TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
İSA YAĞBASAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1481)
Karar Tarihi: 20/11/2014
R. G. Tarih-Sayı: 14/3/2015-29295
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Yunus HEPER
Başvurucular
:
İsa YAĞBASAN
Hüsnü BABAT
Faik KAPLAN
Metin DEMİR
Celile ELARSLAN
Salih KARAVİŞ
Vekili
:
Av. Veysel VESEK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular siyasi partifaaliyeti çerçevesinde Kürtçe dilini kullandıklarından bahislecezalandırıldıklarını, bu nedenle Anayasada koruma altına alınan ifadeözgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniiddia etmektedir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 7/2/2013tarihinde İdil Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçeler veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksikliklertamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca 11/4/2014 tarihinde kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesinekarar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 2/5/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 3/7/2014 tarihli görüş yazısı4/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu, görüşünü 23/7/2014tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ileBakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Demokratik Toplum Partisi(DTP) üyesi olan başvurucular, İdil İlçesinde Nevruz Bayramı kutlamalarınıgerçekleştirmek için tertip komitesi sıfatıyla İdil Kaymakamlığına 15/3/2007 tarihinde başvuruda bulunmuşlardır.
8. İdil İlçesinde, 19/3/2007 tarihinde, Kürtçe ve Türkçe olarak hazırlanmış birel ilanı dağıtılmıştır. El ilanının üzerinde DTP’ninamblemi ve her iki dilde “Newroz Bayramı, Demokratik Toplum Partisi tarafından ‘yagerçek demokrasi, ya da hiç’ şiarıyla 21 Mart günü NewrozMeydanında bir miting ile kutlanacaktır. Tüm İdil halkımız davetlidir”yazılmıştır.
9. İdil İlçe EmniyetMüdürlüğünün ihbarı üzerine İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, 19/3/2007tarihinde Kürtçe-Türkçe el ilanını hazırlayanlar hakkında 22/4/1983 tarih ve2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 81. maddesi yollamasıyla 117. maddesiuyarınca Türkçe’den başka bir dili siyasi partifaaliyetinde kullanmak suçundan soruşturma başlatmıştır.
10. Tertip komitesinde bulunanbaşvurucuların 29/3/2007 tarihinde savunmaları alınmışve başvurucular hakkında İdil Cumhuriyet Başsavcılığının 24/7/2007 tarihliiddianamesi ile İdil Sulh Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. İdil SulhCeza Mahkemesi 29/5/2007 tarihli görevsizlik kararıile dosyayı İdil Asliye Ceza Mahkemesine göndermiştir.
11. İdil Asliye Ceza Mahkemesi, 17/9/2008 tarihli kararı ile başvurucuların 5 ay hapiscezası ile cezalandırılmalarına ve hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasınaçevirerek her bir başvurucunun 3.600,00 TL adli para cezası ilecezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme kararında şu gerekçelere yervermiştir:
“…Olay tarihinde, yukarıda açık kimlik bilgileri veüzerlerine atılı suçları yazılı sanıklardan Faik KAPLAN’ınİdil ilçe Başkanı ve diğerlerinin de üyesi oldukları Demokratik Toplum Partisi(DTP) ambleminin bulunduğu muhtelif sayıda ilanı, İdil’de halka, 21 Mart günü kutlanacaknevruz şölenine davet amacıyla dağıttıkları, söz konusu ilanın başlığında veiçeriğinde Türkçe dili dışında başkaca bir dile(Kürtçe) kaleme alınmışifadelerin bulunduğu,
Sanıkların, söz konusu ilanı kendilerince hazırlanıp, 21Mart 2007 tarihinde kutlanacağı kararlaştırılan nevruz şölenine, halkı davetetmek amacıyla dağıtıldığını, ilanlarda parti ambleminin seçilmesininpartileriyle bir ilişkisinin bulunmadığı, bunu sırf kendi inisiyatifleriylegerçekleştirdiklerini ve ilanlardaki Kürtçe ifadelerin yasak olduğunubilmediklerini savunmuş iseler de;
Sanıkların parti üyesi olmaları, nevruz şöleninin yurt genelindekutlanması sürecinde Demokratik Toplum Partisinin etkin ve belirleyici olması,seçilen ilanlardaki parti amblemi, olayla ilgili alınan ifadeler ve tüm dosyakapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanıkların yukarıda tarif edilen tarzdaicra ettikleri eylemlerinin, mensubu oldukları siyası partinin gerçekleştirdiğibir hareket çerçevesinde değerlendirilebileceği, bu kapsamda eylemin, 2820sayılı Siyasi Partiler Kanunun 81/3 maddesinde ifade edilen: Siyasi partiler;..... Türkçe’den başka dilkullanamazlar. Türkçe'den başka dillerde yazılmışpankartlar, levhalar, plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannamelerkullanamaz ve dağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından dayapılmasına kayıtsız kalamazlar. şeklinde ifade edilenamir düzenlemeye aykırılık teşkil eden bir fiil çerçevesinde kaldığının vesanıkların üzerlerine atılı suçları işlediğinin her türlü şüpheden uzak kesinve inandırıcı delillerla anlaşıldığından sanıklarınatılı suçtan cezalandırılması yönünde aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.”
