TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ŞAFAK MERT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/787)
Karar Tarihi:18/7/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Gülbin AYNUR
Başvurucu
:
Şafak MERT
Vekili
:
Av. Halil ÖZTÜRK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, askerlik mesleğinden kaynaklanan psikiyatrik rahatsızlıkdolayısıyla oluşan zararların tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımındanreddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/1/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) topçu sınıfındasubay olarak görev yapmakta iken 1998 ile 2000 yılları arasında Hakkari'de, 2000 ile 2006 yılları arasında Çukurca ve Yüksekova'daterörle mücadele faaliyetleri kapsamında yürütülen operasyonlara katılmıştır.
9. Başvurucu 2011 yılında atandığı Kuzey Kıbrıs TürkCumhuriyeti'nde (KKTC) görev yaparken rahatsızlanması nedeniyle Ankara GülhaneAskeri Tıp Akademisi Asker Hastanesine (GATA) sevk edilmiştir. GATA PsikiyatriPolikliniğinde muayene ve tedavisi takip edilen başvurucu, anılan Hastaneninsağlık kurulu tarafından muhtelif tarihlerde düzenlenen raporlara istinaden14/9/2011 tarihinden 5/12/2013 tarihine kadar istirahatli sayılmıştır.Belirtilen sağlık kurulu raporlarında başvurucu hakkında anksiyete bozukluk, travmasonrası stres bozukluğu gibi tanılara yer verilmiştir.
10. Söz konusu istirahatlerinin bitmesi üzerine başvurucuyeniden sağlık kuruluna sevk edilmiştir. 5/12/2013 tarihinde düzenlenen sağlıkkurulu raporu ile başvurucu hakkında kroniknitelik kazanmış travma sonrası stres bozukluğu tanısıyla "TSK’da görev yapamaz" kararıverilmiştir. Söz konusu raporun 17/12/2013 tarihinde Millî Savunma Bakanlığı(MSB) tarafından onaylanarak kesinleşmesinin ardından başvurucunun TSK’danilişiği kesilmiştir.
11. GATA tarafından düzenlenen 17/11/2014 tarihli sağlık kuruluraporunda ise başvurucunun hastalığının oluşumunda askerlik mesleğinin sebep vetesirinin olduğu, ayrıca silah bulundurmasında ve taşımasında tıbben sakıncaolduğu yönünde karar verilmiştir.
12. Bu süreçte başvurucu 9/12/2013 tarihinde MSB'ye müracaatetmiş ve askerlik mesleğinden kaynaklanan psikiyatrik rahatsızlık nedeniyleoluşan zararlarının tazminini talep etmiştir. Başvurucu, talebinin cevapverilmemek suretiyle reddi üzerine 14/2/2014 tarihinde Askeri Yüksek İdareMahkemesinde (AYİM) tam yargı davası açmıştır. Başvurucu, dava dilekçesindeterörle mücadele kapsamında katıldığı operasyonlar nedeniyle geçirdiği travmasonucu psikolojisinin bozulduğunu ve TSK’da görev yapamaz hâle geldiğini; busebeple uğradığı zararın idarece tazmin edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
13. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 4/6/2014 tarihindeoyçokluğuyla verdiği kararla davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararıngerekçesinde; başvurucunun terörle mücadele kapsamında değerlendirilebilecek enson faaliyetinin 2006 yılında olduğu, tedavi görmeye ise 2011 yılında başladığıbelirtilmiştir. Başvurucunun psikiyatrik rahatsızlığının kaynağı olarakgösterdiği nitelikteki en son görevi gerçekleştirdiği 2006 yılından itibarenbir yıl içinde zorunlu idari başvuruda bulunması gerekirken bu süre geçtiktensonra 9/12/2013 tarihinde idareye başvurduğu ifade edilmiştir. Dolayısıylaidareye süresinde yapılmayan başvurunun zımnen reddi üzerine 14/2/2014tarihinde açılan davanın süresinde olmadığı kabul edilmiştir. Kararda ayrıca5/12/2013 tarihli raporun ve rapordaki tespit ve değerlendirmelerin zararınöğrenilmesine ve dava açma süresine bir etkisinin bulunmadığı davurgulanmıştır.
