TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
SEDAT HASPOLAT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/12849)
Karar Tarihi: 20/7/2017
R.G. Tarih ve Sayı: 27/9/2017 - 30193
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Recai AKYEL
Raportör
:
Ayhan KILIÇ
Başvurucu
:
Sedat HASPOLAT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; topluluk sigortası kapsamında ödenen yaşlılıkaylığının kesilmesi ve önceden ödenenlerin de iadesi yolunda işlem tesisedilmesi, bu işlem üzerine topluluk sigortasına ödenen primlerin iadesiistemiyle açılan davada iadesine hükmedilen primlerin güncellenmemesinedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/8/2014 tarihindeyapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, 1946 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.
9. Başvurucu, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlarda öğretmenolarak görev yapmıştır. Başvurucu aynı zamanda öğretmenlik görevinden artakalan zamanlarda serbest avukatlık faaliyetinde bulunmuştur.
10. Başvurucu, Emekli Sandığı yanında 17/7/1964tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 86. maddesinde düzenlenentopluluk sigortasına tabi olmuş ve 1/1/1980 ile 29/5/2001 tarihleri arasındaavukatlık hizmetlerinden dolayı topluluk sigortasına toplam 7608 iş günükarşılığı prim ödemesi yapmıştır.
11. Başvurucu, öğretmenlikten 15/9/1994tarihinde emekli olmuş ve bu tarihten itibaren Emekli Sandığı tarafındanbaşvurucuya emeklilik aylığı bağlanmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)tarafından başvurucuya 506 sayılı Kanun’un 86. maddesi uyarınca 1/8/2002 tarihinden itibaren topluluk sigortası kapsamındayaşlılık aylığı ödenmeye başlanmıştır.
12. Emekli Sandığı ile yapılan yazışmalar sonucunda başvurucunun1/1/1967-1/7/1967 ve 1/1/1970-15/9/1994 tarihleriarasında Emekli Sandığına tabi hizmetlerinin olduğu ve 15/9/1994 tarihindenitibaren de kendisine Emekli Sandığı tarafından emeklilik aylığı bağlandığıanlaşılmıştır.
13. SGK İstanbul İl Müdürlüğünün (İl Müdürlüğü) 31/3/2008 tarihli işlemiyle 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılıAvukatlık Kanunu'nun 188. maddesine atıfta bulunularak başvurucunun aynızamanda Emekli Sandığından da yararlandığı gerekçesiyle topluluk sigortasıkapsamındaki yaşlılık aylığı ödemeleri durdurulmuştur. Aynı işlemde 1/8/2002 ile 21/4/2008 tarihleri arasında ödenen toplam33.096,12 TL'lik yaşlılık aylığının 1/1/1980 ile 29/5/2001 tarihleri arasındaödenen primler mahsup edildikten sonra kalan kısmının tahsilinin sağlanmasıiçin gereken işlemlerin yapılması istenmiştir.
14.İl Müdürlüğünün 31/3/2008 tarihlibaşka bir yazısıyla başvurucudan -33.096,12 TL borcu ödemek üzere- en kısa zamandaİl Müdürlüğüne müracaatı istenmiştir.
A. Yaşlılık AylığınınKesilmesi ile Geçmişe Yönelik Borç Çıkarılmasına İlişkin İşleme Karşı AçılanDavalar
15. Yaşlılık aylığının kesilmesi ve geçmişe yönelik 33.096,12 TLborç çıkarılmasına ilişkin 31/3/2008 tarihli işleminiptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle başvurucu tarafından İstanbul 8.İdare Mahkemesinde iptal davası açılmıştır. Anılan Mahkemenin 14/7/2008 tarihli kararıyla davanın görev yönünden reddinekarar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan temyiz istemi, Danıştay Onbirinci Dairesinin 22/4/2009tarihli kararıyla reddedilerek karar onanmıştır.
16. Başvurucu 12/8/2008 tarihinde aynıişleme karşı İstanbul 7. İş Mahkemesinde de dava açmıştır. Başvurucu, davadilekçesinde emekli aylıklarının ödenen primlerin neması niteliğinde olduğunuve kesilemeyeceğini ileri sürülmüştür.
17. Anılan Mahkemece 16/12/2009tarihinde dava reddedilmiştir. Kararda, 1136 sayılı Kanun'un 188. maddesi uyarıncaEmekli Sandığına tabi olarak çalışıldığı sürelerde yatırılan topluluk sigortasıprimlerinin geçerli olmadığı ve ayrıca Emekli Sandığına tabi olarak emekliolunduktan sonra topluluk sigortasına tabi olunmasının mümkün olmadığıgerekçelerine dayanılmıştır.
18. Değinilen karar, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin (Daire) 13/5/2010 tarihli kararıyla onanmıştır.
B. Başvurucu AleyhineBaşlatılan İcra Takibi ve Açılan İtirazın İptali Davası
19. İl Müdürlüğü tarafından 1/6/2009tarihinde Şişli 2. İcra Müdürlüğünde başvurucu aleyhine 33.096,12 TL anapara,1.060,85 TL de faiz olmak üzere toplam 34.157,01 TL'nin tahsili amacıyla icratakibi başlatılmıştır.
