TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
İSABET YURTSEVER VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/8315)
Karar Tarihi: 6/3/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 4/4/2019 - 30735
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucular
:
1. İsabet YURTSEVER
2. Diba YURTSEVER
3. Duygu YURTSEVER
4. Gülnur YURTSEVER
5. Kadriye YURTSEVER
6. Selamet YURTSEVER
7. Semra YURTSEVER
8. Şadiye YURTSEVER
9. Emine YURTSEVER
Vekilleri
:
Av. Faruk Nafiz ERTEKİN
Av. Ali Haydar KONCA
Av. Keleş ÖZTÜRK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, gözaltı işlemi sırasında ve sonrasındagerçekleştirilen kötü muameleler sonucu ölüm olayının meydana gelmesi üzerineAvrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruda yaşam hakkının ihlaledildiğine karar verilmesine rağmen olay hakkındaki ceza soruşturmasında budurumun dikkate alınmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/5/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucular 20/11/1998 tarihinde yaşamını yitiren M.Y.nin yakınlarıdır. M.Y. ilk başvurucunun eşi, ikinci veüçüncü başvurucuların babasıdır. Emine Yurtsever hariç diğer başvurucular M.Y.nin kardeşidir. Emine Yurtsever ise M.Y.ninhayatını kaybetmiş olan L.Y. adlı kardeşinin eşidir.
10. M.Y. 19/11/1998 günü saat 13.00 sıralarında Halkın DemokrasiPartisi (HADEP) Kocaeli İl Başkanlığı binasında bulunduğu sırada KocaeliEmniyet Müdürlüğüne bağlı polisler tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır.
11. Bu olayla ilgili olarak Kocaeli Emniyet Müdürlüğüne bağlıpolisler tarafından 19/11/1998 günü saat 13.45'te Olay ve Yakalama Tutanağıdüzenlenmiştir. Tutanağa göre PKK terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan’ınİtalya’da 1998 yılının Kasım ayında yakalanmasının ardından HADEP Kocaeli İlBaşkanlığı binasında bulunan bir kısım partili açlık grevi başlatmıştır.Tutanağa göre Ankara 1 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 18/11/1998 tarihinde HADEP'in Genel Merkezi ile tüm il ve ilçe teşkilatıbinaları için arama kararı çıkarmış, Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı polislerAnkara 1 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin arama kararı uyarınca 19/11/1998günü saat 13.00'te HADEP Kocaeli İl Başkanlığı binasının bulunduğu yeregitmiştir. Tutanağın Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı polislerin olayyerine varmasından sonraki yaşananlara ilişkin kısımları şöyledir:
"(...)
...bu karar gereğince Müdürlüğümüzceoluşturulan kuvvetlerle anılan adreste faaliyet gösteren HADEP il Başkanlığıbinasına gidilerek kapı usulüne uygun olarak çalınmış ve polis olduğumuzsöylenerek parti binasında arama yapacağımız ve bu hususta Mahkeme kararıbulunduğu, içeriden cevap veren ve sesine aşina olduğumuz Parti İl Başkanı [R.B.ye] söylenmiş, ancak, adı geçen ve açlık grevi ile ilgiliolarak eylemlerini sürdüren ve aşağıda açık kimlikleri yazılı şahıslar kapıyıaçmayacaklarını, gerekirse direneceklerini beyan etmişler, yaklaşık 30dakikalık ikna edici beyanlar iletilmiş olmasına karşın kararlılığımızı anlayaniçerideki eylemci grup bu kez "VIVA İTALYA, BİJİ SEROK APO, BİJİ PKK,KAHROLSUN FAŞİST KATİL DEVLET, KATİL POLİS" türü Kürtçe ve Türkçe olarakslogan atarak eylemlerine devam etmişler, tüm ikazlara rağmen kapısı açılmayanparti il binasının kapısı zor kullanılmak suretiyle açılmış ise de kapıarkasında parti içerisinde bulunan masa çelik dolap ve ağırlıklı tümmalzemelerin yığılmak suretiyle barikat oluşturdukları görülmüş, ancak, öncekitarihlerde buna benzer olaylarda deneyim kazanan Güvenlik Kuvvetlerimiz barikatarasından güvenlik mensuplarını yaralamak maksadıyla uzatılan demir ve tahta çubuklarakarşı duyarlı olunarak ve kuvvet kullanmak suretiyle içeriye girilmiş, ancak,tüm iyi niyet ikazlarımıza rağmen eylemci grup yakalanmamak maksadıylaellerindeki demir çubuk ve tahta sopalarla direnişe başlamışlar, Kanununverdiği zor kullamna yetkisiyle eylemci grup tek tekzor kullanılmak suretiyle etkisiz hale getirilmiş ve bina girişinde bekleyenpolis otolarına bindirilmek maksadıyla sanıklar aşağıya indirilmiş. ancak, aşağıda PKK terör örgütü ve ele başı Abdullah ÖCALANile İtalya Devletini protesto etmek için toplanan yaklaşık (4000) kişilik (...)vatandaş grubu tarafından taş, sopa ve yumruklu saldırıya maruz kalmışlar...
(...)"
12. Bu tutanağın altında 104 polis memurunun imzasıbulunmaktadır. Tutanağa göre olay yerinde 49 kişi yakalanmış ve gözaltınaalınmıştır.
13. Gözaltı işlemlerinden sonra İzmit Devlet Hastanesinegötürülen başvurucuların yakını M.Y. hakkında 19/11/1998 günü saat 18.30'da birrapor tanzim edilmiştir. Dr. G.K. tarafından hazırlanan rapor şöyledir:
"Adı geçenin yapılan harici muayenesindeyüzde, sırtta, kol, bacak ve omuzlar üstünde ve genitalbölgede yaygın ekimoz ve ödemler mevcut olup, durumubildirir doktor raporudur."
14. Bu sağlık muayenesinden sonra Kocaeli Emniyet Müdürlüğünegötürülen M.Y. sağlık durumunun kötü olduğunu polislere ifade etmiştir. Bununüzerine Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğü M.Y.yi20/11/1998 tarihinde bir memur eşliğinde İzmit Devlet Hastanesine göndermiştir.Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğünün 20/11/1998 tarihli yazsısında, rahatsızolduğunu beyan eden M.Y.nin muayene ve tedavisininyapılması için İzmit Devlet Hastanesine gönderildiği ifade edilmiştir. Kocaeliİl Emniyet Müdürlüğünün 20/11/1998 tarihli yazısında M.Y.ninhastaneye saat kaçta sevk edildiği hususunda ise herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
15. Başvuru formu ve eklerindeki bilgi ve belgelere göre M.Y.20/11/1998 tarihinde önce İzmit Devlet Hastanesine, ardından da KocaeliÜniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmiştir. Başvuru formu veeklerine göre M.Y. aynı gün saat 18.00'de Kocaeli Üniversitesi Tıp FakültesiHastanesinde akut aort tromboztanısıyla ameliyata alınmış ancak kurtarılamayarak 22.30'da hayatınıkaybetmiştir.
16. M.Y.nin yaşamını yitirmesi üzerine21/11/1998 tarihinde Cumhuriyet savcısının da katılımıyla ölü muayene ve otopsiişlemleri gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen haricî muayenede M.Y.nin neredeyse bütün vücuduna yayılan pek çok travmatik yara, ekimoz ve kantoplanması tespit edilmiştir. Ekimoz tespit edilenyerler arasında M.Y.nin sol ayak tabanı dış kısmı dabulunmaktadır. Haricî muayeneye göre M.Y.nin sol ayaktabanında tespit edilen ekimoz 3x8 cm ebadındadır.Haricî muayenede M.Y.nin sağ ayak dış tarafında da 2 cm'lik bir ekimoz tespitedilmiştir. Ayrıca M.Y.nin iki kaburgasının kırıkolduğu anlaşılmıştır.
