TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
SEDAT HASPOLAT BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2020/22495)
Karar Tarihi: 15/6/2021
R.G. Tarih ve Sayı: 10/8/2021-31564
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Muammer TOPAL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
İrfan FİDAN
Raportör
:
Ayhan KILIÇ
Başvurucu
:
Sedat HASPOLAT
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru; Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkının ihlaledildiğine ilişkin kararı üzerine yapılan yeniden yargılamada ihlal kararınauygun karar verilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının, istinaf incelemesininduruşmasız olarak yapılması, istinaf mahkemesi kararının kesin olarak verilmesive yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 27/7/2020 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veAnayasa Mahkemesinin Sedat Haspolat (B. No: 2014/12849, 20/7/2017)kararına göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Olayın ArkaPlanı
9. Başvurucu 1946 doğumlu olup İstanbul'da ikametetmektedir. Başvurucu, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlarda öğretmenolarak görev yapmıştır. Başvurucu aynı zamanda öğretmenlik görevinden artakalan zamanlarında serbest avukatlık faaliyetinde bulunmuştur.
10. Başvurucu, Emekli Sandığı yanında 17/7/1964 tarihlive 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 86. maddesinde düzenlenen topluluksigortasına tabi olmuş ve 1/1/1980 ile 29/5/2001 tarihleri arasında avukatlıkhizmetlerinden dolayı topluluk sigortasına toplam 7.608 iş günü karşılığı primödemiştir. Başvurucu, öğretmenlikten 15/9/1994 tarihinde emekli olmuş ve butarihten itibaren Emekli Sandığı tarafından başvurucuya emeklilik aylığıbağlanmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından başvurucuya 506 sayılıKanun’un 86. maddesi uyarınca 1/8/2002 tarihinden itibaren topluluk sigortasıkapsamında yaşlılık aylığı ödenmeye başlanmıştır.
11. Emekli Sandığı ile yapılan yazışmalar sonucundabaşvurucunun 1/1/1967-1/7/1967 ve 1/1/1970-15/9/1994 tarihleri arasında EmekliSandığına tabi hizmetlerinin olduğu, 15/9/1994 tarihinden itibaren de EmekliSandığı tarafından kendisine emeklilik aylığı bağlandığı anlaşılmıştır.
12. SGK İstanbul İl Müdürlüğünün (İl Müdürlüğü) 31/3/2008tarihli işlemiyle 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 188.maddesine atıfta bulunularak başvurucunun aynı zamanda Emekli Sandığından dayararlandığı gerekçesiyle topluluk sigortası kapsamındaki yaşlılık aylığıödemeleri durdurulmuştur. Aynı işlemde 1/8/2002 ile 21/4/2008 tarihleriarasında ödenen toplam 33.096,12 TL'lik yaşlılık aylığının 1/1/1980 ile29/5/2001 tarihleri arasında ödenen primler mahsup edildikten sonra kalankısmının tahsilinin sağlanması için gereken işlemlerin yapılması istenmiştir.İl Müdürlüğünün 31/3/2008 tarihli başka bir yazısıyla başvurucudan -33.096,12TL borcu ödemek üzere- en kısa zamanda İl Müdürlüğüne müracaatı istenmiştir.
B. YaşlılıkAylığının Kesilmesi ile Geçmişe Yönelik Borç Çıkarılmasına İlişkin İşleme KarşıAçılan Davalar
13. Yaşlılık aylığının kesilmesi ve geçmişe yönelikolarak 33.096,12 TL borç çıkarılmasına ilişkin 31/3/2008 tarihli işlemin iptalive yürütmesinin durdurulması istemiyle başvurucu tarafından İstanbul 8. İdareMahkemesinde iptal davası açılmıştır. Anılan Mahkemenin 14/7/2008 tarihlikararıyla davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir. Bu karara karşıyapılan temyiz istemi, Danıştay Onbirinci Dairesinin 22/4/2009 tarihlikararıyla reddedilerek karar onanmıştır.
14. Başvurucu 12/8/2008 tarihinde aynı işleme karşıİstanbul 7. İş Mahkemesinde de dava açmıştır. Başvurucu, dava dilekçesindeemekli aylıklarının ödenen primlerin neması niteliğinde olduğunu ve kesilemeyeceğiniileri sürülmüştür. Anılan Mahkemece 16/12/2009 tarihinde dava reddedilmiştir.Kararda, 1136 sayılı Kanun'un 188. maddesi uyarınca Emekli Sandığına tabiolarak çalışıldığı sürelerde yatırılan topluluk sigortası primlerinin geçerliolmadığı ve ayrıca Emekli Sandığına tabi olarak emekli olunduktan sonratopluluk sigortasına tabi olunmasının mümkün olmadığı gerekçelerinedayanılmıştır. Değinilen karar, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin (Daire) 13/5/2010tarihli kararıyla onanmıştır.
C. Başvurucu AleyhineBaşlatılan İcra Takibi ve Açılan İtiraz İptali Davası
15. İl Müdürlüğü tarafından 1/6/2009 tarihinde Şişli 2.İcra Müdürlüğünde başvurucu aleyhine 33.096,12 TL anapara, 1.060,85 TL de faizolmak üzere toplam 34.157,01 TL'nin tahsili amacıyla icra takibibaşlatılmıştır. Başvurucunun itirazıyla takibin durması üzerine İl Müdürlüğü29/7/2009 tarihinde İstanbul 8. İş Mahkemesinde (İş Mahkemesi) itirazın iptalidavası açmıştır. Başvurucu, karşı dava açarak emeklilik için ödediği primlerinen yüksek banka mevduat faizi uygulanmak suretiyle iadesi istemindebulunmuştur.
16. İş Mahkemesince bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.Bilirkişi raporuna, yaşlılık aylığının kesilmesine ve geçmişe yönelik borççıkarılmasına ilişkin işleme karşı açılan davada davanın reddine ilişkin olarakİş Mahkemesince verilen kararın Dairenin 13/5/2010 tarihli kararıyla onanarakkesinleştiği işlenmiştir. Raporda ayrıca 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılıSosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 96. ve devamı maddelerininolayda uygulanacağının Yargıtay tarafından da kabul edildiği ve bu nedenlesomut olaya ilişkin değerlendirmenin bu mevzuata göre yapılması gerektiği ifadeedilmiştir. Raporda, başvurucunun çifte sigortalılık durumunu bilmesi nedeniyleanılan 96. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca geriye yönelik onyıllık ödemelerin tahsilinin mümkün olduğu ve dolayısıyla 6/11/1998 tarihindensonra yapılan tüm ödemelerin iadesinin istenebileceği görüşü açıklanmıştır.Bilirkişi raporunda, idarenin 6/11/2008 tarihli yazıyla durumdan haberdarolduğu kabul edilerek 1/6/2009 tarihinde başlatılan icra takibinin bir yıllıkzamanaşımı süresi içinde olduğu savunulmuştur. Raporda son olarak başvurucutarafından yatırılan primler 28,04 TL, bunlara işleyen faiz ise 144,75 TLolarak hesaplanmıştır.
17. İş Mahkemesince 22/5/2013 tarihli kararla İlMüdürlüğü tarafından açılan dava kabul edilerek itirazın iptaline ve takibindevamına karar verilmiş, başvurucunun karşı davası da kısmen kabul edilmiştir.Kararın gerekçesinde idari işleme karşı açılan davanın İstanbul 7. İşMahkemesinin 16/12/2009 tarihli kararıyla reddedildiği ve bu kararın Dairetarafından onanarak kesinleştiği belirtilmiştir. Gerekçede ayrıca idarenin6/11/2008 tarihinde çifte sigortalılık durumundan haberdar olması üzerine biryıl içinde takibat başlattığı ifade edilmiştir. Gerekçenin devamında 5510sayılı Kanun'un 96. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca geriyedönük on yıllık yersiz ödemelerin iadesi yoluna gidilmesinin mümkün olduğuaçıklanmıştır. İş Mahkemesi kararında, başvurucu tarafından ödenen topluluksigortası primlerinin Emekli Sandığı ile çakışan döneme isabet eden bölümününiadesi gerektiği belirtilerek bilirkişi tarafından hesaplanan 28,04 TL anaparave 144,75 TL faiz olmak üzere toplam 172,79 TL'nin başvurucuya ödenmesigerektiği ifade edilmiştir.