20. Başvurucunun itirazıyla takibin durması üzerine İl Müdürlüğü29/7/2009 tarihinde İstanbul 8. İş Mahkemesinde (İşMahkemesi) itirazın iptali davası açmıştır. Başvurucu, karşı dava açarakemeklilik için ödediği primlerin en yüksek banka mevduat faizi uygulanmaksuretiyle iadesi isteminde bulunmuştur.
21. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişiraporunda, yaşlılık aylığının kesilmesi ve geçmişe yönelik borç çıkarılmasınailişkin işleme karşı açılan davadadavanın reddineilişkin İş Mahkemesince verilen kararın nihai olarak Dairenin 13/5/2010 tarihli kararıyla onanarak kesinleştiğiişlenmiştir. Raporda ayrıca 31/5/2006 tarihli ve5510sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 96. ve devamımaddelerinin olayda uygulanacağının Yargıtay tarafından da kabul edildiği ve bunedenle somut olaya ilişkin değerlendirmenin bu mevzuata göre yapılmasıgerektiği ifade edilmiştir. Raporda, başvurucunun çifte sigortalılık durumunubilmesi nedeniyle anılan 96. maddenin birinci fıkrasının (a) uyarınca geriyeyönelik on yıllık ödemelerin tahsilinin mümkün olduğu ve dolayısıyla 6/11/1998 tarihinden sonra yapılan tüm ödemelerin iadesininistenebileceği görüşü açıklanmıştır. Bilirkişi raporunda, idarenin 6/11/2008 tarihli yazıyla durumdan haberdar olduğu kabuledilerek 1/6/2009 tarihinde başlatılan icra takibinin bir yıllık zamanaşımısüresi içinde olduğu savunulmuştur. Raporda son olarak başvurucu tarafındanyatırılan primler 28,04 TL, bunlara işleyen faiz ise 144,75 TL olarakhesaplanmıştır.
22. Mahkemece 22/5/2013 tarihli kararlaİl Müdürlüğü tarafından açılan dava kabul edilerek itirazın iptaline ve takibindevamına karar verilmiş, başvurucunun karşı davası da kısmen kabul edilmiştir.Kararın gerekçesinde idari işleme karşı açılan davanın İstanbul 7. İşMahkemesinin 16/12/2009 tarihli kararıyla reddedildiğive bu kararın Daire tarafından onanarak kesinleştiği belirtilmiştir. Gerekçedeayrıca idarenin 6/11/2008 tarihinde çifte sigortalılıkdurumundan haberdar olması üzerine bir yıl içinde takibat başlattığı ifadeedilmiştir. Gerekçenin devamında 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin birincifıkrasının (a) bendi uyarınca geriye dönük on yıllık yersiz ödemelerin iadesiyoluna gidilmesinin mümkün olduğu açıklanmıştır. Mahkeme kararında, başvurucutarafından ödenen topluluk sigortası primlerinin Emekli Sandığı ile çakışandöneme isabet eden bölümünün iadesi gerektiği belirtilerek bilirkişi tarafındanhesaplanan 28,04 TL anapara ve 144,75 TL faiz olmak üzere toplam 172,79 TL'ninbaşvurucuya ödenmesi gerektiği ifade edilmiştir.
23. Başvurucu 22/8/2013 tarihli dilekçeile bu kararı temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde, işlemin tesis edildiğitarihte yürürlükte bulunun 506 sayılı Kanun'un 84. maddesinin son fıkrasıhükmünün uygulanması gerektiği savunulmuştur. Dilekçede anılan hüküm uyarıncayersiz ödenen yaşlılık aylıklarının iadesinin istenmesinin mümkün olmadığıifade edilmiş, davacı idarenin bu hüküm yerine işlemin tesis edildiği tarihtensonra 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılıKanun hükümlerini uyguladığı belirtilmiştir. Temyiz dilekçesinde ayrıca 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72.maddesinin yedinci fıkrası gereğince icra takibinin alacağın öğrenilmesindenitibaren bir yıl içinde başlatılması gerekirken 1/6/2009 tarihinde başlatılmışolması nedeniyle hak düşürücü sürenin geçtiği ileri sürülmüştür. Dilekçede sonolarak ödenen primlerin güncellenerek iadesi gerektiği vurgulanmıştır.
24.Dairenin 26/5/2014 tarihli kararıylaonanmıştır. Bu karar 17/7/2014 tarihinde başvurucuyatebliğ edilmiştir.
25. Başvurucu 1/8/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
26.Başvuru dilekçesinde 63.334 TL'ye ulaşan iade borcu nedeniylebaşvurucunun evinin ve aracının haczedildiği belirtilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
27.506 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 84.maddesi şöyledir:
“Yanlış ve yersiz olarak alınmış olduğuanlaşılan primler, alındıkları tarihlerden on yıl geçmemiş ise, hisselerioranında işverenlere ve sigortalılara geri verilir.
İşverenleregeri verilecek primler için Kurumca kanuni faiz de ödenir. Bu faiz, priminKuruma yatırıldığı tarihi takibeden aybaşındaniadenin yapıldığı ayın başına kadar geçen süre için hesaplanır.
