TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
İSA GÖK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/805)
Karar Tarihi: 12/9/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör
:
Recep KAPLAN
Başvurucu
:
İsa GÖK
Vekili
:
Av. Fikret İLKİZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kamuoyunca bilinen bir kişiye yönelik eleştirilerdendolayı tazminata hükmedilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/1/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Tanınmış bir siyasetçi olan başvurucu, olayların yaşandığıtarihte Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili olarak görev yapmaktadır.
10. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tutanaklarına görebaşvurucu, 24/3/2011 tarihinde Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun Tasarısının TBMM'de görüşülmesi esnasında TBMM GenelKuruluna hitaben -TRT 3 Televizyonunda da yayımlanan- bir konuşma yapmıştır.
11. Anılan konuşmanın derece mahkemeleri kararlarındadeğerlendirme konusu yapılan kısımları şöyledir:
"Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bireysel başvuru hakkını tanıyoruz. Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve Anayasa'mızdaki temel hak ve özgürlüklereilişkin ihlallerde insanlarımıza, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ile hakihlallerine karşı Mahkemeden ihlal tespiti isteme imkânı getiriyoruz.
Tabii, Türkiye farklılıklar ülkesi ve Türkiyebir ironi ülkesi, hayatımız ironi. Gazeteci Ahmet Şık, tutuklu. Neden bu şahsıbiliyoruz? Çünkü bu şahıs Nokta dergisinde, şu anda Silivri'de yargılamasısüren büyük bir olayın aslında ifşasını yaratan, bunu dergiye yazan, o ...'nin darbe günlüklerini yayınlayan gazeteci. Ama gel gör ki,bu gazeteci şu anda bir kitap yazmak istiyor. Kitap "İmamın Ordusu"isimli. Bu kitapta, emniyet teşkilatı içinde örgütlenen FethullahGülen cemaatinin, cemaat, tarikat, çete, ne derseniz deyin ama hayırlı hiçbirkelimeyi kullanamazsınız, olumlu tek bir kelimeyi FethullahGülen adından sonra kullanamazsınız. Böyle bir yapılanma içerisinde emniyet…
Çünkü emniyet teşkilatında FethullahGülen çetesinin deşifresi yapılıyor. Elhak, bunlar yokedilecek. Belki de bundan sonra yargı içindeki FethullahGülen çetesinin deşifresi olacaktı, savcılığa yansıyacaktı, yani bir yerdenbirilerine batacaktı; batmadan, adamı batırdılar..."
12. Türkiye'de 1960'lı yıllardan itibaren faaliyette bulunan veson yıllara kadar dinî bir grup olarak nitelenen cemaat, Gülen cemaati,Fetullah Gülen cemaati, hizmet hareketi, gönüllülerhareketi ve camia gibiisimlerle anılan ve son yıllardaki soruşturma ve kovuşturma belgelerinde Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarakisimlendirilen örgütün (Aydın Yavuz vediğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 22) kurucusu velideri olan Fetullah Gülen (davacı); anılankonuşmayla kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle başvurucuya karşımanevi tazminat davası açmıştır.
13. Davaya bakan İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi 24/5/2012tarihli gerekçeli kararında, başvurucunun konuşmasının davacıya hakaret etme veonun kişilik haklarına saldırı amacıyla yapılmadığı yönünde değerlendirmeleryapmıştır. İlk derece mahkemesi ayrıca; başvurucunun konuşmasında bir yandantemel hak ve özgürlüklere ilişkin hak ihlallerinin tespiti için AnayasaMahkemesine bireysel başvuru hakkı getirilirken diğer yandan da tanınmış birgazetecinin emniyet içinde örgütlendiği iddia edilen Fetullah Gülen cemaatinin yapılanmasını deşifre eden bir kitapyazması nedeniyle tutuklandığına dair görüşün dile getirildiği ve bu durumunağır bir şekilde eleştirildiği, bu konudaki düşünce ve değerlendirmelerinaçıklandığı şeklinde tespitlerde bulunmuştur. Mahkeme bu gerekçelerlebaşvurucunun konuşmasının hukuka aykırılık teşkil etmediği kanaatine ulaşmış vedavanın reddine karar vermiştir.
