TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
SAHİBE ÇELİK VE NECLA ÇELİK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/4899)
Karar Tarihi: 20/1/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör Yrd.
:
Leyla Nur ODUNCU
Başvurucular
:
Sahibe ÇELİK ve Necla ÇELİK
Vekilleri
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurular, terör örgütüüyeleri tarafından başvurucuların hısımlarına zarar verildiği dikkatealınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle MücadeledenDoğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurularınreddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma haklarıyla mülkiyethaklarının; ret işlemlerine karşı açılan davalara ilişkin yargılamaişlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adilyargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvurular 5/7/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruların Komisyonasunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm ve İkinciBölüm Komisyonlarınca başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne kararverilmiştir.
4. Birinci Bölüm ve İkinciBölüm Komisyonlarınca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümlertarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanları tarafındanmuhtelif tarihlerde, başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru konusu olay veolgular Adalet Bakanlığına (Bakanlık) bildirilmiş, başvuru belgelerinin birörneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin öncekikararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüşsunulmayacağı bildirilmiştir.
7. Anayasa Mahkemesi tarafından2013/4905 başvuru numaralı dosyanın konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle2013/4899 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin2013/4899 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine ve2013/4905 numaralı bireysel başvuru dosyasının kapatılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formları veeklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucular, terör örgütümensupları ile güvenlik güçleri arasında 7/5/1992 tarihinde çıkan çatışmadahısımları M.Sa.Ç.nin öldürüldüğünü, N.Ç. ve Ay.Ç.nin yaralandığını, 22/4/1994 tarihinde çıkan çatışmadaAl.Ç.nin yaralandığını, M.Şe.Ç.nin22/4/1994 tarihinde yaralandığını ve eşyaları ile birlikte meskeninin hasargördüğünü, Ad.Ç., M.E.Ç., N.Ç. ve S.Ç.ninmeskenlerinin zarara uğradığını beyan etmişler ve bu özel durumlarındankaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köylerini terk etmek zorundakaldıklarını iddia etmişlerdir.
10. Başvurucular, ekli tablonunD sütununda belirtilen tarihlerde 5233 sayılı Kanun kapsamına girenzararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna(Komisyon) başvurmuşlardır.
11. Ekli tablonun E sütunundatarih ve sayıları belirtilen Komisyon kararlarında, terör olayları sonucuoluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan başvurularda dosyalarda yeralan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Gürgenliköyünün boşalmadığından, kişiye yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından,anılan köyde 1990 yılında 983 kişi, 1997 yılında 692 kişi, 2000 yılında 843kişi yaşadığından bahisle taleplerin reddine karar verilmiştir.
12. Belirtilen ret işlemlerialeyhine ekli tablonun F sütununda belirtilen tarihlerde başvuruculartarafından açılan iptal davalarında, ekli tablonun G sütununda tarihlerigösterilen Batman İdare Mahkemesi kararları ile Gürgenliköyünün 1991 ile 1995 yılları arasında kısmen boşaldığı, Gürgenliköyüne bağlı Güvenç, Topluca ve Yuvalıçaymezralarının 1991 ile 1995 yılları arasında kısmen boşaldığı, 1987 ile 2000yılları arasında Gürgenli köyünde geçici köy korucusuve gönüllü köy korucusu görevlendirildiği ve koruculuk sisteminin olduğu,korucu aileleri haricinde köyde 152 hanenin bulunduğu, köy nüfusunun 1990yılında 983, 1997 yılında 692, 2000 yılında 843 kişi olduğu; 1990 ile 2000yılları arasında köyde muhtarlık seçimlerinin, 2000 yılı sonrasında daseçimlerin düzenli olarak yapıldığı; Gürgenliİlköğretim Okulunun güvenlik nedeniyle kapanan okullar arasında yer almadığı, Gürgenli köyü halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla daolsa köyden göç etmesinden dolayı uğradığı zararın anılan köyün tamamenboşalmamış olması, diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısınınyaşanmamış olması ve başvuruculara yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısınınbulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarecekarşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı gerekçesiyle davaların reddinehükmedilmiştir.
13. Başvurucuların temyiziüzerine ekli tablonun H sütununda gösterilen tarihlerde Danıştay Onbeşinci Dairesinin ilamları ile kararların usul ve hukukauygun olduğu, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararlarınbozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek onanmasına kararverilmiştir.
