TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
SALİH ÜLGEN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6585)
Karar Tarihi: 18/9/2014
R.G. Tarih-Sayı: 4/12/2014-29195
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör
:
Elif KARAKAŞ
Başvurucular
:
1- Salih ÜLGEN
2- Mehmet Nuri ÜLGEN
3- Fatma ÜLGEN
Vekili
:
Av. Murat Rohat ÖZBAY
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular, birincibaşvurucu Salih Ülgen’in 27/6/2006 tarihinde hayvan otlattığı bölgede mayınpatlaması sonucu yaralandığını ve söz konusu olay nedeniyle uğradıkları maddi vemanevi zararların tazmini istemiyle açtıkları davanın reddedildiğini ve makulsürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 17., 36. ve 40.maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş veihlallerin tespitiyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazminine kararverilmesini talep etmişlerdir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 19/8/2013 tarihindeİstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasınaengel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. İkinci Bölümün 4/12/2013tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 4/2/2014tarih ve 14755 sayılı görüş yazısı 26/2/2014 tarihinde başvurucular vekilinetebliğ edilmiş olup, başvurucular tarafından Adalet Bakanlığı görüşüne karşıbeyanda bulunulmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesinde ifadeedildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Ağrı ili, Doğubayazıt ilçesiTürkiye-İran sınırında bulunan Ziyaret Piyade Hudut Takım Komutanlığına 300metre mesafedeki sınır güvenliğini temin amacıyla oluşturulan mayınlı bölgeyakınında 27/6/2006 tarihinde onbir ve oniki yaşlarında olan iki arkadaşıyla birlikte hayvanotlatan onüç yaşındaki birinci başvurucu Salih Ülgen,koyun sürüsünün mayın levhası bulunan tel örgünün yukarısından aşağıya doğruinmesi üzerine arkadaşlarıyla birlikte koyunların peşinden giderek mayınlıbölgeye girmiştir.
8. Mayınlı arazide bulduklarımayının patlaması sonucu üç kişi de yaralanmış, birinci başvurucu SalihÜlgen’in sağ kolunun dirsek kısmının alt tarafı kopmuş ve vücudunun çeşitliyerlerinde de yaralanma meydana gelmiştir.
9. Söz konusu olay nedeniyleuğramış oldukları maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle Salih Ülgen’e velayeten ve kendi adlarına asaleten diğer başvurucularFatma Ülgen ve Mehmet Ülgen tarafından birinci başvurucu için işgücü kaybınedeniyle 100.000,00 TL, protez kol bedeli olarak 420.000,00 TL maddi ve50.000,00 TL manevi tazminatın; ikinci ve üçüncü başvurucular için de ayrı ayrı10.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle MilliSavunma Bakanlığı aleyhine dava açılmıştır.
10. Erzurum 2. İdareMahkemesinin 23/5/2008 tarih ve E.2007/167, K.2008/574 sayılı kararıyla davareddedilmiştir. Kararın gerekçe kısmı şöyledir:
“Olayın meydana geldiği yerde Türk-İran hudut hattındaZiyaret Hudut Takım Karakolunun korunması amacıyla mayın döşendiği ve alanınmayınlı saha olduğu, olay yeri çevresinin tel örgü ile çevrili ve üzerindemayın yazılı levhaların bulunduğu, 28/6/2006 günü olay yeri keşif tutanağındamayınlı saha içerisinde koyun sürülerinin mevcut olduğu, bu sürülerin yaralanançocuklar tarafından getirildiği, olayın tanığı olan Ziyaret Hudut TakımKarakolunda Piyade Onbaşı olan kişinin alınan ifadesinde olay günü karakoldanöbetçi olduğu, koyun sürüsünün mayın levhası bulunan tel örgünün yukarısından aşağıinerken peşinden gelen üç çocuğu dört kez düdük çalarak mayınlı bölgeyegirmemeleri konusunda uyardığı, ancak çocukların uyarıyı dikkate almadanmayınlı bölgeye girdikleri, sonra da çocukları düdükle ikaz ettiği, mayınlıbölgeden çıkmamaları üzerine durumu karakol komutanlığına bildirdiği,çocukların ellerinde bir şeyle oynarken patlamanın olduğunu beyan ettiğianlaşılmıştır. Bu itibarla, çocukların görevlinin ikazına uymadıkları ve davacıvekilinin de kabulü ile askeri yasak bölgeye girerek mayınlı saha içerisindebulunan mayınla oyun oynadıklarının sabit olduğu, Doğubayazıt CumhuriyetBaşsavcılığının 6/11/2006 gün ve 2006/799 sayılı kararında, alınan ekspertizraporunda davacılara ait çakı bıçağı üzerinde TNT ihtiva eden patlayıcı maddeartığının bulunduğunun tespit edildiği ve bu yerde benzer olayların daha öncede yaşandığı anlaşıldığından, bu bölgenin mayınlı saha olduğunun ailelercebilinmemesinin söz konusu olmadığı ve olayın davacıların kendi kusurundankaynaklandığı sonucuna varılmış olup, olayda idareye atfedilecek herhangi birkusur veya olayın gelişimi de dikkate alındığında sosyal risk ilkesine göreidarece tazmini gereken bir zarar bulunmamaktadır.
