TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
SADULLAH REMZİ KARAGÖZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/8870)
Karar Tarihi: 8/6/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Muammer TOPAL
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucu
:
Sadullah Remzi KARAGÖZ
Vekili
:
Av. Nezahat PAŞA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklama ve tutuklamanın devamına ilişkinkararlarda matbu gerekçelere yer verilmesi, gözaltına alınırken yasal haklarınhatırlatılmaması, derhâl müdafi tayin edilmemesi ve soruşturma dosyasınaerişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; yargılamanınkanuni hâkim güvencesine aykırı yürütülmesi, değerlendirme aşamasındaiddianamenin tebliğ edilmemesi, duruşmaların bir kısmının kapalı yapılması,hukuka aykırı delillerin mahkûmiyete esas alınması, beyanları belirleyicinitelikte olan tanığın duruşmada sorgulanmaması, Yargıtaydakiincelemenin duruşmasız yapılması, temyiz incelemesinin etkin yapılamaması veyargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanmahakkının; ceza mahkûmiyeti dışında velayet, vesayet ve benzeri medeni haklarailişkin ehliyetin sınırlanması nedeniyle özel hayata saygı hakkının; etnikkökenden dolayı ayrımcılığa maruz kalınması nedeniyle kanun önünde eşitlikilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/6/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine İzmir 11.Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasınaengel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 23/2/2015 tarihinde,başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 23/2/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından 7/5/2015 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 8/7/2015 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş22/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 6/8/2015 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
9. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı)silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan soruşturma kapsamında 6/1/2010tarihinde başvurucunun Manisa ilindeki evinde arama yapılmıştır. Başvurucu aynıtarihte gözaltına alınmış ve 9/1/2009 tarihinde Manisa 2. Sulh CezaMahkemesinin 2009/11 sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır. Tutuklama kararınayapılan itiraz 22/1/2009 tarihinde reddedilmiştir.
10.İddiasına göre başvurucu gözaltına alınırken kendisinehakları hatırlatılmamış ve yöneltilen suçlamalar bildirilmeden EmniyetMüdürlüğüne götürülmüş; müdafi yardımından yararlanma hakkını gözaltında ancakiki gün sonra kullanabilmiştir. Ancak başvuru dosyasında bu konuda herhangi birbilgi ya da belge bulunmamaktadır.
11. İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. maddesi ilegörevli) 2009/1 Değişik İş sayılı kararıyla soruşturma dosyasına erişiminkısıtlanmasına karar verilmiştir.
12. Cumhuriyet Başsavcılığının 12/3/2009 tarihli iddianamesi ilebaşvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan İzmir 8. Ağır CezaMahkemesine (CMK 250. maddesi ile görevli) kamu davası açılmıştır. Mahkeme,başvurucunun 17/9/2009 tarihinde tahliyesine karar vermiştir.
13. 6352 sayılı Kanun'un 2/7/2012 tarihinde yürürlüğe girmesiylekamuoyunda “özel yetkili” olarak adlandırılan mahkemeler kapatılmıştır. AynıKanun’un geçici 2. maddesinin (4) numaralı fıkrasında bu mahkemelerde açılmışolan davalara kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar aynı mahkemelercebakılmaya devam olunacağı, bu davalarda yetkisizlik veya görevsizlik kararıverilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
14. Mahkemenin 12/12/2012 tarihli kararı ile başvurucunun müsnet suçtan mahkûmiyetine ve "tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkartılmasına"karar verilmiştir. Yakalama kararına yönelik itiraz, İzmir 10. Ağır CezaMahkemesince reddedilmiştir.
15. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"YAZILI KANITLAR :
İletişim tespit tutanakları, gizli izlemetutanakları, arama, yakalama tutanakları, emanet makbuzları, ekspertiz raporu,CD izleme tutanağı, bilirkişi raporu, YDGH (Yurtsever Demokratik GençlikHareketi) ile ilgili olarak Diyarbakır CMK. 250. madde ile görevli C.Başsavcılığınca düzenleneniddianame ve bu iddianameyle Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamudavasının duruşma oturum tutanakları ile YDGH'ninyapılanması ve sorumluları hakkındaki R. S.ninifadeleri ile dosyalarda mevcut tüm tutanak ve belgeler kanıt olarakdeğerlendirilmiştir.