18. Başvurucu 22/8/2013 tarihli dilekçe ile bu kararıtemyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde, işlemin tesis edildiği tarihte yürürlüktebulunun 506 sayılı Kanun'un 84. maddesinin son fıkrası hükmünün uygulanmasıgerektiğini savunmuştur. Dilekçede başvurucu, anılan hüküm uyarınca yersizödenen yaşlılık aylıklarının iadesinin istenmesinin mümkün olmadığını ifadeetmiş; davacı idarenin bu hüküm yerine işlemin tesis edildiği tarihten sonra1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun hükümlerini uyguladığınıbelirtmiştir. Temyiz dilekçesinde ayrıca 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcraİflas Kanunu'nun 72. maddesinin yedinci fıkrası gereğince icra takibininalacağın öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde başlatılması gerekirken1/6/2009 tarihinde başlatılmış olması nedeniyle hak düşürücü sürenin geçtiğiniileri sürmüştür. Başvurucu son olarak ödenen primlerin güncellenerek iadesigerektiğini vurgulamıştır. Dairenin 26/5/2014 tarihli kararıyla kararonanmıştır.
D. AnayasaMahkemesine Yapılan Bireysel Başvuru
19. Başvurucu 1/8/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesinebireysel başvuruda bulunmuştur. Bireysel başvuru formunda; topluluk sigortasıkapsamında ödenen yaşlılık aylığının kesilmesi ve önceden ödenenlerin de iadesiyolunda işlem tesis edilmesi, bu işlem üzerine topluluk sigortasına ödenenprimlerin iadesi istemiyle açılan davada iadesine hükmedilen primleringüncellenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarileri sürmüştür. Başvuru dilekçesinde ayrıca 63.334 TL'ye ulaşan iade borcunedeniyle taşınmazının ve aracının haczedildiğini belirtmiştir.
20. Anayasa Mahkemesi 20/7/2017 tarihinde başvuruyukarara bağlamıştır. Anılan kararda, başvurucunun yaşlılık aylığının geleceğeyönelik olarak iptal edilmesi şikâyeti zaman bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez bulunmuştur. Başvurucunun avukatlık faaliyeti kapsamındatopluluk sigortasına ödediği 7.608 iş günü karşılığı primin güncellenmemesineyönelik şikâyetinin ise bu iddianın ilk kez temyiz aşamasında ileri sürülmesisebebiyle başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezolduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araç ve ev haczine yönelik şikâyet detemellendirilemediği gerekçesiyle kabul edilemez bulunmuştur.
21. Anayasa Mahkemesi son olarak, ödenen yaşlılıkaylıklarının iadesi istemiyle ilgili şikâyeti incelemiştir. Anılan karardayaşlılık aylıklarının başvurucuya ödenmekle mevcut mal varlığı hâline geldiğive bunların iadesi yolunda işlem tesis edilmesinin mülkiyet hakkına müdahaleteşkil ettiği sonucuna ulaşmış (Sedat Haspolat, §§ 64-65), müdahaleninmülkiyetin kullanılmasının düzenlenmesi şeklindeki üçüncü kural çerçevesindeincelenmesi gerektiğini değerlendirmiştir (Sedat Haspolat, §§ 66-70).Anayasa Mahkemesi bundan sonraki aşamada müdahalenin kanuni dayanağının bulunupbulunmadığını incelemiştir. Derece mahkemelerinin geçmiş dönemde yapılanödemelerin iadesine ilişkin 31/3/2008 tarihli işlemin yasal dayanağı olarak1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin birincifıkrasının (a) bendini gösterdiklerini gözeten Anayasa Mahkemesi, müdahaleninkanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (Sedat Haspolat, §§74-78).
22. Anayasa Mahkemesi, müdahalenin kanuni dayanağınınbulunup bulunmadığı hususunda inceleme yapılırken Anayasa'nın 2. maddesindedüzenlenen hukuk devleti ilkesinin ve bu bağlamda kanunların geriye yürümezliğiilkesinin de gözönünde bulundurulması gerektiğine dikkat çekmiştir (SedatHaspolat, § 75). Anayasa Mahkemesi kişilere yükümlülük yükleyen bir kanunhükmünün yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemde tesis edilen idari işlemlereuygulanmasının geriye yürüme mahiyeti taşıdığına vurgu yapmış,kanunların hukuk devletinin temel güvencelerinden biri olan geriye yürümezlikilkesini zedeleyecek biçimde uygulanması suretiyle mülkiyet hakkına müdahaledebulunulmasının kanunilik güvencesinin ihlali sonucunu doğurabileceğine işaretetmiştir (Sedat Haspolat, § 77).
23. İdari işlemin tesis edildiği tarihte 5510 sayılıKanun'un 96. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin yürürlükte olmadığınıhatırlatan Anayasa Mahkemesi 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren söz konusuhükmün 31/3/2008 tarihinde tesis edilen idari işlemin yasal dayanağını teşkiletmesinin mümkün olmadığını belirtmiş, idare veya derece mahkemelerince başkacabir yasal dayanağın da gösterilmediğinin altını çizerek başvurucuya ödenenyaşlılık aylıklarının iadesinin istenmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılanmüdahalenin kanuni dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşmıştır (SedatHaspolat, § 78). Müdahalenin kanunilik unsurunu taşımadığını tespit edenAnayasa Mahkemesi, ölçülülük ilkesi yönünden ayrıca bir denetim yapmamıştır (SedatHaspolat, § 80).
E. İhlalKararından Sonraki Süreç
24. İhlal kararı sonrasında İş Mahkemesince yenidenyargılama yapılmıştır. İş Mahkemesi 6/12/2017 tarihli kararıyla başvurucununitirazının iptali ve takibin devamı şeklindeki önceki hükmü onamıştır.
25. Kararın gerekçesinde 506 sayılı Kanun'un 121. maddesimetnine yer verildikten sonra 5510 sayılı Kanun'la anılan hükmün yürürlüktenkaldırıldığı ve yersiz ödemelerin iadesi konusunun 5510 sayılı Kanun'un 96.maddesinde düzenlendiği hatırlatılmıştır. Kararda Yargıtay Hukuk GenelKurulunun 15/6/2011 tarihli ve E.2011/21-362, K.2011/409 sayılı kararına atıflakanunların geriye yürümesi konusunda mevzuatta genel bir düzenleme bulunmadığı,ilke olarak her kanunun yürürlüğe girdiği andan itibaren derhâl hukuksalsonuçlar doğurmaya başlayacağı, sosyal güvenlik hukukunun kamu düzeniniilgilendirmesi nedeniyle bu alandaki kanunların yürürlüğe girdiği andanitibaren derhâl hukuki sonuçlar doğuracağı belirtilmiştir. Yargıtay Hukuk GenelKurulu kararına yollama yapan İş Mahkemesine göre 506 sayılı Kanun'un 121.maddesi yersiz ödemelerin kayıtsız şartsız iadesini öngördüğü hâlde 5510 sayılıKanun'un 96. maddesi hak sahibinin iyi niyetli olması ile kötü niyetli olmasınagöre ayrım yapmıştır. Dolayısıyla 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi 506 sayılıKanun'un 121. maddesine nazaran lehe bir düzenleme niteliğindedir. Sosyalgüvenlik hukukunun kamu düzenini ilgilendiren niteliği karşısında 5510 sayılıKanun'un 96. maddesi hükmünün devam etmekte olan uyuşmazlıklara da uygulanmasıgerekir. 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi sebepsiz zenginleşme konusuna ilişkinözel bir düzenleme niteliğindedir, bu nedenle 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılıBorçlar Kanunu'nun 63. maddesi hükmüne nazaran uygulama önceliği vardır.
