TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
SELÇUK DEMİR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/9783)
Karar Tarihi: 22/1/2015
R.G. Tarih- Sayı: 10/6/2015-29382
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucu
:
Selçuk DEMİR
Vekili
:
Av. İbrahim Emin YAZI
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, yargılandığıdavada, ek oturum açılarak kendisinin katılmadığı oturumda müştekinin dinlenmesi,haksız yere tutuklanması ve delillerin eksik toplanması sonucu mahkûmiyetinekarar verilmesi nedenleriyle, Anayasa’nın 19. ve 36. maddelerinde belirtilen özgürlük ve güvenlik hakkı ile adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitiyle, yeniden yargılamayapılmasına ve uğradığı manevi zararın tazminine karar verilmesini talepetmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 10/6/2014 tarihinde Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm BirinciKomisyonunca, 31/10/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru dilekçesi veeklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP sisteminden temin edilen ek bilgileregöre olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu irtikap suçundanSincan 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 12/1/2010 tarih ve 2010/3 Sorgu sayılı kararıile tutuklanmıştır.
6. Başvurucu hakkında SincanCumhuriyet Başsavcılığının 14/1/2010 tarih ve E.2010/271 sayılı iddianamesi ileirtikap suçundan cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesine kamudavası açılmıştır.
7. Başvurucu, yargılamasırasında Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 1/4/2010tarih ve 2010/661 D. İş sayılı kararıylasalıverilmiştir.
8. Başvurucunun eyleminingörevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun kabulü ile Sincan 1. Ağır CezaMahkemesinin 19/10/2010 tarih ve E.2010/41, K.2010/202 sayılı kararı ilecezalandırılmasına karar verilmiştir.
9. Başvurucu ve CumhuriyetSavcısı tarafından anılan kararın temyizi üzerine, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin19/9/2011 tarih ve E.2011/3764, K.2011/20919 sayılı ilamı ile hükümbozulmuştur.
10. Bozmadan sonra yenidenyargılama yapan Mahkeme, 9/10/2012 tarih ve E.2011/277, K.2012/368 sayılıkararı ile başvurucunun görevi kötüye kullanma suçundan 5 ay hapis cezasıcezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şu şekildedir:
“…
D E L İ L L E R:
Sanıklarınsavunmaları, müşteki beyanları, tanık beyanları, nüfus ve adli sicil kayıtları,adli emanet makbuzu, yakalama üst arama ve geçici muhafaza altına almatutanağı, mahkememiz 19/10/2010 tarih 2010/41-202 esas ve karar sayılı ilamı,Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 19/09/2011 tarih 2011/3764-20919 esas ve kararsayılı bozma ilamı, raporlar, nüfus ve adli sicil kayıtları, diğer bilgi vebelgeler ile tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİNDEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Sanık ve müştekianlatımları ile tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde;sanıklardan Selçuk Demir'in [Başvurucu] Sincan 2. İcraDairesi'nde müdür yardımcısı, sanık H. S.’nin zabıtkatibi, sanık M. K.’nin ise olay öncesinde 657 SayılıDevlet Memurları Kanunu'nun 4/C maddesine tabi sözleşmeli personel olduğu,24/11/2009 tarihinde sözleşmesinin sona erdiği, ancak aynı dairede yenisözleşmesi yapılıncaya kadar çalışmaya devam ettiği, müşteki O. K.’nin Ankara 24. İcra Dairesi'nin 2005/5824 esas sayılıdosyasında borçlu olduğu, hakkında icra takibine geçildiği, bu nedenle menkulve gayri menkul mallarına haciz konulması için Sincan 2. İcra Dairesi'netalimat yazıldığı, talimatın Sincan 2. İcra Dairesinin 2005/2078 talimatnumarasına kaydedildiği, 10/10/2005 tarihinde Sincan Tapu Sicil Müdürlüğü'nemüzekkere yazılarak müştekinin Sincan'da bulunan 1167 Ada 36 Parsel sayılıtaşınmazına haciz konulduğu, bu talimat dosyasından dolayı müştekinin zamanzaman evrakını takip etmek için Sincan 2. İcra Dairesi'ne gelip-gittiği, budönemde müştekinin Ankara 24. İcra Müdürlüğü'ndeki dosyasından taşınmazüzerindeki