14. Kararın davacı tarafından temyizi üzerine Yargıtay 4. HukukDairesi 9/10/2013 tarihli kararıyla, görev ve sorumluluklar da içeren ifadeözgürlüğünün başkalarının şöhret ve haklarının korunması içinsınırlanabileceğini belirtmiş; bu kapsamda başvurucunun konuşmasında sözüdavacıya getirerek ağır sözler kullandığı, bu sözlerin davacının kişilikhaklarına saldırı niteliğinde bulunduğu ve ifade özgürlüğü kapsamındadeğerlendirilemeyeceği sonucuna vararak davacı lehine uygun bir tazminatahükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.
15. Bozma üzerine yapılan yargılamada bozma kararına uyanİstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi 27/5/2014 tarihinde verdiği kararda,Yargıtay kararındaki gerekçelerle davacı lehine 2.000 TL manevi tazminatahükmetmiştir.
16. Temyiz üzerine karar Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 13/11/2014tarihinde onanmıştır. Onama kararı başvurucuya 18/12/2014 tarihinde tebliğedilmiştir. Başvurucunun yaptığı karar düzeltme talebi ise aynı Dairetarafından karar düzeltmeye konu olan tutar, Kanun'da öngörülen düzeyeulaşmadığından 27/4/2015 tarihli kararla reddedilmiştir.
17. Başvurucu 13/1/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
18. İlgili ulusal hukuk kaynaklarının derli toplu verildiği birkarar için Kemal Kılıçdaroğlu(B. No: 2014/1577, 25/10/2017, §§ 24-28) kararına bakılabilir.
B. Uluslararası Hukuk
1. İfade Özgürlüğünün Demokratik ToplumdakiÖnemi
19. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ifadeözgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır. AİHM, ifadeözgürlüğüne ilişkin kararlarında ifade özgürlüğünün toplumun ilerlemesi vebireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil ettiğiniyinelemektedir. AİHM'e göre 10. maddenin ikinciparagrafı saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabulgören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değilincitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için degeçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan sözedemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.AİHM, 10. maddede güvence altına alınan bu hakkın bazı istisnalara tabiolduğunu ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkınsınırlandırılmasının ikna edici olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik Krallık [GK], B. No: 5493/72, 7/12/1976§ 49; Von Hannover/Almanya (No. 2) [BD], B. No:40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 101).
2. İfade Özgürlüğü ve İtibarın Korunmasınıİsteme Hakkı Arasındaki İlişki
20. AİHM, kamuoyunca tanınan kişilerin şöhret ve itibarı ileifade özgürlüğünün çatışması hâlinde 10. maddenin (2) numaralı fıkrasında yeralan "başkalarının... haklarınınkorunması" ifadesine müracaat etmektedir. AİHM Büyük Dairesi7/2/2012 tarihinde verdiği iki kararda -VonHannover/Almanya (2) [BD] veAxel Springer AG/Almanya [BD],B. No: 39954/08, 7/2/2012- ifadehürriyeti ve özel hayata saygı hakkının dengelenmesinde kullanılan ilkelerisistematik olarak açıklamış ve uygulamıştır. Bunlar ifade özgürlüğüne konuaçıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı (Von Hannover/Almanya (2), § 109; Von Hannover/Almanya, B. No:59320/00,24/09/2004, §§ 63-66),ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ileyazıya konu olan faaliyetin niteliği, haber veya makalenin konusu (Von Hannover/Almanya (2), § 110; kamutarafından tanınan kişiler için korumanın daha esnek olacağına ilişkin birkarar için bkz. Minelli/İsviçre (k.k.), B. No: 14991/02, 14/6/2005), ilgili kişinin dahaönceki davranışları (Von Hannover/Almanya (2), § 111), yayınıniçeriği, şekli ve etkileri (Von Hannover/Almanya (2), § 112), bilgilerinelde edilme koşulları ve gerçekliği (AxelSpringer AG/Almanya, § 93; Von Hannover/Almanya (2), § 113) ve uygulananyaptırımın niteliği (Axel Springer AG/Almanya, §95).
