TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
S.A. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/19664)
Karar Tarihi: 7/2/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 8/3/2019-30708
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Ceren Sedef EREN
Başvurucu
:
S.A.
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hakaret suçundan mahkûmiyet kararı verilmesinedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 16/12/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına vebu kapsamda bildirilen görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş bildirmeyeceğini ifade etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, İstanbul Barosu Başkanlığına (Baro) bağlı olarakçalışmakta olan bir avukattır. Başvurucunun bir dönem çalıştığı büronun sahibiolan kadın Avukat A., başvurucunun İstanbul Barosu, Türkiye Barolar Birliği,Sosyal Güvenlik Kurumu ve Cumhuriyet savcılıklarına kendisi aleyhine verdiğişikâyet dilekçelerinde hakaret, tehdit, şantaj ve suç isnadı içeren ifadelerdebulunduğu gerekçesiyle ve başvurucunun cezalandırılması talebiyle Baroyaşikâyette bulunmuştur.
9. Şikâyet üzerine Baro başvurucudan hakkındaki iddialara karşısavunmasını göndermesini talep etmiştir. Başvurucu 23/9/2013 tarihinde,hem yazılı savunmasını içerir hem de A. hakkında karşı şikâyetlerde bulunduğudilekçeyi Baroya sunmuş; kendisi hakkında yapılan şikâyetin reddine ve A.hakkında kovuşturma açılarak dosyanın disiplin kuruluna gönderilmesine kararverilmesi taleplerinde bulunmuştur. 23/9/2013 tarihli söz konusu dilekçeninilgili kısımları şu şekildedir:
" Şikâyetçi, kendisininsuç teşkil eden eylemlerini açığa çıkarmam nedeniyle şahsıma beslediği yüksekdozajdaki husumet, kin ve nefret duygularıyla, intikam hırsının ateşiyleşahsıma fahiş miktarlarda tazminat davası açmayı ve şikâyet etmeyi alışkanlıkhaline getirmiş, söz konusu davaları ve şikâyetleri bir gelir kapısı olarakbenimsemiş, artık şikâyet edecek bir şey bulamadığı için resmi kurumlarasunduğu ve istediği bir şekilde cevap alamadığı konuları ısıtıp ısıtıp gündeme getirmiş, iddia ve savunma dokunulmazlığıçerçevesinde mahkemeye sunulan dilekçelerden medet dilenecek seviyeye düşmüş,bir zamanlar evrakta sahtecilik suçuyla aldatmaya teşebbüs ettiği (ekte sunulanbelgelerden sabit) hâkim ve savcıların avukatı olmaya soyunmuş ve bu suretteSayın Başkanlığınızı sözde kandıracağını ummuş ve böylece haksız kazançsağlamayı ilke ve hedef edinmiş, hakkında son soruşturmanın açılmasına kararverilmiş, ileride yüz kızartıcı suçlardanbiri olan evrakta sahtecilikten hükümlü olması muhtemel birsanıktır.
...
Sanık olan şikâyetçi, şikâyet dilekçesininaltıncı paragrafında tabir-i caizse ipin ucunu kaçırmış, avukatlık mesleğininetik ilke ve kurallarından bahsetmeye kalkmıştır. Meslektaşlarının imzalarını taklit ettiği veya ettirdiği bilirkişiraporuyla sabit olan birinin, meslektaşlarını sigortasızçalıştırarak mağdur eden birinin avukatlık mesleğinin etik ilke vekurallarından bahsetmeye hakkı yoktur.
...