haczin kaldırılmasına ilişkin müzekkereyi alarak 06/01/2010 günütalimat işlerini yürüten sanıkların çalıştığı Sincan 2. İcra Dairesi'ne geldiğimüdür yardımcısı Selçuk ile görüştüğü, Selçuk'un müştekinin beyanına göre"bizim burada resmi görevlimiz yok, ben dışarıdan bir adam tuttum, onunmaaşını da biz veriyoruz, o adama 20-30 TL. para ver, dosyaları hemen çıkarsın,yoksa 15-20 gün beklersin" dediği, müştekinin bunun üzerine parasıolmadığını söyleyerek icra dairesinden ayrıldığı ve 08/01/2010 tarihinde SincanCumhuriyet Başsavcılığı'na şikayette bulunduğu, Cumhuriyet Savcısının talimatıüzerine Emniyet Müdürlüğünce müştekiye seri numarası alınmış 20.TL.lik 2(iki)adet banknotun verildiği, müştekinin Sincan Emniyet Müdürlüğü sivil ekipleriile beraber olay günü saat 14:30 sıralarında icra dairesine gittiği, SelçukDemir'in yanına uğradığı, sanık Selçuk'un bir neden söylemeden saat 17:00'degelmesini istediği, müşteki O. K.’nin dairedenayrılarak saat 17:00 sıralarında yeniden icra dairesine geldiği, sanık Selçuk'auğradığı, Selçuk'un müştekiyi diğer sanık H. S.’yeyönlendirdiği, H. S.’nin müştekiye "biz mahsen dosyalarını cuma günü çıkartıyoruz, o gün gel"dediği, müştekinin ısrarı üzerine sanık Selçuk'un müştekiye hitaben "gitM.'yi bul" dediği, müştekinin sanık M.'yi aradığı, ancak bulamadığı, bir süre sonra tekrar icradairesine döndüğünde 2005/2078 talimat sayılı dosyanın mahsendençıkarıldığını ve H. S.’nin masasında olduğunugördüğü, bu sırada sanık M.'nin daireye geldiği,müştekiye "ne yapacaksan yap da iş bir an önce bitsin" dediği, M.'nin sanık Selçuk'un odasına girip çıktığı, sonradanmüştekiye para vermesi için el işareti yaptığı, müştekinin de daha önce serinumaraları alınan 20.-TL.lik banknotu verdiği, parayı alan M.'nin diğer sanık Selçuk'a başı ile işaret yaptığı vedışarıya çıktığı, bu olayı icra müdürlüğünün dış kapısındaki gözetlemedeliğinden takip eden Emniyet Müdürlüğü sivil ekiplerinin de gördüğü, M.'yi yakalayıp üst araması yaptıklarında önceden serinumarası tespit edilmiş ve müştekiye verilmiş 20.-TL.lik banknotun sanık M.'nin üzerinde bulunduğu, bu hususun tutanakla tespitedildiği, bu işlemlerin icra dairesinin dışında olduğu, diğer iki sanığın M.'nin polisler tarafından yakalandığını görmediği, paraalındıktan sonra sanık H.'nin Tapu Sicil Müdürlüğü'negönderilecek müzekkereyi hazırlayıp sanık Selçuk'a imzalatıp bir nüshasınıelden müşteki O.’ya verdiği, bu sırada sivil ekiplerininsanık M. ile ilgili işlemleri bitirip daireye döndükleri ve diğer sanıklarıyakaladıkları anlaşılmıştır...”
11. Kararın başvurucu tarafındantemyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 21/4/2014 tarih veE.2013/16401, K.2014/4472 sayılı ilamı ile hüküm onanmıştır.
12. Başvurucuya onama kararı3/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
13. Bireysel başvuru, 10/6/2014 tarihinde yapılmıştır.
B. İlgili Hukuk
14. 26/9/2004 tarih ve 5237sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 250. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Görevinin sağladığınüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasınaveya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beşyıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kamu görevlisinin haksıztutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiçveya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecburhissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmişolması halinde, icbarın varlığı kabul edilir.”
15. 5237 sayılı Kanun’un 257.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Kanunda ayrıcasuç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareketetmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya dakişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadarhapis cezası ile cezalandırılır.”
16. 4/12/2004 tarih ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 233. maddesi şöyledir:
“(1) Mağdur ile şikâyetçi, Cumhuriyet savcısıveya mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrı kâğıdı ile çağırılıp dinlenir.