17. Otopsi işlemi sonrasında Adli Tıp Kurumu 1. İhtisasKurulunca hazırlanan 19/3/1999 tarihli raporun ilgili kısımları şöyledir:
"(...)
(...) [M.Y.] hakkında düzenlenmiş hastane evrakı, filmler, ölümuayene ve otopsi raporları dikkate alındıkta;
1-Olaydan evvel aktif ve hareketli olmaklaberaber kişide hipertansiyonla müterafık kroniktıkayıcı kalp damar hastalığı bulunduğu,
2- Olay sonucu husule gelen vücutta yaygın ekimoz, laserasyon ve peteşial kanamalar ile multiblkaburga kırığı, plevrada yırtık, hemopnömothorax, atelektazi, göğüs çevresinde ve başa doğru uzanan yaygıncilt altı amfizemi, büyük damarlarında tıkayıcı vasıfta yeni trombüsler, periferik siyanoz tanımlandığına ve tedavi girişimine rağmen olaydankısa süre sonra öldüğüne göre ölümün kronik kalp damar hastalığına inzimam edengenel vücut ve thorax travması ilekomplikasyonlarından ileri geldiği,
3- Olay ile ölümü arasında bir illiyetrabıtası bulunduğu oybirliği ile mütalaa olunur."
18. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde Kocaeli CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından -diğer bazı araştırmaların yanı sıra- olaya karıştığıdeğerlendirilen birçok polisin şüpheli sıfatıyla ifadesinin alındığı, olaylailgili olarak ayrıca bir kısım tanığın ifadesine başvurulduğu anlaşılmıştır.
19. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı 1/12/1998 tarihinde M.Y.nin eşi olan başvurucu İsabet Yurtsever'in ifadesinialmıştır. İsabet Yurtsever ifadesinde özetle eşinin Kocaeli Üniversitesi TıpFakültesi Hastanesinde yattığını öğrenmesi üzerine 20/11/1998 günü saat 12.45sıralarında hastaneye gittiğini, yüzü gözü morarmış vaziyette olan eşine "Sana ne yaptılar?" diye sorduğunu,eşinin "Partinin içinde çok dövdüler,bilahare de gözetim altında iken bana çok vurdular, işkence yaptılar."diye cevap verdiğini belirtmiştir. İsabet Yurtsever ayrıca eşinin bel fıtığışikâyetinin olduğunu, başka bir rahatsızlığının olup olmadığını bilmediğiniifade etmiştir.
20. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı, olay hakkında yaptığıaraştırmalar neticesinde elde ettiği verileri değerlendirerek Kocaeli EmniyetMüdürlüğünde görevli on altı polis hakkında iddianame hazırlamıştır. KocaeliCumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 11/10/1999 tarihli iddianameye göre olayesnasında HADEP Kocaeli İl Başkanlığı binasında bulunan kişilerden ifadelerialınanların bir kısmı polislerce karşılıklı olarak çatıştığını, bir kısmıpolislerden kasten kötü muamele gördüğünü, bir kısmı ise bina dışındaki halkınlinç girişiminde bulunduğunu ve gözaltına alındıktan sonra polislerden herhangibir kötü muamele görmediğini belirtmiştir. İddianamede M.Y.ninölümüne neden olan darp ve cerhin polisler tarafından mı yoksa kimliklerisaptanamayan sivil kişilerce mi işlendiğinin ya da somut olayda zor kullanmayetkisinin ve sınırlarının aşılıp aşılmadığının veya polislerin ölümleneticelenen bu olaya sadece dâhil olma suçunu işleyip işlemediğinin takdir vedeğerlendirmesinin mahkemeye ait olduğu belirtilerek şüphelilerin1/3/1926tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 31., 33., 251., 448. ve 463.maddeleri ile 452. maddesinin ikinci fıkrası gereğince cezalandırılması talepedilmiştir.
21. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı 11/10/1999 tarihinde yetmişdokuz polis memuru hakkında ise kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
22. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 11/10/1999 tarihliiddianamesinin kabul edilmesi üzerine Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde kamudavası açılmıştır. Başvurucular katılan sıfatıyla yargılamada yer almışlardır.
23. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama aşamasındasanıkların ve birçok tanığın ifadesini almıştır.
24. İfadeleri alınan sanıklar olayın gelişimini genel olarakyukarıdaki tutanaktakine benzer şekilde anlatmışlardır.
25. Yargılama kapsamında, olay esnasında HADEP Kocaeli İl Başkanlığıbinasında bulunan kişilerin tanık sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Olayesnasında HADEP Kocaeli İl Başkanlığında bulunan bazı kişiler Parti binasındayaşanan arbedede polislerin coplarla ve sopalarla kendilerine vurduğunubelirtmiş iken bazısı polislerin hem parti binasında hem de nezarethanedekendilerini dövdüğünü söylemiştir. Bununla birlikte ifadeleri alınan bukişiler, M.Y.ye müdahale eden polisin ya da polislerin kim olduğunu net olarakgöremediklerini ifade etmişlerdir.
26. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi, olay günü Terörle MücadeleŞube Müdürlüğü kamerası ve TV 41 kamerasıyla çekilen görüntüler ile üzerindeherhangi bir tanıtım etiketi bulunmayan bir kasetten elde edilen görüntülerinçözümünü bilirkişilere yaptırmıştır. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi,başvurucuların yakınının bu görüntülerde olup olmadığını tespit edebilmek içinayrı bir bilirkişi raporu daha almıştır. Bilirkişiler, başvurucuların yakınınaait üç fotoğrafı dikkate alarak kamera görüntülerini incelemiş ancak söz konusugörüntülerde başvurucuların yakınının tespit edilmediği sonucuna ulaşmışlardır.
27. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi elde ettiği tüm bu verilerideğerlendirerek yedi polisin ayrı ayrı 1 yıl 8 ay hapis cezası ile tecziyeedilmesine, diğer dokuz polisin ise beraatine9/5/2005 tarihinde karar vermiştir.
28. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi; olayın gelişimi ile ilgiliolarak arama işlemini gerçekleştirmek üzere görevlendirilmiş olan KocaeliEmniyet Müdürlüğü personelinin olay günü HADEP Kocaeli İl Başkanlığı binasınagittiğini, binanın etrafında eylemcilere duydukları tepki nedeniyle toplanankalabalık halk topluluğunun da bulunduğunu belirtmiştir. Kocaeli 2. Ağır CezaMahkemesi; bina çevresinde tertibat alan emniyet görevlilerinin bir kısmınınparti binasına girdiğini, yukarı kata çıkan emniyet görevlilerinin açlıkgrevinin yapıldığı bölümün kapısının kilitli olması nedeniyle içerigiremediklerini, kapının açılması yönündeki müteaddit ikazlarının dikkatealınmaması üzerine bir süre bekleyen emniyet görevlilerinin daha sonra kapıyıkırarak içeri girmeye çalıştıklarını, içeri girmeye çalışan emniyetgörevlilerinin kırılan kapının arkasında barikatla karşılaştıklarını ifadeetmiştir. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi içeride bulunan kişilerin barikatıaşmaya çalışan emniyet görevlilerine demir ve muhtelif ebat ve boylarda sopaylasaldırmaya başladıklarını, bunun üzerine emniyet görevlilerinin zorkullandığını, bunun neticesinde her iki taraf arasında çatışma çıktığını, buçatışmada karşılıklı yaralananlar olduğunu, emniyet görevlilerinin zor kullanmasırasında copun yanı sıra arbede sırasında ellerine geçirdikleri demir vesopaları da kullandıklarını belirtmiştir. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi;çatışma bitiminde eylemcilerin gözaltına alınarak bina dışına çıkarıldığını,eylemcilerin ekip otolarına ve minibüslerine bindirilmeleri sırasında dışarıdagaleyana gelen halkın polis barikatını yararak eylemcilere saldırmayaçalıştığını ifade etmiştir. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi olayın gelişimi ileilgili olarak ayrıca gözaltına alınan kişilerin öncelikle sağlık kuruluşlarınagötürülerek muayeneden geçirildiklerini, gözaltına alınanlardan M.Y.nin ertesi gün rahatsızlanması üzerine önce İzmitDevlet Hastanesine, sonra da Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinekaldırıldığını ancak tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirdiğininanlaşıldığını belirtmiştir.
