TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
SALİH ALKAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/4747)
Karar Tarihi: 31/3/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucu
:
Salih ALKAN
Vekili
:
Av. Abdurrahman BAYAR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olaylarından dolayı köyün terk edilmeye mecburkalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılanbaşvurunun kısmen kabul edilmesi ve idare ile sulhnameimzalanması akabinde başvurunun kabul edilmeyen kısmı için açılmış davanınreddedilmesi nedenleriyle mülkiyet hakkı ile konut dokunulmazlığı ilkesinin;ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması,yeterli gerekçeye dayanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının; açılmışolan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin; terörolayları sebebiyle köyü terke mecbur kalınması nedeniyle özel hayatın gizliliğiilkesi ile yerleşme ve seyahat hürriyetinin ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 21/6/2013 tarihinde Van Bölge İdare Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/4/2015 tarihinde,başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/4/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından 10/7/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 10/8/2015 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Van ili Başkale ilçesi Beşocakköyünde ikamet etmekteyken1991 yılında yoğun terör olayları yaşanması nedeniylegüvenlik güçleri tarafından göçe zorlandığını iddia etmiştir.
9. Başvurucu 29/7/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Van Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna(Komisyon) başvurmuştur.
10. 4/3/2010 tarihli ve 2010/1-30093 sayılı Komisyon kararındamal varlığına ulaşamaması nedeniyle başvurucuya toplam 34.392,90 TL tazminatödenmesine karar verilmiştir. Kararın ilgili gerekçesi şöyledir:
"... Zarar Tespit Komisyonu Alt ÇalışmaGrubu, Köy muhtarı ve köy ihtiyar heyetinin katılımıyla 26.09.2009 tarihindeyapılan keşif sonucu düzenlenen tutanakta Beşocakköyü Çitgeliş mevkiinin yerleşim yeri olmadığı ancaktarım arazilerinin bulunduğu beyan edilmiştir. Ayrıca Başkale İlçesi AkçalıJandarma Karakol Komutanlığınca 21.06.2008 tarihinde düzenlenen tutanakta Beşocak köyünün 1988 yılında meydana gelen kan davasınedeniyle boşaltıldığı, … Çitgeliş mevkisinde herhangi bir yerleşimin olmadığı belirtilmiştir.
Mevcut bilgi ve belgelerdenBeşocak köymerkezinin 1988 yılında kan davası (sosyal sebeplerden dolayı) sonucuterkedildiği, söz konusu bölgede terör olaylarının 1997 tarihinde başladığı vebu tarihten itibaren komşu köy ve mezralarda yaşayan vatandaşların yerleşimbirimlerini terk ettikleri anlaşılmaktadır. Beşocakköy merkezinin 1988 yılında kan davası sonucu tamamen boşalması; köy merkezindemevcut yapıların yığma kargir olması; teknik yöndenincelendiğinde binaların 1-2 yıl boş kalması sonucu enkaza dönüştüğü; köyünterk edilme sebebinin kan davası olması (5233 sayılı kanunda geçen terör veterörle mücadeleden doğan zararlardan olmaması) nedeniyle bina zararınınödenmemesine; ancak civar köy ve mezralarının 1997 tarihinden itibaren güvenlikendişesi ile yerleşim birimlerini terk ettikleri ve sahip oldukları tarımarazilerini kullanamadıkları dikkate alınarak Beşocakköyü merkez ve Çitgeliş mevkiinde bulunan tarımarazilerinin kullanılamadığı 1997 (dahil) - 1999 (dahil) arasında geçen 3yıllık süreçte oluşan tarım zararının ödenmesine;
...
Kanun ve bağlı Yönetmeliğin ilgili hükümleriuyarınca müracaatçı, yasal mirasçı veya temsilcisinin ağaçlara, ürünlere,arazi, ev, ahır, ağıl ve tandır evi ile ve diğer taşınır ve taşınmazlaraverilen zararlar için yapmış olduğu müracaat üzerine Van Valiliğinin31/10/2005-11/02/2008 tarih ve 727-940 sayılı yazıları ile görevlendirilmesiistenen, Başkale Kaymakamlığı Komisyon Alt Çalışma Grubunun görevlendirilmesiüzerine söz konusu heyet tarafından keşif mahalli olan Van İli Başkale İlçesi Beşocak Köyüne 11/07/2009 tarihinde gidilmiş, hazır bulunanmüracaatçı, vekili, mahalli bilirkişiler, köy muhtarı ve köy ihtiyar heyetininkatılımıyla taşınır ve taşınmazlara ilişkin tespitler yapılmış olup, adıgeçenin uğradığı zarar miktarlarını gösterir bilgiler dosya içinde bulunan EK-1Zarar Tablosunda (kişi hesap kartı, taahhütname) mevcuttur.