12. Temyiz üzerine İlk DereceMahkemesinin kararı Yargıtay 7. Ceza Dairesinde incelenmekte ikenbaşvurucuların cezalandırıldığı 2820 sayılı Kanun’un 117. maddesinin “Bu Kanunun dördüncü kısmında yazılı yasak fiilleriişleyenler” ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesine itiraz yoluile başvuruda bulunulmuştur.
13. Anayasa Mahkemesi 12/1/2012 tarihli kararı ile söz konusu ibarenin iptaline,iptal hükmünün kararın Resmi Gazete’deyayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
14. Anayasa Mahkemesinin iptalkararı 5/7/2012 tarihli Resmi Gazete’deyayımlanmış; 5/1/2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
15. Başvuruya konu İlk DereceMahkemesinin kararı Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 3/10/2012tarihli ilamı ile onanmıştır.
16. İlk Derece Mahkemesi 13/12/2012 tarihinde söz konusu karar için kesinleştirmeşerhi ve ceza infaz fişi düzenleyerek infaz için Cumhuriyet başsavcılığınagöndermiştir.
17. Başvuruculardan Hüsnü Babat (infaz tarihi 6/11/2013),Faik Kaplan (infaz tarihi 14/5/2013), Metin Demir (infaz tarihi 20/6/2013) veCelile Eraslan’ın (infaz tarihi 2/10/2013) cezaları infaz edilmiş, İsa Yağbasan’ın cezası ise halen başka suçtan cezaevindebulunması nedeniyle infaz edilmemiştir.
18. İdil CumhuriyetBaşsavcılığınca hazırlanan ödeme emirleri başvuruculara tebliğe çıkartılmış;başvuruculardan Faik Kaplan 3/1/2013 tarihinde, Salih Karaviş, Metin Demir, Hüsnü Babat4/1/2013 tarihinde, Celile Elarslan 9/1/2013tarihinde ve İsa Yağbasan 18/7/2013 tarihinde ödemeemirlerini tebellüğ etmiştir.
19. Bireysel başvuru 7/2/2013 tarihinde yapılmıştır.
B. İlgili Hukuk
20. 2820 sayılı Kanun'un “Azınlık yaratılmasının önlenmesi” kenarbaşlıklı 81. maddesinin (c) fıkrası şöyledir:
“Siyasi partiler:
…
c) Tüzük ve programlarının yazımı ve yayınlanmasında,kongrelerinde, açık veya kapalı salon toplantılarında, mitinglerinde,propagandalarında Türkçe'den başka dil kullanamazlar;Türkçe'den başka dillerde yazılmış pankartlar,levhalar, plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamazve dağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasınakayıtsız kalamazlar. Ancak, tüzük ve programlarının kanunla yasaklanmış dillerdışındaki yabancı bir dile çevrilmesi mümkündür.”
21. 2820 sayılı Kanun'un AnayasaMahkemesince iptal edilen “Kanuna aykırısair davranışlar” kenar başlıklı 117. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun dördüncü kısmında yazılı yasak fiilleriişleyenler, fiil daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde, altı aydan azolmamak üzere hapis cezası ile cezalandırılırlar.”