Bu itibarla, sözkonusu zararın meydana gelmesinde mayınlı saha olduğu bilinen ve etrafında uyarılevhaları ve tel örgüler bulunan alana girerek çakıyla mayını kurcalayandavacıların çocuğu ile bakım ve gözetim görevini gereği gibi yerine getirmeyenanne ve babanın tam kusurlu olduğu anlaşılmış olup, zarardan davalı idareyisorumlu tutmak ve tazminata mahkûm etmek hukuka uygun olmayacağından tazminattalebini reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.”
11. Başvurucular tarafındantemyiz edilen karar, Danıştay 10. Dairesinin 8/5/2013 tarih ve E.2009/4372,K.2013/4251 sayılı kararıyla onanmıştır. Başvurucular tarafından karar düzeltmekanun yoluna gidilmemiştir.
12. Karar, başvurucular vekiline25/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
13. Bakanlık, 4/2/2013 tarihligörüşünde (§5) başvuru konusu olaya ilişkin ilave olarak aşağıdaki bilgilereyer vermiştir:
Ceza Soruşturması Süreci
14. Başvuruya konu mayınpatlaması üzerine Doğubayazıt Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1. MekanizeTugay Komutanlığı görevlileri hakkında yürütülen soruşturma kapsamında olaylailgili bilgi ve görgüsü olan tüm tanıklar dinlenmiş, olay yerinde uzmanekiplerce gerekli inceleme gerçekleştirilmiş, olay yerinin fotoğraflarıçekilmiştir. Olay yerinin tel örgü ile çevrili olduğu ve bölgenin mayın sahasıolduğunu gösterir levhaların tel örgü üzerinde asılı olduğu tespit edilmiştir.
15. Olayın meydana geldiğibölgenin 2. derece kara askeri yasak bölge ve aynı zamanda Ziyaret Hudut TakımKarakolu askeri güvenlik bölgesi içinde kaldığı ve olay yerinde bulunan mayınparçalarının yanı sıra mağdurlara ait çakı bıçağı üzerinde yapılan kriminal inceleme neticesinde söz konusu bıçak üzerinde TNTihtiva eden patlayıcı madde artığı bulunduğu belirlenmiştir.
16. Soruşturma kapsamında eldeedilen tüm delilleri değerlendiren DoğubeyazıtCumhuriyet Başsavcılığı tarafından, olayın, mağdurların mayınlı yasak bölgeyegirerek burada buldukları mayınlarla oynarken (açmaya çalışırken) meydanageldiğine kanaat getirilerek 6/11/2006 tarih ve 2006/799 karar sayılı kararıylakovuşturmaya yer olmadığına hükmedilmiştir.
17. Anılan karara ilişkin olarakbaşvurucular tarafından yapılan itiraz ise Iğdır Ağır Ceza Mahkemesinin20/12/2006 tarih ve 2006/273 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
B. İlgiliHukuk
18. Anayasa’nın 125. maddesininson fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüdür.”
19. 6/1/1982 tarih ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kapsam ve nitelik” kenar başlıklı 1. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri vevergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evraküzerinde yapılır.”