3. MaddiOlgular ile Değer YargısıArasındaki Fark
21. AİHM'e göre maddi olgular iledeğer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgularispatlanabilirse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığıhatırda tutulmalıdır (Lingens/Avusturya [GK], B. No: 9815/82, 8/7/1986,§ 46). AİHM, değer yargılarının doğruluğunu ispat etmenin yerine getirilmesiimkânsız bir talep olduğunu ve böyle bir yükümlülüğün kendiliğinden Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesinde korunan hakkın temel bir bileşeniolan görüş sahibi olma özgürlüğünü ihlal edeceğini belirtmektedir. AİHM,bununla birlikte bir açıklamanın değer yargısı düzeyine ulaştığı durumlardadahi -kendisini destekleyen bir olgusal temel olmayan değer yargıları aşırıgörülebileceğinden- müdahalenin orantılılığının dava konusu sözlerin yeterlibir olgusal temele sahip olup olmadığına dayanabileceğini ifade etmiştir (Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001, §§42, 43).
4. Siyasetçilerin İfade ÖzgürlüklerininKorunması
22. AİHM'e göre ifade özgürlüğü,herkes için önemli olmasına karşın halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özelbir öneme sahiptir. Çünkü seçilmiş kişiler, seçmenleri temsil ederler veseçmenlerin kaygılarına dikkat çeker ve menfaatlerini savunurlar (Lombardo ve diğerleri/Malta, B. No: 7333/06,24/4/2007, § 53). Başvurucu gibi muhalefet partisinden bir milletvekilininifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler, AİHM’i dahasıkı bir denetim gerçekleştirmeye sevk etmektedir (Jerusalem/Avusturya, § 36).
23. AİHM siyasi ifade özgürlüğünün önemini göstermek maksadıylacaydırıcı etki doktrinini kullanmaktadır. Bu nedenle siyasetçilere yönelikolarak verilen cezalar küçük de olsa ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etkidoğabileceği sonucuna ulaşmaktadır(Lombardo ve diğerleri/Malta, § 61).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 12/9/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
25. Başvurucu;
i. Yaptığı konuşmanın yasama dokunulmazlığı çerçevesindedeğerlendirilerek hukuki sorumluluğu bulunmadığından davanın reddedilmiş olmasıgerektiğini,
ii. Emniyet ve yargıda olup bitenleri ve hukuka aykırılıkları tanınmışbir gazeteci olan Ahmet Şık'ın kitabına bağlı olarak dile getirdiğini,
iii. Konuşmasının güncel bir meseleyle ilgili olduğunu, AhmetŞık'ın kitabı üzerinden yapılan yargısal işlemleri ve hukuka aykırılıklarıeleştirdiğini,
iv. Konuşmasının bütünü dikkate alınması gerekirken sadeceseçilen sözcüklerin içeriğine dayanılarak kişilik haklarının ihlali sonucunavarılamayacağını,
v. Konuşmasında üzerinde durulan kişinin kamuoyunun gündemindeyer alan ve kendisiyle konuşmanın yapıldığı günlerde Ahmet Şık'ın kitabınedeniyle çok sık haber yayımlanan ve adından sık söz edilen Fetullah Gülen olduğunu, dolayısıyla FetullahGülen ve etrafında bulunan insanlar hakkında soru sormanın veya bu kişilerieleştirmenin milletvekili olarak kendisinin hakkı ve görevi olduğunu,
vi. Türkiye'de yaşanan sonraki gelişmelerin de haklı olduğunukanıtladığını ileri sürmüş ve bütün bu nedenlerle Anayasa'nın 26. maddesindekorunan ifade özgürlüğü ile Anayasa'nın 83. maddesinde yer alan yasamadokunulmazlığına ilişkin hükümlerin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
26. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında FETÖ/PDY bağlantılı bazı konularda verdiğikararlardan örnekler sunarak başvurunun değerlendirilmesinde FETÖ/PDY terörörgütünün yapısı ve işleyişi ile 15 Temmuz darbe teşebbüsü sırasında yaşananhususların da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.