22. Anayasa Mahkemesinin 12/1/2012 tarih ve E.2011/62, K.2012/2 sayılı kararınınilgili kısmı şöyledir:
“İtiraz konusu kural Siyasî Partiler Kanunu'nda yer alıp,Kanun'un Dördüncü Kısmı'ndaki yasak fiilleri kişileryönünden ceza kapsamına almaktadır. Esasen siyasi partiler için birçok yasaköngören bu Kısımdaki maddelerde yer alan fiillerin hangi hallerde suç teşkiledeceğinin gerçek kişilerce yeterli açıklıkta öngörülebilir olduklarısöylenemez. Çünkü doğrudan siyasi parti tüzel kişiliğini muhatap alan buyasaklar, itiraz konusu kuralla, kişiler hakkında yaptırım öngörendüzenlemelere dönüştürülmüştür. Bu yapılırken anılan kısımda sayılan fiillerinağırlıklarıyla bunları işleyenlerin siyasi partideki sıfat ve konumları dadikkate alınmamıştır. Bu durumda, siyasi faaliyette bulunan geniş bir kitleyihiçbir ayrım gözetmeksizin ceza tehdidi altında bırakan düzenleme gerçekşahıslarca yeterli derecede öngörülebilir değildir.
Diğer yandan, gerek anayasal veya yasal değişikliklersonucunda gerekse uygulamayla zaman içerisinde siyasi faaliyet alanıgenişlemiştir. Buna bağlı olarak kuralın, içinde yer aldığı Kanun'unyasalaştığı dönemde 'öngörülebilir' olduğu kabul edilse bile, Anayasa ileyasalarda yapılan siyasi faaliyet özgürlüğünü genişleten değişikliklerle bunaparalel uygulamalar neticesinde öngörülebilir olma özelliğini tümden yitirdiğisonucuna varılmıştır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
23. Mahkemenin 20/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucuların 7/2/2013 tarih ve 2013/1481 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
24. Başvurucular, suça konu elilanlarını 21 Mart Nevruz Bayramı Tertip Komitesi adına hazırladıklarını, elilanlarında üyesi oldukları DTP’nin amblemikullanılmış olsa bile etkinliğin resmi olarak Parti ile bir ilgisininbulunmadığını, el ilanında herhangi bir parti propagandasının da yapılmadığını,Nevruz Bayramına davet içeren bir el ilanının Kürtçe ve Türkçe dillerindebirlikte yapılmasının cezalandırılmasının ifade özgürlüğünün ihlali niteliğindeolduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca DTP üyesi olmaları nedeniyle örgütlenmeözgürlüklerinin ve cezalandırılmaları nedeniyle adil yargılanma haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların her biri ayrı ayrı 3.600,00TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Faik Kaplan, Salih Karaviş,Metin Demir ve Hüsnü Babat’ın Şikayetleri Yönünden
25. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47.maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiğitarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içindebaşvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeşgün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler.Mahkeme, öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli görülüp görülmediğiniinceleyerek talebi kabul veya reddeder.”
26. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün “Başvurusüresi ve mazeret” kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiğitarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekir.”
27. Bireysel başvurunun kabuledilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine riayet edilmesi şartı,bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen nazara alınması gereken birbaşvuru koşuludur (Bkz. B. No: 2013/4681, 30/6/2014, §21).
28. Yukarıda belirtilen hükümlerve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 64. maddesinin (1)numaralı fıkrasına göre, bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği vebaşvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz güniçinde yapılması gerekir.
29. Somut olayda İlk DereceMahkemesinin kararı Yargıtay 7. Ceza Dairesince verilen onama kararı ilekesinleşmiştir. Yargıtay ilamı başvuruculara tebliğ edilmemiştir. İlk DereceMahkemesi, 13/12/2012 tarihinde ceza fişlerinihazırlayarak Cumhuriyet savcılığına göndermiş; başvurucular başvuru yollarınıntüketildiğini Cumhuriyet savcılığınca “paracezası ödeme emri”ninkendilerine tebliği ile öğrenmişlerdir.
30. Para cezası ödeme emirleribaşvuruculardan Faik Kaplan’a 3/1/2013 tarihinde,Salih Karaviş, Metin Demir ve Hüsnü Babat’a 4/1/2013 tarihinde, Celile Elarslan’a9/1/2013 tarihinde ve İsa Yağbasan’a 25/7/2013tarihinde tebliğ edilmiştir. Yukarıda belirtilen tespitler uyarınca,başvuruculardan Faik Kaplan, Salih Karaviş, MetinDemir ve Hüsnü Babat’ın en geç 4/2/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmaları gerekirken 7/2/2013 tarihindebaşvuruda bulundukları anlaşılmaktadır.