MAHKEMEMİZİN KABULÜ VE GEREKÇE:
Yasadışı silahlı PKK/KONGRA-GEL terörörgütünün gençlik örgütlenmesi olan YDGH'ye yönelikgerçekleştirilen operasyonlarda Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketinindeşifre olması nedeniyle, çalışmalarını legal bir görünüm altında sürdürme veoperasyonlara karşı koruyucu bir tedbir olması amacıyla, 01-03 Haziran 2008tarihinde Diyarbakır ilinde yapılan kongresinden sonra YDGH'nin,Demokratik Toplum Partisi içerisinde bağımsız olarak YDGM (Yurtsever DemokratikGençlik Meclisi) adı altında faaliyetlerini sürdürmesi kararı alarak isimdeğişikliğine gittiği, yeni oluşturulan gençlik yapılanması YDGM'inaslında ayrı bir oluşum olduğu, ancak görünüm itibarıyla yasal bir parti olan DTP'nin gençlik örgütlenmesi şeklinde gösterilmeyeçalışıldığı, bunun da yapılan eylemlerinin PKK/KONGRA-GEL terör örgütü ileirtibatlandırılmasının engellemeye yönelik olduğu, YDGM içinde faaliyetgösteren gençlere yönelik olarak terör örgütünün görüşleri doğrultusundafaaliyet gösteren FIRAT haber ajansının resmi internet sitesinde ve birçokinternet sitesi ile ve terör örgütüne ait basın organlarında Türk SilahlıKuvvetleri tarafından PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne yönelik sınır ötesi ve yurtiçinde yapılan operasyonların protesto edilmesi için terör örgütü yöneticileritarafından serhildan (ayaklanma-başkaldırı) türü eylemçağrıları yapıldığı, yapılan bu eylem çağrıları doğrultusunda, kamu kurum vekuruluşlarına ait bina, tesis ve araçlarına yönelik molotofkokteyl atılması, korsan gösteri düzenlenmesi, barikat kurularak yolun trafiğekapatılması, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü ve elebaşı lehinde slogan atılması,olaya müdahale eden güvenlik güçlerine ve araçlarına taşlı sopalı saldırıdabulunulması yönünde çağrılar yapıldığı;
YDGH (Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketi)ile ilgili olarak Diyarbakır CMK 250. madde ile görevli C.Başsavcılığınca düzenlenen iddianame ve buiddianameyle Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamu davasının duruşmaoturum tutanakları ile YDGH'nin yapılanması vesorumluları hakkındaki R. S.nin ifadelerinin dosyaya getirtildiği;
Bu kapsamda PKK/KONGRA GEL terör örgütününyurt içerisindeki faaliyetlerini tek çatı altında toplayarak organize etmekamacıyla faaliyete geçirilen KCK (Kürdistan Demokratik Topluluğu)'nun alt yapılanması olan YDGM'ninEge ve Akdeniz bölgelerinde sorumlu düzeyde faaliyet yürütmek üzeregörevlendirilen, A. K., P. U. ve H. A.nınManisa ili ve ilçelerinde örgütlenme faaliyetlerinde bulundukları ve sanıklaragörevlendirilme ve eylemler yönünde talimatlar verdikleri anlaşılmıştır.
Olaylarla ilgili 22/07/2009 ve 26/07/2010 tarihlibilirkişi raporları aldırılmış, bilirkişi raporunda;
Sanık A. T.nin 26/10/2008 tarihinde Manisailinde meydana gelen gösteride terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın posterinitaşıyarak "yaşasın başkan Apo, PKK halktır halkburada" şeklinde poster taşıyarak slogan attığı,
Sanık Sadullah Remzi Karagöz'ün 26/10/2008tarihinde Manisa ilinde meydana gelen gösteride taş atarken görüntülendiğibelirtilmiştir.
...
Sanığın örgüt tarafından yapılan çağrı üzerinedüzenlenen gös[teriye]katıldığı, gösterilerde telefon görüşmelerine yansıyan görüşmelerinden vebilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere gösteride güvenlik kuvvetlerine taşattığı ve aktif bir şekil hareket ettiği, gösterilere katılım konusunda diğerkatılımcılarla görüştüğü, sanığın evinde yapılan aramada örgütsel içeriklikitap ve dokümanların ele geçirildiği, diğer sanık ifadeleri ve tüm dosyakapsamından anlaşılmış ve açığa çıkmış olmakla sanığın terör örgütünün üyesiolduğu yönünde karar vermek gerekmiştir."
16. Başvurucu anılan yakalama emri üzerine tutuklanıp cezaevinekonulmuştur. Yakalanma tarihine ilişkin bireysel başvuru dosyasında bir bilgiyer almamaktadır. Başvurucu müdafii 30/4/2013tarihinde anılan tutuklama işlemine itiraz etmiştir. Anılan itirazreddedilmiştir.
17. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 9. CezaDairesinin 19/3/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır.
18. Nihai karar, başvurucu tarafından 23/5/2014 tarihindeöğrenilmiştir.
19. Başvurucu 10/6/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
20. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314.maddesi şöyledir:
“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşincibölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlıörgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yılakadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üyeolanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”
21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun“Tanıklıktan çekinme” kenarbaşlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:
“(1) Aşağıdaki kimselertanıklıktan çekinebilir:
…
c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veyakayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu.
…”
22. 5271 sayılı Kanun’un olaylar tarihinde yürürlükte bulunduğuhâliyle “İletişimin tespiti, dinlenmesi vekayda alınması” kenar başlıklı 135. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
“(1) (Değişik birincicümle: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Bir suç dolayısıylayapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmamasıdurumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyetsavcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimitespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgilerideğerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunarve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içindeverir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halindetedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.
(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktançekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda almagerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâlyok edilir.
(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilenkararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespiteimkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı ençok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle:25/5/2005 – 5353/17 md.) Ancak, örgütün faaliyetiçerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkimbir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına kararverebilir."
23. 5271 sayılı Kanun’un olaylar tarihinde yürürlükte bulunan “Soruşturma” kenar başlıklı 251. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“250 nci Madde kapsamına girensuçların soruşturması ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcıları, hâkimtarafından verilmesi gerekli kararları, varsa Hâkimler ve Savcılar YüksekKurulunca bu işlerle görevlendirilen ağır ceza mahkemesi üyesinden, aksi haldeyetkili adlî yargı hâkimlerinden isteyebilirler.”
24. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleritakdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Yüklenen suç, hukukauygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 8/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu;
i. Hakkında usulüne uygun olarak verilmiş yakalama kararıolmamasına rağmen yakalanıp gözaltına alındığını, soruşturma dosyasına erişimkısıtlandığı için yakalama nedenlerinin ve yöneltilen suçlamaların kendisinebildirilmediğini, haklarının hatırlatılmadığını, derhâl hâkim huzuruna çıkarılmadığını,soruşturmasırasında müdafii ile görüşme hakkından ancakgözaltına alındıktan iki gün sonra faydalandırıldığını,
ii. Tutuklama nedeni bulunmadığını, tutuklama ve tutuklamayaitiraz sonucu verilen kararların gerekçelerinin ilgili ve yeterli olmadığını,tutukluluğun devamına yönelik kararların duruşmasız olarak dosya üzerindenverildiğini, kendisinin ve müdafiinin bu kararlarverilirken dinlenmediğini, anılan kararların ve savcı görüşlerinin tebliğ edilmediğini,tutuklamanın makulsüreyi aştığını, hiçbir delil yokken hükümle birlikte yakalama kararıverildiğini,
iii. Hakkındaki davanın kamuoyunda “özel yetkili” olarak bilinen ağır ceza mahkemelerindegörüldüğünü, özel yetkili mahkemelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde(Sözleşme) tanınan birçok hakkı ortadan kaldırdığını, devlete karşı işlenenveya örgütlü suçlar için ayrı statüye sahip mahkemeler kurulmasının ve bumahkemede yargılanmış olmasının “kanuni hâkim güvencesi”neaykırı olduğunu,
iv. Yakın akrabalarıyla yaptığı telefon görüşmelerinindinlendiğini, yasak delil niteliğindeki bu kayıtların dosyadan çıkarılmadığını,son çare olarak başvurulması gereken iletişimin dinlenmesi tedbirine koşullarıoluşmaksızın başvurulduğunu, bu sebeple özel hayatına müdahalede bulunulduğunu,
v. İddianamenin tebliğ edilmediğini ve iddianameye itirazedemediğini,
vi.Temyiz incelemesi sırasında duruşmayapılmaması nedeniyle etkin inceleme yapılmadığını, Yargıtay 9. Ceza Dairesinintemyiz incelemesini duruşmalı yapmaması nedeniyle savunma hakkınınkısıtlandığını,
vii. Temyiz incelemesi yapan Yargıtay Dairesinin, tetkikhâkiminin incelemesine göre ve onun hazırladığı rapor üzerinden birdeğerlendirme yaptığını, anılan Dairenin etkin ve tarafsız bir incelemeyapmadığını ve dosyayı incelemeden karar verdiğini,
viii. Mahkûmiyet açısından dayanılan tek delil olan itirafçı R.S.ninbeyanlarının duruşmadatespit edilmediğini, onu sorgulayamadığını, bu sebeple savunma hakkınınkısıtlandığını,
ix. Mahkeme kararında hangi delillerin neden reddedildiğininbelirtilmediğini, savunmaya neden itibar edilmediğinin açıklanmadığını vekararın gerekçeli olmadığını, siyasi faaliyette bulunma hakkı kapsamındadeğerlendirilebilecek unsurların mahkumiyete gerekçe yapıldığını, BDP'nin (Barış ve Demokrasi Partisi) parti çalışmalarınakatılmasının cezalandırıldığını, BDP'ninçalışmalarının emniyet birimlerince yasa dışı olarak nitelendirilmesinin siyasifaaliyette bulunma hakkına müdahale olduğunu, suçun manevi unsurununoluşmadığını, Yurtsever Demokratik Gençlik Meclisinin (YDGM) yasa dışı birörgüt olmadığını, olay yerinde çekilen fotoğrafın kendisine benzemediğini,başka bir şahsın hatalı tespit sonucu kendisi kabul edildiğini,
x. Yargılamanın beş yılı aşkın şekilde makul olmayan bir süredetamamlanabildiğini ve aleni yapılmadığını,
xi.5237 sayılı Kanun'un 53. maddesi gereğince hakkında uygulananmedeni haklarına ilişkin sınırlamalar nedeniyle özel hayata saygı hakkınınihlal edildiğini,
xii. Kürt kökenli olması nedeniyle ve siyasi düşüncelerlehakkındaki yargılamanın farklı standartlara göre yürütüldüğünü, hukuka aykırıdelillere göre karar verildiğini, terör suçu nedeniyle hakkında farklı birinfaz rejiminin uygulanacağını, bunun eşitlik ilkesine aykırı olduğunubelirterek Anayasa'nın 10., 13., 19., 20., 25.,26., 34., 36., 37., 38., 40., 67., 68. ve 141. maddelerinde güvence altınaalınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve adli yardım, ihlallerintespiti ile tazminata karar verilmesi taleplerinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Adli Yardım TalebiYönünden
27. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkelerdikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderleriniödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksunolmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
2. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddialar
28. Başvurucu; hakkında usulüne uygun olarak verilmiş yakalamakararı olmamasına rağmen yakalanıp gözaltına alındığını, yakalama sırasındaderhâl haklarının hatırlatılmadığını, soruşturma dosyasına erişimlerikısıtlandığı için yakalama nedenlerinin, yöneltilen suçlamaların, yakalama vegözaltına alma işlemlerinin dayanak belgelerin kendisine bildirilmediğini,süresiiçinde yetkili hâkim önüne çıkarılmadığını, tutukluluk durumunun periyodikincelemesinin dosya üzerinden yapıldığını, tutukluluğun değerlendirilmesinedair kararların, Cumhuriyet savcısının görüşlerinin kendisine bildirilmediğinive bu kararlara karşı itiraz imkânı tanınmadığını, dayanılan somut olay vedeliller açıklanmaksızın gerekçesiz şekilde tutuklama ve tutukluluğun devamınakarar verildiğini, gerçek bir hukuki denetim yapılmadığını, tutukluluksüresinin makul olmadığını, tutukluluk hâlinin devamına karşı itirazlarınınetkili bir şekilde incelenmediğini, tutukluluğun devamına yönelik kararlarınduruşmasız olarak dosya üzerinden verildiğini, kendisinin ve müdafiinin bu kararlar verilirken dinlenmediğini ilerisürmüştür.
29. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğübaşvurulara ilişkin olarak birçok kararında “zaman bakımından yetkisi”yle ilgili ilkeleri belirlemiştir. Buna göre23/9/2012 tarihinden önce verilen bir kararla sona eren tutukluluk veya gözaltıdurumuna ilişkin başvuruların zaman bakımından yetki dışında kaldığı kabuledilmiştir (Osman Büyüksu,B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali Öksüz,B. No: 2013/6065, 3/4/2014, §§ 20-23; CevdetGenç, B. No: 2012/142, 9/1/2014, §§ 24-29). Bu ilkeler temelindeyapılan değerlendirmede başvurucunun gözaltı ve tutukluluk hâli, tahliye kararıverildiği 17/9/2009 tarihinde sona ermiş olduğundan başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
30. Dosyaya erişimin kısıtlanmasına yönelik karara itiraz edilipedilmediği, edilmiş ise sonucunun ne olduğu dosyadan anlaşılmamaktadır. Bununlabirlikte anılan şikâyet, 6/1/2009 ile 12/3/2009 tarihleri arasındagerçekleştirilen işlemlere ilişkin olup bu tarihlerin, Anayasa Mahkemesininzaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten önceye ait olması nedeniylebaşvurunun bu kısmı hakkında da zamanbakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmesigerekir (Abdulvahap Aydemir ve Yusuf Candemir, B. No:2013/7349, 1/12/2015, §§ 34-37).
31. Başvurucu ayrıca salıverildikten sonra hakkında yeni birdelil elde edilmediği hâlde hükümle birlikte hakkında tutuklanmaya yönelikyakalama emri çıkarılmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğiniileri sürmüştür.
32. İlk Derece Mahkemesince hüküm ile birlikte verilen"tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkartılması" kararına itirazedilmemiş ise kararın verildiği tarihten itibaren, itiraz edilmiş ise itirazmerciince verilen kararın öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içindebireysel başvuru yapılması gerekmektedir. Yakalama kararına yönelik itiraz,İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmiştir. Anılan kararın ne zamanöğrenildiğine ilişkin bir bilgi dosyada yer almamakla birlikte en geçtutuklama kararına yapılan itiraz üzerine 30/4/2013tarihinde öğrenildiği kabul edilmelidir.Bunedenle, İlk Derece Mahkemesinin hüküm ile birlikte verdiği "yakalama emriçıkartılması" kararına yönelik itirazın reddi kararını öğrendiği kabuledilen 30/4/2013 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılması gerekirken10/6/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süreaşımı olduğu sonucuna varılmıştır.
b. Özel Hayata SaygıHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
33. Başvurucu, Mahkemece 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin(1), (2) ve (3) numaralı fıkralarının uygulanmasına dair kararla cezamahkûmiyeti dışında velayet, vesayet ve benzeri medeni haklara ilişkinehliyetinin sınırlanmasının Anayasa’nın 20. maddesini ihlal ettiğini ilerisürmüştür.
34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı,48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 59. maddesinin ilgili fıkralarıuyarınca başvurucunun başvuru konusu olaylara ilişkin iddialarını açıklama,dayanılan Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair hukuki iddialarını kanıtlama,bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlaledildiğini ve buna ilişkin gerekçelerle delilleri sunma yükümlülüğübulunmaktadır (S.S.A., B. No:2013/2355, 7/11/2013, § 38; Veli Özdemir,B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).
35. Belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde AnayasaMahkemesince başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez olduğuna karar verilebilir.
36. Başvurucu, ceza mahkumiyetine ek olarak uygulanmasına kararverilen hak yoksunlukları kapsamında medeni haklara ilişkin ehliyetininsınırlanmasının Anayasa’nın 20. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüş ise deanılan sınırlamaların özel hayata saygı hakkını nasıl ihlal ettiğine ilişkinherhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Bu bağlamda ihlal iddiası ve bu iddianıntemelindeki olguların ispatına ilişkin yeterli açıklamalarda bulunmayanbaşvurucunun iddiasını kanıtlayamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
37. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. İletişimin DinlenmesiKararlarına İlişkin İddialar
38. Başvurucu; yakın akrabalarıyla yaptığı telefongörüşmelerinin dinlendiğini, yasak delil niteliğindeki bu kayıtların dosyadançıkartılmadığını, son çare olarak başvurulması gereken iletişimin dinlenilmesitedbirine koşulları oluşmaksızın başvurulduğunu, özel hayatına müdahalede bulunulduğunu,bu nedenle haberleşme özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
39. Başvurucunun başvuru konusu olaylara ilişkin iddialarınıaçıklama, dayanılan Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair hukuki iddialarınıkanıtlama, bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenleihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeleri ve delilleri sunma yükümlülüğübulunmaktadır (Veli Özdemir, §§19-20). Belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa Mahkemesincebaşvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğunakarar verilebilir.
40. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarakihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğinibaşvuru dilekçesine ekleme sorumluluğu başvurucuya ait olmasına rağmen diğerdelil elde etme yöntemleri kullanılmaksızın iletişimin dinlenmesi tedbirinebaşvurulduğu ve yasak delil niteliğinde olan yakın akraba görüşmelerinin hükmeesas alındığı yönündeki iddiaların genel ve soyut biçimde ileri sürüldüğüanlaşılmaktadır. Başvurucu, hangi yakın akrabalarıyla yaptığı görüşmelerinkayda alındığına veya kararda kullanıldığına dair somut bir örnekbelirtmemiştir. Diğer yandan başvurucu tarafından telefon dinlemesinin usulsüzolduğu ve dinleme süresinin bir yıla yakın olduğu soyut şekilde belirtilmişolup buna ilişkin Anayasa Mahkemesine bir bilgi ya da kanıt sunulmamıştır.
41. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülenihlal iddialarının başvurucu tarafından kanıtlanamamış olması nedeniylebaşvurunun bu kısmının da diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Başvurucunun KürtKökenli Olması Nedeniyle Ayrımcılığa Maruz Kaldığına İlişkin İddia
42. Başvurucu; Kürt kökenli olması nedeniyle ve siyasidüşüncelerle hakkındaki yargılamanın farklı standartlara göre yürütüldüğünü,hukuka aykırı delillere göre karar verildiğini, terör suçu nedeniyle hakkındafarklı bir infaz rejiminin uygulanacağını, bu çerçevede eşitlik ilkesinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
43. Anayasa'nın "Kanunönünde eşitlik" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:
"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasidüşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımgözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
…
Devlet organları ve idare makamları bütünişlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmekzorundadırlar."
44. Ayrımcılık iddiasının ciddi olduğunun kabul edilebilmesiiçin başvurucunun, kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muameleile kendisine yapılan muamele arasında bir farklılık bulunduğunu ve bufarklılığın meşru olmayan ve salt ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayırımcıtemellere dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir.
45. Başvurucu, yargılama standartları ve infaz rejimi bakımındanayrımcılığa tabi tutulduğunu dile getirmekle birlikte Kürt kökenli olmasıharicinde kendisi ile aynı koşullara sahip olan hangi sanık veya hükümlülerehangi surette farklı muamelede bulunulduğuna dair herhangi bir açıklama sunmamıştır.
46. İhlal iddiası ve bu iddianın temelindeki olguların ispatınailişkin yeterli açıklamalarda bulunmayan başvurucunun iddiasını kanıtlayamadığısonucuna ulaşılmıştır.
47. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
e. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddialar
i. Kanuni Hâkim Güvencesinin İhlal Edildiğineİlişkin İddia
48. Başvurucu; 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesi ile görevliMahkemenin özel statülü olarak kurulmasının adil yargılanma hakkı veSözleşme'nin tanıdığı çoğu hakkı baştan ortadankaldırdığını, devlet güvenlik mahkemelerinin(DGM) sadece adlarının değiştiğini, bu mahkemelerin özel statüleriniyeni kanunda da aynen koruduğunu, DGM’lerin tarafsız olmadıklarını, adilyargılama yapmadıklarını, bu mahkemelerin kuruluşlarının Sözleşme ile korumaaltına alınan hakları ihlal ettiğine dair sayısız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) kararı mevcut olduğunu, devlete karşı işlenen veya örgütlü suçlar içinayrı statüye sahip mahkemeler kurulmasının ve kendisinin bu mahkemedeyargılanmasının kanuni hâkim güvencesine aykırı olduğunu, bu çerçevedeAnayasa’nın 37. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
49. Başvurucunun, başvuru konusu olaylara ilişkin iddialarınıaçıklama, dayanılan Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair hukuki iddialarınıkanıtlama, bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenleihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeleri ve delilleri sunma yükümlülüğübulunmaktadır (S.S.A., § 38; Veli Özdemir, §§ 19, 20).
50. Belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde AnayasaMahkemesince başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez olduğuna karar verilebilir.
51. Başvurucu, ihlal iddiasını salt 5271 sayılı Kanun'un 250.maddesi ile görevli Mahkemenin özel statülü olarak kurulmasına ve DGM’lerinuzantısı olduğu iddiasına dayandırmış ve anılan Mahkemenin "adilyargılanma hakkı ve Sözleşme'nin tanıdığı çoğu hakkı ... ortadankaldırdığı" iddiasını temellendirmemiştir. Bir başka ifadeyle Mahkemeninhangi somut özelliğinin, adil yargılanma hakkını ihlal ettiği konusunda biraçıklamada bulunmamıştır. Bu nedenle ihlal iddiası ve bu iddianın temelindekiolguların ispatına ilişkin yeterli açıklamalarda bulunmayan başvurucununiddiasını kanıtlayamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
52. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Değerlendirme Aşamasında İddianameninTebliğ Edilmediğine İlişkin İddia
53. Başvurucu, değerlendirilmesi ve kabulü sürecindeiddianamenin kendisine tebliğ edilmediğini ve kendisine iddianameye itirazhakkı tanınmadığını ileri sürmüştür.