29. Olayın anılan şekilde geliştiği kanaatine varan Kocaeli 2.Ağır Ceza Mahkemesi, ölüm olayının M.Y.ninnezarethaneye alınmasından sonraki darp ve cerh sebebi ile gerçekleştiğihususunda iddianamede hiçbir iddianın olmamasını da dikkate alarak somut olaydatespit edilmesi gereken hususun ölümle arasında illiyet bağı kurulan eyleminParti binası içindeki polis müdahalesi sırasında mı yoksa binadan çıkarılankişilere dışarıdaki halkın saldırması sırasında mı gerçekleştiğininbelirlenmesi olduğunu ifade etmiştir. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi, kamerakayıtlarında Parti binası içinde polis ile eylemciler arasında şiddetli çatışmayaşandığını ve bu çatışma sırasında her iki taraftan da yaralananlar olduğunugösteren içeriklerin bulunduğunu, polislere saldıranlar arasında M.Y.nin de bulunduğunu Ş.Y. adlı sanığın ifade ettiğini,ayrıca yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda dışarıda galeyana gelenhalkın saldırdığı eylemciler arasında M.Y.ninbulunmadığının bildirildiğini gözönüne alarak M.Y.demevcut olup önceden bilinmeyen rahatsızlık ile birleşerek ölümüne yol açanetkili eylemlerin Parti binası içindeki müdahale anında meydana geldiğisonucuna ulaşmıştır.
30. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi yukarıdaki tespitler ışığındahâlledilmesi gereken diğer bir hususun ise sanıklarıntamamının ölüm olayından sorumlu tutulup tutulamayacakları olduğunubelirtmiştir. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi, aksi ispatlanamayan savunmalaragöre sanıkların bir kısmının arkasında barikat kurulan kapıyı kırarak içerigirdiği, bir kısmının içeri girmeyerek bu bölümün dışında tertibat almışolduğu, bir kısmının ise içeri ilk giren ekibin eylemcileri zor kullanaraketkisiz hâle getirmesini müteakip içeri girdiği kanaatine varmıştır. Kocaeli 2.Ağır Ceza Mahkemesi, bu durumda M.Y.nin yaralanmasınaneden olan muhtelif etkili eylemlerin içeri ilk giren ekip tarafından çatışmasırasında meydana getirildiğinin kabulünün gerekeceği, sanıklardan Ş.Ö.E.,Ş.K., İ.T., S.T., B.O.T., B.Ş. ve T.Ç.ninkarşılıklıçatışmaya ilk giren ekip içinde olduğu, buna göre ölen kişideki yaraların bukişilerin zor kullanması sırasında meydana geldiği sonucuna ulaşmıştır. Kocaeli2. Ağır Ceza Mahkemesi; diğer sanıklardan Ş.Y.ninarama kararının icrası için bina içine giren emniyet görevlilerinin başında,onları sevk ve idare eden kişi olup çatışmaya giren görevliler arasındaolmadığını, bu sanığın emrindeki görevlilere içeridekilere karşı orantısız güçkullanma yönünde emir ve talimat verdiği hususunun da ispatlanamadığını, kezakalan diğer sanıkların bizzat içeri girip eylemcilere ve bu arada ölene güçkullandığını kabule yeterli ve elverişli, her türlü şüpheden uzak, somut ve netdelil elde edilemediği kanaatine varmıştır.
31. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi tüm bu değerlendirmelersonucunda somut olayda kasten darp ve cerh veya etkili eylem hareketiningerçekleştiği, M.Y.nin ölümünün sanıkların öncedenbilmeleri ve mülahaza etmeleri mümkün olmayan M.Y.de mevcut yüksek tansiyonlabirlikte kronik kalp damar hastalığının harekete eklenmesi sonucu meydanageldiği sonucuna ulaşmıştır. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi ölüme neden olan buhareketin yetkili bir merci tarafından verilen emrin icrası kapsamındagerçekleştirildiğini ancak bu müdahale sırasında aşırıya kaçıldığınıdeğerlendirmiştir. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi, bunları ve bunların yanısıra ceza tayinine ilişkin diğer bazı hükümleri dikkate alarak Parti binasındaeylemcilerle çatışmaya giren Ş.Ö.E., Ş.K., İ.T., S.T., B.O.T., B.Ş. ve T.Ç.nin ayrı ayrı 1 yıl 8 ay hapis cezası ile tecziyeedilmesine karar vermiştir.
32. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ise Parti binasındaeylemcilerle çatışmaya giren sanıkların 765 sayılı mülga Kanun'un 448. maddesi ile452. maddesinin ve 245. maddesinin ikinci fıkraları uyarınca cezalandırılmalarıgerektiği düşüncesiyle karara muhalif kalmıştır. Mahkeme Başkanı'nın bu karşıoyu, haklarında mahkûmiyet kararı verilen sanıklarındaha fazla hapis cezası ile tecziye edilmesi gerektiği anlamına gelmektedir.
33. Başvurucular; mahkeme kararının olayı ve oluşu kavramaktanuzak, yanlı ve korumacı bir karar olduğunu, yakınlarının işkence sonucuöldüğünü, olaydan sonra nezarethaneye kapatılan yakınlarının gece fenalaşmasınarağmen hastaneye götürülmediğini belirterek kararı temyiz etmişlerdir. Kararayrıca mahkûm olan polisler tarafından da temyiz edilmiştir.
34. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, ifadesi hükme esas alınan M.A.adlı tanığın dinlenildiği 11/7/2001 tarihli celse başlığında mahkeme başkanıolarak gözüken kişi ile duruşma zaptını başkan sıfatıyla imzalayan kişininfarklı olduğu gerekçesiyle diğer yönlerden herhangi bir inceleme yapmaksızın20/12/2006 tarihinde kararın bozulmasına karar vermiştir.
35. Bozma kararı sonrasında yargılamaya devam eden Kocaeli 2.Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay 1. Ceza Dairesi kararında adı geçen tanığınifadesini tekrar almış ve 23/7/2007 tarihinde kararını açıklamıştır.Kocaeli2. Ağır Ceza Mahkemesi, olayın gelişimini önceki kararındaki gibi açıklamışancak Parti binasında eylemcilerle çatışmaya giren Ş.Ö.E., Ş.K., İ.T., S.T.,B.O.T., B.Ş. ve T.Ç.nin önceki karara muhalif kalanMahkeme Başkanı'nın görüşü doğrultusunda 765 sayılı mülga Kanun'un 448. maddesiile 452. maddesinin ve 245. maddesinin ikinci fıkraları uyarıncacezalandırılmaları gerektiği sonucuna ulaşarak bu kişilerin her birinin 5 yıl 6ay 20 gün hapis cezası ile tecziye edilmesine karar vermiştir. Kocaeli 2. AğırCeza Mahkemesi, kalan diğer sanıkların ise önceki kararda olduğu gibi beraatine karar vermiştir.