14. Onama kararlarıbaşvuruculara tebliğ edilmiş ve başvurucular 5/7/2013 tarihinde bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2.,4., 6., 7., 8., geçici 1., geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, DanıştayOnuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı,Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679,K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir,B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-28).
16. 5233 sayılı Kanun’un25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesininbirinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
“Yaralanma, engellihâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısıile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altıkatı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre,
b) Çalışma gücükaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespitedilenlere dört katından yirmidört katı tutarınakadar,
c) Çalışma gücükaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespitedilenlere yirmibeş katından kırksekizkatı tutarına kadar,
d) Çalışma gücükaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespitedilenlere kırkdokuz katından yetmişikikatı tutarına kadar,
e) Ölenlerinmirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e)bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı TürkMedenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
17. Mahkemenin 20/1/2016tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucuların 2013/4899 numaralı bireyselbaşvuruları incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
18. Başvurucular; 5233 sayılıKanun kapsamında yaptıkları taleplerin ve akabinde açtıkları davalarınreddedildiğini, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenliknedeniyle köylerinin boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ile terör örgütümensuplarınca hısımları M.Şe.Ç.nin yaralanmasına veeşyaları ile birlikte meskeninin hasar görmesine, Ad.Ç.,M.E.Ç., N.Ç. ve S.Ç.nin meskenlerinin zararauğramasına, terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleri arasında çıkançatışmalarda hısımları M.Sa.Ç.nin öldürülmesine,N.Ç., Al.Ç. ve Ay.Ç.ninyaralanmasına dair özel durumları dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamışolduğu soyut gerekçesine ve şahıslarına yönelik bir terör tehdidi ya dasaldırısının bulunmamasına dayanılarak, sundukları belgelerdeğerlendirilmeksizin idare tarafından sunulan belgelerin dikkate alındığını vebu belgeler tebliğ edilmemek suretiyle kendilerine savunma yapma imkânıtanınmadan verilen kararın adil olmadığını belirtmişlerdir.
19. Başvurucular ayrıca yerleşimyerleri olan Yuvalıçay mezrasının Aydınlık köyünebağlı bir mezra iken 2001 yılında Gürgenli köyünebağlandığını, dolayısıyla maddi gerçeğin tespiti açısından yargılama konusunaneden olan olayların yoğun olarak yaşandığı dönemdeki köyün hukuki durumudikkate alınarak karar verilmesi gerekirken hatalı şekilde 2001 yılındansonraki hukuki durumun dikkate alınarak belge düzenlendiği ve yargılamamercilerinin bu belgelere dayanarak hatalı karar verdiklerini, buşikâyetlerinin hiçbir aşamada değerlendirilmediğini, bu hâli ile yapılandeğerlendirmelerin gerçeği yansıtmadığını, sundukları belgeler dikkatealınmadan idarece sunulan belgelere dayalı olarak karar veren Mahkemenintarafsız olmadığını, önceki bir tarihte aynı yerleşim yerinden başvurudabulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde karar verdiği hâldeyargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırma ve inceleme yapılmayarakdavalarının reddine karar verildiğini, bu nedenle makul ve objektif bir sebepbulunmamasına rağmen şahıslarına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarakayrımcılığa maruz kaldıklarını, idarenin can ve mal güvenliğini sağlamayükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet haklarından yoksunkaldıklarını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme nedeniylezararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da yazmayan bir nedenedayanılarak Komisyon ve yargı makamlarınca taleplerinin reddedildiğini,yaptıkları başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul süredesonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125.ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmişler vemaddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
20. Başvuru dilekçesi ve ekleriincelendiğinde başvurucuların, 5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarınıntazmini amacıyla açtıkları davaların reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7.,10., 35., 36., 87., 125. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlaledildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
21. Başvurucular 7/5/1992tarihinde terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmadahısımları M.Sa.Ç.nin öldürüldüğünü, N.Ç. ve Ay.Ç.nin yaralandığını, 22/4/1994 tarihinde çıkan çatışmadaise Al.Ç.nin yaralandığını beyan etmişlerdir.Başvurucuların 7/7/2015 tarihli dilekçelerinde ileri sürdükleri bu iddialarınınbaşvuru formunda sunulanlardan farklı olduğu ve sonraki dilekçelerde ihlaliddialarına ilişkin vakıaların genişletildiği anlaşılmıştır. Her ne kadarbaşvurucular, başvuru formlarında hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüş iseler de hısımları M.Sa.Ç.ninöldürülmesi, N.Ç., Al.Ç. ve Ay.Ç.ninyaralanması vakıalarının olgusal temellerine işaret dahi etmedikleri tespitedildiğinden 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yeralan açık hüküm karşısında bu iddiaların hakkaniyete uygun yargılanma hakkıkapsamında incelenmesine olanak bulunmamaktadır.