54. Bakanlık görüş yazısında başvurucunun bu iddiasının kabuledilebilirliği konusunda görüş bildirilmemiştir.
55. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
56. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir. …”
57. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşruvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadavalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğindenbu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesindebelirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §22).
58. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak veyükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların” ve bir “suç isnadının” esasınınkarara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bukonularla sınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiğigerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için başvurucunun ya medeni hak veyükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuyayönelik bir suç isnadının esası hakkında karar verilmiş olması gerektiğianlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanmahakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme kapsamı dışındakalacağından bireysel başvuruya konu olamaz (Onurhan Solmaz, § 23).
59. 5271 sayılı Kanun'un "İddianameniniadesi" kenar başlıklı 174. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaiddianamenin, iddianame ve soruşturma evrakının Mahkemeye verildiği tarihtenitibaren en geç on beş gün içinde eksik veya hatalı noktalar belirtilmeksuretiyle Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilebileceği belirtilmiştir.Anılan maddenin (3) numaralı fıkrasına göre de belirtilen süre sonunda iadeedilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır. Öte yandan anılan Kanun'un 191.maddesinin (1) numaralı fıkrasında duruşmanın başladığının, iddianamenin kabulükararı okunarak açıklanacağı belirtilmiştir. Bu itibarla 5271 sayılı Kanun'da,kabulü aşamasında "iddianamenin" veya kabul edildikten sonra"iddianamenin kabulü kararının" taraflara tebliği için bir usulbelirlenmemiştir. Ayrıca iddianamenin kabulüne itiraz mümkün değildir. (Abdulvahap Aydemir ve Yusuf Candemir, § 77).
60. İddianamenin değerlendirilmesi sürecindeki incelemeninkonusu, "iddianame"nin bizatihi kendisiolup "cezai alanda ... yöneltilen suçlamaların esası konusunda"herhangi bir inceleme yapılmamaktadır. Diğer taraftan adil yargılanma hakkıbireylere, kovuşturulmamayı isteme gibi bir hak da sağlamamaktadır (Abdulvahap Aydemir ve Yusuf Candemir, § 78).
61. Bu nedenle iddianamenin değerlendirilmesi prosedürüneilişkin iddiaların konusunun, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanınınkapsamı dışında yer aldığının kabulü gerekir.
62. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
iii. Duruşmalı Yargılama Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
63. Başvurucu; Yargıtay 9. Ceza Dairesinin temyiz incelemesiniduruşmalı yapmaması nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığını, bu sebeple adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
64.Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, ilk derece mahkemeleri önündeduruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun yolu incelemesinindosya üzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemeyeceğinekarar vermiştir (Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013,§ 32; Ali İlhan Bayar, B. No:2013/725, 19/11/2014, §§ 44-46).
65. Somut olayda başvurucu İlk Derece Mahkemesinde duruşmalıolarak yargılandığından temyiz incelemesi sırasında ayrıca duruşmayapılmamasının duruşmalı yargılama hakkına aykırılık oluşturmadığı sonucunaulaşılmıştır.
66. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
iv. Temyiz İncelemesininHakkaniyete Uygun Yapılmadığına İlişkin İddia
67. Başvurucu; temyiz incelemesi yapan Yargıtay Dairesinin,tetkik hâkiminin incelemesine göre ve onun hazırladığı rapor üzerinden birdeğerlendirme yaptığını, anılan Dairenin etkin ve tarafsız bir incelemeyapmadığını ve dosyayı incelemeden karar verdiğini ileri sürmüştür.
68. Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkınınbir unsuru olan silahların eşitliği ilkesi, davanın tarafları arasındakiçelişmeli yargıyı güvence altına almakta olup bu ilke, mahkemenin iç işleyişineilişkin usuller yönünden uygulanamaz (MuharremKeserci, B. No: 2012/575, 8/5/2014, § 52).
69. Yargıtay tetkik hâkimi tarafından İzmir 8. Ağır CezaMahkemesi dosyası ve kararı incelenerek rapor hazırlanmış, Yargıtay DaireBaşkanı ve Üyelerine sunulmuştur. Tetkik hâkiminin raporu dinlendikten sonraDaire Başkanı ve Üyeler tarafından hükümonanmıştır.Mevcut davada, tetkik hâkiminin ön yargılı davranmasına neden olacak raporsunduğunu veya Dairenin etkin ve tarafsız bir değerlendirme yapmadan kararverdiğini gösteren herhangi bir somut bilgi ya da kanıt da bulunmamaktadır.
70. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
v. Tanık SorgulamaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
71. Başvurucu; mahkûmiyet açısından dayanılan tek delil olanitirafçı R.S.ninbeyanlarınınduruşmada tespit edilmediğini, bu sebeple onu sorgulayamadığını belirterekAnayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
72. Anayasa'nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkının kapsamıdüzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, § 22).
73. Başvurucunun aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veyaçektirme, lehine olan tanıkların da aleyhine olan tanıklarla aynı koşullaraltında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı,Anayasa'nın 36. ve Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendikapsamında düzenlenmiştir.
