TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
SABAHAT ŞANLI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3010)
Karar Tarihi: 31/3/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Gökçe GÜLTEKİN
Başvurucu
:
Sabahat ŞANLI
Vekili
:
Av. Hüseyin AKÇARA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör örgütü ile mücadele çerçevesindegerçekleştirilen bir operasyon sırasında kayınvalidesinin konutuna zararverilmesi dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör veTerörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamındayapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği ilkesi ilemülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılamaişlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 29/4/2013 tarihinde Batman İdare Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 28/11/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 14/5/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 26/5/2015 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, terörle mücadele çerçevesinde gerçekleştirilen biroperasyon sırasında güvenlik güçleri tarafından kayınvalidesinin konutununzarar gördüğünü beyan ederek bu özel durumundan kaynaklanan güvenlik kaygısınedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.
8. Başvurucu 30/5/2008 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
9. Komisyon 14/7/2011 tarihli ve 2011/1-1615 sayılı kararındaterör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılanbaşvuruda bilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulan tutanaklar, dosyalarda yeralan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesiKelhasanköyü boşalmadığından, kişiye yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından bahisletalebin reddine karar vermiştir.
10. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batmanİdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
11. Batman İdare Mahkemesinin 29/3/2012 tarihli ve E.2011/3383,K.2012/2385 sayılı kararı ile Batman İl Jandarma Komutanlığınca yapılanaraştırmalar sonucu bir kısım köy halkının maddi sıkıntılar yüzünden köyü terkettiği yolunda tespitler yapıldığı, köy nüfusunun 1990 yılında 472, 1997yılında 271, 2000 yılında ise 284 kişi olduğu; geçici ve gönüllü köykorucularının 1987 ile 2000 yılları arasında görevlendirildikleri, köy vemezralar listesine göre köyde geçici köy koruculuğu sisteminin bulunmadığı vetespit edilen nüfusun tamamının köyde yaşayan sivil vatandaşlar olduğu, Sasonİlçe Seçim Kurulunun 4/9/2009 tarihli ve 185 sayılı yazısında köyde muhtarlıkseçimlerinin yapıldığının tespit edildiği, bu durumda aralarında başvurucununda bulunduğu Kelhasan Köyü halkının bir kısmınıngüvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden dolayı uğradığı zararınanılan köyün tamamen boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnelgüvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve başvurucuya yönelik bir terör tehdidiya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göreidarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığından bahisle davanın reddine kararverilmiştir.
12. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 25/12/2012 tarihli ve E.2012/8020, K.2012/14895 sayılı ilamı ilekararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiznedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek onanmasına karar verilmiştir.
13. Karar 2/4/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu 29/4/2013 tarihlerde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
16. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) göstergerakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesinegöre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncüderece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidörtkatı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinciderece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinciderece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılaraintikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleriuygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
17. Mahkemenin 31/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
18. Başvurucu; Batman ili Sason ilçesi Kelhasanköyünde ikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerini terk etmekzorunda kaldığını, 5233 Kanun kapsamında yaptığı talebin ve akabinde açtığıdavanın reddedildiğini, yerleşim yeri olan köyde ve civar köylerde birçok terörolayının meydana geldiğini ve bu olayların belgeler ile de kayıt altınaalındığını, köyde yaşanantüm olayların ve komşuoldukları kayınvalidesi B. Ş.ye ait evin 1994 yılında yakıldığını,kayınvalidesi tarafından Komisyona yapılan başvurunun kabul edildiğini, köydengöç edilmesinin haklı görülmesi için köyde yaşayan diğer bireylerin de köyüterk etmiş olmaları şartının aranmasının hakkaniyete uygun olamadığını, ikametettiği yerin terör nedeni ile boşaltılmadığına dayanak teşkil eden nüfus sayımıve muhtarlık seçimi sonuçlarının, talebinin reddine gerekçe olamayacağını ziraköyden göç edenlerin nüfus kaydını nakil ettirmemeleri nedeni ile nüfushareketliliğinin gerçekleşmediğini, seçmen listelerinin adrese dayalı nüfuskayıt sistemine göre oluşturulduğunu, köy tüzel kişiliğinin sona ermemesiamacıyla birkaç köyün seçiminin birlikte yapıldığını, köy sakinlerinin güvenlikgüçleri tarafından mayın aramada kobay olarak kullanıldığını ve bu durumhakkında TBMM İnsan Hakları Komisyonu tarafından araştırma ve incelemekomisyonu kurulduğunu, somut gerçeği yansıtmayan yargı kararı ile talebininreddedildiğini ileri sürmüştür.
19. Başvurucu; ayrıca mezra-merkez ayrımı yapılmaksızın köyünboşaltılıp boşaltılmadığına bakılarak ve yakınlarına yönelik eylemlerin dikkatealınmayarak karar verildiğini, sosyal risk ilkesi gereği devletin meydana gelenzararlardan nedensellik bağı aranmaksızın sorumlu olduğunu, önceki bir tarihteaynı yerleşim yerinden başvuruda bulunanlar hakkında Komisyonun tazminatödenmesi yönünde karar verdiğini ve bu kararlar dikkate alınmadan başvurusu vedavasının reddine karar verildiğini, mal varlığından faydalanamaması sonucumülkiyet hakkından yoksun bırakıldığını, yerleşim yerinden kendi isteği dışındagöç etmeye mecbur kalması nedeniyle özel hayatın veailenin korunması hakkının ihlal edildiğini, yaptığı başvuru hakkında yürütülenişlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın10., 20.,35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş;ihlalin tespiti ile maddi ve maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
20. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10., 20., 35. ve 36. maddelerinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıpolay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucu; Mahkemece verilen ret kararı neticesinde idarenin can ve malgüvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğini, terör örgütüne yönelikgerçekleştirilen bir operasyon sırasında kayınvalidesine ait konutun hasargördüğünü, mağduriyeti hakkında bir giderim sağlanması imkânının kendisinetanınmadığını belirterek özel hayatın gizliliği ilkesinin ve mülkiyet hakkınınihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılan ihlal iddiaları, gerekçeli kararhakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucu verilen karara bağlı olarak değerlendirileceğindenbu ihlal iddiaları yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucunun diğerihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
21. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderimtalebinin ve akabinde açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10.maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
22. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 39-44).
23. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtileniddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibifarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
24. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
25. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
26. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
28. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (30/5/2008) ile nihai karar tarihi (25/12/2012) arasında geçen 4 yıl 7aylık sürede uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine veözellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yönde bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
29. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanmahakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
30. Başvurucu 1994 yılında terör örgütüne yönelikgerçekleştirilen bir operasyon sırasında kayınvalidesine ait konutun hasargördüğünü, kayınvalidesi tarafından Komisyona yapılan başvurunun kabul edildiğini,anılan olaydan kaynaklı güvenlik kaygısı nedeniyle yerleşim yerini terkettiğini, bu iddiaları hakkında hiçbir değerlendirme yapılmaksızın davasınınreddedildiğini iddia etmiştir.
31. Gerekçeli karar hakkı adil yargılanma hakkının somut görünümlerindenbiri olup Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığıbirçok kararında ilgili hükmü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamaksuretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkına Anayasa'nın36. maddesi kapsamında yer vermektedir (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
32. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı, kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda TurizmPazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 26).
33. Somut olayda başvurucu; 1994 yılında yerleşim yerleri olan Kelhasan köyünde terör örgütüne yönelik gerçekleştirilenbir operasyon sırasında kayınvalidesine ait konutun hasar gördüğünü, anılanolaydan kaynaklı güvenlik kaygısı nedeniyle yerleşim yerini terk ettiğini,kayınvalidesi tarafından Komisyona yapılan başvurunun kabul edildiğini,doğrudan yakınlarına yönelik gerçekleşen eylemler nedeniyle köyden göç etmesinerağmen bu husus dikkate alınmaksızın yargılama mercilerince karar verildiğiniiddia etmiştir.
34. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruda, Komisyonkararında (bkz. § 9), İdare Mahkemesi kararında (bkz. § 11), kanun yolu denetimisonrasında hükmedilen ilamda (bkz. § 12) başvurucunun iddiaları hakkındaherhangi değerlendirmede bulunulmadığı tespit edilmiştir.
35. Başvurucu, kayınvalidesinin konutuna zarar verildiğikonusunda delil olarak kayınvalidesi tarafından açılan delil tespiti davasınailişkin bir kısım belge sunmuş fakat bu yönde verilmiş bir Mahkeme kararı ibrazetmemiştir. Bununla birlikte kendisine ve kayınvalidesine ait adres bilgileriraporunu sunmuştur.
36. Adres bilgileri raporunun incelenmesinde Türkiye İstatistikKurumunun (TUİK) 27/11/2006 tarihli beyanında başvurucunun ve kayınvalidesi B.Ş.nin Kelhasan köyünde aynıadreste ikamet ettiği yönünde Sason Nüfus Müdürlüğüne bildirimde bulunulduğu,başvurucunun eşinin 14/5/2015 tarihli beyanında ise 10/5/2015 tarihindenitibaren aynı köyde farklı bir adrese taşındıklarının bildirildiği tespitedilmiştir. Bireysel başvuru dosyası ve sunulan belgeler incelendiğindebaşvurucunun, kayınvalidesi B.Ş. ile komşu olduklarını beyan ettiği anlaşılmış;kayınvalidesi B.Ş. ile iddia edilen olayın meydana geldiği tarihte aynı konuttayaşadıklarını gösteren bir bilgiye rastlanmamıştır.
37. Öte yandan başvurucunun meydana geldiği iddia edilen olaytarihinde kayınvalidesinin evinde yaşadığı yönünde bir iddiası bulunmadığı gibibaşvurucu, buna yönelik bilgi ve belgeleri ne Derece Mahkemeleri aşamasında nede bireysel başvuru incelemesi aşamasında sunmuştur. Anılan tespitler dikkatealındığında kayınvalidesi B.Ş. ile birlikte yaşadıkları iddiası da bulunmayanbaşvurucunun, kayınvalidesi B.Ş.nin konutunun zarargörmesi nedeniyle mağdur olduğu sonucuna varılamayacaktır. Yukarıda belirtilennedenlerle başvurucunun, kayınvalidesi B.Ş.ninkonutunun hasar gördüğü iddiası hakkında Derece Mahkemelerince herhangi birdeğerlendirme yapılmaması nedeniyle kararların yeterli gerekçe ihtiva etmediğisonucuna varılamayacağı kanaatine ulaşılmıştır.
38. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar hakkınayönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmınındiğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
39. Özel hayatın gizliliği ilkesinin ve mülkiyet hakkının ihlaledildiği hususundaki iddiaların başvurucu tarafından yargılamanın sonucunadayandırıldığı ve yargılama sürecine ilişkin olarak yukarıda yapılandeğerlendirmeler neticesinde somut yargılama faaliyetinin Derece Mahkemelerinceadil yargılanma hakkının gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespitedilmiş olduğundan özel hayatı koruma yükümlülüğünün ve mülkiyet hakkının ihlaledildiği yönündeki iddiaların ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir (Ülkü Özgür, B. No: 2013/2263, 26/6/2014, §43, Mehmet Gürgen, § 42).
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
31/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.