27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvurudilekçesindeki iddialarını yinelemiş; ilave olarak Bakanlık görüşünün kendiiddialarını destekler nitelikte olduğuna dikkat çekmiştir. Başvurucu, ayrıcaBakanlık görüşünde referans verilen kararlar yanında Anayasa Mahkemesinin Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. veCumhuriyet Vakfı (B. No: 2014/11876, 27/12/2017) veFetullah Gülen (B. No: 2015/12939, 5/4/2018) kararlarında yapılandeğerlendirmelerin de kendi başvurusunun haklılığını ortaya koyduğunubelirtmiştir.
B. Değerlendirme
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan, B.No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının bir bütün olarakAnayasa'nın 26. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
29. Anayasa’nın “Düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veyabaşka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya davermek serbestliğini de kapsar...
Bu hürriyetlerin kullanılması,...başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıylasınırlanabilir…”
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifadeözgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı
31. TBMM Genel Kuruluna hitaben yaptığı konuşmada kullandığısözler nedeniyle başvurucu aleyhine manevi tazminata hükmedilmiştir. Söz konusuMahkeme kararı ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyapılmıştır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
32. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilenkoşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlaliniteşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanınilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunlasınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ...gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
33. Bu sebeple müdahalenin, Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nınilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeniningereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
34. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24.ve 25. maddeleri ile 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun58. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
ii. Meşru Amaç
35. Başvurucunun tazminat ödemekle cezalandırılmasına ilişkinkararın başkalarının şöhret veya haklarınınkorunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaçtaşıdığı sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik ToplumDüzeninin Gereklerine Uygunluk
(1) Genelİlkeler
(a)Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi
36. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğü bağlamında"demokratik toplum düzeninin gerekleri" ifadesinden ne anlaşılmasıgerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır. İfade özgürlüğü, kişinin haberve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce vekanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıylabirlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi,savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir.Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçlaaçıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme vegerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıylatoplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl birşekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama veyayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK],B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42-43; TanselÇölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).
(b) MüdahaleninDemokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması
37. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratiktoplum düzeninin gereklerine uygunkabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılıbir müdahale olması gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme,sınırlamanın amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araçarasındaki ilişki üzerinde temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz.Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde "demokratik toplum düzeninin gereklerineaykırı olmama" ve "ölçülülük ilkesine aykırı olmama" biçimindeiki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütününparçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Bekir Coşkun, §§ 53-55; MehmetAli Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2018/69, K.2018/47, 31/5/2018, § 15;AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18).
38. İfade özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik birtoplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik veistisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu birtoplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmayaelverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlemolarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veyaulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahaleninzorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (bazıfarklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun,§ 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51).
39. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin fikirleriniifade özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 26. maddesininikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıpsağlanamadığını denetlemektir. Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkıortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasındaolayın şartları içinde bir denge kurmaktır ( bkz. Bekir Coşkun, § 44, 47, 48; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017,§§58, 61, 66).
40. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ilebaşvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasınaişaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamununmenfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğerbireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaretetmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinindiğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaranaçıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti halinde orantılılık ilkesiyönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir. Kamu gücünü kullananorganların düşüncelerin açıklanmasına ve yayılmasına müdahale ederken ifadeözgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan korunmasıgereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmalarınvarlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (bazı farklılıklarlabirlikte bkz. Bekir Coşkun, §§ 57; TanselÇölaşan, §§ 46, 49, 50; HakanYiğit, §§ 59, 68).
41. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlubir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacıkarşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerineuygun bir müdahale olarak değerlendirilemez..