36. Karar, mahkûm olan polisler ile başvurucular tarafındantemyiz edilmiştir.Temyizüzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi 11/2/2009 tarihinde kararın beraat edenpolislere ilişkin kısmının onanmasına, haklarında mahkûmiyet kararı verilenpolislere ilişkin kısmının ise bozulmasına karar vermiştir. Yargıtay 1. CezaDairesi "dosya içeriğindeki delillereve sanıkların aşamalarda değişmeyen ve aksi ispatlanamayan savunmalarına göre, maktülde meydana getirilen ve ölüme neden olan yaralarınhangi sanık ya da sanıklarca meydana getirildiğini gösterir kesin ve inandırıcıkanıt bulunmadığı halde, sanıkların beraatleri yerinevarsayımlara dayanılarak cezalandırılmalarına karar verilmesi[nin] yasaya aykırı [olduğunu]" belirtmiştir.
37. Bozma kararı sonrasında Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi27/1/2010 tarihinde direnme kararı vermiştir.
38. Başvurucular 19/3/2010 tarihinde genel olarak öncekidilekçelerindeki hususları yineleyerek temyiz talebinde bulunmuşlardır.
39. Başvurucular ayrıca anılan olay nedeniyle yaşam hakkı ileişkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla 19/4/2010 tarihindeAvrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuşlardır.
40. Direnme kararı üzerine temyiz taleplerini inceleyen YargıtayCeza Genel Kurulu 22/11/2011 tarihinde direnme kararının bozulmasına kararvermiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
"(...)
Latince "in dubiopro reo" olarak ifadeedilen ve masumiyet (suçsuzluk) karinesinin bir uzantısı olan "kuşkudansanık yararlanır ilkesi" ceza yargılaması hukukunun evrensel niteliktekiönemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temelkoşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır.Kuşkulu ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarakhüküm tesis edilemez. Ceza mahkumiyeti bir olasılığa değil, kesin ve açık birispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanakvermemelidir. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak,ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir.
765 sayılı TCY'nın452. maddesinde yer alan hükmün benzeri bir düzenlemeye, objektif sorumlulukesasının terk edilmesi nedeniyle 5237 sayılı TCY'ndayer verilmemiştir. Suçu, "yasada tanımlanmış bir haksızlık" olaraköngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tümsonuçlarından her koşulda sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla"kusursuz sorumluluk" terkedilmiş olmaktadır. (Prof. Dr. İzzetÖzgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. bası, s. ı 66 vd.). 765 sayılı TCY'ndaki objektif sorumluluk esasırunyerine 5237 sayılı TCY'nda haksızlığın birergerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyleağırlaşmış suçlara yer verilmiştir.
5237 sayılı TCY'nın"Netice sebebiyle ağırlaşmış suç" başlıklı 23. maddesi "(1) Birfiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyetvermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu neticebakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir" şeklindedir. Bunagöre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başkabir sonucun meydana gelmesi halinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımındanen azından taksirle hareket etmiş olması gerekmektedir. Fail, bu sonucunmeydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğunkaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyorolması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.
Bu bilgiler ışığında somut olaydeğerlendirildiğinde;
Sanıklar, olay sırasında maktulün de içindebulunduğu eylemci grubun kendilerine saldırması üzerine zor kullandıklarını,çatışma ortamında karşılıklı yaralanmalar olduğunu, bu aşamada meydana gelenyaralanmanın maktul açısından dosyadaki sonucu doğurmasının mümkün olmadığını,esasen maktulün gözaltına alındıktan sonra polis aracına götürülürken güvenlikkordonunu aşan halk tarafından darp edilmesi sırasında yaralandığı şeklindesavunma yapmıştır.
Tanıkların ise, sivil polislerin partibürosunun kilitli kapısını kırıp içeri girdikten sonra büro içinde bulunanlaravurduğunu, yaralanmaların bu aşamada olduğunu, bina dışındaki halkınkendilerine yönelik bir eylemlerinin olmadığını ifade ettiği, bir kısımtanıklar da sanıklar dışında emniyet müdürlüğündeki görevlilerin kendilerinevurduğunu iddia etmektedir.
Kocaeli C.Başsavcılığınca,mahkemelerce verilmiş arama kararlarını yerine getirmek için görevlendirilendeğişik birimlerden çok sayıda emniyet görevlisi bulunmasına rağmen, KocaeliEmniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görevli personelin tamamınıniddianamede şüpheli olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.
Sanık savunmaları, tanık anlatımları ve dosyakapsamına göre, mahkeme tarafından verilmiş olan arama kararı üzerine bu işlemigerçekleştirmek amacıyla kilitli kapıyı kırıp, kapı arkasında oluşturulanbarikatı aşarak içeriye giren emniyet görevlileri ile maktulün de içindebulunduğu eylemci grup arasında şiddetli çatışma yaşandığı sabit ise de;maktulün hangi sanık veya sanıkların eylemi nedeniyle yaralandığınınbelirlenememesi, çatışmaya katılan tanık anlatımlarının da genel içerikliolması olayı aydınlatıcı, maddi gerçeği belirlemeye katkı sağlamayışı, tanıklarınkendilerine emniyet görevlilerinin vurduğunu ifade etmelerine karşın, bugörevlilerin sanıklar olduğu konusunda anlatımlarında kesinlik bulunmayışı, birkısım tanık anlatımlarına göre çatışma sonrası maktulün de içinde bulunduğugözaltına alınan kişilerin polis araçlarına götürülürken, polis aracında,nezarethanede polislerce kendilerine kötü muamelede bulunulduğu iddiası,maktulün ilk sağlık kontrolü sırasında düzenlenen raporda belirtilen bulgularile otopsi ve ölü muayene tutanağında belirlenen bulgular arasında belirginfarklılıkların bulunması, gibi pek çok kuşkulu olgunun bulunması, bunun dasanıklar aleyhine yorumlanamayacağı ve varsayımlara dayalı mahkumiyet kararıverilemeyeceği, anılan kuşkulu olgulardan sanıklar dışında pek çok kişinin sorumlututulabileceği gerçeği karşısında, ortaya çıkan bu sonuçtan sanıkların sorumlututulmasının "kuşkudan sanık yararlarıır"ilkesi uyarınca olanaklı değildir.
Öte yandan, yasal olarak zor kullanma yetkisibulunan sanıkların, maktule yönelik olarak bu yetkiyi kullanırken sınırıaştıklarının somut olayda kesin olarak belirlenmemiş olması karşısında, kuşkulukalan birçok olgunun aleyhe yorumla ortaya çıkan sonuçtan sanıkları sorumlukabul etmenin objektif sorumluluk esasını terk eden 5237 sayılı TCY'nin sistematiği ve ruhuna da aykınlıkoluşturacaktır.
Bu itibarla, şüpheden sanık yararlanır ilkesiuyarınca sanıkların, beraatlerine karar verilmesigerektiği gözetilmeden, hükümlülüklerine karar veren yerel mahkeme direnmehükmü usul ve yasaya aykırı olup bozulmasına karar verilmelidir."
41. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararı sonrasındaKocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi, zor kullanma yetkisinde yasal sınırlarınaşılması nedeniyle ölüm olayının meydana geldiği kanaatine varmış ise dedirenme kararı üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından verilen kararlarauyulmasının zorunlu olduğunu belirterek 22/5/2012 tarihinde tüm sanıkların ayrıayrı beraatine karar vermiştir. Kocaeli 2. Ağır CezaMahkemesi ayrıca maktulün ölümüne neden olan kişilerin tespit edilerek yasalgereğinin takdir ve ifası için Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına suçduyurusunda bulunulmasına karar vermiştir.
42. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi,Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına uyulurken bozma kararının gerekçesine deuyulmasının zorunlu olduğunu belirterek Yargıtay Ceza Genel Kurulu gerekçesiile uyumlu olmayan ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına 2/10/2013tarihinde karar vermiştir.
43. Bu bozma kararı üzerine Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi 26/12/2013tarihinde, Parti binasında eylemcilerle çatışmaya giren polislerin YargıtayCeza Genel Kurulu kararında belirtilen gerekçelerle beraatinekarar vermiştir.
44. Başvurucular 2/1/2014 tarihinde anılan kararı temyizetmişlerdir.
45. AİHM, başvurucuların yaşam hakkı ile işkence ve kötü muameleyasağının ihlal edildiği iddiasıyla yaptıkları bireysel başvuruyu 8/7/2014tarihinde karara bağlamıştır. AİHM, başvurucuların yakınının ölümü ileneticelenen olayda yaşam hakkının hem maddi hem de usul yönünün ihlaledildiğine karar vererek başvurucular lehine toplam 65.000 euromanevi tazminata hükmetmiştir (Yurtsever vediğerleri/Türkiye, B. No: 22965/10, 8/7/2014). AİHM, başvurucularınişkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği yönündeki iddialarının iseayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Yurtsever ve diğerleri/Türkiye, § 82).
46. AİHM; yaşam hakkının maddi yönünün ihlal edildiği iddiasınıdeğerlendirirken M.Y.deki yaralanmaların Partibinasının önünde toplanan halk tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin iknaedici bir verinin dosyada bulunmadığına, M.Y.dekiyaralanmaların nedeninin özellikle Parti binasındaki güç kullanımınadayandığına, tespit edilen yaralanmaların sayısının ve ciddiyetinin mutlaka güçkullanımını gerektirecek bir zorunluluk sebebiyle ortaya çıkandan daha fazlaolduğuna, M.Y.nin gözaltında tutulduğu süre içindeuygun tıbbi bakımdan hemen yararlandırıldığını belirlemeye imkân veren herhangibir bilgi ve belgenin başvuru dosyasında bulunmadığına özellikle vurguyapmıştır (Yurtsever ve diğerleri/Türkiye,§§ 60-75).
47. AİHM; yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiği iddiası ileilgili olarak ise Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının delilleri toplamak amacıylaçok hızlı ve çok etkin biçimde hareket etmemesine, bu bağlamda polislerinifadelerinin olaydan çok sonra alınmasına, soruşturmanın ve kovuşturmanınoldukça uzun sürmesine, yargılamanın belli bir dönem kapalı olarakyürütülmesine, olayla ilgili olabilecek diğer sorumluların araştırılıparaştırılmadığının belli olmamasına vurgu yapmıştır (Yurtsever ve diğerleri/Türkiye, §§ 76-81).
48. AİHM'in ihlal kararı üzerinebaşvurucular, Yargıtaya gönderilmek üzere Kocaeli 2.Ağır Ceza Mahkemesine 11/2/2015 tarihinde bir dilekçe sunmuşlardır.Başvurucular bu dilekçede olay hakkında AİHM tarafından ihlal kararıverildiğini belirterek temyiz incelemesinde bu durumun dikkate alınmasını vekararın bozulmasını talep etmişlerdir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)kayıtlarından, başvurucuların bu dilekçesinin Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesince11/2/2015 tarihinde Doküman Yönetim Sistemi üzerinden Yargıtay 1. Ceza DairesiYazı İşleri Müdürlüğüne gönderildiği anlaşılmıştır.
49. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 4/3/2015 tarihinde ilk derecemahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir.
50. Onama kararından 24/4/2015 tarihinde haberdar olanbaşvurucular 13/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
51. 765 sayılı mülga Kanun’un 448. maddesi şöyledir:
“Herkim, bir kimseyi kasten öldürürse 24 seneden 30 seneye kadar ağır hapiscezasına mahkum olur.”
52. 765 sayılı mülga Kanun’un 452. maddesi şöyledir:
"Katil kastiyle olmıyandarp ve cerh veya bir müessir fiilden telefi nefis husule gelmiş olursa fail,448 inci maddede beyan olunan ahvalde sekiz, 449 uncu maddede yazılı ahvalde onve 450 nci maddede muharrerahvalde on beş seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapse mahküm olur.
Eğer telefi nefis failin fiilinden evvelmevcut olup da failce bilinmiyen ahvalin birleşmesiveyahut failin iradesinden hariç ve gayrimelhuzesbabın inzimamı ile vukua gelirse, 448 inci maddede beyan olunan ahvalde beşseneden, 449 uncu maddede muharrer ahvalde yedi seneden ve 450nci maddede yazılı ahvalde fail on senedenaşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır."
53. 765 sayılı mülga Kanun’un 245. maddesinin olayın yaşandığıtarihteki hâli şöyledir:
"Kuvvei cebriyeimaline memur olanlar ve bilümum zabıta ve ihzarmemurları memuriyetlerini icrada ve mafevkındebulunan amirin emrini infazda kanun ve nizamın tayin ettiği ahvalden başkasurette bir kimse hakkında sui muameleye veya cismeneza verecek hale cür'et eder yahut ol kimseyi darp vecerh eyler ise bir aydan üç seneye kadar hapis ve muvakkaten memuriyettenmahrumiyet cezalariyle cezalandırılır. Eğer işlediğicürüm bu fiillerin fevkınde ise o cürümlere terettüpeden cezaya üçte bir miktarı zammolunur."
54. 765 sayılı mülga Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Kanunda başka türlü yazılmış olanahvalin maadasında hukuku amme davası:
1 – Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmisene,
2 - Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasınımüstelzim cürümlerde on beş sene,
3 - Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş senedenziyade hapis yahud hidematıammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birinimüstelzim cürümlerde on sene,
4 - Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematıammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzimcürümlerde beş sene,
5 - Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif paracezasını müstelzim fiillerde iki sene,
6 - Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar."
55. 765 sayılı mülga Kanun’nun 243.maddesinin olayın yaşandığı tarihteki hâli şöyledir:
"Mahkemeler ve meclisler reis veazalarından ve sair hükümet memurlarından biri maznun bulunan kimselerecürümlerini söylemek için işkence ederse beş seneye kadar ağır hapis ve müebbeden veya muvakkaten memuriyetten mahrumiyet cezalariyle mahküm olur.
Bunu maiyet memurları mafevkındabulunan amirlerinin emir ve teşvikiyle yapmış olsa dahi cezadan kurtulamaz.
Amirler cürümde fer'anzimethal sayılır.
İşkence olunan kimse bundan müteessiren ölürse fail 452 nci madde ile cezalandırılır. Ve eğer işkence biruzvun katı veya amelden sukutunu veya diğer daimi bir malüliyet veya mayubiyeti mucipolursa faili 456 ncı madde mucibincecezalandırılır."
B. Uluslararası Hukuk
56. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygı yükümlülüğü"kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetkialanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklananhak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar."
57. Sözleşme'nin "Yaşamhakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
"Herkesin yaşam hakkı yasaylakorunur..."