Primlerigeri verilenlere, primleri iptal edilen çalışmaları dolayısiyle,Kurumca iş kazalariyle meslek hastalıklarısigortasından yapılmakta olan yardım ve ödemeler durdurulur. Hastalık, Analık,Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortalarından yapılmakta olan yardımlar ileverilmekte olan ödenek ve aylıklar ise, ilgililer bu sebeple gerekli yardım,tahsis ve ödeme şartlarını yitirmiş olurlarsa durdurulur. Şu kadar ki, dahaönce sağlanan yardımlara ait giderler ilgililerden geri alınmaz.
28.506 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 86.maddesi şöyledir:
“Kurum, 2 nci ve 3üncü maddelere göre sigortalı durumunda bulunmıyanlarınÇalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca onanacak genel şartlarla (İş kazalariyle meslek hastalıkları), (Hastalık), (Analık),(Malullük, yaşlılık ve Ölüm) sigortalarından birine, birkaçına veya hepsinetoplu olarak tabi tutulmaları için, işverenlerle veya dernek, birlik, sendikave başka teşekküllerle sözleşmeler yapabilir.
Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabiolanların malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi, bu Kanunun 78 incimaddesine göre belirlenen prime esas kazanç alt ve üst sınırı arasında olmakşartıyla kendilerinin belirleyeceği miktarın % 30'udur. Ait olduğu ayı takipeden ayın sonuna kadar ödenmeyen primler için bu tarihten başlanarak 80 incimadde hükmüne göre gecikme zammı uygulanır.
Sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmayanülkelerde iş üstlenen işverenlerin yurt dışındaki iş yerlerinde çalışmak üzeregiden Türk işçilerine istekleri halinde 85 inci madde hükümleri uygulanır.”
29. 1136 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 86.maddesi şöyledir:
"188 inci maddede yazılı olanlar dışındakalan avukatların 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 86 ncımaddesinde gösterilen "Topluluk Sigortasına" girmeleri zorunludur.Ancak, bu zorunluluk (Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası) bakımından olup,(İş kazaları ve meslek hastalıkları), (Hastalık) ve (Analık) sigortalarınagirmek avukatın isteğine bağlıdır.
(Ekfıkra: 26/02/1970 - 1238/2 md.) Topluluk Sigortasınatabi olan avukatlar hakkında bu kanundaki özel hükümlere aykırı olmamak kaydı ile, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 05/01/1961 günve 228 sayılı Kanun ve bu kanunların ek ve tadilleri hükümleri uygulanır."
30. 1136 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 88.maddesi şöyledir:
"Emekliliğe tabi bir görevde çalışmaktaolanlar, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamına girenler (Aynı kanunun85 inci maddesindeki isteğe bağlı sigortadan faydalananlar dahil),geçici 2 nci maddedeki borçlanmak hakkındanfaydalananlar ile T.C. Emekli Sandığından emeklilik veya malullük aylığıalmakta olan yahut 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık veyamalullük sigortasından faydalanmış bulunanlar ve aynı kanunun geçici 20 nci maddesindeki şartlara uygun olarak faaliyette bulunansandıklara tabi bulunan veya bu sandıklardan faydalanmış olanlar 186 ncı madde uyarınca topluluk sigortasına giremezler.
Avukatınyukarıki fıkraya göre topluluk sigortasınagirememesi, avukatlık meslekinin icrasına engel teşkil etmez."
31. 5510 sayılı Kanun'un 1/10/2008tarihinde yürürlüğü giren 96. maddesinin (a) bendi şöyledir:
"Kurumca işverenlere, sigortalılara,isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların haksahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğukişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanunkapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarındandoğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllıksürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
...
itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdanalacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümleregöre geri alınır. ".
32. Danıştay Beşinci Dairesinin 13/11/2014tarihli ve E.2014/1945, K.2014/7897 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"İdari yargıda hukuka uygunlukdenetiminin, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunanmevzuata göre yapılması, idare hukukunun temel ilkelerinden olduğundan, davakonusu işlem tarihi itibarıyla yürürlükteki haliyle, Emniyet Hizmetleri SınıfıMensupları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin ...hükümaltına alınmıştır."
33. Danıştay Onüçüncü Dairesinin 11/2/2015 tarihli ve E.2014/574, K.2015/488 sayılı kararınınilgili bölümü şöyledir:
"Öte yandan, idari işlemlerde işlemintesis edildiği tarihteki mevzuatın uygulanması esas olduğundan, bu işlemlerinhukuki denetiminin de kural olarak işlemin tesis edildiği tarihte yürürlüktebulunan mevzuata göre yapılması gerekmektedir."
34. Danıştay Sekizinci Dairesinin 7/4/2015tarihlive E.2014/3663, K.2015/2721 sayılı kararınınilgili bölümü şöyledir:
“... Kural olarak idari işlemlerin yargısaldenetimi tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılmaktadır.Bu anlamda idari işlem niteliğindeki baroya yazılma isteminin kabulüne ilişkinişlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yargısaldenetiminin yapılması gerekmekte ise de, ceza mahkumiyetine dayalı idariişlemlerde ilke olarak suç ve cezadan lehe olan normun uygulanması kuralının,ehliyetsizlikleri lehe Kanun hükmünün yürürlüğe girdiği tarihten itibarenkaldırdığının kabulü gerekmektedir...."
35. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/5/2013tarihli ve E.2009/621, K.2013/1933 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
“Öte yandan, idari işlemlerde işlemin tesisedildiği tarihteki mevzuatın uygulanması esas olduğundan, bu işlemlerin hukukidenetiminin de kural olarak işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunanmevzuata göre yapılması gerekmektedir."
B. Uluslararası Hukuk
36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'ne (Sözleşme) Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamındakidavalara genel olarak uygulanan ilkelerin ve özellikle anılan maddenin mülkedinme hakkını korumadığı biçimindeki ilkeninsosyalgüvenlik ödemeleri ve sosyal yardımlar yönünden de geçerli olduğunu belirtmektedir.AİHM, bu hükmünsözleşmeci devletlerin herhangi bir sosyal güvenlik planını uygulayıpuygulamayacağının ya da bu planlar çerçevesinde kişilere ne tür menfaatlerinsağlanacağının ve bunların miktarının ne kadar olacağının belirlenmesihususundaki serbestisine sınırlama getirmediğini vurgulamaktadır. Ancak AİHM'e göre Sözleşmeci devletlerin -ister önceden kişilerinkatkı yapma şartına bağlı olsun ister olmasın- sosyal yardım ödemesiyapılmasını öngören yasal bir düzenlemenin bulunması durumunda bu düzenlemeninEk 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamına giren mülkiyete ilişkin bir menfaatdoğurduğu kabul edilmelidir (Moskal/Polonya, B.No: 10373/05, 15/9/2009, § 38).
37. AİHM, modern demokratik devletlerde birçok bireyin yaşamınısürdürebilmek için hayatlarının tamamı ya da bir bölümünde sosyal güvenlik vesosyal yardım ödemelerine bağımlı olduğunu belirtmektedir. AİHM, birçok hukuksisteminin bu bireylerin belli bir derecede belirlilik ve güvenliğe ihtiyaçduyduklarını kabul ederek onlara birtakım imkânlar sağladığını ve bu çerçevede,öngörülen bazı koşulların yerine getirilmesi şartıyla bu bireylere çeşitliödemeler yapılması yolunda düzenlemelere yer verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM'e göre bireylerin iç hukuka göre sosyal yardım almahakkının bulunduğu durumlarda, bu ekonomik menfaatler Ek 1 No.lu Protokol'ün 1.maddesi kapsamına girer (Moskal/Polonya, § 39).
38. AİHM'e göre bir ekonomik menfaatinsonradan ortadan kaldırılması, olayın somut koşulları çerçevesinde tek başına oekonomik menfaatin en azından ortadan kaldırıldığı ana kadar Ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesi kapsamında mülk olarak görülmesini engellemez. Öteyandan tartışma konusu ekonomik menfaate hak kazanmanın şarta bağlandığıdurumlarda koşulun yerine getirilmemesi sonucu kaybedilen şarta bağlı hakkın Ek1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi anlamında mülk olarak değerlendirilmesi mümkündeğildir (Moskal/Polonya, § 40).
39. AİHM, sosyal adaletin önemine dikkatçekmeklebirlikte bunun kural olarak kamu otoritelerinin -ihmallerinden kaynaklananlarda dâhil olmak üzere- hatalı işlemlerini geri almasına engel teşkiletmeyeceğinin altını çizmektedir. AİHM'e göre aksikarara varılması, haksız zenginleşme yasağına aykırılık oluşturur. Bu durumaynı zamanda sosyal güvenlik sistemine katkı payı ödeyen ve özellikle katkıpayı ödedikleri hâlde kanuni koşulları taşımamaları nedeniyle bundanyararlanamayan diğer bireylere haksızlık oluşturur. Son olarak bu, sınırlı kamukaynaklarının kamu yararına uygun olmayan alanlara harcanması sonucunu doğurur(Moskal/Polonya, § 73).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
40. Mahkemenin 20/7/2017 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşlılık AylığınınGeleceğe Yönelik İptal Edilmesine İlişkin Şikâyet
41.Başvurucu, yaşlılık aylığının iptal edilmiş olması nedeniylekazanılmış hakkının ihlal edildiğini öne sürmüştür. Avukatlık yapmış olmasınedeniyle fiziksel ve ruhsal olarak yıprandığını ifade eden başvurucu, iki ayrımeslekte çalışmasının topluluk sigortası kapsamında yapılan yaşlılık aylığıödemesinin iptalini gerektirmediğini savunmuştur.
42. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1.maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme, 23/9/2012tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireyselbaşvuruları inceler."
43. Anılan hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi 23/9/2012tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireyselbaşvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımından yetkisi ancak butarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireyselbaşvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılantarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde AnayasaMahkemesinin yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S.,B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).
44. Nihai işlem veya kararların anılan tarihten öncekesinleştiklerinin tespiti hâlinde ilgili şikâyetler bakımından başvurununkabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargı yetkisineilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında yapılabilmesimümkündür (Korcan Pulatsü, B. No:2012/726, 2/7/2013, § 32).