(c) İfadeÖzgürlüğünün Kapsamı
42. Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrası, ifadeözgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlama getirmemiştir. İfade özgürlüğü;siyasi, sanatsal, akademik veya ticari düşünce ve kanaat açıklamaları gibi hertürlü ifadeyi kapsamına almaktadır (ErgünPoyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 37; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009,15/2/2017, § 40). Bu itibarla bir siyasetçinin kamuoyuna aktardığı görüşleribaşkaları açısından değersiz veyayararsız görülse bile kişilerin subjektif değerlendirmelerinden bağımsız olarak ifadeözgürlüğünün korumasındadır ( Kemal Kılıçdaroğlu, § 52).
(d) BaşkalarınınŞöhret veya Haklarının Korunması
43. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifadeözgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünükullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarınınşöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğininve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhanCihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014,§ 44). Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek veüçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184,16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123,2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, §45; Önder Balıkçı, § 44; Kemal Kılıçdaroğlu, §54).
44. Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi; siyasetçilerin,kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleriişlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını vebunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zamanvurgulamıştır(Siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz (2), § 58; KemalKılıçdaroğlu, § 55; kamusal yetki kullanangörevlilerle ilgili olarak bkz. Nilgün Halloran, § 45; tanınan bir Cumhuriyetbaşsavcısı ile ilgili olarak bkz. İlhan Cihaner (2), § 82; tanınan ve siyasetehazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili olarak bkz. Önder Balıkçı, § 42).
(e) İfade Özgürlüğü ileİtibarın Korunmasını İsteme Hakkı Arasında Adil Denge
45. Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruya benzer başvurularda,aleyhine tazminata hükmedilmesi nedeniyle başvurucunun müdahale edilen ifadeözgürlüğü ile başvurucunun konuşmasındaki iddialar ve ifadeler nedeniyledavacının müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil birdengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirir (Kemal Kılıçdaroğlu, § 56; Nilgün Halloran, §27; İlhan Cihaner(2), § 49). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. Çatışan haklararasında dengeleme yapılabilmesi için başvurucunun kullandığı ifadelerintürünün, kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelikkısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kimin tarafından dilegetirildiğinin, kime yöneldiğinin, tarafların ünlülük derecelerinin ve ilgilikişilerin önceki davranışlarının, kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılanifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının değerlendirilmesigerekir (Kemal Kılıçdaroğlu,§ 56; Nilgün Halloran,§ 44; Ergün Poyraz (2), §56;Kadir Sağdıç [GK], B. No:2013/6617, 08/04/2015, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73). Bunun için başvurucutarafından söylenen sözlerin, yapılan konuşmanın tamamı ve söylendiği bağlamdankopartılmaksızın olayın bütünselliği içinde değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, § 52;Önder Balıkçı, § 45).
46. Söz konusu değerlendirmelerde derece mahkemelerinin belirlibir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinindenetimindedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, bir kısıtlamanın ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığıhususuna karar vermede yetki sahibi olan iç hukuktaki son mercidir.
47. Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine getirirkenderece mahkemelerinin yerini almak değildir fakat söz konusu yargı mercilerinintakdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 26. maddesiaçısından doğruluğunu denetlemektir. Anayasa Mahkemesi, başvuru konusu olanmüdahalenin gözetilen meşru amaçla orantılıolup olmadığını ve bunu haklı göstermek için ulusal makamlar tarafından ortayakonan gerekçelerin ilgili ve yeterligörünüp görünmediğini tespit edebilmek amacıyla söz konusu müdahaleyi davanınbütününe bakarak değerlendirecektir.
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
48. Başvurucu, milletvekili olması nedeniyle TBMM çatısı altındakisözlerinden dolayı hiçbir sorumluğunun bulunmadığını ileri sürmüştür. AnayasaMahkemesinin bu konuyla ilgili içtihadı uyarınca yasama sorumsuzluğununşartlarının geçerli olduğu bir zeminde ileri sürülen ve başkalarının şahsiyethaklarına saldırı niteliği bulunan sözler nedeniyle başvurucuya karşı hukukdavası yoluyla tazminat davası açılabileceğini kabul etmek gerekir (Kemal Kılıçdaroğlu,§ 66).
49. Başvuruya konu konuşmanın yapıldığı tarihlerde gazeteciAhmet Şık, "İmamın Ordusu"adıyla Fetullah Gülen'e bağlı kişilerin devlet içindeörgütlendiğine dair iddialar da içeren bir kitap yazmış ancak bahse konu kitaphenüz yayımlanmadan yasaklanmış; Ahmet Şık ise Ergenekon yargılamaları olarakbilinen soruşturmalar kapsamında tutuklanmıştır.
50. Olay tarihinde ana muhalefet partisi CHP milletvekili olanbaşvurucu da TBMM Genel Kuruluna hitaben gazeteci Ahmet Şık'ın o tarihtekamuoyunca yoğun bir şekilde tartışılmakta olan "İmamın Ordusu" isimli kitabı üzerineyaşanan gelişmeleri konu edinen bir konuşma yapmıştır. Başvurucu, anılangelişmelerden hareketle davacının liderliğini yaptığı, son yıllarda FETÖ/PDYolarak isimlendirilen örgütün emniyet ve yargı içinde örgütlenmesine ilişkindeğerlendirme ve öngörülerde bulunmuş; bu örgüte ve onun lideri olan davacıyaeleştiriler yöneltmiş ve konuyla ilgili düşünce açıklamalarında "Fetullah Gülençetesi" ibaresini kullanmıştır.
51. Eldeki başvurunun çözümlenmesinde gözönündetutulması gereken hususlardan biri hem başvurucu hem de davacının toplumsalkonumlarıdır. Bir yanda olayların meydana geldiği dönemde ve hâlen anamuhalefet görevinde bulunan Türkiye'nin en eski partisinin bir milletvekiliolan başvurucu İsa Gök; diğer yanda ise kamuoyunca bilinen, şahsı veliderliğini yaptığı örgüt üzerinde geçmişten bu yana yoğun tartışmalarınsürdürülmekte olduğu bir kişi olan davacı bulunmaktadır.
52. Eleştirilerin hedefinde olan davacı ve liderliğini yaptığıörgüt kamuoyunca uzun zamandan bu yana bilindiği ve tanındığı için davacıbakımından kabul edilebilir eleştiri sınırları, sade bir vatandaş ilekarşılaştırıldığında daha geniştir. Bu sebeplerle eldeki başvuruya konu olayıntarafı olan davacının kendisine yönelik eleştirilere sade vatandaşlara göredaha fazla hoşgörü göstermesi gerekir.
53. Seçmenlerini temsil eden, onların taleplerini, endişelerinive düşüncelerini politik alana aktaran ve çıkarlarını savunan, seçilmişkimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeplemüdahale eğer bir siyasetçinin ve özellikle ana muhalefet partisinde görevyapan tanınmış bir milletvekilinin ifade özgürlüğüne yönelik ise başvurularınçok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir (Kemal Kılıçdaroğlu, §60).
54. FETÖ/PDY'nin yapılanması vefaaliyetleri öteden beri toplumda tartışma konusu olmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 27). Diğeryandan Şemdinli, Ergenekon, Balyoz, Askerî Casusluk,Devrimci Karargâh, Oda TV ve Şikedavaları gibi kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan birçok davanın -FETÖ/PDY'nin amaçları doğrultusunda- başta TSK olmak üzerefarklı kamu kurum ve kuruluşlarındaki örgüt mensubu olmayan kamu görevlilerinitasfiye etmek ve farklı sivil çevrelerde örgütün çıkarlarına aykırıdavrandığını düşündüğü kişileri etkisizleştirmek amacıyla kullanıldığı ilerisürülmüştür. Bu davaların bir kısmındaki usulsüzlük iddiaları AnayasaMahkemesinin ihlal kararlarına da konu olmuştur (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014;Yavuz Pehlivan ve diğerleri [GK],B. No: 2013/2312, 4/6/2015; Yankı Bağcıoğluve diğerleri [GK],B. No: 2014/253,9/1/2015).
55. Bu çerçevede başvurucunun FETÖ/PDY ve onun lideri olandavacıya ilişkin tartışmaların devam ettiği ve konunun güncelliğini koruduğubir tarihte yaptığı konuşmanın kamusal faydası yüksek bir tartışmaya katkısunduğunda kuşku bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle başvurucunun dava konusukonuşmada kendi bakış açısından Türkiye'de gündemde olan ve bu yönüyle kamununbu konudaki fikir ve bilgileri alma hakkının da önemli olduğu bir yapılanmayıve onun başında bulunan davacıyı eleştirmesinin genel olarak kamu yararınıilgilendiren bir meseleyle ilgili olduğu konusunda şüphe yoktur. Gözönüne alınması gereken ikinci husus ise bu bağlamdaortaya çıkmaktadır. Başvurucunun konuşmalarında dile getirdiği iddialarkişilerin hayatlarının diğer bireylere kapalı ve mahrem alanına ilişkindeğildir. Başvurucunun konuşmasında ele alınan konu kamusal çıkarlarlailgilidir ve toplumu yakından ilgilendiren ve güncelliğini koruyan bir konuyadair konuşmanın çerçevesinin baskın bir şekilde politik alanda kaldığı açıktır.Bu çerçevede emniyet ve yargı içinde bir grubun örgütlenmesine dair hususlarınana muhalefet partisinde görev yapan ve tanınmış bir milletvekili olanbaşvurucu tarafından gündeme getirilmesi ve tartışmaya açılmış olması olması tabidir. Bu nedenle de davacının şöhret ve itibarıile başvurucunun ifade özgürlüğünün çatıştığı mevcut davada dengelemeninyapılması sırasında kamunun menfaatlerinin gözetilmesi demokratik bir toplumundevamlılığı için hayatidir.
56. Somut davanın kendine has koşullarında başvuruya konuihtilafın, büyük ölçüde dava konusu sözlerin maddi vakıaların açıklanması veyadeğer yargısı olarak nitelendirilmesi ile ilgili olduğu görülmektedir. Bubağlamda başvuru konusu olayın şartları ve arka planı dikkate alındığındabaşvurucu tarafından dile getirilen iddialar için kullanılan değer yargılarıbakımından yeterli bir olgusal temel bulunduğu söylenebilir. Şöyle kibaşvurucunun konuşmasında ileri sürdüğü FetullahGülen'in başında bulunduğu yapının emniyet ve yargı içindeki örgütlenmesikonusu, olay tarihinde kamuoyunun ve siyaset dünyasının bir kesimince ve basınyayın organlarınca sıkça dile getirilen iddialara dayanmaktadır. Dolayısıylabaşvurucunun kullandığı ifadeler bakımından olgusal bir temel bulunduğuaçıktır.
57. Ayrıca, başvurucunun davacının başında bulunduğu yapı içinkullandığı "çete"ifadesi aynı zamanda bir değer yargısıdır. Başvurucu, davacının liderliğiniyaptığı örgütün organize bir şekilde gayrimeşru işler yaptıklarını ifade etmeyeçalışırken söz konusu ifadeyi kullanmayı tercih etmiştir.
58. Siyaset adamlarının kullandıkları bazı sözler açıkça polemikçıkarmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve taraftarlarını konsolide etmeyeyönelik siyaset üsluplarının bir parçası olarak kabul edilebilir (Kemal Kılıçdaroğlu, §65). Bundan başka ifade özgürlüğünün sadece haber ve fikirlerin içeriğinikorumadığı, haber ve fikirlerin iletilme usulünü de koruduğu gözetilmelidir(Benzer değerlendirmeler için bkz. Ali Kıdık,B. No: 2014/5552, 26/10/2017, 78). Bu çerçevede başvurucutarafından kullanılan "çete"ifadesinin seçmenlerini temsil eden başvurucunun polemik içeren, agresifsiyaset üslubunun bir parçası olduğu kabul edilmesi gerekir. Başvurucununkonuşmasında sert tepkiler almayı göze alarak temel olarak kamusal menfaatlereilişkin önemli bir meseleyi ele aldığı açıktır.
