TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
S.E. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/40178)
Karar Tarihi: 26/2/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
RESEN GİZLİLİK KARARI VERİLDİ
Başkan
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucu
:
S.E.
Vekili
:
Av. Gönül ÜLGEN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, velayeti annesinde olan çocuğun annenin soyadınıtaşıması talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygıhakkı ile birlikte incelenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 18/12/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
9. Başvurucu bireysel başvuru formunda, G.K. ile resmi nikâholmaksızın evlendiğini ve daha sonra ayrıldığını, bu beraberlikten 26/7/2011doğumlu bir çocuğunun dünyaya geldiğini belirtmiştir.
10. Başvurucu, çocuğun babasının G.K. olduğunun tespiti ilesoybağının düzeltilmesi, iştirak nafakasına hükmedilmesi ve çocuğun annesoyadını kullanmasına karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Davadilekçesinde başvurucu birlikte yaşadığı G.K.nın kendisini terkettiğini,müşterek çocuğu kabul etmediğini, çocuğun bakımı için hiçbir maddi yardımdabulunmadığını ifade etmiştir.
11. Van Aile Mahkemesi (Mahkeme) Adli Tıp Kurumundan (ATK)alınan bilirkişi raporu ve toplanan diğer deliller çerçevesinde çocuğunbabasının G.K. olduğunu tespit etmiş, nüfusta babanın kütüğüne tesciline veiştirak nafakası ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca çocuğun, annesiolan başvurucunun soyadını kullanmasına hükmetmiştir.
12. Söz konusu kararın çocuğun annesinin soyadını taşımasınaizin verilmesine ilişkin kısmı Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 5/3/2015 tarihlikararıyla bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde, 27/12/1934 tarihli ve 2891sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Soyadı Nizamnamesi'nin (Soyadı Nizamnamesi)29/4/2009 tarihli ve 27214 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Tüzükle değişik15. maddesi uyarınca evlilik dışında doğmuş çocukların, ana ve babanınbirbirleri ile evlenmesi veya babalarının tanıması ya da hâkimin babalığa kararvermesi ile babanın soyadını alacağı belirtilmiştir.
13. Mahkeme 15/2/2016 tarihinde, bozma kararına uyarak çocuğunannesinin soyadını kullanması yönündeki talebin reddine karar vermiştir. Bukarar Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 8/11/2017 tarihli kararıyla onanmıştır.Karar 7/12/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu 18/12/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
15. İlgili hukuk için bkz. Nurcan Yolcu (GK), B. No: 2013/9880,11/11/2015, §§ 13-15, 38; Gülbu Özgüler(GK), B. No: 2013/7979, 11/11/2015, §§ 13-15, 45; Deniz Altınbaş ve diğerleri, B. No: 2014/2033, 26/10/2017,§§ 15-23.
16. Soyadı Nizamnamesi'nin değişik 15. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“...Evlilik dışında doğan çocuklar,analarının soyadını alırlar. ...Evlilik dışında doğmuş çocuklar, ana ve babanınbirbirleri ile evlenmesi veya babalarının tanıması ya da hakimin babalığa kararvermesi ile babanın soyadını alır.”
17. 4721 sayılı Kanun'un 321. maddesinin birinci fıkrasında yeralan "Çocuk, ana ve baba evli iseailenin; evli değilse ananın soyadını taşır. " hükmünde ''evli değilse ananın" ibaresiAnayasa Mahkemesinin 2/7/2009 tarihli ve E.2005/114, K.2009/105 sayılı kararıile iptal edilmiştir.
18. 21/6/1934 tarihli ve 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 4.maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocukanasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır”şeklindeki hüküm Anayasa Mahkemesinin 8/12/2011 tarihli ve E.2010/119, K.2011/165sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
19. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/3/2015 tarihli veE.2013/18-1755, K.2015/1039 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“…Yukarıda yapılan açıklamaların ışığındaçocuk reşit oluncaya kadar veya baba Türk Medeni Kanunu'nun 27. maddesindekikoşulları kanıtlayarak soyadını değiştirmedikçe soyadı değiştirme mümkündeğildir. Sadece boşanma ve velayet hakkı anneye çocuğun soyadı değişikliğiiçin dava açma hakkı vermez.”