22. Ayrıca başvurucular,Mahkemece verilen ret kararları neticesinde idarenin can ve mal güvenliğinisağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu maruz kaldıkları mülkiyethakkından yoksun kalma durumu karşısında bir giderim sağlanması imkânınınkendilerine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlananmülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Anılan ihlal iddiaları,hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve gerekçeli karar hakkının ihlaliiddiasının incelenmesi sonucu verilen karara bağlı olarakdeğerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır.Başvurucuların diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
23. Başvurucular, 5233 sayılıKanun kapsamında yaptıkları giderim taleplerinin mukim oldukları köyün tamamenboşaltılmamış olduğu gerekçesiyle reddedildiğini ancak önceki bir tarihte aynıyerleşim yerinden başvuruda bulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesiyönünde karar verdiğini ve yargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırmave inceleme yapılmayarak davalarının reddine hükmedildiğini, bu nedenle makulve objektif bir sebep bulunmamasına rağmen tazminat ödenmemesi yönünde kararlaralındığını belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesininihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
24. 5233 sayılıKanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat taleplerinin reddedilmesinedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha önce bireysel başvuruya konuolmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucularınkendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık yapıldığına ilişkin herhangibir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen iddialarını temellendirecek herhangibir somut bulgu ve kanıt da sunmamış oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılaniddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No:2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; CahitTekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).
25. Somut başvurular açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın hangi temeledayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen iddialarıtemellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
26. Açıklanan nedenlerlebaşvurucuların eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
27. Başvurucular, idare tarafındansunulan ve kendilerine tebliğ edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemelerintarafsız olmadığını iddia etmişlerdir.
28. 5233 sayılı Kanun kapsamındayapılan başvurularda, benzer iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuşve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurulara konuyargılamalarda hâkimin tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracakşekilde yargılamayı yürüten hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı vetaraflı bir tutumu, kişisel bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel birtaraflılığının söz konusu olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığıanlaşıldığından başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,§§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
29. Somut başvurular açısındanhâkimin tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgusaptanmadığı gibi farklı karar verilmesini gerektiren bir yön debulunmamaktadır.
30. Açıklanan nedenlerlebaşvurucuların tarafsız mahkemede yargılanma haklarının ihlal edildiğiiddialarının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Çelişmeli Yargılama ve Silahların Eşitliği İlkelerininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucular sunduklarıbilgi, belge, deliller dikkate alınmaksızın, sadece idare tarafından sunulan vekendilerine tebliğ edilmeyen belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemeleritarafından davalarının reddine karar verildiğini belirtmiş; bu nedenleçelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
32. 5233 sayılı Kanun kapsamındayapılan başvurularda, çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerininihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve AnayasaMahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu tazminattaleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanıp karşılanmayacağınoktasında Danıştay tarafından ihdas edilen içtihadikriter olan “yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütündenyararlanıldığı, bu hususun tespiti için de bir kısım idari birimden gelen tahkikatsonuçlarına dayanıldığı, bu belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlkDerece Mahkemesi kararlarına aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler veiçeriklerine en geç İlk Derece Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğutespit edilmiştir. Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talepdilekçelerinde bu belgeler ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz vesavunmalarını ileri sürme imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibrazedilen delil ve beyan dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvuruculartarafından sunulan belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesineilişkin olarak tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevedebaşvuru dosyaları kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecekusule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bukısmının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude Yaşar, §§ 74-76; CahitTekin, §§ 70-72).
