TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
SELAHATTİN DEMİRTAŞ BAŞVURUSU (3)
(Başvuru Numarası: 2017/38610)
Karar Tarihi: 9/6/2020
R.G. Tarih ve Sayı: 19/6/2020-31160
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Muammer TOPAL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Aydın ŞİMŞEK
Başvurucu
:
Selahattin DEMİRTAŞ
Vekilleri
:
Av. Benan MOLU
Av. Mahsuni KARAMAN
Av. Aygül DEMİRTAŞ GÖKALP
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru; tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyiaşması, tutukluluk süresinin makul olmaması, tahliye talepleri ile tutukluluğayönelik itirazların karara bağlanmaması ve tutukluluk incelemelerininyapılmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvurular 24/11/2017, 29/5/2018, 18/6/2018,27/11/2018 ve 11/12/2018 tarihlerinde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. 2017/38610, 2018/14692, 2018/34462 ve 2018/35971sayılı başvurular yönünden başvuru belgelerinin birer örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, anılan başvurular yönündengörüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşlerine karşı süresindebeyanda bulunmuştur.
8. 2018/16592 sayılı başvuru bakımından Bakanlığabildirim yapılmasına gerek görülmemiştir.
9. Yapılan incelemede 2018/14692, 2018/16592, 2018/34462ve 2018/35971 sayılı başvuruların başvurucu tarafından aynı konuyla bağlantılıolarak yapıldığı anlaşıldığından 2017/38610 sayılı başvuru ilebirleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına kararverilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
10. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyleve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi vebelgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
11. Başvurucu 22/7/2007 tarihinde Diyarbakır'dan,12/6/2011 tarihinde Hakkâri'den bağımsız olarak [Daha sonra sırasıyla DemokratikToplum Partisine (DTP) ve Barış ve Demokrasi Partisine (BDP) katılmıştır.];7/6/2015 ve 1/11/2015 tarihlerinde ise Halkların Demokratik Partisinden (HDP)İstanbul milletvekili seçilmiştir. Başvurucu 1/2/2010 tarihinde BDP'nin eşgenel başkanlığına, BDP'nin HDP'ye katılmasıyla da HDP eş genel başkanlığınaseçilmiş; bu görevine 11/2/2018 tarihine kadar devam etmiştir. Başvurucu ayrıca24/6/2018 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçimi'nde aday gösterilmiş, %8,40ile en çok oy alan üçüncü aday olmuştur.
A. TutuklamaTedbirine İlişkin Süreç
12. Başvurucu hakkında milletvekili olarak görev yaptığıdönemlerde işlediği iddia olunan bazı suçlara ilişkin olarak farklı Cumhuriyetbaşsavcılıklarınca soruşturmalar yürütülmüştür. Anayasa'nın 83. maddesinin ikincifıkrasının birinci cümlesinde yer alan "Seçimden önce veya sonra birsuç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkçatutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz." hükmüuyarınca yasama dokunulmazlığına sahip olan başvurucunun dokunulmazlığınınkaldırılması istemiyle ilgili Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından otuz birayrı fezleke düzenlenmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunulmaküzere Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir.
13. 2014 yılının Ekim ayında yaşanan ve ülkenin büyük birbölümünü etkileyen şiddet (terör) olayları ve 2015 yılının Haziran ayındanitibaren ülkede terör saldırılarının artması dolayısıyla siyasi çevrelerde vekamuoyunda milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması hususunda yoğuntartışmalar yaşanmıştır. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'ndadeğişiklik yapılmasını öngören kanun teklifi 12/4/2016 tarihinde TBMMBaşkanlığına sunulmuştur.
14. TBMM Genel Kurulunda 20/5/2016 tarihinde kabul edilen6718 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle Anayasa'ya eklenen geçici 20. madde ile "Bumaddenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiği tarihte; soruşturmayaveya soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyetbaşsavcılıklarından ve mahkemelerden; Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, TürkiyeBüyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet komisyonlarıüyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasamadokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekillerihakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikincifıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz. Bu maddenin yürürlüğe girdiğitarihten itibaren onbeş gün içinde; Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerindenkurulu Karma Komisyon Başkanlığında, Türkiye Büyük Millet MeclisiBaşkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan yasamadokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar, gereğinin yapılmasıamacıyla, yetkili merciine iade edilir." hükmü getirilmiştir.
15. Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihli Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Buna göre anılan maddenin TBMM tarafındankabul edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla düzenlemede belirtilen mercilereintikal etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa'nın 83. maddesinin ikincifıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümuygulanmayacaktır. Ayrıca Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren on beş gün içinde Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kuruluKarma Komisyon Başkanlığında, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkinTBMM Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Bakanlıkta bulunan dosyaların gereğininyapılması amacıyla yetkili merciye iade edileceği öngörülmüştür.
16. Bu kapsamda başvurucu hakkındaki çok sayıda fezlekeyekonu olan soruşturma dosyaları Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğüaracılığıyla 2016 yılı Haziran ayında gereğinin takdir ve ifası için Cizre,Kızıltepe, Nusaybin, Bingöl, Van, Batman, Elâzığ, Ankara ve Diyarbakır CumhuriyetBaşsavcılıklarına gönderilmiştir.
17. Nusaybin ve Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılıklarıbaşvurucu hakkında uhdelerinde bulunan soruşturma dosyalarını -isnat edilensuçların ağır ceza mahkemesinin görevi kapsamında olduğu gerekçesiyle-fezlekeyle Mardin Cumhuriyet Başsavcılığına, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı iseaynı gerekçe ile Şırnak Başsavcılığına göndermiştir. Şırnak, Mardin, Van,Elâzığ, Bingöl, Batman ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılıkları da fezlekeyle gelenve/veya uhdelerinde bulunan soruşturma dosyalarını "[farklı]soruşturma dosyaları üzerinden yürütülen soruşturmaların birlikteyürütülmesinde maddi gerçeğin ortaya çıkartılması bakımından hukuki bir faydaolacağı" ve "suçun vasfının tayini konusunda tüm dosyalarınbirlikte değerlendirilmesinin önem arz ettiği" gerekçesiyle DiyarbakırCumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere yetkisizlik kararı vermiştir.
18. Diğer taraftan ifadesi alınmak üzere soruşturmamakamları tarafından farklı tarihlerde çağrı kâğıdı/talimat gönderilereksavcılıklara davet edilen başvurucu, bu çağrılara uymamıştır. Bu sürecinöncesinde -dokunulmazlıklara ilişkin kanun teklifinin TBMM Başkanlığınasunulmasından sonra- HDP eş genel başkanı olan başvurucu 19/4/2016 tarihindeTBMM'de yaptığı grup konuşmasında "Biz mahkemelerde süründürüleceğiz, yoköyle bir şey. Şunu da net olarak söyleyeyim: Bu hafta öbür haftadokunulmazlıklarımızı kaldırabilirler. Fakat tek bir arkadaşım kendi ayağıylaifade vermeye gitmeyecek. Nasıl götürüyorlarsa kendileri bilirler. Bu iş öylekolay olmayacak. Zannediyorlar ki dokunulmazlığı kaldırırız, tereyağından kılçeker gibi bunları mahkemenin önüne atarız, yok öyle yağma." şeklindeifadeler kullanmıştır.
19. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucuhakkındaki fezlekelere konu tüm soruşturma dosyalarının 2016/24950 sayılısoruşturma dosyasında birleştirilmesine karar verilmiştir. Böylece başvurucuhakkında farklı Cumhuriyet başsavcılıklarınca düzenlenen otuz bir ayrıfezlekede suça konu edilen tüm fiillerin birlikte değerlendirilmesi mümkün hâlegelmiştir. Başsavcılık "üzerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti,mevcut delil durumu değerlendirilerek" başvurucunun gözaltınaalınmasına karar verildiğini belirterek "yakalanarak gözaltınaalınabilmesi amacıyla" evinde 4/11/2016 tarihinde arama yapılmasınakarar verilmesi talebiyle Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğine başvurmuştur.Hâkimliğin 3/11/2016 tarihli kararı ile başvurucunun "üzerine atılısuçlama nedeni ile kaçma ya da delilleri yok etme riskinin yoğun bir şekildebulunduğu, CMK [Ceza Muhakemesi Kanunu] 118/2 maddede belirtilenşartların oluştuğu" gerekçesiyle başvurucunun -yakalanarak gözaltınaalınabilmesi amacıyla- evinde arama yapılmasına izin verilmiştir.
20. Gözaltı ve arama kararları uyarınca başvurucu4/11/2016 tarihinde Diyarbakır'daki evinde yakalanarak gözaltına alınmış veaynı gün saat 06.00'ya kadar Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünde gözaltındatutulmuştur. Başvurucu daha sonra hakkında soruşturma işlemlerinin yürütüldüğüDiyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına getirilmiştir.
21. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 4/11/2016 tarihindebaşvurucuyu tutuklanması istemiyle Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğine sevketmiştir.
22. Hâkimlik 4/11/2016 tarihinde başvurucunun silahlıterör örgütüne üye olma ve halkı suç işlemeye alenen tahrik etme suçlarındantutuklanmasına karar vermiştir. Anılan kararda başvurucuya isnat edileneylemlere ilişkin olarak bazı değerlendirmelere yer verilmiştir. Bunlar özetleşöyledir:
i. Suriye'de DAEŞ ile PYD/YPG arasında çatışmalarınyoğunlaşması üzerine PKK tarafından sokağa çıkmaları yönünde halka çağrılaryapıldığı ve bunların örgüte müzahir internet sitelerinde yayımlandığı, HDP'ninsosyal medya hesabından da eş zamanlı benzer çağrıda bulunulduğu, bunun HDPMerkez Yürütme Kurulu (MYK) adına yapıldığı ve başvurucunun da HDP eş genelbaşkanı ve MYK üyesi olduğu, çağrılar sonrasında sokağa çıkan terör örgütüsempatizanları tarafından gerçekleştirilen olaylarda çok sayıda kişinin öldüğü,kamu binalarına, güvenlik güçlerine ve işyerlerine saldırılar düzenlendiği,işyerleri ve bankaların yağmalandığı, söz konusu olaylar nedeniyle kamugüvenliğinin tesis edilmesinin uzun bir süre aldığı, böylece başvurucunun halkısuç işlemeye alenen tahrik suçunu işlediğine dair hakkında kuvvetli suçşüphesinin bulunduğu belirtilmiştir.
ii. Başvurucunun farklı tarihlerde yaptığı konuşmalardayukarıda belirtilen eylem çağrısına sahip çıktığı, PKK'nın hendek kazmaksuretiyle özerk yönetimler oluşturma hedefi doğrultusundaki eylemlerini "direniş"olarak adlandırdığı ve meşru gösterdiği, KCK sözleşmesi kapsamında faaliyetgösteren Demokratik Toplum Kongresinin (DTK) faaliyetlerine katıldığıbelirtilerek ve başvurucu hakkında düzenlenen fezlekelere konu eylemlerleilgili çok sayıda soruşturmanın varlığına genel atıf yapılarak terör örgütüne üyeolma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu ifade edilmiştir.
23. Kararda, yukarıdaki olaylara atfen tutuklamanın önkoşulu olan kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu belirtildikten sonra tutuklamanedenlerinin varlığına ilişkin olarak "müsnet suç için kanundaöngörülen cezanın alt ve üst sınırı, müsnet suçun CMK 100/3. maddesindebelirtilen katalog suçlardan oluşu, verilmesi beklenen cezaya göre tutuklamatedbirinin ölçülü ve gerekli olduğu, bu nedenlerle adli kontrol uygulamasınınyetersiz kalacağı" değerlendirmesine yer verilmiştir.
24. Diyarbakır 2. ve 3. Sulh Ceza Hâkimlikleri sırasıyla1/12/2016 ve 30/12/2016 tarihlerinde başvurucunun tutukluluk durumunu dosyaüzerinden incelemiş ve "kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterensomut delillerin olması ve tutuklama nedeninin bulunması, üzerine atılı suçunvasıf ve mahiyeti, mevcut delil durum, suça dair yasada yazılı cezanın üsthaddi de dikkate alındığında Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 5. Maddesindeöngörülen geçerli şüphe sebeplerinin, 1982 anayasasının 19. Maddesindebelirtilen kuvvetli belirtinin ve CMK'nın 100/1 maddesinde öngörülen kuvvetlisuç şüphesini gösterir somut delillerin mevcut olduğu müsnet suçun CMK'nın100/3-a maddesinde sayılan katolog suçlardan olması, verilmesi beklenen cezayagöre tutuklama tedbirinin ölçülü olması bu nedenlerle adli kontroluygulamasının yetersiz kalacağı" gerekçesiyle tutukluluğun devamınakarar vermiştir.
25. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 11/1/2017tarihli iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü kurma veya yönetme,terör örgütü propagandası yapma, suçu ve suçluyu övme, halkı kin ve düşmanlığaalenen tahrik etme, halkı kanunlara uymamaya tahrik etme, kanuna aykırıtoplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme, bunların hareketlerinekatılma, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmenkendiliğinden dağılmama, suç işlemeye alenen tahrik etme, halkı kanuna aykırıtoplantı ve gösteri yürüyüşüne kışkırtma suçlarını işlediğinden bahislecezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davasıaçılmıştır.
26. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi 2/2/2017 tarihindeiddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/101 sayılı dosya üzerindenkovuşturma aşaması başlamıştır.
27. Mahkemenin aynı tarihte yaptığı tensip incelemesindebaşvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar verilmiştir. Kararıngerekçesi şöyledir:
"[Başvurucuya]isnat edilen suçların sayısı ve niteliği; atılı suçların işlendiğine dairkuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin (iletişimin tespiti kararları,görüşme dökümleri, tespit tutanakları) bulunması, sanığın savunmasınınalınmamış olması, soruşturma aşamasında Tebligat Kanununun 21. maddesine göreyapılan tabligatla suçlamalarla ilgili ifadeye çağılmasına rağmen ifade vermeyegitmiş olup soruşturma beyanlarının yakalanarak gözaltına alınması sonrasıalınabilmiş olması, kovuşturmada henüz beyanlarının alınmamış olması, isnatedilen silahlı terör örgütü yöneticiliği suçunun CMK.nın 100/3. maddesindesayılan suçlardan olması ve tutuklama kararında belirtilen tutuklamanedenlerinde bir değişiklik olmadığı hususları birlikte değerlendirildiğindetutuklama nedenlerinin var olduğu;
Yukarıda açıklanan hususlar ve sanığa isnat edileneylemlerin sübutu halinde bunlar için öngörülen cezaların alt ve üst sınırlarıbirlikte dikkate alındığında adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada yetersizkalacağı;
İsnat edilen eylemlerin sayı ve yoğunluğu ile bunlarınnitelikleri, suçların sübutu halinde verilmesi muhtemel ceza miktarı dikkatealındığında sanığın siyasi faaliyette bulunma ve temsil hakkı ile davanıntutuklu yürütülmesindeki kamu yararı arasında ölçülü bir dengenin mevcut olduğu... [anlaşılmıştır.]"
28. Mahkeme aynı tarihte kamu güvenliği gerekçesiyledavanın nakli için Bakanlığa başvuruda bulunmuştur. Bakanlığın davanın naklitalebini inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesi 22/3/2017 tarihinde "yargılamanınesas yetkili mahkemesinde yapılması durumunda kamu güvenliği yönünden açık veyakın tehlikenin söz konusu olabileceği" gerekçesiyle davanın AnkaraAğır Ceza Mahkemesinde görülmesine karar vermiştir.
29. Anılan karar uyarınca Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi6/4/2017 tarihinde söz konusu dava dosyasını Ankara Nöbetçi Ağır CezaMahkemesine göndermiş, tevzi işlemi sonrasında dava dosyası Ankara 19. AğırCeza Mahkemesine (E.2017/47) gelmiştir.
30. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi 24/4/2017 tarihinde,başvurucu hakkındaki dava ile Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/224sayılı dava dosyası arasında hukuki ve fiilî irtibat bulunduğu gerekçesiyledavaların birleştirilmesi hususunda Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinden görüşsormuştur. Anılan Mahkeme 28/4/2017 tarihinde -E.2015/224 sayılı dosyayailişkin olarak 24/4/2017 tarihinde karar verilmiş olduğundan- birleştirmeyönünden muvafakat verilmediğini belirtmiştir.
31. Öte yandan Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi 28/4/2017tarihinde yaptığı tensip incelemesinin sonunda "üzerine atılı suçunvasfı ve mahiyeti, mevcut delil durumu, sanık savunmaları, bilirkişi incelemeraporları ve tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren somut delillerin varlığı, atılı suçların cezaların alt ve üst sınırları,CMK.nun 100/3 maddesinde sırasında kayıtlı katalog suçlardan olması,tutuklulukta geçen süre dikkate alındığında adli kontrolün bu aşamada yetersizkalacağı" gerekçesiyle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına kararvermiştir.
32. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi 7/6/2017 tarihinde, bukez başvurucu hakkındaki dava ile Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2017/500sayılı dava dosyası arasında hukuki ve fiilî irtibat bulunduğu gerekçesiyledavaların birleştirilmesi hususunda Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine görüşsormuştur. Anılan Mahkeme 14/6/2017 tarihinde birleştirmeye muvafakatverilmediğini belirtmiştir.
33. Buna karşılık Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi20/6/2017 tarihinde başvurucu hakkındaki davanın Ankara 2. Ağır CezaMahkemesinin E.2017/500 sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine kararvermiştir.
34. Diğer taraftan -birleştirme kararının henüzkesinleşmediğine vurgu yaparak- başvurucunun tutukluluk durumunu 22/6/2017tarihinde dosya üzerinden inceleyen Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi "atılısuçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve tüm dosya kapsamı nazaraalındığında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut delillerinvarlığı, atılı suçun; cezasının alt ve üst sınırı, Anayasanın 97.maddesiuyarınca ülkemiz içinde bağlayıcı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5.maddesive bu maddenin yorumu ile ilgili AİHM içtihatlarına göre kamu düzeninin teminive yeni bir suç işlenmesinin önlenmesinin tutuklama için haklı bir gerekçeoluşturduğu, atılı suçun CMK.nun 100.maddesinde kayıtlı katalog suçlardanolması ağır cezalık mevattan suçlar için CMK.nun 102.maddesinde düzenle azamitutukluluk süresi ve sanığın tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alındığındaserbest bırakıldığı takdirde kaçma ve delillere etki etme ihtimali nazaraalınarak ve aynı nedenlerle adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada yetersizkalacağı" değerlendirmesiyle tutukluluğu devam ettirmiştir.
35. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi 23/8/2017 tarihinde,birleştirmeye muvafakat verilmediğine değinerek birleştirmenin yerinde olmadığınıbelirtmiş; bu konudaki uyuşmazlığın giderilmesi ve yargı yerinin belirlenmesiiçin dosyanın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi Başkanlığınagönderilmesine karar vermiştir. Anılan Daire 14/9/2017 tarihinde Ankara 19.Ağır Ceza Mahkemesinin birleştirme kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Ankara2. Ağır Ceza Mahkemesi de 25/9/2017 tarihinde başvurucu hakkındaki davayı yenibir dosya numarasına (E.2017/567) kaydederek görevli Ankara 19. AğırCezaMahkemesine göndermiştir.
36. Bunun üzerine başvurucu hakkındaki dava Ankara 19.Ağır Ceza Mahkemesinde (E.2017/189) görülmeye başlanmıştır. Mahkeme 3/10/2017tarihinde yaptığı tensip incelemesinin sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinindevamına karar verirken genel olarak Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesinin2/2/2017 tarihli kararındaki gerekçelere (bkz. § 27) dayanmıştır.
37. Anılan Tensip Tutanağı 13/10/2017 tarihindebaşvurucuya tebliğ edilmiştir.
38. Başvurucu 11/10/2017 tarihinde müdafii aracılığıylatutukluluğun devamı kararına itiraz etmiştir. Başvurucu müdafii tarafındanverilen itiraz dilekçesinde tutukluluğun devamı kararındaki gerekçelerinyetersizliğinin yanı sıra başvurucunun milletvekili ve HDP'nin eş genel başkanıolmasına dikkat çekilmiş, Anayasa Mahkemesinin bazı kararları emsalgösterilerek tutukluluğun devam ettirilmesi nedeniyle başvurucunun TBMM'deseçmenlerini temsil etme görevini yerine getiremediği, parti ve gruptoplantılarına katılamadığı, Meclis denetim usullerini işletemediği,dolayısıyla siyasi temsil görevlerinin hiçbirini yapamadığı, böylelikle seçilmeve siyasi faaliyette bulunma hakkının da sınırlandırıldığı ileri sürülmüştür.
39. Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi 25/10/2017 tarihinde "isnatedilen suçun vasıf ve mahiyeti, suçun işlendiği hususunda kuvvetli delillerinvarlığı ve karartılma ihtimali gözönüne alınarak Ankara 19. Ağır CezaMahkemesinin sanığın tutukluluk halinin devamına [dair] kararında usulve yasaya aykırı herhangi bir cihet bulunmadığı" gerekçesiyle itirazınkesin olarak reddine karar vermiştir.
40. Anılan karar başvurucu tarafından 31/10/2017tarihinde öğrenilmiştir.
41. Başvurucu 24/11/2017 tarihinde -2017/38610 sayılıbaşvuru bakımından- bireysel başvuruda bulunmuştur.
42. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi 27/10/2017 tarihindedosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda "üzerine atılı suçun vasıfve mahiyeti, mevcut delil durumu ve tüm dosya kapsamı nazara alındığındakuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut delillerin varlığı, atılısuçun; cezasının alt ve üst sınırı, Anayasanın 90. maddesi uyarınca ülkemiziçinde bağlayıcı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5.maddesi ve bu maddeninyorumu ile ilgili AİHM içtihatlarına göre kamu düzeninin temini ve yeni bir suçişlenme inin önlenmesinin tutuklama için haklı bir gerekçe oluşturduğu, atılısuçun CMK.nun 100. maddesinde kayıtlı katalog suçlardan olması ağır cezalıkmevattan suçlar için CMK.nun 102. maddesinde düzenle azami tutukluluk süresi vesanığın tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alındığında serbest bırakıldığıtakdirde kaçma ve delillere etki etme ihtimali nazara alınarak ve aynınedenlerle adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı"gerekçesiyle başvurucunun tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
43. Başvurucu müdafiinin tutukluluğun devamı kararınakarşı 13/11/2017 tarihli dilekçeyle yaptığı itiraz da Ankara 20. Ağır CezaMahkemesi tarafından 23/11/2017 tarihinde "isnat edilen suçun vasıf vemahiyeti, suçun işlendiği hususunda kuvvetli delillerin varlığı ve karartılmaihtimali gözönüne alınarak Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinin ... tutuklulukhalinin devamına [dair] kararında usul ve yasaya aykırı herhangi bircihet bulunmadığı" değerlendirmesiyle reddedilmiştir.
44. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucununyargılandığı davada ilk duruşmayı 7/12/2017 tarihinde yapmıştır. Başvurucununtutuklu olarak bulunduğu Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfazKurumundan duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yoluyla katılmayıkabul etmemesi nedeniyle bu duruşmada başvurucunun savunması alınamamıştır.Bununla birlikte başvurucunun müdafileri, Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsanHakları Mahkemesinin (AİHM) bazı kararlarına değinerek başvurucunun TBMM'degrubu bulunan bir siyasi partinin eş genel başkanı olması ve milletvekilikonumu dolayısıyla tutukluluğun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıraseçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını da ihlal ettiğini ileri sürerektahliye talebinde bulunmuşlardır. Mahkeme duruşma sonunda tahliye taleplerinikabul etmeyerek başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Sanık Selahattin Demirtaş'ın üzerine atılı suçlarıişlediği iddiasına dair; olay tutanakları, değerlendirme ve tespit tutanakları,dijital verilere ilişkin çözüm tutanağı, görüntü ve çözüm tutanakları, teknikaraçlarla izleme ve dinleme çözüm tutanakları ile tanık beyanına dayanankuvvetli suç şüphesinin varlığı, iddianamedeki sevk maddelerine göre suçların5271 Sayılı CMK'nın 100/3-a maddesinde tutuklama nedeni olarak öngörülenkatalog suçlardan olması sanığa isnad edilen suçların cezalarının alt ve üstsınırı, kovuşturma konusu suçların yasada öngörülen alt ve üst sınırlararasındaki ceza miktarı dikkate alındığında ceza miktarı ile tutuklama tedbiriarasında ölçülülük bulunması, adli kontrol hükümlerine uymanın sanık iradesinebırakılması ve ceza miktarına göre bu aşamada yetersiz kalacağı kanaati iletutukluluk halinin devamına... [kararverildi.]"
45. Başvurucu 14/2/2018 tarihinde yapılan ikinciduruşmada Mahkemede bizzat hazır edilmiş, suçlamalara ilişkin savunmasını14-15-16/2/2018 tarihlerinde yapılan duruşmalarda sözlü olarak vermiştir.Başvurucunun savunması SEGBİS üzerinden kayda alınmış ve sonrasında bu kayıtlarınçözümü yaptırılmıştır. Başvurucu, savunmasında kendisi hakkında uygulanan vesürdürülen tutuklama tedbirini -SEGBİS Çözüm Tutanağı'nda ifade edildiğişekliyle- "Ben niye tutukluyum, gerçekten ben niye tutukluyum; kaçtımmı, delilleri mi kararttım, böyle bir teşebbüsüm mü oldu, niye tutukluyum ben?Yani bir kişi, bir yurttaş niye tutuklanır; sadece katalog suçtan olduğu içintutuklamayın diye biz yasa çıkarmadık mı, yasa koyucu olarak. Niye tutuklanır;bütün tutuklama koşullarının aynı anda olması lazım, her sanık içinde özelolarak değerlendirilmesi lazım dedik yasa koyucu iradesiyle. Sıradan yurttaşiçin bunu söyledik, bırak Milletvekili için ...Yargı'nın hiçbir kararınıngerekçeli olamayacağına dair açık hüküm var. Özellikle ceza yargılanmasında CMK'daçok açıktır. Hiçbir karar gerekçesiz olamaz ve hiçbir gerekçe şablon olamaz,geçmişte şablon otomatik kararlar verilirdi, Parlamentoda bu çok tartışıldı,değişiklik yapıldı, kararların kişiye münhasır kişiselleştirilmiş olacakşekilde ve açık sari gerekçeleriyle birlikte verilmesi gerektiği, hemParlamentoda yasa değişikliği yapılırken gerekçede belirtildi, hem yasayaişlendi, hem Parlamentodaki tartışmalarda kanun koyucu iradesibu şekildetecelli etti. Gelin görün ki kanun koyucu kurumun bir temsilcisi, iradenin birtemsilcisi olarak benimle ilgili bugüne kadar verilen hiçbir kararda tek birgerekçe görmedim. Tamamı şablon, kopyala, o kadar kopyala yapıştır ki o kadar,geçmiş karardan kopyalanmış yazım hatalarıyla birlikte yeni kararayapıştırılmış. Hiç değilse yeniden yazılsaydı ya, kopyala yapıştıryapılmasaydı. Tutukluluğumun devamına neden geçen ayı kopyala yapıştır. E geçenyazım yapılmış, aynısı bu ayda var ... Halen de burada bu dosya itibariyle hemtutuklu olmam hem bu şekilde yargılanıyor olmam, hem siyasi faaliyetlerim, hemParlamenterlik görevime ağır bir saldırıdır. Bizler çünkü Parlamentoda sadeceyasa yapmıyoruz, denetimde yapıyoruz; kimi hükümeti denetliyoruz, Yürütme'ninher türlü eylem ve işlemini millet adına denetliyoruz. Yargı nasıl denetliyorsabizde denetliyoruz. İlk denetim makamı Parlamentodur. Denetiminde bir çok yoluvardır. Ben şuanda bunların bir çoğunu kullanamıyorum..." sözleriyleeleştirmiştir. Mahkeme duruşma sonunda -bir önceki duruşmada açıkladığıgerekçeleri tekrarlayarak- başvurucunun tutukluluğunun devamına kararvermiştir.
46. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi 11/4/2018 tarihliduruşma sonunda da tutukluluk durumunu incelemiş ve "olay tutanakları,değerlendirme ve tespit tutanakları, dijital verilere ilişkin çözüm tutanağı,görüntü ve çözüm tutanakları, teknik araçlarla izleme ve dinleme çözümtutanakları ile tanık beyanına dayanan kuvvetli suç şüphesinin varlığı,iddianamedeki sevk maddelerine göre terör örgütü yöneticiliği suçunun 5271Sayılı CMK'nın 100/3-a maddesinde tutuklama nedeni olarak öngörülen katalogsuçlardan olması, sanığa isnad edilen suçların cezalarının alt ve üst sınırı,kovuşturma konusu suçların yasada öngörülen alt ve üst sınırlar arasındaki cezamiktarı dikkate alındığında ceza miktarı ile tutuklama tedbiri arasındaölçülülük bulunması, adli kontrol hükümlerine uymanın sanık iradesinebırakılması ve ceza miktarına göre bu aşamada yetersiz kalacağı"değerlendirmesiyle başvurucunun -silahlı terör örgütüne üye olma ve suçişlemeye alenen tahrik etme suçlarından- tutukluluk hâlinin devamına kararvermiştir.
47. Mahkeme ayrıca bu duruşmada başvurucu müdafileritarafından dile getirilen suç işlemeye alenen tahrik etme suçu yönünden kanundaöngörülen azami tutukluluk süresinin dolduğu yönündeki iddiayı "iddianamedekianlatım ve TCK'nın [Türk Ceza Kanunu] 214/1 maddesinin TMK'nın [TerörleMücadele Kanunu] 4. maddesinde sayılan suçlardan olması nedeniyle sanıkhakkında TMK'nın 5. maddesinin uygulanma ihtimali de gözetilerek delilleritakdir etme yetkisinin 5235 sayılı yasanın 12. maddesi gereğince Ağır CezaMahkemelerine ait suçlardan olması nedeniyle" kabul etmemiştir.
48. Başvurucunun anılan karara yönelik itirazı Ankara 20.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2018/108 D. İş sayılı kararla reddedilmiştir.
49. Başvurucu bu kararı 16/5/2018 tarihinde öğrendiğinibelirtmiş, 18/6/2018 tarihinde -2018/16592 sayılı başvuru bakımından- bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
50. Öte yandan başvurucu müdafii 15/5/2018 tarihindeAnkara 19. Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuş, hâlen milletvekili olanbaşvurucunun 24/6/2018 tarihinde yapılacak/yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçimi'ndeaday gösterildiğini ve adaylığının kesinleştiğini belirterek Anayasa'da veAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (Sözleşme) güvence altına alınan serbest seçimhakkı nazara alınarak başvurucunun tahliyesine karar verilmesini talepetmiştir.
51. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi 21/5/2018 tarihindebaşvurucu müdafiinin talebini karara bağlamıştır. Mahkeme, başvurucununCumhurbaşkanı adayı olmasıyla ilgili bir değerlendirme yapmaksızın "üzerineatılı suçları işlediği iddiasına yönelik olay tutanakları, değerlendirme vetespit tutanakları, dijital verilere ilişkin çözüm tutanakları, görüntü veçözüm tutanakları, teknik araçlarla izleme ve dinleme çözüm tutanakları iletanık beyanına dayanan kuvvetli suç şüphesinin varlığı, iddianamedeki sevkmaddelerine göre suçların 5271 Sayılı CMK'nın 100/3-a maddesinde tutuklamanedeni olarak öngörülen katalog suçlardan olması, sanığa isnat edilen vekovuşturma konusu suçların yasada öngörülen alt ve üst sınırlar arasındaki cezamiktarı ile sanığın adli makamlar huzuruna kendiliğinden gitmeyeceğinibelirtmesi ve savunmasının da tamamlanmamış olması karşısında tutuklamatedbirinde ölçülülük bulunması ve adli kontrol hükümlerinin de yetersizkalacağı kanaatiyle" tahliye talebinin reddine ve tutukluluk hâlinindevamına oyçokluğuyla karar vermiştir.
52. Karara katılmayan üye hâkim karşıoy yazısındabaşvurucunun Cumhurbaşkanlığı Seçimi'nde aday gösterilmesine dikkat çekerekAnayasa'nın 67. Maddesinde seçme ve seçilme hakkına birlikte yer verilmesisuretiyle bunların doğrudan bağlantılı olduğunun ifade edildiği ve seçmehakkının adayların kendisini seçmene tanıtması hakkını da içerdiği yönündedeğerlendirmelerde bulunmuş, ayrıca milletvekillerinin tutukluluğunun makulsüreyi aşmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarında yer alandeğerlendirmelere atıf yapmıştır. Üye hâkim; başvurucunun uzun süredirmilletvekilliği ve siyasi parti eş genel başkanlığı görevini üstlenmesine,ayrıca bir önceki Cumhurbaşkanı Seçimi'nde aday olmasına ve 24/6/2018 tarihindeyapılacak Cumhurbaşkanlığı Seçimi'nde de adaylığının kesinleşmesine vurguyaparak "iddianamede yüklenen suçlar ve fiiller ile tutuklu kaldığısüre göz önünde bulundurulduğunda Cumhurbaşkanlığı seçimi süresince tutuklukalmasının ... serbest seçim hakkını özünden zedelemesi ve bu hakkın etkinkullanımını engellemesi, Anayasanın 13. maddesinin 1. fıkrasının 2.cümlesindeki temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasının özlerine dokunulamayacağıve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükümlerine uygun olmaması"gerekçesiyle yurt dışına çıkmama adli kontrol tedbiri uygulanmak sureti ilebaşvurucunun salıverilmesine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğunu dilegetirmiştir.
53. Başvurucu müdafii 22/5/2018 tarihinde tahliyetalebinin reddine dair karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde;başvurucunun hem milletvekili olması hem de Cumhurbaşkanlığı Seçimi'ndeadaylığının kesinleşmesi nedeniyle tutukluluğunun devam ettirilmesinin kişihürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra serbest seçim hakkını da ihlal ettiğiifade edilmiştir. Başvurucu müdafii ayrıca talep tarihi itibarıyla tutukluluğun1 yıl 6 aydan uzun bir süredir devam ettiğini, tutuklamaya konu dava dosyasındadelillerin toplandığını ve etki edilebilecek herhangi bir delilinbulunmadığını, milletvekili olması ve Cumhurbaşkanlığı adaylığının kesinleşmişolması karşısında başvurucunun kaçma şüphesinin değil, kaçmayacağını gösterensomut olguların mevcut olduğunu ileri sürmüştür. İtiraz dilekçesinde ayrıcamilletvekili olan başvurucunun tutuklanmasına karar verildiği tarihten itibarenhiçbir yasama faaliyetine katılamadığına, 16/4/2017 tarihinde yapılan -ülkeninhükûmet rejiminin değiştirilmesine dair- referandumla ilgili olarak eş genelbaşkanı olduğu siyasi parti adına herhangi bir faaliyet yürütemediğine vurguyapılmış; bunun yanı sıra başvurucunun Cumhurbaşkanı adayı olarak ülkesiyasetiyle ilgili gündem ve strateji belirleme, seçim çalışmalarını yürütme,seçmenle bir araya gelerek miting ve toplantı yapma gibi propagandaaraçlarından yararlanma olanaklarını kullanmasının tutukluk dolayısıyla mümkünolmadığına dikkat çekilmiştir.
54. Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi 23/5/2018 tarihindebaşvurucunun seçilme hakkı ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili iddialarıyönünden ayrıca bir değerlendirme yapmaksızın "isnat edilen suçun vasıfve mahiyeti, suçun işlendiği hususunda kuvvetli delillerin varlığı vekarartılma ihtimali göz önüne alınarak ... tutukluluk halinin devamı kararındausul ve yasaya aykırı bir cihet bulunmadığı" gerekçesiyle itirazınreddine kesin olarak karar vermiştir.
55. Başvurucu bu kararı 24/5/2018 tarihinde öğrendiğinibildirmiştir.
56. Başvurucu 29/5/2018 tarihinde -2018/14692 sayılıbaşvuru bakımından- bireysel başvuruda bulunmuştur.
57. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi 18/7/2018, 28/8/2018ve 4/10/2018 tarihli duruşmalarda önceki (21/5/2018 tarihli) duruşmadaaçıkladığı gerekçeleri tekrarlayarak başvurucunun tutukluluğunun devamına kararvermiştir.
58. Başvurucu müdafii 20/11/2018 tarihinde başvurucununtutukluluğuyla ilgili olarak AİHM tarafından ihlal kararı verildiğinibelirterek Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuş ve bu karar uyarıncatahliye talebinde bulunmuştur.
59. Mahkeme, bunun üzerine aynı gün Bakanlık İnsanHakları Dairesi Başkanlığına yazı yazarak -tahliye talebi değerlendirilmesineesas olmak üzere- söz konusu kararın ivedi olarak Türkçeye çevrilmesiniistemiştir.
60. Başvurucu müdafii, tahliye talebinin kararabağlanmadığı ve talebin değerlendirilmesinin sürüncemede bırakıldığınıbelirterek 27/11/2018 tarihinde-2018/34462 sayılı başvuru bakımından- bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
61. Bakanlık İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı, AİHMkararını tercüme ederek 29/11/2018 tarihinde Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinegöndermiştir. Bunun üzerine Mahkeme 30/11/2018 tarihinde başvurucunun -AİHM'inihlal kararına dayanarak yapmış olduğu- tahliye talebini değerlendirmiştir. Bubağlamda kararda ilk olarak AİHM tarafından başvurucu hakkında verilen kararadair genel açıklamalarda bulunulmuş, sonrasında ise söz konusu AİHM kararınınkesinleşmediğine vurgu yapılarak talebin reddine karar verilmiştir. Kararınilgili kısmı şöyledir:
"Anayasamızın 90. maddesinde 'Usulüne göre yürürlüğekonulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkındaAnayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle:07/05/2004 - 5170 S.K./7.mad) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak veözgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklıhükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşmahükümleri esas alınır.' hükmünün yer aldığı, yine Türkiye'nin taraf olduğu Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'nin 46. maddesinde ise; '1. Yüksek SözleşmeciTaraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin verdiği kesinleşmiş kararlarauymayı taahhüt ederler. 2. Mahkemenin kesinleşen kararı, infazını denetleyecekolan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir.' hükmünün yer aldığı, bu hüküm karşısındakesinleşmiş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının tarafları bağladığınınbelirtildiği, kararın İnsan Hakları Mahkemesi'nin büyük daire kararı olmayıp 2.Daire ( Bölüm ) kararı olduğu, kararın tercümesinin ilk sayfasında 'İş bukararın sözleşmenin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesindekesinleşecektir' denilmek suretiyle daire kararının nihai bir karar niteliğindebulunmadığının belirtildiği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 44/2. maddesindede bu hususun düzenlenmiş olduğu gözetilerek yukarıda belirtilen gerekçelerlesanık Selahattin Demirtaş'ın tutukluluk halinin devamına dair aşağıdaki şekildekarar vermek gerekmiştir."
62. Başvurucu müdafii, tahliye talebinin reddi kararınaitiraz etmiş; Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi 6/12/2018 tarihinde itirazın kesinolarak reddine karar vermiştir.
63. Başvurucu bu kararı 6/12/2018 tarihinde öğrendiğinibildirmiş, 11/12/2018 tarihinde -2018/35971 sayılı başvuru bakımından- bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
64. Mahkeme 13/12/2018 tarihli duruşmada başvurucununtahliyesine yönelik taleplerin reddi ile tutukluluk hâlinin devamına kararverirken daha etraflı bir değerlendirmede bulunmuştur. Kararın ilgili kısımlarışöyledir:
"Tutuklu sanık Selahattin Demirtaş'ın üzerine atılısuçları işlediği iddiasına yönelik olarak, dosyada birinci fezlekeye ilişkintape kayıtları ile C.D., Ü.A. ve A.D. ile ilgili yapılan aramalar sonucu eldeedilen dijital verilere ilişkin doküman inceleme ve tespit tutanakları, aramave el koyma tutanakları,
İkinci fezlekeye ilişkin 13/01/2011, 14/07/2012,24/03/2011, 30/10/2012 ve 12/11/2011 tarihli olaylara ilişkin görüntü incelemeve tespit tutanakları, olay tutanakları ve bilirkişi raporları,
Üçüncü fezlekeye ilişkin değerlendirme ve tespittutanakları, olay tutanağı, araştırma tutanağı ve konuşmalara ilişkin çözümtutanakları ile bilirkişi raporları,
Dördüncü fezlekeye ilişkin görüntü inceleme ve tespittutanağı, olay tutanağı, görüntü çözüm tutanakları ve bilirkişi raporları,
Beş ile otuzuncu fezlekeler arasındaki görüntü incelemeve tespit tutanakları, olay tutanakları, görüntü çözüm tutanakları ve bilirkişiraporları,
Otuz birinci fezlekeye ilişkin HDP genel merkezi twitteraçıklamaları, bilirkişi raporları ile Türkiye genelinde meydana gelen olaylarıgösterir polis fezlekeleri,
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Terör SuçlarıSoruşturma Bürosu tarafından kovuşturma aşamasında mahkememize gönderilen ...plakalı araç içerisinde ele geçirilen doküman inceleme ve tespit tutanakları,M.Ç. isimli şahsın üzerinden ele geçirilen hafıza kartına ilişkin örgütselfaaliyet raporu ile,
Tüm dosya kapsamı birlikte dikkate alındığında, sanıkhakkında tutuklu bulunduğu suçlar yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu,kaldı ki bu hususun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin sanığın başvurusu ileilgili 20/11/2018 tarih ve 14305/17 sayılı kararında da 'Mahkeme, bu kapsamda,Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. fıkrasındaki makul şüphe gerekli olaylara dayalıaçıklamalar bakımından öngörülen şartları değerlendirdiğinde, ceza soruşturmasıdosyasında, en azından başvuranın kovuşturulmasına yol açan suçların birkısmının başvuran tarafından işlenmiş olabileceğine tarafsız bir gözlemciyiikna edebilecek bilgilerin bulunduğu kanaatine varmaktadır' diyerek bu durumuaçıkça belirttiği,
Mahkememizdeki kovuşturmada, sanığın 14 ve 16 Şubat 2018tarihleri arasındaki duruşmada hazır edilerek savunmasına geçildiği, şu anakadar hakkında iddianamede yer alan 31 fezleke (olay) ile birleşen dosya olmaküzere toplam 32 farklı suçlamadan sadece 9 suçlama (olay) ile ilgili savunmayaptığı ve henüz CMK.nun 145 - 147 maddeleri anlamında iddianamedeki suçlarayönelik sorgusunun tamamlanmadığı, CMK.nun 206. maddesi gereğince 'Sanığınsorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır' hükmününyer aldığı, yine CMK.nun 209, 211 ve 214. maddelerigereğince dosyadaki bilgi,belge ve tutanakların okunup diyeceklerin ancak sanık sorgusundan sonrayapılabileceği, sanığın 14-15-16 Şubat 2018 ve 11-12-13 Nisan 2018 tarihliduruşmalarda savunmasını yapmasına rağmen, yeterli süre ve imkan tanınmasınarağmen sanığın 18/07/2018 tarihli duruşmada savunmasını hazırlayamadığınıbelirterek süre talep ettiği, 28/08/2018 tarihli duruşmada avukatlarınınduruşmayı takip etmemesi nedeniyle duruşmanın ertelendiği, 03-04 Ekim 2018tarihli duruşmada ise savunmasına devam etmediği, yine 12-13 Aralık 2018tarihli duruşmalarda sanık ve müdafiilerinin reddi hakim talepleri nedeniylesavunmanın alınamadığı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde tarafdevletlere yüklenen davayı makul sürede bitirme yükümlülüğü kapsamında sanığasavunmasını yapması için yukarıda belirtilen Temmuz, Ağustos, Ekim ve Aralık2018 tarihli duruşmalarda imkan sağlandığı, ancak mahkememizden kaynaklanmayannedenlerle sanığın savunma yapmadığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'niniçtihatlarında da açıkça 'kişinin yargılama sürecine engel olmaması gerekliliğinin'açıkça vurgulandığı, kaldı ki sanığın partisinin Meclis grup toplantısısırasında, 'HDP’nin hiçbir milletvekilinin kendi rızasıyla ifade vermeyeceğini'beyan ettiği, soruşturma aşamasında yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından, 12Temmuz 2016, 15 Temmuz 2016, 28 Temmuz 2016, 12 Ağustos 2016, 6 Eylül 2016 ve11 Ekim 2016 tarihlerinde, ifade vermesi için davetiye çıkarılmasına rağmenkendiliğinden ifade için Cumhuriyet Başsavcılıklarına gitmediği, adli kontrolhükümlerinin bu nedenle sanık hakkında yetersiz kalacağının mahkememizcedeğerlendirildiği,
Bu aşamada iddianamedeki sevk maddelerine göre atılısuçların 5271 sayılı CMK'nın 100/3-a maddesinde tutuklama nedeni olaraköngörülen suçlardan olması, isnat edilen suçlar bakımından yasada öngörülün altve üst sınırları arasındaki ceza miktarına göre tutukluluğun ölçülü olduğu,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 20/11/2018 tarih ve14305/17 Başvuru no'lu kararı ile sanığın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin5/1 maddesi kapsamında 'ulusal mevzuata aykırı olarak tutuklandığı' yönündekimüracaatının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezbulunduğu, sanığın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5/1 maddesi kapsamında'tutuklanması için makul şüphe bulunmadığına' ilişkin müracaatının ise davadosyasında sanığın üzerine atılı suçlardan en azından bir bölümünü işlemişolabileceğine dair objektif bir gözlemciyi ikna edebilecek düzeyde yeterlibilgi bulunduğu (makul şüphe bulunduğu) gerekçesiyle ihlal bulunmadığına kararverildiği, yine sözleşmenin 5/4 maddesi kapsamında sanığın 'soruşturmaaşamasında verilen kısıtlama kararı nedeniyle tutukluluğuna etkili bir şekildeitiraz edemediğine' ilişkin müracaatının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez bulunduğu, buna karşılık mahkemece sözleşmenin 5/3 ve18. maddeleri ile sözleşmenin ek 1 nolu protokolün 3. maddesinde belirtilenserbest seçim hakkı ile tutukluluğun devamını haklı gösterecek yeterli gerekçegösterilmemesi nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine kararverildiği,
Anayasamızın 90. maddesinde 'Usulüne göre yürürlüğekonulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkındaAnayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle:07/05/2004 - 5170 S.K./7.mad) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak veözgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklıhükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşmahükümleri esas alınır.' hükmünün yer aldığı, yine Türkiye'nin taraf olduğuAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 46. maddesinde ise; '1. Yüksek SözleşmeciTaraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin verdiği kesinleşmiş kararlarauymayı taahhüt ederler. 2. Mahkemenin kesinleşen kararı, infazını denetleyecekolan Bakanlar Komitesi'ne gönderilir.' hükmünün yer aldığı, bu hüküm karşısındakesinleşmiş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının tarafları bağladığınınbelirtildiği, kararın İnsan Hakları Mahkemesi'nin büyük daire kararı olmayıp 2.Daire (Bölüm) kararı olduğu, kararın tercümesinin ilk sayfasında 'İş bu kararınsözleşmenin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir'denilmek suretiyle daire kararının nihai bir karar niteliğinde bulunmadığınınbelirtildiği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 44/2. maddesinde de buhususun düzenlenmiş olduğu, verilen kararın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçTüzüğünün 39. maddesi kapsamında geçici tedbir niteliğinde de bulunmadığıgözetilerek yukarıda belirtilen gerekçelerle sanık Selahattin Demirtaş'ın CMK'nın100 ve devamı maddeleri gereğince tutukluluk halinin devamına... [karar verildi.]"
65. Mahkeme 25/1/2019 ve 25/4/2019 tarihli duruşmalardatutukluluğun devamına karar verirken önceki gerekçesinde ifade ettiği olgularadeğinerek başvurucu hakkında "tutuklu bulunduğu suçlar yönündenkuvvetli suç şüphesini gösterir somut delillerin" bulunduğunubelirtmiş, "iddianamedeki suçlamalara yönelik olarak sorgusunun henüztamamlanmamış olması"na da dikkat çekerek "atılı suçların 5271sayılı CMK'nın 100/3-a maddesinde tutuklama nedeni olarak öngörülen suçlardanolması, isnat edilen suçlar bakımından yasada öngörülün alt ve üst sınırlarıarasındaki ceza miktarına göre tutukluluğun ölçülü olması ve adli kontrolhükümlerinin de yetersiz kalacağı" kanaatine dayanmıştır.
66. Başvurucunun tutukluluk durumu 19/6/2019 tarihliduruşmada da değerlendirilmiş ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilirkenönceki duruşmalarda ifade edilen gerekçelere ek olarak "atılı suçların5271 sayılı CMK'nın 100/3-a maddesinde tutuklama nedeni olarak öngörülensuçlardan olması, isnat edilen suçlar bakımından yasada öngörülün alt ve üstsınırları arasındaki ceza miktarına göre tutukluluğun ölçülü olması ve sanığınsoruşturma aşamasında adli makamlarca usulüne uygun olarak yapılan çağrıya rağmenkendiliğinden ifade için adli makamlara müracaat etmemesi, ayrıca 19/04/2016tarihli meclis grup toplantısı sırasında yapmış olduğu konuşmada 'tek birarkadaşım kendi ayağı ile ifade vermeye gitmeyecek, nasıl götürüyorlarsakendileri bilirler, bu iş öyle kolay olmayacak zannediyorlar ki dokunulmazlığıkaldırırız tereyağından kıl çeker gibi bunları mahkemenin önüne atarız, yoköyle yağma' şeklindeki açıklamaları ve mahkeme huzurunda önceki açıklamalarınıntamamının arkasında olduğunu belirtmesi karşısında adli kontrol hükümlerinin deyetersiz kalacağı" yönündeki değerlendirmelere yer verilmiştir.
67. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi 2/9/2019 tarihliduruşmada "tutuklu bulunduğu dosyamıza esas iddianamede belirtilensuçlamalar nedeniyle savunmasını tamamlamış sayılması ile tutuklu kaldığı sürede dikkate alınarak" başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Bununlabirlikte Mahkemece başvurucu hakkında yurt dışına çıkmama şeklinde adlikontrol tedbirinin uygulanmasına hükmedilmiştir.
68. Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfazKurumu Müdürlüğü 3/9/2019 tarihli yazısı ile;
i. Başvurucunun söz konusu silahlı terör örgütüne üyeolma ve suç işlemeye alenen tahrik etme suçlarından tahliyesine ilişkinişlemlerin 2/9/2019 tarihinde icra edildiğini,
ii. Bununla birlikte başka suçlardan hükümlülüğübulunduğu için serbest bırakılmadığını,
iii. Başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olmasuçu yönünden düzenlenen tutuklama müzekkeresinin 4/11/2016 ile 7/12/2018tarihleri arasında infaz gördüğünü,
iv. Başvurucuyla ilgili suç işlemeye alenen tahrik etmesuçuna ilişkin tutuklama müzekkeresinin ise infaz görmediğini bildirmiştir.
69. Başvurucu hakkındaki dava bireysel başvurununincelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir.
B. İlgili DiğerSüreçler
1. AnayasaMahkemesine Bireysel Başvuru Süreci
70. Başvurucu, hakkındaki -işbu bireysel başvuruya konuşikâyetlerin de dayanağını oluşturan- 4/11/2016 tarihli tutuklama tedbiri ilebağlantılı olarak 17/11/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda(B. No: 2016/25189) bulunmuştur. Başvurucu; anılan başvuruda yakalama,gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ve soruşturmadosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının, tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyetkapsamındaki eylemlere ilişkin olması ve tutukluluk nedeniyle milletvekilliğigörevinin yerine getirilememesi nedeniyle ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasifaaliyette bulunma haklarının ihlal edildiği iddialarını öne sürmüştür.
71. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 21/12/2017 tarihindeanılan bireysel başvuruyu karara bağlamış; yakalama ve gözaltı tedbirlerininhukuki olmadığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi, diğerihlal iddialarının ise açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna hükmetmiştir (Selahattin Demirtaş [GK], B. No: 2016/25189,21/12/2017).
72. Mahkeme, başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığıiddiasını incelerken bireysel başvuru formunda ileri sürmediği fakatbaşvurucunun Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında dile getirdiği bazı (yeni)iddiaları yönünden yaklaşımını açıkça ortaya koymuştur. Bu bağlamda bireyselbaşvurudan sonra Bakanlık görüşüne karşı açıklamada bulunulurken değinilen"tutukluluğun devamına ilişkin kararların ilgili ve yeterli gerekçeiçermediği, savcılığın tutukluluğun devamına ilişkin görüşlerinin tebliğedilmediği, tutukluluğun devamına dair kararlara yapılan itirazlarınsonuçlandırılmadığı ve uzun bir süre geçmesine rağmen duruşma yapılmadığı"yönündeki şikâyetlerle ilgili olarak bir değerlendirme yapılmasının mümkünolmadığı ifade edilmiştir. Bu çerçevede sonradan dile getirilen bu iddialarınneden incelenemeyeceğine dair aşağıdaki açıklamalara yer verilmiştir:
"119. Bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olmadurumunda tutukluluğun makul süreyi aştığı veya tutukluluk incelemelerisırasında usule ilişkin güvencelerin sağlanmadığı iddiasıyla yapılacak bireyselbaşvurunun başvurucu hakkında soruşturma veya ilk derece yargılaması devamederken tutukluluğun devamına karar verilen her aşamada başvuru yollarıtüketildikten sonra veya serbest bırakılmadan itibaren başvuru süresi içindeyapılması gerekir (Mehmet Emin Kılıç, B. No: 2013/5267, 7/3/2014, § 28). Bunagöre Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılaması devam eden başvurucunun,hakkında ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğunun devamına kararverilen her aşamada başvuru yollarını tükettikten sonra başvuru süresi içindeyeniden bireysel başvuruda bulunarak -yeni bir bireysel başvuru formunudoldurmak, başvuru harcını yatırmak gibi usul yükümlülüklerini yerine getirmekkoşuluyla- tutukluluğun makul süreyi aştığı ya da tutukluluk incelemelerininusulüne ilişkin şikâyetlerini bireysel başvuru konusu etmesi mümkündür. AnayasaMahkemesi ancak bu durumda Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci ve sekizincifıkraları kapsamında başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aşıp aşmadığıveya usule ilişkin diğer şikâyetler yönünde bir inceleme yapabilir.
120. Belirtilen nedenle başvurucunun sonradan ilerisürdüğübu şikâyetler yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır."
73. Anayasa Mahkemesi; başvurucu hakkında uygulanantutuklama tedbirinin hukukiliği bağlamında tutuklamanın kanuni bir dayanağınınbulunup bulunmadığı, suç işlediğine dair kuvvetli belirtinin mevcut olupolmadığı, tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığı ve tutuklamanın ölçülüolup olmadığı yönünden incelemede bulunmuştur.
74. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun -Türk hukukundatutuklamanın genel kanuni dayanağını oluşturan- 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi uyarınca tutuklandığınadeğindikten sonra tutuklamaya konu suçların 6718 sayılı Kanun'un 1. maddesiyleAnayasa'ya eklenen geçici 20. madde uyarınca yasama dokunulmazlığına getirilenistisna kapsamında olduğunu belirtmiş ve buna göre başvurucu hakkında uygulanantutuklama tedbirinin kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.
75. Kararda, başvurucu yönünden -tutuklamanın ön koşuluolan- suç işlediğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğu tespit edilirkenaşağıdaki değerlendirmelere yer verilmiştir.
"146. Suriye'de yaşanan iç savaş sırasında Kobani'de-PKK'nın Suriye kolu olduğu kabul edilen- PYD ile DAEŞ arasında çıkançatışmaların yoğunlaştığı dönemde soruşturma mercilerinin tespitlerine göre ilkolarak PKK'nın üst düzey yöneticilerinden birinin sosyal medya hesabından5/10/2014 tarihinde yapılan açıklamada halk sokağa çıkmaya ve şehirleri işgaletmeye çağrılmıştır. Bu açıklamanın ertesi günü HDP'nin sosyal medya hesabındanyapılan duyuruda başvurucunun da üyesi olduğu HDP MYK'nın Kobani olaylarınailişkin gündemle toplandığı belirtilerek MYK adına bir açıklamaya yerverilmiştir. Bu açıklamada da halk acil olarak sokağa çıkmaya, sokağa çıkmışolanlara destek vermeye, alan tutmaya ve harekete geçmeye çağrılmıştır.Açıklamada ayrıca 'Bundan böyle her yer Kobane'dir. Kobane'deki kuşatma vevahşi saldırganlık son bulana kadar SÜRESİZ DİRENİŞE çağırıyoruz.' denilmiştir.Söz konusu açıklamanın yapıldığı gün ve sonrasındaki günlerde PKK güdümündeyayın yaptığı belirtilen bir internet sitesinde yer alan duyuru ve haberlerdehalk ayaklanmaya çağrılmış, tüm sokakların çatışma alanına dönüştürülmesiistenmiştir. Bu çağrılar üzerine 6/10/2014 günü başlayıp günlerce devam eden, ülkeninpek çok yerineyayılan, on binlerce kişinin katıldığı, çok sayıda kişininhayatını kaybettiği ve yaralandığı, kamunun ve çok sayıda kişinin malına zararverildiği büyük şiddet olayları yaşanmıştır (bkz. §§ 29, 30).
147. Başvurucu; HDP MYK tarafından yapılan çağrınınDAEŞ'in Türkiye sınırına kadar ilerlediğinin öğrenilmesi üzerine yapıldığını,çağrının şiddete yönelik olmadığını, gösterilerin provokatörlerin kışkırtmasısonucunda rayından çıktığını ve şiddet olaylarının yaşandığını, çağrının arkasındaolduklarınıbasın yayın organlarına verdiği demeçlerde ifade etmiştir (bkz. §37).
148. HDP'nin sosyal medya hesabından MYK adına, halkınsokağa çıkması ve direnişe katılması yönünde çağrı yapıldığı ve bu sıradabaşvurucunun partinin eş genel başkanı ve MYK üyesi olduğu hususlarında kuşkubulunmamaktadır. Başvurucu, söz konusu çağrının iradesi dışında yapıldığınıiddia etmemiş; aksine çağrıyı sahiplenecek şekilde beyanda bulunmuştur.
149. HDP MYK adına yapılan çağrı, Suriye'de yaşanan içsavaşın Türkiye'nin ulusal güvenliği üzerinde tehdit oluşturacak boyuta geldiğibir dönemde ve PKK'nın Suriye'deki uzantısı olan PYD ile DAEŞ arasındaKobani'de çıkan çatışmalar üzerine yapılmıştır. Ayrıca bu çağrının çatışmalarıntarafı olan PKK terör örgütünün liderlerinden birinin Kobani'de yaşananolayları bahane ederek Türkiye'deki 'metropolleri işgal etmeye' yönelikçağrısının hemen ertesi gününde yapıldığı vurgulanmalıdır. Söz konusu çağrınınyapıldığı günde PKK güdümünde yayın yaptığı belirtilen bir internet habersitesinde yer alan duyuruda da ayrımcı ifadeler kullanılarak ve bir siyasiparti hedef gösterilerek 'yaşamı dar etmek' ifadesine yer verilmek suretiyleayaklanmanın en üst düzeyde genişletilmesi çağrısında bulunulmuştur.
150. Başvurucu; Suriye'de yaşanan iç savaşın Türkiye'ninulusal güvenliği üzerinde tehdit oluşturduğunu, özellikle Kobani'de iki terörörgütü arasında yaşanan çatışmalar üzerine bu örgütlerden biri adına yapılanayaklanma çağrısının Türkiye'de yaygın şiddet eylemlerine neden olabileceğinive kamu düzenini bozabileceğini konumu itibarıyla öngörebilecek durumdadır.Ayrıca söz konusu çağrı HDP'nin kurumsal sosyal medya hesabından partininyürütme organı olan MYK adına yapılmış olup bu nitelikteki bir çağrınınbölgedeki kitle üzerinde ciddi ölçüde etkili olacağı yadsınamaz. Nitekim şiddeteylemleri, bu çağrıların yapıldığı gün başlamış ve giderek yaygınlaşmış; çoksayıda kişinin hayatını kaybetmesi ve yaralanmasıyla sonuçlanacak şekildeağırlaşmış; kamu düzeni bozulmuştur. Dolayısıyla soruşturma makamlarının HDPMYK adına yapılan çağrı ile PKK tarafından yapılan çağrılar arasında, yine buçağrılar ile söz konusu şiddet olayları arasında illiyet bağı kurmasınınolgusal ve hukuki temellerinin olduğu söylenebilir.
151. Öte yandan kamuoyunda 'hendek olayları' olarakbilinen terör olaylarının yaşandığı dönemde PKK Doğu ve GüneydoğuBölgelerindeki bazı yerleşim yerlerinde cadde ve sokaklara hendekler kazıpbarikatlar kurmak, bu barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirmek suretiyleşehirlerin bir kısmında 'öz yönetim' adı altında hâkimiyet kurmaya çalışmıştır.Güvenlik görevlileri; bu hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması,böylelikle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmıştır. Buoperasyonlarda çok sayıda ağır silah ve patlayıcı madde ele geçirilmiş,hendekler kapatılmış, barikatlar kaldırılmış ve ayrıca çok sayıda teröristetkisiz hâle getirilmiştir (bkz. §§ 31, 32).
152. Soruşturma mercilerinin yaptığı tespitlere görebaşvurucu bu olayların yaşandığı dönemde Cizre'de halka hitaben yaptığıkonuşmada 'halkın özyönetimle artık ben kendimi yönetmek istiyorum ...anlayışının bir kez daha tankla, topla durdurabileceklerini sanıyorlar.',Lice'de yaptığı konuşmada 'Halkımız her yerde baskı politikalarına katliampolitikalarına karşı direnebilecek güçtedir. Bütün saldırılara karşı kendimizikoruyacak gücümüz var. Çaresiz olmadığımızı gösteriyoruz, birlikte direneceğiz,kendi ana vatanımızı da tarihimizi de unutmadan haklarımızı da savunarak hepbirlikte kurtuluşa gideceğiz.', Diyarbakır'da yaptığı basın açıklamasında'Bugün operasyon yaptığınız her yerde ... coşku havası hakim, ... o insanlardaha ilk günden kazandıklarından o kadar eminler ... Bir kez daha zulmünfaşizmin kazanmasına imkan vermeyeceğiz, bu direniş kazanacaktır. Öyle hendekçukur diye küçümsemeye çalışanlar da dönüp tarihe baksınlar, on milyonlarcakahraman, yiğit bu darbeye karşı direnen insan var, sen halka karşı savaşaçmışsın, halk her yerde direnir, direnecektir.' şeklinde ifadelerkullanmıştır. Başvurucu, son konuşmasında Diyarbakır'da yapılacak DTK'nınOlağanüstü Kongresi'nde 'öz yönetim'in inşası sürecinin siyasi zeminde dahagüçlü yönetilmesi için önemli kararlar alacaklarını ve bunları hayatageçireceklerini de söylemiştir.
153. Başvurucu 2015 yılında anılan kongrede yaptığıkonuşmada 'Barikat ve hendek öz yönetim taleplerinin sonucunda ortaya çıktıgibi kısır bir tartışmaya bir cevap olsun diye bunları ifade ediyoruz. Barikatve hendek Kürt halkı öz yönetim istediği için kazılmadı. Barikat ve HendekAnkara'da katliam planları yapanlar o planları hayata geçirmeye başladığı içinkazıldı. ... Ne hendeği ne barikatı mevzu oralara kadar küçümsenemez hendektekibarikattaki direnişin nedeni faşizme karşı katliama karşı duruş ve direniştir.Özerklik eşittir hendek barikat değildir. Özerklik ... onurlu yaşama hakkıdıreğer biri bunu kabul etmiyor, ... bunu aklından geçirenleri 'bentutuklayacağım, katledeceğim, diz çöktüreceğim' diyorsa vallahi o barikathendek kazmışlar çok değil'; 'Direnen arkadaşlarımıza ... teşekkür ediyorum.Canını ortaya koyan ... her bir arkadaşımıza, ailelerine, şehitlerimize bir kezdahavefa ve bağlılık sözümüzü tekrar ediyoruz.' şeklinde beyanda bulunmuştur.
154. Başvurucu 26/3/2016 tarihinde hendek olayları devamederken Diyarbakır'daki DTK Olağanüstü Kongresi'ndeki konuşmasında ise '...Bugün Cizre'de, Silopi’de, Yüksekova'da, Sur'da veya başka bir yerde,Nusaybin'de teröre ve teröriste karşı mücadele edilmiyor... Bir halkın tamamıhedefe konulmuş durumdadır... hak ve özgürlük isteyen Kürtlerin hepsiniterörist ilan edip gereğini yapacağım derseniz, 15 milyonluk halk da elinde neimkân varsa sizin faşist uygulamalarınıza karşı tabi ki direnir. Orada direnişmeşru olur. Yoksa savaş meşru bir şey değildir. Savaşın meşruiyeti olmaz.Direniş meşrudur...' şeklinde ifadeler kullanmıştır.
155. Anılan konuşmalar, genel olarak 'hendek olayları'nınyoğunlaştığı yerlerde yapılmıştır. Bu itibarla soruşturma mercilerininbaşvurucunun siyasi konumunu, söz konusu konuşmaların yapıldığı dönemi veyerleri, konuşmaların içeriğini ve bağlamını birlikte dikkate alıp yukarıda yerverilen ifadeleri içeren konuşmaları terörle bağlantılı bir suç işlendiğinedair belirti olarak kabul etmelerinin temelsiz olduğu söylenemez.
156. Başvurucu 2012 ve 2013 yıllarında yaptığı bazıkonuşmalar nedeniyle de soruşturma mercilerince suçlanmıştır. Bu bağlamdasoruşturma mercilerinin tespitlerine göre Abdullah Öcalan'ın ceza infazkurumunda tutulma koşullarını protesto etmek amacıyla ülke genelinde hükümlü vetutuklularca ceza infaz kurumlarında başlatılan ölüm oruçlarını desteklemekiçin 2012 yılında Kızıltepe'de yaptığı konuşmada '... demişler ki Öcalanposteri asamazsınız... onu diyenlere açıkça sesleniyorum.... biz başkan Apo'nunheykelini dikeceğiz heykelini.', 2013 yılında Diyarbakır'da yaptığı konuşmada'...Kürt hareketi savaşı meşru müdafaa savaşı olarak ele aldı... PKK hareketiolmasaydı bugün Kürt halkı diye bir şey Türkiye kürdistanı için en azındanolmayacaktı. Türkiye kürdistanında Kürtlerin varlığından söz edilmeyecekti.1984 hamlesi olmasaydı, gerilla savaşı olmasaydı, kimse bugün Kürt halkınınvarlığından söz edemezdi, çünkü Kürtlerin başka çaresi yoktu... Şemdinli'deEruh'ta ilk direniş sergilendiğinde kimse ne olduğunun farkında değildi ama odireniş bugün büyük bir halk gerçeği yarattı.' şeklinde sözler sarf etmiştir.PKK'dan kaynaklı terör eylemlerini olumlayan ifadeler içeren söz konusukonuşmaların terörle bağlantılı bir suç işlendiğine dair belirti olarak kabuledilmesinin de temelsiz olduğu söylenemez.
157. Son olarak başvurucunun PKK terör örgütüyöneticilerinden talimatalarak hareket ettiği ileri sürülmüştür. 'Yanlışlıklainfaz edilen' bir örgüt mensubunun ailesinin başvurucunun da içinde olduğu birheyetçe ziyaret edilmesi ve örgüt tarafından hazırlanan özür mektubunun aileyeiletilmesine ilişkin -PKK terör örgütünün kurucularından ve yöneticilerindenbiri olduğu belirtilen Sabri Ok'un talimatlarını içerdiği ileri sürülen- belge,Avrupa Konseyinden randevusu alınan görüşmeye başvurucunun da bizzatkatılmasına ilişkin -Sabri Ok ile (terör örgütü yönetici olduğu belirtilen)K.Y. ve K.Y. ile başvurucu arasında geçtiği ileri sürülen- telefon konuşmaları(bkz. § 37) gözönüne alındığında soruşturma mercilerinin bu değerlendirmesininolgusal temellerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
158. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesinidoğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir."
76. Anayasa Mahkemesi, başvurucu yönünden tutuklamanedenlerinin bulunduğunu değerlendirirken özellikle kaçma şüphesi bakımındanolgusal temellerin mevcut olduğunu ifade etmiştir. Bu çerçevede tutuklamayakonu silahlı terör örgütü üyesi olma ve suç işlemeye tahrik suçlarının Türkhukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tiplerinden olduğuhatırlatılmış ve isnat edilen suça ilişkin kanunda öngörülen cezanınağırlığının kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biri olduğu yönündekiiçtihada atıf yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi ayrıca silahlı terör örgütü üyesi olmasuçunun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alanve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen (katalog) suçlararasında olduğuna dikkat çekmiştir. Bunun yanı sıra başvurucunun tutum vedavranışları da değerlendirmede dikkate alınmıştır. Bu kapsamda özellikleyasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesindensonra ilgili Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından ifadesi alınmak üzere farklıtarihlerde birçok kez çağrı kâğıdıyla davet edilmesine rağmen başvurucunun buçağrılara uymadığına, ayrıca milletvekili dokunulmazlıklarına ilişkin Anayasadeğişikliği teklifinin TBMM'ye verilmesi üzerine başvurucunun eş genel başkanıolduğu HDP adına yaptığı bir konuşmada kesin bir tavırla partisine ait hiçbir milletvekilininifade vermeye gitmeyeceğini belirttiğine vurgu yapılmıştır. Anayasa Mahkemesibaşvurucunun bu tutumunun kişisel bir yaklaşımın ötesinde soruşturma vekovuşturma süreçlerini zorlaştırmaya yönelik siyasi bir tavır olduğunun, bunedenle de devamlılık arz edebileceğinin altını çizmiştir (SelahattinDemirtaş, §§ 159-163).
77. Tutuklamanın ölçülü olduğu sonucuna varılırkenmilletvekilliğinin tutuklamayı otomatik olarak ölçüsüz kılmayacağı, AnayasaMahkemesinin milletvekillerinin tutukluluğuyla ilgili daha önce verdiğikararlarda seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarıyla bağlantılı olaraksadece tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin şikâyetleri incelediği, buincelemede kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varırkenseçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının kullanılmasından kaynaklananyararla birlikte tutukluluğun süresini de dikkate aldığı ifade edilmiştir. Öteyandan terör suçlarının soruşturulmasının kamu makamlarını ciddi zorluklarlakarşı karşıya bıraktığı hatırlatılarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınadli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmaküzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecedegüçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmaması gerektiği yönündekiyaklaşım tekrarlanmıştır. Anayasa Mahkemesi ayrıca soruşturma sürecini deincelemeye alarak süreç yönünden tutuklamayı ölçüsüz kılan bir durumunolmadığını tespit etmiştir (Selahattin Demirtaş, §§ 164-176)
2. Avrupa İnsanHakları Mahkemesine Bireysel Başvuru Süreci
78. Başvurucu 20/2/2017 tarihinde AİHM'e bireyselbaşvuruda bulunarak hakkında uygulanan 4/11/2016 tarihli tutuklama tedbiriylebağlantılı olarak Sözleşme'nin bazı hükümlerinin ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
79. AİHM İkinci Dairesi 20/11/2018 tarihinde başvuruyukarara bağlamış ve bu kapsamda;
i. Yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuki olmadığındanbahisle Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiğiiddiasının iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna,
ii. Tutuklamanın ulusal mevzuata uygun olmadığındanbahisle Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiğiiddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna,
iii. Soruşturma dosyasına erişimin engellendiğindenbahisle Sözleşme'nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasının ihlal edildiğiiddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna,
iv. Tutuklama yönünden suç işlendiğine dair şüphelenmekiçin makul şüphenin bulunmadığından bahisle Sözleşme'nin 5. maddesinin (1)numaralı fıkrasınınihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna,
v. Tutukluluk ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi önündekısa sürede yargısal denetim yapılmadığı iddiası yönünden Sözleşme'nin 5.maddesinin (4) numaralı fıkrasının ihlal edilmediğine,
vi. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyleSözleşme'nin 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ihlal edildiğine,
vii. Tutukluluğun devam ettirilmesi dolayısıyla siyasifaaliyetlerin kısıtlanması nedeniyle Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 3.maddesinin ihlal edildiğine,
viii. Tutukluluğun Sözleşme'de öngörülenin dışındakiamaçlarla devam ettirilmesi nedeniyle Sözleşme'nin -5. maddesinin (3) numaralıfıkrasıyla bağlantılı olarak- 18. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (SelahattinDemirtaş/Türkiye (2), B. No: 14305/17, 20/11/2018).
80. Anılan kararda AİHM, Hükûmetin Anayasa Mahkemesiönünde bireysel başvuru yolunun tüketilmediği yönündeki itirazını, AnayasaMahkemesinin 21/12/2017 tarihinde karar verdiğinden bahisle kabul etmemiştir.Buna karşılık AİHM, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle Sözleşme'nin 5.maddesinin (3) numaralı fıkrasının ve bununla bağlantılı olarak Sözleşme'ye ek1 No.lu Protokol'ün 3. maddesinin ihlal edildiği iddiaları bakımından sözkonusu şikâyetlerin dile getirildiği bir bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesiönünde derdest olduğunu ifade etmesine (bkz. Selahattin Demirtaş/Türkiye (2),§§ 80-85) ve Anayasa Mahkemesinin 21/12/2017 tarihli kararında tutukluluğunmakul süreyi aştığı iddiasının -başvuru formunda dile getirilmemesi nedeniyle-incelenmediğini açıkça ifade etmesine (bkz. § 72) rağmen Anayasa Mahkemesininanılan kararında incelenmemiş olan bir şikâyeti incelenmiş gibi kabul edereksöz konusu iddiaları esas bakımından değerlendirme yoluna gitmiştir.
81. AİHM, ihlal sonucuna vardığı iddialara ilişkin olarakgiderim bakımından da değerlendirmelerde bulunmuştur. Bu kapsamda başvurucuya10.000 avro manevi tazminat ile 15.000 avro mahkeme masrafının ödenmesinehükmedilmiş, bunun yanı sıra "başvurucunun tutukluluk durumuna sonvermek için gerekli bütün tedbirleri alma görevinin davalı Devlete aitolduğuna" karar verilmiştir. Kararın başvurucunun tutukluluğunun sonaerdirilmesine ilişkin açıklamaların yer aldığı kısımları şöyledir:
"279. Sözleşme’nin 46. maddesinin ilgili kısımlarıaşağıdaki gibidir:
'1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalardaMahkemenin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.
2. Mahkemenin kesinleşen kararı, infazını denetleyecekolan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir.
(…)'
280. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, Sözleşme'nin 46. maddesiuyarınca, Bakanlar Komitesi'nin bu kararların icrasını denetlemekle görevli olmasınedeniyle, taraf oldukları davalarda Mahkeme tarafından verilen kesinleşmişkararlara uymayı taahhüt etmektedirler. Dolayısıyla, özellikle Sözleşme ya daProtokolleri'nin ihlalinden sorumlu olduğu kabul edilen davalı Devlet’inyalnızca ilgililere adil tazmin bağlamında ödenmesine karar verilen meblağlarıödemeye değil, aynı zamanda, Bakanlar Komitesi’nin denetimi altında, Mahkemetarafından tespit edilen ihlale son vermek ve söz konusu durumun olabildiğincebir önceki haline getirilmesini sağlayacak şekilde bunun sonuçlarını mümkünolduğunca ortadan kaldırmak amacıyla iç hukuk düzeninde kabul edilmesi gerekengenel ve/veya gerektiğinde, bireysel tedbirleri seçmeye davet edildiği sonucunavarılmaktadır (bk. diğer birçok karar arasından, Scozzari ve Giunta/İtalya[BD], No. 39221/98 ve 41963/98, § 249, AİHM 2000-VIII, Maestri/İtalya [BD], No.39748/98, § 47, AİHM 2004 I, Ilaşcu ve diğerleri/Moldova ve Rusya [BD], No.48787/99, § 487, AİHM 2004-VII, Verein gegen Tierfabriken Schweiz (VgT)/İsviçre(No. 2) [BD], No. 32772/02, § 85, AİHM 2009, yukarıda anılan Assanidzé kararı,§ 198 ve Fatullayev/Azerbaycan, No. 40984/07, § 172, 22 Nisan 2010 ve yukarıdaanılan Del Rio Prada kararı, § 137).
281. Ayrıca, Sözleşme'den ve özellikle Sözleşme'nin 1.maddesinden, Sözleşmeci Devletler'in, Sözleşme'yi onaylayarak, iç hukuklarınınSözleşme ile uyumlu olmasını sağlamayı taahhüt ettikleri anlaşılmaktadır.Dolayısıyla, iç hukuk düzeninde başvuranın durumunun yeterli şekilde telafiedilmesine yönelik her türlü olası engeli ortadan kaldırma görevi davalıDevlet'e aittir (yukarıda anılan Maestri kararı, § 47 ve yukarıda anılanAssanidze kararı, § 199). Davalı Devlet tarafından kabul edilmesi gerekentedbirlere ilişkin olarak, Bakanlar Komitesi'nin denetimi altında, tespit edilenihlallere son vermek için, Mahkeme, kararlarının esasen açıklayıcı bir niteliktaşıdığını ve genel olarak, iç hukuk düzeninde kullanılması gereken araçlarınMahkemenin kararında yer alan sonuçlarla uyumlu olması için, Sözleşme'nin 46.maddesi bakımından yükümlülüğünü yerine getirmek amacıyla bu araçları seçmegörevinin öncelikle söz konusu Devlet'e ait olduğunu hatırlatmaktadır. Birkararın icrasına ilişkin özel şartlarla ilgili bu takdir yetkisi, Sözleşmetarafından Sözleşmeci Devletler'e getirilen, güvence altına alınan hak veözgürlüklere saygı gösterilmesini sağlama yönündeki başlıca yükümlülükten doğanseçim özgürlüğü anlamına gelmektedir (bk. diğer kararlar arasından, yukarıdaanılan Fatullayev kararı, § 173, ve bu kararda atıf yapılan içtihat).
282. Bu nedenle, tespit edilen ihlalin niteliğiningerçekte buna çözüm getirebilecek nitelikteki farklı türden tedbirler arasındaseçim yapma imkânı sunmaması halinde, Mahkeme, Assanidzé (yukarıda anılankarar, §§ 202-203), Ilaşcu ve diğerleri (yukarıda anılan karar, § 490),Alexanian/Rusya (No. 46468/06, §§ 239-240, 22 Aralık 2008), Fatullayev(yukarıda anılan karar, §§ 176-177), yukarıda anılan Del Río Prada, §§ 138-139)ve Şahin Alpay (yukarıda anılan karar, §§ 194-195) davalarında yaptığı gibi,yalnızca bireysel bir tedbiri almaya belirtmeye karar verebilmektedir. Buiçtihat ışığında, Mahkeme, somut olayda başvuranın tutukluluk halinin devamınınSözleşme'nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ve 18. maddesinin ihlalinin devamınave taraf Devletlerin Sözleşme'nin 46. maddesinin 1. fıkrasından doğanMahkemenin kararına uyma yükümlülüklerinin yerine getirilmemesine yol açacağıkanaatine varmaktadır.
283. Bu koşullarda, Mahkeme, davanın kendine özgükoşullarını, ihlal tespitinin dayandığı gerekçeleri ve Sözleşme'nin 5.maddesinin 3. fıkrasının ve 18. maddesinin ihlaline son verme yönündeki acilihtiyacı dikkate alarak, başvuranın tutukluluk halinin devamını haklı gösterenyeni unsurlar veya deliller sunulmadığı sürece, mümkün olan en kısa sürede,mevcut davaya konu edilen ceza davaları kapsamında karar verilen, başvuranıntutukluluğunu sona erdirme görevinin davalı Devlete ait olduğu kanısınavarmaktadır."
82. AİHM İkinci Dairesinin 20/11/2018 tarihli kararınakarşı hem başvurucu hem de Hükûmet, başvurunun Büyük Daire önünde görüşülmesitalebinde bulunmuştur. Bu talebin kabul edilmesi üzerine Büyük Daire 18/9/2019tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun ve Hükûmetin temsilcilerinidinlemiştir.
83. Bireysel başvuru AİHM Büyük Dairesi önündederdesttir.
3. Bir BaşkaSuçtan Verilen Mahkûmiyet Kararına İlişkin Süreç
84. İstanbul'da 17/3/2013 tarihinde yapılan açık havatoplantısına ilişkin olarak başlatılan bir soruşturma kapsamında milletvekiliolan başvurucu hakkında yasama dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle düzenlenenfezleke -belirli aşamalardaki dosyalar yönünden yasama dokunulmazlığına istisnagetiren- 6718 sayılı Kanun ile Anayasa'ya eklenen geçici maddenin yürürlüğegirmesi (bkz. §§ 15, 16) dolayısıyla iade edilmiş, bunun üzerine BakırköyCumhuriyet Başsavcılığının 16/8/2016 tarihli iddianamesiyle başvurucunun terörörgütünün propagandasını yapma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davasıaçılmıştır.
85. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesince E.2017/173 sayılıdosya üzerinden yürütülen yargılama sonunda 18/9/2018 tarihinde verilen kararlabaşvurucunun anılan toplantıda sarf ettiği bazı sözleri dolayısıyla PKK terörörgütünün propagandasını yaptığı değerlendirilmiş ve 4 yıl 8 ay hapis cezasıile cezalandırılmasına hükmedilmiştir.
86. Başvurucu, anılan karara karşı istinaf kanun yolunabaşvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi 4/12/2018tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiş, böyleliklebaşvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmü -karar tarihindeki kanun hükümleri uyarınca-kesinleşmiştir. Bunun üzerine hükmün infazına 7/12/2018 tarihinde başlanmıştır.
87. Başvurucu müdafii 10/9/2019 tarihinde İstanbul 26.Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak başvurucu hakkında Ankara 19. Ağır CezaMahkemesinin E.2017/189 sayılı dosyasında tutuklulukta geçen sürenin İstanbul26. Ağır Ceza Mahkemesince E.2017/173 sayılı dosyasında kesinleşen 4 yıl 8aylık hapis cezasından mahsubuna karar verilmesini talep etmiştir.
88. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 20/9/2019 tarihindetalebin kabulü ile başvurucunun Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2017/189sayılı dosyasında 4/11/2016 ila 7/12/2018 tarihlerinde tutuklukta geçirdiğisürenin infaz edilmekte olan -4 yıl 8 aylık hapis- cezasından mahsubuna kararvermiştir.
89. Öte yandan başvurucu hakkında mahkûmiyet kararınakonu suçun da aralarında olduğu bazı suçlar bakımından verilen hükümlere karşı-ceza miktarı önemli olmaksızın- temyiz yoluna başvurulmasına imkân tanıyan17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un 24/10/2019 tarihinde Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe girmesi üzerine başvurucu 30/10/2019 tarihli dilekçeileİstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuş, söz konusu hükme karşı temyizkanun yoluna başvurulması dolayısıyla infazın durdurulmasına karar verilmesinitalep etmiştir.
90. Mahkeme 31/10/2019 tarihinde talebin kabulü ileinfazın durdurulmasına ve başvurucunun anılan mahkûmiyet hükmü bakımındantahliyesine karar vermiştir.
91. Dava temyiz incelemesi için Yargıtayda derdesttir.
4. Bir BaşkaSuçtan Verilen Tutuklama Kararına İlişkin Süreç
92. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 6-7/10/2014tarihlerinde başlayıp sonraki günlerde birçok şehre yayılan ve çok sayıdakişinin hayatını kaybettiği veya yaralandığı şiddet olayları dolayısıyla 2014yılında bir (2014/146757 sayılı) soruşturma başlatılmıştır (kamuoyunda 6-7Ekim olayları olarak bilinen bu şiddet eylemlerinin ayrıntıları için bkz. SelahattinDemirtaş, §§ 24-30).
93. Bu soruşturma kapsamında Ankara CumhuriyetBaşsavcılığı 20/9/2019 tarihinde -başka bir suçtan Edirne F Tipi YüksekGüvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmakta olan-başvurucuyu (anılan dönemde HDP'nin diğer eş genel başkanı olan F.Y.Ş. ilebirlikte) devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma, bir suçu gizlemek veyabaşka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak amacıyla (kasten insan)öldürme ve öldürmeye teşebbüs, birden fazla kişi ile birliktegece vaktinde suçörgütüne yarar sağlamak maksadıyla yağma, cebir, tehdit veya hile kullanarakkişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından tutuklanması istemiyle AnkaraSulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.
94. Tutuklama talep yazısında 6-7 Ekim olaylarınave bu kapsamda birçok şehirde yaşanan şiddet eylemleri ile bunların sonucundahayatını kaybeden ve yaralanan kişiler olduğuna genel olarak değinilmiş,"dosya içinde mevcut araştırma ve tespit tutanakları, müşteki tanık veşüpheli ifadeleri, olay görüntüleri içerir tutanak ve CD'ler, sair tutanaklarbirlikte değerlendirildiğinde şüphelilerin [başvurucu ve şüpheli F.Y.Ş.]atılı suçları işlediklerine dair haklarında kuvvetli suç şüphesinin mevcutolduğu, şüphelilere atılı suçların katalog suçlardan olması ve cezaların üstsınırı dikkate alınarak" tutuklamaya karar verilmesi istenmiştir.
95. Başvurucunun sorgusu aynı gün Ankara 1. Sulh CezaHâkimliği tarafından yapılmıştır. Başvurucu, sorguya hükümlü olarak bulunduğuceza infaz kurumundan SEGBİS yoluyla katılmıştır. Sorgu sırasında başvurucununmüdafileri de sorgunun yapıldığı Hâkimlik salonunda hazır bulunmuştur.Başvurucu, sorgudaki ifadesinde tutuklama talebine konu 6-7 Ekim olaylarınailişkin suçlama dolayısıyla 4/11/2016 tarihinde tutuklandığını ve bununlailgili yargılamasının devam etmekte olduğunu, bu olaylarla ilgili yargılandığıdavada veya bireysel başvuru süreçlerinde şimdi tutuklamaya konu edilensuçlardan (sevk maddelerinden) bahsedilmediğini, aynı olaylar nedeniylemükerrer olarak tutuklanmasının talep edildiğini, anılan olaylar sırasındaşiddeti teşvik ya da tahrik etmediğini, aksine önlemeye çalıştığınıbelirtmiştir.
96. Hâkimlik, sorgu sonucunda başvurucunun atılısuçlardan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
Şüpheliler F.Y.Ş. ve SELAHATTİN DEMİRTAŞ'ın üzerlerineyüklenen Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma, Bir Suçu Gizlemek veyaBaşka Bir Suçun Delillerini Gizlemek ya da Yakalanmamak Amacıyla ÖldürmeyeAzmettirme (TCK'nın 214/3. Maddesi yollamasıyla), Birden Fazla Kişi İleBirlikte Gece Vaktinde Suç Örgütüne Yarar Sağlamak Maksadıyla YağmayaAzmettirme (TCK'nın 214/3. Maddesi yollamasıyla), Cebir, Tehdit veya HileKullanarak Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılmaya Azmettirme (TCK'nın 214/3.Maddesi yollamasıyla), Bir Suçu Gizlemek veya Başka Bir Suçun DelilleriniGizlemek ya da Yakalanmamak Amacıyla Öldürmeye Teşebbüse Azmettirme (TCK'nın214/3. Maddesi yollamasıyla) suçlarının vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren deliller (müşteki, tanık ve şüpheli beyanları,olaylara ilişkin tutanak ve CD'ler, araştırma ve tespit tutanakları ile diğerbilgi ve belgeler), fiillerin kanunda karşılığı olan cezaların miktarı, TürkiyeCumhuriyeti Anayasası'nın 19. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5.maddelerinde yer alan tutuklamaya ilişkin şartların gerçekleştiği dikkatealınarak adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla şüphelilerinCMK'nın 100. vd. maddeleri gereğince ayrı ayrı TUTUKLANMASINA ... [karar verildi.]"
97. Başvurucu 7/11/2019 tarihinde anılan tutuklamakararıyla bağlantılı şikâyetlerin dile getirildiği bir bireysel başvuruda(2019/36348 sayılı) bulunmuştur.
98. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuş; Komisyonca başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
99. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Bakanlığagönderilmiştir.
100. Başvuru, Anayasa Mahkemesi önünde derdesttir.
5. TazminatDavasına İlişkin Süreç
101. Başvurucu 16/11/2017 tarihinde 5271 sayılı Kanun'un141. ve 142. maddelerine dayanarak Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesindetazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucunun kanunda öngörülenkoşullara aykırı olarak tutukluluğunun devam ettirildiği, makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmadığı ve bu süre içinde hakkında hükümverilmediği, azami otuz günlük aralıklarla tutukluluk incelemesinin yapılmadığıiddia edilerek -milletvekili olması ve siyasi konumu dikkate alınarak- 250.000TL maddi ve 500.000 TL manevi tazminat talep edilmiştir.
102. Öte yandan başvurucu, Anayasa Mahkemesine sunduğubireysel başvuru formlarında anılan davadan bahsetmiştir.
103. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi E.2017/455 sayılıdosya üzerinden yürütülen yargılama sonucunda 11/7/2018 tarihinde davanınkısmen kabulü ile başvurucu lehine 10.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Bubağlamda kararda 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesi uyarınca en geç otuzargünlük aralıklarla resen tutukluluk incelemesi yapılması gerekmesine rağmen21/7/2017 (son tutukluluk incelemesinin yapıldığı 22/6/2017 tarihinden otuz günsonra) tarihinden itibaren 3/10/2017 tarihine kadar başvurucunun tutuklulukdurumunun incelenmemesi dolayısıyla 10.000TL manevi tazminata hükmedilmesigerektiği belirtilmiştir.
104. Buna karşılık Mahkeme, başvurucunun kanundaöngörülen koşullara aykırı olarak tutukluluğunun devam ettirildiği, makulsürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmadığı ve bu süre içinde hakkında hükümverilmediği iddiası bakımından soruşturma ve kovuşturma süreçleri ilebaşvurucu hakkında verilen tutukluluğa ilişkin kararları dikkate alaraktutukluluğun makul süreyi aşmadığı sonucuna varmış; bu nedenle anılan iddiayadayalı tazminat istemini kabul etmemiştir. Kararın gerekçesinin ilgilikısımları şöyledir:
"Davacı tarafından CMK’nın 141. maddesi uyarıncamakul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmadığı ve bu süre içinde hakkındahüküm verilmediği ve bu nedenle de maddi ve manevi yönden zararınınbulunduğunun iddia edildiği, CMK'nın 141/1-d maddesinde' Kanuna uygun olaraktutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve busüre içinde hakkında hüküm verilmeyen' kişilere de tazminat verilmesininöngördüğü, Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 22/06/2016 tarih, 2015/12366 esas ve2016/10728 karar sayılı kararı ve pek çok kararında uzun tutukluluk nedeniyledavacının manevi tazminat isteminde bulunabileceğinin kabul edildiği, TürkiyeCumhuriyeti Anayasası'nın 19/son maddesinde 'Hürriyeti kısıtlanan kişilerin enkısa zamanda bırakılmasının' sağlanmasının öngörüldüğü, yine Anayasa'nın 90/sonmaddesine göre, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalardanolan ve uygulama önceliği bulunan İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5/3. maddesinde'Yakalanan veya tutuk durumda bulunan herkes hemen bir hakim veya adli görevyapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır' hükmününyer aldığı göz önüne alındığında makul sürede yargılama mercii huzurunaçıkarılmayan ve tutukluluk durumu makul süreyi aşan kişilerin tazminat davasıaçabileceğinin kabul edildiği anlaşılmakla; Anayasa Mahkemesi'nin 22/5/2018tarih ve 30428 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 12/4/2018 tarihli ve2016/15637 başvuru numaralı kararında da 'Bir ceza soruşturması veyakovuşturması kapsamında sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığıöncelikle tutukluluğa ilişkin kararların gerekçeleri üzerinden tespitedilebilir. Tutukluluğa ilişkin kararların gerekçelerinde tutuklamanın ön şartıolan kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunduğunun, tutuklamanedenlerinin ve tutuklamanın neden ölçülü olduğunun ortaya konulmasıgerekmektedir.' şeklinde ifade edildiği üzere somut olayda tutuklama süresininmakul olup olmadığının değerlendirilebilmesi için davacının tutuklanmasına vetutukluluk durumunun değerlendirilmesine ilişkin kararların ve davacınınüzerine atılı suçların niteliğinin göz önüne alınması gerekmektedir. Ayrıca AnayasaMahkemesi tarafından aynı kararında tutukluluk süresinin makul olup olmadığıkonusunun genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesinin mümkün olmadığı vebir kişinin tutuklu kaldığı sürenin makul olup olmadığının her davanın kendiözelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Bunun yanı sıra davacının koruma tedbirine konu cezadavasında tutuklu kaldığı süre yönünden AİHM'in tutukluluk konusundabenimsediği davanın kapsamı, dosyadaki delillerin çokluğu, sanıklara yüklenensuçların sayısı ve niteliği, sanıkların sayısı ve davanın karmaşık olmasıdurumunun tutukluluk süresinin makul olup olmadığı, organize suçlar bakımındanve ayrıca olayın istisnai koşullarının, karmaşıklığının, başvurucununkovuşturulmasına neden olan eylemin ağırlığının başvurucunun kaçma ihtimalininde davacının tutukluluk süresinin makul olup olmadığının değerlendirilmesindeve bu suretle davacının CMK'nın 141/1-d maddesi gereğince tazminat talep etmehakkının bulunup bulunmadığının tespitinde önem arz ettiği kabul edilmektedir.(Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 09/03/2015 tarihli, 2014/15450 esas ve 2015/4363 karar sayılı kararı)
Huzurdaki davaya esas dosya incelendiğinde; davacıhakkında soruşturma aşamasında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından2016/29478 soruşturma nolu silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgütadına suç işlemek, 2016/29479soruşturma nolu silahlı terör örgütüne üyeolmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, 2016/29479 soruşturma nolu silahlıterör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, 2016/24950soruşturma nolu terör örgütü propogandası yapmak ve silahlı terör örgütüne üyeolmak, 2016/29476 soruşturma nolu silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikteörgüt adına suç işlemek, 2016/24946 soruşturma nolu silahlı terör örgütüne üyeolmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, 2016/35438 soruşturma nolu halkıkin ve düşmanlığa tahrik etme, 2016/35211 soruşturma nolu kanuna aykırıtoplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme hareketlerine katılma, terörörgütü propogandası yapma, suç ve suçluyu övme, 2016/35237 soruşturma nolukanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme hareketlerinekatılma, terör örgütü propogandası yapma, 2016/35447 soruşturma nolu halkı kinve düşmanlığa tahrik etme, terör örgütü propogandası yapma, suç ve suçluyuövme, 2016/23921soruşturma nolu terör örgütü propogandası yapma,2016/23920soruşturma nolu halkı alenen kin ve düşmanlığa tahrik etme, terörörgütü propogandası yapma, 2016/24617soruşturma nolu suç işlemeye alenen tahriketme ve terör örgütü propogandası yapma, 2016/29488soruşturma nolu terör örgütüpropogandası yapma, 2016/29489soruşturma nolu terör örgütü propogandası yapma,2016/24542 soruşturma nolu suçu ve suçluyu övme, 2016/35454 soruşturma nolukanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme hareketlerinekatılma, terör örgütü propogandası yapma suçlarında yürütülen soruşturmadosyalarının davacı hakkında düzenlenen iddianamenin dayanağı olan 2016/24950soruşturma nolu dosya üzerinde birleştirildiği, davacı hakkında düzenlenen11/01/2017 tarih, 2016/24950 soruşturma sayılı ve 2017/118 iddianame numaralıiddianameye göre davacı hakkında düzenlenen 31 adet ayrı olay ve konuya ilişkinfezlekenin bulunduğu ve bu fezlekelerin iddianamenin kapsamında isnat edilensuçlamalara ilişkin olarak yer aldığı, ayrıca iddianame kapsamında başta terörörgütü yöneticiliği olmak üzere davacıya isnat edilen birden fazla vebirbirinden farklı bir çok suç tipinin bulunduğu, davacının tutuklandığı04/11/2016 tarihinden bu yana tutuklu olarak yargılandığı ve davacıya isnatedilen suçlara göre davacının tutukluluk süresinin Türk Ceza Kanunu'na göreöngörülen azami tutukluluk sürelerini aşmadığı anlaşılmıştır.
Somut olayda davacı hakkında Sulh Ceza Hakimliklerinin veAğır Ceza Mahkemelerinin tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinde yeralan tutuklama nedenlerine ve ölçülülüğe ilişkin açıklamalar incelendiğinde isedavacının atılı suçları işlediğine ilişkin somut delillere dayalı kuvvetli suçşüphesinin bulunduğuna, kaçma şüphesine, isnat edilen silahlı terör örgütükurma ve yönetme suçunun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin 3 numaralıfıkrasında yer alan ve Kanun gereği "tutuklama nedeni varsayılabilen"suçlar arasında olmasına, isnat edilen suçlamalara göre tutuklama tedbirininölçülü/orantılı olmasına, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağınadayanıldığı görülmektedir. Davacıya isnat edilen suçlamanın niteliği, davacınınyöneticisi olduğu iddia edilen PKK terör örgütünün örgütlenme biçimi veişleyişi, soruşturma/kovuşturma konusu edilen olayların özellikleri birliktedikkate alındığında tutukluluğun devamı kararlarındaki gerekçelerintutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve tutukluluğun meşruluğunu haklıgösterecek özen ve içerikte olduğu, dolayısıyla tutukluluk halinin devamınailişkin bu gerekçelerin tutukluluk süresi itibarıyla ilgili ve yeterli olduğusonucuna varılmıştır.
Bunun yanı sıra somut olayda davacıya isnat edilensuçların ciddi ve ağır oluşu, davacı hakkında terör örgütü yönetici olma, 15kez terör örgütü propogandası yapma, 3 kez kanuna aykırı toplantı veya gösteriyürüyüşleri düzenleme veya yönetme, kanuna aykırı toplantı veya gösteriyürüyüşlerine katılma, 2 kez halkı kin ve düşmanlığa tahrik, 4 kez suçu vesuçluyu övme, suç işlemeye tahrik, kanunlara uymamaya tahrik suçlarındanyargılama yapıldığı, iddianamenin davacı hakkında düzenlenen 31 ayrı konu veolaya ilişkin fezlekeye dayandığı, davacının yargılandığı suçların niteliği,özellikle eylemlerin sayısı ve eylemlerin niteliğinden hareketle dosyanınkarmaşıklık düzeyi dikkate alındığında tutukluluk süresinin makul olduğuanlaşılmakla davacının makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmaması vebu süre içinde hakkında hüküm verilmemesine nedeniyle CMK'nın 141/1-d maddesineistinaden talep ettiği maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine kararverilmiştir."
105. Başvurucunun yanı sıra Cumhuriyet savcısı ve Hazinevekili (davalı) karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
106. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesi2/1/2019 tarihinde başvurucu yönünden istinaf isteminin esastan reddine,Cumhuriyet savcısı ve Hazine vekilinin başvurusu yönünden ise manevi tazminatmiktarının 3.000 TL'ye indirilmesi suretiyle hükmün düzeltilerek istinafbaşvurularının esastan reddine karar vermiştir.
107. Başvurucu, karara karşı temyiz yoluna başvurmuş;Yargıtay 12. Ceza Dairesi 23/12/2019 tarihinde Bölge Adliye Mahkemesinceverilen hükmü hukuka uygun bularak başvurucunun temyiz isteminin esastanreddine karar vermiştir.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
108. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklamanedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterensomut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veyasanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenenceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararıverilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni varsayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetlişüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundayer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
..."
109. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı"kenar başlıklı 101. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasınaCumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturmaevresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veyare'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir veadlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilînedenlere yer verilir.
(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustakibir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerekaçıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus karardabelirtilir."
110. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklulukta geçeceksüre" kenar başlıklı 102. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(1) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/18 md.) Ağır cezamahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır.Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay dahauzatılabilir.
(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde,tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesigösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, 5237 sayılı Türk CezaKanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve YedinciBölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı TerörleMücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda beş yılı geçemez.
(3) Bu maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyetsavcısının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonraverilir."
111. 5271 sayılı Kanun'un "Şüpheli veya sanığınsalıverilme istemleri" kenar başlıklı 104. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin heraşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.
(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamınaveya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itirazedilebilir."
112. 5271 sayılı Kanun'un "Usul" kenarbaşlıklı 105. maddesi şöyledir:
"103 ve 104 üncü maddeler uyarınca yapılan istemüzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiin görüşüalındıktan sonra, üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veya adlî kontroluygulanmasına karar verilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/23 md.) 103 üncümaddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca yapılan istemler hariçolmak üzere örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından bu süre yedigün olarak uygulanır. Duruşma dışında bu karar verilirken Cumhuriyet savcısı,şüpheli, sanık veya müdafiinin görüşü alınmaz. Bu kararlara itirazedilebilir."
113. 5271 sayılı Kanun'un "Tutukluluğunincelenmesi" kenar başlıklı 108. maddesi şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevindebulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutuklulukhâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemiüzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önündebulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar verilir.
(2) Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkradaöngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir.
(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığıntutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullargerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içindede re'sen karar verir."
114. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî kontrol" kenarbaşlıklı 109. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinintutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.
…
(3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veyabirden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:
a) Yurt dışına çıkamamak.
b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilensüreler içinde düzenli olarak başvurmak.
c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına vegerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındakikontrol tedbirlerine uymak.
d) Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarınıkullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesiniteslim etmek.
...
f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak,miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyetsavcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak.
g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğindesahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek.
...
j) Konutunu terk etmemek.
k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek.
l) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek."
115. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi"kenar başlıklı 141. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
...
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hükümverilmeyen,
...
k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama veya tutuklamaişlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devlettenisteyebilirler."
116. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemininkoşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisinetebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşmetarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir."
117. 5271 sayılı Kanun'un "İtiraz olunabilecekkararlar" kenar başlıklı 267. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde,mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.
118. 5271 sayılı Kanun'un "İtiraz usulü veinceleme mercileri" kenar başlıklı 268. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"(1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz,kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararıöğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek birdilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmaksuretiyle yapılır ...
(2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazıyerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde,itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir."
119. 5271 sayılı Kanun'un "Karar" kenarbaşlıklı 271. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamandaitiraz konusu hakkında da karar verir.
(3) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir.
(4) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir;ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itirazyoluna gidilebilir.
120. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun"Suç işlemeye tahrik" kenar başlıklı 214. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altıaydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
121. 5237 sayılı Kanun'un "Silâhlı örgüt" kenarbaşlıklı 314. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yeralan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldanonbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beşyıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."
122. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle MücadeleKanunu'nun "Terör tanımı" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma,yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilenCumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzenideğiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, TürkDevletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesinizaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek,Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmakamacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlüsuç teşkil eden eylemlerdir."
123. 3713 sayılı Kanun'un "Terör suçlusu"kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:
"Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak içinmeydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusundadiğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemesedahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.
Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suçişleyenler de terör suçlusu sayılır."
124. 3713 sayılı Kanun'un "Terör suçları"kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:
"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."
125. 3713 sayılı Kanun'un "Terör amacı ileişlenen suçlar" kenar başlıklı 4. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlardoğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyetiçerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır:
a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96,106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152,170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224,243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncumaddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.
..."
126. 3713 sayılı Kanun'un "Cezalarınartırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenlerhakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî paracezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacakcezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanınyukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmışmüebbet hapis cezasına hükmolunur."
127. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlkDerece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve YetkileriHakkında Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" kenarbaşlıklı 12. maddesi şöyledir:
"Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklıkalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158),hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap DördüncüKısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324,325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı TerörleMücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ileağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapiscezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır cezamahkemeleri görevlidir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilereilişkin hükümler, askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler ileçocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır"
B. UluslararasıHukuk
1. SözleşmeMetinleri
128. Sözleşme'nin "Özgürlük ve güvenlikhakkı" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir.Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiçkimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
...
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek içininandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonrakaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığıhalinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
...
3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullaruyarınca yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adligörev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılmasızorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılamasüresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmadahazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir."
129. Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 3. maddesişöyledir:
"Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama organınınseçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlariçinde, makul aralıklarla, gizli oyla serbest şeçimler yapmayı taahhütederler."
2. Avrupa İnsanHakları Mahkemesi İçtihadı
130. AİHM, Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (c) bendi uyarınca yalnızca bir ceza soruşturması veya kovuşturmasıçerçevesinde, kişinin suç işlediğine dair şüphenin bulunması hâlinde yetkiliadli makamın huzuruna çıkarılması amacıyla tutuklanabileceği yönündekiiçtihadını (Jecius/Litvanya, B. No: 34578/97, 31/7/2000, § 50; Wloch/Polonya,B. No: 27785/95, 19/10/2000, § 108) yakın dönemde verdiği Buzadji/Moldova ([BD],B. No: 23755/07, 5/7/2016) kararında geliştirmiştir. Buna göre ilk tutuklama kararındanitibaren suçun işlendiğine ilişkin makul şüphenin varlığı yanında tutuklamayailişkin nedenlerin bulunduğunun ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konmasıgerekir (Buzadji/Moldova, §§ 100-102).
131. AİHM, yakalanan kişinin suç işlediğinden şüphelenmekiçin makul sebeplerin devam etmesinin tutukluluk hâlinin devamı bakımındanolmazsa olmaz (sine qua non) bir şart olduğuna vurgu yapmakla birlikteulusal adli makamların yakalanan kişinin tutuklanmasına gerek olup olmadığını,yakalamanın hemen ardından değerlendirmeleri durumunda makul şüphenin devametmesi koşulunun artık yeterli olmadığını belirtmekte ve adli makamlarıntutukluluğun meşrulaştırılması için yeterli ve ilgili başka gerekçeler de ilerisürmesi gerektiğine dikkat çekmektedir (Merabishvili/Gürcistan [BD], B.No: 72508/13, 28/11/2017, § 222).
132. AİHM, tutukluluğu meşru kılan makul dört temel nedenbelirlemiştir. Bunlar sanığın duruşmaya çıkmama (kaçma) tehlikesi (Stögmüller/Avusturya,B. No: 1602/62, 10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü § 15), sanığın serbestbırakıldıktan sonra adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzda önlemleralabilecek olma (özellikle delillerin yok edilme) tehlikesi (Wemhoff/Almanya,B. No: 2122/64, 27/6/1968, hukuki gerekçe bölümü § 14), tekrar suç işlemetehlikesi (Matznetter/Avusturya, B. No: 2178/64, 10/11/1969,hukuki gerekçe bölümü § 7) ve kamu düzenini bozma tehlikesidir (Letellier/Fransa,B. No: 12369/86, 26/6/1991, § 51).
133. AİHM'e göre kaçma, tanıklar üzerinde baskı kurmaveya delil unsurlarını değiştirme, yeniden suç işleme, kamu düzenini bozma gibirisklerin varlığının gerektiği şekilde tespit edilmesi ve adli makamların bubağlamdaki gerekçesinin soyut, genel veya basmakalıp bir şekilde olmamasıgerekir (Merabishvili/Gürcistan, § 222). Bu yönüyle kaçma riskinindeğerlendirilmesinde kişinin karakteri, ahlaki durumu, ikametgâhı, mesleği, malvarlığı, aile bağları, tutukluluğa karşı gösterdiği tepki, başka bir ülkeyegerçekten kaçmayı planlayıp planlamadığı, kaçmayı planladığı ülkeyle veya uluslararasıbağlantıları gibi hususlar dikkate alınmalıdır (Becciev/Moldova, B. No:9190/03, 4/1/2006, § 58, Buzadji/Moldova, § 90). Ayrıca cezanın ağırlığıkaçma riskinin değerlendirilmesinde dikkate alınacak bir unsur olsa da tekbaşına tutukluluk hâlinin uzun süreler boyunca uzatılması durumunu haklı kılmaz(Idalov/Rusya [BD], B. No: 5826/03, 22/5/2012, §145; Garycki/Polonya,B. No: 14348/02, 6/2/2007, § 47).
134. AİHM, tutukluluğun makul süreyi aşmamasınısağlamanın öncelikle ulusal adli makamlara düşen bir görev olduğunu, ulusalmakamların bu görevi yerine getirmek için -masumiyet karinesini de tamanlamıyla dikkate alarak- Sözleşme'nin 5. maddesinde belirlenen kurala biristisna getirmeyi haklı kılan kamu yararı gerekliliğinin varlığını kabul edecekveya bertaraf edecek nitelikteki bütün koşulları incelemek ve tahliyetaleplerine ilişkin olarak verdikleri kararlarda bu gerekçeleri dikkate almakdurumunda olduklarını belirtmektedir (Nedim Şener/Türkiye, B. No:38270/11, 8/7/2014, § 70). Esasen AİHM, ulusal mahkemeler tarafından başvuranıntutukluluğuna ilişkin olarak verilen kararlarda yer alan ve başvuran tarafındansalıverilme taleplerinde veya diğer başvurularında ileri sürülen gerekçeleredayanarak Sözleşme'nin 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ihlal edilipedilmediğini belirlemektedir (Wemhoff/Almanya, s. 24, 25, § 12; Neumeister/Avusturya,s. 37, §§ 4, 5, Letellier/Fransa, § 35; Buzadji/Moldova, § 91).
135. Diğer taraftan AİHM, serbest seçim hakkını Avrupakamu düzeninin temel unsuru olan demokrasinin en önemli ilkelerinden biriolarak kabul etmektedir. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 3. maddesininkoruduğu hakların hukukun üstünlüğüne dayanan etkili ve anlamlı birdemokrasinin temellerinin kurulması ve sürdürülmesi için hayati öneme sahip olduğunubelirtmiştir (Mathieu-Mohin ve Clerfayt/Belçika, B. No: 9267/81,2/3/1987, § 47; Ždanoka/Letonya [BD], B. No: 58278/00, 16/3/2006, §103; Yumak ve Sadak/Türkiye [BD], B. No: 10226/03, 8/7/2008 § 105).
136. Buna karşılık AİHM'e göre seçilme hakkı, mutlakolmayıp meşru amaçlarla sınırlanabilir. Ancak bu sınırlamalar, yasama organınınseçiminde halkın görüşlerinin serbestçe açıklanmasını ve bu anlamda bellikişilerin veya grupların ülkenin siyasal hayatına katılımlarını engelleyici,söz konusu hakkın özünü zedeleyecek ve etkisini ortadan kaldıracak ölçüdeolmamalıdır. Ayrıca sınırlamaların öngörülen amaçla orantılı olması gerekir (Mathieu-Mohinve Clerfayt/Belçika, § 52; Tanase/ Moldova [BD], B. No: 7/08,27/4/2010, §§ 157, 158, 161).
137. Öte yandan AİHM'e göre seçilme hakkı sadeceseçimlerde aday olma hakkını değil aynı zamanda seçildikten sonra milletvekiliolarak parlamentoda bulunma hakkını da kapsar. Bu ise hiç kuşkusuz kişininseçildikten sonra milletvekili sıfatıyla temsil yetkisini fiilen kullanabilmesinigerektirir. Bu bağlamda seçilmiş milletvekilinin yasama faaliyetine katılmasınayönelik müdahale, sadece onun seçilme hakkına değil aynı zamanda seçmenlerininserbest iradelerini açıklama hakkına da yönelik bir müdahale teşkil edebilir (Sadakve diğerleri/Türkiye, B. No: 25144/94, 26149/95, 26154/95, 27100/95,27101/95, 11/6/2002, §§ 33, 40). AİHM ayrıca milletvekili-seçmen ilişkisindenhareketle ifade özgürlüğünün halkın seçilmiş temsilcileri için özellikle önemliolduğunu zira milletvekilinin seçmeni temsil ettiğini, onların taleplerinedikkat çekerek menfaatlerini savunduğunu, dolayısıyla bir muhalifmilletvekilinin ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin daha sıkı bir denetimigerektirdiğini vurgulamıştır (Castells/İspanya, B. No: 11798/85, 23/12/1992,§ 42).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
138. Mahkemenin 9/6/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. TahliyeTalepleri ile Tutukluluğa Yönelik İtirazların Karara Bağlanmadığına veTutukluluk İncelemelerinin Yapılmadığına İlişkin İddialar
1. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
139. Başvurucu; yargılama sürecinde etkili bir tutuklulukincelemesi yapılmadığını, bu kapsamda dosyanın Diyarbakır 8. Ağır CezaMahkemesinde bulunduğu dönemde yapılan iki ayrı tahliye veya tutukluluğa itiraztaleplerinin karara bağlanmadığını, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinin ise üç ayboyunca (2017 yılının Temmuz ve Eylül ayları arasında) resen tutuklulukincelemesi yapmadığını, yine birleştirmeye ilişkin uyuşmazlığın yaşandığı busüreçte tahliye taleplerinin de değerlendirilmediğini belirterek Anayasa'nın19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
140. Bakanlık görüşünde; başvurucunun tutukluluk incelemelerineilişkin şikâyetleriyle ilgili olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. ve 142.maddeleri uyarınca açtığı tazminat davasında lehine tazminata hükmedildiği, budurumda söz konusu iddialar bakımından mağdur sıfatının kalmadığı ifadeedilmiştir.
141. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında ilkderece mahkemesince resen yapılması gereken tutukluluk incelemelerininyapılmaması dolayısıyla hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olduğunu iddiaetmiştir.
2. Değerlendirme
a. Tutuklulukİncelemelerinin Yapılmadığına İlişkin İddia Yönünden
142. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasıuyarınca, hürriyeti kısıtlanan bir kimsenin kısa sürede durumu hakkında kararverilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbestbırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkıbulunmaktadır. Burada belirtilen bir yargı merciine başvurma hakkı, suçisnadıyla hürriyetinden yoksun bırakılan kimseler bakımından tahliye talebininyanı sıra tutuklama, tutukluluğun devamı ve tahliye talebinin reddi kararlarınakarşı yapılan itirazların incelenmesi sırasında da uygulanması gereken birgüvencedir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 122,123; Ali Efendi Peksak, B. No: 2017/29428, 17/7/2019, § 84).
143. Bununla birlikte 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesinegöre şüpheli veya sanığın istemi olmaksızın tutukluluğun resen incelenmesidurumunda hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine başvurma hakkıkapsamında bir değerlendirme yapılmadığından bu incelemeler Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası kapsamına dâhil değildir (Firas Aslan ve HebatAslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 32; Faik Özgür Erol vediğerleri, B. No: 2013/6160, 2/12/2015, § 24; Ali Efendi Peksak, §85).
144. Başvurucu, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinin üç ayboyunca (2017 yılının Temmuz ve Eylül ayları arasında) resen tutuklulukincelemesi yapmadığını ileri sürmüştür. Dolayısıyla buradaki şikâyet, 5271sayılı Kanun'un 108. maddesine göre resen yapılması gereken tutuklulukincelemelerine (bunların yapılmadığına) ilişkindir. Tutukluluğun gözdengeçirilmesi için resen yapılacak bu incelemeler Anayasa'nın 19. maddesininkapsamına dâhil olmadığından konu bakımından Anayasa Mahkemesinin yetkisininkapsamı dışında kalmaktadır (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. HidayetKaraca (2), B. No: 2015/7254, 12/12/2018, §§ 73, 74; Ali Kavlak,B. No: 2016/8018, 10/12/2019, § 120).
145. Kaldı ki başvurucu bu iddiasını 5271 sayılı Kanun'un141. ve 142. maddelerine dayanarak Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi önündetazminat davasına konu etmiş, Mahkeme de başvurucunun bu dönemde resenyapılmayan tutukluluk incelemeleri dolayısıyla manevi tazminata hükmetmiştir.Böylelikle başvurucuya nihai olarak 3.000 TL ödenmesine ilişkin yargısal kararkesinleşmiştir.
146. Açıklanan gerekçelerle bireysel başvurunun bukısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
b. TahliyeTalepleri ile Tutukluluğa İlişkin İtirazların Karara Bağlanmadığına İlişkinİddia Yönünden
147. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47. maddesinin(5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1)numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketildiğitarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekmektedir.
148. Başvurunun süresinde yapılmış olması, her aşamadadikkate alınması gereken usule ilişkin şarttır (Yasin Yaman, B. No:2012/1075, 12/2/2013, § 18).
149. Başvurucu; hakkındaki davanın Diyarbakır 8. AğırCeza Mahkemesinde bulunduğu dönemde yaptığı iki ayrı tahliye veya tutukluluğaitiraz taleplerinin karara bağlanmadığını, yine Ankara 2. ve 19. Ağır CezaMahkemeleri arasında birleştirmeye ilişkin uyuşmazlığın yaşandığı süreçtetahliye talepleri bakımından da bir değerlendirme yapılmadığını iddia etmektedir.
150. Başvurucu hakkında açılan davada -Yargıtay 5. CezaDairesince davanın güvenlik gerekçesiyle nakline karar verilmesi üzerine-Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi 6/4/2017 tarihinde dosyanın Ankara Nöbetçi19. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Sonrasında Ankara 2.ve 19. Ağır Ceza Mahkemeleri arasında birleştirme uyuşmazlığı yaşanmış, AnkaraBölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi 14/9/2017 tarihli kararı ile buuyuşmazlığı gidermiştir. Bunun üzerine Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi 3/10/2017tarihinde yaptığı tensip incelemesinin sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinindevamına karar vermiş ve Tensip Tutanağı başvurucuya 13/10/2017 tarihindetebliğ edilmiştir (bkz. §§ 28-37). Dolayısıyla başvurucunun bu TensipTutanağı'nın tebliğinden itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunmasıgerekmektedir. Buna karşılık başvurucu otuz günlük başvuru süresi geçtiktensonra 24/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Bu itibarlabaşvurucunun bu bölümdeki iddiaları bakımında süre aşımı söz konusudur (aynıyöndeki değerlendirme için bkz. H.Ç., B. No: 2018/5227, 27/11/2019, §39).
151. Kaldı ki 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (k) bendi yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama vetutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarındanyararlandırılmamaları durumunda maddi ve manevi her türlü zararlarınıntazminini isteyebilmelerine imkân sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, bireyselbaşvurunun incelendiği tarih itibarıyla tahliyesine karar verilmiş kişileryönünden asıl dava sonuçlanmamış olsa da tahliye taleplerinin veya tutukluluğaitirazların karara bağlanmadığı iddiaları bakımından anılan yolun tüketilmesigereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Cafer Yıldız,B. No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Y.G., B. No: 2017/5933, 9/1/2020 §§88-95). Bu bağlamda somut olayda başvurucunun Diyarbakır 3. Ağır CezaMahkemesinde açtığı davada tahliye taleplerinin ya da tutukluluğun devamıkararlarına yönelik itirazlarının karara bağlanmaması dolayısıyla bir tazminattalep etmediği görülmektedir (bkz. § 101).
152. Açıklanan gerekçelerle bireysel başvurunun bukısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
B. TutukluluğunKanunda Öngörülen Azami Süreyi Aştığına İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
153. Başvurucu; tutuklama kararına konu olan suçişlemeye tahrik suçunun ağır ceza mahkemesinin görev alanında bulunmamasıdolayısıyla bu suç yönünden azami tutukluluk süresinin bir yıl olduğunu, davayabakan mahkemece bu sürenin uzatılması yönünde bir karar da verilmediğini, budurumda anılan suç yönünden kanunda öngörülen azami tutukluluk süresi dolmasınarağmen tahliyesine yönelik taleplerin kabul edilmediğini belirterek kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
154. Bu bölümdeki iddianın dile getirildiği 2018/16592sayılı başvurunun -şikâyetin niteliği gözetilerek- Bakanlığa bildirilmesinegerek görülmemiştir (bkz. § 8).
2. Değerlendirme
155. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerinsınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz."
156. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti vegüvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
...
Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler,ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemekmaksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilendiğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
157. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013 §16). Bu itibarla başvurucunun tutukluluk süresinin kanuniliğine ilişkin bubölümdeki iddialarının -Anayasa'nın 13. maddesindeki ilkeler çerçevesinde-Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir (aynıyöndeki değerlendirmeler için bkz. Murat Narman, B. No: 2012/1137,2/7/2013, § 38).
a. Genelİlkeler
158. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasındaherkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktansonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmekkoşuluyla kişilerin hürriyetlerinden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlıolarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınkısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardanherhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, §42).
159. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kişilerin fizikselhürriyetlerini güvence altına alır (Galip Öğüt [GK], B. No: 2014/5863,1/3/2017, § 35). Anayasa'nın 19. maddesinin kişi hürriyetinin kısıtlanmasınaimkân tanıdığı durumlardan biri de maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenentutuklama tedbiridir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, § 65).
160. Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak vehürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır. Öte yandanAnayasa'nın 19. maddesinde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınsınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralınayer verilmiştir. Anayasa'nın 13. maddesiyle tüm temel hak ve özgürlüklerinsınırlanmasına ilişkin getirilen kanunilik şartı kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı yönünden 19. maddede ayrıca belirtilmiştir. Bu bağlamdaAnayasa'nın 13. ve 19. maddeleri uyarınca kişi hürriyetine ilişkin müdahaleolarak tutuklamanın kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur (MuratNarman, § 43; Halas Aslan, § 55).
161. 5271 sayılı Kanun'un 102. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresininen çok iki yıl olduğu belirtildikten sonra zorunlu hâllerde gerekçesigösterilerek bu sürenin uzatılabileceği düzenlenmiştir. Kanun'da bu uzatmasüresinin toplam üç yılı geçemeyeceği ifade edilmiştir. Böylelikle uzatmasüreleri dâhil toplam tutukluluk süresi azami beş yıl olabilecektir (HamitKaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 40). Bununla birlikte 15/8/2017 tarihlive 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması HakkındaKanun Hükmünde Kararname'nin 141. maddesiyle -1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılıKanun'un 136. maddesiyle de aynen kabul edilerek yasalaşmıştır- anılan fıkrayaeklenen son cümle ile 5237 sayılı Kanun'un İkinci Kitap Dördüncü KısımDördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölüm'de tanımlanan suçlar ile 3713sayılı Kanun kapsamına giren suçlarda uzatma süresinin beş yılı geçemeyeceğidüzenlenmiştir (bkz. § 110). Dolayısıyla anılan suçlara ilişkin olarak kanunkoyucu azami tutukluluk süresini yedi yıla çıkarmıştır (Ömer Köse (2),B. No: 2017/34237, 23/10/2019, § 66).
b. İlkelerinOlaya Uygulanması
162. Somut olayda başvurucu, terör örgütüne üye olma vehalkı suç işlemeye alenen tahrik etme suçlarından tutuklanmıştır (bkz. § 22).
163. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar5235 sayılı Kanun'un 12. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre başvurucununtutuklanmasına karar verilen ve 5237 sayılı Kanun'un -İkinci Kitap DördüncüKısım Beşinci Bölüm'de (m. 314) yer alan terör örgütü üyeliği suçunun bukapsamda olduğunda kuşku bulunmamaktadır (bkz. §§ 121, 127).
164. Başvurucu, yargılama aşamasında halkı suç işlemeyealenen tahrik etme suçu yönünden bu suçun ağır ceza mahkemesinin görev alanınagirmemesi dolayısıyla azami tutukluluk süresinin bir yıl olduğunu ileri sürerektahliyesini talep etmiş ancak Mahkeme iddianamedeki anlatıma göre bu suçun 3713sayılı Kanun'un 4. maddesinde sayılan suçlardan olması nedeniyle aynı Kanun'un5. maddesinin uygulanma ihtimalinin bulunduğunu belirtip delilleri takdir etmeyetkisinin ağır ceza mahkemesinde olduğuna işaret ederek talebi kabuletmemiştir (bkz. § 47). Buna karşılık soruşturma dosyası incelendiğinde bu suçailişkin fezlekede ve/veya iddianamede 3713 sayılı Kanun'un 4. veya 5.maddelerinin uygulanmasının talep edilmediği görülmektedir.
165. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi kişilerhakkındaki birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosyaüzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması hâlinde -busoruşturma ve kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceğini gözönünealarak- uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamıaçısından sonuç doğuracağına vurgu yapmış, bu itibarla da kanunda öngörülenazami tutukluluk süresinin her bir suç için ayrı ayrı değil tüm suçlar için tekbir süre olarak kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir (Burak Döner,B. No: 2012/521, 2/7/2013, §§ 46-48; Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094,7/3/2014, § 41).
166. Bu çerçevede başvurucunun tutuklanmasına kararverilen terör örgütüne üye olma suçunun ağır ceza mahkemesinin görev alanındabulunması dolayısıyla kanunda öngörülen azami tutukluluk süresinin belirlenmesibakımından tutuklamaya konu diğer suç olan halkı suç işlemeye alenentahrik etme suçunun hangi mahkemenin görev alanında olduğunun bir önemibulunmamaktadır. Buna göre başvurucunun yargılandığı davada azami tutukluluksüresi -tutuklandığı tarihte beş yıl olmakla birlikte- Mahkemece başvurucununtahliye talebinin reddedildiği tarih itibarıyla yedi yıldır.
167. Somut olayda başvurucu 4/11/2016 tarihinde gözaltınaalınmış ve aynı tarihte tutuklanmıştır. Başvurucunun yargılanmasına tutukluolarak devam olunurken başvurucu hakkında bir başka mahkemece verilenmahkûmiyet kararının kesinleşmesi üzerine 7/12/2018 tarihinde bu hükmüninfazına başlanmış, başvurucu infazın durdurulmasına karar verilen 31/10/2019tarihine kadar bu hüküm uyarınca hürriyetinden yoksun kalmıştır (bkz. §§ 86,90). Bu sırada yargılandığı davada Mahkeme 2/9/2019 tarihinde başvurucununtahliyesine karar vermiştir (bkz. § 67).
168. Bu durumda başvurucunun tutukluluk süresibelirlenirken başka suçlardan verilen hürriyeti bağlayıcı cezaların infazedildiği dönemin mahsup edilmesi gerekmektedir (aynı yöndeki değerlendirmeleriçin bkz. Salih Şahin, B. No: 2013/7040, 11/12/2014, §§ 29, 30).
169. Diğer taraftan başvurucunun Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca yürütülen bir başka soruşturma kapsamında 20/9/2019 tarihindetutuklanmasının (bkz. § 96) eldeki işbu bireysel başvurudaki tutukluluksüresinin belirlenmesi bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Söz konusututuklama tedbirinin hukukiliği Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruyakonu edilmiş olup anılan (2019/36348 sayılı) başvuru ayrıca incelenecektir.
170. Buna göre başvurucu eldeki işbu bireyselbaşvuruların incelenmesi kapsamında 4/11/2016 ile 7/12/2018 tarihleri arasındabir suç isnadına bağlı olarak tutuklu kalmıştır. Dolayısıyla başvurucununtutukluluk süresi 2 yıl 1 ay 3 gün olup 5271 sayılı Kanun'un 102. maddesinin(2) numaralı fıkrasında öngörülen azami tutukluluk süresi aşılmamıştır.
171. Nitekim Anayasa Mahkemesi bir kararında ağır cezamahkemesinin görev alanında bulunan, devletin gizli belgelerini siyasal veaskerî casusluk amacıyla temin etme suçlamasıyla tutuklanan ve sonrasında busuçun yanı sıra -asliye ceza mahkemesinin görev alanına giren kişiyihürriyetinden yoksun kılma suçundan da cezalandırılması istemiyle açılan birdavada tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aşıp aşmadığınıincelemiştir. Anılan davada ilk derece mahkemesi başvurucunun devletin gizlibelgelerini siyasal ve askerî casusluk amacıyla temin etme suçundan beraatineve bu suç yönünden tahliyesine, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan isemahkûmiyetine ve hükümle birlikte tutuklanmasına, ayrıca beraat ettiği suçiçin tutuklulukta geçen sürenin bu mahkûmiyet süresinden mahsubuna kararvermiştir. Anayasa Mahkemesi bu olaya ilişkin incelemesinde farklı mahkemeleringörevine giren suçların, aralarındaki hukuki bağlantı nedeniyle birlikte yüksekgörevli mahkemede yargılama konusu olmasının mümkün olduğuna ve bu durumdayargılama konusu suçun alt dereceli mahkemenin görevine girmesi hâlinde bilebağlantılı suç nedeniyle üst dereceli mahkemenin davaya bakacağına dikkatçekmiş; buna göre değişik mahkemelerin görevine giren suçların hukuki bağlantınedeniyle birlikte yüksek görevli mahkemede yargılama konusu olması durumundakanuni tutukluluk süresinin tutuklamaya esas alınan suça göre belirleneceğinevurgu yapmıştır. Anayasa Mahkemesi bu bağlamda yaptığı değerlendirmede olaydaazami tutukluluk süresinin ağır ceza mahkemesinin görev alanındaki bir suçnedeniyle tutuklama söz konusu olduğu için beş yıl olduğu sonucuna varmış ve 1yıl 7 ay 27 günlük tutukluluk süresinin kanuna uygun olduğuna karar vermiştir (ErdoğanAyhan Kit, B. No: 2013/9302, 17/9/2014, §§ 44-46).
172. Kaldı ki Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaİnfaz Kurumu Müdürlüğü başvurucunun şikâyetine konu halkı suç işlemeye alenentahrik etme suçuna ilişkin düzenlenen tutuklama müzekkeresinin infazgörmediğini, anılan davada 4/11/2016 ile 7/12/2018 tarihleri arasında infazgören tutuklama müzekkeresinin terör örgütüne üye olma suçuna ilişkinolduğunu bildirmiştir (bkz. § 68).
173. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğunkanunda öngörülen azami süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığıaçık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. TutukluluğunMakul Süreyi Aştığına İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
174. Başvurucu; tutuklama ve tutukluluğun devamıkararları ile bunlara yönelik itirazın reddine ilişkin kararların gerekçedenyoksun olduğunu, matbu ifadelerin yer aldığı kararlarla tutukluluğununsürdürüldüğünü, bu kararlarda makul suç şüphesinin olup olmadığının, ayrıcakaçma ya da delilleri karartma ihtimalinin varlığının tartışılmadığını, sabitbir ikamet adresinin bulunmasının ve milletvekili konumunun tartışılmadığını,adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalma nedenlerinin de açıklanmadığınıbelirterek Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve yedinci fıkraları bağlamındakikişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
175. Başvurucu ayrıca tutukluluğun makul süreyi aştığını,tutuklandığı tarihten sonra yaklaşık bir yıllık süre boyunca -davadakisuçlamalar karmaşık olmamasına rağmen- yargılanmasına başlanmadığını, busüreçte herhangi bir yargılama faaliyetinin gerçekleştirilmediğini iddiaetmiştir.
176. Öte yandan başvurucu; tutukluluğu dolayısıyla hemmilletvekili hem de HDP'nin eş genel başkanı olarak yasama faaliyetlerinekatılamadığını ve seçmenlerini temsil etme görevini yerine getiremediğini, bukapsamda tutukluluk sürecinde gerçekleştirilen hükûmet rejiminindeğiştirilmesine yönelik Anayasa Değişikliği Referandumu ile ilgili olarak eşgenel başkanı olduğu siyasi parti adına bir faaliyet gerçekleştiremediğinibelirterek seçilme hakkının daihlal edildiği iddiasında bulunmuştur. Başvurucubunun yanı sıra muhalif bir siyasi partinin eş genel başkanı ve Cumhurbaşkanıadayı olmasına da dikkat çekerek ve adaylık sürecinde İçişleri Bakanı ileCumhurbaşkanı Başdanışmanı tarafından yapılan bazı açıklamalara değinerektutukluluğunun siyasi amaçlarla devam ettirildiğini ileri sürmüştür.
177. Diğer taraftan başvurucu, Cumhurbaşkanı adayı olmasıdolayısıyla tutukluluğunun serbest seçim hakkını kısıtladığı görüşündedir.Başvurucuya göre Cumhurbaşkanı adayı olması kaçma şüphesinin bulunmadığınıgöstermektedir ve bunun tutukluluğun sona erdirilmesi taleplerinindeğerlendirilmesinde gözönüne alınması gerekir. Başvurucu değişen bu koşullarıntutukluluğa ilişkin karar veren yargı mercilerince dikkate alınmadığını, bunedenle Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde propaganda araçlarındanyararlanamadığını belirtmiştir.
178. Başvurucu son olarak, tutukluluğunun devam ettirilmesininSözleşme'nin 5. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 18. maddesinin veSözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 3. maddesinin ihlal edildiğine AİHMtarafından karar verilmesine ve ayrıca giderim olarak da tahliyesinehükmedilmesine rağmen yargılandığı davada tahliye taleplerinin ihlal kararınınkesinleşmediğinden bahisle kabul edilmediğini, böyle bir yaklaşımın hemAnayasa'ya hem de Sözleşme'ye aykırı olduğunu ifade ederek kişi hürriyeti vegüvenliği ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
179. Bakanlık görüşünde; tutukluluğun makul süreyi aştığışikâyetleriyle ilgili olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. ve 142. maddeleriuyarınca açılan tazminat davasının henüz kanun yolu aşamasında derdest olduğu,bu durumda söz konusu iddia bakımından olağan başvuru yolları tüketilmedenbireysel başvuru yapıldığı ileri sürülmüştür. Bakanlık ayrıca Anayasa Mahkemesive AİHM kararlarına göre seçilme hakkının sadece yasama organının seçilmesiylesınırlı olduğu, bu nedenle başvurucunun Cumhurbaşkanlığı seçim süreciylebağlantılı olarak ileri sürdüğü seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkınailişkin iddialarının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilmezbulunması gerektiği görüşündedir.
180. Bakanlık esas bakımından bir inceleme yapılmasıdurumunda ise başvurucunun Cumhurbaşkanı adayı olması nedeniyle soruşturmayamaruz kalmadığına ve propaganda yapamaması veya başka bir şekilde seçimfaaliyetlerinden yoksun bırakılması için tutuklanmadığına dikkat çekmiştir.Bakanlığa göre başvurucunun Cumhurbaşkanı adayı olmasının tutuklanmasında biretkisi yoktur. Başvurucu bir suç işlediğinden şüphelenildiği için tutuklanmışve tutukluluğu da bu nedenle devam ettirilmiştir. Bakanlık; milletvekilliğinintek başına tahliye olmayı gerektiren bir durum olmadığını, Cumhurbaşkanıadaylığı nedeniyle tahliyenin gerektiği yönündeki bir yaklaşımın ise Anayasaveya Sözleşme açısından dayanaksız olduğunu belirtmiştir. Bakanlık,başvurucunun tutukluluğu devam ederken üyesi olduğu siyasi parti tarafındanCumhurbaşkanı adayı olarak gösterildiğinin de göz ardı edilmemesi gerektiğidüşüncesindedir.
181. Bakanlık, Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecindebaşvurucuya tutuklu bir kişinin yararlanabileceği azami ölçüde propagandaimkânının sağlandığına dikkat çekmiştir. Bu çerçevede başvurucunun -diğeradaylar gibi- televizyonda iki ayrı tarihte onar dakika süreyle propagandakonuşması yaptığı, üyesi olduğu partinin teşkilatları tarafından başvuruculehine propaganda yapıldığı, başvurucunun seçime yönelik mesajlarını eşi,avukatları ve danışmanlarıyla yaptığı görüşmeler marifetiyle kamuoyu ilepaylaştığı belirtilmiştir.
182. Bakanlık, AİHM tarafından verilen ihlal kararıylabağlantılı olarak dile getirilen iddialar bağlamında ise anılan kararın oldukçakısa bir süre içinde tercüme edilerek başvurucunun yargılandığı davaya bakanmahkemeye gönderildiğine dikkat çekmiştir. Bakanlık devamla AİHM'in başvurucuhakkındaki kararının kesinleşmediğini, AİHM tarafından başvurucununtutukluluğunun en kısa zamanda sonlandırılmasının sağlanması amacıyla bireyselbir tedbir belirtilmesinin de söz konusu olmadığını ifade etmiştir.
183. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanındatutukluluğun devam etmesi hâlinde tazminat davasının uzun tutukluluk bakımındanbir başarı şansı sunmadığını iddia etmiştir. Başvurucu; ilk derece mahkemesincehükmedilen tazminatın uzun tutukluluk nedeniyle olmadığını, yine seçim hakkınınihlal edildiği ve siyasi amaçlarla tutukluluğun sürdürüldüğü iddialarının da bukararda karşılanmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu esas bakımından isebireysel başvuru formlarındaki iddialarına benzer açıklamalarda bulunmuştur.
184. Başvurucu ayrıca AİHM kararına ilişkin iddialarıhakkında Bakanlık görüşünün kabul edilmemesi gerektiğini öne sürmüştür.Başvurucuya göre AİHM tarafından verilen kararın tahliye bakımından uygulanmasıiçin kesinleşmesi gerekli değildir.
2. Değerlendirme
185. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti vegüvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Tutuklanan kişilerin, makul süre içindeyargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı istemehakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazırbulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceyebağlanabilir."
186. Anayasa'nın "Seçme, seçilme ve siyasîfaaliyette bulunma hakları" kenar başlıklı 67. maddesinin ilgilikısımları şöyledir:
"Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygunolarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasî parti içinde siyasîfaaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.
Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tekdereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim vedenetimi altında yapılır ..."
187. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). BaşvurucununAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında tutuklamanın hukukiolmadığı iddiası Anayasa Mahkemesince incelenmiş ve anılan iddianın açıkçadayanaktan yoksun olduğu değerlendirilerek kabul edilemez olduğuna kararverilmiştir (bkz. § 71). Başvurucunun bu bölümdeki iddialarını dile getirdiği2017/38610 numaralı bireysel başvuruda milletvekili ve siyasi parti eş genelbaşkanı olmasına,2018/38610 numaralı başvuruda ise Cumhurbaşkanı adaylığına vurguyapılarak tutukluluğun makul süreyi aştığı ve siyasi faaliyetlerininkısıtlandığı öne sürülmüştür. Bu itibarla başvurucunun bu bölümdekiiddialarının -Anayasa'nın 67. maddesinde yer alan "seçme, seçilme vesiyasî faaliyette bulunma hakları"na yönelik güvenceler ışığında-Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
188. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilenhak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecekikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillikniteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi içinöncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman veCennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).
189. Başvurucu, tutukluluğun devamı kararlarına karşıitiraz yoluna başvurduktan sonra bireysel başvuruda bulunmuştur (bkz. §§ 38,39, 53, 54).
190. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, tutukluluğunkanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılanbireysel başvurular bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıylabaşvurucu tahliye edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarınaatıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davasıaçma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucunavarmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfanGerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45).
191. Başvurucunun yargılandığı davada Mahkeme 2/9/2019tarihinde tahliye kararı vermiştir (bkz. § 67). Bunun üzerine başvurucununtutukluluk hâli -eldeki bireysel başvurunun konusunu oluşturan dava bakımından-sona ermiştir. Bununla birlikte başvurucu infaz edilmekte olan bir başka hapiscezasının bulunması nedeniyle serbest bırakılmamış, sonrasında ise başka birsoruşturma kapsamında tutuklanmıştır (bkz. §§ 68, 86, 96). Anılan sebeplerlebaşvurucunun hürriyetinden yoksun kalmaya devam etmesi, eldeki bireyselbaşvuruya konu davadaki tutukluluk hâlinin sona erdiği ve başvurucunun -budosya bakımından- tahliye edildiği gerçeğini değiştirmemektedir. Bu bağlamda5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânınıntüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
192. Öte yandan Anayasa Mahkemesi Mustafa Avci (B.No: 2014/1545, 22/3/2018) kararında başvurucunun tutukluluğunun makul süreyiaşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra siyasifaaliyetlerinin de engellediği iddiasını incelemiştir. Anayasa Mahkemesi,bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun tahliye edilmesidolayısıyla 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davasıaçılması yolunun tüketilmesi gerektiğini belirtmiş; kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiği iddiasını başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez bulmuştur. Anılan kararda, başvurucunun tutuklanmasına nedenolan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeplesiyaset yapma hakkının ihlal edildiği iddiaları yönünden yapılandeğerlendirmede de 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davadaderece mahkemelerinin hukuka aykırılığın tespiti ve yeterli giderim sağlamahususlarında karar verirken tedbirin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı dışındasiyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale teşkil edip etmediği de dâhil olmaküzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almak durumunda olacağı, dolayısıylatutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasıyla bağlantılı olarak öne sürülen buşikâyet bakımından da anılan tazminat davasının tüketilmesi gerektiğibelirtilmiştir (Mustafa Avci, §§ 22-38).
193. Somut olayda başvurucu, tutukluluğun makul süreyiaştığı iddiasını Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesi uyarınca açtığı tazminat davasında ileri sürmüş ve tazminat talepetmiştir. Bu bağlamda başvurucu, milletvekili ve Parti eş genel başkanı olmakonumuna da değinmiştir. Bununla birlikte Mahkeme 11/7/2018 tarihinde,başvurucunun yargılandığı ceza dava dosyasının kapsamını, isnat edilen suçlarınniteliğini, tutukluluğun devamına ilişkin sulh ceza hâkimliklerinin ve ağır cezamahkemelerinin kararlarında yer alan gerekçelerin içeriğini ve yargılamasürecini dikkate alarak başvurucunun tutukluluğun süresiyle bağlantılı tazminattalebinin reddi gerektiği sonucuna varmıştır. Başvurucunun anılan karara karşıistinaf ve temyiz başvuruları derece mahkemelerinde esas bakımından incelenmişve reddedilmiştir (bkz. §§ 101-107).
194. Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddialarıbakımından başvuru yollarını tükettiğinin kabul edilmesi gerekir.
195. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
b. EsasYönünden
i. Genelİlkeler
196. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında birceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahipolduğu belirtilmiştir (Murat Narman, § 60; Halas Aslan, §66).
197. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan serbestbırakılmayı isteme hakkı uyarınca, bir ceza soruşturması veya kovuşturmasıkapsamında tutuklu olan kişiler ilgili yargı mercilerinden serbestbırakılmalarına karar verilmesini talep edebilirler. Yargı organlarınca tutukluluğunher aşamasında gerek kişinin serbest bırakılma talebi üzerine gerekse resenyapılan incelemelerde tutulmanın meşru nedenlerinin açıklanması Anayasa'nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının bir gereğidir (Halas Aslan, § 67).
198. Anılan maddede ayrıca tutuklanan kişilerin makulsürede yargılanmayı isteme hakkına sahip olduğu ifade edilmiştir. Hürriyetikısıtlanarak yargılanan kişinin yargılamanın makul sürede bitirilmesindekimenfaati, işin doğası gereği diğerlerine göre daha fazladır. Buna göre başta savcılıklarve mahkemeler olmak üzere tüm kamu organları, tutuklu olarak sürdürülensoruşturma/kovuşturma süreçlerinin -adil yargılanma hakkının sağladığıgüvencelere riayet edilmek koşuluyla- süratli bir şekilde sonuçlandırılmasıiçin özenli davranmalıdırlar (Halas Aslan, §§ 68-71).
199. Öte yandan tutukluluk süresinin makul olup olmadığıkonusunun genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Birkişinin tutuklu kaldığı sürenin makul olup olmadığı her davanın kendiözelliklerine göre değerlendirilmelidir (Murat Narman, § 61).Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kezyakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan tutuklandığıdurumlarda ise tutuklanma tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişininserbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (MuratNarman, § 66).
200. Bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamındasürdürülen tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığı öncelikle tutukluluğailişkin kararların gerekçeleri üzerinden tespit edilebilir. Tutukluluğa ilişkinkararların gerekçelerinde tutuklamanın ön şartı olan kişinin suçluluğu hakkındakuvvetli belirti bulunduğunun, tutuklama nedenlerinin ve tutuklamanın nedenölçülü olduğunun ortaya konulması gerekmektedir (Halas Aslan, §§74, 75).
201. Başlangıçtaki bir tutuklama için kuvvetli suçşüphesinin bulunduğunun tüm delilleriyle birlikte ortaya konulması her zamanmümkün olmasa da belirli bir süre geçtikten sonraki tutukluluğun devamınailişkin kararlarda kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun somut olgularlabirlikte açıklanması gerekir (Halas Aslan, § 76). Ayrıca belirlibir süreyi aşan tutukluluğa ilişkin devam kararlarında tutuklama nedenlerininsoyut olarak belirtilmesi yeterli değildir (Hanefi Avcı, B. No:2013/2814, 18/6/2014, § 70). Son olarak tutukluluğun devamına ilişkinkararlarda tutuklamanın ölçülü olduğuna ilişkin olguların, özellikletutuklamaya göre temel hak ve özgürlüklere daha hafif etkide bulunan adlikontrol tedbirlerinin neden yetersiz kaldığının ortaya konulması gerekir (HalasAslan, § 78).
202. Tutukluluğun uzun sürdüğü veya makul süreyi aştığışikâyetiyle yapılan bireysel başvurularda, tutukluluğa ilişkin gerekçelerinilgili ve yeterli olmadığı veya tutuklu olarak sürdürülen soruşturma/kovuşturmasüreçlerinin kamu organlarının özen yükümlülüğü ile bağdaşmayan tutumlarınedeniyle tamamlanmadığı kanaatine varılırsa tutukluğun makul süreyi aştığısonucuna ulaşılacaktır (Halas Aslan, §§ 82, 83).
ii. İlkelerinOlaya Uygulanması
203. Başvurucu 4/11/2016 ile 7/12/2018 tarihleri arasındabir suç isnadına bağlı olarak tutuklu kalmıştır. Buna göre başvurucununtutukluluk süresi 2 yıl 1 ay 3 gündür (bkz. § 170).
204. Başvurucu farklı tarihlerdeki eylemleri nedeniylebaşlatılan -otuz bir ayrı fezlekeye konu olan- çok sayıdaki soruşturmanınDiyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında birleştirilmesi sonrasında terör örgütüüyesi olma ve halkı suç işlemeye alenen tahrik etme suçlarından tutuklanmıştır.Buna karşılık başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede söz konusu fezlekelerdeyer alan suçlamalara konu eylemlere ve bunlara ilişkin hukuki nitelendirmelereyer verilmiştir. İddianamede bu eylemlerin hukuki nitelendirmesi bir bütünolarak yapılmış; bu kapsamda başvurucunun terör örgütü yöneticisi olma, terör propagandasıyapma (15 kez), kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşleri düzenleme ya dabunlara katılma (3 kez), halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (2 kez),suçu ve suçluyu övme (4 kez), halkı suç işlemeye alenen tahrik etme, kanunlarauymamaya tahrik ve halkı kanuna aykırı toplantı ve gösterişe kışkırtmasuçlarından cezalandırılması talep olunmuştur (bkz. §§ 25, 104).
205. Başvurucu hakkında Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğitarafından verilen 4/11/2016 tarihli tutuklama kararında; halkı suç işlemeyealenen tahrik etme suçu yönünden kamuoyunda bilinen ismiyle 6-7 Ekimolaylarına ve bu çerçevede PKK tarafından halkın sokağa çıkması yönündeçağrılar yapıldığı ve bunların örgüte müzahir internet sitelerinde yayımlandığıbir dönemde HDP'nin sosyal medya hesabından MYK adına yapılan aynı yöndekiçağrıya ve bu süreçte başvurucunun HDP eş genel başkanı ve MYK üyesi olmasına,terör örgütüne üye olma suçu yönünden ise başvurucunun farklı tarihlerdeyaptığı konuşmalara ve diğer eylemlerine atıf yapılarak kuvvetli suç şüphesininbulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 22). Soruşturma aşamasında Diyarbakır 2. ve3. Sulh Ceza Hâkimliklerince verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararlardada dosyada kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğuifade edilmiştir (bkz. § 24).
206. Kovuşturma aşamasında Diyarbakır 8. Ağır CezaMahkemesince verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararda dosya kapsamındabulunan iletişimin tespiti kararları, görüşme dökümleri ve tespit tutanaklarınaatıf yapılarak başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini gösteren somutdelillerin bulunduğu belirtilmiştir (bkz. § 27). Yargılamayı yürüten Ankara 19.Ağır Ceza Mahkemesi de tutukluluğun devamına ilişkin kararlarında bazı olgularaatıf yaparak başvurucu yönünden suç şüphesinin varlığını gösteren somutdelillerin olduğunu vurgulamıştır. Bu bağlamda Mahkeme; dosya kapsamının yanısıra sanık savunmaları, bilirkişi inceleme raporları, olay tutanakları,değerlendirme ve tespit tutanakları, dijital verilere ilişkin çözüm tutanağı,görüntü ve çözüm tutanakları, teknik araçlarla izleme ve dinleme çözümtutanakları, tanık beyanı, arama ve elkoyma tutanakları, görüntü inceleme vetespit tutanakları gibi somut delil ve olgulara atıf yapmıştır (bkz. §§ 31, 34,42, 44, 46, 51, 54; 64-66).
207. Öte yandan Anayasa Mahkemesince başvurucununtutuklanmasının hukuki olmadığı iddiası incelenirken suç işlediğine dairkuvvetli belirtilerin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda AnayasaMahkemesi özellikle terör örgütü PKK ile eş zamanlı olarak HDP MYK adına sosyalmedya üzerinden yapılan çağrılar ve bunun sonrasında ülkenin birçok yerinesirayet eden yaygın şiddet olaylarına (6-7 Ekim olayları), başvurucunun-bir kısmı, ülkenin birçok yerinde PKK kaynaklı şiddet eylemlerinin ve bazıyerleşim yerlerini işgal girişiminin (Hendek olayları) yaşandığı birdönemde olmak üzere- çeşitli tarihlerdeki konuşmalarında yer alan PKK terörörgütü, örgütün eylem ve saldırıları ile örgüt liderine ilişkin açıklamalarınave PKK terör örgütünün talimatları doğrultusunda hareket ettiğine yönelikbulgulara değinmiştir (bkz. § 75).
208. Buna göre başvurucunun tutukluluğunun devamına dairsulh ceza hâkimlikleri ve ağır ceza mahkemeleri tarafından verilen kararlardaatıf yapılan ve soruşturma/kovuşturma dosyasında bulunduğu belirtilendelillerin içeriği dikkate alındığında -tutukluluğun ön şartı olan- suçişlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğuna ilişkin olarak anılankararların ilgili ve yeterli olduğu değerlendirilmiştir.
209. Diğer taraftan tutukluluğun devamına ilişkinkararların tutuklama nedenleri ve ölçülülük yönünden de incelenmesigerekmektedir.
210. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında isnatedilen suçlara ilişkin olarak kanunda öngörülen yaptırıma ve suçun (terörörgütü üyesi olma) 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasındayer alan katalog suçlar arasında yer almasına değinilmek suretiyle tutuklamanedenlerinin bulunduğu belirtilmiş; ayrıca verilmesi beklenen cezaya göretutuklama tedbirinin ölçülü ve gerekli olduğu, bu nedenle de adli kontroluygulamasının yetersiz kalacağı değerlendirmesine yer verilmiştir (bkz. § 25).
211. Anayasa Mahkemesi başvurucunun tutuklanmasınınhukuki olduğuna ilişkin kararında -ilk tutuklama bakımından- tutuklamanedenleri ve ölçülülük yönünden incelemede bulunmuştur. Bu bağlamda AnayasaMahkemesi olayda özellikle kaçma şüphesi temelinde tutuklama nedenininbulunduğunu değerlendirmiştir. Bu sonuca varılırken isnat edilen suçlarailişkin yaptırımın ağırlığına dikkat çekilmiş ve bunun -özellikle ilk tutuklamabakımından- kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biri olduğu hatırlatılmış,ayrıca isnat edilen terör örgütü üyesi olma suçunun -kuvvetli suç şüphesininbulunması koşuluyla- kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen katalog suçlararasında olmasına vurgu yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi başvurucunun ifadevermeye gitmeme şeklindeki tutumunun da soruşturma ve kovuşturma süreçlerinizorlaştırmaya yönelik siyasi bir tavır olduğunu ve devamlılık arz edebileceğinideğerlendirmiştir. Kararda ölçülülük yönünden ise isnat edilen eylemlerin genelolarak terör suçu olmasına ve bu nitelikteki suçların soruşturulmasınınzorluğuna dikkat çekilmiş, ayrıca süreç yönünden de tutuklamayı ölçüsüz kılanbir durumun olmadığı ifade edilmiştir (bkz. §§ 76, 77).
212. Somut olayda başvurucunun tutukluluğunun makulsüreyi aşıp aşmadığına ilişkin temel inceleme, derece mahkemelerinintutukluluğun devamına dair kararları üzerinden yapılacaktır. Bu bağlamdasoruşturma aşamasında sulh ceza hâkimliklerinin, kovuşturma aşamasında ise ağırceza mahkemelerinin tutukluluğun devamı kararlarında ifade ettiklerigerekçelerin başvurucunun tutulmaya devam etmesinin meşruluğunu (haklılığını)yeterince ortaya koyup koymadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu değerlendirmedebaşvurucunun konumu ve tutukluluk sürecindeki gelişmeler de dâhil olmak üzeresomut olayın bütün özellikleri birlikte dikkate alınmalıdır.
213. Soruşturma aşamasında Diyarbakır 2. ve 3. Sulh CezaHâkimlikleri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin kararlarda isnat edilensuçların niteliği ve bunlara ilişkin kanunda öngörülen cezanın üst sınırı ilekatalog suç olgularına değinilerek tutuklama nedenlerinin bulunduğu, muhtemelceza miktarına göre tutukluluğun ölçülü olduğu ve adli kontrolün yetersiz kalacağıkanaati ifade edilmiştir (bkz. § 24).
214. Tutukluluğun devamına ilişkin kovuşturma aşamasındaDiyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararda ise özelliklekaçma şüphesine vurgu yapıldığı görülmektedir. Bu bağlamda Mahkeme başvurucununhenüz savunmasının alınmadığına, -soruşturma aşamasında- yapılan tebligatlararağmen ifade vermeye gitmediğine ve ifadesinin ancak yakalanarak gözaltınaalınması sonrasında alınabildiğine vurgu yapmıştır. Mahkeme ayrıca isnat edilenterör örgütü yöneticiliği suçunun katalog suçlardan olmasına ve tutuklamakararında belirtilen tutuklama nedenlerinin devam ettiğine değinmiştir. Karardabaşvurucuya isnat edilen eylemlere ilişkin ceza miktarına göre adli kontrolünyetersiz olduğu belirtilmiştir. Mahkeme son olarak isnat edilen eylemlerin sayıve yoğunluğu ile bunların niteliklerinin yanı sıra suçların sübutu hâlindeverilmesi muhtemel ceza miktarı dikkate alındığında -milletvekili ve TBMM'degrubu bulunan bir siyasi partinin eş genel başkanı olan- başvurucunun siyasifaaliyette bulunma ve temsil hakkı ile davanın tutuklu yürütülmesindeki kamuyararı arasında ölçülü bir dengenin mevcut olduğu değerlendirmesindebulunmuştur (bkz. § 27).
215. Başvurucu hakkındaki yargılamayı yürüten Ankara 19.Ağır Ceza Mahkemesince 28/4/2017, 22/6/2017, 27/10/2017, 7/12/2017 ve 11/4/2018tarihli tutukluluk incelemeleri sonucunda başvurucunun tutukluluğunun devamınakarar verilirken de genel olarak atılı suçların niteliği ile bunlara ilişkincezaların miktarına, bunların (bir kısmının) katalog suçlardan olmasına,tutuklulukta geçen süre dikkate alındığında adli kontrolün bu aşamada yetersizkalacağı kanaatine, başvurucunun serbest bırakıldığı takdirde kaçma vedeliIlere etki etme ihtimalinin bulunmasına, öngörülen ceza miktarı ile tutuklamatedbiri arasında ölçülülük bulunmasına ve adli kontrol hükümlerine uymanınkişinin kendi iradesine bağlı bir durum olması nedeniyle yetersizliğinedeğinilmiştir (bkz. §§ 31, 34, 42, 44, 46). Mahkeme 21/5/2018 tarihli kararındaise bunlara ek olarak başvurucunun adli makamlar huzuruna kendiliğindengitmeyeceğini belirtmesine ve savunmasının tamamlanmamış olmasına vurguyapmıştır (bkz. § 51).
216. Mahkeme 13/12/2018 tarihinde (başvurucu hakkındaverilen bir mahkûmiyet kararının infazına başlanması dolayısıyla -bireyselbaşvuruya konu dosya bakımından- suç isnadına bağlı tutmanın sona erdiği7/12/2018 tarihinden sonra) yaptığı tutukluluk incelemesinde isnat edileneylemlerin önemli bir bölümü bakımından savunmanın henüz tamamlanmadığına, bubağlamda -süre talep etme ve hâkimin reddi talebinde bulunma gibi çeşitli usuleilişkin gerekçelerle- başvurucunun savunmasına devam etmediğine ve -soruşturmaaşamasında- TBMM'deki bir konuşmasında hiçbir HDP milletvekilinin kendirızasıyla ifade vermeye gitmeyeceği yönünde beyanda bulunmasına vurgu yaparakadli kontrolün yetersiz kalacağını ifade etmiştir. Anılan kararda ayrıca öncekikararlarda ifade edilen tutuklama nedenlerine ve ölçülülüğe ilişkin açıklamalartekrar edilmiştir. Kararda bunların yanı sıra başvurucuyla ilgili olarakAnayasa Mahkemesi tarafından verilen tutuklamanın hukuki olduğuna ilişkinkarara değinilmiş, AİHM'in ihlal kararı yönünden ise kararın nihai nitelikteolmadığına (kesinleşmediğine) dikkat çekilmiştir (bkz. § 64).
217. Anayasa Mahkemesi milletvekili olan başvurucularıntutukluluğun makul süreyi aştığı ve bununla bağlantılı olarak seçilme ve siyasifaaliyette bulunma imkânlarının kısıtlandığı iddialarını birçok kararındaincelemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi milletvekillerinin tutukluluğununsürdürülmesinin söz konusu olduğu durumlarda tutukluluğa ilişkin karar verenyargı organlarınca gözetilecek ilkeleri belirlemiştir. Buna göre tutukluluğunAnayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliğihakkı üzerinde oluşturduğu kısıtlamanın yanı sıra tutmaya uzunca bir süre devamolunması hâlinde Anayasa'nın 67. maddesinde düzenlenen seçme, seçilme ve siyasifaaliyette bulunma hakkı üzerindeki etkisinin de gözönüne alınmasıgerekmektedir. Zira seçilme hakkı sadece seçimlerde aday olma hakkını değilaynı zamanda seçildikten sonra milletvekili olarak parlamentoda bulunma hakkınıda ihtiva etmektedir. Bu da hiç kuşkusuz kişinin seçildikten sonra milletvekilisıfatıyla temsil yetkisini fiilen kullanabilmesini gerektirir. Dolayısıylaseçilmiş milletvekilinin yasama faaliyetine katılmasına yönelik müdahale,sadece onun seçilme hakkına değil aynı zamanda seçmenlerinin serbestiradelerini açıklama hakkına da yönelik bir müdahale teşkil edebilir (MehmetHaberal, §§ 95, 96; Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013,§§ 110, 111; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014,§§ 53,54; Faysal Sarıyıldız, B. No: 2014/9, 3/1/2014, §§ 53, 54; İbrahimAyhan, B. No: 2013/9895, 2/1/2014, §§ 52, 53; Gülser Yıldırım, B.No: 2013/9894, 2/1/2014, §§ 52, 53).
218. Anayasa Mahkemesi anılan kararlardamilletvekillerinin tutukluluğuyla ilgili olarak "tutukluluğunun devamıhakkında karar verilen kişi milletvekili olduğu takdirde, çatışan değerlere biryenisi eklenmekte ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanında, seçilmişmilletvekilinin tutuklu olması nedeniyle yasama faaliyetine katılamaması sonucumahrum kalınan kamu yararının da dikkate alınması gerekmektedir. Bu çerçevedemahkemelerin milletvekili seçilen kişilerin tutukluluğunun devamına kararverirken hem kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından hem de seçilme ve siyasifaaliyette bulunma hakkının kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağırbasan korunacak bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermelerigerekir. Bunun sonucu olarak makul sürenin aşılıp aşılmadığı incelenirken,başvurucunun milletvekili seçilmesiyle birlikte ileri sürmüş olduğu iddialarıntutukluluğun devamına ilişkin kararlarda gerektiği gibi değerlendirilipdeğerlendirilmediğine de bakılmalıdır. Dolayısıyla,başvurucunun seçilmiş birmilletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma ve temsil hakkı ile davanıntutuklu sürdürülmesindeki kamu yararı arasında ölçülü bir denge kurulduğutakdirde, tutukluluğun devamına ilişkin gerekçelerin ilgili ve yeterlioldukları sonucuna varılabilir." değerlendirmesinde bulunmuştur (MehmetHaberal, § 99; Mustafa Ali Balbay, § 114; Kemal Aktaş ve SelmaIrmak, § 57; Faysal Sarıyıldız, § 57; İbrahim Ayhan, § 56; GülserYıldırım, § 56).
219. Buna göre tutukluluğa ilişkin karar veren yargıorganlarının tutuklamaya alternatif koruma tedbirlerinin uygulanabilirliğinigöz ardı etmemeleri, ayrıca tutukluluğun devamına karar verirken davanın geneldurumunun yanında tahliye talep eden kişinin özel durumunu dikkate almaları vebu anlamda tutukluluk gerekçelerini kişiselleştirmeleri gerekmektedir (MehmetHaberal, §§ 100, 101; Mustafa Ali Balbay, §§ 115, 116; KemalAktaş ve Selma Irmak, § 58; Faysal Sarıyıldız, § 58; İbrahimAyhan, § 57; Gülser Yıldırım, § 57).
220. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesince daha önce deifade edildiği üzere tutuklanmasına karar verilen kişinin milletvekili olması,bu tedbiri otomatik olarak ölçüsüz kılan bir durum değildir (SelahattinDemirtaş, §§ 169, 170). Milletvekili hakkındaki bir soruşturma veyakovuşturma sürecinin tutuklu olarak sürdürülmesini zorunlu kılan nedenlerortaya konulmak koşuluyla tutukluluğun devam ettirilmesinin imkân dâhilindeolduğu her zaman hatırda tutulmalıdır. Bu bağlamda tutukluluğa ilişkin kararveren yargı organları milletvekili hakkındaki tutuklama tedbirinin kişihürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra seçilme ve siyasi faaliyette bulunmahakkı üzerindeki etkisine rağmen hangi kamu yararı dolayısıyla bu tedbirinsürdürüldüğünü ve tedbirin devamının meşruluğunun anılan diğer haklara nedenbaskın geldiğini gerekçelerinde ortaya koymalıdır. Bu çerçevede söz konusugerekçelerin her bir kişi yönünden onun durumuna ilişkin iddiaları ve taleplerimakul bir ölçüde karşılaması gerekir. Diğer bir ifadeyle tutukluluğun devamıkararlarındaki gerekçeler davanın objektif yönlerinin yanı sıra tutuklumilletvekilinin konumundan kaynaklanan özellikleri de kapsamalı, bir bakımakişiselleştirilmelidir.
221. Somut olayda başvurucu, tutuklandığı tarihtemilletvekili ve aynı zamanda TBMM'de grubu bulunan HDP'nin eş genel başkanıdır.Başvurucunun Parti eş genel başkanlığı 11/2/2018 tarihine kadar,milletvekilliği ise 24/6/2018 tarihinde yapılan 27. Dönem Genel Seçim'e kadardevam etmiştir. Öte yandan başvurucu -Anayasa'nın Cumhurbaşkanı'nın "Adaylıkve seçimi"ni düzenleyen 101. maddesinin üçüncü fıkrasına göre "Cumhurbaşkanlığına,siyasi parti grupları, en son yapılan genel seçimlerde toplam geçerli oylarıntek başına veya birlikte en az yüzde beşini almış olan siyasi partiler ile enaz yüzbin seçmen aday gösterebilir." hükmü uyarınca- 24/6/2018tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçimi'nde aday gösterilmiş ve en çok oyalan üçüncü aday olmuştur.
222. Buna karşılık başvurucu hakkında tutukluluğundevamına ilişkin kararlar incelendiğinde sulh ceza hâkimlikleri veya ağır cezamahkemeleri; başvurucunun milletvekili, siyasi parti eş genel başkanlığı veCumhurbaşkanı adaylığı dolayısıyla tutukluluğunun devam ettirilmesinin makulolmadığı, aynı zamanda bu tedbirin devamının seçilme ve siyasi faaliyettebulunma hakkını da aşırı şekilde kısıtladığı iddiaları yönünden herhangi birdeğerlendirmede bulunmamıştır. Bu çerçevede sadece Diyarbakır 8. Ağır CezaMahkemesinin herhangi bir açıklamada bulunmadan başvurucunun siyasi faaliyettebulunma ve temsil hakkı ile davanın tutuklu yürütülmesindeki kamu yararıarasında ölçülü bir dengenin mevcut olduğunu ifade ettiği ancak kararda budengenin dayanaklarını tartışmadığı görülmektedir (bkz. § 27).
223. Özellikle yargılama aşamasında davaya bakan Ankara19. AğırCeza Mahkemesince 3/10/2017 tarihinde yapılan tensip incelemesi ilebirlikte verilen tutukluluğun devamı kararına yönelik itirazda milletvekili vesiyasi parti eş genel başkanı olmasına değinilerek başvurucunun tutukluluğununseçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı üzerindeki etkisinden yakınılmışsada itirazı inceleyen Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinin ret kararında buiddialara yönelik herhangi bir değerlendirme yapılmamış, genel ve matbuiçerikli gerekçelerle yetinilmiştir (bkz. §§ 38, 39).
224. Yine Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesince 7/12/2017tarihinde yapılan ilk duruşmada başvurucu müdafileri tarafından TBMM'de grububulunan bir siyasi partinin eş genel başkanı olması ve milletvekili konumudolayısıyla tutukluluğun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra seçilmeve siyasi faaliyette bulunma hakkını da ihlal ettiği iddiasıyla başvurucununtahliyesine karar verilmesi talep olunmuştur. Bununla birlikte Mahkeme duruşmasonunda tahliye talebinin reddi ile tutukluluğun devamına karar verirken buolgulara yönelik bir değerlendirmede bulunmamıştır (bkz. § 44).
225. Son olarak başvurucu müdafii 15/5/2018 tarihindeAnkara 19. Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak milletvekili statüsü devam edenbaşvurucunun aynı zamanda Cumhurbaşkanlığına aday gösterildiğini ve adaylığınınkesinleştiğini belirtmiş, buna göre Anayasa ve Sözleşme'de güvence altınaalınan serbest seçim hakkı nazara alınarak tahliye kararı verilmesini talepetmiştir. Buna karşılık Mahkemenin 21/5/2018 tarihli tutukluluğun devamıkararında anılan iddialara yönelik bir açıklamaya yer verilmemiştir (bkz. §§50, 51). Bu karara karşı itiraz başvurusunda da benzer şikâyetler dile getirilmiş,bu bağlamda milletvekili olma ve Cumhurbaşkanlığı adaylığının başvurucununkaçmayacağını gösteren olgular olduğu öne sürülmüş, ayrıca başvurucununtutuklanmasına karar verildiği tarihten itibaren hiçbir yasama faaliyetinekatılamadığına ve eş genel başkanı olduğu siyasi parti adına herhangi birfaaliyet yürütemediğine vurgu yapılmış, Cumhurbaşkanı adayı olarak seçimçalışmalarını yürütemediğine dikkat çekilmiştir. Buna karşılık Ankara 20. AğırCeza Mahkemesi, bu iddialar yönünden bir değerlendirme yapmadan matbugerekçelerle itirazın reddine karar vermiştir (bkz. §§ 53, 54).
226. Bu kapsamda başvurucunun milletvekilliği, TBMM'degrubu bulunan bir siyasi partinin eş genel başkanlığı ve Cumhurbaşkanı adaylığıgibi hususlara dayalı olarak yargılama aşamalarında dile getirdiği tahliyetaleplerinin ve tutukluluğa karşı itirazlarının matbu gerekçelerle reddedildiğigörülmektedir. Esasen başvurucunun yukarıda değinilen siyasi (kişisel) konumunailişkin iddia ve talepler yalnızca -başvurucunun adli kontrol tedbirleriuygulanarak tahliyesine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle- Ankara 19. AğırCeza Mahkemesinin 21/5/2018 tarihli tutukluluğun devamı kararına katılmayan üyehâkimin karşıoy yazısında tartışmaya konu edilmiştir (bkz. § 52).
227. Buna göre başvurucunun milletvekili, TBMM'de grububulunan bir siyasi partinin eş genel başkanı ve Cumhurbaşkanı adaylığı gibiseçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkıyla doğrudan ilgili konumu ve bununlabağlantılı olarak dile getirilen serbest bırakılma talepleri karşısındabaşvurucu hakkında verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararlarıngerekçelerinin ilgili ve yeterli olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.Ayrıca yargı mercileri, tahliye taleplerini veya tutukluluğa yönelik itirazlarıkarara bağlarken tutuklamaya alternatif olarak 5271 sayılı Kanun'un 109.maddesinde yer alan adli kontrol tedbirlerinin neden yeterli görülmediğini dedayanaklarıyla birlikte tartışmış değildir. Bu çerçevede gerekçelerde yalnızcaisnat edilen suçların niteliğinden veya bunlara ilişkin kanunda öngörülenyaptırımın ağırlığından hareketle adli kontrolün yeterli olmayacağı kanaatiifade edilmiş ancak başvurucunun konumuyla ilgili bir kişiselleştirmeyapılmamıştır.
228. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarındamilletvekillerinin tutukluluğunun devam ettirilmesine ilişkin benzer niteliktematbu gerekçeleri ilgili ve yeterli görmemiş ve tutukluluğun makul süreyiaşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine kararvermiştir. Bu bağlamda Mehmet Haberal başvurusunda 4 yıl 3 ay 22 günlük,Mustafa Ali Balbay başvurusunda 4 yıl 5 aylık, Kemal Aktaş ve SelmaIrmak başvurusunda 4 yıl 8 ay 16 günlük, Faysal Sarıyıldızbaşvurusunda 4 yıl 6 ay 15 günlük, İbrahim Ayhan başvurusunda 3 yıl 2 ay26 günlük ve Gülser Yıldırım başvurusunda 3 yıl 10 ay 5 günlüktutukluluk süresinin -seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarınınkullanılmasından kaynaklanan yarar da dikkate alındığında makul olmadığı kabuledilmiştir (Mehmet Haberal, §§ 101-103; Mustafa Ali Balbay, §§116-118; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, § 59; Faysal Sarıyıldız, §59; İbrahim Ayhan, § 58; Gülser Yıldırım, § 58). Üstelikanılan kararlardaki başvurucular tutuklandıkları tarihte milletvekili değildir.Bu başvurucular tutuklandıktan bir süre sonra 12/6/2011 tarihinde yapılan 24.Dönem Genel Seçim'de milletvekili seçilmiş olup milletvekili olduklarıdönemdeki tutukluluk süresi Mehmet Haberal ile Mustafa Ali Balbay başvurularındayaklaşık 2 yıl 1 ay 17 gün; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, FaysalSarıyıldız, İbrahim Ayhan ile Gülser Yıldırım başvurularındaise 2 yıl 6 ay 20 gündür.
229. Başvurucunun tutukluğunun devamına ilişkingerekçelerin somut olayın koşullarında iki yılı aşan bir tutukluluk süresibakımından yeterli olmadığının tespit edilmesi nedeniyle ayrıca yargılamasürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği yönünden bir inceleme yapılmasınagerek görülmemiştir.
230. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanantutukluluğun makul süreyi aştığı sonucuna varıldığı için AİHM İkinci Dairesitarafından verilen ihlal kararına rağmen başvurucunun tahliye edilmemesibağlamında ileri sürülen iddia yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır.
231. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 19.maddesinin yedinci fıkrası kapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
232. Öte yandan başvurucunun tutukluluğun siyasinedenlerle sürdürüldüğü iddiasının ilgili yargı mercilerinin tutukluluğundevamına dair kararlarının gerekçeleri karşısında ayrıca değerlendirilmesinegerek bulunmamaktadır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesince başvurucunun suç işlediğinedair kuvvetli belirtilerin bulunduğu tespit edilerek tutuklamanın hukukiolmadığına dair iddianın açıkça dayanaktan yoksun bulunduğu, yine tutukluluğunmakul süreyi aştığı sonucuna varılırken de tutukluluğun devamı kararlarında yeralan kuvvetli suç belirtisine ilişkin açıklamaların yeterli görüldüğü hatırdatutulmalıdır (bkz. §§ 207, 208). Eldeki başvuruda hak ihlali tespiti yalnızcatutukluluğun devamı kararlarındaki gerekçelerin -başvurucunun konumu da dikkatealındığında- tutuklama nedenleri ve ölçülülük bakımından ilgili ve yeterliolmadığı değerlendirmesine dayanmaktadır (tutuklamanın hukukiliği temelindedile getirilen aynı iddialar yönünden benzer nitelikteki yaklaşım için bkz. SelahattinDemirtaş, § 177; Ayhan Bilgen [GK], B. No: 2017/5974, 21/12/2017, §124; Meral Danış Beştaş (2), B. No: 2017/5845, 4/7/2018, § 100).
233. Son olarak başvurucunun temel şikâyetlerinintutukluluğun makul süreyi aşmasına yönelik olması, seçilme ve siyasi faaliyettebulunma hakkına ilişkin ihlal iddialarının bununla bağlantılı olarak ilerisürülmesi ve başvurucunun temel şikâyeti olan tutukluluğun makul süreyi aştığıiddiasının kabul edilerek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişihürriyeti ve güvenliği hakkının Anayasa Mahkemesince ihlal edildiği sonucunavarılması nedeniyle ayrıca Anayasa'nın 67. maddesinde düzenlenen seçme, seçilmeve siyasi faaliyette bulunma hakları bakımından bir inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir (benzer yöndeki değerlendirme ve uygulamalar için bkz. AyhanBilgen, § 126; Meral Danış Beştaş (2), § 102).
D. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
234. 6216 sayılı Kanun'un "Kararlar"kenar başlıklı 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
235. Başvurucu, tahliyesine karar verilmesi istemiylebirlikte maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Bu bağlamda 2017/38610sayılı başvuruda 250.000 TL maddi ve 1.000.000 TL manevi tazminat talepedilmiş, 2018/14692 sayılı başvuruda ise tazminat talebi yönünden bir miktarifade edilmemiştir.
236. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No:2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesidiğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerinegetirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamınageleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaretetmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
237. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
238. Başvurucu hakkındaki tutukluluğun makul süreyiaşması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğinekarar verilmiştir. Yargılama sürecinde 2/9/2019 tarihinde başvurucunun tahliyesinekarar verilmiştir ve bireysel başvuruya konu dava bakımından tutukluluk hâlisona ermiştir. Başvurucu tahliyesine karar verildikten bir süre sonra AnkaraCumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir başka soruşturma kapsamındaAnkara 1. Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklanmış ve başvurucunun tutukluluk durumudevam etmekte ise de anılan tutuklama tedbiri işbu bireysel başvurunun incelemekonusu değildir. Söz konusu tutuklama kararıyla ilgili olarak AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuş olup bu tutuklamayla bağlantılıiddialar ilgili başvuruda değerlendirilecektir (bkz. §§ 67, 96, 169).
239. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesininbaşvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağıaçıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahalenedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
240. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin madditazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zararile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bukonuda herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebininreddine karar verilmesi gerekir.
241. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1.436,30 TL harçve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.436,30 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutukluluk incelemelerinin yapılmaması dolayısıylakişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konubakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tahliye talepleri ve tutukluluğa ilişkin itirazlarınkarara bağlanmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
3. Tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aşmasıdolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
4. Tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasıkapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 1.436,30 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 4.436,30 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 19. Ağır CezaMahkemesine (E.2017/189) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 9/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.