45. Yaşlılık aylığının kesilmesi ve geçmişe yönelik 33.096,12 TLborç çıkarılmasına ilişkin 31/3/2008 tarihli işleminiptali istemiyle 12/8/2008 tarihinde İstanbul 7. İş Mahkemesinde başvurucutarafından açılan dava 16/12/2009 tarihli kararla reddedilmiştir. Karar,Dairenin 13/5/2010 tarihli kararıyla onanarakkesinleşmiştir.
46.İl Müdürlüğü tarafından 29/7/2009tarihinde İş Mahkemesinde açılan dava, Şişli 2. İcra Müdürlüğünde başvurucualeyhine 33.096,12 TL anapara, 1.060,85 TL faiz olmak üzere toplam 34.157,01TL'nin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptaliistemine ilişkindir. Ayrıca başvurucunun açtığı karşı dava da emeklilik içinödediği primlerle ilgilidir. Söz konusu davada, başvurucunun yaşlılık aylığınıngeleceğe yönelik kesilmesiyle ilgili işlem dava konusu değildir. NitekimMahkeme, yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkin olarak İstanbul 7. İşMahkemesinin 16/12/2009 tarihli kararına atıftabulunmakla yetinmiş; yaşlılık aylığının kesilmesi işleminin hukuka uygunluğuylailgili ayrıca bir değerlendirme yapmamıştır. Dolayısıyla yaşlılık aylığınınkesilmesine ilişkin sürecin Dairenin 13/5/2010 tarihlikararıyla sona erdiği anlaşılmıştır.
47. Bu durumda başvurunun yaşlılık aylığının ileriye yönelikolarak kesilmesine ilişkin bölümünün Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetkisinin kapsamı dışında kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
48. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu bölümünün diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Başvurucu Tarafından Ödenen PrimlerinGüncellenmemesine İlişkin İddia
49. Başvurucu, avukatlık faaliyeti karşılığında topluluk sigortasınaödediği 7608 iş günü karşılığı primin güncellenmemesinden şikâyet etmektedir.
50. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadanönce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanundaöngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmişolması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derecemahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunuzorunlu kılar (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19,20; Güher Ergun ve diğerleri, B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).
51. Somut olayda başvurucu tarafından İl Müdürlüğü aleyhineaçılan karşı davada başvurucu, emeklilik için ödediği primlerin en yüksek bankamevduat faizi uygulanmak suretiyle iadesi isteminde bulunmuştur. Davadilekçesinde, primlerin güncellenerek ödenmesi yolunda herhangi bir taleptebulunulmamıştır. Başvurucu 22/8/2013 tarihli temyizdilekçesinde primlerin güncellenerek iadesi gerektiğini belirtmiş ise de davadilekçesinde ileri sürülmeyen bu iddianın temyiz aşamasında dile getirilmesihiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Nitekim Daire kararında, başvurucunun ilk keztemyiz aşamasında öne sürdüğü bu iddiaya ilişkin herhangi bir değerlendirme deyapılmamıştır. Sonuç olarak topluluk sigortasına ödenen primlerin güncellenereködenmesi gerektiği yolundaki iddianın derece mahkemelerinde usulüne uygunolarak dava konusu edilmediği kanaatine varılmıştır.
52. Açıklanan nedenlerle primlerin güncellenerek ödenmesigerektiği iddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yollarıtüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Araç ve Ev Haczine Yönelik İddia
53.Başvurucu, evine ve aracına haciz uygulandığını belirtmiş;taşıt haczi nedeniyle 20.000 TL ve ev haczi nedeniyle 50.000 TL maddi, 100.000TL de manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.
54. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaaçıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğinekarar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarınıkanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veyamüdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlamaşikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
55. Başvuru dilekçesinde, başvurucunun evinin ve aracının dahaczedildiği belirtilmiş ve bu nedene bağlı olarak tazminat istemindebulunulmuş ise de haciz işlemlerine yönelik olarak bireysel başvuru incelemesiyapmaya elverişli herhangi bir şikâyetin dile getirilmediği görülmektedir.Bireysel başvuru incelemesi yapmaya elverişli bir şikâyetin varlığından sözedilebilmesi için yakınılan hususun ve bunun maddi ve hukuki dayanaklarınınhiçbir tereddüte yer bırakmayacak biçimdegösterilmesi, açıklanması gerekmektedir. Müdahale teşkil eden işlemden sadecesöz edilmiş olması, tek başına "bireysel başvuru incelemesi yapmayaelverişli bir şikâyet"in mevcut olduğu sonucunaulaşılabilmesi için yeterli değildir.
56. Başvurucu tarafından haciz işlemlerinden şikâyet edildiğihususu hiçbir tereddüte yer bırakmayacak bir biçimdeöne sürülmediğinden ve bu şikâyetin maddi ve hukuki dayanakları açık birbiçimde ortaya konulmadığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksunolduğu kanaatine varılmaktadır.