B. Uluslararası Hukuk
20. 25/6/1985 tarihli ve 18792 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan18/12/1979 tarihli Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın ÖnlenmesiSözleşmesi’nin 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“1. Taraf Devletler kadınlara karşı evlilikve aile ilişkileri konusunda ayrımı önlemek için gerekli bütün önlemlerialacaklar ve özellikle kadın-erkek eşitliği ilkesine dayanarak kadınlaraaşağıdaki hakları sağlayacaklardır:
…
d) Medeni durumları ne olursa olsun, anne vebaba olarak çocuklarla ilgili konularda aynı haklara ve yükümlülüklere sahipolma; her hal ve karda çocukların menfaatlerine üstünlük tanınır.”
21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme)) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına,konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamumakamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik birtoplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzeninkorunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarınınhak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda sözkonusu olabilir."
22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 8.maddesinin ad ve soyadı konusunda açık bir hüküm içermediğini belirtmekleberaber, kişinin kimliğinin ve aile bağlarının belirlenmesinde kullanılan biraraç olması nedeniyle belirli bir dereceye kadar diğer kişilerle ilişki kurmayıda içeren özel hayata ve aile hayatına saygı hakkıyla ilgili olduğunu ve birkamu hukuku konusu olarak toplumun ve devletin adların düzenlenmesi konusuylailgilenmesinin bu unsuru özel hayat ve aile hayatı kavramlarındanuzaklaştırmayacağını kabul etmektedir. AİHM’e göre soyadı, mesleki bağlamınyanı sıra bireylerin özel ve aile hayatında diğer insanlarla sosyal, kültürelya da diğer türden ilişkiler kurabilmesi için önemli olup, onları dış dünyayatanıtma fonksiyonunu üstlenmektedir (Burghartz/İsviçre,B. No: 16213/90, 22/2/1994, § 24; Stjerna/Finlandiya,B. No: 18131/91, 25/11/1994, § 37; Niemietz/Almanya,B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29).
23. AİHM içtihadına göre ayrımcılık yasağı, nesnel ve makul birgerekçe olmaksızın, konuyla ilgili olarak benzer durumda olan kişilere farklımuamelede bulunulması şeklinde tanımlanmaktadır. AİHM, Sözleşme’nin 14.maddesinin diğer bağımsız maddeler tarafından güvence altına alınan hak veözgürlüklerin kullanılmasında ayrımcılığa karşı koruma sağladığını ancak herfarklı muamelenin bu maddeye aykırı olmayacağını, eşdeğer ya da benzer birkonumdaki diğer bireylere imtiyazlı muamele yapıldığının ve bu farkınayrımcılık teşkil ettiğinin kanıtlanmasının gerekli olduğunu, bu kapsamdafarklı bir muamelenin 14. maddeye aykırı olması için nesnel ve makul birnedeninin olmaması gerektiğini, böyle bir nedenin varlığının demokratiktoplumlarda geçerli olan ilkelere göre değerlendirileceğini, bu bağlamdaSözleşme’nin güvenceye aldığı bir hakkın kullanımındaki farklı bir muameleninmeşru bir amacı olmasının da yeterli olmadığını belirtmektedir. AİHM'e görekullanılan yöntem ile gerçekleştirilmesi istenilen amaç arasında makul biroransal bağ olması da zorunludur. Mahkeme, taraf devletlerin benzer durumlararasındaki farklılıkların hangi hâllerde farklı bir muameleyi gerekli kıldığınıbelirlemede bir dereceye kadar takdir hakkına sahip olduğunu, bununla birlikteönemli bir ayrımcılık temeli olan cinsiyete dayalı farklı bir muameleninSözleşme’ye uygun olduğunun kabul edilebilmesi için çok geçerli nedenlersunulması gerektiğini vurgulamaktadır (ÜnalTekeli/Türkiye, B. No: 29865/96, 16/11/2004, §§ 49-53; Zarb Adami/Malta, B. No: 17209/02,20/6/2006, §§ 71-74).
24. AİHM, evlilik bağı içinde doğan çocuğa babanın soyadınınverilmesinin tek başına Sözleşme'yi ihlal etmeyeceğini, ancak bu kuralın hiçbiristisnasının kabul edilmemesinin kadınlar yönünden aşırı katı ve ayrımcıolduğunu vurgulamıştır. AİHM, çocuğun annenin soyadını doğumdan itibarenseçebilme imkânı olmamasının temelde cinsel eğilimli bir ayrımcılık teşkilettiğine karar vermiş ve Sözleşme'nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14.maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Cusanve Fazzo/İtalya, B. No: 77/07, 7/1/2014, § 67).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 26/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
26. Başvurucu; yargı kararıyla babalığın tespit edilmesinerağmen G.K.nın çocuk ile hiçbir ilişkisinin bulunmadığını ve çocuğureddettiğini, G.K.nın çocuğun kendi soyadını kullanması talebinin de olmadığını,çocuğu ile birlikte iki kişilik bir aile olduklarını, çocuğun ilkokul ikincisınıfta okuduğunu, annenin soyadı ile tanındığını, bu yaşında soyadınındeğiştirilmesinin çocuk üzerinde olumsuz etkileri olacağını belirtmiştir.Başvurucu ayrıca çocuğun velayetinin kendisinde olduğunu ve velayetin soyadınıbelirleme hakkını da kapsadığını, erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınansoyadı hakkının kadına tanınmamasının ayrımcılık teşkil ettiğini, AnayasaMahkemesinin emsal kararlarında eşitlik ilkesinin ihlal edildiğinin tespitedildiğini ifade ederek, bu nedenlerle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkıile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Bakanlık görüşünde; AİHM kararlarında soyadı alınmasındacinsiyete bağlı ayrımcılığın ortadan kaldırılması gerektiğinin vurgulandığı,yeni doğanların nüfusa kayıt sırasında sadece babanın soyadını alabileceğişeklindeki kuralların kadınlara yönelik çok katı ve gereksiz bir uygulamaolarak değerlendirildiği ve çocuğun annenin soyadını almasının engellenmesinincinsiyete dayalı ayrımcılık olduğunun belirtildiği ifade edilmiştir. Bakanlıkgörüşünde ayrıca konuyla ilgili Anayasa Mahkemesi kararlarına da detaylı olarakyer verilmiştir.
B. Değerlendirme
28. Anayasa'nın "Özelhayatın gizliliği" kenar başlıklı 20. maddesinin birincifıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ... saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir..."
29. Anayasa'nın "Aileninkorunması ve çocuk hakları" kenar başlıklı 41. maddesininilgili kısımları şöyledir:
"Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşlerarasında eşitliğe dayanır.
...
Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma,yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudanilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.
..."
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
31. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin özelhayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.Bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru hâline gelen,birey olarak kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri vevazgeçilmez, devredilmez, kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı olan isimve soyadı hakkının da kişinin özel hayatının bir unsuru olduğu açıktır.Dolayısıyla cinsiyet, doğum kaydı gibi kimlik bilgileri ve aile bağlarıylailgili bilgiler ile bunlarda değişiklik ve düzeltme yapılmasını isteme hakkınınyanı sıra isim ve soyadı hakkı da Anayasa'nın 20. maddesi kapsamındadır (isimhakkı ile ilgili olarak bkz. Hacı AhmetEskikanbur, B. No: 2015/2944, 9/1/2019, § 27). Somut başvurudaolduğu gibi velayeti anneye verilen çocuğun annenin soyadını alması yönündekitalep, velayet hakkı ve bu kapsamdaki yetkilerin kullanımı ile ilgiliolduğundan Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygıhakkı kapsamında ele alınmalıdır. Bu bağlamda, eşitlik ilkesinin ihlal edildiğiiddiası da bulunduğundan somut başvurunun Anayasa'nın 20. maddesiyle bağlantılıolarak Anayasa'nın 10. maddesi çerçevesinde incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir (benzer konuda bkz. GülbuÖzgüler [GK], B. No: 2013/7979, 11/11/2015, § 37).
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ailehayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
33. Anayasa'nın 10. maddesinin birinci fıkrasında "dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce,felsefî inanç, din ve mezhep" sebeplerine dayanılarak ayrımyapılamayacağı belirtildikten sonra fıkranın devamında "benzeri sebeplerle" de ayırımgözetilmeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda Anayasa'nın ismen saydığı farklımuamele türlerini daha önemli gördüğü ve bu tür muamelelerin ancak çok önemli gerekçeler ileri sürüldüğütakdirde haklı kılınabileceği açıktır. Farklı muamele ne kadar ciddi kabuledilirse devletin bu farklı muameleyi haklı kılmak için daha önemli gerekçelersunması gerekir. Başka bir deyişle potansiyel olarak ciddi bir ayrımcılık sözkonusu olduğunda genellikle devlete tanınan takdir alanı daha dar olacaktır (Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256,25/6/2014, §§ 145, 146). Cinsiyete dayalı ayrımcılık da uluslararası metinlerdeve Anayasa'da açıkça yer verilen önemli bir ayrımcılık temelidir (Nurcan Yolcu [GK], B. No: 2013/9880,11/11/2015, § 36; Gülbu Özgüler, §43).
34. Anayasa'da ayrımcılık yasağının bir tanımı yapılmamaklabirlikte, Anayasa Mahkemesi içtihadında sıklıkla "Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksaldurumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksaleşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerinyasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasınıve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişive topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlaliyasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlıtutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya datopluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynıhukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursaAnayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez." şeklindekitespitlere yer verildiği görülmektedir (AYM, E.2009/47, K.2011/51, 17/3/2011).
35. Anayasa Mahkemesi 8/12/2011 tarihli ve E.2010/119,K.2011/165 sayılı kararında, eşitlik ilkesinin aynı konumda bulunan kadın veerkeğin yasalar önünde eşit haklara sahip olmasını gerektirdiğini, kişinincinsiyeti nedeniyle karşı cinse göre ayrıcalıklı duruma getirilmesinin builkeye aykırılık oluşturacağını, eşitliğin bireyler arasındaki farklılıklarıngözardı edilerek herkesin her bakımdan aynı kurallara bağlı tutulması anlamındada algılanamayacağını, kimi kişilerin başka kurallara bağlı tutulmalarında haklınedenler varsa, yasa önünde eşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilemeyeceğinibelirtmiştir. Bu çerçevede yaradılış ve işlevsel özelliklerin zorunlu kıldığıbazı ayrımların haklı bir nedene dayandığı ölçüde eşitliği bozmadığı hâlde,sadece cinsiyete dayalı ayrımların eşitlik ilkesine açık bir aykırılıkoluşturduğu vurgulanmıştır (AYM, E.2010/119, K.2011/165, 8/12/2011).
36. Velayet hakkı ve bu hakka ilişkin yetkilerin kullanımı dadâhil olmak üzere cinsiyetler arası eşitlik ve cinsiyete dayalı ayrımcılıklailgili hususlar, insan hakları ile ilgili birçok uluslararası hukuk belgesindede yer almaktadır. Türkiye'nin 4/6/2003 tarihinde onayladığı, Medeni ve SiyasiHaklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 23. maddesinin (4) numaralıfıkrasında taraf devletlerin; eşlerin evlenirken, evlilik süresince veevliliğin sona ermesinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olmalarını sağlamakiçin gerekli tedbirleri alacakları; Kadınlara Karşı Her Türlü AyrımcılığınOrtadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme'nin 16. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (g) bendinde ise yine taraf devletlerin kadınlara karşı evlilik veaile ilişkileri konusunda ayrımı önlemek için gerekli bütün önlemlerialacakları ve özellikle kadın erkek eşitliğine dayanılarak -aile adı, meslek veiş seçimi dâhil- her iki eş için geçerli, eşit kişisel haklar sağlayacaklarıdüzenlemesine yer verilmiştir (AytenYıldırmaz, B. No: 2014/1826, 20/7/2017, § 39).
