TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
SELİM BERNA ALTAY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/8397)
Karar Tarihi: 16/10/2014
R.G. Tarih-Sayı: 10/1/2015-29232
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucu
:
Selim Berna ALTAY
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma vesuç delilini yok etme suçlarından yargılandığı davada; delillerin eksik vehatalı değerlendirilmesi sonucu mahkûmiyetine karar verilmesi, tanık dinletmetaleplerinin kabul edilmemesi ve mahkeme kararının gerekçesiz olmasınedenleriyle Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 18/11/2013 tarihinde İstanbul 2. Ağır CezaMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığıtespit edilmiştir
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 25/7/2014 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucunun İstanbul Cumhuriyet Savcısı (CMK 250. Maddeİle Yetkili) olarak görev yaptığı sırada “zincirlemeşekilde görevi kötüye kullanma” suçunu işlediği konusunda yeterlişüpheye ulaşan Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay nezdinde yargılanmaküzere son soruşturma açılması talebiyle aynı yer 3. Ağır Ceza Mahkemesinehitaben 22/7/2008 tarih ve E.2008/7252 sayılı iddianame düzenlemiştir.
6. İddianamede, başvurucunun, yürüttüğü soruşturmanınşüphelilerini korumak maksadıyla delilleri Adalet Bakanlığından gizlediği vekasıtlı olarak soruşturmanın gereklerine aykırı davrandığı iddia edilmiştir.
7. Beyoğlu 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/5/2009 tarih veE.2009/62, K.2009/111 sayılı kararıyla, başvurucunun “zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma ve suç delilini yok etme” suçlarındanYargıtay 4. Ceza Dairesinde yargılanmak üzere son soruşturmanın açılmasınakarar verilmiştir.
8. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 13/7/2009 tarih ve E.2009/33,K.2009/32 sayılı görevsizlik kararıyla, başvurucunun“zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma ve suç delilini yok etme”suçlarından yargılanması için dosyanın Yargıtay 5. Ceza Dairesinegönderilmesine karar vermiştir.
9. Başvurucu, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin, 16/5/2012 tarihve E.2010/1, K.2012/4 sayılı kararıyla, zincirleme şekilde “görevi kötüye kullanma” suçundan 3.740 TLadli para cezası ile mahkûm edilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmışöyledir:
“…Sanık Selim Berna Altay'ın [Başvurucu] yukarıda sayılan eylemleri kendi içerisinde toplucadeğerlendirildiğinde zaman içerisinde görevi yönünden üzerine düşenyükümlülükleri yerine getirmediği, burada İstanbul'da özel yetkili olarak görevyapan, kıdemli bir Cumhuriyet Savcısının çok rahatlıkla bilmesi ve tespitetmesi gereken hususları işlemsiz bıraktığı, HSYK'nagönderilmesi gereken telefon görüşmelerini ayrı beklettiği, AdaletMüfettişlerinin gelmesinden sonra apar topar Adalet Bakanlığına gönderdiği, birkısım tapeleri imha ettirerek delillerin ulaşılmasınaengel olduğu, böylece zincirleme şekilde görevini kötüye kullandığıanlaşılmıştır.
Sanığın[Başvurucu] bu davranışları görevi kötüye kullanma bilinciyleyaptığı, haklarında cezai soruşturma yapılabilecek olan bir kısım kişilerhakkında tefrik kararlarıyla ana soruşturmalardan bu kişilerin ilgisini keserekve daha sonra kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlar vererek bu kişilerincezai kovuşturmadan kurtulmalarını sağladığı, olayın müştekisi konumundakimsenin bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlaraitiraz edilemediği, yine H. H. K’nın suç örgütüliderlerinden olan A. Ö ile yaptığı telefon görüşmelerini imha etmek ve AdaletBakanlığına göndermemek suretiyle bu Savcının olası bir disiplin soruşturmasıve cezasından kurtulmasını sağlayarak bu Savcıya yarar sağladığı, Ankara'dameydana gelen silahla yaralama dosyasının sanık E. Y’ye düşürülmesi, sanıklarınsuçunu hafifletecek şekilde doktor raporu aldırılmaya çalışılması, tutuklu olansanıkların tahliyeleri için nöbetçi mahkeme ve hakimlerin ayarlanmayaçalışılması, N. K'nın ve O. T. A’nın, A’dan açıkçapara istemeleri hususlarının telefon görüşmelerinde yer almasına rağmen buyönden gerekli işlemleri CMK kapsamında derhal yerine getirmesi gerekirken bugörevleri yerine getirmediği, yine yürüttüğü soruşturmada dinlenen telefonlarile yoğun görüşmeleri bulunan tanıklar hakkında dinleme kararı aldırması gerekirken bunu yapmadığı, böylece bu kimilerin de muhtemel ceza soruşturma ve kovuşturmalarındankurtulmalarına yol açtığı, dosyamız sanıkları ile ilgili