TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
SELÇUK TUNCEL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/4065)
Karar Tarihi: 9/9/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
Selçuk TUNCEL
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, kanunda öngörülenazami tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 5/6/2013 tarihindeKuzey Deniz Saha Komutanlığı Askerî Ceza ve Tutukevi Müdürlüğü aracılığıylayapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvuruda, Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 16/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından7/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığına (Bakanlık), başvuru konusu olay veolgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir.Bakanlığın 7/2/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarınave bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağıbildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, İstanbulCumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2008/1095 sayılı soruşturma kapsamında24/4/2008 tarihinde gözaltına alınmış, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin28/4/2008 tarihli ve 2008/40 Sorgu sayılı kararıyla suç işlemek amacıylakurulan örgüte üye olma; suç örgütüne yarar sağlamak amacıyla yağma, öldürme veruhsatsız ateşli silah taşıma suçlarından tutuklanmıştır.
8. İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesi, 2/5/2013 tarihli duruşmada başvurucunun tutukluluk hâlinin devamınakarar vermiştir.
9. Başvurucu, bu karara karşı28/5/2013 tarihinde itiraz yoluna başvurmuştur.
10. Başvurucu 5/6/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
11. 2/5/2013 tarihli duruşmadaverilen tutukluluk hâlinin devamına ilişkin karara başvurucu tarafından yapılanitiraz, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/6/2013 tarihli ve 2013/415Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.
12. İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesi, 2/12/2013 tarihli ve E.2008/192, K.2013/118 sayılı kararıylabaşvurucunun üzerine atılı suçlardan mahkûmiyetine ve hükümle birliktetutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
13. Anılan karar temyiz edilmişolup temyiz incelemesi hâlen devam etmektedir.
B. İlgiliHukuk
14. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu'nun “Şüpheli veyasanığın salıverilme istemleri” kenar başlıklı 102. maddesinin (2)numaralı fıkrası şöyledir:
“Ağır ceza mahkemesinin görevine girenişlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”
15. 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesişöyledir:
“(1)Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedenininbulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmamasıhalinde, tutuklama kararı verilemez.
(2)Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheliveya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutolgular varsa.
b) Şüpheliveya sanığın davranışları;
1.Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdurveya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarındakuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıhalinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
…
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
7. (Ek: 6/12/2006 – 5560/17 md.)Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
16. Mahkemenin 9/9/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 5/6/2013 tarihli ve 2013/4065numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
17. Başvurucu, 5271 sayılıKanun’un 102. maddesine öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması nedeniylekişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
18. Anayasa'nın 148. maddesininüçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“ … Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır.”
19. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un "Bireyselbaşvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
20. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleriuyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, "ikincil nitelikte bir kanun yolu" olup bu yola başvurulmadanönce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
21. Temel hak ve özgürlüklere saygı,devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesinedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi, idari ve yargısalmakamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğiiddialarının öncelikle idari merciler ve derece mahkemeleri önünde ilerisürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözümekavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, § 16).
22. Buna göre Anayasa Mahkemesinebireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerincedüzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur.Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesizorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun, Anayasa Mahkemesi önüne getirdiğişikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüneuygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bumakamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmekiçin gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Olağan denetim mekanizmalarıönünde ileri sürülüp bu şekilde takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerinihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusuyapılamaz (Ayşe Zıramanve Cennet Yeşilyurt, § 17).
23. Ayrıca 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesininikinci fıkrası uyarınca, ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya daihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamınınbireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka bir deyişle bireyselbaşvuru yapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının sağlanmış olmasıgerekir. Bununla birlikte, bir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuru yollarıetkili değilse Anayasa Mahkemesi somut olayın koşullarını dikkate alarak birbaşvurunun incelenmesine karar verebilir (Ümit Ata, B. No: 2012/254,6/2/2014, § 33).
24. AİHM, benzer durumlara ilişkinkararlarında, iç hukuktaki başvuru yolları tüketilmeksizin başvuru yapılmasıhâlinde kabul edilebilirliğe ilişkin incelemesini yaptığı tarih itibarıyla buyolların tüketilip tüketilmediğine bakmaktadır. İç hukuktaki süreçlerintamamlanması durumunda başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez bulmamakta ve diğer kabul edilebilirlik şartlarını da karşılayanbaşvuruları esastan incelemektedir (Gavriliţă/Moldova, B. No: 22741/06, 22/4/2014, §53; Mercuri/İtalya, B. No: 14055/04, 22/10/2013, §27; Yelden ve diğerleri/Türkiye,B. No: 16850/09, 3/5/2012, § 40; E.K./Türkiye(k.k.), B. No: 28496/95, 28/11/2000; Reringeisen/Avusturya, B. No: 2614/65, 16/7/1971, §§89-93).
