TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
S.Ç. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/11925)
Karar Tarihi: 12/6/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Murat İlter DEVECİ
Başvurucu
:
S.Ç.
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ölüm olayı hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisizliğinedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 17/7/2014 tarihindeyapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla bir örneği temin edilen PervariCumhuriyet Başsavcılığının (Cumhuriyet Başsavcılığı) 2014/221 Sor. sayılı soruşturma dosyası çerçevesinde ilgili olaylar özetleşöyledir:
8. Siirt ili Pervari ilçesindeki EkindüzüJandarma Karakoluna (Karakol) 11/4/1990 tarihinde saat06.55 sıralarında gelen iki çocuk, Tosuntarla köyününÖrtülü mezrasına gelen terör örgütü mensuplarının iki evi yakıp yedi kişiyikaçırdığını söylemiştir. Bir süre sonra Karakola gelen başka iki çocuk isekaçırılan kişilerin öldürüldüğünü beyan etmiştir.
9. Aynı gün saat 07.30 sıralarında olay yerine gelen kollukgörevlileri yedi cesetle karşılaşmıştır. Olay yerinin emniyetini sağlayankolluk görevlileri söz konusu cesetlerin O.Ç., Ö.Ç.,A.Ç., S.Ç., E.Ç., C.Ç. ve Al. Ç.ye ait olduğunu tespit etmişlerdir. Başvurucu, O.Ç.nin torunu, Ö.Ç.nin oğlu, S.Ç., C.Ç. ve E.Ç.nin yeğenidir.İddiaya göre başvurucu, Al. Ç.nin amcasının oğludur.
A. Olayla İlgili CezaSoruşturması
10. Cumhuriyet Başsavcılığı olay hakkında resen soruşturmabaşlatmıştır.
11. Olay yerini inceleyen kolluk görevlileri; Al. Ç. dışındakikişilerin ateşli silahlar ile kafalarından vurulduğunu, Ö.Ç.,S.Ç., C.Ç. ve A.Ç. ile Al. Ç.nin sırtüstü,diğerlerinin ise yüzüstü vaziyette yerde yattıklarını, olay yerinde 25 adet boşkovan bulunduğunu, O.Ç.nin başucuna üzerinde "Sen halkına ve yurduna ihanet ettin. Bizzatbuna devam ettirdin ve bir yoldaşın şehit olmasında da bizzat rol aldın.Kürdistan halk cephesi bağımsızlık mahkemesi tarafından yargılandın ve idamamahkûm edildin. E... bağımsızlık mahkemesi infaz savcılığı 10/4/1990"ifadeleri yazılı bir not kâğıdı bırakıldığını tespit etmiştir.
12. Kolluk görevlilerince olay yerinin krokisi çizilmiştir.
13. Kolluk görevlileri tarafından M.B.,S.Ç., H.Ç. ve başvurucunun annesi H.Ç.nin ifadelerialınmıştır.
i. M.B. ifadesinde; A.D.nin evindeotururlarken saat 18.30-19.00 sıralarında köpeklerin havladığını, dışarıçıktığında otomatik silahlı beş teröristle karşılaştığını, teröristlerinsayısının altmış kadar olduğunu, teröristlerin O.Ç.ninevini sorup kendisini ve A.D.nin evindekileri O.Ç.nin evine götürdüklerini, O.Ç.ninevine girerken A.D. ve Ce.Ç. isimli kişilerin O.Ç.nin evinin kilerine saklandığını, O.Ç.ninevinde Ö.Ç., Al. Ç., S.Ç. ve E.Ç.nin olduğunu, daha sonra eve kadın ve çocuklarıngeldiğini, teröristlerin bir buçuk saat kadar konuştuklarını, otuz beşyaşlarında orta boylu ve esmer olup Mardin şivesiyle konuşan Agit kod isimli teröristin Ö.Ç.denbir tabanca istediğini, Ö.Ç.nin tabancasınınolmadığını söylemesi üzerine Agit'in "Zaten siz terör örgütüne bir ekmek ve mermibile vermediniz. Akmeşe çatışmasında da devlete yardımettiniz." şeklinde sözler söylediğini,teröristlerin kadınları başka bir yere götürdüklerini ve kapıyıkilitlediklerini, otuz yaşlarında uzun boylu ve esmer olup kekeleyerek konuşanSalman kod isimli kişiyle Agit'in bir şeylerkonuştuğunu, daha sonra Salman'ın bir süre dışarıda kalıp tekrar odayageldiğini ve Salman'ın dışarıdayken Ö.Ç.nin eviniyaktığını düşündüğünü söylemiştir. İfadesine devam edenM.B., Agit'in kendileriniçeşmenin bulunduğu yere doğru götürdüğünü, teröristlerden mezrada kalan birgrubun O.Ç.nin evini yaktığını, 24 yaşlarında ortaboylu ve beyaz tenli olup Şırnak şivesi ile konuşan Sait kod adlı kişiyle Agit'in bir şeyler konuştuğunu, Sait'in kendisindenmezradan ekmek getirmesini istediğini, mezraya girdiğinde Ö.Ç.ninevinden alevler çıktığını gördüğünü, kadınların bağrışma seslerini duyduğunu, oesnada iki kez seri atış sesi geldiğini, kadın ve çocukların bulunduğu yerinkapısını açtığını, daha sonra mezarlıkta saklandıklarını, yarım saat kadarsonra O.Ç.nin evindeki yangını söndürmeyeçalıştığını, saat 05.30 sıralarında A.D. ile Ce.Ç.yiyardıma gönderdiğini, silah seslerinin geldiği tarafa gittiklerini ve yedikişinin öldürüldüğünü görmeleri üzerine iki kız çocuğunu da yardım çağırmayagönderdiğini beyan etmiştir.
ii. O.Ç.nin karısı olduğunu beyan edentanık S.Ç., saat 18.30 sıralarında oğlu C.Ç.nin dışarı çıktığını, duyduğuna göre birilerinin oğlunuçağırıp "Bu sene askere gideceksin.Niye bize katılmıyorsun?" dediğini, bu kişilerin kadın veçocukları kendi evlerinde topladığını, daha sonra kadın ve çocukların M.Ç.nin evine kilitlendiğini,çabalasalar da açamadıkları kapıyı sonradan M.B.ninaçtığını, dışarı çıkarlarken silah sesleri duyduklarını, yarım saat kadarmezarlıkta saklanıp mezraya gittiklerini, kendi evi ile Ö.Ç.ninevini yanarken gördüklerini, gelinin altınları ile teybin götürüldüğünü farkettiklerini ve silah sesinin geldiği yere gittiklerinde yedi cesetle karşılaştıklarınısöylemiştir.
iii. Tanık H.Ç. ifadesinde, O.Ç.ninamcası olduğunu, 20/12/1980 tarihinde Akmeşe köyünde amcasının oğlu M.Ç.nin öldürüldüğünü, bu nedenleoluşan kan davasının bir süre sonra sona erdiğini, kışın başsağlığı için Akmeşeköyüne gittiğinde köy muhtarı H.Y.nin kendisinitehdit ettiğini, muhtarın amcasının oğlu olan R.K.ninterör örgütüne yardımdan ceza infaz kurumunda bulunduğunu, büyük olasılıkla H.Y.nin O.Ç.yi terör örgütüneçekiştirdiğini ifade etmiştir.
iv. Ö.Ç.nin eşi H.Ç. iseyemek yerken terörsitlerinevlerine geldiğini, bir süre sonra teröristlerin S.Ç.yide evlerine getirdiklerini, daha sonra teröristlerin evde bulunanlarıO.Ç.nin evine götürdüklerini, teröristlerinneden terör örgütüne yardım etmediklerini sorduklarını, O.Ç. ile Agit kod adlı teröristin konuştuğunu, O.Ç.nin"Siz yardım edebileceğimizi neredenbiliyorsunuz?" demesi üzerine Agit'in"Akmeşe'nin muhtarından tut çocuklarınakadar haberi var." dediğini, daha sonra kadın ve çocukların M.Ç.nin evine kilitlendiğini, kapıyı M.B.ninaçtığını, dışarı çıkarken silah sesleri duyduklarını, o esnada evindenalevlerinin yükseldiğini, kadın ve çocukların mezarlığa saklandığını vesabahleyin silah seslerinin geldiği yere gittiklerinde cesetlerlekarşılaştıklarını söylemiştir.