57. Açıklanan nedenlerle ev ve araç haczine ilişkin iddianındiğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Ödenen Yaşlılık Aylıklarının İadesi İstemineİlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
58. Başvurucu, öğretmenlikten arta kalan zamanlarında avukatlıkyaptığını ve avukatlık faaliyeti kapsamında topluluk sigortasına uzun yıllarprim ödediğini ifade etmiştir. Topluluk sigortasına prim yatırmak suretiyleemekli olabilmenin fiziksel ve ruhsal yıpranmalarının bir karşılığı olarakkanun koyucu tarafından getirilen bir imkân olduğunu dile getiren başvurucu, buprimlerin neması olarak ödenen yaşlılık aylıklarının geri istenmesinin yasalbir dayanağının bulunmadığını ileri sürmektedir. İşlemin tesis edildiği tarihteyürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun'un 84. maddesinin son fıkrasınınuygulanması gerektiğini savunan başvurucu, anılan kuralda yersiz ödenen primlerkarşılığında yapılan ödemelerin iadesinin istenemeyeceğinin açıkçadüzenlendiğini vurgulamıştır. Başvurucu, idarenin işlem tarihinden (31/3/2008) sonra 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510sayılı Kanun'un 96. maddesini uygulamasının kanunların geriye yürümezliğiilkesine aykırı olduğunun altını çizmiştir.
59. Başvurucu, 2004 sayılı Kanun'un 72. maddesinin yedincifıkrası gereğince icra takibinin alacağın öğrenilmesinden itibaren bir yıliçinde başlatılması gerekirken 1/6/2009 tarihindebaşlatılmış olması nedeniyle hak düşürücü sürenin geçtiği ve borçlandırmaişleminin bu nedenle de hukuka aykırı olduğu görüşünü açıklamıştır.
2. Değerlendirme
60. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın"Mülkiyet hakkı" kenarbaşlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
61. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucununşikâyetinin özü, topluluk sigortası kapsamında yapılan ödemelerin geriistenmesine yönelik olduğundan bu şikâyetin mülkiyet hakkı kapsamındaincelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
62. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşekatılmamıştır.
b. Esas Yönünden
i. Mülkün Varlığı
63. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılanmaddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden veparayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamdamülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul vegayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar vefikri hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyethakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran vediğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, §60).
64. Somut olayda İl Müdürlüğü tarafından başvurucuya 1/1/2005-17/11/2009 dönemine ilişkin olarak 506 sayılıKanun'un 86. maddesi uyarınca topluluk sigortası kapsamında ödenen yaşlılıkaylıklarının başvurucudan iadesi istenmektedir. Yaşlılık aylıkları, başvurucuyaödenmekle kendisinin mevcut mal varlığı hâline gelmiştir. Bu nedenle bunlarıngeri istenmesine yönelik işlemin de Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülkteşkil ettiğinin kabulü gerekir.
ii. Müdahalenin Varlığı ve Türü
65. Başvurucuya ödenmek suretiyle başvurucunun mevcut malvarlığına dâhil olan yaşlılık aylıklarının iadesi yolunda işlem tesisedilmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.
66. Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kuralihtiva ettiği görülmektedir. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasındaherkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle "mülktenbarışçıl yararlanma hakkı"na yer verilmiş,ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesibelirlenmiştir. "Mülkten yoksun bırakma" ve "mülkiyetinkontrolü", mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir. Mülkten yoksunbırakma şeklindeki müdahalede mülkiyetin kaybı söz konusudur. Mülkiyetinkullanımının kontrolünde ise mülkiyet kaybedilmemekte ancak mülkiyet hakkınınmalike tanıdığı yetkilerin kullanım biçimi, toplum yararı gözetilerekbelirlenmekte veya sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl yararlanma hakkınamüdahale ise genel nitelikte bir müdahale türü olup mülkten yoksun bırakma vemülkiyetin kullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan her türlü müdahaleninmülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında ele alınmasıgerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).
67. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin türü belirlenirkensonucu yanında ayrıca müdahalenin amacının da dikkate alınması gerekmektedir.Günümüzde devletler, ekonomik ve sosyal hayatı yönetmek, belli bir düzen kurmakgayesiyle bireylere yükümlülük veya yasak getirici birtakım kurallar ihdasetmektedir. Devletlerce oluşturulan sosyal ve ekonomik düzenin korunabilmesiiçin çeşitli cezai veya hukuki yaptırımlar vazedilmektedir. Bu yaptırımlarhürriyeti bağlayıcı ceza gibi kişilerin bazı hak ve özgürlüklerininsınırlandırılması veya duruma göre tamamen ortadan kaldırılması biçimindeolabileceği gibi mülkiyet hakkına müdahale mahiyeti taşıyan mali niteliktekibirtakım kısıtlama veya yoksunluklar şeklinde de tezahür edebilir.
68. Yetkili kamu otorite ve organlarınca getirilen yasak veönlemlere aykırı davranılması karşılığında mali nitelikte yaptırım öngörülmesi,ilgili yasak veya önlemle korunan hukuki yararın temas ettiği ekonomik vesosyal alanın kontrolü amacına yöneliktir. Burada devlet, koyduğu yasak veyaöngördüğü yükümlülüğe aykırı davranışı yaptırıma bağlamak suretiyle kurduğusosyal ve ekonomik düzenin devamlılığını ve korunmasını hedeflemektedir. Bunedenle kamu yükümlüklük ve yasaklarına aykırıdavranış nedeniyle mali nitelikte yaptırım uygulanması suretiyle mülkiyethakkına yapılan müdahalenin "mülkiyetin kontrolü" kapsamındagörülmesi gerekmektedir.