58. Sözleşme'nin 3. maddesi şöyledir:
“Hiç kimseişkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabitutulamaz.”
59. AİHM, yaşam hakkını güvence altına alan 2. maddeninSözleşme'nin en önemli maddeleri arasında yer aldığını ve bu maddenin AvrupaKonseyini oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birinidüzenlediğini ifade etmektedir (Muhacır Çiçek vediğerleri/Türkiye, B. No: 41465/09, 2/2/2016, § 38; Makbule Kaymaz ve diğerleri/Türkiye, B.No: 651/10, 25/2/2014, § 96). AİHM, birçok kararında Sözleşme'nin 3. maddesindegüvence altına alınan kötü muamele yasağının da demokratik toplumların en temeldeğeri olduğunu vurgulamıştır (Selmouni/Fransa [BD],B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD],B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).
60. AİHM, kamu görevlileri tarafından işlenen öldürme ve kötümuamele suçlarına ilişkin olarak ulusal mahkemelerce tercih edilen uygunyaptırımlara önemli ölçüde saygı duyulması gerektiğini kabul etmektedir.Bununla birlikte AİHM, eylemin ciddiyeti ile verilen ceza arasında birorantısızlık olması durumunda kendisinin belirli bir değerlendirme gücüne sahipolması ve bu gibi durumlara müdahale edebilmesi gerektiğini ifade etmektedir (Külah ve Koyuncu/Türkiye, B. No: 24827/05,23/4/2013, § 41).
61. AİHM, Sözleşme’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlal edildiğiiddiasının ileri sürüldüğü başvurularda kendisinin oldukça ihtiyatlı davranmasıgerektiğini belirtmektedir. AİHM, olayın fail ya da faillerinin cezaisorumluluğu ile devletlerin Sözleşme uyarınca yükümlü olduğu sorumluluğunfarklı olduğunu ifade etmektedir. AİHM, bu bağlamda kendi yetkisinindevletlerin Sözleşme kapsamındaki sorumluluğunun belirlenmesiyle sınırlıolduğunu vurgulamaktadır. AİHM'e göre Sözleşmekapsamındaki sorumluluk, uluslararası hukukun ilgili kuralları ve ilkeleridikkate alınarak Sözleşme'nin amacı ışığında yorumlanması gereken kendihükümlerine dayanmaktadır. AİHM'e göre devletlerinSözleşme kapsamındaki sorumluluğu, ulusal mahkemelerin takdir yetkisine sahipolduğu bireysel ceza sorumluluğuna ilişkin iç hukuk sorunlarıylakarıştırılmamalıdır. AİHM birçok kararında, ceza hukuku anlamında suçluluk yada masumiyet konusunda kararlar vermenin kendi yetki alanına girmediğini ifadeetmiştir (Giuliani ve Gaggio/İtalya[BD], B. No: 23458/02, 24/3/2011, § 182).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
62. Mahkemenin 6/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
63. Başvurucular, emekli bir öğretmen olan yakınlarının HADEPKocaeli İl Başkanlığından birçok kişi ile birlikte polisler tarafındanöldüresiye dövülerek gözaltına alındığını iddia etmişlerdir. Başvurucular,yakınlarının hem gözaltına alma işlemleri sırasında hem de gözaltına alındıktansonra götürüldüğü polis merkezinde ağır işkenceler ve kötü muameleler sonucuöldüğünü belirtmişlerdir. Başvurucular, polislerin HADEP Kocaeli İlBaşkanlığına kişileri yakalamaktan ziyade cezalandırmak, eziyet etmek ve linç etmekkastıyla girdiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular, yakınlarının 19/11/1998tarihli muayenesinde olmayan kaburga kemiği kırığı gibi bulguların bir sonrakigün kaldırıldığı hastanede yapılan muayenede tespit edilmesinin gözaltına almaişleminden sonra da işkence yapıldığını gösterdiğini ileri sürmüşlerdir.Başvurucular ayrıca yakınlarının zamanında hastaneye götürülmediğinibelirtmişlerdir. Başvurucular bu iddialarla somut olayda yaşam hakkı ileişkence ve kötü muamele yasağının maddi yönünün ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
64. Başvurucular; Cumhuriyet savcısının olaya derhâl elkoymadığını, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına ve muhtemel faillerin tespitedilerek cezalandırılmasına yönelik etkili bir soruşturma yürütülmediğini ilerisürmüşlerdir. Soruşturma aşamasının son derece ön yargılı ve yüzeysel birşekilde yapıldığını, delillerin gerekli ciddiyet ve titizlikle toplanmadığını,yetkililerin ivedilikle hareket etmediğini, olay yerinde herhangi bir incelemeyapılmadığını, polislere ait telsiz konuşmalarının temin edilmediğinibelirtmişlerdir. Şüphelilerin delillere etki etmesinin önlenmesi için gerekliolan tedbirlerin alınmadığını, olaya müdahale eden polisler arasında TerörleMücadele Şube Müdürlüğü dışında farklı şubelerden de birçok polis bulunmasınarağmen diğer şubelerden gelen hiçbir polis hakkında dava açılmadığını, kezayakınlarını zamanında hastaneye götürmeyen kişiler hakkında da hiçbir araştırmayapılmadığını iddia etmişlerdir. Soruşturma aşamasındaki eksikliklerinyargılama aşamasında da giderilmediğini, Mahkemenin makul hiçbir gerekçe yokkenilk başlarda yargılamanın gizli yapılmasına karar verdiğini, ciddi hiçbir delilaraştırması yapmadığını, kamera kayıtlarında hareketsiz olarak görüntülenen birkişiden bahsedilmesine rağmen bu kişinin kim olduğunun tespit edilmesineyönelik taleplerinin yerine getirilmediğini, yakınlarının ölüm nedeni hakkındabaşkaca bir kurumdan görüş alınmasını talep etmelerine rağmen yerelmahkemelerce bu taleplerinin reddedildiğini belirtmişlerdir. Başvurucularayrıca yargılamanın uzun sürdüğünü, yargılamanın uzun sürmesinin adeta bircezasızlık oluşturduğunu, yerel mahkemelerce yargılanan polisler hakkındaberaat kararı verilmesi sonrasında yapılan suç duyurusunun yargılamanın uzunsürmesi nedeniyle bir öneminin kalmadığını çünkü suç duyurusunda bulunulduğuzaman zamanaşımı süresinin zaten dolmuş olduğunu, bu nedenle olayıgerçekleştiren başkaca kişilerin tespitine yönelik herhangi bir çalışmayapılmadığını iddia etmişlerdir. Son olarak AİHM'inverdiği ihlal kararını Yargıtaya sunmuş olmalarınarağmen Yargıtay 1. Ceza Dairesinin bunu dikkate almadan onama kararı verdiğini,polisler hakkında herhangi bir disiplin soruşturması açılmadığı gibi bukişilere herhangi bir disiplin cezası da verilmediğini belirtmişlerdir.Başvurucular bu iddialarla yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağınınusul yönünün ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
65. Başvurucular; AİHM tarafından ihlal kararı verilerek bellibir miktar tazminata hükmedilmiş ise de mağduriyetlerinin giderilmediğini, AİHM'e iç hukuktaki ceza yargılamasının devam ettiği vebazı kişilerin yetersiz de olsa cezalandırıldığı bir dönemde başvurduklarınıancak Anayasa Mahkemesine tüm sanıkların beraat etmesinden sonra başvuruyaptıklarını, AİHM'in ihlal kararını olay hakkındakidava temyiz aşamasında derdest iken verdiğini, ihlal kararının gereğinin yerinegetirilmesi için Yargıtay 1. Ceza Dairesine başvurmuş iseler de ihlal kararınındikkate alınmadığını, bu gibi olaylarda tazminatın tek başına yeterli olmadığını,olayın sorumlularının cezalandırılması gerektiğini belirterek mağduriyetlerinindevam ettiğini belirtmişlerdir.