14. Ölü muayene ve otopsi işlemi 11/4/1990tarihinde, saat 10.15 sıralarında Cumhuriyet savcısı huzurunda bir hekimtarafından yapılmıştır. İşlem sırasında cesetleri M.B. teşhis etmiştir. Yapılanişlemde tespit edilen hususlar ise şöyledir:
i. O.Ç.ninyüz kısmı, A.Ç.nin ise yüz ve baş kısmı ezici bircisimle parçalanmış olup adı geçenler on beş saat kadar önce vefat etmiştir.Ölüm sebebi bir cisimle vurulmadan mütevellit yaralanma sonucu ölümdür. Ölümnedeni ve zamanı belli olduğundan klasik otopsi işlemine gerek bulunmamaktadır.
ii. Ö.Ç.nin cesedinde iki mermi girişdeliği, bir mermi çıkış deliği, S.Ç.nin cesedinde üçmermi giriş deliği, iki mermi çıkış deliği, C.Ç.nincesedinde iki mermi giriş deliği, bir mermi çıkış deliği, E.Ç.nincesedinde iki mermi giriş deliği, iki mermi çıkış deliği ve Al.Ç.nin cesedinde iki mermi giriş deliği, bir mermiçıkış deliği saptanmıştır. Adı geçenler on beş saat kadar önce vefat etmiştir.Ölüm sebebi ateşli silah mermisine bağlı yaralanmalar sonucu ölümdür. Ölümnedeni ve zamanı belli olduğundan klasik otopsi işlemine gerek bulunmamaktadır.
15. Cumhuriyet Başsavcılığı 13/4/1990tarihinde, kollukça ifadeleri alınan M.B. ve H.Ç.ninbeyanlarına başvurmuştur.
i. Daha önceki beyanlarıyla aynıdoğrultuda beyanda bulunan M.B. ilaveten Agit'inO.Ç.ye "Sen geçen yıl Akmeşe köyündebir arkadaşımızın şehit olmasına sebep oldun. Bizi ihbar ettin."dediğini, Agit'in sık sık dışarıya çıkıp birileriylekonuşup geri geldiğini, Agit'in herkesin isminibildiğini ve sanki kendilerini tanıyan birinden yardım aldığını söylemiştir.Ayrıca M.B.; O.Ç.ninbaşucunda bir bildiri bulduklarından, okuma-yazma bilmemesi nedeniyle bildiriyiokuyamadığından, Akmeşe köyü ile mezraları arasındaki arazi ihtilafından, dahaönceleri O.Ç.nin oğlu M.Ç.ninKUK diye bilinen bir örgüte öldürtülmek istendiğinden, H.K.nınterör örgütüne yardım ettiğini duyduklarından ve teröristleri H.K.nın yönlendirmiş olabileceğinden söz etmiştir.
ii. H.Ç. de kolluk beyanı ile aynı yönde ifade vermiş, ilaveten O.Ç.nin oğlu M.Ç.nin20/12/1980 tarihinde öldürüldüğünden, daha öncesinde M.Ç.ninKUK isimli örgüte öldürtülmek istendiğinden ve daha önceleri Akmeşe köyü ileÖrtülü mezrası arasındaki arazi ihtilafı bulunduğundan bahsetmiştir.
16. Pervari İlçe Jandarma Komutanlığı 17/4/1990tarihinde Eruh İlçe Jandarma Komutanlığına bir yazı göndererekEruhilçesi Akmeşe köyü muhtarı ve D... soy isimli aile ile Ç... ailesi arasındakihusumet nedeniyle terör örgütü mensuplarının Ç... ailesi aleyhine kışkırtılmışolabileceğinden söz ederek konunun tahkik edilmesini istemiştir. Bahse konuyazı üzerine tahkikat yapılıp yapılmadığı soruşturma evrakından tespit edilememiştir.
17. Cumhuriyet Başsavcılığı 25/4/1990tarihinde görevsizlik kararı vermiş ve soruşturma evrakını Diyarbakır DevletGüvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına (DGM Cumhuriyet Başsavcılığına)göndermiştir.
18. DGM Cumhuriyet Başsavcılığı başka bir soruşturma kapsamında 30/3/1992 tarihli ek iddianameyle, C.K. isimli kişinin "devletin hakimiyeti altında bulunantopraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik eylem icraettiği" gerekçesiyle 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga TürkCeza Kanunu'nun 125. maddesiyle cezalandırılması istemiyle Diyarbakır DevletGüvenlik Mahkemesi (DGM) nezdinde kamu davası açmıştır. İddianamede, başvuruyakonu olayın meydana geldiği yerde ele geçen 15 adet boş kovanın C.K.nın teslim ettiği 76ED 4183 seri numaralı tüfekten atıldığı iddia edilmiştir. 1 No.luDGM tarafından yapılan yargılama sonunda sanığın isnat edilen suçtanmahkûmiyetine karar verilmiştir. Bununla birlikte 7/4/1995tarihli mahkûmiyet kararında sanığın başvuruya konu olaya katıldığının sabitgörülmediği belirtilmiştir. Anılan kararın kesinleşip kesinleşmediğine ilişkinherhangi bir belge soruşturma evrakı arasında yer almamaktadır.
19. DGM Cumhuriyet Başsavcılığı 1/9/1992tarihinde M.K. isimli kişinin yasa dışı terör örgütü üyesi olduğu iddiasıylaDGM nezdinde kamu davası açmıştır. İddianamede, M.K.nın terör örgütüne 1990 yılı Mayıs ayındakatıldığı ve kod adının Saitolduğu iddia edilmiştir.Açılan davanın akıbeti hakkında soruşturma evrakı arasında herhangi bir belgebulunmamaktadır.
20. Başka bir soruşturma kapsamında bir duyum üzerine H.M.isimli bir kişinin evinde 18/12/1992 tarihinde aramayapılmıştır. Yapılan aramada başka eşya yanında otomatik bir tüfek de elegeçirilmiştir. Bahse konu tüfeği inceleyen Diyarbakır KriminalPolis Laboratuvarı (Kriminal Laboratuvar) 3/8/1993 tarihli raporda, 16/4/1990 tarihli yazıylagönderilen ve Kriminal Laboratuvarın faili meçhulolaylar bölümüne kayıtlı olup 10/4/1990 tarihinde Tosuntarlaköyünde meydana gelen ve yedi kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda kullanılankırk beş mermi kovanından birinin söz konusu tüfekten atıldığını belirtmiştir.