(2) Bu husustayapılacak çağrı bakımından tanıklara ilişkin hükümler uygulanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
17. Mahkemenin 22/1/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 10/6/2014 tarih ve 2014/9783numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
18. Başvurucu, Sincan 2. İcraMüdürlüğünde müdür yardımcısı olarak çalıştığını, müşteki borçlu O. K.tarafından icra dosyasının mahzenden çıkarılması amacıyla icra dairesindeçalışan diğer sanık M. K. için para isteyerek irtikap suçunu işlediğiiddiasıyla kamu davası açıldığını, soruşturma aşamasında tutuklandığını,1/4/2010 tarihine kadar tutuklu kaldığını, bu tarihte itiraz üzerine tahliyeedildiğini, tutuklama kararlarının gerekçesiz olduğunu, ayrıca dosyada30/3/2010 tarihinde verilen keşif ara kararından 29/4/2010 tarihli celsededönüldüğünü, keşif yapılması taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini,dinlenilmesine karar verilen tanıkların dinlenilmesinden sonradanvazgeçildiğini, bozma sonrasında 28/2/2012 tarihli celsede müştekinin yenidendinlenmesi talebinin kabul edilerek duruşmanın 3/4/2010 tarihine ertelenmesinekarar verilmesine karşın, günsüz olarak celse açılarak müştekinin 5/3/2010tarihinde kendisinin katılmadığı oturumda dinlendiğini, müştekiyisorgulayamadığını, tutuklama ve tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlarıngerekçesiz olduğunu belirterek, Anayasa'nın 19. ve 36. maddelerinde yer verilenözgürlük ve güvenlik hakkı ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Anayasa'nın 19.Maddesinde Güvence Altına Alınan Hakların İhlal Edildiği İddiaları Yönünden
19. Başvurucu, haksız olarak tutuklukalmasından, tutuklamave tutukluluk halinin devamına ilişkin kararların gerekçesiz olmasından dolayı özgürlük ve güvenlik hakkının ihlaledildiğini şikâyet etmektedir.
20. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihaiişlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”
21. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi,23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhineyapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımındanyetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamudüzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmişnihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesimümkün değildir (B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).
22. Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğuiddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin temel amacı, tutukluluğunhukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerinbulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarakilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukukisebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yoluaçılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun yolundaçelişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun olarak birinceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla belirtilen nedenlerleve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla yapılacakbireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla, tutuklulukhali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, §30).
23. Ancak başvurucu tahliye olmuş ya da ilk derece mahkemesi kararıile hakkında hüküm tesis edilmiş ise butakdirde serbest kalma ihtimali ortadan kalkmaktadır. Bu durumda talep, hukukaaykırılığın tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle sınırlıkalacaktır. Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımından varsa olağan kanunyolları denendikten sonra ve gerekiyorsa bireysel başvuru yapılmalıdır (B. No:2012/726, 2/7/2013, § 31).
24. Ne var ki başvurunun kabul edilebilmesi içinihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veya kararların 23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemiş olmalarıda gerekmektedir. Nihai işlem veya kararların anılan tarihten öncekesinleştikleri tespit edildiği takdirde ilgili şikâyetler bakımındanbaşvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargıyetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasındayapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 32).
25. Somut olayda başvurucu, Sincan 3. Sulh Ceza Mahkemesinin12/1/2010 tarih ve 2010/3 Sorgu sayılı kararıyla tutuklanmış, Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 1/4/2010tarih ve 2010/661 D. İş sayılı kararıylada salıverilerek tutukluluk hâli sonaermiştir.
26. Başvurucunun tutukluluğa ilişkin şikâyetlerine konu olan kararların AnayasaMahkemesinin yetkisinin başladığı tarihten önce kesinleştiği anlaşıldığından,başvurunun bu kısmının, “zaman bakımındanyetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Anayasa'nın 36.Maddesinde Güvence Altına Alınan Hakların İhlal Edildiği İddiaları Yönünden
a. Aleyhinde Beyanda Bulunan Müştekiyi (Tanığı) Sorguya ÇekmeHakkının İhlal Edildiği İddiası
27. Başvurucu, yargılandığı davadabozma sonrasında, 28/2/2012 tarihli celsede müştekinin yeniden dinlenmesitalebinin kabul edilerek duruşmanın 3/4/2010 tarihine ertelenmesine kararverilmesine karşın, müştekinin ek oturum açılarak 5/3/2010 tarihinde kendisininkatılmadığı oturumda dinlenildiğini, bu sebeple müştekiyi sorgulayamadığınıiddia etmiştir.
28. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanmahakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “Adil yargılanma hakkı”kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 22).
29. AİHS’in “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin (1) numaralıfıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:
“1. Herkes davasının, … cezai alanda kendisineyöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş,bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, …görülmesini isteme hakkına sahiptir.
…
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklarasahiptir:
…
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunmatanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin vedinlenmelerinin sağlanmasını istemek;
…”
30. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralıfıkrasında yer alan ve “suç isnadı altındakikişiler”eilişkin olan “suçlamayla ilgilibilgilendirilme”, “savunma içinyeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma”, “bizzat, müdafii vasıtasıylaveya adli yardımla savunma”, “tanıkdinletme ve tanık sorgulama” ile “çevirmendenücretsiz yararlanma” hakları, 6. maddenin (1) numaralı fıkrasındakoruma altına alınmış daha genel nitelikteki “hakkaniyeteuygun yargılanma” hakkının özel görünüm şekilleridir (Sakhnovskiy/Rusya[BD], B. No: 21272/03, 2/11/2010, § 94; Asadbeyli veDiğerleri/Azerbaycan, B. No: 3653/05 14729/0516519/06, 11/12/2012, §§ 130-132).
31. Bu nedenle AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki özelgüvencelerin, 6. maddenin (1) numaralı fıkrasında yer alan hakkaniyete uygunyargılanma hakkı ışığında değerlendirilmesi gerekir. Diğer taraftan 6. maddenin(3) numaralı fıkrasının (a-e) bentlerinde düzenlenen güvenceler arasında da bağbulunmakta olup bunlardan her biri yorumlanırken diğerleri dikkate alınmalıdır(Bkz. Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], B. No:25444/94, 25/3/1999, §§ 51-54.).
32. Yargılama makamlarıyargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delillerigereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkinolarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgiliolup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya,B.No:10590/83, 6/12/1988, § 68). Mevcut yargılamadageçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkınauygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamındaolmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adilolup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun biryargılamanın yürütülebilmesi için “silahlarıneşitliği” ve “çelişmeliyargılama” ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususundauygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dahil olmaküzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkanların tanınmasıgerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlikiddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (B. No:2013/1213, 4/12/2013, § 27).
33. Tanık, yargılamaya konu olayile ilgili karar vermeye yetkili mahkemenin kullandığı müşahhas ispatvasıtalarındandır. Tanık beyanı ise taraflardan olmayan ancak olayın tanığıolmuş bir kişinin söz konusu olay hakkında edindiği bilgileri sübut konusundakarar verecek olan mahkeme ya da bu mahkeme yerine duruşma yaparak tanıkdinlemeye yetkili kılınmış bir mahkeme veya hâkim huzurunda tanıklık ederkenyaptığı sözlü açıklamalardır (B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 45).
34. Mağdur ile şikâyetçi de, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kendilerine tanınanhaklar ile diyalektik yargılamanın gerçekleştirilmesine katkıda bulunarak adilbir hükme ulaşılmasını sağlayan ceza muhakemesinin aktif süjeleridir (AYM, E.2011/37, K. 2012/69, K. T. 17/5/2012).
35. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesine (AİHM)göre, tanık kelimesi özerk bir şekilde yorumlanmalıdır (Bönisc/Avusturya, B. NO: 8658/79, 6/5/1985, §§31-32). İster duruşmada okunsun ister okunmasın, ifadeleri mahkeme önündebulunan ve mahkeme tarafından dikkate alınan kişiler, AİHS’in6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi bakımından tanık olarakgörülmektedir (Kostovski/Hollanda, B. No: 11454/85, 20/11/1989, §40). Diğer bir anlatımla, AİHM’e göre tanık; sanığaisnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişidir. Bu bağlamda; şuçun iştirak edeni, olayın mağduru, şikâyetçi (müşteki),devletin görevlendirdiği gizli/gizli olmayan soruşturmacı da tanık olabilir.