66. Bakanlık görüşünde, öncelikle başvurunun yaşam hakkıkapsamında incelenmesi gerektiğinin değerlendirildiği belirtilmiş; akabinde isebaşvuruya konu olay özetlenmiş ve bu olay nedeniyle AİHM tarafındanbaşvurucular lehine toplam 65.000 euro manevitazminata hükmedildiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 2014/4217numaralı Vefa Serdar başvurusunadeğinilmiş, somut olayda başvurucuların mağdur statüsünün devam edip etmediğideğerlendirirken Vefa Serdar başvurusundaverilen kararın gözönünde bulundurulabileceğibelirtilmiştir.
67. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı sundukları dilekçedegenel olarak başvuru formundaki iddialarını yinelemişlerdir.
B. Değerlendirme
68. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
69. Somut olayda başvurucular, yakınlarının ölümü ileneticelenen olay hakkındaki kamu davası devam ederken yaşam hakkı ile işkenceve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla AİHM'ebireysel başvuru yapmışlardır. AİHM ise başvurucuların yakını M.Y.nin ölümü ile neticelenen olayda yaşam hakkının hemmaddi hem usul yönünün ihlal edildiğine karar vermiş ve başvurucular lehinetoplam 65.000 euro manevi tazminata hükmetmiştir.AİHM, işkence ve kötü muamele yasağı yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasınıise gerekli görmemiştir. AİHM bu kararını, olaya karışan bazı polislerhakkındaki kamu davası Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ederkenaçıklamıştır.
70. Başvurucular, Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen kamudavasının kesinleşmesi sonrasında yaptıkları bireysel başvuruda, yaşam hakkıile işkence ve kötü muamele yasağının maddi ve usul yönlerinin ihlal edildiğiniileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca AİHM'in ihlalkararının Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından dikkate alınmadığını, olayakarışan diğer kişiler hakkında zamanaşımı süreleri nedeniyle herhangi bir işlemyapılmadığını ifade etmişlerdir.
71. Somut olayda başvurucuların yaşam hakkı ile işkence ve kötümuamele yasağının ihlal edildiği iddiaları AİHM tarafından değerlendirilmiştir.Bu sebeple söz konu ihlal iddialarının Anayasa Mahkemesince tekrar elealınmasının gerekmediği kanaatine varılmıştır. Somut olayda AnayasaMahkemesince esas incelenmesi gereken meselenin AİHM'inihlal kararının dikkate alınmadığı yönündeki iddialarla ilgili olduğu sonucunaulaşılmıştır. Bu sebeple somut olayın AİHM'in ihlalkararından sonraki süreç esas alınarak yaşam hakkının usul yönü açısındandeğerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
72. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
(...)
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimseinsan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.
Meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi,bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması,sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerinuygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunludurumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.”
73. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletintemel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyalhukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
74. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
75. Temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesiamacıyla 4/11/1950 tarihinde imzalanan Sözleşme, 10/3/1954 tarihli ve 6366 sayılıKanun'la Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmış ve onay belgesinin18/5/1954 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tevdi edilmesiyle Türkiyeaçısından yürürlüğe girmiştir. Bakanlar Kurulunun 22/1/1987 tarihli ve 87/11439sayılı kararı ile Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna bireysel başvuru hakkı,25/9/1989 tarihli ve 89/14563 sayılı kararı ile de AİHM'inzorunlu yargı yetkisi tanınmıştır. Böylece Türkiye, Sözleşme'debulunan temel hak ve özgürlükleri güvence altına alma yükümlülüğünü kabul etmişve yargı yetkisi içinde bulunan tüm bireylere, hukuken bağlayıcı nitelikteihlal kararı verebilecek bir uluslararası mahkemeye başvuru yapabilme hakkınıtanımıştır (Sıddıka Dülek ve diğerleri,B. No: 2013/2750, 17/2/2016, § 68).
76. Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak veözgürlüklerin etkili bir şekilde korunması AİHM tarafından verilen ihlalkararlarının iç hukukta gereği gibi yerine getirilmesi ile mümkün olabilir.AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının iç hukukta gereği gibi yerinegetirilmemesi Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerinuygulamada etkili bir şekilde korunamadığı anlamına gelir (Sıddıka Dülek ve diğerleri, § 69).
77. Sözleşme tarafından güvence altına alınan temel hak veözgürlüklerin uygulamada etkili bir şekilde korunamadığı yönündeki şikâyetlerinincelenmesi ise Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerdenSözleşme kapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiği iddiasını bireyselbaşvuru yoluyla incelemeye yetkili olan Anayasa Mahkemesinin görev alanınagirer. Aksinin kabulü, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı içinde yeralan temel hak ve özgürlüklerin bireysel başvuru yolu ile etkili bir şekildekorunmasını öngören Anayasa'nın amacı ile bağdaşmaz. Bu sebeple AİHM tarafındanverilen bir ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği AnayasaMahkemesince incelenmelidir (Sıddıka Dülek ve diğerleri, § 70).
78. Bununla birlikte yukarıda da belirtildiği üzere AnayasaMahkemesince yapılacak olan bu inceleme, olayların baştan itibaren yenidendeğerlendirilmesi şeklinde değil AİHM tarafından verilen ihlal kararınıngereklerinin yerine getirilip getirilmediği ile ilgili sınırlı bir incelemeolmalıdır.
79. Somut olayda AİHM, Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin26/12/2013 tarihli beraat kararının temyiz incelemesinin yapıldığı bir dönemde8/7/2014 tarihinde ihlal kararı vermiştir. Bunun üzerine başvurucular 11/2/2015tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesine bir dilekçe göndererek AİHM'inihlal kararının temyiz incelemesinde dikkate alınmasını talep etmişlerdir.Yargıtay 1. Ceza Dairesi ise 4/3/2015 tarihinde ilk derece mahkemesi kararınınonanmasına karar vermiştir. Bu durumda AİHM'in ihlalgerekçeleri dikkate alınarak polisler hakkında verilen beraat kararınınincelenmesi gerekir.
80. Bu incelemeye geçmeden önce AİHM'inbirçok kararında vurgulayıp Yurtsever vediğerleri/Türkiye kararında da tekrarladığı olayın fail ya dafaillerin cezai sorumluluğu ile devletlerin Sözleşme kapsamındaki sorumluluğunfarklı olduğu yönündeki ilkeye özellikle dikkat çekmek gerekir. AİHM, anılankararında da bu ilkeye açıkça vurgu yapmış ve ceza hukuku anlamında suçluluk yada masumiyet konusunda kararlar vermenin kendi yetki alanına girmediğini ifadeetmiştir (Yurtsever ve diğerleri/Türkiye,§ 68).
81. Başvuru konusu olayda AİHM, yaşam hakkının maddi yönününihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM, M.Y.ninvücudundaki yaralanmaların sayısının ve ciddiyetinin mutlaka güç kullanımınıgerektirecek bir zorunluluk sebebiyle ortaya çıkandan daha fazla olduğusonucuna ulaşmıştır. AİHM, söz konusu yaralanmaların bina etrafında toplananhalk tarafından gerçekleştirildiği yönünde dosyada ikna edici bir delilbulunmadığı, olayın bina etrafında toplanan halk tarafından değil kamugörevlileri tarafından gerçekleştirildiği kanaatine varmıştır.