21. Devletin hâkimiyeti altında bulunan toprakların bir kısmınıdevlet idaresinden ayırma amacıyla kurulan silahlı terör örgütünün sair efradıolduğu gerekçesiyle H.M.nin 765 sayılı Kanun'un 168.maddesinin ikinci fıkrası ile 12/4/1991 tarihli ve3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca cezalandırılmasıiçin iddianame düzenlenmiştir. İddianamenin hangi tarihte hangi Cumhuriyetbaşsavcılığınca düzenlendiği, iddianamede H.M.den elegeçen tüfek ile başvuruya konu olay arasında herhangi bir irtibatın varılığından söz edilip edilmediği ve yargılamanınakıbetinin ne olduğu soruşturma evrakından anlaşılamamıştır.
22. DGM Cumhuriyet Başsavcılığı 19/2/2004tarihinde, kısmen veya tamamen devlettopraklarını ayırmaya teşebbüs olarak vasıflandırdığı suç içinzamanaşımı süresini yirmi yıl olarak belirleyip daimî arama kararı vermiştir.Söz konusu karara istinaden faillerin tespitine çalışıldığı yönünde kollukgörevlilerince belirsiz aralıklarla tutulan tutanaklar DGM CumhuriyetBaşsavcılığına gönderilmiştir. UYAP aracılığıyla yapılan kontrolde bututanakların sonuncusunun 3/6/2009 tarihli üst yazıile gönderildiği görülmüştür.
23. Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK mülga 250. madde ilegörevli) 20/12/2006 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (CMK mülga250. madde ile görevli) bir müzekkere yazmış ve Al.Ç.ninöldürülmesi ile ilgili olarak F.E., İ.A. ve N.A.hakkında yargılama dosyası olup olmadığının tespitini ve böyle bir dosyabulunmakta ise dosyanın gönderilmesini istemiştir. Bu müzekkereye verilen 22/12/2006 tarihli cevapta F.E. ve arkadaşları hakkında25/2/2000 tarihinde 3 No.lu DGM nezdinde kamu davası açıldığı, yapılanyargılama sonunda mahkûmiyet kararı verildiği, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtayda olduğu ve İ.A. ile N.A. hakkında dava açılmadığıbelirtilmiştir. F.E. ve arkadaşları hakkındaki davayla ilgili herhangi birbelge soruşturma evrakı arasında yer almamaktadır.
24. Şırnak ili Bestler Dereler bölgesi1.633 rakımlı tepe mevkiinde 15/11/2007 tarihinde elegeçirilen tüfek, roketatar ve tüfek parçalarını inceleyen KriminalLaboratuvar düzenlediği 10/3/2008 tarihli uzmanlık raporunda, 10/4/1990tarihinde Tosuntarla köyünde meydana gelen ve yedikişinin ölümüyle sonuçlanan olayda kullanılan kırk beş mermi kovanındanikisinin incelenen 1601 numaralı tüfektenatıldığınıbelirtmiştir.
25. Başvurucu 1/12/2010 tarihli dilekçeile soruşturma evrakının fotokopisini talep etmiştir. Talep üzerine soruşturmaevrakının fotokopisinin verilip verilmediği tespit edilememiştir.
26. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. madde ilegörevli) 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun ile3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca kurulan mahkemelerle Cumhuriyetbaşsavcılıklarının görevlerine son verildiği ve soruşturma yetkisininCumhuriyet Başsavcılığına ait olduğu gerekçesiyle 13/3/2014 tarihindeyetkisizlik kararı vermiş ve soruşturma evraklarını Cumhuriyet Başsavcılığınagöndermiştir.
27. Cumhuriyet Başsavcılığı, yirmi yıl olan dava zamanaşımısüresinin dolduğu gerekçesiyle 10/4/2014 tarihindekovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Söz konusu kararda suç vasfıdevlet egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresindenayırmaya çalışmak olarak belirtilmiştir.
28. Başvurucu; olay yerinden elde edilenkırk beş kovandan on beşinin C.K. isimli kişinin teslim ettiği silahtan,birinin ise H.T. isimli kişinin evinde yapılan aramada bulunan tüfektenatıldığına ilişkin raporlara dikkat çekip ölen O.Ç.ninbaşucuna bırakılan yazılı belge üzerinde parmak izi dâhil herhangi bir incelemeyapılmadığını iddia ederek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itirazetmiştir.
29. Başvurucunun itirazı Şırnak Ağır Ceza Mahkemesinin 22/5/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
30. Nihai karar başvurucu tarafından 18/6/2014tarihinde öğrenilmiş olup başvuru 17/7/2014 tarihinde yapılmıştır.
B. İçişleri BakanlığıNakdi Tazminat Komisyonuna Yapılan Başvuru
31. A.Ç. ve Ö.Ç. mirasçılarının İçişleri Bakanlığı NakdiTazminat Komisyonuna yaptıkları başvuru; ölenlerin sivil vatandaş olduğu,ölenlere olay öncesinde veya olay esnasında 3/11/1980tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunkapsamında değerlendirebilecek bir görev verilmediği ve ölenlerin iç güvenlikve asayişin korunmasında veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki ile ilgiliolarak güvenlik kuvvetlerine kendiliğinden yardımcı olduklarının veya faydalıolduklarının yetkililerce tevsik edildiğine dair herhangi bir belge bulunmadığıgerekçesiyle 4/5/2004 tarihinde reddedilmiştir.
32. Başvuruya ilişkin dilekçe ile söz konusu karar aleyhineidari yargıda dava açıldığına ve bu davanın reddedildiğine dair herhangi birbelge veya karar başvuru formunun ekinde veya soruşturma evrakı arasında yeralmamaktadır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
33. 765 sayılı Kanun’un 102. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku âmme davası:
(1) Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis vemüebbet ağır hapis cezaların müstelzim cürümlerde yirmi sene,
(2) Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkatağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,
…
(6) Bundan evvelki bentlerde beyan olunanmiktardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde alt ay geçmesiyle ortadankalkar.”
34. 765 sayılı Kanun’un 104. maddesi şöyledir:
“ Hukuku âmmedavasının müruru zamanı, mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celp veya ihzarmüzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznunhakkında son tahkikatın açılmasına dair veya C. Müddeiumumîsi tarafındanmahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.
Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeyebaşlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddit ise müruru zaman bunlarınen sonuncusundan itibaren tekrar işlemeye başlar. Ancak bu sebepler müruruzaman müddetini 102’inci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısınınilavesiyle baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”
35. 765 sayılı Kanun'un 125. maddesi şöyledir:
"Devlet topraklarının tamamını veya birkısmını yabancı bir Devletin hakimiyeti altına koymağaveya Devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmağa veya Devletinhakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmağamatuf bir fiil işliyen kimse ağırlaştırılmış müebbetağır hapis cezasile cezalandırılır."
36. 765 sayılı Kanun'un 448. maddesi şöyledir:
"Her kim, bir kimseyi kasten öldürürse 24seneden 30 seneye kadar ağır hapis cezasına mahkumolur."
37. 765 sayılı Kanun'un 450. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Öldürmek fiili:
...
5. Birden ziyade kimseler aleyhine işlenirse ... fail, ağırlaştırılmışmüebbet ağır hapis cezasına mahkum edilir."
38. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılıTürk Ceza Kanunu’nun "Zaman bakımındanuygulama" kenar başlıklı 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“(2) Suçun işlendiği zaman yürürlülüktebulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise,failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz edilir.”
