TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
SADULLAH ARSLAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7276)
Karar Tarihi: 18/6/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Murat AZAKLI
Başvurucu
:
Sadullah ARSLAN
Vekili
:
Av. Yılmaz FİDAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, Maliye Hazinesitarafından 23/3/1990 tarihinde Savur Kadastro Mahkemesinde aleyhine açılankadastro tespitine itiraz davasında yargılamanın halen devam ettiğinibelirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüş, maddi ve manevi zararının tazminini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 27/9/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdariyönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. BirinciBölüm İkinci Komisyonunca, 28/11/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesiBölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine kararverilmiştir.
4. Birinci Bölümün 12/12/2013tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının17/1/2014 tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucuvekili tarafından 30/1/2014 tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyandilekçesi ibraz edilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuruformu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. a. Mardin ili Savur ilçesinde 1984 yılında yapılankadastro çalışmaları sonunda, 445 parsel numaralı taşınmaz başvurucu adınatespit edilmiştir.
b. Maliye Hazinesi, 23/3/1990 tarihinde başvurucu aleyhine SavurKadastro Mahkemesinde açtığı kadastro tespitine itiraz davasında 445 parselnumaralı taşınmazın Hazine arazisi olduğunu ileri sürerek tespitin iptalinitalep etmiş, dava dosyası Mahkemenin 1990/7 esasına kaydedilmiştir.
8. a. Mardin ili Savur ilçesinde yapılan kadastroçalışmaları sonunda, 446 parsel numaralı taşınmaz Baki Aslan adına tespitedilmiştir.
b. Maliye Hazinesi, 23/3/1990 tarihinde Baki Aslan aleyhineSavur Kadastro Mahkemesinde açtığı kadastro tespitine itiraz davasında, 446parsel numaralı taşınmazın Hazine arazisi olduğunu ileri sürerek tespitiniptalini talep etmiş, dava dosyası Mahkemenin 1990/8 esasına kaydedilmiştir.
c. Mahkemece, 10/10/1990 tarih ve E.1990/8, K.1990/86 sayılıkararla; Mahkemenin E.1990/7 sayılı dava dosyası ile E.1990/8 sayılı davadosyası arasında irtibat bulunduğu, her iki taşınmazın aynı vergi kaydınadayandığı gerekçesiyle her iki dava dosyasının birleştirilmesine, yargılamayaE.1990/7 sayılı dava doyası üzerinden devam edilmesine karar verilmiştir.
9. a. Mardin ili Savur ilçesinde yapılan kadastroçalışmaları sonunda, 659 parsel numaralı taşınmaz Maliye Hazinesi adına tespitedilmiştir.
b. Başvurucu, 15/6/1990 tarihinde Maliye Hazinesi aleyhine SavurKadastro Mahkemesinde açtığı kadastro tespitine itiraz davasında 659 parselnumaralı taşınmazın kendisine ait olduğu ileri sürerek tespitin iptalini talepetmiş, dava dosyası Mahkemenin 1990/46 esasına kaydedilmiştir.
c. Mahkemece, 9/12/1992 tarih ve E.1990/46, K.1992/52 sayılıkararla; Mahkemenin E.1990/7 sayılı dava dosyası ile E.1990/46 sayılı davadosyası arasında irtibat bulunduğu, her iki taşınmazın aynı vergi kaydınadayandığı gerekçesiyle her iki dava dosyasının birleştirilmesine, yargılamayaE.1990/7 sayılı dava doyası üzerinden devam edilmesine karar verilmiştir.
10. Belirtilen yargılama, Savur Kadastro MahkemesininE.1990/7 sayılı dava dosyasında devam etmektedir.
B. İlgiliHukuk
11. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli birbiçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
12. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Genel olarak görev”kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlıayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesindegösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapusicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilenişlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıklarıçözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir. ”
13. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul” kenar başlıklı28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro hakimi, askı süresiiçinde açılacak davalar ve kadastro müdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacaktaşınmaz mallara ait kadastro tutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerindendevredilen işler hakkında dava dosyası açar. İlgililerin başvurusunubeklemeksizin kadastro tutanakları ile uyuşmazlığın çözümlenmesine etkiliolabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgili dairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflara Tebligat Kanunu hükümlerinegöre resen tebliğ eder.”
14. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenar başlıklı 29.maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşmayapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosyaişlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olandelilleri inceler ve 30 uncu madde hükmünce işi karara bağlar.
…
Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyanhallerde basit yargılama usulü uygulanır.
Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”
15. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimin takdiri”kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Kadastro tutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bubeyanlarına gerekçe gösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler.Ancak hakim, kadastro tutanağındaki beyanla, duruşmasırasında topladığı deliller arasında çelişki görürse, bunu gidermek içintutanakta beyanlarına başvurulan kimseleri tanık sıfatıyla yenidendinleyebilir.
Kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahallimahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığıveya dava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığıtakdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleritoplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekleyükümlüdür. Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları datespit edilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararıverilir.”
16. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanun yollarına başvurma veilamların infazı” kenar başlıklı 32. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Kadastro mahkemesi kararları Tebligat Kanunu hükümlerinegöre resen taraflara tebliğ olunur.”
17. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastro harcı ve tahakkuku”kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi şöyledir:
“Bu Kanun gereğince resen yapılması gereken soruşturma vetebligat işlemleri için zaruri giderler, ileride haksız çıkacak taraftanalınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
18. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 27/9/2013 tarih ve 2013/7276 numaralı başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu, 1984 yılında yapılan kadastro çalışmalarısonunda 445 parsel numaralı taşınmazın adına tespit edildiğini, 659 parselnumaralı taşınmazın ise Maliye Hazinesi adına tespit edildiğini, MaliyeHazinesi tarafından 23/3/1990 tarihinde Savur Kadastro Mahkemesinin E.1990/7sayılı dava dosyasında kadastro tespitine itiraz davası açıldığını, 659 parselnumaralı taşınmazın kadastro tespitinin iptali amacıyla da Maliye Hazinesialeyhine Savur Kadastro Mahkemesinin E.1990/46 sayılı dosyasında kendisinindava açtığını, Mahkemece her iki dava dosyasının birleştirildiğini veyargılamaya Mahkemenin E.1990/7 sayılı dosyasında halen devam edildiğini,taşınmazları 23 yıldan fazla süredir kullanamadığını, yargılamanın makul süredesonuçlanmadığını belirterek, Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde güvence altınaalınan mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
20. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
21. Başvurucu, 23/3/1990 tarihinde Maliye Hazinesi tarafındanSavur Kadastro Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itiraz davasının vekendisinin Maliye Hazinesi aleyhine açtığı kadastro tespitine itiraz davasınınbirleştirilerek Mahkemenin E.1990/7 sayılı dava dosyasında halen devamettiğini, taşınmazlarını 23 yıldan fazla süredir kullanamadığını, yargılamanınuzun sürdüğünü ve makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
22. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul sürede yargılanmahakkına ilişkin olarak görüş sunulmasına gerek görülmediği belirtilerek,mülkiyet hakkının ihlali iddialarının, başvurucunun ihtilaf konusu taşınmazüzerinde henüz mülkiyet haklarının bulunmadığı dikkate alınarakdeğerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir.
23. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Birbaşka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan birhak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
24. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
25. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılması, yargının görevidir.”
26. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
27. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan veadil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi veAİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafziiçeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
28. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul süredeyargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır.
29. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda,taşınmaz mülkiyeti hakkında Savur Kadastro Mahkemesinde açılan kadastrotespitine itiraz davasında, 3402 ve 6100 sayılı Kanun’lardayer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medenihak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 49).
30. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde gözardıedilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuruaçısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
31. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
32. Ancak, belirtilenkriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyicideğildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bukriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
33. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşipgerçekleşmediğinin saptanması için öncelikle uyuşmazlığın türüne göredeğişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
34. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından23/3/1990 tarihidir.
35. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıçtarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
36. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinindevamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esasalınacak sürenin bitiş anı başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 52).
37. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusu, Savur ilçesindeki kadastroçalışmaları sonucunda yapılan kadastro tespitine itiraz ile 445 parsel numaralıtaşınmazın Maliye Hazinesi adına, 659 parsel numaralı taşınmazın başvurucuadına tapuya tescili istemlerine ilişkindir. 23/3/1990 havale tarihli dilekçeile yargılamasına başlanıldığı anlaşılan davanın tensip zaptının tanzimisonrasında, yargılama sürecinde birçok duruşma yapılmış olup belirtilencelseler arasında genellikle iki aylık sürelerin bulunduğu anlaşılmıştır.
38. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, özellikle tensip zaptı kapsamında ikmaline başlanılmasıgereken tapu kaydı, birleşik kroki, mahalli bilirkişi listesi gibi evrakınilgili kurumlardan talep edilmeyerek, yargılama sırasında münferit celselerdeverilen ara kararları uyarınca kısım kısım talepedildiği, ara karar gereklerinin yerine getirilmediği muhtelif celselerde tarafvekillerinin mazeretlerinin kabulüne dair karar tesisi ile yetinildiği, celseharcı tayini gibi usuli imkânların yargılamamakamlarınca kullanılmadığı, Mahkemece birçok defa dosyanın incelemeye alındığıve bu sebeple duruşmaların ertelendiği, keşif ara kararlarının farklıgerekçelerle yerine getirilmediği ve birçok defa keşiflerin ertelendiği anlaşılmaktadır.