suçların CMK.nun 135. maddesinde sayılan katalog suçlardan olmamasınedeniyle tapelerin delil olarak kullanılamadığı,buna bağlı olarak sanık E.Y ve N. S hakkında tüm suçlamalardan ve diğersanıkların bir kısım suçları hakkında beraat kararı verilmesine yol açtığısaptanmıştır. Bu durumda sanığın bu kişiler lehine de durum oluşturarakkendilerine yarar sağladığı, ayrıca ceza soruşturmalarında ilgili kişiler vekamu hukukunun mağduriyetine neden olan işlemler yaptığı ortaya çıkmıştır. Bunedenle sanığın bu şekildeki bütün davranışlarının bir bütün olarak zincirlemegörevi kötüye kullanma olarak değerlendirilmesi gerektiği, suç delilini yoketme şeklindeki davranışlarının da zincirleme şekilde görevi kötüye kullanmasuçu içinde hükme bağlanması gerektiği sonucuna varılmıştır…”
10. Başvurucunun temyizi üzerine anılan Mahkeme kararı,Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 9/7/2013 tarih ve E.2012/5-1339, K.2013/347sayılı ilamıyla "... sanığın göreviningereklerine aykırı davranışları sonucunda, İstanbul C. Başsavcılığının2006/2215 sayılı ve Ankara C. Başsavcılığının 2007/63887 sayılı soruşturmadosyalarına konu suçlardan dolayı mağdur olan kimselerin kanuni haklarını eldeetmeleri engellenmiş, hukuka uygun deliller ile değerlendirme yapılmasısuretiyle adalet ve hakkaniyete uygun kararlar verilmesi imkanının önünegeçilmiş olduğundan bireysel hakların ihlal edildiği ve kişi mağduriyetiningerçekleştiği..." gerekçeleriyle onanmış ve karar aynı tarihtekesinleşmiştir.
11. Başvurucu onama kararından 1/11/2013 tarihinde haberdarolduğunu belirtmektedir.
12. Başvuru, 18/11/2013 tarihinde süresi içerisindeyapılmıştır.
B. İlgili Hukuk
13. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43.ve 257. maddeleri, 17/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 177. ve 178. maddeleri.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
14. Mahkemenin 16/10/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 18/11/2013 tarih ve 2013/8397 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
15. Başvurucu, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin E.2010/1 sayılıdosyasında, delillerin eksik ve hatalı değerlendirildiğini, şüpheliler arasındakitelefon dinleme kayıtlarının dosyada mevcut olduğunu, dinlemeye fiilenbaşlamadan önceki kayıtların dosyada bulunmamasının doğal olduğunu, savunmadelillerinin gerekçe gösterilmeden reddedildiğini, tanık dinletme taleplerininkabul edilmediğini, teknik konularda bilirkişi incelemesine başvurulmadığını,savunma tarafının delillerinin hangi nedenle reddedildiğine ve diğer delillerinneden üstün tutulduğuna ilişkin mahkûmiyet hükmünün gerekçe içermediğini, bunedenlerle adil yargılanmadığını belirterek Anayasa’nın 36. ve 141.maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, tedbireninfazın durdurulması ve yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. YargılamanınSonucunun Adil Olmadığı İddiası
16. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
17. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
18. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğinekarar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncüfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilenkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
19. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Buçerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatasıveya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027,12/2/2013, § 26).
20. Başvurucu, soruşturmasını yürüttüğü şüpheliler arasındakitelefon dinleme kayıtlarının dosyada mevcut olduğunu, dinlemeye fiilenbaşlamadan önceki kayıtların dosyada bulunmamasının doğal olduğunu, mahkemecedelillerin eksik toplanması (bilirkişi incelemesi yaptırılmaması) ve hatalıdeğerlendirilmesi sonucu mahkûmiyetine karar verilmek suretiyle anayasalhaklarının ihlal edildiğini belirtmektedir. Dolayısıyla başvurucununiddialarının özü, derece mahkemesinin delilleri değerlendirme ve yorumlamadaisabet edemediğine ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkindir.
21. Yargılamayı ilk derece mahkemesi sıfatıyla yerine getirenYargıtay 5. Ceza Dairesi; sanığın savunmasına, tanık beyanlarına, HTSraporlarına, iletişimin tespiti tutanaklarına ve belge delillerine (gerekçeli karar, s. 21) dayanarak sözkonusu kararı vermiştir. Anılan kararda tarafların iddia ve savunmaları,dosyaya sundukları deliller değerlendirilerek, ilgili hukuk kuralları dayorumlanmak suretiyle bir sonuca ulaşılmıştır (gerekçelikarar, s. 21-29).
22. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini veiddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere veiddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya dauyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesitarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibiMahkemenin ve Yargıtayın kararında bariz takdirhatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.
23. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediğianlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası
24. Başvurucu, savunma tarafının delillerinin hangi nedenlereddedildiğine ve diğer delillerin neden üstün tutulduğuna ilişkin mahkûmiyethükmünün gerekçe içermediğini iddia etmiştir.
25. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
26. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütünmahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”
27. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
28. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak mahkeme kararlarınıngerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri,dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerindeğerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını,uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varılmasında kullandığı takdiryetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bugerekçelerin oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün olmaması vemakul bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkınınihlalinden söz edilemez (B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 23)
29. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasılnitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemeleredayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındakibağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden,hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıpdeğerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmünhangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenleseçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve bunauyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur (B. No: 2013/1235, 13/6/2013, §24).
30. Bununla birlikte derece mahkemelerinin, taraflarca ilerisürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğu bulunmayıp, hükme esas teşkileden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koyması yeterlidir. Diğertaraftan kanun yolu mercilerince; onama, itiraz veya başvurunun reddi kararlarıverilmesi hâlinde alt derece mahkemelerinin kararlarında gösterdiklerigerekçeler kabul edilmiş olacağından, anılan kararlarda ayrıca gerekçegösterilmesine gerek bulunmamaktadır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiiçtihatları da bu yöndedir (Van de Hurk/Hollanda, B. No: 16034/90, 19/4/1994, §61).
31. Başvuru konusu olayda, ilk derece mahkemesi kararlarınıngerekçesi somut olayla da bağlantı kurularak açıklanmış, temyiz merciitarafından da ilk derece mahkemesinin kararı hukuka aykırı bulunmayarak, temyiztalepleri gerekçeleri ile reddedilmiştir (§§ 9 ve 10). Dolayısıyla derecemahkemelerinin kararlarında yer verilen gerekçenin yetersiz veya keyfi olduğusöylenemez.
32. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen iddialarçerçevesinde bir temel hak ihlalinin olmadığı anlaşıldığından, başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Tanık Dinletme Hakkının İhlali İddiası
33. Başvurucu, ilk derece mahkemesi tarafından, özel yetkilimahkeme uygulamaları ile ilgili olarak anlatımda bulunmak üzere, o dönemdegörevli teknik personel ile yetkili Cumhuriyet Başsavcısı ve Vekillerinin tanıklıklarınailişkin talebinin değerlendirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
34. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:
“1. Herkes davasının, … cezai alandakendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasaylakurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açıkolarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir.
…
3. Bir suçile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
…
d) İddiatanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddiatanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerininsağlanmasını istemek;”
35. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilenkararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletmeimkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkinşikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarınasaygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde iddia makamınınsunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili birşekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarınısunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınderece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi,mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamışeksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe ilişkin bir iddianın dayanaklarıyla ilerisürülmüş olması gerekir (B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).
36. Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ilerisürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununlabirlikte, belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme vegösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisiesasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunmave inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına uygun olup olmadığınıdenetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp, Mahkemenin görevibaşvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığınındeğerlendirilmesidir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).
37. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhilolmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkınınunsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamındakabul edilmektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38). Silahların eşitliği ilkesidavanın taraflarının usuli haklar bakımından aynıkoşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf birduruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önündedile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (B. No: 2013/1134,16/5/2013, § 32). Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü AİHS’in 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek AİHS’inlafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ilkesine Anayasa’nın 36. maddesikapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
38. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralıfıkrasında yer alan ve “suç isnadı altındakikişiler”eilişkin olan “suçlamayla ilgilibilgilendirilme”, “savunma içinyeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma”, “bizzat, müdafii vasıtasıylaveya adli yardımla savunma”, “tanıkdinletme ve tanık sorgulama” ile “çevirmendenücretsiz yararlanma” hakları, 6. maddenin (1) numaralı fıkrasındakoruma altına alınmış daha genel nitelikteki “hakkaniyeteuygun yargılanma” hakkının özel görünüm şekilleridir (Sakhnovskiy/Rusya[BD], B. No: 21272/03, 2/11/2010, § 94; Asadbeyli veDiğerleri/Azerbaycan, B. No: 3653/05 14729/0516519/06, 11/12/2012, §§ 130-132).
39. Bu nedenle AİHS’in 6.maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki özel güvencelerin, 6. maddenin (1)numaralı fıkrasında yer alan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ışığında değerlendirilmesigerekir. Diğer taraftan 6. maddenin (3) numaralı fıkrasının (a-e) bentlerindedüzenlenen güvenceler arasında da bağ bulunmakta olup bunlardan her biriyorumlanırken diğerleri dikkate alınmalıdır (Bkz. Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], B. No:25444/94, 25/3/1999, §§ 51-54.).
40. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanınyürütülebilmesi için “silahların eşitliği”ve “çelişmeli yargılama” ilkeleriışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanmasışarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma veinceletme noktasında uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillereilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının yargılamanın bütünüışığında değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).
41. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralıfıkrasının (d) bendinde ilk olarak, sanığın iddia tanıklarını sorguya çekmeveya çektirme hakkı güvence altına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütünkanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu kanıtların aleni birduruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kural istinasızolmamakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığınsoruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânıbulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığınhakları Sözleşme’nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüdekısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesinedayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanıktarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamadığı bir dönemdealınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez (B. No:2013/99, 20/3/2014, § 46).
42. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralıfıkrasının (d) bendinde ikinci olarak sanığın, savunma tanıklarının da iddiatanıklarıyla “aynı koşullar altında”davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı güvence altınaalınmıştır. Sanığa tanınan bu güvence, silahların eşitliği ilkesinin birgereğidir. Tanıkların dinlenmek üzere çağırılmasının uygun olup olmadığınındeğerlendirmesi, kural olarak, derece mahkemelerinin takdir yetkisi dâhilindedir.AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d)bendi, sanığın lehine olan bütün tanıkların çağrılmasını ve dinlenmesinigerektirmez. Bu düzenlemenin esas amacı, sanığın “aynı koşullar altında” ve “silahlarıneşitliği ilkesi”neuygun olarak tanık dinletme talebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır.Dolayısıyla, bir sanığın bazı tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesiyeterli olmayıp, ayrıca bu tanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle önemliolduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekli olduğunu açıklamaksuretiyle tanık dinletme talebini desteklemesi gerekmektedir (B. No: 2013/99,20/3/2014, § 47).
43. Tanıkların dinlenmek üzere çağırılmasının uygun olupolmadığının değerlendirilmesi kural olarak derece mahkemelerinin takdir yetkisidâhilindedir. Dolayısıyla bir sanığın bazı tanıkları dinletemediğinden şikâyetetmesi yeterli olmayıp, ayrıca bu tanıkların dinlenmesinin niçin önemliolduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için niçin gerekli olduğunu açıklamaksuretiyle tanık dinletme talebini desteklemelidir (B. No: 2013/99, 20/3/2014, §54). Diğer yandan, 5271 sayılı Kanun’un 178. maddesine göre, mahkeme başkanıveya hâkim, sanığın (başvurucunun) gösterdiği tanık veya uzman kişininçağrılması hakkındaki dilekçeyi reddettiğinde, sanık o kişileri mahkemeyegetirebilir. Bu kişiler duruşmada dinlenir.
44. Mahkemeler, somut davadaki maddi gerçeğin ortayaçıkmasına yardımcı olmayacağını değerlendirdiği savunma tanıklarının dinlenmesitalebini reddedebilir (Huseyn ve diğerleri/Azerbaycan, B. No: 35485/05, 45553/05, 35680/05 ve 36085/05,26/7/2011, § 196).
45. Derece Mahkemesi sıfatıyla davaya bakan Yargıtay 5. CezaDairesi, mahkûmiyet kararı verirken olayla ilgili doğrudan bilgi sahibi olantanıkların beyanlarına ve yukarıda bahsi geçen delillere dayanmıştır (gerekçeli karar, s. 26-29). Başvurucu,savunmasına itibar edilmemesi halinde dilekçesinde belirttiği tanıklarındinlenmelerini talep etmiştir. Söz konusu yargılamada mahkeme, davaya ilişkin olarakdelilleri değerlendirerek, gösterilen tanıkların davayla ilgisini taktir etmiş,taleple ilgili olarak açık bir karar vermemiş, bu tanıkları dinlemeyerek talebiörtülü olarak reddetmiştir. Bu örtülü ret kararına rağmen başvurucu gösterdiğitanıkları mahkemede de hazır etmemiştir.
46. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucununayrıca tanıkların dinlenmesinin niçin önemli olduğunu ve gerçeğin ortayaçıkması için niçin gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletmetalebinde bulunmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının,sanık savunmalarına, diğer tanık beyanlarına ve maddi delillere dayanılarakverildiği de gözetildiğinde, yargılamanın bir bütün olarak adil olmadığınailişkin bir bulguya da rastlanmamıştır.
47. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun yargılandığı davadatanık dinletme talebinin kabul edilmediği yönündeki iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun” olduğuna kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle, başvurunun “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerindebırakılmasına, 16/10/2014 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.