39. 5237 sayılı Kanun'un "Davazamanaşımı" kenar başlıklı 66. maddesinin (1), (3) ve (4)numaralı fıkralarının ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Kanunda başka türlü yazılmış olanhâller dışında kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasınıgerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
...
Geçmesiyle düşer.
...
(3)Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıylasuçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.
(4)Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alancezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektirensuçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır..."
40. 5237 sayılı Kanun'un "Davazamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi" kenar başlıklı 67.maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:
" (2) Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcıhuzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkındatutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa,mahkûmiyet kararı verilmesi,
Halinde, dava zamanaşımı kesilir.
(3)Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Davazamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresison kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.
(4)Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanundabelirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar."
41. 5237 sayılı Kanun'un "Kastenöldürme" kenar başlıklı 81. maddesi şöyledir:
" (1) Bir insanı kasten öldüren kişi,müebbet hapis cezası ile cezalandırılır."
42. 5237 sayılı Kanun'un "Devletinbirliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" kenar başlıklı 302.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Devlet topraklarının tamamını veyabir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya Devletinbağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliğialtında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelikbir fiil işleyen kimse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ilecezalandırılır."
43. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar”kenar başlıklı 172. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresisonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil eldeedilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yerolmadığına karar verir. Bu karar suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmışveya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda, itiraz hakkı, süresi vemercii gösterilir.”
44. 5271 sayılı Kanun’un “Cumhuriyetsavcısının kararına itiraz” kenar başlıklı 173. maddesinin 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’la değişik (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yerolmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısınınyargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulhceza hâkimliğine itiraz edebilir.”
45. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kabul edilen (11/12/2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve SavcılarYüksek Kurulu Kanunu’na 6524 sayılı Kanun’un 39. maddesi ile eklenen geçici 4.maddenin (6) numaralı fıkrası gereğince yürürlükten kaldırılmış olan ancakbaşvuruya konu soruşturmanın yürütüldüğü belirli bir periyotta yürürlükte olan)18/10/2011 tarihli ve faili meçhul olay ve cinayetlerin soruşturma usul veesaslarına ilişkin Genelge'nin ilgili bölümü şöyledir:
“…
50. Faili meçhul olay ve cinayetlerinsoruşturulmasında,
...
g) Soruşturma evraklarının ilgili Cumhuriyetsavcısı tarafından sık sık gözden geçirilmesi, ancak sadece soruşturmaevrakının en üstündeki müzekkereye cevap verilmiş olup olmadığı ileyetinilmeyerek içeriği itibarıyla başkaca eksik kalmış bir husus varsa onun datamamlanması için gerekli yazının yazılması, sonucunun uygun aralıklarla takipedilmesi,
...”
B. Uluslararası Hukuk
1. Mağdur Sıfatı ve KişiBakımından Yetkiye İlişkin Kabul Edilebilirlik Kriteri Yönünden
46. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Kişisel başvurular" kenar başlıklı 34. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
"İşbu Sözleşme ve protokollerinde tanınanhakların Yüksek Sözleşmeci Taraflar'dan biritarafından ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kişi, hükümetdışı her kuruluş veya kişi grupları Mahkeme’ye başvurabilir..."
47. Sözleşme’nin 34. maddesi sadece iddia edilen ihlalindoğrudan mağdurlarını değil aynı zamanda ihlalin zarar verdiği veya ihlalinsonlandırılmasını istemek için geçerli ve kişisel bir menfaati olan dolaylımağdurları da ilgilendirmektedir (Vallianatos veDiğerleri/Yunanistan [BD], B. No: 29381/09 ve 32684/09, 7/11/2013, § 47).
48. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM) göre mağdur kavramı, iç hukuk kurallarındanbağımsız bir şekilde ve özerk olarak yorumlanmalıdır (Gorraiz Lizarraga ve diğerleri/İspanya,B. No: 62543/00, 27/4/2004, § 35). Ayrıca mağdur kavramının yorumu, çağdaş toplumkoşulları ışığında değişime tabi olup bu kavram aşırı şekilcilikten uzak birşekilde uygulanmalıdır (Gorraiz Lizarraga vediğerleri/İspanya, § 38).
49. AİHM, ölümünün devletin sorumluluğunu gerektirdiği iddiaedilen bir kişinin ebeveynleri gibi yakın aile üyelerinin ölen kişinin yasalmirasçıları olup olmadıklarına bakılmaksızın bizzat iddia edilen 2. maddeihlalinin dolaylı mağdurları olduklarını iddia edebileceklerini kabul etmiştir(Van Colle/BirleşikKrallık, B. No: 7678/09, 13/11/2012, § 86).
50. Öte yandan, Sözleşme'nin amaç ve hedefi uyarınca Sözleşmemaddelerinin, kendi özel özel karakteri de dikkate alınarak, sağladığıgüvencelerin etkili bir şekilde uygulanmasını temin edecek şekilde yorumlanmasıgerektiğini savunan AİHM; eşin, ebeveynin, çocukların, kardeşlerin veyeğenlerin yakınlarının yaşam haklarının ihlal edildiğiyle ilgili başvurularınıincelemiş ve başvurucuların Sözleşme'nin 34. maddesi bağlamında dolaylı mağdurolduklarını kabul etmiştir (evli çiftler için bkz. McCann ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 18984/91, 27/9/1995;ebeveyn için bkz.Ramsahai ve diğerleri/Hollanda [BD], B.No:52391/99, 15/5/2007;kardeşler için bkz. Andronicou ve Constantinou/GüneyKıbrıs Rum Kesimi, B. No:86/1996/705/897, 9/10/1997; çocuklar içinbkz. McKerr/Birleşik Krallık, B. No: 28883/95,4/5/2001; yeğenler için bkz. Yaşa/Türkiye, B.No: 63/1997/847/1054, 2/9/1998)
2. Yaşam Hakkının EtkiliSoruşturma Yükümlülüğüne İlişkin Usul Boyutu Yönünden
51. Sözleşme'nin "İnsanhaklarına saygıyükümlülüğü" kenarbaşlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetkialanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklananhak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar."
52. Sözleşme'nin "Yaşamhakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur.Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemecehükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten sonverilemez.
..."
53. Sözleşme'nin "Kabuledilebilirlik koşulları" kenar başlıklı 35. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme'ye ancak,uluslararası hukukun genel olarak kabul edilen ilkeleri uyarınca iç hukukyollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukuktaki kesin karar tarihindenitibaren altı aylık bir süre içinde başvurulabilir."
54. AİHM, Sözleşme'nin 2. maddesinin 1. maddesiyle birlikteyorumlandığında devletin yaşama hakkı kapsamındaki bir olayı etkili soruşturmayükümlülüğünün bulunduğunu kabul etmiştir (söz konusu yükümlülüğün belirgin birşekilde ilk kez vurgulandığı karar için bkz. McCann ve diğerleri/BirleşikKrallık, § 161). AİHM'e göre bu yükümlülük, sadece bir kamu görevlisinineylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm olayları açısından geçerlideğildir (Salman/Türkiye [BD], B.No: 21986/93, 27/6/2000, § 105; Şener Can ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 27446/12, 25/11/2014, § 37). Devletin doğalolmayan her ölüm olayında -öldürmeme ya da yaşamı korumama yükümlülükleriniihlal etmemiş olsa da- gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa sorumlularınıortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü vardır. Ayrıcadevletin etkili soruşturma yapma şeklindeki usul yükümlülüğü, maddiyükümlülükten ayrı ve bağımsız bir yükümlülük hâline gelmiştir. AİHM'e göre bir soruşturmanın etkili sayılabilmesi içinbazı ilkelerin yerine getirilmesi gerekir.