33. Somut başvurularda, yukarıdadeğinilen ilkeler ışığında yapılan incelemelerde başvurucuların usule ilişkinbir imkândan mahrum bırakılmadığı ve başvurucular açısından farklı kararverilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
34. Açıklanan nedenlerlebaşvurucuların çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiği iddialarının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
iii. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
35. Başvurucular, 5233 sayılıKanun kapsamında ileri sürdükleri giderim taleplerinin değerlendirilmesihususundaki idari süreç ve yargılama prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmamasınedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanmahaklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
36. 5233 sayılı Kanun kapsamındayapılan müracaatlarda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makulsürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusuyapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında; Komisyon veyargılama aşamalarında geçen süreler ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecindeKomisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamdasekiz yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makulsürede yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
37. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
38. Somut davalara bir bütün olarak bakıldığında Komisyonabaşvuru tarihleri (bkz. ekli tablonun D sütunu) ile nihai karar tarihleri (bkz.ekli tablonun H sütunu) arasında geçen ve ekli tablonun I sütununda her birbaşvuru için ayrı ayrı toplam süreleri belirtilen yargılama sürelerinde, uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamuotoritelerine ve özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmeninolduğu tespit edilemediğinden, başvuru açısından farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmadığındanyargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
39. Açıklanan nedenlerle başvurucuların makul süreyi aştığınıileri sürdükleri yargılamaların uzunluğu konusunda açık ve görünür bir ihlalsaptanmadığından başvuruların bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
iv. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
40. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıklarıbaşvuruların ekli tablonun C sütununda yakınlık derecesi belirtilen hısımları M.Şe.Ç.nin 22/4/1994 tarihinde yaralanması ve eşyaları ilebirlikte meskeninin hasar görmesi, Ad.Ç., M.E.Ç.,N.Ç. ve S.Ç.nin meskenlerinin zarara uğramasınoktasındaki özel durumları dikkate alınmaksızın, Mahkemece mukim olduklarıköyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketlereddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyeteuygun yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
41. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusuyapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerinceuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireyselbaşvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinintespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdirhatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hakve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veyaaçık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esasyönünden incelenemez (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
42. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındakiekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışındabulundukları yerleri kendi istekleriyle terk edenlerin bu sebeple uğradıklarızararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
43. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikleekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklananzararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilebilecek zararların tespitinde, temel alınacak objektif bir ölçütün ihdasedilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşimyerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşimyerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyletoplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepkigöstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişidenkişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranıntamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadecegeçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasınızorunlu görerek ve güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmenboşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilmeolanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundanhareket ederek 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesineyasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; CahitTekin, §§ 84, 85).
44. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak AnayasaMahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilenhususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması veuygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucunavarılmıştır (Sabri Çetin, §§45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudakitakdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesikararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda, anayasal bir temel hakveya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı birdeğerlendirme yapılması gerekebilecektir (MesudeYaşar, § 93; Cahit Tekin,§ 88).
45. Başvurucuların, ekli tablonun C sütununda yakınlıkderecesi belirtilen hısımlarının terör örgütü mensuplarınca yaralanmasından,meskenleri ve eşyalarına zarar verilmesinden kaynaklanan güvenlik kaygısıylaköylerini terk ettikleri ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanunkapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdükleri ve belirtilen vakıayailişkin tutanaklar ile soruşturma evrakını Derece Mahkemelerine ibraz ederekyerleşim yerini terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile terkettikleri noktasındaki özel durumlarının dikkate alınmasını talep ettiklerianlaşılmaktadır.
46. Anayasa’nın 148.maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralıfıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan hükümlergözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacakların başvuruya konu ettiği kamugücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle ya kişisel olarak doğrudanetkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdur arasında şahsi ve özelbir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95, 25/12/2012, § 21).
47. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayımağdur olduğunda başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalininmağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilenduygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerinvarlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,§ 98; İpek/Türkiye, B. No:25760/94, 17/2/2004, § 181).
48. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmişve kendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabul edilebilmesi için yaşananolay sonucunda duyulan üzüntünün ötesinde yakınının başına gelen hadisesebebiyle başvurucuda oluşan algı, bu algının meydana gelmesinde temel teşkileden özel bağ ve algının yoğunluğu konusunda açıklamada ve kanıtlamadabulunulması gerekmektedir.
