TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
SALİH ŞAHİN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7040)
Karar Tarihi: 11/12/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Muharrem İlhan KOÇ
Başvurucu
:
Salih ŞAHİN
Vekili
:
Av. Murat SADAK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, gözaltı vetutukluluk sürecinde kanuni sürelerin aşıldığını ve tutukluluk süresinin makulolmadığını belirterek Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 5/9/2013 tarihindeİstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm ÜçüncüKomisyonu 16/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar vermiştir.
4. Bölüm tarafından 7/1/2014tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular 8/1/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı,görüşünü 7/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafındanAnayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 17/3/2014 tarihindebildirilmiştir. Başvurucu görüşe karşı beyanlarını onbeşgünlük süreden sonra 3/4/2013 tarihinde sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve ekleri ileAdalet Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, İstanbulCumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2007/2250 sayılı soruşturma kapsamında30/8/2007 tarihinde gözaltına alınmış ve Küçükçekmece 3. Sulh Ceza Mahkemesinin3/9/2007 tarih ve Sorgu No:2007/437 sayılı kararıyla silahlı suç örgütüne üyeolma ve nitelikli yağma suçlarından tutuklanmıştır.
9. Başvurucu ve diğer 10 sanıkhakkında silahlı suç örgütü kapsamında birden fazla nitelikli yağma, hırsızlık,ruhsatsız ateşli silah bulundurma, resmi belgedesahtecilik suçlarının işlendiği iddiasıyla İstanbul 9. Ağır Ceza MahkemesininE.2008/9 sayılı dosyasında kamu davası açılmıştır. Yargılamada 12 kişi müştekiveya katılan sıfatıyla yer almaktadır.
10. İstanbul 9. Ağır CezaMahkemesi 23/7/2013 tarihli duruşmada tutukluluk halinin devamına karar vermiş,bu karara yapılan itiraz İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 1/8/2013 tarih ve 2013/385Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bu karar 4/9/2013 tarihindebaşvurucuya tebliğ edilmiştir.
11. Başvurucu 5/9/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
12. İstanbul 9. Ağır CezaMahkemesi 19/11/2013 tarih ve E.2008/9, K.2013/179 sayılı kararıyla suçörgütüne üye olma ve nitelikli yağma suçlarından başvurucuyu toplam 31 yıl 15gün hapis cezasına mahkum etmiş ve hükümle birliktetutukluluğun devamına karar vermiştir. Dava temyiz aşamasındadır.
13. Öte yandan, başvurucu hakkındaBakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2006/104 ve K.2007/79 sayılı kararıylaverilen 2 yıl 1 ay hapis cezası 21/1/2009-17/5/2009 tarihleri arasında,Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E.1999/311 ve K.2001/57 sayılı kararıylaverilen (657 gün) hapis cezası 17/5/2009 ve 5/3/2011 tarihleri arasında infazedilmiştir.
B. İlgiliHukuk
14. 26/9/2004 tarihli ve 5237sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 149. ve 220. maddeleri.
15. 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluksüresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerekuzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
16. Mahkemenin 11/12/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 5/9/2013 tarih ve 2013/7040numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
17. Başvurucu, 30/8/2007tarihinde gözaltına alındığını, beş günlük gözaltı sonrasında 3/9/2007tarihinde tutuklandığını, kanuni gözaltı ve tutukluluk süresinin aşıldığını vetutukluluk süresinin makul olmadığını belirterek Anayasa’nın 19. maddesininihlal edildiğini ileri sürmüş, serbest bırakılmasına ve tazminata kararverilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Gözaltı Süresinin Aşıldığı İddiası
18. Başvurucu 30/8/2007-3/9/2007tarihleri arasında isnat edilen suçlamalar nedeniyle kanunun öngördüğü azamisüreyi aşacak şekilde gözaltında tutulduğunu belirterek Anayasa’nın 19.maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
19. Adalet Bakanlığı,başvurucunun gözaltı sürecinin, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru imkânınınbaşladığı 23/9/2012 tarihinden önceye ait olduğunu belirtmiştir.
20. 30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’ungeçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonrakesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvurularıinceler.”