55. AİHM, yukarıda belirtilen McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık kararından önce de önünegelen davalarda soruşturmanın etkililiğinin tespiti bakımından uyguladığıbirtakım ilkeleri Hugh Jordan/Birleşik Krallık (B. No: 24746/94,4/5/2001, §§ 105-109)kararında sistematikleştirmiş veyaşama hakkına ilişkin başvurularda bu ilkelerin her birinin yerine getirilipgetirilmediğini incelemiştir. AİHM'in yaşama hakkıkapsamında soruşturmanın etkililiğine ilişkin belirlediği ilkeler şöyledir:
-Soruşturma makamlarının yaşama hakkıyla ilgili konulardanhaberdar olduklarında kendiliğinden harekete geçmeleri (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 105)
- Soruşturma makamlarının bağımsız olmaları (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 106)
- Soruşturmanın sorumluların tespitini ve cezalandırılmasınısağlayabilecek şekilde etkili olması, bu kapsamda olayı aydınlatmayayarayabilecek bütün delillerin toplanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 107)
- Soruşturmanın makul bir süratle tamamlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 108)
- Yürütülen soruşturmanın ve sonuçlarının kamu denetimine açıkolması, her olayda ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak içinbu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık,§ 109)
56. AİHM, ayrıca insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialardasoruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini,ancak iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usullesoruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 107, Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05,45001/05, 5/7/2011, § 90).
3. Yaşam Hakkıyla İlgiliBaşvurularda Süre Aşımına ve Başvuru Yollarının Tüketilmesine İlişkin KabulEdilebilirlik Kriterlerinin Uygulanması Yönünden
57. AİHM'in yaşama hakkı kapsamındaetkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin olaya uygulanabilecek içtihatları genelolarak bu yönde olmakla birlikte AİHM'in etkilisoruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği şikâyetlerine ilişkin bireysel başvurusüresi ile ilgili olan içtihatlarına da yer vermek gerekir. AİHM, söz konusuiçtihatlarında aşağıda ayrıntılarına da yer verileceği üzere etkili soruşturmayürütülmediğini ileri süren başvuruculara belirli konularda özen gösterme ödeviyüklemektedir. Bu ödevin yerine getirilmediğini belirlediği olaylarda isebaşvuruları süre aşımı nedeniyle reddetmektedir.
58. AİHM kararlarında, Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülenaltı aylık süre sınırının birkaç amaca hizmet ettiği belirtilmekte ve busınırlamanın esas amacının Sözleşme kapsamında mesele oluşturan davaların makulbir süre içinde incelenmesi sağlanarak hukuki güvenliği (belirliliği) ve yetkilimakamların ve ilgili diğer kişilerin uzunsürebelirsiz bir durumda tutulmasını önlemek olduğu ifade edilmektedir (Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], B. No:10865/09, 45886/07, 17/9/2014, § 258; Sabri Güneş/Türkiye [BD], B. No: 27396/06,29/6/2012, § 39; El-Masri/EskiYugoslav Makedonya Cumhuriyeti [BD], B. No: 39630/09, 13/12/2012, §135; Jeronovičs/Letonya [BD], B. No: 44898/10, 5/7/2016,§ 74; Bulut ve Yavuz/Türkiye (k.k.), B. No: 73065/01, 28/5/2002; Fındık/Türkiye ve Kartal/Türkiye (k.k.),B. No: 33898/11, 35798/11, 9/10/2012, § 10).
59. Bu kural AİHM tarafından uygulanan denetime zaman sınırıgetirmekte ve hem bireylerin hem de devlet makamlarının dikkatini bu süre sonaerdiğinde herhangi bir denetim yapılmayacağı hususuna çekmektedir (SabriGüneş, § 40; El-Masri, § 135). AİHM'egöre bu tür bir süre sınırı, Sözleşmeci tarafların geçmiş kararlarının sürekliolarak gündeme getirilmesini önleme istekleri ile paralellik taşıdığı gibidüzen, istikrar ve huzurun sağlanmasına ilişkin haklı bir kaygıdan dakaynaklanmaktadır (Sabri Güneş, §40).
60. Diğer taraftan AİHM'e göre altıaylık süre kuralı, meseleler henüz yeni iken zamanın geçmesi ile ilgilihakikatlerin ortaya çıkması zorlaşmadan ve söz konusu sorunun adil bir biçimdedeğerlendirilmesi neredeyse imkânsız duruma gelmeden önce meselelerinincelenebilmesini garanti alır (Jeronovičs/Letonya,§ 74). Yukarıda vurgulandığı üzere altı aylık süre kuralının belirlenmesininbirden fazla amacı bulunmaktadır ve bu amaçlardan en önemlilerinden biri dedavaya konu olaylara ilişkin gerçeklerin tespit edilmesini kolaylaştırmaktır.Zira gündeme getirilen sorunların adil bir şekilde incelenmesi, zaman geçtikçezorlaşacaktır (Benzer ve diğerleri/Türkiye, B.No: 23502/06, 12/11/2013, § 126).
61. AİHM'e göre altı aylık süre, kuralolarak iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecindeki nihai karar tarihindenitibaren işlemektedir. Ancak en başından itibaren etkili bir hukuk yolununbulunmadığı başvurucu açısından açıksa bu süre şikâyette bulunulan işlem veya tedbiringerçekleştirildiği, söz konusu işlemin veya başvurucu üzerinde yarattığı etkiveya zararının bilindiği tarihten itibaren işlemektedir (Mocanu ve diğerleri/Romanya, § 259; Sabri Güneş, § 54; El-Masri, § 136).
62. Diğer taraftan AİHM'e göre Sözleşme’nin35. maddesi, başvurucunun şikâyeti ulusal seviyede nihai olarak kararabağlanmadan önce başvurusunu AİHM'e sunmasıgerektiği şeklinde yorumlanamaz. Zira böyle birdurumda ikincillik prensibi ihlal edilmiş olacaktır. Bir başvurucu, görünüştevar olan bir hukuk yolunu kullandığında ve söz konusu hukuk yolunu etkisizkılan koşullardan ancak daha sonra haberdar olduğunda 35. maddenin amaçlarıbakımından altı aylık sürenin başvurucunun söz konusu koşullardan ilk haberdarolduğu veya olması gerektiği tarihten başlatılması uygun olabilir (Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 46477/99, 7/6/2001; El-Masri, §136).
63. Süregiden bir durumun söz konusu olduğu davalarda, süre hergün yeniden işlemeye başlar ve altı aylık süre genellikle aslında bu durum sonaerdiğinde gerçek anlamda işler (Varnava vediğerleri/Türkiye [BD], B. No: 16064/90, 16065/90, 16066/90,16068/90, 16069/90, 16070/90, 16071/90, 16072/90 ve 16073/90, 18/9/2009, § 159; SabriGüneş, § 54).
