TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
RİFAT ERDALI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/39019)
Karar Tarihi: 21/7/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Yıldız SEFERİNOĞLU
Basri BAĞCI
Raportör
:
Ali KOZAN
Başvurucu
:
Rifat ERDALI
Vekili
:
Av. Şakir AKÇA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, velayetin geçici olarak anneye verilmesi, çocuklaanne arasında kişisel ilişki kurulması nedenleriyle aile hayatına saygı hakkıile eşitlik ilkesinin; yargılamanın makul sürede bitirilmemesi nedeniyle deadil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/12/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
7. Fransa'da yaşayan başvurucu ile D.E.nin 2003 yılındakievliliklerinden 3/5/2004 doğum tarihli müşterek çocukları bulunmaktadır.Müşterek çocuk ve annesi D.E. 2011 yılı Şubat ayında Türkiye'ye gelmiş ancakgeri dönmemişlerdir.
8. D.E. evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle6/6/2011 tarihinde Antalya 5. Aile Mahkemesinde boşanma davası açmıştır. Davadilekçesinde D.E; başvurucunun kendisine şiddet uyguladığını, evden kovduğunu,bu nedenle Türkiye'ye döndüğünü, evlilik birliğini sürdürme imkânının mevcutolmadığını belirtmiştir. Başvurucu eşi ile boşanmalarına, müşterek çocuğunvelayetinin kendisine verilmesine, ayrıca çocuk ve kendisi lehine nafakayahükmedilmesini talep etmiştir.
9. Mahkeme 7/6/2011 tarihinde müşterek çocuğun velayetinintedbiren anneye bırakılmasına, çocuk ve anne lehine tedbir nafakası verilmesinetensiben karar vermiştir. Mahkeme 15/7/2014 tarihinde ise taraflarınboşanmalarına, müşterek çocuğun velayetinin başvurucuya verilmesine, anne ileçocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına ve anne lehine tedbir nafakasına,ayrıca çocuk lehine verilen tedbir nafakasının 8/8/2012 tarihi itibarıylakaldırılmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; çocuğun yargılamasırasında Fransa'ya babasının yanına döndüğü tespit edildikten sonra ortakçocuğun Fransa'da büyüdüğü ve burada öğrenimine devam ettiği, babasıylabirlikte kalmasında küçüğün gelişimi yönünden bir sakınca tespit edilmediğibelirtilmiştir. Tarafların ortak kusuruyla evlilik birliğinin sona erdiği ancaktarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetildiğinde D.E.nin evlilikbirliğinin sona ermesi nedeniyle yoksulluğa düşeceğinin anlaşıldığıbelirtilerek D.E lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerektiği ifadeedilmiştir. Öte yandan çocuğun 8/8/2012 tarihinden itibaren babasının yanındakaldığı gözetilerek bu tarih itibarıyla çocuk lehine tensip kararıyla verilentedbir nafakasının kaldırılması gerektiği değerlendirilmesine yer verilmiştir.
10. Başvurucunun temyiz başvurusu Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin11/6/2015 tarihli kararıyla kısmen kabul edilmiştir. Kararın gerekçesinde;D.E.nin çalıştığı ve asgari yaşam giderlerini karşılamaya yeterli gelirininolduğu gözetildiğinde yoksulluk nafakasının yasal koşullarının oluşmadığı,ayrıca müşterek çocuğun 8/8/2011 tarihinden itibaren babasıyla yaşamayabaşladığından çocuk lehine verilen tedbir nafakasının anılan tarihten itibarenkaldırılması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca çocuk ile anne arasında çocuğunöğrenim durumu da gözetilerek kişisel ilişkinin belirlenmesi gerektiği ifadeedildikten sonra başvurucunun diğer temyiz itirazlarının yersiz olduğudeğerlendirmesine yer verilmiştir.
11. Mahkeme bozma kararı sonrası yaptığı yargılamada 28/1/2016tarihinde çocuk ve annenin görüş günleri ile tedbir nafakasının başlangıçtarihine ilişkin bölümler dışında önceki karardaki diğer hususların onanıpkesinleştiğini belirterek kesinleşen konular yönünden karar verilmesine yerolmadığına hükmetmiştir. Ayrıca yukarıda belirtilen bozma kararındakigerekçelerle yoksulluk nafakasının reddine, çocuk lehine takdir edilen tedbirnafakasının 8/8/2011 tarihi itibarıyla kaldırılmasına karar vermiştir. Bununlabirlikte bozma kararında belirtildiği şekilde anne ile çocuk arasındaki görüşmegünleri yeniden düzenlenmiştir.
12. Başvurucu anılan karara karşı çocukla kişisel ilişkitarihleri belirlenirken bir araştırma yapılmadığı, ayrıca D.E.nin Fransa'dayaşaması nedeniyle kişisel ilişki hususunun konusuz kaldığı ve çocuğun yanındakalması nedeniyle de tedbir nafakasına hükmedilemeyeceğini ileri sürerek temyizbaşvurusu yapmıştır. Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 11/1/2017 tarihinde anılan kararınınonanmasına hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde; derece mahkemesinin bozma kararıgereğince hüküm verdiği ve bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olanyönlere ait temyiz itirazlarının incelenmesinin mümkün olmadığı vurgulanmaksuretiyle temyiz itirazlarının yersiz olduğu değerlendirilmesine yerverilmiştir.