74. Sözleşme'nin "Adilyargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin (3) numaralıfıkrasının ilgili kısımları şöyledir:
"(3) Bir suç ile ithamedilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
d)İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddiatanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerininsağlanmasını istemek;
..."
75. Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d)bendinde sanığın iddia tanıklarını sorguya çekme veya çektirme hakkı da güvencealtına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için,kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortayakonması gerekir. Bu kuralın istisnaları olmakla birlikte eğer bir mahkûmiyetsadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya yargılama aşamasındasorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilenifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları Sözleşme'nin 6. maddesindekigüvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa vesadece bu tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık duruşmadadinlenmeli ve sanık tarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamaimkânı bulamadığı bir dönemde alınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyetkararı verilemez (Az. M, B. No:2013/560, 16/4/2015, § 54).
76. Somut olayda,tanıkR.S., YDGM ile ilgili beyanlarda bulunmuştur. Diğer bir ifadeyle tanıkanlatımlarının mahkemenin dayanak aldığı olgulardan sınırlı bir parçaya işaretettiği, beyanlarda doğrudan başvurucuyu hedef alan ve başvurucunun mahkemecesilahlı terör örgütünün gençlik yapılanması olarak kabul edilen YDGM ilebirebir irtibata geçip organik bağ kurduğuna veya anılan örgütün üyesi olduğunailişkin bir ifadenin bulunmadığı görülmektedir. Mahkûmiyet hükmü esas olarakduruşmada başvurucu ve müdafiinin huzurundatartışılmış "iletişimin dinlenmesi, gizli izleme, arama ve yakalamatutanaklarına, ekspertiz raporuna, CD izleme tutanağına ve bilirkişi raporu"na dayandırılmıştır. Dolayısıyla başvurucuhakkındaki mahkûmiyet hükmünün duruşmada sorgulanma imkânı bulunamayan tanıkbeyanlarına dayandırıldığı söylenemez. Diğer taraftan başvuru dosyasıincelendiğinde "silahların eşitliği" ve "çelişmeli yargılama"ilkelerine aykırı olarak başvurucuya, delillerini sunma, inceletme ve itirazetme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir veriyerastlanmamıştır.
77. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
vi. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
78. Başvurucu, Mahkeme kararında savunmaya neden itibaredilmediğinin açıklanmadığını ve kararın gerekçeli olmadığını ileri sürmüştür.
79. Anayasa’nın 36. ve 141. maddeleri uyarınca her türlü mahkemekararının gerekçeli olması gerekir. Ancak bu hak, yargılamada ileri sürülen tümiddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bunedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göredeğişebilir (Mehmet Yavuz, B. No:2013/2995, 20/2/2014, § 51). Kanun yolu incelemesi yapan merciin yargılamayıyapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veyaatıfla kararına yansıtması yeterlidir (YaseminEkşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).
80. Somut olayda yapılan açık yargılama sonunda taraflarındavanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmalarının tartışılarakverilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğuanlaşılmaktadır. Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararın gösterilengerekçe ve karar sonucunu uygun bulduğu dikkate alındığında gerekçeli kararhakkının ihlal edildiğinden bahsedilemez.
81. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
vii. Aleni Yargılanma Hakkının İhlaliEdildiğine İlişkin İddia
82. Başvurucu; yargılamanın bir bölümünün aleni yapılmadığını,duruşmaları basının takip etmesinin engellendiğini ileri sürmüştür.
83. Bakanlık görüş yazısında, Sözleşme’nin 6. maddesinin aleniyargılanma hakkını da içerdiği ancak bazı durumlarda duruşmaların davasüresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olaraksürdürülebileceği, başvuru konusu yargılama açısından da Mahkemeninbaşvurucunun on sekiz yaşını ikmal etmesiyle kapalılık kararını kaldırdığıbelirtilmiştir.
84.Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“... Karar alenî olarak verilir. Ancak,demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına,küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarınıngizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zararverebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarakdeğerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basınave dinleyicilere kapatılabilir.”
85. Anayasa’nın 36. maddesinde açıkça aleni yargılanma hakkındansöz edilmemekle birlikte, adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden biriolan bu hak esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanmahakkının da zımni bir unsuru olup ayrıca duruşmaların herkese açık olduğunu belirtenve aleniyetin hem kişinin adil yargılanma hakkından yararlanmasına hem detoplumun adalete güvenini sağlamak bakımından kamu yararına hizmet ettiğineişaret eden madde gerekçesi de dikkate alındığında, yargılamanın aleniyetininyanı sıra hükmün aleniyetine de işaret ettiği anlaşılan Anayasa’nın 141.maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- aleni yargılanmahakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır.
86. Sözleşme’nin 6. maddesinde belirtilen aleni yargılanmahakkı, davanın aleni (açık) duruşma ile görülmesinin yanısıramahkeme kararının da aleni olarak açıklanması gereğine işaret etmektedir.
87. Ancak aleni yargılanma hakkı mutlak değildir. Bu durum,Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da açık bir şekilde ifadeedilmiştir. Çocukların menfaatlerinin mevcut olması hâlinde yetkili makamlargerekli gördüklerinde duruşmaların gizli (kapalı) bir şekildegerçekleştirilmesine karar verebilirler (Toeva/Bulgaristan (k.k.), B. No:53329/99, 9/9/2004).
