TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
SABAHAT BEĞİK VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/3738)
Karar Tarihi: 21/12/2017
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucular
:
1. Sabahat BEĞİK
2. Sidar BEĞİK
3. Nevim BEĞİK
4. Bijen BEĞİK
5. Diyar BEĞİK
6. Abdurrahman BEĞİK
7. Şimal BEĞİK
Vekili
:
Av. Canan ATABAY
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; başvurucuların murisinin köy korucusu tarafındanöldürülmesi neticesinde 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılanbaşvuruda ve açılan davada olayın Kanun kapsamı dışında olduğu gerekçesiylebaşvurunun ve davanın reddedildiği, tazminata hükmedilmediği, yargılamaişlemlerinin makul sürede sonuçlandırılmadığı gerekçeleriyle adil yargılanmahaklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 18/3/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4.Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığınagönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
7. İkinci Bölüm tarafından 5/7/2017 tarihinde yapılan toplantıdabaşvurunun Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görülmüş vebaşvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrasıuyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucular; amcası bir hafta önce PKK terör örgütümensuplarınca öldürülen köy korucusu B.C. tarafından 23/4/1994 tarihindemurisleri A.B.nin terör örgütüne destek olduğudüşünülerek öldürüldüğünü, murislerinin ölmesi ve sanık ile sanığınakrabalarının köy korucusu olması nedeniyle yaşadıkları köyü terk ettikleriniiddia etmişlerdir.
10. Başvurucular 8/11/2004 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.
11. 11/11/2005 tarihli Komisyon kararında; başvurucuların murisiA.B.nin öldürülmesi olayı ile ilgili olarak BatmanAğır Ceza Mahkemesinin 18/3/1999 tarihli kararı ile sanık B.C.ninkasten A.B.yi öldürme suçundan 26/9/2004 tarihli ve5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 448. maddesi gereğince suçun işleniş şekli,kastının yoğunluğu nazara alınarak 24 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmışolduğu; sanığın duruşmadaki tutum ve davranışları lehine indirim sebebi sayılıp5237 sayılı Kanun'un 59. maddesi gereğince cezası 1/6 oranında indirilerek 20yıl ağır hapis cezası ile cezalandırıldığı, aynı Kanun'un 31. maddesi gereğincemüebbeten kamu hizmetinden men edildiği, dolayısıylaadı geçen başvuru sahiplerinin başvurusunun 5233 sayılı Kanun kapsamındadeğerlendirilmediği gerekçeleriyle talebin reddine karar verilmiştir.
12. Başvurucular tarafından Komisyon kararına karşı Diyarbakırİdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
13. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 31/12/2007 tarihli kararıile davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmışöyledir:
"...5233 sayılı Kanun hükümlerindenyararlanmak isteyen kişilerin zarara uğramasına sebebiyet veren olayların teröreylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyleortaya çıkması gerektiği açıktır.
Olayda ise davacılar murisinin, Batman ili,Sason ilçesi merkezinde amcası bir hafta önce PKK terör örgütü mensuplarıncaöldürülen B.C. tarafından terör örgütüne destek olduğu düşünülmesi nedeniyleöldürüldüğü, diğer deyişle davacılar murisinin öldürülmesi olayının teröreylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle ortayaçıkmadığı ve bu durumun Batman Ağır Ceza Mahkemesinin ve Yargıtay 1. CezaDairesinin kararları ile de ortaya konulduğu açık olduğundan dava konusuişlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.
Her ne kadar davacılar vekilince, davacılarmurisinin ölümüne sebebiyet veren köy korucusu B.C.'nindevletin kendisine vermiş olduğu silahla ve dönemin bölge koşullarındagerçekleştirdiğini belirtmekte ise de; davacı vekilinin ileri sürdüğü buiddialar, 2577 sayılı İdari Yargıla Usulü Kanunun 13. maddesi gereğince idarieylemlerden hakları ihlal edilmiş olanlar tarafından açılacak olan tam yargıdavalarında dinlenebilecek olan iddialar olup, 5233 sayılı Kanun hükümlerindenyararlandırmama nedeniyle açılan iş bu davada öncelikle ilgilinin zararauğramasına sebebiyet veren olayın Kanun kapsamına dahil olup olmadığı hususununinceleneceği ve eğer olay bu Kanun kapsamında değilse davanın bu açıdanreddedileceği açık olduğundan, davacı vekilinin bu iddialarının iş budavada dinlenmesine olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine..."
14. Temyiz üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 28/3/2013 tarihli ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
15. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 26/11/2013 tarihliilamı ile reddedilmiştir.
16. Karar düzeltme isteminin reddi kararı 17/2/2014 tarihindebaşvurucular vekiline tebliğ edilmiş ve vekil tarafından 18/3/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri; 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi; Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı; Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı; Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı; (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
18. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımısonucunda bulunan miktarın;
...
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılaraintikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleriuygulanır.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 21/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Tazminat TaleplerininReddedilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
20. Başvurucular; murisleri A.B.nin23/4/1994 tarihinde kahve önünde otururken köy korucusu tarafındanöldürüldüğünü, anılan olay nedeniyle uğradıkları zararların karşılanmasıistemiyle 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları talebin Kanun kapsamındaolmadığı gerekçesiyle reddedildiğini; bu işleme karşı açtıkları davanın dahaksız olarak reddedildiğini belirterek yaşam, mülkiyet ve adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
2. Değerlendirme
21. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucuların 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıkları davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 17., 35. ve 36. maddelerinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlıolmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucular, murislerinin ölümü neticesinde yaşam hakkının ihlaledildiğini iddia etmiş ise de başvurucuların bireysel başvuru formunda beyanettikleri "...olayın terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler (5233 sayılı Yasa) kapsamında kaldığıortadadır..." ,"...Murislerinin öldürülmesi olayıyla ilgili olarak, 08.11.2004 tarihinde520 başvuru dosyası ile 5233 sayılı Yasa Kapsamında Batman Valiliğine başvurudabulunmuşlardır..." şeklindeki ifadelerden ölüm olayına ilişkiniddialarının Komisyon ve idari yargı aşamasındaki taleplerini delillendirme amaçlı olduğu kanaatine varılmıştır. Bubakımdan yaşam hakkı kapsamında ayrıca inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir. Başvurucuların ihlal iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaincelenmiştir.
22. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeyetabi tutulamayacağı; 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkçadayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine kararverilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüzve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).
23. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusuyapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılansonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusuolamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkileden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlikiçeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisikapsamındadır (Ahmet Sağlam, B.No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
24. Başvurucular, maddi vakıa ve delillerin hatalı takdirineticesinde zararlarının eksik hesaplandığını ve davalarının reddedildiğini; bukapsamda derece mahkemesince delillerin takdirinin hatalı ve hükmün sonuçitibarıyla hukuka aykırı olduğunu belirtmekte olup başvurucuların iddialarınınözünün derece mahkemesince delillerin değerlendirilmesinde ve hukukkurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına, esas itibarıyla yargılamanınsonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
25. Başvuru konusu idare mahkemesi kararında; başvurucularınmurisinin öldürülmesi olayının terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetlerden kaynaklanmadığı, bu durumun Batman Ağır CezaMahkemesinin ve Yargıtay 1. Ceza Dairesinin kararları ile de ortaya konulduğu,bu nedenle dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği ifade edilmiştir.Her ne kadar başvurucular vekilince başvurucuların murisinin ölümüne sebebiyetveren köy korucusu B.C.nin devletin kendisine vermişolduğu silahla ve dönemin bölge koşullarında ölüm olayını gerçekleştirdiğibelirtilmekte ise de bu iddiaların 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdariYargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi gereğince idari eylemlerden haklarıihlal edilmiş kişiler tarafından açılacak olan tam yargı davalarındadinlenebileceği belirtilmiştir. 5233 sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırmamanedeniyle açılan bu davada öncelikle ilgilinin zarara uğramasına sebebiyetveren olayın Kanun kapsamında olup olmadığı hususunun incelendiği anlaşılmış veolayın bu Kanun kapsamında olmadığı belirtilerek davanın reddine kararverilmiştir. Başvurucuların iddiaları temyiz merciince de incelenip reddedilmeksuretiyle mahkeme kararı onanmış, karar düzeltme talepleri ise reddedilmiştir.Başvurucuların iddialarına yönelik olarak bu çerçevede derece mahkemesininkararında açık bir keyfîlik bulunmadığı sonucunaulaşılmıştır.
26. Açıklanan gerekçelerle başvurucular tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığındanbaşvurucuların tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
27. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülengiderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürünün makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
2. Değerlendirme
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
29. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinidari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarakdavanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devameden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,7/11/2013, §§ 45, 47).
30. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinidari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).
31. Bu hususlara ek olarak Anayasa Mahkemesi, 5233 sayılı Kanunkapsamında yapılan yargılamalarda komisyonların belli bir dönem içinde geçiciolarak olağanüstü iş yükü artışı ile karşılaşmasından kaynaklanan gecikmelerde,kamu otoritelerince zamanında ve yeterli tedbirlerin alınmış olup olmadığını dagözönünde bulundurmaktadır. Gerekli tedbirleralınmışsa makul sürenin hesaplanmasında olağan yargılamalara kıyasla daha esnekbir yaklaşım benimsenmektedir (Sabri Çetin,B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 60-72; MahmutCan Arslan, B. No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 59-71; Mehmet Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014,§§ 57-67; Celal Demir, §§ 57-69).
32. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaverdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda Komisyona başvuru tarihi(8/11/2004)ile nihai karar tarihi olan karar düzeltme karar tarihi (26/11/2013)arasında geçen ve toplam 9 yıllık yargılama süresinin makul olmadığı sonucunavarmak gerekir.
33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
34. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
35. Başvurucular, maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir.
36. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
37. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmiş olması nedeniyleyalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında;
i. Başvurucular Sabahat Beğik, Sidar Beğik, Diyar Beğik, Abdurrahman Beğik, Şimal Beğik ve Nevim Beğik'in aynı konutu paylaştığı; ekonomik birliktelikiçinde oldukları dikkate alınarak net 9.360 TL manevi tazminatın müşterekenödenmesine,
ii. Bijen Beğik'indiğerlerinden farklı konutta ikamet ediyor olması dikkate alınarak net 7.200 TLmanevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
38. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucuların uğradığını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındadeğerlendirme yapılarak makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğinintespit edilmesi ile başvurucuların maddi tazminat istemleri arasında illiyetbağı bulunmaması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir .
39. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. 1. Başvurucular Sabahat Beğik, Sidar Beğik, Diyar Beğik, Abdurrahman Beğik, Şimal Beğik ve Nevim Beğik'e net 9.360 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
2. Bijen Beğik'enet 7.200 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
D. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Diyarbakır 2. İdareMahkemesine (E.2005/2424, K.2007/2094) GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE21/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.