59. Derece mahkemeleri; başvurucunun konuşmasındaki sözlerindavacının şeref ve itibarına karşı hangi surette saldırı oluşturduğu vetazminat ödemeyi gerektiği hususunda yeterli bir değerlendirme yapmaksızınbaşvurucunun konuşmasında sözü davacıya getirerek ağır sözler kullandığı, busözlerin kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğu ve ifade özgürlüğükapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçeleriyle anılan konuşmanın davacınınkişilik haklarını ihlal eder nitelikte olduğu sonucuna ulaşmıştır.
60. Mahkemeler tarafından yapılan değerlendirmelerde olgusal birtemele sahip olmadığı takdirde aşırı olarak değerlendirilebilecek ifadeler,olayın koşulları gözetilmeksizin değerlendirme konusu yapılmıştır.
61. Yukarıdaki tespitler, başvurucunun konuşmasının tamamı vekonuşmanın yapıldığı tarihte kamuoyunda FETÖ/PDY ve onun lideri olan davacınınyaygın bir biçimde tartışılmakta olması hususları birlikte değerlendirildiğindeanılan konuşmanın davacının başında bulunduğu örgütün faaliyetlerine yönelikbir eleştiri niteliği taşıdığı açıktır.
62. Bu kapsamda başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılanmüdahalenin "başkalarının şöhret vehaklarının" korunması bakımından zorunlu bir toplumsal ihtiyacakarşılık gelmediği ve bu sebeple demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunbir müdahale olmadığı kanaatine ulaşılmıştır.
63. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 26.maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
64. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
65. Anayasa MahkemesininMehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlalsonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesihususunda genel ilkeler belirlenmiştir.
66. Mehmet Doğankararında özetle; uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikleihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, ihlalinmahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57-58).
67. Mehmet Doğankararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derecemahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derecemahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Bunagöre; Anayasa Mahkemesinin, tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yenidenyargılama yapılmasına hükmettiği hallerde, ilgili usul kanunlarında düzenlenenyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesisebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derecemahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararıverilen hallerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdirderece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesinebırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiğidoğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmaklayükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).
68. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gerekenşey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafındanbir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlaligideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespitedilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır.Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin birişlemden veya yerine getirilmeyen usuli bireksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu usul işleminin, hak ihlalini giderecekşekilde yeniden (veya daha önce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icapetmektedir. Buna karşılık ihlalin, idari işlem veya eylemin kendisinden ya da(derece mahkemesince yapılan veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de)derece mahkemesi kararının sonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesitarafından tespit edildiği hallerde derece mahkemesinin, usule dair herhangibir işlem yapmadan doğrudan mümkün olduğunca dosya üzerinden önceki kararınınaksi yönünde karar vererek ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet Doğan, § 60).
69. Başvurucu; ihlalin tespiti ile birlikte yeniden yargılamayapılmasını ve 2.000 TL manevi tazminata karar verilmesini istemiştir.
70. Anayasa Mahkemesi kullandığı ifadeler nedeniyle mahkemeler tarafındanbaşvurucunun 2.000 TL tazminat ödemesine karar verilmesinin demokratik toplumdüzeninin gereklerine uygun düşmediği ve bu nedenle başvurucunun ifadeözgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvurudaihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
71. Bu durumda ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasınayöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikleihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlalsonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 13. Asliye HukukMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
72. Diğer taraftan somut olay bağlamında yeniden yargılamayapılmasına karar verilmesi ihlale yol açan yargılama sürecine muhatap olanbaşvurucunun bu sürede uğradığı bütün zararları gidermemektedir. Üstelikihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasınakarar verilmekle birlikte başvurucunun muhatap olduğu yargısal süreç devametmektedir. Dolayısıyla eski hâle getirmekuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi içinifade özgürlüğünün ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle ve yenidenyargılama suretiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvurucuya talebiyle bağlı kalınarak net 2.000 TL manevi tazminat ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,10 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğününİHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 13. Asliye HukukMahkemesine (E.2014/115, K.2014/263) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 2.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
E. 226,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE12/9/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.