49. Anayasa Mahkemesinin 5/6/2015 tarihli yazıları ilebaşvuruculardan, başvuru formlarında ileri sürülen iddialarını ispat etmeyeyönelik hısımları olduğu beyan edilen ve mağdur oldukları iddia edilen kişilerile aralarında şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair elverişli delilleri Mahkemeyesunmaları istenmiştir.
50. Başvurucular 7/7/2015 tarihli dilekçeleri ile zarargördüğü belirtilen kişilerden S.Ç. hakkında herhangi bilgi yahut beyan sunmamış,diğer kişiler ile aralarındaki hısımlık derecelerini ve buna ilişkin nüfuskayıtlarını sunmanın ya da hısım olduklarını belirtmenin dışında başkaca birhusus beyan etmemişlerdir.
51. Bu çerçevede başvurucuların aralarında kayın hısımlığıbulunan kişilerin yaralanması, meskenleri ve eşyalarına zarar verilmesiiddiaları hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından başvuruculara yazılanmüzekkerelere cevap olarak başvurucuların bu kişiler ile aralarındaki akrabalıkilişkisine değinmekle yetindikleri, aralarındaki ilişkide özel bağ bulunduğunadair herhangi bir bilgi veya belge sunmadıkları gibi herhangi bir beyanda dabulunmadıkları, akrabalarının başına geldiği iddia edilen olay neticesindebaşvurucularda oluşan algı, bu algının oluşmasına temel teşkil eden özelnedenler ve algının yoğunluğu konusunda başvurucuların yeterince açıklıktabeyanlarının bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu tespit karşısında başvurucularıntaleplerinin, 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesinin, teröreylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyleyerleşim yerlerini terk edip etmedikleri noktasında nesnel ölçütten farklı birkarine veya ölçüt arayışına girilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığıanlaşılmaktadır.
52. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ilerisürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlikde içermediği anlaşıldığından başvuruların bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
v. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
53. Başvuru formu ile eklerininincelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
54. Başvurucular, yerleşimyerleri olan Yuvalıçay mezrasının 2001 yılına kadarAydınlık köyüne bağlı olduğunu ve 30/10/2001 tarihinde Gürgenliköyüne bağlandığını, dolayısıyla Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki edenhusus olması hasebiyle yargılama konusuna neden olan olayların yoğun olarakyaşandığı dönemdeki hukuki durumları dikkate alınarak belge düzenlenmesi vekarar verilmesi gerekirken bu şikâyetlerinin hiçbir aşamadadeğerlendirilmeyerek karar verildiğini iddia etmişlerdir.
55. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
56. Anayasa’nın 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır.”
57. Sözleşme’nin 6. maddesininilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
58. Gerekçeli karar hakkı, adilyargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi deAnayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgilihükmü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesi ve Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’ninlafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibiilke ve haklara Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 38).
59. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı veya davalı olarakbaşvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddiada bulunma, savunma ve adilyargılanma hakları güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınanhak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğertemel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunlarınkorunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamdaAnayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarakyazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak arama hürriyetinin kapsamınınbelirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (VedatBenli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
60. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraberbu hak, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılışekilde yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe göstermezorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birliktebaşvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dairiddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat TaahhütMadencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi,B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).
61. Kanun yolu mahkemelerinceverilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesikararlarında yer verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğuşeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan,B. No: 2012/1269, 8/5/2014, § 53) başvurucuların dile getirmesine rağmen ilkderece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyizbaşvurularıyla başvurucuların usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yöneliksomut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileritarafından resen dikkate alınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızınuygulanmaması gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman, B. No: 2014/2388,4/11/2014, § 37).
62. AİHM’e göre mahkemeler ve yargımercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidir. Gerekçe göstermeyükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu olayıniçinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No:134/1996/753/952, 19/2/1998, § 42).
63. Bir mahkeme kararınıngerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini,kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığınıortaya koyar; maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir.Tarafların hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıpdeğerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk denetimini yapabilmeleri için ortadausulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamdaverildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta gösteren bir gerekçe bölümününbulunması zorunludur (Nurten Esen,B. No: 2013/7970, 10/6/2015, § 56).