13. Başvurucunun karar düzeltme talebi anılan Dairenin18/10/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
14. Söz konusu karar başvurucuya 17/11/2017 tarihinde tebliğedilmiştir.
15. Başvurucu 12/12/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
16. Öte yandan başvurucu, müşterek çocuğun rızası hilafınaTürkiye'de alıkonulduğunu iddia ederek Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınabaşvurmuştur. Başsavcılık 28/6/2011 tarihli davaname ile 15/2/2000 tarihliResmî Gazete'de yayımlanarak 1/8/2000 tarihinde yürürlüğe giren 25/11/1980tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme (LaheySözleşmesi) uyarınca çocuğun iadesine ilişkin karar verilmesi talebiyle Antalya3. Aile Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 23/2/2012 tarihinde, dava devamederken çocuğun Fransa'ya babasının yanına dönmesi nedeniyle davanın konusuzkaldığını belirterek karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir. Anılankarar, temyiz edilmediğinden 23/2/2012 tarihinde kesinleşmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. 22/11/2007 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "Hâkimin takdir yetkisi" kenarbaşlıklı 182. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
"Mahkeme boşanma veya ayrılığa kararverirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altındaise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanınhaklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.
Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyeneşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık,eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım veeğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır."
18. 4721 sayılı Kanun’un "Durumundeğişmesi" kenar başlıklı 183. maddesi şöyledir:
"Ana veya babanınbaşkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olgularınzorunlu kılması hâlinde hâkim, re'sen veya ana ve babadan birinin istemiüzerine gerekli önlemleri alır."
19. 4721 sayılı Kanun’un"Kural" kenar başlıklı 323. maddesi şöyledir:
"Anave babadan her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayançocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 21/7/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Velayetin TedbirenAnneye Verilmesi Nedeniyle Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu; çocuğunun iradesi hilafına Türkiye'dealıkonulması nedeniyle iade davası açtığını, bu arada eski eşinin açtığıboşanma davasında müşterek çocuğun velayetinin tedbiren anneye bırakılmasınakarar verildiğini, hiçbir araştırma yapılmadan tensiple birlikte verilenkararın hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir. Lahey Sözleşmesi'ne göre boşanmadavasında iade davasının bekletici mesele yapılması ve velayetle ilgili birkarar verilmemesi gerektiğini, velayet hakkına ilişkin düzenleme yapmayetkisinin çocuğun mutat meskeninin bulunduğu devlet makamlarına ait olduğunubelirten başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.Ayrıca dilekçelerinde Alevi olduğunu belirtmesinden Mahkemenin etkilenerekçocuğun velayetini anneye vermiş olabileceğini, velayetin anneye sırf kadınolduğu için verildiğini belirterek eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
2. Değerlendirme
22. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğinedokunulamaz.”
23. Anayasa’nın "Aileninkorunması ve çocuk hakları" kenar başlıklı 41. maddesişöyledir:
“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşlerarasında eşitliğe dayanır.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikleananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasınısağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.
Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma,yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudanilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.
Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşıçocukları koruyucu tedbirleri alır.”
24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
25. Velayet hakkına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkinuyuşmazlıklar, adil yargılanma hakkının ihlali iddialarına sıklıkla konuolmakla birlikte sürecin ivedi olarak yürütülmesi de dâhil olmak üzere ilgiliprosedürlere ilişkin işlem ve eylemlerin aile hayatına saygı hakkı bağlamındameydana getirdiği sonuçlar dikkate alındığında söz konusu iddiaların ailehayatına saygı hakkı bağlamında ele alınması uygun görülmektedir (Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126,2/7/2015, § 82; M.M.E. ve T.E., B.No: 2013/2910, 5/11/2015, § 137).
26. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralıfıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrasıgereği bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yoluöngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içindeyapılması gerekir.
27. Somut olayda Mahkeme tensip ile velayetin tedbiren anneyeverilmesine karar vermiş ise de 7/6/2011 tarihli nihai kararıyla velayetinbaşvurucuya bırakılmasına hükmetmiştir. Anılan kararın velayete ilişkinkısmının Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11/6/2015 tarihli kararıyla onanarakkesinleştiği, nihai kararın başvurucu vekiline 10/8/2015 tarihinde tebliğedilmesine rağmen başvurucunun otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra12/12/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.
28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmı hakkında diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Kişisel İlişki Kurulmasına ve TedbirNafakasına Karar Verilmesi Nedenleriyle Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu; eski eşinin 3/3/2015 tarihinden itibarenFransa'da yaşamaya başladığı, kişisel ilişki hususunun konusuz kalmasınedeniyle reddedilmesi gerekirken Mahkemenin bu durumu dikkate almadığınıbelirtmiştir. Ayrıca müşterek çocuğun baştan itibaren kendisinin yanındakaldığını, bu nedenle 8/8/2011 tarihine kadar tedbir nafakasına hükmedilmesininde hatalı olduğunu belirten başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
30. Aile hayatına saygı hakkı kapsamında devlet için söz konusuolan yükümlülük, sadece belirtilen hakka keyfî surette müdahaleden kaçınmaklasınırlı olmayıp öncelikli olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak aile hayatınaetkili bir biçimde saygının sağlanması bağlamında pozitif yükümlülükleri deiçermektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkileralanında olsa da aile yaşamına saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasınızorunlu kılar (Murat Atılgan, B.No: 2013/9047, 7/5/2015, § 26).
31. Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusundaAnayasa’nın 20. ve 41. maddeleri, ebeveynin çocuğuyla bütünleşmesininsağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını ve kamusal makamlarınbu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içermektedir. 41. maddede her çocuğunyüksek yararına aykırı olmadıkça anne ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişkikurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu açıkça belirtilmektedir. (Serpil Toros,B. No: 2013/6382,9/3/2016, §69).
32. Öte yandan mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları çözmeköncelikle derece mahkemelerinin yetkisi ve sorumluluk alanındadır. Çocuğunüstün yararı başvuru konusu dava açısından en önemli unsur olup olayın tümtarafları ile doğrudan temas hâlinde bulunan derece mahkemelerinin olayın koşullarınıdeğerlendirmek açısından daha avantajlı konumda bulunduğu da tartışmasızdır.Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun Anayasa’ya uygun olupolmadığını belirlemekle sınırlıdır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, derecemahkemeleri tarafından izlenen usulü denetlemekte ve özellikle mahkemelerinkişisel ilişki kurulmasına ve velayete ilişkin mevzuat hükümlerini yorumlayıpuygularken Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerindeki güvenceleri gözetipgözetmediğini incelemektedir (M.M.E. veT.E., § 135).
33. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaaçıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğinekarar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarınıkanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veyamüdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlamaşikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334,17/9/2013, § 24).
34. Somut olayda Mahkemenin müşterek çocuk ile anne arasındaçocuğun eğitim durumu ve başka bir ülkede yaşaması gibi hususları da gözeterekkişisel ilişki tesis ettiği, ayrıca annenin yanında kaldığı dönemle ilgiliçocuk lehine tedbiren nafakaya hükmettiği görülmüştür. Ayrıca annenin çocuğunyaşadığı ülkede yaşamaya başlamasının anne ile çocuk arasında kişisel ilişkinindevam ettirilmesini engelleyen bir durum olmadığı gibi kişisel ilişkinin devamettirilmesinin çocuğun yararına olmadığına ilişkin bir iddianın da mevcutolmadığı hususları dikkate alındığında ilgili kararlarda çocuğun üstünyararının gözetildiği söylenebilir. Bu durumla birlikte başvurucunun yargılamasürecine katılımı ve savunması ile delillerini sunması sağlanmak suretiyle ailehayatına saygı hakkının gerektirdiği usule ilişkin güvencelerdenyararlandırıldığı hususu gözetildiğinde aile hayatına saygı hakkına yönelik birihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.
35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
36. Başvurucu 6/6/2011 tarihinde açtığı davanın 17/11/2017tarihinde sonuçlandığını belirterek makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
37. 1/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı BaşvurularınTazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
38. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (TazminatKomisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
39. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018) kararındaAnayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargıkararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da icra edilmediği iddiasıyla31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarakTazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilirolma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunupbulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (FeratYüksel, § 26).
40. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru yolununkişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel,§§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakıştaulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolutüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
41. Mevcut başvuruda da söz konusu karardan ayrılmayı gerektirenbir durum bulunmamaktadır.
42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduklarına karar verilmesi gerekir.
D. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkinİddia
1. Başvurucunun İddiaları
43. Başvurucu; dilekçelerinde Alevi olduğunu belirtmesinden veannenin sırf kadın olmasından etkilenilme olasılığının olduğunu, bu etkilenmenedeniyle çocuk lehine nafakaya hükmedildiğini düşündüğünü belirterek eşitlikilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
44. Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi veAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 14. maddesinde düzenlenenayrımcılık yasağının ihlal edildiğine yönelik iddiaların soyut olarakdeğerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yeralan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 33).
45. Ayrımcılık iddiasının incelenebilmesi için başvurucununkendisiyle benzer durumdaki kişilere yönelik farklı uygulamaların meşru birtemeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayrımcı bir nedenedayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 50).
46. Somut olayda başvurucu, kendisiyle aynı durumda olanlardanfarklı bir uygulamaya maruz kaldığına ilişkin bir açıklama yapmadığı gibiiddialarını olasılıklara dayandırarak hangi nedenle ayrımcılık yapıldığınailişkin somut bir bilgi sunmamıştır. Dolayısıyla başvurucu tarafından ilerisürülen iddiaların temellendirilemediği sonucuna ulaşılmıştır.
47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Velayetin tedbiren anneye verilmesi dolayısıyla ailehayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2. Kişisel ilişki kurulmasına ve tedbir nafakasına kararverilmesi dolayısıyla aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
C. Kararın bir örneğinin bilgi için Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 21/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.