Yapılan tespitler sonucu; Van İli Başkale İlçesi BeşocakKöyü’ne sınır köy ve mezra sakinlerinin yerleşim birimlerini 1997-1999 yıllarıarasında terör ve terörle mücadele kapsamında güvenlik endişesi ile terkettikleri tespit edildiğinden, Beşocak köyündenmüracaat eden başvurucuların sahip oldukları tarım arazilerini 1997 yılı(dahil) ile 1999 yılı (dahil) arasında geçen 3 yıllık süreç içerisinde terör veterörle mücadele kapsamında güvenlik endişesi ile kullanamadıkları kanaatinevarılmıştır.
Mevcut bilgi ve belgeler ışığında; İçişleriBakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından 22-24 Kasım 2006 ve 11-14Şubat 2007 tarihlerinde Ankara ilinde Standardizasyon Oluşturulması’nayönelik toplantı sonucunda tarım ve hayvancılık zararları ile taşınmazlarlailgili zararların hesaplanmasında kullanılacak değer aralıklarına ilişkintavsiye niteliğindeki tablolarda belirtilen rakamların dikkate alınmak kaydıylailimiz ürün desenine uygun olarak hazırlanan Van Valiliği Zarar TespitKomisyonlarının 26/03/2007 tarih, 2007/128 sayılı kararlarıyla ilimizdekullanılacak değer aralıkları belirlenmişti. 2009 yılında uygulanan değeraralıklarına İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 22/03/2010tarih ve 1802 sayılı yazısında belirtilen ortalama enflasyon rakamı olan (%6.53)oranında artırılmasının dikkate alınmasının uygun görüldüğünden, 2010 yılındakarara bağlanacak dosyalar için Van Valiliği Zarar Tespit Komisyonları’nın07/07/2010 tarih ve 5031 sayılı kararında belirtilen değerlerin esas alınmasınakarar verilmiştir. Söz konusu müracaat sahibinin ortaya çıkan zararlarınınyapılan hesaplamalarını gösterir rakamlar dosya içinde bulunan EK-1 ZararTablosunda (kişi hesap kartı-taahhütname) mevcuttur.
Kanun ve bağlı Yönetmeliğin ilgili hükümleri uyarıncamüracaatçı vekilinin müvekkillerinin yıllardıryaşadığı topraklardan uzak kalması nedeniyle yaşanılan derin üzüntü ve sıkıntısonucu oluşan manevi zararın tazminine yönelik manevi tazminat istemi hususundayapılan değerlendirme neticesinde 5233 sayılı yasa ve yasaya bağlı olarakçıkarılan yönetmeliklerde manevi zarar ödenmesine ilişkin yasal bir düzenlemeve dayanak bulunmadığı için manevi tazminat talebinin değerlendirilmeyeceğisonucuna ulaşılmıştır.
..."
11. Zarar Tespit Komisyonu kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un12. maddesi gereğince davet yazısı ile birlikte sulhnameörneği başvurucu vekiline gönderilmiştir.
12. “Yukarıda ayni/nakdiolarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonuntespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmışolduğunu kabul ve taahhüt ederim” beyanını içeren sulhname 27/09/2010 tarihinde başvurucu vekili tarafındanimzalanmıştır.
13. Komisyon kararında hükmedilen miktarın gerçek zararıkarşılamadığından bahisle başvurucu tarafından Van 2. İdare Mahkemesinde iptalve tam yargı davası açılmıştır.
14. Van 2. İdare Mahkemesinin 4/4/2012 tarihli ve E.2011/18,K.2012/201 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir. Kararıngerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
“… 5233sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındaKanun’un 12. maddesinde, …
Aktarılan hükme göre, ortaya doğan zarara ilişkin taraflar arasındaanlaşmaya varılması halinde sulhnamenin imzalanması;böyle bir uzlaşma olmadığında ise ilgilinin yasal süresi içinde yargı yolunabaşvurarak hakkını araması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta da; davacı tarafından komisyonayapılan başvuru üzerine talep değerlendirilmiş ve belirli bir meblağın davacıyaödenmesine karar verilmiştir. Bu kapsamda hazırlanan sulhnamede davacı vekili tarafından imzalanmıştır.