26. İş Mahkemesi, avukat olan başvurucunun topluluksigortası primi ödediğini ve bunun çifte sigortalılık durumuna girebileceğinibilebilecek durumda olduğunu kabul etmiş ve 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesininbirinci fıkrasının (a) bendine göre geriye doğru on yıllık süre ile sınırlıolarak yersiz ödemeleri iade sorumluluğunun bulunduğunu ifade etmiştir. İşMahkemesi ayrıca 5510 sayılı Kanun'un uygulanamayacağı kabul edilse dahi idariişlem tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun'un 121. maddesi kapsamındadavalıdan yaşlılık aylıklarının iadesinin istenmesinin mümkün olduğunubelirtmiştir.
27. Başvurucu bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur.Temyiz dilekçesinde önceki aşamalarda ileri sürülen iddiaları tekrarlamaklabirlikte Anayasa Mahkemesi kararının yok sayıldığını ifade etmiştir. Yargıtay10. Hukuk Dairesi, kararın temyiz değil istinaf kanun yoluna tabi olduğugerekçesiyle başvurunun İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine13/12/2018 tarihinde karar vermiştir.
28. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi(Bölge Adliye Mahkemesi) 25/12/2019 tarihli kararıyla istinaf istemini esastankesin olarak reddetmiştir. Bununla birlikte Bölge Adliye Mahkemesi ilk derecemahkemesininkinden farklı bir gerekçeye yer vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesikararının ilgili kısmında özetle şunlar ifade edilmiştir:
i. Değerlendirilmesi gereken öncelikli mesele mülkiyethakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığıdır. NitekimAnayasa Mahkemesi kararında da müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığıgerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
ii. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılıKanun'un 121. maddesinin ikinci fıkrasında; yanlış ve yersiz ödendiği anlaşılanher türlü gelir, aylık ve sigorta yardımlarının 84.maddenin son fıkrası saklıkalmak kaydıyla ilgililerin sonraki her çeşit istihkaklarından kesilmeksuretiyle geri alınacağı, 84. maddesinde ise yanlış ve yersiz olarak alınmışolduğu anlaşılan primlerin alındıkları tarihlerden on yıl geçmemiş isehisseleri oranında işverenlere ve sigortalılara geri verileceği, primleri geriverilenlere hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarındanyapılmakta olan yardımlar ile verilmekte olan ödenek ve aylıkların -ilgililerbu sebeple gerekli yardım tahsis ve ödeme şartlarını yitirmiş olurlarsa-durdurulacağı, şu kadar ki daha önce sağlanan yardımlara ait giderlerinilgililerden geri alınmayacağı hükme bağlanmıştır.
iii. 1136 sayılı Kanun'un 188. maddesi gereğince topluluksigortasından yararlanması ve ayrıca 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalıolması yasal olarak mümkün bulunmayan davacının sigortalılığının ve yaşlılıkaylığının iptaline yönelik kurum işlemi kanuna uygun bulunduğundan kurumtarafından davacıya yapılan yaşlılık aylığına ilişkin ödemelerin yasal dayanağıkalmamış, ödemeler yersiz ödeme niteliği kazanmıştır. Yersiz ödemelerin gerialınması ise 506 sayılı Kanun'un 121. maddesinde düzenlenmiş olup başvurucudangeri ödenmesinin talep edilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
iv. Aynı Kanun'un 84. maddesindeki "Şu kadar ki,daha önce sağlanan yardımlara ait giderler ilgililerden geri alınmaz."düzenlemesi ise yalnızca iyi niyetli sigortalıları kapsamaktadır. Buna göresigortalı; sahte belgeler sunarak, sigortalı olamayacağını bilebilecek durumdaolduğu hâlde kurumu yanıltmak veya gerçek durumunu gizleyerek buna ilişkinbilgi ve belgeleri saklamak suretiyle sigortalı niteliği kazanmış ve sigortayardımlarından yararlanmışsa yersiz ödemelerin iadesi mümkündür. Anılan hükümyersiz ödemenin kurumun hatalı işlem ve eylemlerinden kaynaklandığı, diğer birdeyişle yersiz ödemeye sigortalının neden olmadığı durumlarda uygulanabilir. Budüzenlemenin 818 sayılı Kanun'daki karşılığı 63. maddedir. Dolayısıyla iyiniyetli sigortalının iade yükümlülüğünün bulunmadığının kabulü gerekir.
v. Avukatlık mesleğinin icra eden başvurucu 1136 sayılıKanun'un 188. maddesindeki düzenlemeyi ve çifte sigortalılığın hukuken mümkünbulunmadığını bilebilecek durumda olduğu gibi topluluk sigortasına girişte veaylık talebi sırasında 5434 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğuna veyaşlılık aylığı aldığına dair bilgi vermediğinden başvurucunun iyi niyetliolarak kabulü mümkün değildir. Bir kimsenin kendi kusurundan yararlanmasıevrensel hukuk ilkelerine de aykırıdır. Bu nedenle de başvurucunun 506 sayılıKanun'un 84. maddesinin son cümlesinden ve 818 sayılı Kanun'un 63. maddesindenyararlandırılması mümkün değildir. Hâl böyle olunca Anayasa Mahkemesi kararındabelirtilen mülkiyet hakkına müdahalenin kanunilik unsurundaki yoksunluk,yargılamanın iadesi talebinin konusu kararın onanmasına dair ilk derecemahkemesi kararı ile giderilmiştir.
29. Nihai karar 13/7/2020 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir. Başvurucu 27/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
30. 506 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan84. maddesi şöyledir:
"Yanlış ve yersiz olarak alınmışolduğu anlaşılan primler, alındıkları tarihlerden on yıl geçmemiş ise,hisseleri oranında işverenlere ve sigortalılara geri verilir.
İşverenlere geri verilecek primler içinKurumca kanuni faiz de ödenir. Bu faiz, primin Kuruma yatırıldığı tarihitakibeden aybaşından iadenin yapıldığı ayın başına kadar geçen süre içinhesaplanır.
Primleri geri verilenlere, primleriiptal edilen çalışmaları dolayısiyle, Kurumca iş kazalariyle meslek hastalıklarısigortasından yapılmakta olan yardım ve ödemeler durdurulur. Hastalık, Analık,Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortalarından yapılmakta olan yardımlar ileverilmekte olan ödenek ve aylıklar ise, ilgililer bu sebeple gerekli yardım,tahsis ve ödeme şartlarını yitirmiş olurlarsa durdurulur. Şu kadar ki, dahaönce sağlanan yardımlara ait giderler ilgililerden geri alınmaz."
31. 506 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan121. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
"Ancak, yanlış ve yersiz ödendiğianlaşılan her türlü gelir, aylık ve sigorta yardımları 84 üncü maddenin sonfıkrası saklı kalmak kaydıyla, ilgililerin sonraki her çeşit istihkaklarındankesilmek suretiyle geri alınır. Kurumun genel hükümlere göre takip hakkısaklıdır."
32. 1136 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlüktebulunan 186. maddesi şöyledir:
"188 inci maddede yazılı olanlardışında kalan avukatların 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 86 ncımaddesinde gösterilen 'Topluluk Sigortasına' girmeleri zorunludur. Ancak, buzorunluluk (Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası) bakımından olup, (İş kazalarıve meslek hastalıkları), (Hastalık) ve (Analık) sigortalarına girmek avukatınisteğine bağlıdır.
Topluluk Sigortasına tabi olan avukatlarhakkında bu kanundaki özel hükümlere aykırı olmamak kaydı ile, 506 sayılıSosyal Sigortalar Kanunu ile 05/01/1961 gün ve 228 sayılı Kanun ve bukanunların ek ve tadilleri hükümleri uygulanır."