14. Karşıoyda ise davanın süresindeolup olmadığına karar verilebilmesi için öncelikle tıbbi bilirkişi incelemesiyaptırılması gerektiği belirtilmiştir. Buna gerekçe olarak başvurucununrahatsızlığının hangi tarihte oluştuğu/oluşabileceği, hangi tarihte tespitedilebileceği, rahatsızlığın kaynağına esas teşkil eden olaylar ile raportarihleri arasındaki sürede yaşanmış diğer olayların rahatsızlığa tesir edipetmeyeceği hususlarının ortaya konulması gerekliliği gösterilmiştir.
15. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Mahkemenin26/11/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
16. Nihai karar başvurucu vekiline 16/12/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
17. Başvurucu 13/1/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
18. Bireysel başvurunun incelenmesi sürecinde 21/1/2017 tarihlive 6771 sayılı Kanun ile Anayasa'ya eklenen geçici 21. maddenin birincifıkrasının (E) bendiyle AYİM kaldırılmıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
19. İlgili hukuk için bkz. MuratKurt, B. No: 2015/13014, 8/3/2018, §§21-26.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 18/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu; geçirdiği psikiyatrik rahatsızlık nedeniyleTSK'da görev yapamaz hâle geldiğinin ancak 2013 yılında kesinleşen sağlıkraporuyla anlaşıldığını, söz konusu rapor üzerine süresi içinde idari başvuruyaparak dava açtığını belirtmiştir. Mahkemenin aynı nitelikteki uyuşmazlıklardafarklı yönde verdiği kararlar olduğunu hatırlatan başvurucu,dava açma süresinin psikiyatrikrahatsızlığa neden olduğu ileri sürülen olay tarihinden başlatılarak davasınınsüre aşımından reddedilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin ve adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
22. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü, Mahkemenindava açma süresinin başlangıcını tespit etme noktasında hukuk kurallarınıhatalı değerlendirmesi ve uygulaması neticesinde uyuşmazlığın esasınınincelenememesidir. Bu nedenle belirtilen ihlal iddialarının tümü mahkemeyeerişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
25. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınanadil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeyeerişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).
26. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
27. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
28. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süreaşımından reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesi nedeniylebaşvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğugörülmektedir.
b. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
29. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırıolamaz."
30. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir.
31. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebedayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
32. Başvurucunun idari eylemden doğan zararının tazminiistemiyle açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Mahkemekararının 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare MahkemesiKanunu'nun 43. maddesine dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla somut olaydabaşvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağınınmevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
33. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının neolduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafındanmüteaddit defalar incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idariişlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin engenel ifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesininbir gereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacıbulunduğuna işaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,§§ 54, 55; Fatma Altuner,B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii veTicaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).
iii. Ölçülülük
(1)Genel İlkeler
34. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkemekararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemliölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlaledebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).
35. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularkenyargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilciliktenkaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadankalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukukaaçıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanmasınedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarınıkullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., §38).
36. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an damahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önemtaşımaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açmasüresinin hangi tarihte başlayacağını belirleme ve mevzuatı bu yönüyleyorumlama görevi esasen derece mahkemelerine aittir. Bireysel başvurununikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihinbelirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır.Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangitarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili derece mahkemelerininyorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığındaincelemektir (Ahmet Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamdadava açma süresinin henüz dava hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin davahakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdarolduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeyebaşlaması dava hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesinizedeleyebilir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yaşar Çoban, § 66).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
37. Başvurucu, dava açma süresinin başlangıç tarihi olarakpsikiyatrik rahatsızlığa neden olduğu ileri sürülen olayların yaşandığı tarihinesas alınmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğinden şikâyet etmektedir.
38. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer nitelikte başvurulardada belirtildiği üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyleaçılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortadaidari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağıbulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veyayol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonraanlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin butarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (Murat Kurt, § 44; MehmetÇınar ve Nuray Çınar, B. No: 2015/4807, 19/4/2018, § 46).