Bu itibarla, uyuşmazlık her iki tarafın anlaşmaya varmasıyla sonaermiş; Kanun'da da ancak sulhname tasarısının süresiiçinde imzalanmaması halinde ilgilisine yargıya başvurma hakkı tanınmıştır.Kaldı ki, sulh yoluyla çözümlenmiş bir konunun yargı mercilerince incelenmeside temel hukuk mantığına aykırı olacaktır.
Dolayısıyla, içeriği ve sonuçları koşulsuz şekilde sulhnameile kabul edilen somut olayda, buna ilave olarak davacıya maddi tazminatödenmesine imkan bulunmamaktadır.
Öte yandan; 5233 sayılı Kanun kapsamına sadecemaddi zararlar girmekte olup, manevi zararlara ilişkin tazmin talepleriningenel tazminat hukuku prensiplerine göre incelenmesi mümkündür. Bu nedenle, 5233sayılı Kanun esas alınarak talep edilen manevi tazminat isteminde bu kanunhükümlerine uygunluk görülmemiştir."
15. Temyiz üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 8/11/2012 tarihli ve E.2012/8103, K.2012/7898 sayılı ilamıyla hükmünonanmasına karar verilmiştir.
16. Onama kararı 12/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmişve başvurucu 21/6/2013 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
17. Belirlenen tazminat miktarı 30/12/2010 tarihinde başvurucuvekilinin hesap numarasına aktarılmıştır.
B. İlgili Hukuk
18. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 4. maddeleri (bkz. Celal Demir,B. No: 2013/3309, 6/2/2014, § 15-21, 23).
19. 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:
“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığıtespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye görehesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödemetutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsupedilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacaksafi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte haksahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesiveya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargıyoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğubelirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkilitemsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafındanimzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklardailgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”
20. 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Sulhnamedebelirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasındansonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçlakonulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.”
21. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındaYönetmelik’in (Yönetmelik) 11. maddesi şöyledir:
“Komisyon gerek görmesi halinde keşifyapabilir.
Komisyon başkanı belirlemiş olduğu keşif yeriile gün ve saatini komisyon üyeleri ve/veya bilirkişi ile başvuru sahibine veyayetkili temsilcisine yazılı olarak bildirir.
Başvuru sahibinin kendisi, veli veya vasisiveya yetkili temsilcisi ve varsa şahitleri keşif mahallinde hazır bulunurlar.Muhtar veya o yer mahallinden iki kişinin de keşifte hazır bulunması teminedilir.
…
Başvuru sahibi veya yetkili temsilcisininkeşif esnasında hazır bulunmaması halinde durum tutanakta belirtilir.”
22. Aynı Yönetmelik'in 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“15 inci maddede belirtilen zararlar, zarargörenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önündetutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarargörenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle,hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafındandoğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.”
23. Aynı Yönetmelik' in 27. maddesi şöyledir:
“Sulhname tasarıları hak sahibi veya yetkilitemsilcisi ile komisyon başkanı tarafından imzalandıktan sonra Vali veya Bakantarafından onaylanır.