21. Bu hüküm gereğince AnayasaMahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlaraleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkeme’nin zamanbakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlaraleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin budüzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaî işlem ve kararlarıda içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (B. No:2012/832, 12/2/2013, § 14).
22. Somut olayda başvurucu,isnat edilen suçlar kapsamında 30/8/2007 tarihinde gözaltına alınmış ve 3/9/2007tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucunun tutuklulukla ilgili şikayettenayrı olarak ileri sürdüğü ihlal iddiasının dayanağı olan gözaltı süreci3/9/2007 tarihinde tutuklama kararıyla sona ermiştir.
23. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Kanunda öngörülen azami gözaltı süresinin aşıldığı şikâyetininAnayasa Mahkemesinin yetkisinin başlamasından önce gerçekleştiği ve sona erdiğianlaşıldığından, başvurunun bu kısmının “zamanbakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Kanuni Tutukluluk Süresinin Aşıldığı İddiası
24. Anayasa’nın 19. maddesindekişi hürriyeti ve güvenliği güvence altına alınmış olup, maddenin ikinci veüçüncü fıkralarında belirtilen haller dışında kimsenin hürriyetinden yoksunbırakılamayacağı kuralı yer almaktadır.
25. Buna göre, hürriyettenyoksun bırakılma ancak Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında belirlenendurumlardan birinin varlığı halinde söz konusu olabilir. Kişilerin hürriyetininkısıtlanabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Bu çerçevede Anayasa’nın19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini vedeğiştirilmesini önlemek maksadıyla hâkim kararıyla tutuklanabilir.Tutuklamanın kanunda öngörülen şekil ve şartlara uygun olması gerekir.
26. Kişi hürriyetine ilişkinsınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama yükümlülüğüilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerine aittir. İdare organları vemahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk kurallarına uymakla yükümlüdürler.Anayasa’nın 19. maddesinin amacı kişileri keyfi bir şekilde hürriyetten yoksunbırakılmaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnai hâllerde kişihürriyetine getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun olması gerekir.Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyettenyoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince,başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni”dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun hürriyetten yoksun kılmaya izinverdiği hâllerde ise, kanunun hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemekiçin, uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olupolmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (B. No: 2012/1094,7/3/2014, § 38).
27. Tutukluluğa ilişkindüzenlemeler, 5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde yer almaktadır. 5271sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesiningörevine giren işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu süreninzorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinintoplam üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhiltoplam tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (B. No:2012/1094, 7/3/2014, § 40).
28. Tutukluluğa ilişkin sürenintespitinde ilk derece mahkemesi önündeki yargılamada tutuklu geçirilen sürenindikkate alınması gerekir. Kişi yargılandığı davada ilk derece mahkemesikararıyla mahkûm edilmişse, artık durumu “suçisnadına bağlı olarak tutuklu olma” kapsamından çıkmakta vetutukluluk ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak tutma halinedönüşmektedir (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 33).
29. Somut olayda30/8/2007tarihinde gözaltına alınan başvurucu tutuklu devam eden yargılamadaİstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 19/11/2013 tarihli kararıyla hapis cezasına mahkum edilmiştir. Bu tutukluluk hali devam ettiği sıradabaşvurucu hakkında Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 2 yıl 1 ay hapiscezası 21/1/2009-17/5/2009 tarihleri arasında, Bakırköy 1. Ağır CezaMahkemesince verilen 657 gün hapis cezası 17/5/2009-5/3/2011 tarihleri arasındainfaz edilmiştir (§ 12).
30. Başvurucunun tutuklu kaldığıdönem içinde başka yargılamalar kapsamında verilen ve infaz edilen cezalardüşüldüğünde, başvuru konusu tutukluluk nedeniyle özgürlüğünden yoksun kaldığısüre yaklaşık 4 yıl 1 ay olup, bu süre Kanunda öngörülen azami tutukluluksüresini aşmamaktadır.
31. Açıklanan nedenlerle,Kanunda öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılmadığı ve bu nedenle kişihürriyeti ve güvenliğinin ihlal edilmediği açık olduğundan, başvurunun diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığı İddiası
32. Başvurucunun iddiasınınaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni debulunmadığından başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
33. Başvurucu tutukluluğun makulsüreyi aştığından şikâyet etmiştir.
34. Adalet Bakanlığı başvurununbu kısmına ilişkin görüş sunulmasına gerek görülmediğini bildirmiştir.
35. Anayasa’nın 19. maddesininyedinci fıkrası şöyledir:
“Tutuklanan kişilerin, makul süreiçinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayıisteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresinceduruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için birgüvenceye bağlanabilir.”