20. 2577 sayılı Kanun’un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme”kenar başlıklı 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:
“(3) Dilekçeler, Danıştayda dairebaşkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idareve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üyetarafından:
a) Görev ve yetki,
b) İdari merci tecavüzü,
c) Ehliyet,
d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken birişlem olup olmadığı,
e) Süre aşımı,
f) Husumet,
g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları,
Yönlerinden sırasıyla incelenir.
(4) Dilekçeler bu yönlerden kanuna aykırı görülürse durum;görevli daire veya mahkemeye bir rapor ile bildirilir. Tek hakimle çözümlenecekdava dilekçeleri için rapor düzenlenmez ve 15 inci madde hükümleri ilgili hakim tarafından uygulanır. 3 üncüfıkraya göre yapılacak inceleme ve bu fıkra ile 5 inci fıkraya göre yapılacakişlemler dilekçenin alındığı tarihten itibaren en geç onbeşgün içinde sonuçlandırılır.”
21. 2577 sayılı Kanun’un “Dosyaların incelenmesi”kenar başlıklı 20. maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Danıştay ileidare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her çeşitincelemeleri kendiliklerinden yaparlar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzumgördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesinitaraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararlarınilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerinbulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.”
“(5) Danıştay, bölgeidare, idare ve vergi mahkemelerinde dosyalar, bu Kanun ve diğer kanunlardabelirtilen öncelik veya ivedilik durumları ile Danıştay için BaşkanlarKurulunca; diğer mahkemeler için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca konuitibariyle tespit edilip Resmi Gazete'deilan edilecek öncelikli işler gözönünde bulundurulmaksuretiyle geliş tarihlerine göre incelenir ve tekemmül ettikleri sıra dahilindebir karara bağlanır. Bunların dışında kalan dosyalar ise tekemmül ettiklerisıraya göre ve tekemmül tarihinden itibaren en geç altı ay içindesonuçlandırılır.”
22. 2577 sayılı Kanun’un “Tebliğ işleri ve ücretler”kenar başlıklı 60. maddesi şöyledir:
“Danıştay ile bölgeidare, idare ve vergi mahkemelerine ait her türlü tebliğ işleri, TebligatKanunu hükümlerine göre yapılır. Bu suretle yapılacak tebliğlere ait ücretlerilgililer tarafından peşin olarak ödenir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
23. Mahkemenin 18/9/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 19/8/2013 tarih ve 2013/6585numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
24. Başvurucular, idareningerekli tedbir ve kontrol faaliyetlerini yerine getirmemesi nedeniyle mayınpatlamasının gerçekleştiğini, patlama sonucu Salih Ülgen’in yaralandığını vevücut bütünlüğünün kalıcı olarak zarar gördüğünü, yaklaşık yedi yıl sürenyargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını, söz konusu hak ihlallerinekarşı kullanılabilecek bir başvuru yolu bulunmadığını belirterek Anayasa’nın17., 36. ve 40. maddelerindeki haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler,maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi ya da yargılamanın yenilenmesi talebindebulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Anayasa’nın 40. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası
25. Başvurucular, ilerisürdükleri hak ihlallerine yönelik şikâyetlerini dile getirebilecekleri ulusalbir hukuk yolunun bulunmadığını belirterek Anayasa’nın 40. maddesinde güvencealtına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
26. 6216 sayılı Kanun'un, "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi" kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
"Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir. "
27. Anayasa Mahkemesiİçtüzüğünün "Bireysel başvuru formu veekleri" başlıklı 59. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d)bendinde, bireysel başvuru formunda bireysel başvuru kapsamındaki haklardanhangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillereait özlü açıklamaların yer alacağı belirtilmiştir.
28. Başvuruya konu ihlaliddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasahükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukukiiddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen, başvuruculartarafından soyut bir şekilde iddialarını dile getirebilecekleri başvuru yoluolmadığı belirtilmiş, ancak hangi iddialarına karşı ne şekilde başvuru yolubulunmadığına ilişkin somut bir açıklama ve kanıtlamada bulunulmadığıanlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası
29. Başvurucuların Anayasa’nın17. maddesinin ihlal edildiği iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde,şikâyetlerin kabul edilebilirliği yönünden herhangi bir itirazdabulunulmamıştır.