37. Çeşitli hukuk sistemlerinde koruma, bakım ve gözetim hakkıveya benzer terimlerle ifade edilen velayet hakkı kapsamında, çocuğun soyadınıbelirleme hakkı da yer almakta olup söz konusu hukuki değer velayet hakkınınifası ve bu bağlamda aile bağlarının sürdürülmesi konusundaki fonksiyonunedeniyle aile hayatına saygı hakkının sağladığı güvence kapsamında yeralmaktadır (Nurcan Yolcu, § 31).
38. Evliliğin feshi veya boşanma hâllerinde çocuk anasınaverilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alacağını belirten 2525sayılı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi, AnayasaMahkemesinin 8/12/2011 tarihli ve E.2010/119, K.2011/165 sayılı kararı ileAnayasa'nın 10. ve 41. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir. İptalkararının gerekçesinde, kadın ve erkeğin evlilik süresince ve evliliğin sonaermesinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olmaları gereğine yer verenuluslararası sözleşme hükümlerine de atıf yapılmış; eşlerin, evliliğin devamıboyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynıhukuksal konumda oldukları, erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğunsoyadını seçme hakkının kadına tanınmamasının, velayet hakkının kullanılmasıbakımından cinsiyete göre ayırım yapılması sonucunu doğuracağı belirtilmiştir(AYM, E.2010/119, K.2011/165, 8/12/2011).
39. Bunun yanı sıra Anayasa Mahkemesi, boşanmış eşlerinçocuklarının soyadının belirlenmesi noktasında velayet hakkının kullanılmasıbakımından kadın ve erkek arasında farklı şekilde gerçekleştirilen işlemlereyönelik uyuşmazlıkların konu edildiği başvuruları detaylı şekilde ele almış vegenel ilkeleri belirleyerek bir sonuca ulaşmıştır. Söz konusu kararlardaeşlerin evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak veyükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumda olduğu, erkeğe velayet hakkıkapsamında tanınan çocuğun soyadını belirleme hakkının kadına tanınmamasınınvelayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete dayalı farklı bir muameleoluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır (NurcanYolcu, § 49-51).
40. Anayasa'nın 41. maddesinin gerekçesinde evlilik bağı içindeve dışında doğan çocuklar arasında ayrım gözetilmemesi esasının benimsendiği,bu sonucun esasen eşitlik ilkesinden de çıkarılabileceği belirtilmiştir.Dolayısıyla Anayasa'nın 41. maddesi, evlilik dışında doğan çocuklarınkorunmasını devlete bir ödev olarak yüklemiştir (AYM, E.2005/114, K.2009/105,2/7/2009).
41. Anayasa Mahkemesi kararlarında Anayasa'nın 41. maddesi ve10. maddesine atıfla evlilik bağı içinde doğan çocuklarla evlilik dışı doğançocuklar arasında ayrım yapılmaması ilkesi de vurgulanmıştır (AYM, E.2005/114,K.2009/105, 2/7/2009; AYM, E.1990/15, K. 1991/5, 28/2/1991; AYM, E.1987/1,K.1987/18, 11/9/1987).
b. İlkelerin OlayaUygulanması
42. Yukarıda yer verilen ilkeler kapsamında somut başvuruaçısından tespiti gereken hususlar, başvurucuya ayrımcı bir muamelede bulunulupbulunulmadığı, varsa bu muamele farklılığının haklı ve objektif gerekçeleredayanıp dayanmadığı ve kullanılan yöntem ile gerçekleştirilmesi istenilen amaçarasında makul bir oransal bağın kurulup kurulmadığıdır.