64. Somut olaylardabaşvurucular, yerleşim yerleri olan Yuvalıçaymezrasının 2001 yılına kadar Aydınlık köyüne bağlı bir mezra olduğunu ve 2001yılında Gürgenli köyüne bağlandığını, dolayısıylasomut gerçeği yansıtması açısından yargılama konusuna neden olan olaylarınyoğun olarak yaşandığı yıllarda Yuvalıçay mezrasınınhukuki durumunun dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken hatalı şekilde2001 yılından sonraki hukuki durumun dikkate alınarak belge düzenlendiği ve bubelgelere dayanarak yargılama mercilerinin karar verdiğini iddia etmişlerdir.
65. 5233 sayılı Kanun kapsamındayapılan başvuruların, Yuvalıçay mezrasının Gürgenli köyüne bağlı olduğu kabul edilerek Komisyonkararlarında (bkz. § 11) değerlendirmeler yapıldığı tespit edilmiştir.
66. İdare Mahkemesi kararlarında(bkz. § 12) Batman İl Jandarma Komutanlığının 25/3/2011 tarihli BatmanValiliğine hitaben yazılan boşalan ve boşaltılan köylere ilişkin yazısında, Gürgenli köyünün 1991 ile 1995 yılları arasında kısmenboşaldığının, Gürgenli köyüne bağlı Yuvalıçay mezrasının ise 1991 ile 1995 yılları arasındakısmen boşaldığının ifade edildiği belirtilerek bu husus ve Gürgenliköyüne ilişkin çeşitli kurumlardan toplanan belgeler dikkate alınarak Gürgenli köyünde geçici köy korucusu ve gönüllü köykorucusu görevlendirilmesi ve koruculuk sisteminin bulunması, Gürgenli köyü nüfus verileri, muhtarlık seçimleri, Gürgenli İlköğretim Okulunun güvenlik nedeniyle kapananokullar arasında yer almaması gerekçelerine dayanılarak davaların reddine kararverilmiş; kanun yolu mercilerince de İlk Derece Mahkemesi kararları onanmıştır(bkz. § 13).
67. Batman İl JandarmaKomutanlığının yukarıdaki paragrafta anılan yazısı ekindeki tablonunincelenmesi neticesinde Yuvalıçay mezrasının Gürgenli köyüne bağlı gösterildiği, Gürgenliköyü ve bu köye bağlı olan Güvenç, Topluca, Yuvalıçaymezralarının 1991 ile 1995 yılları arasında kısmen boşaldığının belirtildiğitespit edilmiştir. Aynı belgelerden Aydınlık köyüne ilişkin kayıtlarınincelenmesinden köy ve bu köye bağlı olarak gösterilen Anta,Havrik, Yeniçakmakmezralarının 1995 ile 2002 yılları arasında tamamen boşaltıldığının, Cirik mezrasının 1994 yılında ve Dodikamezrasının 1995 yılında tamamen boşaltılmış olup mezraya dönüş yapılmadığının; Gazamusa, Göçbeyli, Ketamezralarında boşalma olmadığının beyan edildiği anlaşılmaktadır.
68. Başvuru formlarınıneklerinin incelenmesi neticesinde Sason Cumhuriyet Savcılığının 8/8/1994tarihli ve Hazırlık No: 1994/32, Takipsizlik Karar No: 1994/17 sayılıgörevsizlik kararında “Aydınlık köyü Yuvalıçay mezrasında” yaşanan olaylara ilişkintespitlere yer verildiği, M.Şe.Ç.nin hasar tespitiistemi üzerine düzenlenen tespit tutanağında Sason Sulh Hukuk Mahkemesinin6/7/1995 tarihli ve 1994/5 Değişik İş sayılı kararında hasar tespitiincelemesinde “Sason ilçesi Aydınlık köyü Yuvalıçay (Cılkas) mezrasındaaçık tespite başlandığı”nınbelirtildiği; jandarma astsubay kıdemli çavuş, jandarma astsubay çavuş vejandarma onbaşı rütbelerini haiz üç görevli tarafından düzenlenen 27/11/1993tarihli olay yeri tespit tutanağında “Aydınlıkköyü Cılkas mezrasına” bir grup teröristinsaldırıda bulunduğunun belirtildiği; jandarma astsubay üstçavuş, uzman jandarmaI. kademeli çavuş ve uzman jandarma I. kademeli çavuş rütbelerini haiz üçgörevli tarafından düzenlenen 13/3/1995 tarihli olay yeri tespit tutanağında “Aydınlık köyü Cılkaz (Yuvalıçay) mezrasında” meydana gelen terörolaylarına yer verildiği tespit edilmiştir.