33. 1136 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlüktebulunan 188. maddesi şöyledir:
"Emekliliğe tabi bir görevdeçalışmakta olanlar, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamına girenler(Aynı kanunun 85 inci maddesindeki isteğe bağlı sigortadan faydalananlardahil), geçici 2 nci maddedeki borçlanmak hakkından faydalananlar ile T.C.Emekli Sandığından emeklilik veya malullük aylığı almakta olan yahut 506 sayılıSosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık veya malullük sigortasındanfaydalanmış bulunanlar ve aynı kanunun geçici 20 nci maddesindeki şartlarauygun olarak faaliyette bulunan sandıklara tabi bulunan veya bu sandıklardanfaydalanmış olanlar 186 ncı madde uyarınca topluluk sigortasına giremezler.
Avukatın yukarıki fıkraya göre topluluksigortasına girememesi, avukatlık meslekinin icrasına engel teşkil etmez."
34. 5510 sayılı Kanun'un 1/10/2008 tarihinde yürürlüğegiren 96. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Kurumca işverenlere,sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara vebunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmaklayükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen buKanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarındandoğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllıksürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
...
itibaren hesaplanacak olan kanunî faiziile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsupedilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.".
B. UluslararasıHukuk
35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamındakidavalara genel olarak uygulanan ilkelerin ve özellikle anılan maddenin mülkedinme hakkını korumadığı biçimindeki ilkenin sosyal güvenlik ödemeleri ve sosyalyardımlar yönünden de geçerli olduğunu belirtmektedir. AİHM, bu hükmünSözleşmeci devletlerin herhangi bir sosyal güvenlik planını uygulayıpuygulamayacağının ya da bu planlar çerçevesinde kişilere ne tür menfaatlerinsağlanacağının ve bunların miktarının ne kadar olacağının belirlenmesihususundaki serbestisine sınırlama getirmediğini vurgulamaktadır. Ancak AİHM'egöre Sözleşmeci devletlerin -ister önceden kişilerin katkı yapma şartına bağlıolsun ister olmasın- sosyal yardım ödemesi yapılmasını öngören yasal birdüzenlemenin bulunması durumunda bu düzenlemenin ek 1 No.lu Protokol'ün 1.maddesi kapsamına giren mülkiyete ilişkin bir menfaat doğurduğu kabuledilmelidir (Moskal/Polonya, B. No: 10373/05, 15/9/2009, § 38).
36. AİHM, modern demokratik devletlerde birçok bireyinyaşamını sürdürebilmek için hayatlarının tamamında ya da bir bölümünde sosyalgüvenlik ve sosyal yardım ödemelerine bağımlı olduğunu belirtmektedir. AİHM,birçok hukuk sisteminin bu bireylerin belli bir derecede belirlilik vegüvenliğe ihtiyaç duyduklarını kabul ederek onlara birtakım imkânlarsağladığını ve bu çerçevede -öngörülen bazı koşulların yerine getirilmesişartıyla- bu bireylere çeşitli ödemeler yapılması yolunda düzenlemelere yerverdiğini hatırlatmaktadır. AİHM'e göre bireylerin iç hukuka göre sosyal yardımalma hakkının bulunduğu durumlarda bu ekonomik menfaatler ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesi kapsamına girer (Moskal/Polonya, § 39).
37. AİHM'e göre bir ekonomik menfaatin sonradan ortadankaldırılması, olayın somut koşulları çerçevesinde tek başına o ekonomikmenfaatin en azından ortadan kaldırıldığı ana kadar ek 1 No.lu Protokol'ün 1.maddesi kapsamında mülk olarak görülmesini engellemez. Öte yandan tartışmakonusu ekonomik menfaate hak kazanmanın şarta bağlandığı durumlarda koşulunyerine getirilmemesi sonucu kaybedilen hakkın ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesianlamında mülk olarak değerlendirilmesi mümkün değildir (Moskal/Polonya,§ 40).
38. AİHM, sosyal adaletin önemine dikkat çekmeklebirlikte bunun kural olarak kamu otoritelerinin -ihmallerinden kaynaklananlarda dâhil olmak üzere- hatalı işlemlerini geri almasına engel teşkiletmeyeceğinin altını çizmektedir. AİHM'e göre aksi karara varılması, haksızzenginleşme yasağına aykırılık oluşturur. Bu durum aynı zamanda sosyal güvenliksistemine katkı payı ödeyen ve özellikle katkı payı ödedikleri hâlde kanunikoşulları taşımamaları nedeniyle bundan yararlanamayan diğer bireylerehaksızlık oluşturur. Son olarak bu, sınırlı kamu kaynaklarının kamu yararınauygun olmayan alanlara harcanması sonucunu doğurur (Moskal/Polonya, §73).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
39. Mahkemenin 15/6/2021 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. MülkiyetHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
40. Başvurucu;
i. Yaşlılık aylığı ödemelerinin 7.608 iş günü primkarşılığında yapıldığını ve dolayısıyla yersiz olmadığını ifade etmektedir.Hakkın geçmişe ilişkin boyutuna dokunulamayacağının Danıştayın yerleşikiçtihadı gereği olduğunu belirtmektedir. Kısmi zamanlı olarak avukatlık işiniyaparak ve prim ödeyerek yaşlılık aylığı alma hakkı elde ettiği hâlde bunlarıngeri istenmesinin hukuka ve Anayasa'ya aykırı olduğunu savunmakta, mülkiyethakkını ihlal ettiğini belirtmektedir. Derece mahkemeleri Anayasa Mahkemesikararına uymadıklarından Anayasa'nın 138. ve 153. maddelerinin ihlal edildiğiniifade etmektedir.
ii. Yaşlılık aylığının kesilmesinin haksız olduğunu ilerisürmektedir. Emekli aylığı iptal edildiği hâlde ödediği primlerin güncellenmedeniade edildiğinden ve bu sebeple kurumun sebepsiz zenginleştiğindenyakınmaktadır.
41. Bakanlık görüşünde;
i. İş Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin yenidenyargılama üzerine verdikleri kararlarda işlemin kanuni dayanağını irdeledikleribelirtilmiştir.
ii. İlgili mevzuat hükümleri gözetildiğinde başvurucunun5434 sayılı Kanun'a tabi Emekli Sandığı iştirakçisi olduğu dönemde avukatlıkfaaliyeti nedeniyle 506 sayılı Kanun'un 86. maddesi uyarınca topluluksigortasına tabi olmasına ve Emekli Sandığı emeklisi olduğu dönemde deavukatlık faaliyetine ait hizmetlerinin uzun vadeli sigorta kolları bakımındanhizmet olarak değerlendirilmesine imkân bulunmadığı ifade edilmiştir.Başvurucuya yersiz ödenen aylıkların borç çıkarıldığı tarihte 506 sayılı Kanunhükümlerinin yürürlükte olduğu, dolayısıyla kurumca yapılan yersiz ödemeleriniadesine esas maddenin 506 sayılı Kanun'un 121. maddesi olduğu vurgulanmıştır.
iii. Başvurucunun somut uyuşmazlığa 506 sayılı Kanun'un84. maddesinin son fıkrasının uygulanmasına ilişkin talebiyle ilgili olarak isemaddenin son fıkrasının ikinci cümlesinde "hastalık, analık, malullük,yaşlılık ve ölüm sigortalarından yapılmakta olan yardımlar" ile"verilmekte olan ödenek ve aylıklar" şeklinde ayrımyapıldığına dikkat çekilmiş, bunlardan sadece yardımlara ait giderlerin gerialınmayacağının belirtildiği görüşü açıklanmıştır. Bu durumda aylıkların gerialınmayacağına ilişkin bir düzenlemenin yer almadığı gözönündebulundurulduğunda başvurucuya yersiz ödenen emekli aylığının iadesine ilişkinişlemin kanuni dayanağının bulunduğu ve yeniden yargılama sürecinde derecemahkemeleri tarafından bu hususun etraflıca değerlendirildiği kaydedilmiştir.
iv. Yargıtayın yerleşik kararlarında sosyal güvenliksisteminde çifte sigortalılığın mümkün olmadığının ve zorunlu sigortalılıklarınçakışması hâlinde önceden başlayıp devam eden sigortalılığın asıl ve geçerlisigortalılık olduğunun kabul edildiği hatırlatılmıştır. Başvurucuya yersizödenen emekli aylığının iadesine ilişkin işlemin sınırlı kamu kaynaklarınınkamu yararına uygun kullanılması gerekliliği karşısında meşru amaç taşıdığınınkabul edilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
v. Başvurucunun topluluk sigortası kapsamında ödemişolduğu primlerin yersiz ödeme nedeniyle iadesi istenen tutardan mahsup edildiğive Emekli Sandığından aylık almaya devam ettiği vurgulanarak topluluk sigortasıkapsamında başvurucuya yersiz ödenen emekli aylığının iadesine ilişkin işleminbaşvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yükleyip yüklemediği değerlendirilirkenbunun gözönünde bulundurulması önerilmiştir.
42. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuruformundaki iddialarını tekrarlamıştır.
2. Değerlendirme
43. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanakalınacak "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve mirashaklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplumyararına aykırı olamaz."
44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, topluluk sigortası kapsamında yapılanödemelerin geri istenmesine yönelik olduğundan bu şikâyetin mülkiyet hakkıkapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
45. Başvurucu yaşlılık aylığının kesilmesinin haksızolduğundan ve primlerin güncellenmeden iade edildiğinden da yakınmakta ise de SedatHaspolat kararında bu şikâyetler incelenip kabul edilemez bulunduğundan (SedatHaspolat, §§ 41-52) bunlara yönelik ayrıca bir inceleme yapılmayacaktır.
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
46. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. MülkünVarlığı
47. Sedat Haspolat kararında yaşlılık aylıklarınınbaşvurucuya ödenmekle mevcut mal varlığı hâline geldiği kabul edilmiştir (SedatHaspolat, § 64).
ii. Müdahalenin Varlığı ve Türü
48. Başvurucuya ödenmek suretiyle başvurucunun mevcut malvarlığına dâhil olan yaşlılık aylıklarının iadesi yolunda işlem tesis edilmesi mülkiyethakkına müdahale teşkil etmektedir (Sedat Haspolat, § 65). Yaşlılıkaylıklarının iadesinin istenmesi suretiyle başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahalenin mülkiyetin kullanılmasının düzenlenmesi şeklindeki üçüncükural çerçevesinde incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır (SedatHaspolat, § 70).
iii. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
49. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsızbir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulmasıgerekmektedir.
50. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
51. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızınAnayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (RecepTarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).
(1) Kanunilik
52. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında,mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceğibelirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanundaöngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddeside hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini temel bir ilkeolarak benimsemiştir. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkatealınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır (Ford MotorCompany, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49).
53. Anayasa Mahkemesi 20/7/2017 tarihli kararıyla derecemahkemelerinin geçmiş dönemde yapılan ödemelerin iadesine ilişkin 31/3/2008tarihli işlemin yasal dayanağı olarak 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510sayılı Kanun'un 96. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendini gösterdiklerinigözeterek müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. İdariişlemin tesis edildiği tarihte 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin birincifıkrasının (a) bendinin yürürlükte olmadığını hatırlatan Anayasa Mahkemesi1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren söz konusu hükmün 31/3/2008 tarihinde tesisedilen idari işlemin yasal dayanağını teşkil etmesinin mümkün olmadığınıbelirtmiş, idare veya derece mahkemelerince başkaca bir yasal dayanağın dagösterilmediğinin altını çizerek başvurucuya ödenen yaşlılık aylıklarınıniadesinin istenmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunidayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşmıştır (Sedat Haspolat, § 78).
54. Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir ihlalkararının gereklerinin yerine getirilmemesi daha önce verilen ihlalin devamettiği anlamına gelir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesinin ihlal kararınıngereklerinin yerine getirilmediğine ilişkin iddiaları incelemek de bireyselbaşvuruları incelemeye yetkili olan Anayasa Mahkemesinin görev alanına girer (ŞahinAlpay (3), B. No: 2018/10327, 3/12/2020, § 39; Aligül Alkaya vediğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019), § 52). Bu sebeple eldekibaşvuruda Anayasa Mahkemesince kanunilik unsuru yönünden yapılacak inceleme,daha önce verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilipgetirilmediğinin ve bu kapsamda başvurucunun anayasal haklarının ihlal edilipedilmediğinin tespitiyle sınırlı olacaktır (Sıddıka Dülek ve diğerleri,B. No: 2013/2750, 17/2/2016, § 70; Mehmet Ali Ayhan (2), B. No:2016/7967, 22/7/2020, § 54; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 52).
55. İş Mahkemesi yeniden yargılama sonucu verdiği6/12/2017 tarihli kararıyla önceki kararındaki -başvurucunun itirazının iptalive takibin devamı şeklindeki- hükmü onamıştır. İş Mahkemesi Yargıtay HukukGenel Kurulunun bir kararına da atıfta bulunarak 5510 sayılı Kanun'un 96.maddesinin yersiz olarak başvurucuya yapılan ödemelerin iadesinin yasaldayanağını oluşturabileceğini belirtmiştir. İş Mahkemesi sosyal güvenlikhukukunun kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle bu alandaki kanunlarınyürürlüğe girdiği andan itibaren uygulanacağını ifade etmiştir. İş Mahkemesiavukat olan başvurucunun topluluk sigortası pirimi ödediğini ve bunun çiftesigortalılık durumuna girebileceğini bilebilecek durumda olduğunu kabul etmiş,5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre geriyedoğru on yıllık süre ile sınırlı olarak yersiz ödemeleri iade sorumluluğununbulunduğunu ifade etmiştir. İş Mahkemesi ayrıca 5510 sayılı Kanun'unuygulanamayacağı kabul edilse dahi idari işlem tarihinde yürürlükte bulunan 506sayılı Kanun'un 121. maddesi kapsamında davalıdan yaşlılık aylıklarınıniadesinin istenmesinin mümkün olduğunu belirtmiştir.
56. Anayasa Mahkemesinin 20/7/2017 tarihli ihlalkararının derece mahkemelerinde görülen davanın başvurucu lehinesonuçlandırılması gerektiği anlamına gelmediği not edilmelidir. AnayasaMahkemesi derece mahkemelerince uyuşmazlığın çözümlenmesinde esas alınan hükmünişlem tarihinden sonra yürürlüğe girdiğine işaret etmiş ve bireylerin durumunuağırlaştıran yükümlülük doğurucu hükümlerin geçmişe yürütülmesinin hukukdevleti ilkesine aykırı olacağını tespit ederek 5510 sayılı Kanun'un 96.maddesinin başvurucu aleyhine tesis edilen idari işlemin kanuni dayanağı olarakkabul edilmesinin müdahaleyi kanuni dayanaktan yoksun bırakacağını ifade etmiştir.Dolayısıyla 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin başvuruya konu müdahaleninkanuni dayanağını oluşturamayacağı Anayasa Mahkemesi kararıyla tespit edilmişve kesinliğe kavuşturulmuştur.
57. İlk derece mahkemesinin 5510 sayılı Kanun'un 96.maddesinin işlemin kanuni dayanağını oluşturduğu sonucuna ulaşmasının AnayasaMahkemesinin yaptığı tespit ve kurduğu hükümle açık bir çelişki oluşturduğubelirtilmelidir. Kuşkusuz derece mahkemelerinin yeniden yapılacak yargılamadaişlemin doğru kanuni dayanağını tespit etmelerinin önünde bir engelbulunmamaktadır. Nitekim ihlal kararında başvuruya konu kararlarda gösterilenhükümlerle sınırlı bir değerlendirme yapılmıştır. Ancak somut olayda İşMahkemesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına da atıfla bilinçli bir biçimdeAnayasa Mahkemesinden farklı bir sonuca varmıştır.