43. Somut olayda başvurucu, çocuğunun babasının G.K. olduğununtespiti ile soybağının düzeltilmesi, iştirak nafakasına hükmedilmesi ve çocuğunanne soyadını kullanmasına karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Derecemahkemesi ATK'dan alınan bilirkişi raporu ve toplanan diğer delillerçerçevesinde çocuğun babasının G.K. olduğunu tespit etmiş, nüfusta babanınkütüğüne tesciline ve iştirak nafakası ödenmesine karar vermiştir. Mahkemeayrıca çocuğun annesi olan başvurucunun soyadını kullanmasına hükmetmiştir.Hâkimin babalığa karar vermesi ile çocuğun babanın soyadını alacağıgerekçesiyle Yargıtay tarafından ilk derece mahkemesinin kararı bozulmuş vebozmaya uyan derece mahkemesi aynı gerekçeyle çocuğun babanın soyadınıtaşımasına hükmetmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesi dahaönce, erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme hakkınınkadına tanınmamasının, velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete göreayırım yapılması sonucunu doğuracağını belirtmiştir (AYM E.2010/119,K.2011/165, 8/12/2011). Somut olayda hâkim kararıyla babalığa hükmedilen herdurumda çocuğa sadece babanın soyadının verileceğinin kabul edildiği, haklınedenler bulunması durumunda dahi anneye çocuğa soyadını verme imkânıtanınmadığı görülmektedir. Bu bakımdan olayda erkeğe velayet hakkı kapsamındatanınan çocuğun soyadını belirleme hakkının kadına tanınmamasının, velayethakkının kullanılması bakımından cinsiyete dayalı farklı bir muamele teşkilettiği açıktır (Nurcan Yolcu, §46; Gülbu Özgüler, § 53).
44. Söz konusu farklı muamelenin nesnel ve makul bir gerekçeyedayanıp dayanmadığının tespiti bakımından derece mahkemelerinin karargerekçelerine bakıldığında Soyadı Nizamnamesi'nin 15. maddesi uyarınca evlilikdışında doğmuş çocukların, hâkimin babalığa karar vermesi ile babanın soyadınıalacağı hükmüne dayanıldığı görülmektedir. Evlilik dışında dünyaya gelen vevelayeti annede bulunan çocuğun annenin yanında kalacağı ve onun gözetimindeyetiştirileceği dikkate alındığında çocuk ile annenin farklı soyadları taşımasısosyal hayatta özellikle sağlık, eğitim, ulaşım gibi alanlarda birtakımzorluklara sebebiyet verecektir. Annenin, yetkililerin neden soyadı kendisoyadından farklı olan çocukla birlikte bulunduğu yönündeki sorularıylakarşılaştığı ve her seferinde evlilik dışı ilişki veya boşanma gibi bütünüyleözel hayatına ilişkin hususları açıklamak zorunda bırakıldığı bilinmektedir.Olayda başvurucu da yargı kararıyla babalığın tespit edilmesine rağmen G.K.nınçocuk ile hiçbir ilişkisinin bulunmadığını ve çocuğu reddettiğini, G.K.nınçocuğun kendi soyadını kullanması talebinin de bulunmadığını belirtmiş olmasınarağmen derece mahkemelerinin kararlarında başvurucunun iddialarına yönelik birdeğerlendirme bulunmadığı görülmektedir. Bu bakımdan olayda cinsiyete dayalıfarklı bir muamelenin söz konusu olması ve bu farklılığı haklı kılacak önemlinedenlerin ortaya konulması gereğine rağmen belirtilen muamele farklılığınıhaklı gösterecek nitelik ve kapsamda bir gerekçeye yer verilmediğianlaşılmaktadır.
45. Çocuğun bir aileye mensubiyetinin belirlenmesi amacıyla birsoyadı taşıması ile nüfus kütüklerindeki kayıtların güvenilirliği veistikrarının sağlanmasında, çocuğun ve kamunun açık bir menfaati bulunmaklabirlikte, çocuğun soyadına ilişkin belirlemelerde yalnızca babanın soyadınınesas alınması ve bunun sürdürülmesi suretiyle öngörülen farklılık karşısında,annenin soyadının çocuğa verilmesinin söz konusu menfaatlerin tesisine nasılbir olumsuz etkide bulunacağının yargısal makamlarca açıklanmadığı tespitedilmiştir (Nurcan Yolcu, § 49).
46. Boşanma sonrası velayet hakkı tanınan anne veya babalartarafından somut başvuruya benzer mahiyetteki taleplerin sıklıkla yargısalkararlara konu edildiği, söz konusu yargı kararlarının gerekçelerinde mevzuattaçocuğun velayetinin verildiği kişinin soyadını taşıyacağı yönünde bir düzenlemebulunmadığı, velayet hakkı tanınmış olmasının anneye çocuğun soyadı değişikliğiiçin dava açma hakkı vermediği ve çocuk reşit oluncaya kadar veya baba 4721sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca soyadını değiştirmediği sürece çocuğunsoyadının değiştirilmesinin mümkün olmadığı yönündeki tespitlere yer verilerekbenzer bir yaklaşımın benimsendiği anlaşılmaktadır (Yargıtay Hukuk GenelKurulu, E.2013/18-1755, K.2015/1039, 13/3/2015).4721 sayılı Kanun'un 27.maddesi uyarınca haklı sebeplerin varlığı hâlinde hâkim kararıyla kişilerinsoyadını değiştirmesi mümkün bulunmasına rağmen Yargıtay içtihadında velayethakkı tanınmış olmasının anneye çocuğun soyadı değişikliği için dava açma hakkıvermediği ve çocuk reşit oluncaya kadar veya baba 4721 sayılı Kanun'un 27.maddesi uyarınca soyadını değiştirmediği sürece çocuğun soyadınındeğiştirilmesinin mümkün olmadığı kabul edilmektedir. Bu bakımdan yargımercilerinin söz konusu yorumları nedeniyle annenin çocuğun soyadını değiştirmeyönündeki taleplerinin haklı nedenlere dayalı olduğunu dahi mahkemeler önündedinletebilmesi bütünüyle engellenmektedir. Dolayısıyla çocuğun soyadıbakımından benimsenen kuralın hiçbir istisnasının kabul edilmemesi ve haklısebepler bulunduğunu ileri sürmeye dahi imkân vermeyecek şekilde aşırı katıyorumlanması aile hayatına saygı hakkı ile kamu düzeni amacı arasında adildenge sağlamaktan uzak olup ayrımcılık yasağını ihlal etmektedir.
47. Açıklanan gerekçelerle aile hayatına saygı hakkı ilebirlikte ele alınan ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
48. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
49. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini istemiş ve tazminattalebinde bulunmuştur.
50. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875,7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadankaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir Mahkeme diğer birkararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesininsonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibiilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaretetmiştir(Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
51. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§55, 57).
52. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda AnayasaMahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile AnayasaMahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendiuyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamayapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılanyasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak,ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran vebireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenleAnayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılamakararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundanfarklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabulhususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle birkarar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebinibeklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılamakararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleriyerine getirmektir (Mehmet Doğan,§§ 58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2),§§ 57-59, 66-67).
53. İncelenen başvuruda derece mahkemeleri tarafından mevzuathükümlerinin katıbir şekilde yorumlanması nedeniyle başvurucunun Anayasa'nın20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı ile birlikte elealınan Anayasa'nın 10. maddesinde tanımlanan ayrımcılık yasağının ihlaledildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararındankaynaklandığı anlaşılmıştır.
54. Bu durumda aile hayatına saygı hakkı ile birlikte ele alınanayrımcılık yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılamaise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50.maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılamakararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenlerigideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesindenibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzereVan Aile Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
55. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamanınyeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddinekarar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
56. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizliTUTULMASINA,
B. Aile hayatına saygı hakkıyla birlikte ele alınan ayrımcılıkyasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan ailehayatına saygı hakkıyla birlikte ele alınan Anayasa'nın 10. maddesindetanımlanan ayrımcılık yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin aile hayatına saygı hakkıyla birlikteincelenen ayrımcılık yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmak üzere Van Aile Mahkemesine (E.2015/350, K.2016/51)GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam3.257,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE26/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.