30. Bir olayda yaşam hakkınailişkin ilkelerin uygulanabilmesi için gerekli şartlardan biri, doğal olmayanbir ölümün gerçekleşmiş olmasıdır. Ancak bazı durumlarda ölüm gerçekleşmesedahi olayın yaşam hakkı çerçevesinde incelenebilmesi mümkündür. AİHM de, ölümle sonuçlanmayan yaralanma olaylarını kişiye karşıkullanılan gücün derecesi, türü ve güç kullanımının ardında yatan niyet veamacı diğer faktörlerle birlikte göz önünde tutarak yaşam hakkı kapsamındainceleyebilmektedir (bkz. İlhan/Türkiye[BD], 22277/93, 27/6/2000, §76; Paşa ve Erkan Erol/Türkiye, 51358/99,12/12/2006, §27; Makaratzis/Yunanistan [BD], 50385/99, 20/12/2004, §52).
31. Başvuru konusu olayda da, başvurucu Salih Ülgen meydana gelen mayın patlamasındayaralı olarak kurtulmuş ise de sınır koruma amaçlı döşenen anti personel karamayınlarının öldürücü niteliği ve başvurucunun atlattığı hayati tehlike gözönünde bulundurulduğunda başvuruya konu olayın yaşam hakkı çerçevesindeincelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
32. Başvurunun Anayasa'nın 17.maddesinde düzenlenen yaşam hakkının pozitif yükümlülük boyutunun ihlaledildiğine dair bölümünün 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca açıkçadayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni degörülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul edilebilir nitelikte olduğunakarar verilmesi gerekir.
c. DavanınMakul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası
33. Başvurucuların yargılamanınuzunluğuyla ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi, bu şikâyetiçin diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bunedenle, başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esasİnceleme
a. Yaşam Hakkının Pozitif Yükümlülük Boyutunun İhlal Edildiğiİddiası
34. Başvurucular, kamu yararıgözetilerek ve kamu gücü kullanılarak döşenen ve gereken tedbir ve kontrolfaaliyetinin layıkıyla yerine getirilmemesi nedeniyle kontrolsüz ve tehlikelibir biçimde etrafta bulunan mayına teması neticesinde birinci başvurucunun vücutbütünlüğünün kalıcı olarak zarar gördüğünü belirtmişler ve Anayasa’nın 17.maddesinde düzenlenen yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
35. Başvurucuların Anayasa’nın17. maddesinin ihlal edildiği iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde,Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre yaşam hakkının, devletlereegemenlik yetkisi içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için gereklitedbirleri almaları yönünde pozitif yükümlülük yüklediği, ancak bu yükümlülüğünde mutlak olmadığı, koşullar ölçüsünde yorumlanması gerektiği, mevcut başvuruyabenzer nitelikteki Paşa ve Erkan / Erol - Türkiye başvurusunda AİHM’in devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmemesinedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği sonucuna vardığı belirtilmiştir.
36. Bakanlık ayrıca, başvurukonusu olaya ilişkin olarak mayınlı bölgede alınan tedbirler hakkındaGenelkurmay Başkanlığınca gönderilen 7/2/2014 tarihli yazıda mayınlı arazinin yerel halk tarafından mera olarakkullanılmadığı, hayvanların mayınlı arazi sınırlarından yüz metre uzaklıktanbaşlayacak şekilde otlatıldığı, bölgede bulunan yerel halka “1. ve 2. DereceKara Askeri Yasak Bölgede Tarla Sahiplerinin Arazilerini İşlerken ve ÇobanlarınHayvan Otlatırken Uyması Gereken Talimatlar”ın tebliğedildiği, bu talimatta mayınlı arazi tel engeline yüz metreden fazlayaklaşılmayacağı, çobanların, ot toplayanların ve işçilerin arazide gördükleripatlamış, patlamamış mühimmat, mayın ve askeri malzemeyi hiçbir şekildekurcalamayacağı, ellemeyeceği, gördüklerinde derhal karakol komutanına habervereceğinin belirtildiği, ayrıca bölge arazisinde çalışmak için veyahayvanlarını otlatmak için gelen halkın mayınlı araziler konusunda sözlü olarakda uyarıldığı, mayın tarlasının çevresinin bir metre yüksekliğinde tel üstüvaneve dikenli tel ile çevrilmiş olup sivillerin bölgeye girişini engelleyeceknitelikte olduğu ve bölgenin mayınlı olduğunu belirten mayın ikaz levhalarınınmevcut olduğu, bölge halkının mayın tarlaları hakkında bilgilendirilerekkendilerine talimat tebliğ edildiği, arazisinde çalışmak için veya hayvanlarıotlatmak için gelen halkın mayınlı araziler konusunda uyarıldığı ve alınantedbirlerin yeterli olduğunun değerlendirildiği bilgisine yerverildiğini belirtmiştir.