69. Somut olayda hem öğretmen olan hem de avukatlık yapanbaşvurucuya, avukatlık faaliyeti nedeniyle prim yatırdığı topluluk sigortasıkapsamında yapılan yaşlılık aylığı ödemelerinin başvurucunun Emekli Sandığınatabi olduğu ve Emekli Sandığından emeklilik aylığı aldığı gerekçeleriyle 1136sayılı Kanun'un 188. maddesi atıfta bulunularak iadesi yolunda idari işlemtesis edilmiştir. 1136 sayılı Kanun'un 188. maddesinde, emekliliğe tabi birgörevde çalışmakta olanlar ile Emekli Sandığından emeklilik aylığı almaktaolanların topluluk sigortasına giremeyecekleri düzenlenmiştir. Bu hükümlekişilerin çifte sigortalı olmalarının önlenmesi ve bu suretle sosyal güvenliksisteminin devamlılığının sağlanması amaçlanmıştır.
70. Bu kapsamda başvurucuya ödenen yaşlılık aylıklarınıniadesinin istenmesi yolundaki işlem, 1136 sayılı Kanun'un 188. maddesiylegetirilen çifte sigortalılık yasağının yaptırımı mahiyetindedir. Bu yaptırımın"tazmin" amacı taşıması, bunun teknik anlamda yaptırım olma vasfınıortadan kaldırmamaktadır. Dolayısıyla yaşlılık aylıklarının iadesinin istenmesisuretiyle başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetinkullanılmasının düzenlenmesi şeklindeki üçüncü kural çerçevesinde incelenmesigerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
iii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
71. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir.
72. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
73. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratiktoplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızınAnayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62). Bunagöre öncelikle müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığıincelenmelidir.
74. Somut olayda topluluk sigortası kapsamında 1/8/2002 ile 21/4/2008 tarihleri arasında başvurucuya ödenentoplam 33.096,12 TL yaşlılık aylığının iadesi yolunda 31/3/2008 tarihli işlemtesis edilmiştir. Anılan işlemde çifte sigortalılık yasağının neşet ettiğikanun hükmü (1136 sayılı Kanun'un 188. maddesi) gösterilmiş ancak bu yasağınihlaline uygulanan yaptırımın (ödenen yaşlılık aylıklarının iadesinin) kanunidayanağı açıklanmamıştır. Bununla birlikte Mahkeme kararında yaşlılıkaylıklarının geri istenmesinin kanuni dayanağının 5510 sayılı Kanun'un 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 96. maddesinin birincifıkrasının (a) bendi olduğu kabul edilerek inceleme yapılmış ve dava bu maddetemelinde reddedilmiştir. Başvurucu ise 1/10/2008tarihinde yürürlüğe giren bu hükmün 31/3/2008 tarihinde tesis edilen işleminkanuni dayanağı olamayacağını öne sürmüştür. Başvurucuya göre işlem tarihindeyürürlükte bulunan ve bu nedenle uygulanması gerekli olan hüküm, 506 sayılıKanun'un 84. maddesinin son fıkrası olup anılan hükümde de yersiz ödenenprimler karşılığında yapılan ödemelerin iadesinin istenemeyeceği açıkçadüzenlenmiştir.
75. Müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı hususundainceleme yapılırken Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devletiilkesinin ve bu bağlamda kanunların geriye yürümezliği ilkesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.
76. Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesininön koşullarından biri kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanmasıdır. Hukukdevletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarınınöngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güvenduyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyiciyöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural olarak hukukgüvenliği kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. “Kanunların geriye yürümezliği” olarakadlandırılan bu ilke uyarınca kanunlar kamu yararı ve kamu düzeniningerektirdiği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibikimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihinden sonraki olay,işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Geçmiş, yeni çıkarılan bir kanununetki alanı dışında kalır. Bu nedenle sonradan yürürlüğe giren kanunlarıngeçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukungenel ilkelerindendir (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).
77. Yaşlılık aylıklarının iadesine ilişkin uyuşmazlıklar adliyargıda görülse de özünde bir idari işleme dayanmaktadır. Yukarıda atıftabulunulan Danıştay kararlarından da anlaşılacağı üzere idari işlemlerde genelkural, işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuatın uygulanmasıdır(bkz. §§ 32-35). Henüz yürürlüğe girmeyen bir mevzuat hükmüne dayanılarak idariişlem tesis edilemeyeceği gibi işlemin tesis edildiği tarihten sonra yürürlüğegiren bir mevzuat hükmü dikkate alınarak idari işleme ilişkin uyuşmazlığınçözümlenmesi de mümkün olamaz. Kişilere yükümlülük yükleyen bir kanun hükmünün,yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemde tesis edilen idari işlemlereuygulanması "geriye yürüme" mahiyeti taşır. Kanunların hukukdevletinin temel güvencelerinden biri olan geriye yürümezlik ilkesinizedeleyecek biçimde uygulanması suretiyle mülkiyet hakkına müdahaledebulunulması, kanunilik güvencesinin ihlali sonucunu doğurabilir.