69. Başvurucular yerleşimyerleri olan Yuvalıçay mezrasının hukuki durumundameydana gelen değişiklik hakkındaki iddialarını Derece Mahkemeleri önünde ilerisürmüş iseler de kararların gerekçesinden (bkz. § 12) iddialarının tam olarakkarşılanmadığı anlaşılmakta olup kanun yolu merciince de anılan konu hakkındadeğerlendirme yapılmamıştır (bkz. § 13). Başvurucuların anılan şikâyetleriniyargılama aşamalarında ileri sürdükleri fakat varılacak sonuç bakımından önemarz edebilecek bu husus hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmaması,Mahkeme kararlarında dayanılan belgeler ile dosya kapsamındaki mevcut diğerbilgi ve belgeler dikkate alındığında olayların yaşandığı yıllarda Yuvalıçay mezrasının bağlı bulunduğu köy hakkındaki çelişkigiderilmeksizin hüküm kurulması nedenleriyle kararların yeterli gerekçe ihtivaetmediği sonucuna varılmıştır.
70. Başvurucuların yerleşim yeriolan Yuvalıçay mezrasının bağlı olduğu köy konusunda,olayların yaşandığı dönemlerde ve olaylardan sonraki tarihte birtakım kurumlartarafından düzenlenen belgeler dikkate alınarak başvurucuların iddialarıhakkında değerlendirmelerde bulunulması gerekirken başvurucuların yerleşimyerinin Gürgenli köyüne bağlı olduğu kabulündenhareketle anılan köye ilişkin kayıtlar doğrudan esas alınarak davaların reddinekarar verilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlaledildiğini ortaya koymaktadır.
71. Açıklanan nedenlerlebaşvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkı kapsamındaki gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
72. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlaledildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlindeihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
73. Başvurucular, başvuruformlarında belirtikleri maddi tazminat miktarlarının ödenmesi talebindebulunmuşlardır.
74. Mevcut başvurulardaAnayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkıkapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
75. Gerekçeli karar hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamasında hukukiyarar bulunduğundan ihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmaküzere Batman İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
76. Anayasa Mahkemesinin madditazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zararile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bukonuda herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat taleplerininreddine karar verilmesi gerekir.
77. Başvurucuların adli yardımtalepleri kabul edildiği ve ihlal kararı verildiği için yargılama giderlerininMaliye Hazinesi üzerinde bırakılmasına, 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşanyargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Adli yardım taleplerininKABULÜNE,
B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.Çelişmeli yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Hakkaniyete uygun yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Gerekçeli karar hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli kararhakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğiningerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuların tazminattaleplerinin REDDİNE,
F. 1.800 TL vekâlet ücretindenoluşan yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin, kararıntebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibarendört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sonaerdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için YASAL FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin AdaletBakanlığına GÖNDERİLMESİNE
20/1/2015tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
2
1
Sıra
2013/4905
2013/4899
Başvuru Numarası
A
Necla ÇELİK
Sahibe ÇELİK
Başvurucu
ve
T.C.
Kimlik No
B
N.Ç., M.Şe.Ç. ve Ad.Ç.’nin amcasının oğlunun eşi, M.E.Ç.’nin yeğeninin eşi
N.Ç., M.Şe.Ç. ve Ad.Ç.’nin amcasının oğlunun eşi, M.E.Ç.’nin yeğeninin eşi
Mağdur ile Yakınlık Derecesi
C
3/1/2006
8. 453
3/1/2006
8. 446
Komisyona Başvuru Tarihi ve Dosya Kayıt Numarası
D
6/7/2011
2011/1-1497
7/7/2011
2011/1-1509
Komisyon Karar Tarihi ve Numarası
E
12/9/2011
12/9/2011
Dava Tarihi
F
22/2/2012
22/2/2012
Yerel Mahkeme Karar Tarihi
G
25/12/2012
25/12/2012
Temyiz Yolu Karar Tarihi
H
6 yıl 11 ay
6 yıl 11 ay
İdari ve Yargısal Süreçte Geçen Toplam Süre
I