39. Bu bağlamda bireysel başvuruya konu olayda başvurucununpsikiyatrik rahatsızlığının sağlık raporlarının düzenlenmesinden daha öncebaşladığında ve hastalığa neden olduğu ileri sürülen olayların da çok zamanönce yaşandığında tartışma bulunmamaktadır. Bununla birlikte fizikselrahatsızlıklarda, rahatsızlığın ilk defa bilindiği veya bilinmesi gerektiğitarihten itibaren zararın değerlendirilebileceği kabul edilebilir ise depsikiyatrik rahatsızlıklar açısından rahatsızlığı doğuran olayın bilindiğitarihte uğranılan zararın değerlendirilebilmesi çoğunlukla mümkün olmayabilir.Zira somut olayda olduğu gibi psikiyatrik hastalıklar, hastalığa sebep olduğuileri sürülen olaylarla aynı tarihlerde ortaya çıkmamakta; çok sonraki birtarihte ve anılan olaylara bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıylapsikiyatrik hastalığa neden olan olayların yaşandığı anda başvurucularınuğradıkları zararı öğrenmeleri ve değerlendirmeleri her zaman beklenemez(benzer mahiyette bir olaya ilişkin aynı yönde değerlendirme için bkz. Alpay Dinç ve diğerleri, B. No:2014/12678, 6/7/2017, § 66).
40. Somut olayda başvurucu; Mahkeme tarafından dava açmasüresinin başlangıcına esas alınan, askerlik mesleğinin ifası sırasında terörlemücadele faaliyetleri kapsamında katıldığı en son görev tarihi olan 2006yılından sonra da TSK'da görevini sürdürmüştür. Başvurucunun rahatsızlığısebebiyle TSK'daki görevini sürdüremeyeceği 5/12/2013 tarihinde, hastalığınınortaya çıkmasında askerlik mesleğinin sebep ve tesiri olduğu ise 17/11/2014tarihinde düzenlenen sağlık kurulu raporlarıyla kesin şekilde tespitedilmiştir.
41. Dolayısıyla başvurucunun psikiyatrik rahatsızlığa nedenolduğu ileri sürülen olayların yaşandığı tarih itibarıyla anılanrahatsızlığının bulunduğunu ve bu rahatsızlığın muvazzaf askerlik görevikapsamındaki olayların sebep ve etkisinden kaynaklandığını mutlak suretlebildiğinden ya da bilmesi gerektiğinden söz edilemez. Başvurucunun anılanhastalığının askerlik mesleğinin sebep ve etkisinden kaynaklandığını kesinolarak ortaya koyan sağlık raporunun ardından zararını değerlendirebildiğisöylenebilir. Bu itibarla olay tarihi esas alınarak uğradığı zararla ilgilitazminat davası açmasının beklenmesi başvurucuya orantısız bir külfetyüklemektedir.
42. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde Mahkemenin başvurucununuğradığı zararı öğrenmesine ve değerlendirmesine imkân tanımayan olay tarihini(başvurucunun katıldığı en son operasyon tarihi) esas alarak dava açmasürelerini belirlemesine ilişkin yorumunun başvurucunun dava açmasını aşırıderecede zorlaştırarak neredeyse imkânsız hâle getirdiği değerlendirilmiştir.Dolayısıyla bu yorumdan hareketle davanın süre aşımından reddedilmesi suretiylebaşvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğusonucuna varılmıştır.
43. Öte yandan bireysel başvuruya konu olan uyuşmazlıktaidarenin kısmen veya tamamen tazmin sorumluluğu bulunup bulunmadığı, ancakdavanın esastan incelenmesi sonucu Mahkemenin belirleyeceği bir husustur.Anayasa Mahkemesinin yukarıda aktarılan değerlendirmesinin ve vardığı sonucunyalnızca mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin olup davanınesasına ilişkin bir unsur içermediği açıktır.
44. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
45. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
46. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerekihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebindebulunmuştur.
47. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
48. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeyegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
49. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğusonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
50. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için -Anayasa'nın geçici 21. maddesininbirinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargımerciine GÖNDERİLMESİNE (AYİM İkinci Dairesinin 4/6/2014 tarihli ve E.2014/384,K.2014/860 sayılı kararı),
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE18/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.