Ödemeler sulhname tasarılarının onay tarih vesıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veya sahiplerininbanka hesaplarına yapılır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 31/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu; Van ili Başkale ilçesi Beşocakköyünde ikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerini terk etmekzorunda kaldığını, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu müracaatın kısmenkabul edildiğini, kısmen reddedildiğini, kabul edilen kısım için idare ile sulhname imzalandığını, sulhnameninkapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabuledilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan dava açma hakkınınsaklı bulunduğunu, sulhname kapsamı dışında kalanzararları için maddi ve manevi tazminat talepli açtığı iptal ve tam yargıdavasında zararlarının tazmini konusunda Derece Mahkemesinin etkisiz olduğunu,dolayısıyla hukuk yollarının sonuçsuz kaldığını, yaptığı başvuruya ilişkin Komisyonve yargılama aşamasında talebi hakkında makul gerekçelerle karar verilmediğini,gerçek zararının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olmasına rağmen bunların gözönünde bulundurulmaması, bu zarar kalemlerinin keşif iletespit edilmemesi ve zararının on dokuz yıl üzerinden hesaplanması gerekirkenüç yıl üzerinden hesaplanması nedenleriyle zararının eksik tazmin edildiğini,bu şekilde mülkiyet hakkından yoksun kaldığını, kendi isteği dışında yerleşimyerinden ayrılmak zorunda kalması nedeniyle özel hayatın gizliliği ilkesineriayet edilmediğini ve terk etmesi nedeni ile konutunun kullanılamaz hâlegelmesi sonucunda konut dokunulmazlığının ihlal edildiğini, köyde meskunkişiler için köylerinde yaşama arzusuna uygun yaşam koşullarının devlettarafından oluşturulamaması nedeniyle serbest dolaşım özgürlüğüne riayetedilmediğini belirterek Anayasa’nın 10., 20., 21., 23., 35., 36. ve 40.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve yargılamanınyenilenmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
26. Başvuru formuve ekleri incelendiğinde başvurucunun, 5233 sayılı Kanun kapsamındakizararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın10., 20., 21., 23., 35., 36. ve 40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğiniiddia ettiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ihlal iddiaları aşağıdakibaşlıklar altında incelenmiştir:
1. Eşitlik İlkesinin, Özel Hayatın Gizliliğiİlkesinin ve Yerleşme ve Seyahat Hürriyetinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderimtalebinin kısmen kabul edilmesi sonucunda idare ile sulhnameimzalanmakla birlikte kabul edilmeyen kısım için açmış olduğu davanın DereceMahkemesi tarafından reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 10. maddesindetanımlanan eşitlik ilkesinin, kendi iradesi dışında yerleşim yerini terk etmeyemecbur kalması nedeniyle Anayasa’nın 20. maddesinde tanımlanan özel hayatıngizliliği ilkesinin, kişilerin meskûn köylerinde yaşama arzusuna uygun olarakhayatlarına devam edebilmelerinindevlet tarafındansağlanmadığını belirterek Anayasa’nın 23. maddesinde tanımlanan yerleşme veseyahat hürriyetinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
28. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"... Başvuruda bulunabilmek için olağankanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal içinkanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
30. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinebireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veyaeylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olmasıgerekir.
31. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınuyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortayaçıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerinebaşvurulmalıdır.
32. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte birkanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının önceliklegenel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulmasıesastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağandenetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §18).
33. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sistemindedüzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarıncabaşvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle vesüresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bukonuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynızamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermişolması gerekir (Bayram Gök, §19).
34. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarakolağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde ileri sürülmeyen iddialarAnayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemeleresunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, § 20).
35. Başvuru konusu olayda başvurucunun Batman Valiliğine verdiğibaşvuru dilekçesi, dava dilekçesi ve temyiz talebi incelendiğinde başvurucununtalep ve davasının reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalması sonucueşitlik ilkesinin, köyü terk etmeye mecbur kalması nedeniyle özel hayatıngizliliği ilkesinin, köyde yaşama koşullarının sağlanamaması nedeniyle yerleşmeve seyahat hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin herhangi bir iddia ilerisürmediği görüldüğünden anılan iddiaların Anayasa Mahkemesince incelenmesi-bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği- mümkün değildir.
36. Açıklanan nedenlerle anılan ihlal iddialarının başvuruyolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığıanlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
37. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğubaşvurunun kısmen kabul edildiğini, kısmen reddedildiğini; zararının kabuledilen kısmı için idare ile sulhname imzalanmaklabirlikte kabul edilmeyen kısım için iptal ve tam yargı davası açtığını, gerçekzararının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olduğundan sulhnameninkapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabuledilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan dava açma hakkınınsaklı bulunduğunu fakat açtığı davanın reddedildiğini, gerçek zararınınhesabında zarar kalemlerinin çokluğuna, bu zarar kalemlerinin keşif yoluylatespit edilmesi ve zararının on dokuz yıl üzerinden hesaplanması gerekmesine rağmensöz konusu tespitler yapılmadan ve bu zararları gözönündebulundurulmadan gerçekleştirilen eksik tazmin nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
38. Başvurucu, ayrıca yerleşim yerini terk etmek zorunda kalmasınedeniyle konutunun bakımsızlıktan kullanılamaz hâle gelmesi sonucunda konutdokunulmazlığının ihlal edildiğini beyan etmiş ise de anılan şikâyetinin malvarlığının zarar görmesi ve bu zararların tazmin edilmemesi neticesindemülkiyet hakkına ilişkin olduğu anlaşıldığından başvurucunun iddiasınınAnayasa’nın 35. maddesi kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.
39. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda idare ile sulhname imzalanması nedeniyle bakiye zarar iddiasınailişkin davanın reddedilmesi daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve AnayasaMahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında idari ve yargısal süreci müteakipihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesini temin eden etkili birgiderim yolu bulunduğundan hareketle başvurucunun mağdur sıfatının ortadankalkmış olması sebebine dayanılarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniylebaşvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§ 29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§45-58).
40. Somut başvuruda başvurucu, terör ve terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanmasıamacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafındanbaşvurucu, vekili, mahallî bilirkişiler, köy muhtarı ve köy ihtiyar heyetininkatılımıyla 11/7/2009 tarihinde yapılan keşif (bkz. § 10) ile gerçekleştirilenaraştırma ve inceleme sonucunda başvurucunun tespit edilen zararları öngörülenbirim fiyatlara tabi tutularak 34.392,90 TL tazminat miktarı belirlenmiş vebaşvurucu vekiline kararlaştırılan tazminat miktarını içerir sulhname örneği ile birlikte sulha davet yazısıgönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucu tarafından kabul edilmiştir.
41. Başvurucunun eksik hesaplandığını beyan ettiği zarar miktarıdikkate alındığındaidareyle anlaşma sağlayarak ve27/9/2010 tarihli sulhnameyi imzalayarak Komisyonuntespitine esas olan olay ile ilgili başvurucunun maddi mağduriyetinin açıkçaorantısız olmayacak şekilde giderildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu,Komisyonun tespitinde belirlenen ve zararlarının tamamını karşıladığını beyanettiği alacağını tümüyle davalı idareden tahsil ettiğinden mülkiyet hakkınailişkin mağduriyeti 30/12/2010 tarihinde giderilmiş ve bu hak yönündenbaşvurucunun mağdurluk statüsü de aynı tarihte sona ermiştir. Öte yandanbaşvurucu, 5233 sayılı Kanun ile oluşturulan iç hukuk yolunun Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında (Akdıvar ve diğerleri/Türkiye [Giderim], B. No: 21893/93, 16/9/1996; Doğan ve diğerleri/Türkiye, B. No:8803-8811/02…, 13/7/2006) belirtilen nitelikleri taşımadığı yahut Komisyontarafından ödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendisine ödenmediği yada eksik ödendiği yönünde bir iddiada da bulunmamıştır.
42. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mülkiyet hakkına yönelikşikâyet yönünden mağdurluk statüsünü kaybettiği anlaşıldığından başvurunundiğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Adil Yargılanma Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
43. Başvurucu; Komisyon kararında karşılanmaması nedeniyle sulhname kapsamına dâhil olmayan zarar kalemleri içinaçtığı iptal ve tam yargı davasında tazminata hükmedilmesi gerekirken davasınınreddine karar verildiğini, dolayısıyla zararlarının tazmini konusunda DereceMahkemelerinin etkisiz olması sebebiyle etkili başvuru hakkının ihlaledildiğini, ayrıca köyün boşaltılması nedeniyle göç etmek zorunda kaldığını,oluşan manevi zararlarının karşılanmadığını iddia etmiştir. Anayasa Mahkemesi,olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı olmayıpiddiaların incelenmesi neticesinde başvurucunun iddialarının özünün yargılamasürecinde yapılan incelemeler ve lehine olmayan yargı kararı temelinde dilegetirildiği anlaşıldığından şikâyetlerinin Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındadeğerlendirmeye tabi tutulması uygun görülmüştür.
44. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında bireysel başvurulara ilişkinincelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabitutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında iseaçıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine kararverilebileceği belirtilmiştir.
45. Bir anayasal hakkın ihlali iddiasını içermeyen, yalnızcaderece mahkemelerinin kararlarının yeniden incelenmesi talep edilenbaşvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve kanun tarafından Mahkemeninyetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır. Bu kapsamdabireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabuledilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derecemahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa'da yeralan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece vederecemahkemelerinin kararları bariz takdir hatası içermedikçe kararlardaki maddi vehukuki hatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede derecemahkemelerinin delilleri takdirinde bariz takdir hatası bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 25-26).