64. Ancak AİHM'e göre süregidendurumların hepsi aynı nitelikte değildir. Bir davadaki meselelerin çözümebağlanması bakımından zaman (süre) çok önemli ise başvurucuların iddialarını-usulünce ve adil bir şekilde çözüme bağlanabilmesini sağlayabilmek için-gerekli süratle AİHM huzurunda dile getirilmesini sağlama ödevi bulunmaktadır (Varnava ve diğerleri, § 160). Bu durum bilhassaSözleşme kapsamında belirli olaylarınsoruşturulmasına yönelik herhangi bir yükümlülükle ilgili şikâyetlerbakımından geçerlidir. Zaman geçtikçe deliller bozulduğundan zamanın sadecedevletin soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmesi üzerinde değil aynızamanda AİHM'indavaya ilişkin kendi incelemesininanlamı ve sonuçları üzerinde de bir etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle hiçbiretkili soruşturma yürütülmeyeceği açık hâle gelince, başka bir deyişle devletinSözleşme kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getirmeyeceği bariz bir görünümkazanınca başvurucunun derhâl harekete geçmesi gerekmektedir (Mocanu ve diğerleri/Romanya § 262; Varnava ve diğerleri, § 161).
65. Başvurucunun altı aylık süre kuralına uyup uymadığınıntespiti, ulusal hukuk yollarının tüketilmesi koşuluyla doğal olarak ilişkilidirve başvurucuların iddialarının ulusal makamlarca araştırılmasını sağlamayayönelik adımlarıyla bağlantılı olarak incelenmelidir (Benzer ve diğerleri/Türkiye, § 121).
66. AİHM hâlihazırda kötü muameleye yönelik bir soruşturma ileilgili davalarda da tıpkı bir akrabanın şüpheli ölümüne (yaşam hakkına) yönelikbir soruşturma ile ilgili davalarda olduğu gibi başvurucuların soruşturmanıngidişatından hiç yol alınmadığının ve etkili bir şekilde yürütülmediğininfarkında olur olmaz veya olması gerekir gerekmez başvurularını süratleyapmalarının beklendiğini karara bağlamış bulunmaktadır (Atallah/Fransa (k.k.), B. No: 51987/07, 30/8/2011; Hazar, Tektaş,Bekiroğlu, Pekol, Bozkuş, Tektaş, Atman, Işık, Aksucu, Doster, Demirhan veŞahin/Türkiye (k.k.), B. No:62566/00-62577/00 ve 62579-62581/00, 10/1/2002).
67. Bununla birlikte AİHM, başvurucuların özenli davranmayükümlülüğünün birbiriyle yakından bağlantılı ancak ayrı iki yönü olduğunuvurgulamaktadır. AİHM'egöre bunlardan birincisi,başvurucuların soruşturmadaki gidişatla ilgili olarak ulusal makamlarlagecikmeksizin temasa geçmeleri -bu yükümlülük yetkili makamlara özenle başvurmagereğini ima etmektedir zira her türlü gecikme soruşturmanın etkililiğini riskeatmaktadır- gerektiğidir. Diğeri ise başvurucuların soruşturmanın etkiliolmadığının farkına varır varmaz veya varmalarını gerektiren bir durum ortayaçıkar çıkmaz süratle AİHM'e bireysel başvurudabulunmaları zorunluluğudur (Nasirkhayeva/Rusya (k.k.),B. No: 1721/07, 31/5/2011; Akhvlediani ve diğerleri/Gürcistan (k.k.), B. No: 22026/10, 9/4/2013, §§ 23-29; Gusar/Moldova (k.k.),B. No: 37204/02, 30/4/2013, §§ 14-17).
68. AİHM, bu özenli davranma ödevinin ilk kısmının -ulusalmakamlara derhâl başvurma yükümlülüğü- davanın koşulları ışığındadeğerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda ulusal makamlarabaşvurmadaki gecikme, davanın karmaşıklığına ve söz konusu insan haklarıihlallerinin niteliğine bağlı olarak başvurucunun savunmasız bir durumdabulunduğu ve çok önemli olgusal veya hukuki meseleleri çözüme bağlayabilecekgelişmeleri beklemesinin makul olduğu hâllerde başvurunun kabuledilebilirliğini etkilemez (El Masri, § 142). Ağır nitelikteki insan haklarıihlallerinin dahi soruşturulmadığı bir korku ortamının mevcudiyeti, başvurunungeri çekilmesi veya değiştirilmesi konusunda yetkili makamların baskısı veyaihlale neden kamu görevlileri hakkında şikâyette bulunulması sonucunda bununbedelinin ödettirileceği korkusunun ortaya çıkmasına yol açan haklı nedenlerinvarlığı gibi hâllerdeki gecikmeler demakulgörülebilir (Benzer ve diğerleri/Türkiye,§ 131; Akdıvar ve diğerleri/Türkiye [BD], B. No:21893/93, 16/9/1996,§ 105).
69. Özen yükümlülüğünün ikinci kısmına-başvurucuların soruşturmanın etkili olmadığını fark eder etmez veya farketmesi gerekir gerekmez bireysel başvuruda bulunması ödevine- gelince AİHM, buaşamanın hangi noktada meydana geldiğinin tespiti meselesinin muhakkak kidavanın koşullarına bağlı olduğunu ve bunu her olay için net bir şekildesaptamanın güç olduğunu dile getirmiştir. AİHM, ölüme veya kötü muameleyeyönelik etkili soruşturma yürütülmediğinden şikâyet eden başvurucularayüklenecek bu özen yükümlüğünün ölçüsünü belirlerken bu iki tür durumarasındaki farklara rağmen büyük oranda bir ülkedeki uluslararası çatışma veyaolağanüstü hâl ortamında kayıp vakaları ile ilgili şikâyette bulunanbaşvuruculara yüklenen özen yükümlülüğüne dair yakın tarihli içtihatlardanhareket etmektedir (Varnava ve diğerleri, § 165; Türkan Yetişenve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No:21099/06, 10/7/2012, §§ 72-85; Er ve diğerleri, B. No: 23016/04,31/7/2012, § 52).
70. AİHM, yukarıda ifade edilen ilkeler çerçevesindebaşvurucunun hiçbir soruşturma başlatılmamış olduğunun, soruşturmanınhareketsiz kaldığının veya başka şekilde etkisiz hâle geldiğinin farkındaolduğunda ya da olması gerektiğinde, ayrıca bu olasılıkların her birinde gelecekte etkili bir soruşturmayürütülmesine dair yakın ve gerçekçi bir beklenti bulunmadığındaaşırı veya nedensiz yere geciken bireysel başvuruları, altı aylık başvurusüresinin geçmiş olması sebebiyle reddetmiştir (Narin/Türkiye, B. No: 18907/02, 15/12/2009§51; Aydınlar ve diğerleri/Türkiye(k.k), B. No: 3575/05, 9/3/2010).
71. Başka bir deyişle AİHM, soruşturmanın etkisizliği veyaeksikliği ile ilgili şikâyette bulunmak isteyen kişilerin başvurularını yapmakonusunda gereksiz yere gecikmemesini zaruri görmektedir. AİHM'egöre aradan hatırı sayılır bir süre geçtiğinde ve soruşturma faaliyetlerindeönemli gecikmeler ve fasılalar yaşandığında akrabaların (mağdurların) etkilibir soruşturma sağlanmadığını veya sağlanmayacağını anlaması gereken bir noktagelecektir (Mocanu ve diğerleri/Romanya, § 268).