58. Derece mahkemelerinin Anayasa Mahkemesinin ihlalkararını yerine getirme hususunda takdir yetkilerinin bulunmadığı bilinmelidir.Bu bağlamda derece mahkemelerinin Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararınıetkisiz kılacak ve ihlal kararı verilmesini anlamsız hâle getirecek şekilde birkarar veremeyeceği hatırda tutulmalıdır. Anayasa hükümlerini yorumlama tekeliAnayasa Mahkemesinde olmamakla birlikte bu konuda nihai ve bağlayıcı kararverme yetkisi Anayasa Mahkemesine aittir. Anayasa Mahkemesinin somut birbaşvuruda Anayasa hükümleri çerçevesinde değerlendirme yaparak ihlal sonucunaulaşması hâlinde ihlal kararının gereğini yerine getirmekle yükümlü olan derecemahkemeleri, Anayasa Mahkemesi kararının bağlayıcılığını sorgulayamayacağı gibibununla çelişecek bir karar da veremez.
59. Somut olayda Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkınayapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığını anayasal bir ilkeolan hukuk devleti ışığında değerlendirmiş ve işlem tarihinden sonra yürürlüğegiren yükümlülük yükleyici kanunun olaya uygulanmasının müdahaleyi kanunitemelden yoksun bıraktığı sonucuna ulaşmıştır. Görevi söz konusu müdahaleninbaşkaca bir kanuni temelinin bulunup bulunmadığını irdelemekten ibaret olan İşMahkemesinin Yargıtay kararlarına atıfla Anayasa Mahkemesinin ulaştığı sonucuçürütmeye çalışması oldukça şaşırtıcı bulunmuştur. İş Mahkemesinin bu çabasınınAnayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır (bukonudaki detaylı açıklamalar için bkz. Kadri Enis Berberoğlu (3), B. No:2020/32949, 21/1/2021, §§ 82-100).
60. Gelgelelim Anayasa Mahkemesi kararına uyulupuyulmadığının tespiti için yargılamanın bütününe bakılması gerekir. İşMahkemesi kanuni dayanak olarak esas itibarıyla 5510 sayılı Kanun'un 96.maddesini göstermiş ise de kararında 5510 sayılı Kanun'un uygulanamayacağınınkabul edilmesi hâlinde dahi idari işlem tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılıKanun'un 121. maddesi kapsamında davalıdan yaşlılık aylıklarının iadesininistenmesinin mümkün olduğunu belirtmiştir. Öte yandan Bölge Adliye Mahkemesikararında yaşlılık aylığının iadesinin istenmesinin yasal dayanağının 506sayılı Kanun'un 121. maddesi olduğu açıkça ifade edilmiştir. Bölge AdliyeMahkemesine göre yersiz ödemelerin geri alınması 506 sayılı Kanun'un 121.maddesinde düzenlenmiş olup başvurucudan bu hükme dayanılarak yaşlılıkaylıklarını geri ödenmesinin talep edilmesinde hukuka aykırılıkbulunmamaktadır. Aynı Kanun'un 84. maddesindeki "Şu kadar ki, daha öncesağlanan yardımlara ait giderler ilgililerden geri alınmaz."düzenlemesi ise yalnızca iyi niyetli sigortalıları kapsamaktadır. Avukatlıkmesleğinin icra eden ve çifte sigortalılığın hukuken mümkün bulunmadığınıbilebilecek durumda olan başvurucunun iyi niyetli olarak kabulü mümkündeğildir. Bu nedenle de başvurucunun 506 sayılı Kanun'un 84. maddesinin soncümlesinden yararlanması olanaksızdır.
61. 506 sayılı Kanun'un idari işlemin tesis edildiğitarihte yürürlükte bulunan 121. maddesinin ikinci fıkrasında; yanlış ve yersizödendiği anlaşılan her türlü gelir, aylık ve sigorta yardımlarının 84. maddeninson fıkrası saklı kalmak kaydıyla geri alınacağı hükme bağlanmıştır. AynıKanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 84. maddesinin birinci fıkrasındayanlış ve yersiz olarak alınmış olduğu anlaşılan primlerin geri verileceği, sonfıkrasında ise primleri geri verilenlere hastalık, analık, malullük, yaşlılıkve ölüm sigortalarından yapılmakta olan yardımlar ile verilmekte olan ödenek veaylıkların -ilgililerin bu sebeple gerekli yardım, tahsis ve ödeme şartlarınıyitirmiş olmaları hâlinde- durdurulacağı belirtilmiştir. Anılan fıkranın soncümlesinde ise daha önce sağlanan yardımlara ait giderlerin ilgililerden gerialınmayacağı kurala bağlanmıştır.
62. Başvurucu 506 sayılı Kanun'un mülga 84. maddesininson fıkrasının son cümlesinin ödenmiş bulunan yaşlılık aylıklarının iadesineengel teşkil ettiği görüşündedir. Belirtilen fıkrada geri alınması yasaklananödemenin yardımlardan ibaret olduğu, ödenek ve aylıkların burada sayılmadığıgörülmektedir. Anılan cümlenin lafzına bakıldığında geri alınamayacağı ifadeedilen ödemeler arasında aylıkların bulunmadığı göze çarpmaktadır. Bununlabirlikte Anayasa Mahkemesinin hukuk kurallarını ilk elden yorumlama görevininbulunmadığı bir kez daha hatırlanmalıdır. Anayasa Mahkemesinin görevi derecemahkemelerince yapılan yorumların keyfî olup olmadığını denetlemektenibarettir. Bölge Adliye Mahkemesi 506 sayılı Kanun'un mülga 84. maddesinin sonfıkrasının son cümlesinin sadece iyi niyetli sigortalıları kapsadığıgörüşündedir. Bölge Adliye Mahkemesinin bu yorumunun keyfîlik veya bariz takdirhatası içermediği değerlendirilmiştir.
63. Dolayısıyla başvurucudan yaşlılık aylıklarını geriödemesinin istenmesinin yasal dayanağının bulunduğunun Bölge AdliyeMahkemesince gösterilebildiği ve Anayasa Mahkemesinin ihlal kararınauyulmamasının söz konusu olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
(2) Meşru Amaç
64. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyethakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararıkavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlardasınırlandırılması imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıramülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve buanlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekildekorumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini deberaberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan buölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (NusratKülah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No:2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).
65. Sosyal güvenlik sisteminin korunması vedevamlılığının sağlanmasına yönelik olarak fazladan yapılan ödemelerin borççıkarılarak ödenmesi isteğinin sınırlı kamusal kaynakların doğru şekildeharcanmasını gözeten meşru bir amacının bulunduğu açıktır (Musa Baylan[GK], B. No: 2016/4384, 12/12/2019, § 63).
(3) Ölçülülük
(a) Genelİlkeler
66. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilikve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişliliköngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunluolmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkünolmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102,K.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2014/176,K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127,22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §38).
67. Hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkinuyuşmazlıklarda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünündeğerlendirilebilmesi için başvurucuya kanuna aykırı olarak ödeme yapılmasıbiçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların katkı derecelerine de bakılmasıgerekmektedir. Bu bağlamda tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu,bunların yerine getirilmesinde ihmal gösterilip gösterilmediği ve ihmalinvarlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisininbulunup bulunmadığı da gözönünde tutulmalıdır (Uğur Ziyaretli, B. No:2014/5724, 15/2/2017, § 65).
68. Öte yandan idarenin iyi yönetişim ilkesineuygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetişim ilkesi, kamuyararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygunzamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerinigerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014,§ 68).
69. İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyethakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalıişlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre,hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağakanuni faiz uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediği önem arzetmektedir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 71).
70. Sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiğihatalı işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya bellidurumlarda kaldırabileceği hususunda kuşku yoktur. Bu tespit hatalı idariişlemden kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerlidir. Aksi durum,kişilerin sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlikfonlarına katkıda bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyleödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabilir.Bu durum, sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevazverilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmez (TevfikBaltacı, § 74).