25. Somut olayda başvurucunun, İstanbul13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/5/2013 tarihinde verdiği tutukluluk hâlinindevamına ilişkin karara itiraz ettiği, itiraz sonucunu beklemeden 5/6/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.
26. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığındabaşvurucunun başvuru tarihi itibarıyla başvuru yollarını tüketmeden başvurudabulunduğu anlaşılmakta ise de bireysel başvuru sürecinde söz konusu itirazınİstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 18/6/2013 tarihinde reddedilerekkesinleştiği, somut olayın koşullarında başvuru yollarının tüketildiğinin kabuledilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
27. Başvurucunun, kanundaöngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkının ihlal edildiği şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksunolmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığıgörüldüğünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
28. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun'daöngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle tutulmasının hukukaaykırı olduğunu iddia etmiştir.
29. Anayasa’nın 19. maddesininbirinci fıkrasında herkesin, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğuilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartlarıkanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceğidurumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlikhakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenendurumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,§ 42).
30. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabileceği; bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne veruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumlarınşekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindekitemel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ileuyumludur (Murat Narman, § 43).
31. Kişi hürriyeti vegüvenliğine ilişkin sınırlamaların kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunusağlama yükümlülüğü, ilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerineaittir. İdare organları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk kurallarınauymakla yükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı, bireyi keyfî birşekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup maddede öngörülen istisnaihâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygunolması ve keyfî uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19.maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil veşartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutuklulukdurumunun “kanuni” dayanağınınbulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiğihâllerde ise hukuk devleti ilkesi gereği, keyfîliğiönlemek için uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilirolup olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (Murat Narman, § 44).
32. Tutukluluk, 5271 sayılıKanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi,ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösterenolguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddedetutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre (a) şüpheliveya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutolgular varsa (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme,gizleme veya değiştirme 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsatutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetlişüphe bulunması hâlinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir listehâlinde belirtilmiştir (Murat Narman,§ 45).
33. 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine girenişlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunluhâllerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği ancak uzatma süresinin toplamüç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplamtutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (Murat Narman, § 46).
34. Somut olayda başvurucu24/4/2008 tarihinde gözaltına alınmış ve 28/4/2008 tarihinde tutuklanmıştır.İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 2/5/2013 tarihli duruşmada başvurucununtutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Başvurucu, kanunda öngörülentutukluluk süresinin dolduğu gerekçesiyle bu karara itiraz etmiştir. Davayabakan mahkeme ile itiraz mercisi, iddianamededüzenlenen her bir suç için tutukluluk süresinin bağımsız olarakdeğerlendirilmesi gerektiği ve sanığın ağır ceza mahkemesinin görevine girenbirden çok suçtan tutuklanmış olduğu gerekçesiyle bu talebi reddetmiş vetutukluluğun devamına karar vermişlerdir.
35. Anayasa’da yer alan hak veözgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındakikanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireyselbaşvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerininyorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisikapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar iledelillerin takdirinde açıkça keyfîlik bulunmasıhâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireyselbaşvuruda incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurunun getirilişamacıyla bağdaşmaz. Dolayısıyla incelemenin bu çerçevede yapılması gerekir (Murat Narman, § 48).
36. 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinde, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azamikanuni süreler düzenlenmiştir. Madde metninde, ağır ceza mahkemesinin görevinegiren ve girmeyen işler bakımından bir ayrıma gidilmiştir. Bireyler hakkındakibirden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesiveya bir dosyada birleştirilmiş olması hâlinde bu soruşturma ve kovuşturmalarınbelli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında uygulanan birtutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuçdoğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresinin, kişinin yargılandığıdosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yıl olması gerektiğianlaşılmaktadır. Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı dosyakapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanmasıkabul edilemez. Suç ve sanık sayısı, davanın karmaşık olması gibi etkenlertutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmede elealınabilecek faktörler olup kanuni tutukluluk süresinin belirlenmesinde esasalınmaları mümkün değildir. Normun lafzı ve amacı, tutuklama tedbirinin cezaadalet sistemi içerisindeki yeri ve 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesindekidüzenleme ile kişi özgürlüğüne yönelik sınırlamaların dar yorumlanmasıhususları birlikte değerlendirildiğinde aksine bir sonuca varmak mümküngörünmemektedir (Murat Narman, §49).