36. Başvurucunun aleyhine olantanıkları sorguya çekme veya çektirme, lehine olan tanıkların da aleyhine olantanıklarla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerininsağlanmasını isteme hakkı AİHS’in 6. maddesinin (3)numaralı fıkrasının (d) bendi kapsamında düzenlenmiştir. Bu nedenlebaşvurucunun, olayın doğrudan tanığı olan müştekinin ek oturum açılmaksuretiyle yokluğunda dinlenmesi nedeniyle ona soru soramadığı yönündekiiddiasının Anayasa’nın 36. ve AİHS’in 6. maddesinin(3) numaralı fıkrasının (d) bendi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
37. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralıfıkrasının (d) bendinde ilk olarak, sanığın iddia tanıklarını sorguya çekmeveya çektirme hakkı güvence altına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütünkanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu kanıtların aleni birduruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kural istinasızolmamakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığınsoruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânıbulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığınhakları Sözleşme’nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüdekısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesinedayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanık tarafındansorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamadığı bir dönemde alınan öncekiifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez (B. No: 2013/99, 20/3/2014, §46).
38. AİHS’in 6. maddesinin (1) numaralıfıkrası ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi, sanığa, aleyhteifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya dayargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğineişaret etmektedir (Bkz: Van Mechelen ve Diğerleri/Hollanda,B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 51 ve Lüdi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992, §49). AİHS’in 6. maddesinin (1) ve (3) numaralıfıkraları, devletlere bu yönde olumlu önlemler almayı zorunlu kılmaktadır. Buönlemler, sanığa aleyhte ifade veren tanıklara soru sorma ya da sordurmahakkını sağlamayı da kapsamaktadır (Sadak veDiğerleri/Türkiye, B. No: 29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, §67).
39. Başvurucunun, hakkında gerçekleştirilenceza yargılaması sürecinde tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarlayüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu test etme imkânına sahipolması, adil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından gereklidir. Böyleliklebaşvurucu, aleyhindeki tanık beyanlarının zayıf/itibar edilmez noktalarınıortaya koyup çelişmeli yargılama ilkesine uygun olarak onların güvenilirliğinihuzurda test edebilecek, tanığın inandırıcılığı ve güvenilirliği bakımından sorduğusorularla kendi lehine sonuçlar ortaya çıkartabilecek ve yargılama makamınınuyuşmazlık konusu olayı sadece iddia makamının ileri sürdüğü şekliyle değilsavunmanın argümanlarıyla da algılamasını sağlayabilecektir.
40. AİHM, olayın tek delili bir tanıkanlatımı ise veya başka deliller de var olmasına rağmen mahkûmiyet hükmü tek birtanık anlatımı üzerine inşa ediliyorsa (tanık beyanı esaslı ve tek delil olarakdeğerlendirilmiş ise) bu durumda, bahse konu tanığın muhakkak surette duruşmadadinlenilmesini ve sanıkla yüzleştirilmesini adil yargılanma hakkı bakımından zarurigörmektedir (bkz. Sadakve Diğerleri/Türkiye, B. No: 29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96,§ 64).Gerçekten de bu önemdeki bir tanığa sanığın (başvurucunun) soru sorabilmesi,onunla yüzleşebilmesi ve yargılama makamında vicdani kanaatin savunmanınargümanları da gözetilerek sağlıklı bir şekilde oluşabilmesi için bu birzorunluluk olarak belirmektedir. 5271 sayılı Kanun’un 210.maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre de olayın delili, bir tanığınaçıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önceyapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanınokunması dinleme yerine geçemez.
41. Somut olayda, müşteki O. K.duruşmanın yapılacağı gün ve saatte hastanede olacağını ve duruşma günüharicinde beyanda bulunmayı talep etmesi üzerine Mahkeme, 5/3/2012 tarihindeönceden belirlenen günü olmamasına rağmen iddia makamının olumlu görüşüdoğrultusunda ek oturum açarak, Cumhuriyet Savcısı hazır olduğu haldemüştekinin beyanlarını almıştır. Müştekinin beyanlarının alındığı sırada sanık(başvurucu) ve müdafii davet edilmediklerinden hazırolamamıştır.
42. Yargılamanın 3/4/2012tarihli 4. celsesinde, 5/3/2012 tarihinde ek oturum açılmak suretiyle beyanlarıtespit edilen müşteki O. K.’nin ifadelerini içerentutanak sanık (başvurucu) ve müdafii huzurdaykenokunmuştur. Başvurucu ve vekili, müşteki beyanlarının aleyhe olan kısımlarınıkabul etmediklerini beyan etmişler, müştekinin yeniden dinlenilmesi veyamüştekiyi sorgulama iradelerini içerir taleplerde bulunmamışlardır. Sonrakicelselerde de bu yönde herhangi bir talepleri olmamıştır.
43. Başvurucu ve vekilinin,yargılamanın 9/10/2012 tarihli son (hüküm) celsesindeki esas hakkındasavunmaları şöyledir:
“Mütalaayı kabul etmiyoruz. Öncelikle daha önceki tüm esas hakkındakiyazılı ve sözlü savunmalarımızı tekrarla, suç unsurlarının sübut bulmadığı vesavunmanın aksine, mahkûmiyet için yeterli delil elde edilemediği dikkatealınarak öncelikle beraat kararı verilmesini talep ediyoruz. Mahkeme aksikanaatte ise lehe olan tüm yasa hükümlerinin uygulanmasını talep ediyoruz dedi.Soruldu: CMK 231 maddenin uygulanmasına muvafakatimiz yoktur. Bu nedenleuygulanmasın.”
44. Başvuru formu ve eklibelgelerden; başvurucunun, suçlamanın nedenleri ve niteliği hakkındabilgilendirildiği, duruşmada hazır bulunmasının sağlandığı, savunmasınıhazırlaması için gerekli zaman ve kolaylıklardan faydalandırıldığı, savunmayapmak için süre talebinin kabul edildiği, kendisini mahkeme huzurunda müdafii vasıtasıyla savunduğu anlaşılmıştır. Ancakbaşvurucu ve vekili, bozma sonrasındaki yargılamada katıldıkları oturumlardaveya dilekçelerinde ek oturum açılmak suretiyle dinlenen müştekinin yenidendinlenilmesini veya müştekiyi sorgulamasıyla ilgili talepte bulunmamışlardır.Kaldı ki, müşteki bozma öncesi yargılamada başvurucunun da hazır bulunduğucelsede dinlenmiş; başvurucu, müştekinin anlatımlarının aksine kendisavunmasını doğrulayacak bir tanığın dinlenilmesi talebinde bulunmuştur.Başvurucunun bu talebi ilk derece Mahkemesince kabul edilmiş ve sonraki celsebahsi geçen tanık dinlenmiştir.
45. Başvurucu, eğer müştekininek oturum açılmak suretiyle dinlendiği celsede hazır olmuş olsaydı mahkemeönünde dile getiremediği hangi ilave tezleri ileri süreceğine veya müştekiyehangi soruları soracağına ilişkin olarak da herhangi bir açıklamada bulunmamış,müşteki beyanlarından aleyhe olan kısımları kabul etmediğini beyan etmiş ve beraatini talep etmiştir. Öte yandan mahkeme huzurundasavunmasını yapan başvurucu, duruşmalarda ve dilekçelerinde müştekiye sorusorma veya müştekiyi sorgulatma talebinde de bulunmamıştır. Söz konusuyargılamada başvurucu hakkında verilen karar, sadece müşteki beyanınadayanılarak da verilmemiştir. Diğer bir deyişle, hüküm, müşteki anlatımı üzerine de inşaedilmemiştir.
46. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun yargılandığı davada aleyhinde beyanda bulunan müştekiyi sorguyaçekme hakkının ihlal edildiği iddiasının “açıkçadayanaktan yoksun” olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Delillerin Eksik Toplandığı ve TaleplerininKarşılanmadığı İddiası
47. Başvurucu, Mahkemece30/3/2010 tarihinde verilen keşif ara kararından 29/4/2010 tarihli celsededönüldüğünü, keşif yapılması taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini,dinlenilmesine karar verilen tanıkların dinlenilmesinden sonradanvazgeçildiğini belirterek, bu hususların adil yargılanma hakkını ihlal ettiğiniileri sürmüştür
48. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz”
49. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartlarıve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
50. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
51. Anılan kurallar uyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınbariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Buçerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatasıveya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez(B.No: 2012/828, 21/11/2013,§ 21).
52. Adil yargılanma hakkıbireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulününadil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvurudaadil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucununyargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığıveya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendidelillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözümekavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediğiveya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olanunsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğeilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (B.No:2013/2767, 2/10/2013, § 22).
53. Yargılama makamlarıyargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delillerigereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkinolarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgiliolup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcutyargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanmahakkına uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamındaolmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adilolup olmadığının değerlendirilmesidir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).