46. İlk Derece Mahkemesince, başvurucu tarafından koşulsuzşekilde sulhname tasarısının kabul edildiğitespitinden ve terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle başvurucunun uğramış olduğu aynî/nakdî tüm zararlarınınkarşılandığı kabul edildiğinden (bkz. § 12) ve 5233 sayılı Kanun’un sulhyoluyla çözülmeyen uyuşmazlıklar için yargı yolunun saklı olduğu kuralınıiçerir 12. maddesinin (bkz. § 19) açık hükmünden hareketle başvurucunundavasının reddiyle sonuçlanan yargılama prosedüründe, Mahkemece bariz birtakdir hatası yapıldığı yönünde bir bulguya rastlanmamıştır.
47. Başvurucu, ayrıca Mahkeme kararlarında talep sonucuna etkieden hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.
48. Gerekçeli karar hakkı adil yargılanma hakkının somutgörünümlerinden biridir (Muhittin Kaya veMuhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve TicaretLimited Şirketi, B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 25).
49. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurmaolanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından hemtarafların hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup kararın gerekçesihakkında bilgi sahibi olunmaması,kanunyoluna müracaat imkânını da işlevsiz hâle getirecektir. Bu nedenle mahkemekararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesizorunludur (Tahir Gökatalay,B.No: 2013/1780, 20/3/2014,§ 67).
50. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğinegöre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir yanıtverilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız bırakılmışolması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolumahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da bu hakkınihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen butür kararların ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabuledilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup bu durumda üst dereceli mahkemetarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul edilmelidir(Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya Ltd. Şti,§ 48).
51. Başvuru konusu olayda, başvurucunun talebinin sulhname kapsamı dışında kaldığını iddia ettiği zararlarıiçin açmış olduğu davanın kabul edilip edilmeyeceği noktasında DereceMahkemelerinin 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesinin son fıkrasında yer alan,sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurmahaklarını saklı tutan açık hükümden hareket ettikleri; hazırlanan sulhname tasarısının koşulsuz şekilde başvurucu vekilitarafından imzalanması ile uyuşmazlığın her iki tarafın anlaşmaya varmasısonucunda ortadan kalmış olduğu belirtilmek suretiyle başvurucu tarafındanileri sürülen talepler Derece Mahkemeleri kararlarında denetlenerekreddedilmiştir.
52. Ayrıca başvurucunun manevi tazminat talebi açısından iseMahkemeye sunduğu dava dilekçesinde "5233sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunuyarınca müvekkilimin zararlarına karşılık olarak 150.000 TL maddi ve 20.000 TLmanevi tazminat..."talep ettiği anlaşıldığından davasını 5233sayılı Kanun kapsamında açtığı ve taleplerini anılan Kanuna dayandırdığıgörülmektedir.
53. Van 2. İdare Mahkemesi başvurucunun anılan iddialarınayönelik "5233 sayılı Kanun kapsamınasadece maddi zararlar girmekte olup, manevi zararlara ilişkin tazmintaleplerinin genel tazminat hukuku prensiplerine göre incelenmesi mümkündür. Bunedenle, 5233 sayılı Kanun esas alınarak talep edilen manevi tazminat istemindebu kanun hükümlerine uygunluk görülmemiştir." değerlendirmesiniyaparak 5233 sayılı Kanun kapsamına göre talep edilen, 6/1/1982 tarihli ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun genel hükümlerine göre talep edilmeyenmanevi tazminat isteminin reddine karar vermiştir.
54. İlk Derece Mahkemesince oluşturulan (bkz. § 14) karar vegerekçesinin hukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinindenetiminden geçerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.
55.Yukarıda açıklanan nedenlerle (bkz. §§ 43-54), başvurucunun belirtileniddialarının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, DereceMahkemesi kararlarının bariz bir takdir hatası ve açık bir keyfîlikiçermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin, özel hayatın gizliliği ilkesinin veyerleşme ve seyahat hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Adli yardım talebinin kabulüyle geçici muafiyet sağlananyargılama giderlerinin tahsilinin başvurucunun mağduriyetine neden olacağıanlaşıldığından 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucunun yargılamagiderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA
31/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.