36. Anayasa’nın 19. maddesininyedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin,yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasındaserbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır (B.No: 2012/1137, 2/7/2013, § 60).
37. Tutukluluk süresinin makulolup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkündeğildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olupolmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından dahaağır basan somut bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir (B.No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61).
38. Bir davada tutukluluğunbelli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemeleriningörevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tümolayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılmataleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir (B.No: 2012/1137, 2/7/2013, § 62).
39. Tutuklama tedbirinekişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bukişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemekmaksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli birsüreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süregeçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devamettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”ve “yeterli” görüldüğütakdirde, yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir.Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibifaktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkatealınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olupolmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 63).
40. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesindeesas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerinebakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itirazbaşvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterincegerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır.
41. Öte yandan hukuka uygunolarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti vetutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreyekadar tutulmasının makul kabul edilmesi gerekir.
42. Makul süreninhesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltınaalındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derecemahkemesince hüküm verildiği tarihtir.
43. Dava dosyasınınincelenmesinde 11/1/2008 tarihinde yapılan tensiple başvurucunun da aralarındabulunduğu tutuklu sanıkların “üzerlerineatılı suçların yasal yaptırımı, kuvvetli suç şüphesini gösterir bulgular vekaçma şüphelerine göre tutukluluk hallerinin devamına” kararverilmiştir.
44. İlk derece mahkemesince butarihten sonra yapılan duruşmalarda başvurucunun tutukluluk halinin devamınakarar verilmiş ve yapılan itirazlar reddedilmiştir. Başvuru öncesi tutuklulukhalinin devamına karar verilen 23/7/2013 tarihli duruşmada, isnat olunan suçların mahiyetine, yasada gösterilenolası cezaların sınırlarına sanıklara isnat edilen suçların 5271 sayılı CMK.'nun 100/3. maddesinde gösterilen katalog suçlardanolmasına, soruşturma aşamasında ele geçirilen ve düzenlenen iddianamedegösterilen İddia, bir kısım sanık ikrarları, tüm dosya kapsamındaki, yakalamave muhafaza altına alma tutanağı, olay, arama yakalama ve el koyma tutanağı,ekspertiz raporu ve tüm dosya kapsamındaki deliller değerlendirildiğinde,mevcut olan bu delillerin sanıklar hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren bu olgu olarak kabul edilerek, bu durumun kuvvetli suç şüphesinin varlığının bu açıdan halen devam ediyor olmasına,gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına ve gerekse 6352 sayılıYasanın 96 ve devamı maddeleri ile değişik 5271 sayılı CMK.'nun100 ve devamı maddeleri hükümlerine göre tutuklulukta geçen makul süreyi aşanbir durumun bulunmamasına, sanıkların serbestkalması halinde kaçma şüphesinin sanıkların üzerlerine atılı suçlarınağırlığına göre karine olarak kabul edilmesinde zorunluluk bulunmasına,tutuklamaya alternatif koruma tedbirlerinin bu aşamada sanıklar açısındanyetersiz kalacağı ve T.C. Anayasasının 19. maddesinde ifade olunan 'ölçülülük'ilkesi uyarınca sanıklar hakkında daha hafif koruma önlemi olan adli kontroltedbiri uygulanmasının dava konusu açısından yetersiz kalacağıanlaşıldığından..,” gerekçesi yer almaktadır. Bu tarihten önceki23/5/2013, 21/3/2013, 25/12/2012, 16/10/2012 tarihli duruşmalarda da aynıgerekçeyle tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.
45. Suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veyadeğiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hâllerde tutulabilirler. Bu şartların tutukluluksüresince devam ediyor olması, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu vemeşruiyeti bakımından olmazsa olmaz bir koşul olmakla birlikte bu durumun devamedip etmediğinin ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulması ve yürütülenişlemlerde gerekli özenin gösterilmesi gerekir (B. No: 2012/152, 20/2/2014, §73).