72. Ancak bu noktada ifade edilmelidir ki AİHM, ölen kişininyakınları ile yetkili makamlar arasında şikâyetlere ilişkin anlamlı birtakımtemaslar olduğu ve bilgi talepleri yahut soruşturma tedbirlerinde ilerlemesağlanacağına dair bazı emareler veya gerçekçi ihtimaller bulunduğu sürecebaşvurucularda haksız gecikme düşüncesinin genelde uyanmayacağını da dilegetirmiştir. Buna karşılık AİHM'e göre bu durumlardadahi aradan bir süre geçtikten sonra ve araştırma faaliyetleri önemli derecedeağır işlerse veya kesintiye uğrarsa ölen kişinin yakınlarının etkili birsoruşturma yürütülmediği ve yürütülmeyeceğinin farkına varmalarının zamanıgelmiş demektir. Bu aşamaya ne zaman gelindiği ise zorunlu olarak davanınkendine özgü koşulları ile ilgilidir (Varnava ve diğerleri, § 165).
73. Diğer taraftan AİHM'e görebaşvurucularca etkili bir ceza soruşturmasının bulunmadığının farkında olunduğuya da olunması gerektiği durumun ortaya çıkmasından sonra soruşturma sürecindeyetkili makamlara başkaca soruşturma tedbirlerinde bulunma yönünde yeni biryükümlülük doğurmuş olan "yeni bir delil veya bilgi" ortaya çıkarsa bu durumda başvurunun süreaşımı nedeniyle reddedilemeyeceği de unutulmamalıdır (Brecknell/Birleşik Krallık, B. No: 32457/04, 27/11/2007,§ 71; Gürtekin ve diğerleri/Kıbrıs (k.k.),B. No:60441/13, 68206/13 ve 68667/13, 11/3/2014, § 21).
74. AİHM bu konuda son olarak olayailişkin uzun süre etkili yürütülmeyen ancak olaylarıaçıklığa kavuşturabilecek nitelikteki bir soruşturma kapsamında daönemli gelişmelerin yaşanabileceğinin gözardıedilemeyeceğini, esasında bu noktada özellikle savaş suçları ve insanlığa karşıişlenen suçlar bağlamında, faillerin yargılanması ve mahkûm edilmesinde kamumenfaatinin gözetilmesi nedeni ile olayların üzerinden yıllar geçtikten sonraortaya çıkma ihtimali olan yasa dışı öldürme eylemlerine ilişkin soruşturmayürütülmesi konusunda aşırı derecede kuralcı olmanın yersiz olduğunu dahatırlatmaktadır (Benzer ve diğerleri,§ 129; Brecknell/Birleşik Krallık, § 69).
75. Sonuç olarakAİHM etkili soruşturmayükümlülüğünün ihlal edildiği iddiasının ileri sürüldüğü bir başvuruda; süreyeilişkin kabul edilebilirlik kriterinin yerine getiripgetirilmediğini başvuruya konu olayın kendine özgü koşullarına, bu koşullaragöre başvurucu tarafından soruşturmaya gösterilen ilgi ve özenin derecesine,ayrıca ulusal düzeyde yürütülen soruşturmanın yeterliliğine bağlı olarakbelirlemektedir (Narin/Türkiye, §43).
4. Her Hâlükârda KabulEdilemez Bulunan Başvurulardaki İnceleme Usulü Yönünden
76. AİHM, her hâlükârda kabul edilemez bulduğu bazı başvurulardaher bir kabul edilemezlik kriteri yönünden ayrı bir inceleme yapmamış ve sadecebulduğu kabul edilemezlik nedeni yönünden değerlendirme yapmıştır (açıkçadayanaktan yoksun bulunan başvuruda iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkinitirazın incelenmediği kararlar için bkz. Kyriacou Tsiakkourmas ve diğerleri /Türkiye, B.No:13320/02, 2/6/2015, § 277; Eylem Kaya/Türkiye, B. No: 26623/07,13/12/2016, § 55).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
77. Mahkemenin 12/6/2018 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
78. Başvurucu; öldürülen yakınlarınınterör örgütüne yardım etmediklerini, hatta Akmeşe köyü yakınlarında meydanagelen çatışmada güvenlik güçlerine yardımcı olup bir teröristin ölü olarak elegeçirilmesine yardım ettiklerini, bu nedenle daha dikkatli ve itinalı korunmasıgereken yakınlarının devletçe korunmadığını, bundan dolayı yakınlarınınöldürüldüğünü, yakınlarının ölümü nedeniyle kendilerine tazminat daödenmediğini, ölüm olayıyla ilgili soruşturmada faillerin tespit edilemediğinive soruşturmanın zamanaşımına uğratıldığını ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu;olay yerinden elde edilen kırk beş kovandan on beşinin C.K. isimli kişininteslim ettiği silahtan, birinin ise H.T. isimli kişinin evinde yapılan aramadabulunan tüfekten atıldığına ilişkin raporlara dikkati çekip ölen O.Ç.nin başucuna bırakılan yazılı belge üzerinde parmak izidâhil herhangi bir inceleme yapılmadığını da iddia ederek Anayasa'da güvencealtına alınan bazı haklarının ihlal edildiğinden yakınmıştır.
B. Değerlendirme
79. Anayasa’nın "Kişinindokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı"kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasınınilgili bölümü şöyledir:
"Herkes,yaşama... hakkına sahiptir."
80. Anayasa’nın "Devletintemel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur vemutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devletive adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik vesosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi içingerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
81. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucununiddialarının özü, devletin koruma yükümlülüğünü ihlal etmesi nedeniyleyakınlarının öldürüldüğüne ve ölümlerle ilgili etkili bir ceza soruşturmasıyürütülmediğine ilişkindir. Bu nedenle başvuru, Anayasa'nın 17. maddesindegüvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmiştir.
82. Teröristlerce öldürülen yakınlarının şehit sayılmamasınedeniyle şehit ailesine sağlanan imtiyaz ve imkânlardan yararlandırılmadığına ilişkiniddialarını başvuru formunda dile getiren başvurucu, Anayasa'da güvence altınaalınan herhangi bir hakla irtibatlandırmadığı iddialarını hukuk sistemindemevcut adli makamlara taşıdığına dair herhangi bir belge ibraz etmemiştir. Bunedenle, başvurucunun anılan iddiaları yönünden ayrıca bir incelemeyapılmamıştır.
83. Yaşama hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybedenkişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyleölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 41). Somut başvurudabaşvurucunun O.Ç.nin torunu, Ö.Ç.ninoğlu, S.Ç., C.Ç. ve E.Ç.ninyeğeni olduğu UYAP aracılığıyla temin edilen aile nüfus kayıtlarındananlaşılmış ise de başvurucu ile Al. Ç. arasındaki herhangi bir yakınlıksaptanamamıştır. Bununla birlikte başvurunun bu kısmı aşağıda açıklanannedenlerle her hâlükârda kabul edilemez bulunduğundan başvurucunun mağdursıfatı ve bu bağlamda kişi bakımından yetkiye ilişkin kabul edilemezlik kriteri yönünden ayrıca bir değerlendirme yapmaya gerekolmadığı kanaatine varılmıştır.
84. Başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmesi ve bukuralla iç içe girmiş bulunan otuz günlük başvuru süresi kuralı bakımındanincelenmesi gerekir.
85. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmışöyledir:
“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır.”
86. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasışöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarınıntüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihtenitibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”
87. Öncelikle belirtmek gerekir ki anılan Anayasa ve Kanunmaddelerinde yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireyselbaşvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çareolmasının doğal sonucudur (Necati Gündüz veRecep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 20).
88. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınanayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hakihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenletemel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi,bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).