78. Başvuru konusu olayda başvurucuya ödenen yaşlılıkaylıklarının iadesi yolundaki idari işlem 31/3/2008tarihinde tesis edilmiştir. İşlemin tesis edildiği tarihte 5510 sayılı Kanun'un96. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi yürürlükte değildir. Anılan hüküm 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren söz konusu hükmün31/3/2008 tarihinde tesis edilen idari işlemin yasal dayanağını teşkil etmesimümkün değildir. Gerek idare tarafından gerekse derece mahkemelerince başkacabir yasal dayanak da gösterilmediğinden başvurucuya ödenen yaşlılıkaylıklarının iadesinin istenmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahaleninkanuni dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
79. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşekatılmamıştır.
80. Başvurucuya ödenen yaşlılık aylıklarının iadesinin kanunidayanağının ortaya konulamadığı gerekçesiyle mülkiyet hakkının kanunilik unsuruyönünden ihlal edildiği sonucuna ulaşıldığından "hak düşürücü sürenin geçtiği"ne ilişkin iddiayla ilgili bu aşamada birinceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
E. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
81. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
82. Başvurucu, ihlalin tespitine ve icra takibi nedeniyle 63.334,90TL tazminat ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
83. Kanuni dayanağı bulunmayan müdahaleyle başvurucunun mülkiyethakkının ihlal edildiği saptanmıştır.
84. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının giderilebilmesiiçin yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İş Mahkemesine gönderilmesine kararverilmesi gerekir.
85. Yeniden yapılacak yargılamanın sonucuna göre başvurucununtazminat istemi değerlendirilebileceğinden bu aşamada tazminat istemi hakkındabir karar verilmesine gerek bulunmamaktadır.
86. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşanyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşlılık aylığının geleceğe yönelik iptal edilmesineilişkin iddianın zaman bakımındanyetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE
2. Başvurucu tarafından ödenen primlerin güncellenmemesineilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
3. Araç ve ev haczine ilişkin şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
4. Başvurucuya ödenen yaşlılık aylıklarının iadesinin istenmesineilişkin şikâyetin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Osman AlifeyyazPAKSÜT'ün karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereİstanbul 8. İş Mahkemesine (E.2009/696) GÖNDERİLMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
D. 206,10 TL harçtan oluşan toplam yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA OYBİRLİĞİYLE,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,OYBİRLİĞİYLE 20/7/2017 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Bölüm çoğunluğunca, Başvurucuya ödenen yaşlılık aylıklarınıngeri istenmesine ilişkin şikayet yönünden Anayasanın35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının, idari işlemin kanunidayanağı olmadığı gerekçesiyle ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bu değerlendirmede5510 sayılı Kanunun yürürlüğe giriş tarihi dikkate alınmıştır.
2. Başvurucuya ödenen yaşlılıkaylıklarının iadesi yolundaki idari işlemin tesis edildiği 31.3.2008 tarihinde5510 sayılı Kanunun 96. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi yürürlükteolmadığından, bu yasanın iadeye ilişkin idari işlemin yasal dayanağını tekiletmesi her ne kadar mümkün değil ise de, aynı tarihte yürürlükte olan 506sayılı Kanunun 84. maddesi yürürlükte olup, bu kurallara göre de aynı şekildeaylıkların iadesi gerektiği anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle mahkemelerinkararlarında yanlış mevzuata atıf yapılmış olmakla birlikte, aslında iadeninkanuni dayanağı nesnel olarak mevcut olup, başka bir yasada yer almıştır.
3. Başvurucu her ne kadar 5510 sayılı Kanundan farklı olarak,uygulanması gereken 506 sayılı Kanunun 84. maddesinin son fıkrasında, yersizödenen primler karşılığında yapılan ödemelerin iadesinin istenemeyeceğinindüzenlenmiş olduğunu iddia etmiş ise de 506 sayılı Kanunun bahse konu maddesi aylıklardahil tüm ödemelerin değil, sadece daha öncedenyapılmış olan “yardımlar”ın geri istenemeyeceğineilişkindir. Maddenin son fıkrasının ikinci cümlesinde yardımlar ile “Hastalık, Analık, Malulluk,Yaşlılık ve Ölüm Sigortalarından yapılmakta olan yardımlar ile verilmekte olan ödenek ve aylıklar ise…” şeklinde ayrımyapılmak suretiyle bu ödeme türleri farklılaştırılmış, bunlardan sadece yardımlar iade dışı tutulmuştur.
4. Bu nedenle, olayda uygulanacak yasa hükümlerine göre,başvurucudan yaşlılık aylıklarının iadesinin istenmesinin yasal dayanağı mevcutolup, yasaların genelliği ve kanunu bilmemenin mazeret sayılamayacağışeklindeki temel hukuk ilkeleri karşısında, iadeye esas teşkil eden dayanağın(506 sayılı Kanun) açıkça belirtilmemesinin başvurucu lehine bir kazanılmış hakdoğurması mümkün değildir.
5. Aylıkların iadesi suretiyle mülkiyete yapılan müdahaleninKanuni dayanağı mevcut olduğu ve yanlış Kanuna atfen yapılan işlem doğru Kanunagöre yapıldığında da iade yönündeki sonuç değişmeyeceğinden, başvurucununmülkiyet hakkının ihlal edildiği yolundaki sonuca katılmamaktayım.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT