TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ŞEHMUS DAŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7275)
Karar Tarihi: 18/6/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Murat AZAKLI
Başvurucu
:
Şehmus DAŞ
Vekili
:
Av. Yılmaz FİDAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, 13/6/1990tarihinde Savur Kadastro Mahkemesinde açtığı kadastro tespitine itiraz davasınınhalen devam ettiğini belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi zararının tazminini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 27/9/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdariyönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinciBölüm Üçüncü Komisyonunca, 29/11/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesiBölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine kararverilmiştir.
4. İkinci Bölümün 12/12/2013tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının13/1/2014 tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucuvekili tarafından Adalet Bakanlığı görüşüne karşı 30/1/2014 tarihli beyandilekçesi ibraz edilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuruformu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Mardin ili Savur ilçesi Şenocak köyü 434 parsel numaralıtaşınmaz 1984 yılında yapılan kadastro çalışması sonunda Maliye Hazinesi adınatespit edilmiştir.
8. Başvurucu, anılan taşınmazın kendisine ait olduğu iddiasıylaMaliye Hazinesi aleyhine, 13/6/1990 tarihinde Savur Kadastro Mahkemesindekadastro tespitine itiraz davası açmıştır.
9. Yargılama Savur Kadastro Mahkemesinin E.1990/41 sayılıdava dosyasında devam etmektedir.
B. İlgiliHukuk
10. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli birbiçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
11. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Genel olarak görev”kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlıayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesindegösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapusicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilenişlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıklarıçözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir. ”
12. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul” kenar başlıklı28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro hakimi, askı süresi içindeaçılacak davalar ve kadastro müdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacaktaşınmaz mallara ait kadastro tutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerindendevredilen işler hakkında dava dosyası açar. İlgililerin başvurusunubeklemeksizin kadastro tutanakları ile uyuşmazlığın çözümlenmesine etkiliolabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgili dairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflara Tebligat Kanunu hükümlerinegöre resen tebliğ eder.”
13. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenar başlıklı 29. maddesininbirinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşmayapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosyaişlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olandelilleri inceler ve 30 uncu madde hükmünce işi karara bağlar.
…
Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyanhallerde basit yargılama usulü uygulanır.
Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”
14. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimin takdiri”kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Kadastro tutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bubeyanlarına gerekçe gösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler.Ancak hakim, kadastro tutanağındaki beyanla, duruşma sırasındatopladığı deliller arasında çelişki görürse, bunu gidermek için tutanaktabeyanlarına başvurulan kimseleri tanık sıfatıyla yeniden dinleyebilir.
Kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahallimahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığıveya dava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığıtakdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleritoplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekleyükümlüdür. Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları datespit edilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararıverilir.”
15. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanun yollarına başvurma veilamların infazı” kenar başlıklı 32. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Kadastro mahkemesi kararları Tebligat Kanunu hükümlerinegöre resen taraflara tebliğ olunur.”
16. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastro harcı ve tahakkuku”kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi şöyledir:
“Bu Kanun gereğince resen yapılması gereken soruşturma vetebligat işlemleri için zaruri giderler, ileride haksız çıkacak taraftanalınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
17. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 27/9/2013 tarih ve 2013/7275 numaralı başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
18. Başvurucu, 1984 yılında yapılan kadastro çalışmalarısonunda 434 parsel numaralı taşınmazın Maliye Hazinesi adına tespit edildiğini,13/6/1990 tarihinde Maliye Hazinesi aleyhine Savur Kadastro Mahkemesinde açtığıkadastro tespitine itiraz davasının, Mahkemenin E.1990/41 sayılı dosyasındahalen devam ettiğini, taşınmazı 23 yıldan fazla süredir kullanamadığını,yargılamanın uzun sürdüğünü ve makul sürede sonuçlanmadığını belirterek,Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan mülkiyet ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
19. Başvurucu, somut başvuruya ilişkin olarak ilk derecemahkemesince yapılan yargılamayı sonlandırır nitelikte bir kararın mevcutolmadığını, AİHM kararlarında da belirtildiği üzere makul sürede yargılamayapılmaması iddiasına dayanan başvurular açısından başvuru yollarınıntüketilmesi şartının aranamayacağını, zira başvurunun esasen yargılamanınnihayete ulaştırılamaması nedenine dayandığını belirtmiştir.
20. Başvuru konusu dava, Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’den önce açılmış olup,başvuru tarihi itibarıyla derdest olduğu anlaşılmakla, başvurunun incelenmesiAnayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi dâhilindedir. Ayrıca, bireyselbaşvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya daihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının tüketilmiş olması gerekmekle birlikte, hukuk sistemimizde,yargılamanın uzamasını önleyici etkiye sahip olan veya yargılamanın makulsürede yapılmaması sonucunda oluşan zararları tespit ve tazmin edici niteliktaşıyan bir idari veya yargısal başvuru yolunun bulunmadığı anlaşıldığından,başvuru, kanun yollarının tüketilmesi yönünden kabul edilebilir niteliktedir(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 21-30).
21. Açıklanan nedenlerle, açıkça dayanaktan yoksun olmayan vekabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden debulunmayan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
22. Başvurucu, 13/6/1990 tarihinde Maliye Hazinesi aleyhineSavur Kadastro Mahkemesinde açtığı kadastro tespitine itiraz davasının,Mahkemenin 1990/41 esas sayılı dava dosyasında halen devam ettiğini, taşınmazı23 yıldan fazla süredir kullanamadığını ve yargılamanın makul süredesonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
23. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul sürede yargılanmahakkına ilişkin olarak görüş sunulmasına gerek görülmediği belirtilerek,mülkiyet hakkının ihlali iddialarının, başvurucunun ihtilaf konusu taşınmazüzerinde henüz mülkiyet hakkının bulunmadığı dikkate alınarak değerlendirilmesigerektiği bildirilmiştir.
24. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Birbaşka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan birhak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
25. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
26. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılması, yargının görevidir.”
27. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
28. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan veadil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §38).
29. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır.
30. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, taşınmaz mülkiyeti hakkında Savur Kadastro Mahkemesinde açılan kadastrotespitine itiraz davasında, 3402 ve 6100 sayılı Kanun’lardayer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medenihak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 49).
31. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde gözardıedilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuruaçısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
32. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 41–45).
33. Ancak, belirtilenkriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyicideğildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bukriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
34. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşipgerçekleşmediğinin saptanması için öncelikle uyuşmazlığın türüne göredeğişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
35. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından13/6/1990 tarihidir.
36. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıçtarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
37. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinindevamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esasalınacak sürenin bitiş anı başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 52).
38. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,yargılamanın konusunun, Savur ilçesindeki kadastro çalışmaları sonucundayapılan kadastro tespitine itiraz ile taşınmazın başvurucu adına tapuya tesciliistemine ilişkin olduğu, 13/6/1990 havale tarihli dilekçe ile yargılamasınabaşlanıldığı anlaşılan davanın tensip zaptının tanzimi sonrasında, yargılamasürecinde birçok duruşma yapıldığı ve belirtilen celseler arasında genellikleiki aylık sürelerin bulunduğu anlaşılmaktadır.
39. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, özellikle tensip zaptı kapsamında ikmaline başlanılmasıgereken tapu kaydı, birleşik kroki, mahalli bilirkişi listesi gibi evrakınilgili kurumlardan talep edilmeyerek, yargılama sırasında münferit celselerdeverilen ara kararları uyarınca kısım kısım talepedildiği, ara karar gereklerinin yerine getirilmediği muhtelif celselerdedavalı vekilinin mazeretlerinin kabulüne dair karar tesisi ile yetinildiği,celse harcı tayini gibi usuli imkânların yargılamamakamlarınca kullanılmadığı, Mahkemece birçok defa dosyanın incelemeye alındığıve bu sebeple duruşmaların ertelendiği, keşif ara kararlarının farklıgerekçelerle yerine getirilmediği ve birçok defa keşiflerin ertelendiğianlaşılmaktadır.
40. 3402 sayılı Kanun’da yeralan özel usul hükümleri ile bu Kanunda hüküm bulunmaması durumunda uygulamaalanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konualan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulihükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların makul süredeçözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
41. Belirtilen hükümlere rağmen, Mahkemece defalarca keşifmasraflarının ikmali hususunda taraflara süreler verildiği, birçok defa keşifara kararlarının müracaat yokluğu, hava şartları, bilirkişi temin edilememesi,güvenlik, iş yoğunluğu gibi nedenlerle yerine getirilmediği ve bu uygulamanındavada yer alan taraf sayısı da nazara alındığında yargılamanın uzamasıüzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.
42. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konuyargılamanın gerek taşınmaz sayısı gerekse taraf sayısı bakımından karmaşık birniteliğe sahip olmadığı ve yargılama sürecindeki gecikmeler ayrı ayrıdeğerlendirildiğinde Kadastro Mahkemesinde tatbiki gereken yargılamayıhızlandırıcı niteliğe sahip özel usul hükümlerine riayet edilmediği ve verilenara kararların birçoğunda taraflara eksikliklerin ikmali hususunda usulhükümlerine aykırı şekilde süreler verilerek, yapılması gereken işlemlerin uzunsürelerle, müracaat yokluğu ve masraf ikmal edilmemesi gibi nedenlerle yerine getirilmediğianlaşılmaktadır.
43. Özellikle somut yargılama açısından dava malzemesinintaraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığı nazara alındığında,yargılama makamlarının davayı gerekli süratle yürütme yükümlülüğünün dahadikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir (B. No: 2013/4687, 23/1/2014, §47).
44. Yargılama sürecinde başvurucu dışındaki taraflarınyargılamayı geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak,yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de yargılamamakamlarının ilgili usuli imkânları kullanmaksuretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda,davalı vekilince muhtelif celselerde mazeret dilekçeleri sunulduğu görülmeklebirlikte, başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisiolduğu tespit edilememiştir.
45. Yukarıda yer verilen tespitler ışığında davaya bütünolarak bakıldığında, söz konusu yirmi dört yılı aşkın yargılama sürecinde makulolmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
46. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
47. Başvurucu ayrıca, uzun süren yargılama nedeniyle taşınmazdanyararlanamadığı gibi taşınmazdan sağlanan gelir desteğinden de mahrum kaldığınıbelirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlaledildiğini iddia etmiş olup, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiyönünde yukarıda yer verilen tespitler ışığında, mülkiyet hakkının ihlaledildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
48. Başvurucu, taşınmazını uzun süren yargılama boyuncakullanamadığını ve gelirlerinden istifade edemediğini belirterek, maruz kaldığızarar karşılığı 100.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatahükmedilmesini talep etmiştir.
49. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucunun tazminattaleplerine ilişkin görüş bildirilmemiştir.
50. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
51. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuşolup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmişolmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasındailliyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebininreddine karar verilmesi gerekir.
52. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yirmi dörtyılı aşkın yargılama süresi nazara alındığında, başvurucunun yargılamafaaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren24.900,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
53. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
54. Başvuruya konu yargılamanın yirmi dört yılı aşkın birsüredir devam ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiğigözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılamadosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devametmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa süredesonuçlandırılmasını teminen, kararın bir örneğininilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya 24.900,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE
C. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin ilgili SavurKadastro Mahkemesine gönderilmesine,
18/6/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.