Şikâyetçi sanık hakkımda suç duyurusundabulunulmasını istemiş olsa da Sayın Mahkeme dikkate almamış ve dilekçemizdoğrultusunda suçun hukuki niteliğini değiştirmiştir (A. hakkında görevi kötüyekullanma suçundan yürütülen yargılamayı yapan mahkemeye başvurucu tarafındansunulan dilekçe). Söz konusu dilekçemizde şikâyetçi sanığı hedef alan doğrudanve dolaylı hiçbir açıklama yoktur. Şikâyetçi sanık, hâkim ve savcılar suçduyurusunda bulunmayınca ve tazminat davası açmayınca 18 yıllık tecrübesiylekendisini hadsiz bir şekilde hâkim vesavcıların avukatı olarak yetkilendirmiş, kendisinin çirkin ve haksız çıkarlarıuğruna hâkim ve savcıları kullanmaya teşebbüs etmiş, onlar adınabeyanda bulunmuş ve Sayın Başkanlığınızı da bu şekilde etkilemeyi ummuştur.
...
Sonuç olarak dilekçelerinde kendi tabiriyleevrene verdiği pozitif mesajdan medet bekleyen, kadın olduğunu, çocuğuolduğunu, çocuğun adının Emek olduğunu, çocuğunu dövmediğini, 40 yaşındaolduğunu, mavi döpiyesli savcıyı, erkek çocuk doğuramadığı için her an kumatehlikesi yaşayan bir ailesi olduğunu dosyayla ilgisi olmamasına rağmenbelirten, hakkında hakim ve savcılar ilemünasebetsiz ilişkiler yaşadığı belirtilen, yer altı dünyasının topuk sesleribenzetmesi ile anılan, ünlülerin boşanma avukatı olarak da ünkazanmış ve medyatik olduğu ifade edilen tekzip edilmemiş haberler yayınlanansanık hakkında, evrakta sahtecilik suçu ekte de sunulan bilirkişi raporuyla dasabit olmasına rağmen iddianamenin sadece görevi kötüye kullanma suçundanhazırlanmış olması haksızlığı ve hukuksuzluğu karşısında hukuki tükenmişlikiçerisinde ne sanık olan şikâyetçiye ne de hâkim veya savcılara hakaret kastıiçerisinde hareket edilmeden, iddia ve savunma dokunulmazlığı çerçevesindehaklı ve doğal şüpheler ile sisteme eleştiri ve sitem dile getirilmiştir. Sözkonusu dilekçenin verilmesinin ardından sayın Bakırköy 11. Ağır Ceza MahkemesiBaşkanlığının suçun hukuki niteliğini değiştirerek iddialarımızın haklılığınıortaya koyması da 3/7/2013 tarihli dilekçenin niteliğini ve öneminigöstermektedir.
...
Maalesef şikâyetçi Av. A. tarafından hem sayınBaşkanlığınıza sunulan dilekçelerinde hem de Mahkeme ve Savcılıklara sunulandilekçelerinde yukarıda bahsettiğimiz davalarla ve şikâyetlerle ilgili olmayankonuları ve unsurları kullanarak ayrıcalık beklemiş ve beklemeye devametmektedir. Tarafımca da şikâyetçinin bu yolla haksız bir şekilde amaçlarınaulaşmasından endişe etmem ve bunları da dile getirmem son derece olağan, doğalve yerindedir.
... "
10. Söz konusu dilekçedeki ifadelerin A. yönünden hakaretoluşturduğundan bahisle başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. Yapılan yargılamasonucunda başvurucu 6/10/2015 tarihinde İstanbul 72. Asliye Ceza Mahkemesi(Mahkeme) tarafından 1.500 TL adli para cezasına mahkûm edilmiş ve hükmünaçıklanması geri bırakılmıştır.
11. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının gerekçesindeMahkeme, dava konusu 23/9/2013 tarihli dilekçede yer verilen "hakkında hakim ve savcılarla münasebetsiz ilişkileryaşadığına dair haberler yayımlanmıştır", "yüz kızartıcı suçlardan biri olan sahtecilik suçundanyargılanıyor", "meslektaşlarınınimzalarını taklit ettiği veya ettirdiği bilirkişi raporuyla sabit olan birisi","kendisini hadsiz bir şekilde hakim vesavcıların avukatı olarak yetkilendirmiş, çirkin ve haksız çıkarları uğrunahakim ve savcıları kullanmaya teşebbüs etmiş, hakkında hakim ve savcılarlamünasebetsiz ilişkiler yaşadığı belirtilen, yeraltı dünyasının topuk sesleribenzetmesi ile anılan" şeklindeki ifadeler nedeniylebaşvurucunun üzerine atılı hakaret suçunun yasal unsurlarının oluştuğu sonuç vekanaatine varıldığını ifade etmiştir.