88.Mahkeme 23/3/2010 tarihli 5. celsede "yaşı küçük sanığın [başvurucunun] 12/2/2010tarihinde 18'ini ikmal etmiş olması nedeniyle, verilen kapalılık kararınınkaldırılmasına" karar vermiştir.
89. Somut olayda, başvurucunun çocuk olarak kabul edildiğidönemde menfaatleri gözetilerek hakkındaki yargılamanın kapalı yürütüldüğü veon sekiz yaşını tamamladıktan sonra duruşmaların açık yapılmasına kararverildiği görülmektedir. Başvurucunun (çocuğun) çıkarları gerektirdiği içinMahkemece duruşmaların bir kısmının basına ve dinleyicilere kapatılmasında birihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
viii. Yargılamanın Sonucuna İlişkin İddialar
90. Başvurucu; siyasi faaliyette bulunma hakkı kapsamındadeğerlendirilebilecek unsurların mahkûmiyete gerekçe yapıldığını, olsa olsaparti çalışmalarına katılmasının cezalandırıldığını, parti çalışmalarınınemniyet birimlerince yasa dışı olarak nitelendirilmesinin siyasi faaliyettebulunma hakkına müdahale olduğunu, suçun manevi unsurunun oluşmadığını, YDGM'nin yasa dışı bir örgüt olmadığını, olay yerindeçekilen fotoğrafın kendisine benzemediğini,başka birşahsın hatalı tespit sonucu kendisi kabul edildiğini belirterek adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
91. Başvurucunun bu iddialarının Derece Mahkemelerinin delillerideğerlendirme ve yorumlarında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanınsonucuna ilişkin olduğu görülmektedir.
92. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıklailgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuruincelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit vesonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlikiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
93. Mahkumiyet hükmü esas olarakduruşmada başvurucu ve müdafiinin huzurundatartışılmış "iletişimin dinlenmesi, gizli izleme, arama ve yakalamatutanaklarına, ekspertiz raporuna, CD izleme tutanağına ve bilirkişi raporu"na dayandırılmıştır. Başvuru dosyasıincelendiğinde başvurucuya; delillerini sunma, inceletme ve itiraz etmehususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir veriye rastlanmamış;Mahkemenin ve Yargıtayın kararlarında bariz takdirhatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi birdurum da tespit edilmemiştir.
94. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlikde içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının da diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
ix. Yargılamanın MakulSürede Sonuçlandırılmadığına İlişkin İddia
95. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmayan başvurunun bukısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
96. Başvurucu; hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmanınmakul süre içinde sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
97. Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlaliiddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkünolmayıp (Onurhan Solmaz, § 18) Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanmahakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHMiçtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alanve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke vehaklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunundayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilenilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davalarınen az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının göreviolduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliğiilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 38, 39).
98. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucularındavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönündebulundurulması gereken kriterlerdir (GüherErgun ve diğerleri, §§ 41-45).
99. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncakişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul süredekarara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, cezakanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukununkuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızınkendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma”suçunu işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnatolunan suçlar 5237 sayılı Kanun’un ilgili maddesinde hapis cezasını gerektirirşekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalıyargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvencesi kapsamına girdiği konusundakuşku bulunmamaktadır (B.E., §32).
100. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığıdeğerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasınınyetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiğiarama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuruaçısından bu tarih, başvurucuların gözaltına alındığı 6/1/2009’dur. Ceza yargılamasındasürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara bağlandığıtarihtir (Ersin Ceyhan, B. No:2013/695, 9/1/2014, § 35). Somut başvuru açısından bu tarih, kararın onandığı19/3/2014’tür.
101. 5271 sayılı Kanun’a tabi mahkemeler nezdindekiyargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar verilmiştir (B.E., §§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§ 24-40).
102. Somut olayda, başvurucu hakkındaki yargılama 6/1/2009tarihinde gözaltına alınmayla başlamış, Yargıtayınonama kararı verdiği 19/3/2014 tarihine kadar sürmüştür. Bu itibarla başvurucuaçısından dikkate alınması gereken yargılama süresi 5 yıl 2 ay 13 gündür.
103. Başvuruya konu ceza davası, hukuki meselenin çözümündekigüçlük, maddi olayların karmaşıklığı, kovuşturma konusu suçun niteliği gözönünde tutulduğunda karmaşık bir nitelik taşımaktadır.Somut olaydaki yargılamanın karmaşık bir nitelik taşıdığı anlaşılmaklabirlikte, davaya bütün olarak bakıldığında 5 yıl 2 ayı aşan yargılama süresindemakul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
104. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
105. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
106. Başvurucu 75.000 TL maddi,75.000 TL manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
107. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
108. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyleyalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
109. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1.800 TL vekâletücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğineilişkin iddiaların süre aşımı ve zaman bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Özel hayata saygıhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. İletişimin dinlenmesikararlarına ilişkin iddiaların açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Başvurucunun Kürtkökenli olması nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Kanuni hâkimgüvencesinin ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Değerlendirmeaşamasında iddianamenin tebliğ edilmediğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Duruşmalı yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
8. Temyiz incelemesininhakkaniyete uygun yapılmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
9. Tanık sorgulamahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
10. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
11. Aleni yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
12. Yargılamanın sonucunailişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
13. Yargılamanın makulsürede sonuçlandırılmadığına ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
H. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemektenTAMAMEN MUAF TUTULMASINA
8/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.