54. Genel anlamda hakkaniyeteuygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için “silahlarıneşitliği” ve “çelişmeliyargılama” ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususundauygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmaküzere delillerini sunma ve inceletme noktasında uygun imkânların tanınmasıgerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlikiddialarının yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (B. No:2013/1213, 4/12/2013, § 27). AİHM de delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin şikayetleri,somut davada kullanılan delilin sanığın hazır bulunduğu duruşmada ve “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkelerine uygunolarak sunulması/tartışılması ya da söz konusu delillerin yargılamanın bütününeolan etkisi çerçevesinde değerlendirmektedir (Tamminen/Finlandiya, B.No:40847/98, 15/6/2004, §§ 40-41; Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya,B.No: 10590/83, 6/12/1988, §§ 68, 81-89).
55. AİHM, bariz bir şekildekeyfi olmadıkça, belirli bir kanıt türünün –iç hukuk açısından hukuka aykırıolarak elde edilmiş kanıtlar da dâhil olmak üzere– kabul edilebilir olupolmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendigörevi olmadığını kararlarında ifade etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilmeyöntemi de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığınıve AİHS’teki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespitedilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B.No: 54810/00,11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B.No:23909/03, 1/2/2011, § 125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699) AİHM’e göre, delillerle ilgili esas olarak başvurucuya,delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatıverilip verilmediği incelenmelidir (Bykov/Rusya [BD], B.No: 4378/02,10/3/2009, § 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 700).
56. Başvurucu, Mahkemece30/3/2010 tarihinde verilen keşif ara kararından 29/4/2010 tarihli celsededönüldüğünü, keşif yapılması taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini,dinlenilmesine karar verilen tanıkların dinlenilmesinden sonradanvazgeçildiğini şikâyet etmiştir. Başvurucu, bu konudaki şikâyetlerini temyizmerci önünde de dile getirmiştir.
57. Başvuru konusu olayda, bozmaöncesindeki yargılamanın 30/3/2010 tarihli celsesinde, olay mahallinde keşifyapılmasına ve daha önce Mahkemede dinlenen tutanak imzacısı tanıkların (polismemurlarının) keşif mahallinde de dinlenilmesine karar verilmiştir. Sonrakicelsede, olayın aydınlatılması için keşif yapılmasının zaruri olmadığı vetanıkların dinlenilmesinin dosyaya yeni bir katkı sağlamayacağı kanaatinevarılarak, keşif kararından ve tanıkların dinlenilmesinden vazgeçilmiştir.Başvurucu müdafii, yargılamanın 17/6/2010 tarihlicelsesinde, olayın aydınlatılması bakımından keşif yapılmasının ne gibi birönemi olduğunu belirtmeden (soyut şekilde) keşif yapılması talebinde bulunmuş,talebi kabul edilmemiştir. Keşif yapılmasına ve tanıkların dinlenilmesineyönelik ara karardan gerekçeli şekilde dönülmüş ve sonraki celselerde başvurucumüdafiince keşif yapılmasına yönelik soyut şekildeyapılan talepler de daha önce bu hususta karar verildiği gerekçesiylereddedilmiştir. Tutanak imzacısı tanıklardan polis memuru A. Ö. duruşmadadinlenildiğinden, diğer tanıkların dinlenilmesinin dosyaya katkı sağlamayacağıbelirtilerek, bu ara karardan da gerekçeli olarak vazgeçilmiştir.
58. Somut olayda, başvurudosyası kapsamından başvurucunun yargılamaya etkin olarak katılma imkânınınelinden alındığına, yargılamadaki konumunun önemli bir zarar gördüğüne,delillerini sunma ve delillerin değerlendirilmesi konusunda farklı birmuameleye tabi tutulduğuna dair somut bir veri bulunmamaktadır. Mahkeme’nindelilleri değerlendirmesinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilikbulunduğuna dair bir bulguya da rastlanmamıştır. Öte yandan, başvuru dosyasıincelendiğinde, “silahların eşitliği”ve “çelişmeli yargılama”ilkelerine aykırı olarak başvurucuya delillerini sunma, inceletme ve itirazetme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir veri debulunmamaktadır.
59. Başvurucu, yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşıtarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıbulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınderece mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğunailişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi mahkemenin kararında bariz takdirhatası veya açıkça keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespitedilmemiştir.
60. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun delillerin eksik toplandığı ve taleplerinin karşılanmadığıyönündeki iddialarının 'açıkça dayanaktanyoksun' olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle,
A. Başvurunun,
1. Anayasa’nın 19. maddesi kapsamındakigüvencelerin ihlali iddiaları yönünden “zamanbakımından yetkisizlik”,
2. Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındakigüvencelerin ihlali iddiaları yönünden “açıkçadayanaktan yoksun olması”,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
22/1/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.