37. Başvurucular tarafından, Bakanlıkgörüşüne karşı beyanda bulunulmamıştır.
38. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”başlıklı 17. maddesi şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.”
39. Kişinin yaşam hakkı ilemaddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan,devredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatifyükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetkialanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak sonvermeme, bunun yanı sıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanındabulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların,gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (B. No:2012/752, 17/9/2013, § 50-51).
40. Anayasa Mahkemesinin yaşamhakkı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısındanbenimsediği temel yaklaşıma göre, devletin sorumluluğunu gerektirebilecekşartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi, devlete,elindeki tüm imkânları kullanarak, bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idariçerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibiuygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasınısağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Buyükümlülük, kamusal olsun veya olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceğiher türlü faaliyet bakımından geçerli olup (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 52),kamu güvenliğini sağlama amacıyla yürütülen tehlikeli faaliyetler alanı da buyükümlülük kapsamındadır.
41. Yaşamı koruma pozitifyükümlülüğü, devlete, egemenlik alanında bulunan bireylerin yaşamını korumakiçin önleyici genel güvenlik tedbirleri alma görevini de yüklemektedir (Benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. L.C.B/BirleşikKrallık, 9/6/1998, §36; Osman/BirleşikKrallık, 28/10/1998, §115; Paşave Erkan Erol/Türkiye, 51358/99, 12/12/2006, §31).
42. Bubağlamda ifade edilmelidir ki, Anayasa'nın 17. maddesinin öngördüğü pozitifyükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında, alınacak tedbirlerinbelirlenmesi idari ve yargısal makamların takdirinde olan bir husustur.Anayasal hakların güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilirve mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısızolunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbir ile yerine getirilebilir (B. No: 2013/2075,4/12/2013, § 59).
43. Başvurukonusu olayda başvurucular tarafından mayın patlaması sonucu meydana gelenkazada devletin kasıtlı bir eyleminin bulunduğuna ve mayınlı araziye girişinengellenmesine yönelik mevcut yasal ve idari çerçevenin eksikliğine ilişkin biriddia ileri sürülmediği görülmektedir. Bu durumda sadece mevcut mekanizmalarıngerçekleşen olayda etkili bir şekilde kullanılıp kullanılmadığı, kamu makamlarınca mayınlıaraziye sivil vatandaşların girmesini önlemek için gerekli ve yeterli güvenlikönlemlerinin alınıp alınmadığının olayın koşulları çerçevesinde incelemesi yapılarak yaşam hakkının pozitifyükümlülükler bakımından ihlali iddiaları konusunda karar verilmesi gerekir.
44. Başvuru konusu olayda,başvuruculardan Salih Ülgen, Ağrı ili, Doğubayazıt ilçesi Türkiye-İransınırında bulunan Ziyaret Piyade Hudut Takım Komutanlığına 300 metre mesafedekisınır güvenliğini temin amacıyla oluşturulan mayınlı bölge yakınında 27/6/2006tarihinde onüç yaşında iken onbirve oniki yaşlarında olan iki arkadaşıyla birlikte hayvanotlattığı sırada koyun sürüsünün mayın levhası bulunan tel örgünün yukarısındanaşağıya doğru inmesi üzerine arkadaşlarıyla birlikte koyunların peşindengiderek mayınlı araziye girmiş ve burada buldukları bir mayının patlamasısonucu sağ kolunun dirsek kısmının alt tarafı kopmuş ve vücudunun çeşitliyerlerinden yaralanmıştır. Başvuruya konukazanın sivillerin girmesi yasak olan askeri bir alanda meydana gelmesinedeniyle başvurucu Salih Ülgen ve arkadaşlarının hayatlarını korumak adına sözkonusu alana girişinin engellenmesi amacıyla gerekli güvenlik tedbirlerininalınması Anayasa'nın 17. maddesi açısından devletin pozitif yükümlülüklerikapsamında yer almaktadır.