(b) İlkelerinOlaya Uygulanması
71. Anayasa Mahkemesinin başvurucuya ödenen aylıklarıniadesinin kanuni dayanağının ortaya konulamadığı gerekçesiyle Sedat Haspolatkararında verdiği ihlalin yeniden yargılama sürecinde Bölge Adliye Mahkemesinceerişilebilir, belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanak gösterilmek suretiylegiderildiği yukarıda saptanmıştır (bkz. §§ 53-63). Dolayısıyla bu başlıktamüdahalenin ölçülü olup olmadığıyla sınırlı olarak inceleme yapılacaktır.
72. Somut olayda elverişlilik ve gereklilik ilkeleriyönünden tartışılmayı gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Asıl üzerindedurulması gereken, müdahalenin orantılı olup olmadığıdır. Bu itibarla,uygulanan tedbirle başvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenipyüklenmediğinin tespiti gerekmektedir.
73. Başvurucu, Emekli Sandığı yanında topluluksigortasına tabi olmuş ve 1/1/1980 ile 29/5/2001 tarihleri arasında avukatlıkhizmetlerinden dolayı topluluk sigortasına toplam 7.608 iş günü karşılığı primödemiştir. Başvurucu, öğretmenlikten 15/9/1994 tarihinde emekli olmuş ve butarihten itibaren Emekli Sandığı tarafından başvurucuya emeklilik aylığıbağlanmıştır. SGK tarafından başvurucuya 506 sayılı Kanun’un 86. maddesiuyarınca 1/8/2002 tarihinden itibaren topluluk sigortası kapsamında yaşlılıkaylığı ödenmeye başlanmıştır. Emekli Sandığı ile yapılan yazışmalar sonucundabaşvurucunun 1/1/1967-1/7/1967 ve 1/1/1970-15/9/1994 tarihleri arasında EmekliSandığına tabi hizmetlerinin olduğu, 15/9/1994 tarihinden itibaren de kendisineEmekli Sandığı tarafından emeklilik aylığı bağlandığı anlaşılmıştır. İlMüdürlüğü tarafından 31/3/2008 tarihli işlemle başvurucunun aynı zamanda EmekliSandığından da yararlandığı gerekçesiyle topluluk sigortası kapsamındakiyaşlılık aylığı ödemeleri durdurulmuştur. Aynı işlemde 1/8/2002 ile 21/4/2008tarihleri arasında ödenen toplam 33.096,12 TL yaşlılık aylığının 1/1/1980 ile29/5/2001 tarihleri arasında ödenen primler mahsup edildikten sonra kalankısmının tahsilinin sağlanması için gereken işlemlerin yapılması talepedilmiştir. İl Müdürlüğünün 31/3/2008 tarihli başka bir yazısıyla başvurucudan-33.096,12 TL borcu ödemek üzere- en kısa zamanda İl Müdürlüğüne müracaatıistenmiştir.
74. 1136 sayılı Kanun'un mülga 188. maddesinin birincifıkrasında emekliliğe tabi bir görevde çalışmakta olanların, Emekli Sandığındanemeklilik veya malullük aylığı almakta olanların 186. madde uyarınca topluluksigortasına giremeyecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre başvurucunun EmekliSandığına tabi olması sebebiyle topluluk sigortasına giremeyeceği açıktır.Kanunu bilmemek mazeret sayılamayacağından başvurucudan Emekli Sandığınınyanında topluluk sigortasına da tabi olmasının kanuna aykırı olduğunu bilmesibeklenmektedir. Üstelik derece mahkemelerince de işaret edildiği üzere başvurucununprofesyonel bir hukukçu olması sebebiyle daha bilinçli hareket etmesi gerekir.Söz konusu düzenlemeye karşın başvurucunun topluluk sigortasına girmesi vehiçbir uyarıda bulunmaksızın yaşlılık aylığı ödemelerini kabul etmesi iyiniyetli bireyden beklenecek bir davranış değildir. Dolayısıyla başvurucununkusurlu olduğu hususunda derece mahkemelerince ulaşılan kanaatin keyfî vetemelsiz olmadığı değerlendirilmiştir.
75. Bununla birlikte başvurucunun herhangi bir hilesininbulunduğu ileri sürülmemiştir. Başvurucunun fiili, yaşlılık aylığı bağlanmasışeklinde mevzuata göre uygun görülmesi hukuken mümkün olmayan ve bu nedenle deidarece reddedilmesi gereken bir talepte bulunmaktan ibarettir. Kamumakamlarından hukuka uygun olmayan talepte bulunması bu talebin karşılanmasısebebiyle doğan zararlı sonucun tüm sorumluluğunun -hilesi veya yanıltması sözkonusu olmadıkça- tek başına başvurucuya yükletilmesini haklı kılmamaktadır.Zira başvurucunun talepte bulunması kendiliğinden sonuç doğurmamakta, talebinhüküm ifade edebilmesi için idarenin bunu uygun bularak talep doğrultusundaidari işlem tesis etmesi gerekmektedir. Karşılanması hukuken mümkün olmayantalepleri reddetmek idarenin kanuni yükümlülüğüdür. Bu tür talepleri kabul edenidarenin kusursuz olduğu söylenemeyecektir. Bu bağlamda başvurucunun ikisigorta sistemine aynı anda prim ödediği kamu otoritelerinin bilgisidâhilindedir. Kamu otoritelerinin iyi yönetişim ilkesi uyarınca başvurucununiki sigortaya aynı anda katılmasını engellemek için gereken tedbirleri almayükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak kamu otoritelerinin bu yükümlülüğünün ifasıhususunda gerekli özeni göstermediği görülmüştür.
76. Görüldüğü üzere başvurucunun kusurlu davranışınınyanında idarenin de gerek işleyişindeki aksaklıklardan gerekse ihmalkârtutumundan kaynaklanan kusurunun olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla mülkiyethakkına müdahale teşkil eden sonucun ortaya çıkmasında idarenin hatalıdavranışının etkisi bulunduğu söylenebilir. Derece mahkemelerinin idareninkusurunu yeterince hesaba katmadığı görülmüştür.
77. Başvurucuya ödenen yaşlılık aylığının yersizolduğunun tespit edilmesinde geçen 5 yıl 8 aylık süre oldukça uzundur. Bu süreboyunca başvurucuya ödenmesine devam edilen yaşlılık aylığının kesilmesinisağlamak amacıyla ilgili kurumlar arasında herhangi bir iletişimin kurulamadığıgözlemlenmiştir. Ayrıca başvurucunun durumunu tespit etmek için derin biraraştırmaya ihtiyaç duyulmayacağı açıktır. Bu durum, idari işlev gören ayrıhukuksal statülere bağlı değişik kurum ve kuruluşların bir bütün oluşturduğunuifade eden idarenin bütünlüğü ilkesi ile bağdaşmamaktadır.
78. İdarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen anaparatutarının iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksidurumun yukarıda belirtildiği üzere (bkz. § 70) başvurucunun sebepsizzenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Bunakarşın alacağın başvurucudan tahsilindeki yöntem önem arz etmektedir. AnayasaMahkemesi daha önce aynı konuda verdiği Tevfik Baltacı ve Uğur Ziyaretlikararlarında, başvurucuların anaparanın yanında faiz ödemekle de yükümlükılınmış olmalarının kusurlu davranışıyla orantısız bir külfet yüklenmelerisonucunu doğurduğunu belirterek müdahalenin ölçülü olmadığı kanaatineulaşmıştır (Tevfik Baltacı, § 79; Uğur Ziyaretli, § 76).