82. Yukarıda da belirtildiği üzere AİHM, devletlerin Sözleşmekapsamındaki sorumluluğunu incelemektedir. Dolayısıyla AİHM tarafından yapılanincelemede yaşam hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılabilmesi için ölümeneden olan eylemin kamu görevlileri tarafından gerçekleştirildiğinin bilinmesiyeterli olabilir. AİHM tarafından yapılan incelemede olaya karışan kamugörevlilerinin kim olduğunun ve bu kişilerin eylemlerinin neler olduğunun tektek belirlenmesi gerekli olmayabilir. Nitekim somut olayda AİHM başvurucularınyakını M.Y.nin kamu görevlilerinin eylemiyle nedensel bağı bulunan yaralanmalar sonucunda yaşamınıyitirdiği kanaatine varmış ancak bu kamu görevlilerinin kim olduğunu ve bukişilerin M.Y.ye hangi eylemlerde bulunduğunu belirtmemiştir. AİHM M.Y.yeorantısız müdahalede bulunan kişilerin kamu görevlisi olmasını ihlal kararıiçin yeterli görmüştür.
83. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise Parti binasında eylemcileremüdahale eden yedi polis hakkındaki mahkûmiyet kararının temyiz incelemesiniyaparken özellikle "Şüpheden sanıkyararlanır." ilkesine vurgu yapmış ve bu ilkenin cezayargılaması hukukunun evrensel nitelikteki önemli ilkelerinden biri olduğunaişaret etmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu sanığın bir suçtancezalandırılmasının temel koşulunun suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikleispat edilmesine bağlı olduğunu, ceza mahkûmiyetinin bir olasılığa değil kesinve açık bir ispata dayanması gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay Ceza GenelKurulu somut olay hakkında yaptığı değerlendirmede ise Parti binasında emniyetgörevlileri ile M.Y.nin de aralarında bulunduğueylemci grup arasında şiddetli çatışmalar yaşandığının açık olduğunu ancak M.Y.nin hangi sanık veya sanıkların eylemi nedeniyleyaralandığının belirlenemediğini, Parti binasındaki tanıkların kendilerineemniyet görevlilerinin vurduğunu ifade etmelerine karşın bu görevlilerin hangisanıklar olduğunu kesin bir şekilde açıklayamadıklarını belirtmiştir. YargıtayCeza Genel Kurulu ayrıca bir kısım tanığın polis aracında ve nezarethanede dekendilerine kötü muamelede bulunulduğunu ileri sürdüğünü ve ilk sağlık kontrolüsırasında düzenlenen raporda belirtilen bulgular ile otopsi ve ölü muayenetutanağında belirlenen bulgular arasında belirgin farklılıkların olduğunudikkate alarak somut olayda pek çok kuşkulu olgunun bulunduğunu ifade etmiştir.Yargıtay Ceza Genel Kurulu tüm bunları dikkate alarak ortaya çıkan sonuçtansanıkları sorumlu tutmanın "Şüpheden sanıkyararlanır." ilkesi ile uyumlu olmadığı sonucuna ulaşmış ve ilkderece mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.
84. Başvuru formu ve ekleri incelenmesi neticesinde olayesnasında Parti binasında birçok eylemci olduğu gibi fazla sayıda polisin debulunduğu ve bu iki grup arasında şiddetli bir arbede yaşandığı anlaşılmıştır.Bununla birlikte olay esnasında Parti binasında bulunan tanıklarınanlatımlarında M.Y.ye müdahale eden veya kötü muamelede bulunan polis ya dapolislerin kim olduğu konusunda bir kesinlik bulunmadığı görülmüştür. Budurumda Parti binasında eylemcilere müdahale eden polisler hakkında cezahukukunun en temel ilkelerinden biri olan "Şüphedensanık yararlanır." ilkesine göre beraat kararı verilmesininsomut olayın koşulları bağlamında makul olmadığı söylenemez. DolayısıylaKocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararıdoğrultusunda polisler hakkında beraat kararı vermesinin ve bu beraat kararınınYargıtay 1. Ceza Dairesince onanmasının AİHM tarafından verilen ihlal kararınıngereklerinin yerine getirilmediği şeklinde yorumlanamayacağı kanaatinevarılmıştır.
85. Başvuru konusu olayda AİHM, yaşam hakkının usul yönününihlal edildiğine de karar vermiştir. AİHM yaşam hakkının usul yönünün ihlaledildiği iddiası ile ilgili olarak Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının delilleritoplamak amacıyla çok hızlı ve çok etkin biçimde hareket etmemesine, bubağlamda polislerin ifadelerinin olaydan çok sonra alınmasına, soruşturmanın vekovuşturmanın oldukça uzun sürmesine, yargılamanın belli bir dönem kapalıolarak yürütülmesine, olayla ilgili olabilecek diğer sorumluların araştırılıparaştırılmadığının belli olmamasına vurgu yapmıştır (Yurtsever ve diğerleri/Türkiye, §§ 76-81).
86. AİHM'in Kocaeli CumhuriyetBaşsavcılığının hızlı ve etkin bir biçimde hareket etmeyerek polislerinifadelerini olaydan çok sonra aldığı yönündeki ihlal gerekçesi ile yargılamanınuzun sürdüğü ve yargılamanın belli bir dönem kapalı olarak yürütüldüğüyönündeki ihlal gerekçelerinin beraat eden polisler hakkındaki cezayargılamasının sonucunu değiştirebilecek başka bazı araştırmalar yapılmasınıgerekli kıldığı söylenemez. Başka bir anlatımla soruşturma ve kovuşturmamakamlarının AİHM'in ihlal kararından sonraki aşamadabu hususları düzeltebilmesi veya yenilemesi mümkün değildir. Dolayısıyla somutolayda AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmesi bakımındanbu yönlerden herhangi bir sorun olmadığıdeğerlendirilmiştir.
87. Başvuru konusu olayda son olarak olayla ilgili olabilecekdiğer bazı kişilerin araştırılıp araştırılmadığı hususunun belli olmadığıyönündeki AİHM gerekçesine değinilmelidir. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi,Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararından sonra AİHM kararından ise önce 22/5/2012tarihinde M.Y.nin ölümüne neden olan kişilerin tespitedilerek yasal gereğinin takdir ve ifası için Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığınasuç duyurusunda bulunmuştur (bkz. § 41). Başvurucular bu husus ile ilgiliolarak suç duyurusunda bulunulduğunda zamanaşımı süresinin zaten dolmuşolduğunu, bu nedenle olayı gerçekleştiren başkaca kişilerin tespitine yönelikherhangi bir çalışma yapılmadığını belirtmiş iseler de bu hususa ilişkinherhangi bir belgeyi yahut zamanaşımı nedeniyle verilmiş bir kovuşturmaya yerolmadığına dair kararı Anayasa Mahkemesine ibraz etmemişlerdir. Başvurucularayrıca polislere herhangi bir disiplin cezası verilmediğini ileri sürmüş iselerde AİHM kararında bu konu ile ilgili olarak herhangi bir değerlendirmedebulunulmamıştır. Başvurucular da AİHM kararı üzerine yetkili idareye bu kararındikkate alınmasını talep ederek başvurduklarını ancak başvurularından olumlubir netice alamadıklarını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgeyi AnayasaMahkemesine sunmamışlardır.
88. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda,AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediğininsöylenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
89. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda yaşam hakkınınusul yönünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının usul yönünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE6/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.