanun’un "Ruhsatalma şartları" kenar başlıklı 22. maddesi şöyledir:
“Yapı ruhsatiyesi almak için belediye, valilikbürolarına yapı sahipleri veya kanuni vekillerince dilekçe ile müracaat edilir.Dilekçeye sadece tapu (istisnai hallerde tapu senedi yerine geçecek belge),mimari proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperli veya yoksa, ebatlı kroki eklenmesi gereklidir.
Belediyeler veya valiliklerce ruhsat ve ekleriincelenerek eksik ve yanlış bulunmuyorsa müracaat tarihinden itibaren en geçotuz gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir.
Eksik veya yanlış olduğu takdirde; müracaattarihinden itibaren onbeş gün içinde müracaatçıyailgili bütün eksik ve yanlışları yazı ile bildirilir. Eksik ve yanlışlargiderildikten sonra yapılacak müracaattan itibaren en geç onbeşgün içinde yapı ruhsatiyesi verilir.”
28. 3194 sayılı Kanun’un "Yapıkullanma izni" kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Yapı tamamen bittiği takdirde tamamının,kısmen kullanılması mümkün kısımları tamamlandığı takdirde bu kısımlarınınkullanılabilmesi için inşaat ruhsatını veren belediye, valilik bürolarından; 27nci maddeye göre ruhsata tabi olmayan yapılarıntamamen veya kısmen kullanılabilmesi için ise ilgili belediye ve valiliktenizin alınması mecburidir. Mal sahibinin müracaatı üzerine, yapının ruhsat veeklerine uygun olduğu ve kullanılmasında fen bakımından mahzur görülmediğinintespiti gerekir.
Belediyeler, valilikler mal sahiplerininmüracaatlarını en geç otuz gün içinde neticelendirmek mecburiyetindedir. Aksihalde bu müddetin sonunda yapının tamamının veya biten kısmının kullanılmasınaizin verilmiş sayılır.
Bu maddeye göre verilen izin yapı sahibinikanuna, ruhsat ve eklerine riayetsizlikten doğacak mesuliyetten kurtarmayacağıgibi her türlü vergi, resim ve harç ödeme mükellefiyetinden de kurtarmaz.”
29. 3194 sayılı Kanun’un"Kullanma izni alınmamış yapılar" kenar başlıklı 31.maddesi şöyledir:
“İnşaatın bitme günü, kullanma iznininverildiği tarihtir. Kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılarda izinalınıncaya kadar elektrik, su ve kanalizasyon hizmetlerinden ve tesislerindenfaydalandırılmazlar. Ancak, kullanma izni alan bağımsız bölümler buhizmetlerden istifade ettirilir.”
30. 3194 sayılı Kanun’un"Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapılar" kenarbaşlıklı 32. maddesi şöyledir:
“Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadanyapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat veeklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti veihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediyeveya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerekinşaat derhal durdurulur.
Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerineasılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshasıda muhtara bırakılır.
Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapısahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyedenveya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.
Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığıngiderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu,inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır veinşaatın devamına izin verilir.
Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsataaykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulukararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapısahibinden tahsil edilir.”
B. Uluslararası Hukuk
31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,mülkiyet hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derecemahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak “özerk bir yorum”esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 §62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz[BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,§ 129).
32. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancakmüdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesinin anlamı kapsamında bir "mülk" ile ilişkiliolması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacakhaklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının eldeedilebileceği yönündeki en azından bir "meşru beklenti" de mülkiyethakkı kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], B. No: 44912/98,28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98,12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlariçin bkz. Pine Valley DevelopmentsLtd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:17849/91, 20/11/1995, § 31).
33. Öneryıldız/Türkiye kararına konu olayda, Ümraniyeçöplüğünde meydana gelen metan gazı patlaması sonucu gerçekleşen toprak kaymasıdolayısıyla başvurucuya ait gecekondu zarar görmüştür. AİHM, başvurucununkonutunun bulunduğu taşınmazın Hazineye ait olduğunu ve bir gün bu taşınmazıdevralma beklentisinin mülk teşkil etmediğini kabul etmiştir. Ancak AİHM, 1988yılında ruhsatsız olarak inşa edilmesinden 1993 yılında meydana gelen kazayakadar belediye makamlarınca anılan taşınmazda bulunan gecekondununyıktırılmadığına dikkat çekmiştir. Kararda, yetkili makamların başvurucu veyakın akrabalarının bu evde oluşturdukları toplum ve aile çevresinde hiçrahatsız edilmeden yaşamasına izin verildiği, üstelik başvurucudan emlakvergisi alındığı ve ücret karşılığında kamu hizmetlerinden yararlanmalarınınsağlandığı belirtilmiştir. AİHM bu sebeple yetkili makamların başvurucu veakrabalarının meskenleri ve taşınır mallarında mülkiyet hakkına ilişkin birmenfaate (proprietary interest) sahipolduğunun fiilî (de facto)olarak kabul edildiği tespitinde bulunmuştur. AİHM; imar uygulamalarıbakımından belirli bir takdir yetkisi olduğunu ancak bu takdir hakkınınzamanında, uygun ve hepsinden önemlisi tutarlı bir şekilde harekete geçmeyükümlülüğünü sona erdirmeyeceğini belirtmiştir. AİHM'egöre somut olayda bu yükümlülüğe uyulmadığı gibi kaçak yapıları engellemeyeyönelik kanunların uygulanmasında oluşturulan belirsizliğin başvurucununmeskenine ilişkin durumun bir gece içinde değişebileceğini sanmasına nedenolması mümkün değildir. AİHM, başvurucunun meskenine yönelik mülkiyet hakkınailişkin menfaatinin Sözleşme'ye ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesinin ilk cümlesi çerçevesinde önemli bir menfaat vedolayısıyla bir "mülk" oluşturduğu sonucuna varmıştır (Öneryıldız/Türkiye, §§ 124-129).
34. Öneryıldız/Türkiye kararında başvuru, mülkiyettenbarışçıl yararlanmaya ilişkin birinci kural ve mülkiyet hakkına ilişkindevletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde incelenmiştir. AİHM, somut olaydaolguların ve ilgili mevzuatın karmaşık olduğunu tespit etmiş ve başvurucunun dadevletin yaptığı bir şey nedeniyle değil hiçbir şey yapmaması nedeniyleşikâyetçi olduğunu vurgulamıştır (Öneryıldız/Türkiye,§§ 133, 134). AİHM bu sebeple somut olayda bir müdahalenin sözkonusu olmadığını ancak devletin başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındakimenfaatini korumak için üzerine düşen pozitif yükümlülükleri yerine getirmesigerektiğini belirtmiştir. AİHM, netice olarak başvurucunun konutununyıkılmasının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmadığı kanaatiyle mülkiyethakkının ihlaline karar vermiştir(Öneryıldız/Türkiye,§§ 133-138).
35. Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye (B. No:22035/10, 15/11/2016) kararına konu olay, 1997 yılında yaptırılan başvurucularaait konutun bir okul inşaatı sırasında zarar görmesi nedeniyle mülkiyethakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Bu olayda derece mahkemelerikonutun ruhsatsız olduğu gerekçesiyle başvurucuların tazminat taleplerinireddetmişlerdir. Öneryıldız/Türkiye kararına atıfla ruhsatsız olarakyapılmış olsa da kamu makamlarınca bu yapının yıktırılmadığı veya yıkımıyönünde bir işleme de girişilmediğine dikkat çekilerek tapuya tescil edilenkonut yönünden başvurucuların Sözleşme'ye ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesinin birinci paragrafında ifade edilen anlamda mülk teşkiledebilecek menfaatlerinin olduğu belirtilmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 40-47). AİHM; başvuruyugenel ilke niteliğindeki mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına ilişkinbirinci kural çerçevesinde incelemiş (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 52, 55), müdahalenin kanunidayanağının çevreyi korumak yönünde bir meşru amacı içerdiğini kabul etmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 68, 69).Ancak AİHM'e göre somut olayın koşullarında oluşanmaddi zarara rağmen başvurucuların tazminat taleplerinin reddedilmesi,başvurucuların mülkiyet hakkı kapsamındaki menfaatleri ile kamunun yararıarasındaki adil dengeyi bozmuş; başvuruculara aşırı ve olağan dışı bir külfetyükletilmesine yol açmıştır. AİHM, bu gerekçelerle başvurucuların mülkiyethaklarının ihlaline karar vermiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 70, 71).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
36. Mahkemenin 22/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
37. Başvurucu; mülkiyeti kendisine ait olan taşınmazın tapukaydında konutunun da tescil edilmiş olduğunu, ayrıca imar planında öncesindebu taşınmazın konut alanında kaldığını, dolayısıyla konutunun ruhsatabağlanabilecek yapılardan olduğunu belirtmiştir. Başvurucu, Kozluk ilçesindeimar ve şehircilik açısından kamusal hiçbir uygulama yapılmadığını ve builçedeki yapıların %99'unun yapı ruhsatının mevcut olmadığını ifade etmiştir.Başvurucu, yapının zarar görmesi durumunda ruhsatsız dahi olsa oluşan zararınkusuru olan idare tarafından tazmin edilmemesinin AİHM kararlarına aykırılıkteşkil ettiğini vurgulamıştır.
38. Başvurucu; ruhsatsız olsa da taşınmazı üzerindeki yapıyaelektrik ve su bağlandığına, belediye hizmetlerinden yararlandığına ve idaretarafından yürütülen kontrolsüz temel kazı faaliyeti nedeniyle evinin zarargördüğüne dikkat çekmiştir. Başvurucu, bütün bunlara rağmen meydana gelenzararın tamamına katlanmasının kendisinden beklenmesinin idarenin yürüttüğühizmetlerden sorumlu olması gerektiği kuralına aykırılık teşkil ettiğinibelirtmiş ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
39. Bakanlık görüşünde, evinin hukuka aykırı olarakyapıldığından dolayı mülk teşkil edip etmediğinin değerlendirilmesi gerektiğibelirtilmiştir. Bakanlık ayrıca, ruhsata aykırı yapılar ile ilgili hükümlerinsağlıklı ve güvenli yapılaşmanın sağlanması ve hukuka aykırı yapılaşmanınönlenmesi bakımından önem arz ettiğini ifade etmiştir. Bakanlık, bir ihlaltespit edildiği takdirde ise uygun bir tazminata hükmedilmesinin yerindeolacağı kanaatini bildirmiştir.
40. Başvurucu; cevap dilekçesinde, zarar gören konutun yapıldığıtarihte bir imar planının mevcut olmadığını, ayrıca başvuruya konu olayyüzünden ruhsat alabilme imkânının da ortadan kaldırıldığını belirtmiştir.Başvurucu, bunun yanında taşınmazın tapu kaydında binanın tescilli olduğunu veBelediyenin buraya yol, su ve kanalizasyon hizmeti götürmüş olduğunu ifadeetmiştir. Başvurucuya göre hakkında yıkım kararı bulunmayan konutuna zararverilmiş olup binanın ruhsatsız olması hukuka aykırı eyleme meşrulukkazandırmaz. Başvurucu sonuç olarak mülkünden meşru olmayan yöntemle vekarşılığı ödenmeksizin yoksun bırakıldığını ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
41. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
i. Genel İlkeler
43. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54).
44. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceyebağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı,ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığıhakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamdamülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul vegayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar vefikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyethakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran vediğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
45. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk veekonomik değerleri koruyan bir temel haktır. Kişinin hâlihazırda sahibiolmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -bu konudaki menfaati ne kadargüçlü olursa olsun- mülkiyet kavramı içinde değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:2012/636, 15/4/2014, § 36).
46. Kamu malı niteliğindeki taşınmazlar (arazi) üzerinde şehir planlamasıile ilgili düzenlemelere aykırı olarak inşa edilen yapıların kullanılmasındankaynaklanan ekonomik menfaatin bazı durumlarda Anayasa'nın 35. maddesikapsamında mülk teşkil etmesi mümkündür. Bu bakımdan şehir planlaması ileilgili düzenlemelere aykırı şekilde inşa edilmiş olması sebebiyle idarimakamlarca her an yıkımı mümkün bulunmasına rağmen bu yönde bir girişimdebulunulmaması ve önlem alınmaması, uzunca bir süre bu duruma sessiz kalınmasıve esasen yapı sebebiyle vergi tahsil etmek veya yapı için kamu hizmetlerindenyararlandırılması suretiyle bu alanlarda sosyal ortam ve aile ortamınınoluşturulmasına izin verilmesi hâlinde inşa edilen yapının kullanılmasındankaynaklanan ekonomik değerin Anayasa'nın 35. maddesi çerçevesinde önemli birmal varlığı değeri, dolayısıyla bir "mülk" oluşturduğunun kabuledilmesi gerekir (Nazif Kılıç, B.No: 2014/5162, 15/6/2016, § 35).
47. Anayasa Mahkemesi NazifKılıç başvurusunda, gecekondunun başvurucu tarafından yaptırıldığınave uzun bir zamandan bu yana kullanıldığına dikkat çekmiştir. Kararda; kaçakolarak inşa edildiği anlaşılan gecekondunun yıkımı ve izinsiz dikilen ağaçlarınsökülmesi için gerekli imkânlara sahip bulunan idarece uzun bir süre girişimdebulunulmadığı gibi belediyecilik hizmetleri sunulması suretiyle bu alandasosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade edilmesi karşısında yıkılangecekondu ve sökülen ağaçların kullanımının başvurucu yönünden önemli birekonomik menfaat teşkil ettiği, bu yönden başvurucunun mülkiyet hakkınınbulunduğu kabul edilmiştir (Nazif Kılıç,§40).
48. Ayşe Öztürk(B. No: 2013/6670, 10/6/2015) başvurusu ise tapu tahsis belgesi bulunantaşınmaz üzerindeki konutun tazminat ödenmeksizin yıktırılmasına ilişkindir. Bukararda da tapu tahsis belgesiyle başvurucuya tahsis edilen arazi üzerindebaşvurucu tarafından bina yapıldığı ve uzun süredir kullanıldığı, MaliyeHazinesi tarafından bina yapılmasına veya kullanılmasına engel olunmadığı gibibinaya ilişkin emlak vergilerinin de tahsil edildiği vurgulanmıştır. AnayasaMahkemesi -arazi üzerindeki binanın başvurucu tarafından yapılarak kullanıldığıve Maliye Hazinesinin herhangi bir itirazının olmadığı dikkate alındığında-bina üzerinde başvurucunun mülkiyet hakkının bulunduğunu kabul etmiştir (Ayşe Öztürk,§ 85).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
49. Somut olayda uyuşmazlık konusu binanın bulunduğu taşınmaz,tapuda başvurucu adına kayıtlıdır. Yatılı Bölge İlköğretim Bölge Okulu ek binainşaatının temel kazısı sırasında 1/7/2005 tarihinde bir toprak kayması meydanagelmiş olup bu toprak kayması nedeniyle başvurucunun taşınmazı üzerindeki meyveağaçları ve başvurucu tarafından yaptırılan bina zarar görmüştür. Başvurucununzarar gördüğünü belirttiği meyve ağaçlarına yönelik tazminat istemi derecemahkemelerince kabul edilmiş olup başvurucunun bu yönden bir şikâyetibulunmamaktadır. Başvurucunun yaptırdığı bina da toprak kayması sonucukullanılamaz hâle gelmiş ancak başvurucunun zarar gören binası için tazminatistemi reddedilmiştir. Derece mahkemelerinin davanın reddine ilişkin temelgerekçeleri, binanın yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesininbulunmamasına dayanmaktadır. Gerçekten de başvurucunun da kabul ettiği üzerezarar gören söz konusu binanın yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesibulunmamaktadır.
50. Bununla birlikte başvurucu; bu yapıyı kendisininyaptırdığını, uzun yıllar elektriğin bağlı olduğu ve su aboneliği yaptırdığı bubinada toprak kaymasının olduğu 2005 yılına kadar hiçbir engelleme ilekarşılaşmadan ailesi ile birlikte burada yaşadığını, tüm belediyehizmetlerinden yararlandığını iddia etmiştir. Başvuru formu ekinde sunulanbilgi ve belgeler incelendiğinde başvurucu ile Belediye arasında akdedilen"2525" sayılı su abonman kaydının mevcut olduğu ve bu binaya 1/1/1983tarihinde elektrik bağlandığı anlaşılmaktadır. Nitekim taşınmazda çeşitlinitelik ve sayıda zirai ürünler de bulunmaktadır. Ayrıca taşınmazın tapukaydındaki vasfı da "kârgir ev ve avlusu"olarak tescillidir. Yine başvurucu tarafından sunulan imar durum haritasında dataşınmaz üzerinde yapının gösterildiği görülmektedir. Bu bakımdan söz konusuyapının başvurucu tarafından yaptırıldığı ve uzun bir zamandan bu yanakullanıldığı tartışmasızdır.
51. Çağdaş şehircilik ilkeleri çerçevesinde planlama ve imaruygulamaları bakımından kamu makamlarının geniş takdir yetkileri mevcut olmaklabirlikte kamu makamlarının bu takdir yetkilerini zamanında, makul ve tutarlıbir biçimde kullanmaları gerekmektedir. Somut olayda ise kaçak olarak inşaedildiği anlaşılan bu yapının yıkımı için gerekli imkânlara sahip olan idareceuzun bir süre girişimde bulunulmadığı gibi belediyecilik hizmetleri sunulmasısuretiyle en azından 1983 yılından toprak kaymasının yaşandığı 2005 yılınakadar yaklaşık yirmi iki yıl boyunca bu binada sosyal ortam ve aile çevresininkurulmasına müsaade edildiği anlaşılmaktadır. Bu kadar uzun bir süre boyuncasöz konusu binada yaşayan başvurucu ve ailesi yönünden binanın kullanımınınönemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği kuşkusuzdur. Kamu makamlarınınbelirsizliğe yol açan edilgen tutumu karşısında başvurucunun bu durumun biranda değişebileceğini öngörmesi de beklenemez. Üstelik 3194 sayılı Kanun'un 32.maddesine göre yapının belediyenin ihtarı üzerine imara uygun hâle getirilmeside söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla bu kadar uzun bir süre boyunca sözkonusu binanın kullanımının başvurucu bakımından önemli bir ekonomik menfaatteşkil ettiği ve bu yönden başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarıncamülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken bir menfaatinin mevcut olduğu kabuledilmiştir.
b. Müdahalenin Varlığı
52. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas edendiğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkınamüdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın35. maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğubelirtilmek suretiyle "mülkten barışçıl yararlanma hakkı"nayer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkınamüdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarakmülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda"mülkten yoksun bırakma"nın şartlarınıngenel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkınınkullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyledevletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkânsağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafındanmülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıcabelirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§55-58).
53. Başvurucuya ait yapı, Valilik tarafından yürütülen bir okulinşaatı sırasında meydana gelen toprak kayması sonucu zarar görmüştür.Dolayısıyla kamu makamlarının doğrudan yürütmekte olduğu bir faaliyet sırasındaverilen bir zarar söz konusu olduğuna göre somut olay bağlamında başvurucununmülkiyet hakkına bir müdahalenin mevzubahis olduğu açıktır. Başvurucununmülkiyet hakkına yapılan bu müdahale, mülkiyetten yoksun bırakma niteliğitaşımadığı gibi mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrolü veyadüzenlenmesi gibi bir amacı da içermemektedir. Dolayısıyla müdahalenin"mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına saygı"yailişkin birinci kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.
c. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
54. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
55. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızınAnayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik
56. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında, mülkiyethakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmeksuretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereğiifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasınailişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de "hak ve özgürlüklerin ancak kanunlasınırlanabileceğini" temel bir ilke olarak benimsemiştir (Ali Ekber Akyol ve diğerleri, B. No:2015/17451, 16/2/2017, § 51).
57. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt, kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, içhukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kurallarınbulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş BankasıA.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44). Kanunun varlığıkadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunuöngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeylekanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitindeönem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi vediğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
58. Somut olayda derece mahkemeleri, başvurucunun zarar görenbinaya ilişkin tazminat talebini 3194 sayılı Kanun'un 21. ve 30. maddelerineaykırı olarak yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi bulunmadığıgerekçesiyle reddetmişlerdir. Derece mahkemelerine göre, 3194 sayılı Kanun'un32. maddesine göre ruhsatsız yapıların yıkılması kanuni bir zorunluluk olup busebeple idarenin başvurucunun zararını tazmin etmesine olanak bulunmamaktadır.Ancak anılan madde incelendiğinde ruhsata aykırı yapılara ilişkin bir idariusulün öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Buna göre ruhsata aykırılığın öncelikleidare tarafından tespit edilmesi ve ilgiliye bildirilmesi gerekmektedir. Bununardından ise yapı sahibinin en çok bir ay içinde yapısını ruhsata uygun hâlegetirmesi veya ruhsat alabilmesi mümkün kılınmıştır.
59. Başvuru konusu olayda ise Belediye, böyle bir imaraaykırılık tespiti yapmadığı gibi başvurucuya bu yönde bir bildirimde debulunmamıştır. Üstelik tapuda bu taşınmaz üzerinde bir konutun mevcut olduğutescilli olup imar durum haritasında dahi bu yapının gösterildiğigörülmektedir. Dolayısıyla Belediyenin bu binanın varlığından haberdar olmamasısöz konusu değildir. Ancak buna rağmen Belediye, yaklaşık yirmi iki yıl boyuncasöz konusu binanın ruhsata uygun hâle getirilmesi ve bunun yapılmaması hâlindeise yıktırılması için herhangi bir girişimde bulunmamıştır. Bu durumdaruhsatsız binanın durumu değerlendirilirken gerek kamu makamlarının söz konusuedilgen tutumu gerekse de kanunda öngörülen, yapı sahibine binayı ruhsata tabitutma olanağı tanıyan idari prosedür gözönündetutulmalıdır.
60. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi'nin hukuk kurallarınınuygulanmasına yönelik şikâyetleri bakımından görevi bireysel başvurununikincillik doğası gereği sınırlı olup bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren durumlar dışında derece mahkemelerininhukuk kurallarını uygulama ve yorumlama bakımından takdir yetkisinekarışamayacağı daha önceki kararlarda açıklanmıştır (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42). Somutolayda da müdahalenin niteliğini dikkate alan Anayasa Mahkemesi, hukukunuygulanmasına dair kamusal makamların yaklaşımının Anayasa'nın 35. maddesindekigereklilikleri karşılayıp karşılamadığı konusunda müdahalenin takip edilenmeşru amacı gerçekleştirmede başarılı olup olmadığını ve ölçülü olup olmadığınısorgulayarak sonuca varacaktır.
ii. Meşru Amaç
61. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkıancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasıimkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkınınkamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda birsınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §53).
62. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama veyürütme organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararınaolduğunu belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusundabir uyuşmazlığın çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyizyargılaması yapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumdaoldukları açıktır. Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru incelemesindekararların açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkilikamu organlarının kamu yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi sözkonusu olamaz. Müdahalenin kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğübunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan vediğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 34-36).
63. Anayasa'nın 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli birçevrede yaşama hakkına sahip olduğu düzenlenmiş; çevreyi geliştirmenin, çevresağlığını korumanın ve çevre kirliliğini önlemenin devlet ve vatandaşlarınödevi olduğu belirtilmiştir. İnşa edilecek yapıların imar mevzuatına uygunolarak yapılmasının sağlanması ve bu kapsamda ilgili mevzuat hükümleri uyarıncaruhsat alınmadan yapılabileceği açıkça düzenlenen yapılar hariç diğer yapılarınruhsata bağlanması suretiyle yapılaşmanın fen, sağlık ve çevre şartlarına uygunolarak teşekkülü; sağlıklı, güvenli, kaliteli ve ekonomik yaşam çevrelerininoluşturulması bakımından önem teşkil etmektedir. Bu bakımdan yapılaşmanın fen,sağlık ve çevre şartlarına uygunluğunun sağlanmasında ve buna ilişkindüzenlemelerde kamu yararı bulunduğu kabul edilmelidir (Osman Yücel, B. No: 2014/4874, 15/6/2016,§§ 82-84). Somut olay bakımından da derece mahkemelerince yapı ruhsatı ve yapıkullanma izin belgesi bulunmadığı gerekçesiyle tazminat istemininreddedilmesinin kamu yararına dayalı meşru bir amacı içerdiğideğerlendirilmektedir.
iii. Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
64. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmekiçin kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığıdeğerlendirilmelidir.
65. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukukdevleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumungerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerinhak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazlasınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamınageleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,13/11/2014).
66. Ölçülülük ilkesi “elverişlilik”, “gereklilik” ve“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülenmüdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasınıyani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaçarasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13,K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan vediğerleri, § 38).
67. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkınınsınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin haklarıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucununşahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuşolacaktır (Arif Güven, B. No:2014/13966, 15/2/2017, § 58). Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken AnayasaMahkemesi; bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğertaraftan müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinindavranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuyayüklenen külfeti dikkate alacaktır (ArifGüven, § 60).
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
68. Başvurucuya ait taşınmaz üzerinde inşa edilen bina, uzunyıllar başvurucu tarafından yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesialınmaksızın konut olarak kullanılmıştır. 1/7/2005 tarihinde Valilik tarafındanyaptırılan Yatılı Bölge İlköğretim Okulunun temel kazı faaliyetleri sırasındaalanda toprak kayması yaşanmıştır. Başvurucu, konutunun bu inşaat çalışmasınedeniyle zarar gördüğünü ileri sürmüştür. Kamu makamlarınca düzenlenen raporve tutanaklarda, başvurucunun iddiasını doğrular biçimde binanın belirtileninşaat faaliyetinin neden olduğu toprak kayması sonucu zarar gördüğübelirtilmiştir (bkz. §§ 10, 11). Başvurucu olayla ilgili olarak delil tespitiisteminde bulunmuş ve Bilirkişi Kurulu raporunda da başvurucuya ait binanınkullanılamaz hâle geldiği ve bu zarara ise Valilikçe yürütülen inşaatfaaliyetinin sebep olduğu belirtilmiştir (bkz. § 12). Nihayet derecemahkemeleri de başvurucunun konutunda zararın meydana geldiğini, bu zarara iseidarenin gözetimindeki inşaat faaliyeti nedeniyle oluşan toprak kaymasının yolaçtığını kabul etmiştir (bkz. §§ 19, 20). Nitekim derece mahkemeleri,başvurucunun aynı taşınmaz üzerindeki meyve ağaçlarında meydana gelen zararnedeniyle maddi tazminat istemini kabul etmiştir. Dolayısıyla belirtilenolgulara göre başvurucunun taşınmazının esas itibarıyla idarenin inşaatfaaliyeti yüzünden oluşan toprak kayması sonucu zarar gördüğü açıktır.
69. Başvurucu, uğradığı zararın tazmini istemiyle başvurduğuidari ve yargısal yollardan olumlu bir sonuç alamamıştır. Başvurucunun açtığıtam yargı davasında ilk derece mahkemesi, kanuna aykırı olarak inşa edilen veyıktırılması gereken yapı sebebiyle başvurucunun tazminat talep edemeyeceğisonucuna varmıştır. Başvurucunun bu karara karşı yaptığı temyiz ve karardüzeltme talepleri de Danıştayca reddedilerek hükümkesinleşmiştir. Bununla birlikte derece mahkemelerinin kararlarında kamusalmakamların tutum ve davranışlarının hiç irdelenmediği ve dikkate alınmadığıgörülmektedir.
70. Kamu makamlarının şehir planlama ve imar uygulamalarıçerçevesinde geniş takdir yetkileri bulunmaktadır. Ancak kamu makamlarının butakdir yetkilerini kullanırken bireylerin mülkiyet haklarının korunması içinzamanında, makul ve tutarlı bir biçimde hareket etmeleri beklenmektedir. Somutolayda ise kamu makamları ruhsatı bulunmayan binanın bu durumunu tespit etme vegerekli idari işlemleri başlatma konusunda edilgen bir tutum takınmışlardır.Bunun aksine 3194 sayılı Kanun'un 31. maddesine aykırı olarak bina içinbelediyecilik hizmetlerinden yararlanılmasına izin verilmiş, başvurucu veailesi en az yirmi iki yıldan beri bu binayı konut olarak kullanmıştır.Yukarıda da değinildiği üzere başvurucu ve ailesinin sosyal bir çevreoluşturdukları bu bina yönünden mülkiyet hakkı kapsamında ekonomik menfaatlerioluşmuş olup kamu makamlarının belirtilen binanın yıkımına ilişkin uzun birsüre boyunca devam eden edilgen tutumlarının bir anda değişmesini öngörmeleride beklenemez (bkz. § 51).
71. Ayrıca 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesinde öngörülen idariusulün Belediye tarafından uygulanmadığına özellikle dikkat çekmek gerekir.Buna göre her ne kadar derece mahkemeleri binanın zaten kanuna aykırı olduğuiçin yıkılması gerektiğini kabul etmişlerse de anılan Kanun maddesine göreböyle bir yıkım zorunluluğunun olmayabileceği anlaşılmaktadır. Nitekim buhükümle yapı sahibine tebliğden itibaren en geç bir ay içinde yapı ruhsatıalabilme imkânı tanınmaktadır. Belirtilen süre içinde yapının ruhsata uygunhâle gelmemesi veya yapı ruhsatı alınamaması durumunda ancak yıkım mümkünolabilmektedir.
72. Bunun da ötesinde binanın yapı kullanma izin belgesi veyayapı ruhsatının bulunup bulunmaması, idarenin kusuruyla başvurucunun konutundazarara yol açıldığı olgusunu değiştirmemektedir. İdarenin ve derece mahkemelerininde kabul ettiği üzere kamu makamlarının gözetimi ve denetimi altında yürütülenbir inşaat faaliyeti sırasında yaşanan toprak kayması sonucu başvurucununkonutunda zarar meydana gelmiştir. Konuya ilişkin Bilirkişi Kurulu raporunda,inşaat faaliyeti sırasında gerekli jeolojik inceleme ve etütlerin yapılarakbuna uygun tedbirlerin alınmaması sonucu toprak kaymasının yaşandığıbelirtilmiştir (bkz. § 13). Buna karşın somut olayda öncesinde binanın ruhsatauygun hâle getirilmesine ilişkin usul de uygulanmadığına göre binanın herdurumda zaten yıkılacağı gerekçesiyle tazminat talebinin reddedilmesi, idareninkusuruna rağmen bütün zarara tek başına başvurucunun katlanması sonucuna yolaçmaktadır.
73. Başvuru konusu olayda, idarenin yürüttüğü inşaat faaliyetinedeniyle oluşan toprak kayması sonucu başvurucunun konutunda meydana gelenzararın tazmin edilmesi yönündeki talebi, binanın ruhsatının bulunmadığıgerekçesiyle reddedilmiştir. Dolayısıyla idarenin eylemi nedeniyle başvurucununkonutu zarar görmüş, buna rağmen başvurucuya hiçbir tazminat ödenmemiştir. Bunagöre derece mahkemelerinin olayın gelişiminde kamu makamlarının tutum veyaklaşımlarını gözetmeyen bu katı yaklaşımının başvurucuya şahsi olarak aşırıve olağan dışı bir külfet yüklediği anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucununmülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adildengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı sonucunavarılmıştır.
74. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
75. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'ninKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
76. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
77. Başvuruda, mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır.
78. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 1. İdareMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
79. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargımerciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal sonucu açısından yeterli birgiderim sağladığı anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddinekarar verilmesi gerekir.
80. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereDiyarbakır 1. İdare Mahkemesine (E.2005/1049, K.2009/1276) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikmeolması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süreiçin yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE22/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.