79. Fatma Ülker Akkaya (B. No: 2014/18979,22/2/2018) kararında ise başvurucudan iadesi istenen tutar faiz içermediğihâlde tahsil yöntemi dikkate alınarak mülkiyet hakkının ihlal edildiğine kararverilmiştir. Söz konusu karara konu olayda iadesi istenen anaparanın üç ayiçinde ödenmesi istenmiş ve üç ay içinde ödeme yapılmaması hâlinde üçüncü ayındolduğu tarihten itibaren hesaplanacak kanuni faizle birlikte emekli aylığındanher ay 1/4 oranında kesinti yapılmak suretiyle borcun tahsil edilmeyebaşlanacağı başvurucuya ihtar edilmiştir. Anayasa Mahkemesi idarenin hatalıintibak işlemi sebebiyle sekiz yıllık sürede ve aylık olarak başvurucuya yersizödenen tutarların toplu bir şekilde üç ay içinde iadesinin istenmesinin -hiçbirkusurunun bulunmadığı da gözetildiğinde- başvurucuya aşırı bir külfet yüklediğisonucuna ulaşmıştır. Kararda, emekli aylığının sosyal bir ödeme olduğu hususuda dikkate alındığında yersiz yapılan ödemelerin iade edilebilmesi içinbaşvurucunun ekonomik anlamda dara düşmesini önleyecek şekilde bir takvimebağlanmasının kamu yararı ile bireysel yarar arasında denge kurulmasıbakımından gerekli olduğu vurgulanmıştır. Anılan olayda idare tarafından emekliaylığından her ay 1/4 oranında kesinti yapılmak suretiyle tahsil seçeneği debaşvurucuya sunulmasına rağmen üç ay içinde toptan ödemenin alternatifi olaraksunulan bu seçeneğin tercih edilmesi durumunda ayrıca faiz de tahsiledilmesinin öngörülmesinin başvurucunun menfaatleri ile kamu yararı arasındakidengeyi bozduğu kararda belirtilmiştir (Fatma Ülker Akkaya, §§ 58, 59).
80. Somut olayda başvurucudan iadesi istenen tutar33.096,12 TL olarak tespit edilmiştir. Aleyhine başlatılan icra takibindebaşvurucudan 1.060,85 TL faiz de talep edilmiştir. Başvurucu faiz tutarınınsonradan arttığını iddia etmektedir. Bu faizin borcun tahakkuk tarihindenönceki dönemdeki gecikmeye mi yoksa tahakkuk tarihinden sonraki gecikmeye miilişkin olduğu dosyadan anlaşılamamakla birlikte iade sürecinin başvurucununsosyal ve ekonomik durumuna uygun bir ödeme planı dâhilinde yapılandırıldığıgösterilebilmiş değildir. İdarenin de kusurlu olduğu gözetildiğinde 1946doğumlu olan ve ödeme gücüyle ilgili bir değerlendirme yapıldığı gösterilemeyenbaşvurucunun anılan tutarı bir kerede ödemekle yükümlü kılınması veya taksitlerhâlinde ödenmesi seçeceğinin sunulması hâlinde faiz tahakkuk ettirilmesibaşvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi orantısız kılacaktır. Olaydaidarenin faiz tahakkuk ettirmiş olması ve haciz işlemlerine başlanması borcuntahsilinin başvurucunun durumuna uygun ve ekonomik manada dara düşmesiniönleyecek bir ödeme planına bağlanmadığını göstermektedir.
81. Sonuç olarak mülkiyet hakkına yapılan müdahaleylehedeflenen kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkından yararlanmasıarasında adil dengenin kurulamadığı ve borcun tahsil yönteminin başvurucuyaaşırı bir külfet yüklendiği, bu nedenle mülkiyet hakkına yapılan müdahaleninölçülü olmadığı kanaatine varılmıştır.
82. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Diğer İhlal İddiaları
83. Başvurucu, İstinaf Mahkemesinin kesin olarak kararvermesi nedeniyle temyize erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ayrıcaistinaf kanun yolunda duruşma yapılmaması nedeniyle savunma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir. Başvurucu son olarak davasının sürüncemedebırakılması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinibelirtmiştir.
84. Anayasa Mahkemesi ancak temellendirilebilmiş birbireysel başvuruyu inceler. Başvurucunun şikâyetlerini hem maddi hem hukukiolarak temellendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Maddi dayanaklar yönündenbaşvurucunun yükümlülüğü şikâyetlerine konu temel olay ve olguları açıklamak,bunlara ilişkin delilleri Anayasa Mahkemesine sunmak, hukuki dayanak yönündenyükümlülüğü ise bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklerden hangisininhangi nedenle ihlal edildiğini özü itibarıyla açıklamaktır (Sabah YıldızıRadyo ve Televizyon Yayın İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi[GK], B. No: 2014/12727, 25/5/2017, § 19).
85. Bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesi,kamu gücü eylem ve işlemleri ile mahkeme kararlarının Anayasa'ya uygunluğununve müdahale gerekçelerinin denetimini kendiliğinden yapmaz. Bu sebeplebaşvurucunun başvurusunun esasını ve bu kapsamda kamu makamları tarafındanortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığını AnayasaMahkemesine inceletebilmesi için öncelikle kendisinin ihlaliddialarını gerekçelendirmesi, buna ilişkin olay ve olguları açıklamasıve delillerini sunması zorunludur (Cemal Günsel [GK], B. No:2016/12900, 12/1/2021, § 24).
86. Başvurucu, salt İstinaf Mahkemesinin kesin olarakkarar vermesinin temyize erişim hakkını ihlal ettiğini belirtmekle yetinmiş;İstinaf Mahkemesi kararının neden temyize tabi olduğu görüşüyle ilgili olarakhiçbir açıklama yapmamış, bu görüşünün yasal dayanaklarını göstermemiştir. Öteyandan başvurucu, istinaf kanun yolunda duruşma talep ettiğine dair bir bilgi vebelgeyi Anayasa Mahkemesine ibraz etmemiştir. Makul sürede yargılanma hakkınailişkin şikâyet yönünden ise başvurucunun ihlal kararı ile sonuçlanan bireyselbaşvurudan önceki sürecin mi yoksa bireysel başvuru sonrası sürecin miuzamasından yakındığı anlaşılamamaktadır. Bu nedenle başvurucunun buşikâyetlerini temellendiremediği sonucuna ulaşılmıştır.
87. Açıklanan gerekçelerle diğer ihlal iddialarının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
88. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
89. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini, aracına vetaşınmazına haciz uygulanmış olması sebebiyle uğradığını ileri sürdüğü zararkarşılığında 100.000 TL manevi, 200.000 TL manevi olmak üzere toplam 300.000 TLtazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucu, aracına hacizuygulanması sebebiyle avukatlık işlerini yürütmek için bir yıl boyunca araçkiraladığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca taşınmazına uygulanan hacizsebebiyle taşınmazı kiraya veremediğini ve satamadığını, bu durumun maddi vemanevi zarara yol açtığını belirtmiştir.
90. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesidiğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerinegetirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamınageleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaretetmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2)).
91. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
92. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadankaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruyaözgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesitarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğindeusul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgilimahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi birtakdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığımahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin AnayasaMahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam edenihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (MehmetDoğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).
93. İncelenen başvuruda, borcun tahsilinin başvurucunundurumuna uygun bir ödeme planına bağlanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda ihlalin idarenin işleminden kaynaklandığıanlaşılmıştır. Bununla birlikte derece mahkemeleri de ihlali giderememiştir.
94. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 8. İş Mahkemesine gönderilmesinekarar verilmesi gerekmektedir.
95. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesiiçin başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucu, taşınmazına haciz uygulanmasısebebiyle araç kiralamak zorunda olduğunu ileri sürmüş ise de buna dair belgeibraz etmemiştir. Öte yandan başvurucunun taşınmazına haciz uygulamasısebebiyle taşınmazını kiraya veremediği ve satamadığı iddiaları da oldukçasoyut nitelikte bulunmuştur. Bu sebeple başvurucunun maddi zararınıispatlayamadığı sonucuna ulaşılmıştır. İhlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağıanlaşıldığından manevi tazminat talebinin de reddine karar verilmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
96. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 446,90 TL harçtanoluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınanmülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereİstanbul 8. İş Mahkemesine (E.2017/410, K.2017/659) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 446,90 TL harçtan oluşan yargılama giderininbaşvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 15/6/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.