45. Somut olayda, birincibaşvurucunun yaralanmasına neden olan anti personel mayınlar Türkiye-İransınırında bulunan Ziyaret Hudut Takım Karakolunu koruma amacıylayerleştirilmiştir. Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerden Bakanlıkgörüşüne ek olarak sunulan Genelkurmay Başkanlığının 7/2/2014 tarihliyazısında, mayınlı arazinin yerel halk tarafından mera olarak kullanılmadığı,hayvanların mayınlı arazi sınırlarından yüz metre uzaklıktan başlayacak şekildeotlatıldığı, mayın tarlasının çevresinin bir metre yüksekliğinde tel üstüvaneve dikenli tel ile çevrildiği ve bölgenin mayınlı olduğunu belirten mayın ikazlevhalarının mevcut olduğu, bölge halkının mayın tarlaları hakkındabilgilendirilerek kendilerine talimat tebliğ edildiği, arazisinde çalışmak içinveya hayvanları otlatmak için gelen halkın mayınlı araziler konusunda uyarıldığıbelirtilmiştir.
46. Bununla birlikte, yetkililertarafından alındığı belirtilen önlemlerin ve nöbetçi askerin uyarılarınınsorumlu yetişkinler gibi davranması beklenemeyecek olan başvurucu vearkadaşlarının mayınlı sahaya girmesini engelleyemediği, koyun sürüsünün dahitel örgülerin üzerinden aşabildiği, dolayısıyla başvuruculardan Salih Ülgen’inkalıcı şekilde yaralanmasına neden olan mayın patlamasının meydana gelmemesiiçin alınması gerekli güvenlik tedbirlerinin somut olayda yeterli düzeyde bulunmadığısonucuna varılmıştır.
47. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkınınpozitif yükümlülük yönünden ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
b. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası Yönünden
48. Başvurucular tarafından,1/2/2007 tarihinde açmış oldukları davaya ilişkin yargılamanın makul süredesonuçlandırılmayarak Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanmahakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.
49. Adalet Bakanlığı görüşünde,Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkına ilişkin kararlarına atfen,başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası açısındangörüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.
50. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 18).
51. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
52. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul birsüre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemehakkına sahiptir.”
53. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında,ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamaksuretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıylaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
54. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 39).
55. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
56. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatininniteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitindegöz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §41–45).
57. Ancak belirtilenkriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyicideğildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespitiile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
58. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
59. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuruya konudavanın, başvurucuların askeri alanda meydana gelen mayın patlaması sonucubirinci başvurucunun yaralanmasından dolayı uğradıkları zararın tazminini konualan bir uyuşmazlık olduğu görülmekle, bu sorunun çözümüne yönelik olan ve 2577sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılamafaaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğundakuşku yoktur.
60. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önündetutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihiolarak kabul edilebilmektedir (B. No:2012/1198, 7/1/2013, § 45). Somut başvuruaçısından benzer bir durum söz konusu olup, makul süre değerlendirmesindenazara alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucuların, mayınpatlaması sonucu vücut bütünlüğünde meydana gelen zarardan dolayı uğradıklarınıileri sürdükleri zararların giderilmesi amacıyla MilliSavunma Bakanlığına başvurdukları 2/10/2006 tarihidir.
61. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıçtarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
62. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihiolup, bu tarih mevcut başvuru açısından Danıştay 10. Dairesinin E.2009/4372,K.2013/4251 sayılı onama kararının tarihi olan 8/5/2013 tarihidir (B. No.2012/13, 2/7/2013, § 52).
63. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinden, başvurucular tarafından, birinci başvurucu SalihÜlgen’in 27/6/2006 tarihinde arkadaşlarıyla birlikte hayvan otlatırken koyunsürüsünün peşinden giderek girdiği mayınlı arazide buldukları mayının patlamasısonucu sağ kolunun dirsek kısmının alt tarafının kopması ve vücudunun çeşitliyerlerinden yaralanması nedeniyle uğradıkları zararın karşılanması amacıyla2/10/2006 tarihinde Milli Savunma Bakanlığına başvurulduğu, anılan başvuruyacevap verilmemesi üzerine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi istemiyleMilli Savunma Bakanlığına karşı 1/2/2007 tarihinde dava açıldığıanlaşılmaktadır. Mahkemece 14/2/2007 tarihinde dosyanın ilk incelemesininyapıldığı, başvurucuların adli yardım talebi hakkında karar verilmek üzere20/2/2007 tarihli ara kararla Doğubayazıt Kaymakamlığından başvurucularınekonomik, mali ve sosyal durumlarına ilişkin bilgi ve belgeleringönderilmesinin istenildiği, 29/3/2007 tarihli yazı ile gelen cevap uyarıncaadli yardım talebinin kabulüne karar verildiği ve tebligat işlemlerininbaşlatıldığı, cevap ve ikinci cevapların süresine riayet edilerek dosyanıntekemmülünün sağlandığı ve 23/5/2008 tarihinde ilk derece Mahkemesince dosyanınkarara bağlandığı anlaşılmaktadır.
64. Kararın temyiz edilmesiüzerine ilk derece Mahkemesince 31/10/2008 tarihinde süresinde temyiz ilkinceleme tutanağı düzenlenerek ve tekemmülü sağlanarak temyiz incelemesi içinDanıştay’a gönderilen ve 7/4/2009 tarihinde temyiz merciinde kayda alınandosyaya ilişkin olarak kayıt tarihinden yaklaşık bir yıl altı ay sonra DanıştayBaşsavcılığı tarafından görüş bildirildiği ve görüş yazısının ardından yaklaşıkiki yıl altı ay sonra 8/5/2013 tarihinde Danıştay 10. Dairesince onama kararıverildiği anlaşılmaktadır.
65. Bu kararla birlikteneticelenen yargılama faaliyetinin toplam altı yıl yedi ay altı gün sürdüğüanlaşılmaktadır.
66. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, 1/2/2007 tarihinde açılan davada ilk derece mahkemesince 2577sayılı Kanun’un 14. maddesinde öngörülen süre içerisinde ilk incelemetutanaklarının tanzim edildiği, gerekçeli kararın yazımının makul bir süredetamamlandığı, ancak, kanun yoluna başvurulması üzerine tebliğ işlemlerininbaşlatılmasında ve dosyanın Danıştay’a sevki sürecinde gecikmelerin yaşandığıve 2577 sayılı Kanun’un 20. maddesi uyarınca tekemmül tarihten itibaren en geçaltı ay içinde sonuçlandırılması gereken dosyanın, tekemmül tarihinden yaklaşıkon ay sonra karara bağlandığı, bununla birlikte yargılamanın iki yıldan az birsürede sonuçlandırıldığı görülmektedir.
67. Kanun yolu incelemesisürecinin değerlendirilmesinde, ilk derece mahkemesi kararının temyiz edilmesiüzerine, temyiz merciinde kayda alınma tarihi nazara alındığında yaklaşık dörtyıl bir ay sonra onama kararının verildiği anlaşılmaktadır. Bu haliyle kanunyolu merciinde geçen yargılama süresinin, 2577 sayılı Kanun’un 20. maddesindeöngörülen, Danıştay, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerindeki dosyaların,2577 sayılı Kanun ve diğer kanunlarda belirtilen öncelik veya ivedilikdurumları ile Danıştay için Başkanlar Kurulunca; diğer mahkemeler için Hâkimlerve Savcılar Yüksek Kurulunca konu itibarıyla tespit edilip Resmî Gazete'de ilan edilecek öncelikli işler göz önündebulundurulmak suretiyle geliş tarihlerine göre inceleneceği ve tekemmülettikleri sıra dâhilinde bir karara bağlanacağı, bunların dışında kalandosyaların ise tekemmül ettikleri sıraya göre ve tekemmül tarihinden itibarenen geç altı ay içinde sonuçlandırılacağı hükmüne rağmen, uzun bir yargılamasüresini kapsadığı anlaşılmaktadır.