89. Tüketilmesi gereken başvuru yolları, başvurucununşikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözümsağlayabilecek nitelikteki kullanılabilir ve etkilibaşvuruyollarıdır. Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarakuygulanabilir bir kural olup bu kurala uygunluğun denetlenmesinde somutbaşvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuksisteminde birtakım başvuru yollarının varlığının değil aynı zamanda bunlarınuygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimdeele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvuru yollarının tüketilmesinoktasında başvurucuların kendisinden beklenebilecek her şeyi yerine getiripgetirmediklerinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A.,B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28).
90. İhlal iddiasını değerlendirmeye ve ihlal tespitiyapıldığında yeterli giderimi sağlamaya imkân tanıyan bir başvuru yolununbulunmaması hâlinde başvuru yollarının tüketilmesi kuralını uygulamak mümkünolmayacaktır (Yasin Ağca, B. No:2014/13163, 11/5/2017, § 121). Böyle bir durumdabaşvurucuların ihlali öğrendikleri tarihten itibaren otuz gün içinde bireyselbaşvuruda bulunmaları gerekmektedir.
91. Başvurucunun şikâyeti konusunda çözüm sağlayabilecek etkilibir başvuru yolunun mevcut olması hâlinde öncelikle bireysel başvuruda bulunmakve dava ile başvurularını takip etmek için gerekli özeni gösterme yükümlülüğübulunan başvurucular, en kısa sürede yetkili makamlara başvurmalıdır. Zirazaman geçtikçe delillerin kaybolma veyabozulmaihtimali artmakta ve gerçeklerin ortaya çıkması zorlaşmaktadır.
92. Öte yandan şikâyeti yetkili makamlara iletmenin imkânsızveya önemli ölçüde güç olduğu durumlar -ki bu durumların neler olduğu herbaşvuruda olay ve olgular ile başvurucunun tutumu nazara alınarak ayrıcadeğerlendirilmelidir-mevcutsa başvurucularınözenyükümlülüğünün ancak bahse konu durumların sona ermesinden itibaren başlayacağıkabul edilmelidir.
93. Yaşam hakkı ile ilgili bir soruşturmanın etkili olupolmadığı yönünden inceleme yapabilmek için -mutlak surette gerekli olmasa da-yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamumakamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi, bireysel başvuru ilegetirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş, B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).
94. Diğer taraftan başvurucular yetkili makamlara müracaatetmelerine rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsaveya başlatılan soruşturmada ilerleme yoksa yahut soruşturma artık etkisiz birhâl almışsa başvuruculardan soruşturmanın sonucunu beklemelerini istemek makulolmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucular, gerekli özeni göstermeli veşikâyetini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidir (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Zirasoruşturmanın etkililiğini sağlayacak bir başvuru yolu bulunmamaktadır. O hâldeanılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir(Yasin Ağca, § 121). Böyle birdurumda başvurucular, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardıklarıveya varmaları gerektiği andan itibaren otuz gün içinde bireysel başvurudabulunmalıdır. Doğal olarak başvurucuların etkili bir soruşturma yürütülmediğininne zaman farkına varmaları gerektiği her davanın şartlarına bağlı olarakdeğerlendirilecektir.
95. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut vericigelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu ve soruşturmanın ilerlemesinisağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvuruculardan başvuru yollarınıtüketmeden bireysel başvuruda bulunmaları da beklenmemelidir. Ancak bu hâldedahi soruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucular, durumunfarkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içindebireysel başvuruda bulunmalıdırlar.
96. Son olarak ifade etmek gerekir ki soruşturmanınetkisizliğinin fark edildiği veya fark edilmesi gerektiği andan itibaren süresiiçinde bireysel başvuru yapılmayıp zamanaşımı süresinin dolması nedeniylekovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin beklenmesi hâlindesoruşturmaya konu olayın üzerinden geçen uzun zaman gerçeklerin ortayaçıkmasını zorlaştıracak ve neredeyse imkânsızlaştıracaktır. Böyle bir durumdaAnayasa Mahkemesi, devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyupuymadığını inceleyemeyecek; yaşam hakkının usul boyutu yönünden yapacağıdeğerlendirmede yeniden yargılamaya karar veremeyecek ve şartlarıgerçekleştiğinde sadece ihlali tespit edip tazminata hükmedebilecektir. Oysaölüm olayının sebep ve koşulları ile sorumluların tespitine imkân verenetkinlikte bir soruşturma yapılması ve gerektiği takdirde sorumlularıncaydırıcı bir ceza ile cezalandırılmaları için yeniden yargılamaya kararverilebilmesinin benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde oynadığı rolünbüyüklüğü tartışılmazdır.
97. Somut olayda yaşanan elim hadiseyleilgili olarak resen soruşturma başlatılmış, ölü muayene ve otopsi işlemleriyapılmış, olayla ilgili bilgi sahibi olabilecek kişilerin ifadelerinebaşvurulmuş ve olay yerinden elde edilen mermi kovanlarının hangi ateşlisilahtan atıldığına dair farklı soruşturma dosyaları üzerinden alınan balistikraporlar soruşturma evrakı arasınaalınmıştır (bkz. §§10-24). Ancak10/4/1990 tarihinde Tosuntarlaköyünde meydana gelen ve yedi kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda kullanılankırk beş mermi kovanından ikisinin 15/11/2007 tarihinde Şırnak ili Bestler Dereler bölgesi 1.633 rakımlı tepe mevkiinde elegeçirilen tüfeklerden birinden atıldığına dair 10/3/2008 tarihli Kriminal Laboratuvaruzmanlıkraporundan sonra gerek DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca gerekse CumhuriyetBaşsavcılığınca olayın aydınlatılmasına ve faillerin tespitine yönelik herhangibir soruşturma işlemi yapılmamış, yalnızca faillerin tespitine çalışıldığıyönünde kolluk görevlilerince düzensiz aralıklarla tutulan ve zamanla sıradanhâle gelen tutanaklar soruşturma evrakı arasına alınmıştır.
98. Yakınlarının öldürülmeleri ile ilgili şikâyetini yetkilimakamlara iletmede veya soruşturmanın etkisizliğiyle ilgili bireysel başvuruyapmada güçlük çektiği yönünde herhangi bir iddiası bulunmayan başvurucu,yaşanan elim olayla ilgili şikâyetini yetkili makamlara iletmemiş ve yetkilimakamlardan soruşturmayla ilgili herhangi bir talepte -1/12/2010tarihinde soruşturma dosyasının fotokopisini istemesi hariç- bulunmamıştır.Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici bir gelişme yaşanmamış vesoruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı bir tedbir de alınmamıştır.
99. Olayın aydınlatılmasına ve faillerin tespitine yönelik sonişlemin 10/3/2008 tarihli KriminalLaboratuvar uzmanlık raporu olduğunu gözetip başvuru formunda uygun ve yeterlibir soruşturma yapılmadığını belirterek soruşturmanın etkisiz yürütüldüğünün zatenfarkında olduğunu ortaya koyan başvurucunun bireysel başvuruda bulunmak içinsoruşturmanın sonuçlanmasını beklemesinin gerekmediğini ve bireyselbaşvuruların kabul edilmeye başlandığı 23/9/2012 tarihinden sonra başvuru yapmaimkânının bulunduğunu dikkate alan Anayasa Mahkemesi, kovuşturmaya yerolmadığına dair karar verilmesine yapılan itirazın reddedilmesinden sonra17/7/2014 tarihinde yapılanbaşvurunun, süresindeyapılmış bir başvuru olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varmıştır.
100. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. Yaşama hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 12/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.