46. İlk derece mahkemesitutukluluğunun devamına ilişkin kararların gerekçelerinde, başvurucunun üzerine atılı suçların niteliğine,kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren delillere, atılı suç için yasadaöngörülen hürriyeti bağlayıcı cezaların miktarına ve kaçma şüphesi ile adlikontrol tedbiri uygulanmasının yetersiz kalacağı hususlarına değinmiştir.Başvuru konusu tutukluluk kapsamında başvurucunun özgürlüğünden yoksunkaldığı süre yaklaşık 4 yıl 1 aydır.
47. Tutukluluğundevamına ilişkin kararların gerekçeleri incelendiğinde, bu gerekçelerin özgürlükten yoksun bırakmanınhukuka uygunluğu ve meşruluğunu haklı gösterecek içerikte olmadığı ve aynıhususların tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. Somut olaydaki tutukluluk halinin devamına ilişkin bugerekçeler davanın genel durumu yanında, serbest bırakılmayı talep eden kişininözel durumunu dikkate alacak şekilde ilgili ve yeterli değildir.
48. Başka cezaların infazınedeniyle başvurucunun inceleme kapsamındaki tutukluluk süresi yaklaşık 4 yıl 1ay kabul edilmekle birlikte, anılan cezaların infazı boyunca ve sonrasındatutukluluğun devamına karar verildiği ve ilk derece yargılamasının 6 yıl 2 ayıaşan sürede sonuçlandığı görülmektedir.
49. İlk derece yargılamasında 8/10/2009 tarihli beşinci duruşmada Cumhuriyet savcısıesas hakkında mütalaasını vermiştir. Esas hakkındaki mütalaanın verildiğitarihten hükmün açıklandığı 19/11/2013 tarihinde yapılan son duruşmayakadar sanıkların esas hakkındaki savunmalarıveya ek savunmalarının tespitine çalışıldığı, sanıklardan bazılarına barodanmüdafi tayin edilmesi istendiği veya kendisini avukatla temsil ettirmesiamacıyla süre verildiği, bu kapsamda yazışmalar gerçekleştirildiği, bununyanında sanık müdafilerinin mazeret beyan ederek veya mazeretsiz olarakduruşmalara katılmamaları üzerine duruşmaların ertelendiği, dosyanın kararaşamasında olduğu belirtilerek duruşmaya gelmeyen sanık vekillerine veyamazereti kabul edilen sanık müdafilerine yeniden duruşma gününün bildirildiğianlaşılmaktadır. Bu nedenlere bağlı olarak ilk derece yargılamasınınsonuçlanmasının geciktiği ve başvurucunun bu gecikmeye neden olacak bir tutumiçinde olmadığı görülmektedir. Tutuklu olarak devam eden yargılamanın süratlesonuçlandırılması konusunda gereken özenin gösterilmediği sonucuna varılmıştır.
50. Açıklanan nedenlerle,Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
51. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelik denetimiyapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hükümaltına alınmıştır.
52. Başvuruda, Anayasa'nın 19.maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu 20.000 TL manevitazminat talep etmiştir. Başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verildiğindentutukluluk hali sonra ermiştir. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliğineyönelik müdahale ve yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdekimanevi zararın varlığı nedeniyle somut olayın özellikleri dikkate alınarakbaşvurucuya takdiren net 4.000,00 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
53. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 başvuru harcı ve 1.500,00TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle,
A. Başvurunun,
1. Kanunda öngörülen azamigözaltı süresinin aşıldığına ilişkin kısmının “zamanbakımından yetkisizlik”,
2. Kanunda öngörülen azamitutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin kısmının “açıkça dayanaktan yoksunluk”,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Tutukluluğun makul süreyiaştığına ilişkin kısmının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Tutukluluğunmakul süreyi aşması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya takdiren net 4.000 TLmanevi tazminat ÖDENMESİNE, fazlaya ilişkin tazminat taleplerinin reddine,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 başvuru harcı ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaÖDENMESİNE,
E. Ödemenin kararın tebliğinden sonra Maliye Bakanlığına yapılacakbaşvurudan itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması halindebu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faizuygulanmasına,
11/12/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.