68. Yargılama sürecinin uzamasındayetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratlesonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesindenkaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden deileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 44).
69. Bu kapsamda, yargısisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar,hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine gönderilmesindekive raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personel sayısındakiyetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul sürenin aşılmasıdurumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B. No:2012/1198, 7/11/2013, § 55).
70. Başvuru konusu yargılamasüreci değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesince dosyanın karara bağlanmasürecinde ve Danıştay’a sevki sürecinde gecikme yaşandığı, kanun yoluincelemesinde de benzer şekilde kararın alınması noktasında aksamalar olduğutespit edilmekle beraber, yukarıda yer verilen tespitler ışığında, özellikleyargı sisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğininsomut başvuruya ilişkin yargılama süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiyesahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6.maddesi gereğince, yargılama sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süreiçinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılamakoşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesini zorunlu kıldığından,hukuk sisteminde var olan yapısal ve organizasyona ilişkin eksiklikleryargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.
71. Başvurucuların tutumununyargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.
72. Yapılan bu tespitlerçerçevesinde davaya bütün olarak bakıldığında, başvuruya konu uyuşmazlık,askeri alandaki mayının patlaması sonucu meydana gelen yaralanma nedeniyleuğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine yönelik olup, başvurucularaçısından önemli olduğu açık olan ve derece mahkemelerince dosyadaki bilgi vebelgeler dışında başkaca bir araştırma ya da keşif ve bilirkişi incelemesinegerek duyulmayan, her hangi bir karmaşıklık içermeyen başvuruya konu altı yılyedi ay altı gün süren yargılama faaliyetinde makul olmayan bir gecikmeninolduğu sonucuna varılmıştır.
73. Belirtilen nedenlerle,başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
74. Başvurucular, başvuruya konuolay nedeniyle zarara uğradıklarından bahisle açtıkları tam yargı davasınınaleyhlerine sonuçlanmasına dair kararların hak ihlaline yol açtığının Mahkemetarafından tespiti halinde birinci başvurucu açısından meslekte kazanma gücükaybı ve protez kol bedeli karşılığı 750.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TLmanevi; ikinci ve üçüncü başvurucular açısından ise ayrı ayrı 50.000,00 TLmanevi tazminata hükmedilmesini talep etmişler; bu talebin reddedilmesidurumunda ise uyuşmazlık hakkında yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesitalebinde bulunmuşlardır.
75. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucuların tazminat taleplerine ilişkin görüş bildirilmemiştir.
76. 6216 sayılı Kanun’un“Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesininihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekildemümkünse dosya üzerinden karar verir.”
77. Mevcut başvuruda Anayasa’nın17. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgiliMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
78. Başvurucular tarafındanAnayasa’nın 17. maddesine ilişkin iddialar yönünden maddi ve manevi tazminattalebinde bulunulmuş olmakla beraber, yeniden yargılama yapmak üzere dosyanınilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiasıaçısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından, başvurucuların maddive manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
79. Başvurucuların tarafıoldukları uyuşmazlığa ilişkin altı yıl yedi ayı aşkın yargılama süresi nazaraalındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvuruculara takdiren 5.000,00 TL manevi tazminatın müşterekenödenmesine karar verilmesi gerekir.
80. Başvurucular tarafındanyargılama süresinin uzunluğu nedeniyle maddi tazminat talebinde bulunulmuşolmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasındailliyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucuların maddi tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
81. Başvurucular tarafındanyapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucularaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurucuların,
1.Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlaledildiği yönündeki iddiasının “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının pozitifyükümlülük boyutunun ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
3.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucuların,
1. Anayasa’nın17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının pozitif yükümlülükbakımından İHLAL EDİLDİĞİNE,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Anayasa’nın 17. maddesi bakımından tespit edilen ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyanınilgili Mahkemesine gönderilmesine,
D. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesi nedeniyle başvurucularamüştereken 5.000,00 TL maneviTAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerininREDDİNE
E. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARAÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
18/9/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.