12. Başvurucu, hakkında verilen hükmün açıklanmasının geribırakılması kararına itiraz etmiştir. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi25/11/2015 tarihinde itirazı reddetmiştir. Ret kararı başvurucuya 8/12/2015tarihinde tebliğ edilmiştir.
13. Başvurucu 16/12/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
14.26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hakaret" kenar başlıklı 125.maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1)Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut birfiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref vesaygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi içinfiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
...
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
...
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı biryıldan az olamaz."
15. 5237 sayılı Kanun'un "İddiave savunma dokunulmazlığı" kenar başlıklı 128. maddesişöyledir:
"(1)Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru,iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulmasıhalinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçekve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
16. Mahkemenin 7/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
17. Başvurucu, Mahkemece hakkında ceza verilmesine neden olanifadelerin bağlamından kopartıldığını ve yer aldığı dilekçenin tamamı gözönüne alınmadan bir değerlendirme yapıldığınıbelirtmiştir. Başvurucu ayrıca daha önce aynı ifadelerle ilgili olarak A. tarafındanyapılan şikâyetler üzerine hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararıverilmesine rağmen bu durumun Mahkeme tarafından dikkate alınmadığınıbelirtmiştir.
18. Başvurucu söz konusu dilekçede kullandığı ifadelerdeamacının A.ya hakaret etmekolmadığını, kendisi hakkında yapılan şikâyete karşı savunma hakkı ile hak aramahürriyetini kullandığını fakat Mahkeme tarafından söz konusu ifadelerin iddiave savunma dokunulmazlığı çerçevesinde değerlendirilmediğini de ilerisürmüştür. Başvurucu; özellikle Avukat A.nınBaroya sunduğu şikâyet dilekçesinde kendisi hakkında meslek etiğine aykırıdavrandığı, ayrıca aşiret ağası olduğunu söyleyerek kendisini tehdit ettiğiiddialarına yer vermesi nedeniyle hem kendisini savunmak hem de şikâyettebulunduğu olguların Baro tarafından dikkate alınarak A.yadisiplin cezası verilmesini sağlamak amacıyla bu ifadeleri kullandığınısöylemiştir.
19. Mahkemenin etkin, tarafsız bir soruşturma ve kovuşturmayürütmediğini, ayrıca gerekçenin açık, anlaşılır ve denetime elverişliolmadığını da ifade eden başvurucu keyfî bir şekilde, ceza tehdidi altındayaşamasına sebep olan bir karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı,ifade özgürlüğü, savunma hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
B. Değerlendirme
20. Başvurucu, başvuru konusu ifadeler nedeniyle daha öncehakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararları verildiğini belirtmişse de bukararlara konu ifadelerin başvuru konusu dilekçeden farklı mecralarda ilerisürüldüğü anlaşıldığından başvurucunun anılan iddiası hakkında birdeğerlendirme yapılması gerekli görülmemiştir.
21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu bağlamda başvurucunun diğer tümiddialarının ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifadeözgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı
23.Kendisi hakkında yapılan bir şikâyete yönelik verdiği savunmave karşı şikâyet dilekçesinde kullandığı ifadeler nedeniyle başvurucu hakkındamahkûmiyet kararı verilmiş ve hükmün açıklanması geri bırakılmıştır. AnayasaMahkemesi içtihadında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarınınifade özgürlüğüne müdahale teşkil edebileceği kabul edilmiştir (Emin Aydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, §65; Bekir Coşkun [GK], B. No:2014/12151, 4/6/2015, § 40). Bu nedenle söz konusu mahkeme kararıylabaşvurucunun ifade özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur.
b. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
24. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesininihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanınilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.”
25. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgilimaddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeniningereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
26. 5237 sayılı Kanun'un 125. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucunavarılmıştır.
ii. Meşru Amaç
27. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının başkalarının şöhret veya haklarının korunmasınayönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucunavarılmıştır.
iii. Demokratik ToplumDüzeninin Gereklerine Uygunluk
(1) Genelİlkeler
(a)Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi
28. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğü bağlamında demokratik toplum düzeninin gerekleriifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır.İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçeulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması, bunları tek başınaveya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi,savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir.Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçlaaçıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme vegerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabalarınhoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir.Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşünceninbarışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyiaçıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343,4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan,B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).
(b)Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine UygunOlması
29. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratiktoplum düzeninin gereklerine uygunkabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılıbir müdahale olması gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme,sınırlamanın amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araçarasındaki ilişki üzerinde temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz.Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratiktoplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama biçimindeiki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün parçalarıolup aralarında sıkı bir ilişki vardır (BekirCoşkun, §§ 53-55; Mehmet AliAydın, §§ 70-72; AYM, E.2018/69, K.2018/47, 31/5/2018, § 15; AYM,E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18).
30. İfade özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir toplumdazorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve istisnainitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsalihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişliolması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarakkendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veyaulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahaleninzorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (bazıfarklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun,§ 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51).
31. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin fikirleriniifade özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 26. maddesininikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıpsağlanamadığını denetlemektir. Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkıortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasındaolayın şartları içinde bir denge kurmaktır (BekirCoşkun,§§44, 47, 48; Hakan Yiğit, B. No:2015/3378, 5/7/2017,§§ 58, 61, 66).
32. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ilebaşvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasınaişaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamununmenfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğerbireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaretetmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinindiğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaranaçıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesiyönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir. Kamu gücünü kullanan organlarındüşüncelerin açıklanmasına ve yayılmasına müdahale ederken ifade özgürlüğününkullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan, korunması gereken birmenfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların varlığını somutolgulara dayanarak göstermeleri gerekir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit, §§ 59, 68).
33. Buna göre ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlubir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacıkarşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin gereklerineuygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.
(c) BireyinŞeref ve İtibarının Korunmasında Devletin Pozitif Yükümlülüğü
34. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevibütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44) Devlet, bireyin şeref ve itibarınakeyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekleyükümlüdür (Nilgün Halloran,B. No: 2012/1184, 16/7/2014, §41; Adnan Oktar (3), B. No:2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun,§ 45; Önder Balıkçı, B. No:2014/6009, 15/2/2017, § 44).
35. Devletin -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanındabulunan tüm bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusalmakamların ve diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devletbireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddettenkorumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51).
36. Devletin kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yapılanmüdahaleler bakımından söz konusu pozitif yükümlülüğü; müdahalelere karşıetkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunanyargısal prosedürleri sağlamak, bu suretle yargısal ve idari makamlarınbireylerin idareyle ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili, adil birkarar vermesini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (Hüdayi Ercoşkun, B. No: 2013/6235,10/3/2016, § 94).
(d) Hak Arama Hürriyeti
37. Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesininbirinci fıkrasında, kişilerin hak arama özgürlükleri güvence altına alınmıştır.Hak arama özgürlüğü toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri olmasınınyanında bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı gidermeyoludur. İnsan varlığını soyut ve somut değerleriyle koruyup geliştirmekamacıyla hukuksal olanakları kapsamlı biçimde sağlama, bu konuda tüm yollardanyararlanma hakkını içeren hak arama özgürlüğü hukuk devletinin ve çağdaşdemokrasinin vazgeçilmez koşullarından biridir (AYM, E.2014/86, K.2015/109,25/11/2015, § 91; Ali Abbas Yalman,B. No: 2015/11456, 19/4/2018, § 28).
38. Hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasınınötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı vebunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2015/61,K.2016/172, 2/11/2016, § 123; Ali AbbasYalman, § 29).