39. 3402 sayılı Kanun’da yeralan özel usul hükümleri ile bu Kanun’da hüküm bulunmaması durumunda uygulamaalanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konualan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulihükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların makul süredeçözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
40. Belirtilen hükümlere rağmen, birçok defa keşif arakararlarının müracaat yokluğu, hava şartları, bilirkişi temin edilememesi,güvenlik gibi nedenlerle yerine getirilmediği ve bu uygulamanın davada yer alantaraf sayısı da nazara alındığında yargılamanın uzaması üzerinde baskın biretkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.
41. Maliye Hazinesi tarafından başvurucu aleyhine 23/3/1990tarihinde Savur Kadastro Mahkemesinde açılan ve Mahkemenin 1990/7 esasınakaydedilen dava dosyası ile başvurucu tarafından Maliye Hazinesi aleyhinefarklı bir taşınmaz için Mahkemenin 1990/46 esasına kaydenaçılan dava dosyası birleştirilmiş ve yargılamaya Mahkemenin 1990/7 esas sayılıdava dosyası üzerinden devam edilmiştir. Yine Maliye Hazinesi tarafından BakiAslan aleyhine Savur Kadastro Mahkemesinin 1990/8 esasına kaydenaçılan kadastro tespitine itiraz dava dosyası, taşınmazların aynı vergi kaydınadayandığı gerekçesiyle başvurucu aleyhine açılan 1990/7 esasına kayden yargılaması devam eden dava dosyası ilebirleştirilmiştir. Bu şekilde üç ayrı taşınmaza yönelik dava dosyalarıbirleştirilerek yargılamaya E.1990/7 sayılı dosya üzerinden devam edilmiştir.
42. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konuyargılamanın gerek taşınmaz sayısı gerekse taraf sayısı bakımından, keşif vebilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak karmaşıkbir niteliğe sahip olmadığı, ancak yargılama sürecindeki gecikmeler ayrı ayrıdeğerlendirildiğinde Kadastro Mahkemesinde tatbiki gereken yargılamayıhızlandırıcı niteliğe sahip özel usul hükümlerine riayet edilmediği ve verilenara kararların birçoğunda taraflara eksikliklerin ikmali hususunda usulhükümlerine aykırı şekilde süreler verilerek, yapılması gereken işlemlerin uzunsürelerle, müracaat yokluğu ve masraf ikmal edilmemesi gibi nedenlerle yerinegetirilmediği anlaşılmaktadır.
43. Özellikle somut yargılama açısından dava malzemesinintaraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığı nazara alındığında,yargılama makamlarının davayı gerekli süratle yürütme yükümlülüğünün dahadikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir (B. No: 2013/4687, 23/1/2014, §47).
44. Yargılama sürecinde başvurucu dışındaki taraflarınyargılamayı geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak,yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de yargılamamakamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak suretiylebu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda, davacıvekilince muhtelif celselerde mazeret dilekçeleri sunulduğu görülmeklebirlikte, başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisiolduğu tespit edilememiştir.
45. Davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyleicrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşıkolmadığını ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında yirmidört yılı aşkın yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğusonucuna varılmıştır.
46. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
47. Başvurucu ayrıca, uzun süren yargılama nedeniyletaşınmazdan yararlanamadığı gibi taşınmazdan sağlanan gelir desteğinden demahrum kaldığını belirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyethakkının ihlal edildiğini iddia etmiş olup, makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği yönünde yukarıda yer verilen tespitler ışığında, mülkiyethakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerekgörülmemiştir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
48. Başvurucu, taşınmazlarını uzun süren yargılama boyuncakullanamadığını ve gelirlerinden istifade edemediğini belirterek, maruz kaldığızarar karşılığı 100.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatahükmedilmesini talep etmiştir.
49. Adalet Bakanlığı görüşünde, ihlal tespit edilmesihalinde, hakkaniyete uygun bir tazminata hükmedilmesinin yerinde olabileceğibildirilmiştir.
50. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
51. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuşolup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmişolmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasındailliyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebininreddine karar verilmesi gerekir.
52. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yirmi dörtyılı aşkın yargılama süresi nazara alındığında, başvurucunun yargılamafaaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren24.900,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
53. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
54. Başvuruya konu yargılamanın yirmi dört yılı aşkın birsüredir devam ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiğigözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılamadosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devametmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa süredesonuçlandırılmasını teminen, kararın bir örneğininilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya 24.900,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
C. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin Savur Kadastro Mahkemesine gönderilmesine,
18/6/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.