37. Diğer taraftan Anayasa'nın19. maddesinin yedinci fıkrası tutuklulukta makul süreyi güvence altınaalmıştır. Dolayısıyla kanunla tutukluluk süresi için getirilen üst sınırlar,makul sürenin aşılmadığı istisnai durumlar için geçerli olabilir ve hiçbirşekilde kişinin bu süre doluncaya kadar tutulabileceği anlamına gelmez. Aksineüst sınırın aşılmadığı durumlarda dahi somut olaylarda tutukluluk makul süreyiaşmışsa anayasal hakkın ihlal edildiği sonucuna varılacaktır (Murat Narman, § 50).
38. Anayasa’nın 36. maddesindeadil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Bu kapsamda makul süredeyargılanma herkese tanınan bir haktır. Davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılması da Anayasa'nın 141. maddesinde yargıya bir görevolarak yüklenmiştir. Azami tutukluluk süresinin, suç sayısı gerekçesiyleuzatılması muhtemel özgürlük ve güvenlik ihlallerine ilave olarak makul süredeyargılanma hakkı açısından da olası ihlallere zemin hazırlayabilecekniteliktedir. Böyle bir uygulama, özgürlük ve güvenlik ihlalini neredeyseotomatik, makul sürede yargılanma hakkının ihlalini ise potansiyel hâlegetirebileceğinden kabul edilemez (MuratNarman, § 51).
39. Diğer yandan özgürlük vegüvenlik hakkına ilişkin sınırlamaların kanunla yapılması ve sınırlamanın şekilve şartlarının da kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Kanunun metni;bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle tutuklama nedenlerini vesürelerini belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecekşekilde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla uygulanması öncesinde kanun,muhtemel etki ve sonuçları bakımından yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır.Bununla birlikte, kanun metninin tüm sonuç ve etkileri göstermesi her zamanbeklenemeyeceğinden aranan açıklığın ölçüsü, söz konusu metnin içeriği,düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin statü ve büyüklüğü gibifaktörler dikkate alınarak belirlenebilir. Bu özelliklere sahip kanunun aynızamanda kolaylıkla erişilebilir olması da gerekir (Murat Narman, § 52).
40. 5271 sayılı Kanun’daki azamitutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azamibeş yıl olduğu, bu hâliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.Ancak derece mahkemelerinin kanuni tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrıhesaplanması gerektiği yönündeki yorumu, bireylerin tutuklu olarakyargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmayaelverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden fazla suç isnadı olması hâlindeazami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı hesaplandığında kişininözgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır.Bu durumun başvurucu açısından öngörülebilir olmadığı açıktır. Bir hukukdevletinde henüz suçluluğu sabit hâle gelmemiş bir bireyin mahkemeninbenimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre boyunca özgürlüğünden yoksunbırakılması düşünülemez (Murat Narman,§ 53).
41. Başvurucunun 24/4/2008tarihinde gözaltına alındığı dikkate alındığında 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinin (2) numaralı fıkrasında ağır ceza mahkemesinin görevine giren işleriçin uzatma süreleri dâhil azami beş yıllık tutukluluk süresi 24/4/2013 tarihiitibarıyla dolmuştur. Başvurucunun bu tarihten sonra tutuklu bulundurulmasınınhukuki dayanağı bulunmayıp Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasındabelirtilen “kanuni”lik şartınıkarşılamamaktadır.
42. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
43. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esasinceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğinekarar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
44. Başvuruda, Anayasa’nın 19.maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
45. Başvurucu herhangi bir tazminattalebinde bulunmamıştır.
46. Başvurucu tarafından yapılan vedosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılamagiderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
47. Kararın bir örneğinin ilgilimahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. “Kanun’da öngörülen azamitutukluluk süresinin aşılması” nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarıncatespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
E. Kararın bir örneğinin yargılamayı yapan İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesine gönderilmesine,
9/9/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.