31. Açıklanan nedenlerle, FaikKaplan, Salih Karaviş, Metin Demir ve Hüsnü Babat’ın otuz günlük başvuru süresi içinde yapmadıklarıanlaşıldığından, başvuruların diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin“süre aşımı” nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Celile Eraslan veİsa Yağbasan’ın Şikayetleri Yönünden
32. Başvuru formu ve ekleriincelendiğinde, başvurunun doğrudan örgütlenme ve ifade özgürlüklerinin ihlaliiddiasına yönelik olduğu görülmektedir. Zira başvurucular, üyesi oldukları DTP’nin amblemini kullanmak suretiyle Türkçe ve Kürtçedillerinde bastırdıkları el ilanı nedeniyle cezalandırılmışlardır. Başvurucularher ne kadar söz konusu eylemleri nedeniyle cezalandırılmalarının adilyargılanma hakkının ve siyasi parti üyesi olmaları nedeniyle de örgütlenmeözgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş iseler de, bu iddiaların özü,ifade özgürlüğüne müdahale hususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Busebeple başvurucuların iddiaları ifade özgürlüğü çerçevesindedeğerlendirilmiştir.
33. Başvuruculardan CelileEraslan ve İsa Yağbasan’ın ifade ve örgütlenmeözgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksundeğildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı içinbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
34. Başvurucular, başvuruya konuel ilanlarını 21 Mart Nevruz Bayramı Tertip Komitesi adına hazırladıklarını,Nevruz Bayramına davet içeren bir ilanın Kürtçe ve Türkçe dillerinde birlikteyapılması nedeniyle cezalandırılmalarının ifade özgürlüğünün ihlali niteliğindeolduğunu ileri sürmüşlerdir.
35. Bakanlık görüşünde, AnayasaMahkemesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) benzer kararlarıhatırlatılmış ve başvurucunun iddialarının bu kararlar doğrultusundadeğerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir. Bakanlıkgörüşünde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesibağlamında ifade özgürlüğünün demokratik toplumun temellerinden birisinioluşturduğu; ifade özgürlüğünün yalnızca lehte olduğu kabul edilen veyazararsız ya da önemsiz görülen bilgi ve düşünceler için değil, aynı zamandadevletin veya toplumun bir bölümü için saldırgan, şok edici veya rahatsız edicibilgi ve düşünceler için de geçerli olduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda,ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olup olmadığının, gerçekleştirilenmüdahalenin yasayla öngörülmüş olup olmadığı, müdahalenin meşru amaçlaradayanıp dayanmadığı ve müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olupolmadığı temelinde incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
36. Başvurucu, başvurunun esasıhakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekraretmiştir.
37. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.”
38. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başkayollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Buhürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya davermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veyabenzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milletiile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerinaçıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınyahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama göreviningereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasınailişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla,düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasındauygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
39. Yazılı belge bastırmaözgürlüğünün ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda hiçbirşüphe ya da anlaşmazlık bulunmamaktadır. Anayasa’da ifade özgürlüğüne ilişkinolarak daha ayrıntılı düzenlemeler de yer almakla birlikte mevcut koşullaraltında başvurunun ifade özgürlüğüne ilişkin temel düzenleme olan Anayasa’nın26. maddesi kapsamında incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.
40. Anayasa’nın 26. maddesindedüşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar“söz, yazı, resim veya başka yollar”olarak ifade edilmiş ve “başka yollar”ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğugösterilmiştir (B. No:2013/2602, 23/1/2014, §43).Benzer şekilde Sözleşme’nin 10. maddesi de yalnızca düşünce ve kanaatleriniçeriğini değil iletilme biçimlerini de koruma altına almaktadır.
41. Mutlak olmayıpsınırlanabilir bir hak olan ifade özgürlüğü Anayasa’da yer alan temel hak veözgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir. İfade özgürlüğüne ilişkin 26.maddenin ikinci fıkrasında sınırlama sebeplerine yer verilmiştir. Ancak buözgürlüğe yönelik sınırlamaların da bir sınırının olması gerektiği açıktır.Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindekiölçütler göz önüne alınmak zorundadır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilensınırlandırmaların denetiminin Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütlerçerçevesinde ve Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında yapılması gerekmektedir.
42. İfade özgürlüğü, insanınserbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiğidüşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veyabaşkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamınagelir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, §40).
43. İfade özgürlüğü, düşünceniniletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesinisağlar. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlüaraçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyigerçekleştirmek ve gerçekleştirme konusunda ikna etmek çoğulcu demokratikdüzenin gereklerindendir. Bu itibarla ifade özgürlüğü demokrasinin işleyişiiçin yaşamsal önemdedir (B. No: 2013/409, 25/6/2014, §74).
44. Yukarıda anlatılan ilkelerışığında, başvuru konusu olayda, ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinindeğerlendirilmesinde öncelikle müdahalenin mevcut olup olmadığı ve daha sonrada müdahalenin haklı sebeplere dayanıp dayanmadığı değerlendirilecektir.
i. Müdahalenin Mevcudiyeti Hakkında
45. Başvurucular hakkındabaşvuruya konu el ilanları nedeniyle ceza davası açılmış ve her bir başvurucuayrı ayrı cezalandırılmıştır. Müdahalenin mevcudiyetine ilişkin olarak AdaletBakanlığınca Anayasa Mahkemesine herhangi bir itiraz da sunulmamıştır. Bukoşullarda, Anayasa’nın 26. maddesi çerçevesinde başvurucuların ifadeözgürlüğüne müdahalede bulunulduğunun kabul edilmesi gerekir.
ii. Müdahalenin Haklı Sebeplere Dayanması Hakkında
46. Yukarıda anılan müdahalelerAnayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden birveya daha fazlasına dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilenkoşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlaliniteşkil edecektir. Bu nedenle, sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenöze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlartarafından öngörülme, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzenininve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmamakoşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
a. Müdahalenin Kanuniliği
47. Anayasa’nın 13. maddesi ile26. maddenin beşinci fıkrasında yer alan, müdahalenin “kanun”la yapılması şartınaaykırılık bulunduğuna ilişkin bir iddiada bulunulmamıştır. Öteyandan bu davada incelenmesi gereken asıl meselenin sözü edilen müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı”olması nedeniyle, 2820 sayılı Kanun'un 117. maddesinin Anayasa Mahkemesininhüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren kararıyla iptal edildiği göz önünealınarak, mevcut davanın koşullarında, yapılan müdahalenin kanunilik unsurunutaşıyıp taşımadığının değerlendirilmesinin gerekli olmadığı kanaatinevarılmıştır.
b. Meşru Amaç
48. Başvurucular, şikâyet konusumüdahalenin amacının Kürtçenin günlük yaşamda kullanılmasının sınırlandırılmasıolduğunu iddia etmiştir.
49. İfade özgürlüğüne yapılanbir müdahalenin meşru olabilmesi için Anayasa’nın 26. maddesinin ikincifıkrasında belirtilen millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetintemel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğününkorunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarakusulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veyahaklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarınınkorunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarınayönelik olması gerekir (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014,§ 84).
50. Mevcut başvurununkoşullarında yapılan müdahalenin tam olarak meşru bir amaç ile yapılmış olupolmadığı yönünde bir kanaate ulaşılamamış olmakla birlikte bu durum Anayasa’nın26. maddesine göre başvurucunun ifade özgürlüğüne bir müdahale olup olmadığıylave dolayısıyla davanın esasıyla ayrılmaz bir biçimde bağlantılıdır. Öte yandanbu davada incelenmesi gereken asıl mesele, sözü edilen müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığıdır”(benzer bir yaklaşım için bkz. Şükran Aydınve Diğerleri/ Türkiye,B. No. 49197/06, 23196/07, 50242/08, 60912/08 ve 14871/09, 22/1/2013, § 47).Dolayısıyla bu sorunun Anayasa’nın 26. maddesi bağlamında esaslailişkilendirilerek tartışılması gerekmektedir.
c. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve Ölçülülük
51. Başvurucular, Nevruzbayramını kutlayan ve yapılan etkinliklere katılım için toplumu davet eden birel ilanı nedeniyle yargılanmak suretiyle ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratiktoplumun gereklerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
52. Bakanlık görüşünde, ifadeözgürlüğüne yönelik müdahalelerin varlığı halinde alınan önlemleri haklıkılacak “konuyla ilgili ve yeterligerekçeler” ileri sürülüp sürülmediğinin ve “sınırlama amacı ile aracı arasında makul bir dengeninbulunup bulunmadığının” demokratik toplum gerekleri açısındandeğerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
53. İfade özgürlüğü mutlakolmadığı için bazı sınırlandırmalara tabi olabilir. İfade özgürlüğüne ilişkinolarak Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmalarınAnayasa’nın 13. maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeniningerekleri ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda birdeğerlendirme yapılması gerekmektedir (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014,§ 91).
54. 1982 Anayasasında belirtilendemokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik toplum” ölçütü, Anayasa’nın 13.maddesi ile AİHS’in “demokratiktoplum düzeninin gerekleri” ölçütünün bulunduğu 9.,10. ve 11. maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarlademokratik toplum ölçütü, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelindeyorumlanmalıdır (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, §93).
55. Nitekim Anayasa Mahkemesininyerleşik içtihatları uyarınca, “Demokrasiler,temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığırejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz halegetiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içindesayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özünedokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunluolduğu ölçüde ve ancak yasayla sınırlandırılabilirler.” (AYM, E.2006/142,K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Başka bir ifadeyleyapılan sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyorveya aşırı derecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülükilkesine aykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsademokratik toplum düzenine aykırı olacaktır (Bkz. AYM, E.2009/59, K.2011/69,K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T.17/4/2008; B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 94).
56. Buna göre demokratiktoplumun ana temellerinden olan ifade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabuledilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez ve önemsiz görülen “düşünceler” için değil, ayrıca Devletinveya toplumun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onlarırahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Çünkü bunlar,çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).
57. Hak ve özgürlüklereyapılacak her türlü sınırlamada devreye girecek bir başka güvence deAnayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülükilkesi”dir.Bu ilke, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurulardaöncelikli olarak dikkate alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13.maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmaklabirlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Nitekim AnayasaMahkemesi önceki kararlarında gereklilik ve ölçülülük arasındaki bu ilişkiyedikkat çekmiş, temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanındemokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülenkamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleyeolanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesigerektiğini belirterek amaç ile araç arasında makul bir ilişki ve dengeninbulunması gerektiğine karar vermiştir (AYM,E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007; B. No: 2013/409,25/6/2014, § 96).
58. Anayasa Mahkemesinin kararlarınagöre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araçarasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtanyola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir. Busebeple ifade özgürlüğü alanında getirilen müdahalelerde, hedeflenen amacaulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olupolmadığı değerlendirilmelidir (B. No: 2012/1051, 20/2/2014,§ 84).
59. Bu bağlamda, başvuru konusuolay bakımından yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni, ifade özgürlüğünükısıtlamanın öncelikle “demokratik birtoplumda gerekli” olduğunun ve daha sonra da “ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğununinandırıcı bir şekilde ortaya konulup konulamadığı olacaktır.
60. AİHM de konuyla ilgili ilkkararlarından itibaren, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında geçen “gerekli” kavramını Anayasa Mahkemesininyukarıda anlatılan yaklaşımına (§§, 57-59) benzer bir biçimde açıklamıştır. AİHM’e göre “gerekli”kavramı, “zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaç”ı(pressing social need) ima etmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976,§ 48). O halde ifade özgürlüğüne yargısal veya idari bir müdahalenin, toplumsalbir ihtiyaç baskısını karşılayıp karşılamadığına bakılması gerekecektir. Buçerçevede bir müdahale, meşru amaçla orantılı bir müdahale olmalıdır. İkinciolarak müdahalenin haklılığı için kamu makamlarının gösterdikleri gerekçelerkonuyla ilgili ve yeterli olmalıdır (başka bir bağlamda benzer birdeğerlendirme için bkz. B. No: 2013/8463, 18/9/2014, §56).
61. Dolayısıyla, başvurucularınbaşvuruya konu el ilanlarının dağıtılmasından dolayı cezalandırılması nedeniylemüdahale edilen ifade özgürlüğü ile başvurucuların yargılanması vecezalandırılması arasındaki dengenin ölçülü olduğunun kabulü halinde, elilanlarının dağıtılmasından dolayı başvurucuların yargılanmasına ilişkingerekçelerin inandırıcı, başka bir deyişle ilgili ve yeterli oldukları sonucunavarılabilir (benzer kararlar için bkz. B. No: 2012/1051, 20/2/2014,§ 87; B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 97).
62. İlk olarak AİHM,Sözleşme’nin 5. maddesinin 2. paragrafında (yakalanan her kişiye yakalanmanedenlerinin en kısa sürede ve anladığı bir dilde bildirilmesi zorunludur) ve6. maddesinin 3 (a) ve (e) paragraflarında (kendisine karşı yöneltilensuçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede ve anladığı bir dilde veayrıntılı olarak haberdar edilmek ve mahkemede kullanılan dili anlamadığı veyakonuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından ücretsiz olarak yararlanmak)belirtilen özel haklar istisna olmak üzere, Sözleşme’nin kamu makamları iletesis edilecek iletişimde özel bir dil kullanma hakkını ya da kişinin tercihettiği bir dilde bilgilendirme hakkını tek başına teminat altına almadığınakarar vermiştir (bkz. Mentzen/Letonya, B. No: 71074/01, 7/12/2002). AİHM ayrıca Sözleşme’nin seçim amaçlı olarakkamu makamları ile tesis edilecek iletişimde özel bir dil kullanma hakkınıteminat altına almadığına da karar vermiştir (bkz. Fryske Nasjonale Partijve Diğerleri/ Hollanda, B. No: 11100/84, 12/121985).
63. Ayrıca Devletin dilpolitikalarının tarih, dil, din ve kültür ile ilgili çok sayıda unsurdanetkilendiğinin göz önünde bulundurulması gerekir. Bu bağlamda devletmakamlarının bu alandaki takdir yetkisinin geniş olduğu kabul edilmelidir.
64. Somut davanın koşullarınadönülecek olursa, mevcut dava, yukarıda atıfta bulunulan davalardan farklıdır.Çünkü söz konusu davalar, kamu makamları ya da resmi kurumlarla tesis edilecek iletişimderesmi olmayan bir dil kullanımı ile ilgilidir. Mevcut davada bireysel başvuruyakonu edilen mesele genel olarak seçim kampanyaları sırasında resmi dil dışındabir dilin kullanılmasına izin verilip verilmediği değildir. Somut dava, seçimkampanyaları sırasında yapılan halk toplantıları kapsamında olmayan vebireylere, diğer bireyler ile ilgili olan ilişkilerinde dilsel kısıtlamalargetirilmesi hakkındadır.
65. Anayasa’nın 26. maddesi, hertürlü kültürel, siyasal ve sosyal bilgi ve fikirlerin paylaşıldığı ortamlaradâhil olan bireylerin bilgi ve fikir alışverişinde bulunurken istedikleri dilitercih etme özgürlüğünü kapsamaktadır. Bu bağlamda bir ifade aracı olan dil,şüphesiz ki Anayasa’nın 26. maddesinin teminatı altındadır (Aynı yöndeki AİHMkararı için bkz. Eğitim ve Bilim EmekçileriSendikası/ Türkiye, B. No. 20641/05, § 73, 25/9/2012).
66. 2820 sayılı Kanun’unolayların gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 117. maddesi ve halenyürürlükte bulunan 81. maddesi siyasi partilerin Türkçe dışında bir dilkullanmalarına geniş kapsamlı bir yasak getirmekte idi. Anayasa Mahkemesininiptal kararından önce sözü edilen hükümlerin ihlalleri halinde altı aydan azolmamak üzere hapis cezası verilmesi gerekmekteydi. 2820 sayılı Kanun’un 117.maddesi Anayasa Mahkemesince “yeterincebelirli” bir kural olmadığından bahisle iptal edilmiş olmasınarağmen başvurucuların söz konusu Kanun nedeniyle aldıkları cezalar iptaltarihinden sonra infaz edilmiştir.
67. Bu durumda AnayasaMahkemesi, 2820 sayılı Kanun’un olayların gerçekleştiği tarihte yürürlüktebulunduğu şekliyle 117. maddesi ve halen yürürlükte bulunan 81. maddesiuyarınca siyasi partilere resmi dil dışında dil kullanılmasına getirilenyasağın, demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını inceleyerek, mevcutbaşvurudaki müdahalenin gerekliliği tespit etmelidir.
68. Yukarıda belirtildiği gibiilke olarak Devletlerin, seçim kampanyaları sırasında adaylar ve diğer kişilertarafından kullanılacak dilleri belirleme ve gerekli olması halinde belli makulkısıtlamalar uygulama hakkına sahip olduklarının kabul edilmesi gerekir (benzerbir değerlendirme için bkz. Şükran Aydın veDiğerleri/Türkiye, B. No. 49197/06, 23196/07, 50242/08, 60912/08 ve 14871/09, 22/1/2013, § 55).Buna karşın Türkçe dışında kalan dillerin siyasi partilerin tüm faaliyetlerindekullanımının tamamen yasaklanması ve beraberinde cezai yaptırımlar getirilmesiAnayasa’nın 26. maddesinde teminat altına alınan ifade özgürlüğü gibidemokratik toplumun temel değerleri ile bağdaşmaz.
69. Cezai yaptırımlar nedeniylegörüş ve fikirlerin gerektiği şekilde iletilmesi için uygun dilinkullanılamaması durumunda kişilerin görüş ve fikirlerini açıklama ve bu görüşve fikirleri dinleme hakkının varlığından söz edilemez.
70. Mevcut başvuruya konu olaydabaşvurucular, kendi beyanlarına göre, suça konu el ilanlarını 21 Mart NevruzBayramı Tertip Komitesi adına hazırlamışlar ve ilanda üyesi oldukları DTP’nin amblemini kullanmışlardır. Buna karşın Türkçe veKürtçe dillerinde hazırlanan el ilanları seçim kampanyaları ile ilgili olmayıpNevruz Bayramına davet içermektedir. Bu bağlamda başvurucuların Kürtçe el ilanıbastırmalarından dolayı cezalandırılmaları zorunlu bir sosyal ihtiyacıkarşılamamaktadır.
71. Yukarıda açıklanannedenlerle başvuranların ifade özgürlüklerine yapılan müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığıkanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucuların Anayasa’nın 26. maddesindegüvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulaması
72. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedileceği belirtilmiş, ancak yerindelik denetimiyapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hükümaltına alınmıştır.
73. Başvurucular hakkındaverilen cezanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gözetilerek başvurucularıncezalandırılmasına ilişkin davada yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarargörülmüştür. İfade özgürlüğüne ilişkin ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesinekarar verilmesi gerekir.
74. Başvuruda Anayasa’nın 26.maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucuların her biri,3.600,00 TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talepetmiştir. Başvurucular ayrıca, avukatlık ücretlerini ve ödenen harç ile yapılandiğer masrafların ödenmesini de talep etmiştir.
75. Adalet Bakanlığı, başvuruculartarafından talep edilen tazminat miktarları konusunda herhangi bir beyandabulunmamıştır.
76. Başvurucularıncezalandırılmasına ilişkin davada yeniden yargılama yapılmasına kararverildiğinden ve başvurucular ödedikleri para cezalarını yeniden yargılamanınsonucuna göre 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu hükümlerine göre isteyebileceklerinden maddi tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
77. Başvurucuların ifadeözgürlüğüne yönelik başvuru açısından ihlal tespitinin yeterli tatmin sağladığıdeğerlendirildiğinden ifade özgürlüğüne yapılan müdahale nedeniyle manevitazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
78. Başvurucular tarafındanyapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurularaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. 1. Başvurucular Faik Kaplan, Salih Karaviş,Metin Demir ve Hüsnü Babat’ın başvurularının, "süre aşımı" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Başvurucular Celile Eraslan ve İsa Yağbasan’ın ifade özgürlüğünün ihlaledildiği yönündeki iddialarının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucular Celile Eraslan ve İsa Yağbasan’ınAnayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuların tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucular Celile Eraslan ve İsa Yağbasantarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA müştereken ÖDENMESİNE,başvurucular Faik Kaplan, Salih Karaviş, Metin Demirve Hüsnü Babat tarafından yapılan yargılamagiderlerinin başvurucular üzerinde bırakılmasına,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına.
F. İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,
20/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.