39. Öte yandan Anayasa'nın 36., 40. ve 74. maddeleri birliktedeğerlendirildiğinde hak arama hürriyeti sadece yargısal başvuru yollarınıdeğil idari başvuru yollarını ve duruma göre Türkiye Büyük Millet Meclisinebaşvuruyu da içeren siyasi başvuru yollarını kapsamaktadır (Ali Abbas Yalman, § 30).
(e) ÇatışanHaklar Arasında Dengeleme
40. Mevcut başvuruya benzer başvurularda, başvurucununAnayasa'nın 36. ve ilgili diğer maddelerinde güvence altına alınan hak aramahürriyeti ve savunma hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 26. maddesindegüvence altına alınan ifade özgürlüğü ile davacının Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrasında koruma altına alınan maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkı arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğinindeğerlendirilmesi gerekir. Bu, soyut bir değerlendirme değildir (Ali Abbas Yalman, § 32).
41. Maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı ile hakarama hürriyetiyle bağlantılı olarak ifade özgürlüğünün karşı karşıya geldiğidurumlarda çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut olayauygulanabilecek olan kriterlerden bazıları şöyledir:
i. Hak arama hürriyetinin kullanılmasını haklı gösterecek-oldukça zayıf veya dolaylı da olsa- emarelerin varlığı
ii. Hak arama hürriyetinin sırf üçüncü kişilere zarar vermekamacıyla kullanılıp kullanılmadığı
iii. Hak arama hürriyetinin kamu görevlilerine karşıgörevlerinin yerine getirilmesiyle ilgili konularda kullanılıp kullanılmadığı
iv. Hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında hedef alınankişiye yönelik isnatların taraflar arasındaki uyuşmazlık konusuyla -oldukçazayıf veya dolaylı da olsa- ilgisinin bulunup bulunmadığı ve uyuşmazlığınçözümüne katkısının olup olmadığı
v. Hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında dile getirilenifadeler ve bunların hedef alınan kişinin yaşamına etkileri (Ali Abbas Yalman, § 33).
42. Başvuru konusu ifadelerin yer aldığı dilekçe aynı zamandabaşvurucunun kendisi hakkında disiplin cezası talebiyle yapılan mesleki birşikâyete ilişkin verdiği cevap niteliğinde olduğundan yapılacak dengelemede sözkonusu ifadelerin savunma hakkının kullanılması esnasında sarf edildiği dedikkate alınmalıdır.
(f)Maddi Olgular ile Değer Yargısı Arasındaki Fark
43. Öte yandan dava konusu söylemlerin maddi vakıalarınaçıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi önemlidir. Bu noktadamaddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir.Maddi olgular ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanınmümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (KadirSağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, § 57; İlhan Cihaner (2),§ 64). Ancak bir açıklamanın tamamen değer yargısından oluşması durumunda bilemüdahalenin orantılılığı ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterincedesteklenip desteklenmemesine göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarladesteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir (Cem Mermut, B. No: 2013/7861,16/4/2015, § 48).
(g) İfadeÖzgürlüğüne Yapılan Müdahalenin Gerekçesi
44. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerintemel ekseni, derece mahkemelerinin müdahaleye neden olan kararlarındadayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunolduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır. İfadeözgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulankriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler Anayasa'nın 26.maddesini ihlal edecektir.
(2)İlkelerin Olaya Uygulanması
45. Başvuru konusu olayda bir avukat olan başvurucunun mahkûmedilmesine sebep olan ifadeler, başka bir avukat tarafından yapılan şikâyetüzerine Baro tarafından yapılan soruşturmada verilen ve başvurucununsavunmaları ile karşı şikâyetlerini içeren dilekçede yer almıştır. Dolayısıylabir avukatın başka bir avukat tarafından etik ve ilkelerine uygun davranmamaksuretiyle mesleğin onurunu zedelediği gerekçesiyle Baroya şikâyet edilmesinihak arama hürriyeti, disiplin cezasıyla sonuçlanabilecek bu nitelikte birşikâyete karşı cevap vermesini ise savunma hakkı ışığında ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirmek gerekir.
46. İlk olarak başvurucunun cezalandırılmasına neden olanifadelerin bir kısmının olgusal iddialar, bir kısmının ise değer yargılarıolduğu ve olayların bütününe bakıldığında bu değer yargılarının da somutunsurlarla desteklenmeye çalışıldığı görülmektedir. Bununla birlikte Mahkemecebaşvurucunun şikâyet konusu ifadelerle hak arama hürriyetini kullanmasını haklıgösterecek emarelerin var olup olmadığı ve hak arama hürriyetini sırf üçüncükişilere zarar vermek amacıyla kullanıp kullanmadığı değerlendirilmemiştir.Bundan başka hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında açıklanan sözlerintaraflar arasındaki uyuşmazlık konusuyla ilgisinin bulunup bulunmadığının veuyuşmazlığın çözümüne katkısının olup olmadığının da değerlendirilmesigerektiği hâlde bu hususta da bir açıklama yapılmamıştır. Son olarak Mahkemecebaşvuru konusu ifadelerin değerlendirilmesinde ifadelerin sarf edildiğibağlamdan koparıldığı ve dilekçenin tamamı gözönünealınmadan bir gerekçelendirme yapıldığı görülmektedir.
47. Dolayısıyla şikâyet veya savunma dilekçelerinde yer alan vekişilerin şeref ile itibarlarına müdahale teşkil eden düşünce açıklamalarının derecemahkemelerince ele alınma usulüne ilişkin Anayasa Mahkemesinin pek çokiçtihadında ortaya konan kriterlerin ilk derece mahkemesince gözetilmediğianlaşılmaktadır.
48. Öte yandan olgusal isnatların ispatlanamadığı veya değeryargısı içeren ifadelerin somut olgularla yeterince desteklenmediği durumlardabile cezalandırmanın ancak düşünce açıklamasının ölçüsüz bir saldırıoluşturduğunun kabul edilmesi hâlinde mümkün olduğu unutulmamalıdır (Emin Aydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, §50; Sinem Hun, B. No: 2013/5356,8/5/2014, § 55; Kaos GlKültürel Araştırma ve Dayanışma Derneği, B. No: 2014/18891,23/5/2018, §54) .
49. Sonuç olarak başvurucu hakkında verilen mahkûmiyetkararında, ifade özgürlüğünün kısıtlanmasının zorunlu bir ihtiyaca karşılıkgeldiği ilgili ve yeterli bir gerekçe ile inandırıcı bir şekilde ortayakonulamamıştır. Bu sebeplerle somut olayda devletin ceza yargılaması yolunabaşvurmasını gerekli kılacak koşulların oluştuğundan ve bu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunolduğundan söz edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvencealtına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
52. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin uygulanmasına ilişkinkabul edilen ilkeler için bkz. Mehmet Doğan[GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60.
53. Başvurucu, yeniden yargılama ve 50.000 TL manevi tazminattaleplerinde bulunmuştur.
54. Anayasa Mahkemesi başvurucunun söz konusu dilekçe nedeniyleMahkeme tarafından mahkûmiyetine karar verilmesi ve hükmün açıklanmasının geribırakılmasının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun düşmediği, bunedenle başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır.Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
55. Bu durumda ifade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasınayöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikleihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlalsonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 72. Asliye Ceza Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
56. Diğer taraftan somut olay bağlamında yeniden yargılamayapılmasına karar verilmesi ihlale yol açan yargılama sürecine muhatap olanbaşvurucunun bu sürede uğradığı bütün zararları gidermemektedir. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalinbütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için ifade özgürlüğünün ihlalinedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle ve yeniden yargılama suretiylegiderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 5.000 TLmanevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
57. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harçbedelinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifadeözgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 72. AsliyeCeza Mahkemesine (E. 2014/895 K. 2015/798) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. 226,90 TL harç bedelinden oluşan yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE7/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.