TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
SELİM ÇOBANOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/10652)
Karar Tarihi: 30/10/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör
:
Heysem KOCAÇİNAR
Başvurucu
:
Selim ÇOBANOĞLU
Vekili
:
Av. Hasan BIYIKLI
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, davanın sonucunu etkileyen iddiaların gerekçelikararda cevapsız bırakılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 29/6/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
9. Başvurucu ile Tarım Kredi Kooperatifi (Koperatif)arasında 24/5/2008 tarihinde iş sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmede; yapılacakişin niteliği, sözleşmenin süresi, işin görüleceği yer, işe başlama tarihi,ödenecek ücret, sözleşmenin hangi şartlarda feshedileceği ve cezai şart gibihususlar maddeler hâlinde düzenlenmiştir.
10. Ceza şartı öngören sözleşmenin 10. maddesi ''Aday personel bu sözleşme süresince çalışmayıkabul ve taahhüt eder. Sözleşmenin yürürlük süresi içinde (2 aylık süredensonra) taraflardan biri bu sözleşmeyi (4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/II ve 18-21maddeleri ile Personel Yönetmeliğinin aday personele ilişkin özel hükümleri vedisiplin cezalarına ilişkin genel hükümleri dışında) haksız ve geçersiz olarakfeshederse diğer tarafa işçinin ihbar tazminatına esas giydirilmiş en son aylıkücretinin 6 aylık tutarı kadar cezai şartı nakden ve defaten ödemekleyükümlüdür.'' hükmünü içermektedir.
11. Sözleşmenin imzalanmasıyla birlikte 24/9/2008 tarihinde işebaşlayan başvurucu 2/6/2009 tarihinde işveren Kooperatif'eişten ayrılma isteğini bildirmiştir.
12. Kooperatif, işten ayrılmak isteyen başvurucudan sözleşmenin10. maddesindeki cezai şart uyarınca 9.202,50 TL'yi ödemesini istemiş;başvurucu alacağının mahsubundan sonra kalan miktarı 10/6/2009 tarihindeKooperatife ödemiştir.
13. Başvurucu 6/6/2011 tarihli dava dilekçesinde, Kooperatifleyapılan sözleşmenin belirsiz süreli bir sözleşme olduğunu, cezai şartın kendialeyhine hükümler içermesi nedeniyle denklik ilkesine aykırı olduğunu,tarafların ekonomik gücü dikkate alındığında miktar itibarıyla adaletsiz birsonuç doğurduğunu ve geçerli kabul edilse dahi çalıştığı süre dikkate alınarakhakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini belirterek ödemiş olduğu miktarınistirdadına karar verilmesini istemiştir.
14. Ankara 6. İş Mahkemesi (Mahkeme) 31/1/2013 tarihli kararlabaşvurucunun yapmış olduğu iş nazara alındığında sözleşmenin belirsiz süreli işsözleşmesi niteliğinde olduğu ancak başvurucunun sözleşmenin 10. maddesiyleasgari bir yıl çalışmayı taahhüt ettiği saptamasında bulunmuştur. Mahkeme, bu saptamadansonra başvurucunun asgari olarak çalışması gereken bir yıllık süre dolmadan işakdini haksız olarak feshettiğini ve cezai şarta ilişkin olarak sözleşmenin 10.maddesinin her iki tarafı yükümlülük altına soktuğundan geçerli olduğunubelirterek çalışılan günler itibarıyla ödenmesi kararlaştırılan cezai şartmiktarından hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğine işaret etmiş ve davanınkısmen kabulüne karar vermiştir.
15. Hüküm taraflarca temyiz edilmiştir. Yargıtay 22. HukukDairesi 26/6/2014 tarihli kararla taraflar arasında asgari çalışma sürelihizmet sözleşmesi bulunduğunu belirtmiş ve başvurucunun haklı bir sebep olmadaniş ilişkisini sona erdirmesi nedeniyle cezai şart olarak öngörülen miktarıntamamını ödemesi gerektiğine işaret ederek ilk derece mahkemesi kararınıbozmuştur.
16. Mahkeme bozma ilamına uymuş ve 19/11/2014 tarihli kararlabozma kararındaki esasları tekrar ederek davanın reddine karar vermiştir.
17. Hüküm başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 22.Hukuk Dairesi 27/4/2015 tarihli kararla hükmü onamıştır.
18.Nihai kararın başvurucuya tebliğine ilişkin olarak dosyadaherhangi bir belge ve bilgi bulunmamaktadır. Başvurucu 29/6/2015 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Kanun Hükümleri
19. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:
"İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi)bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyiüstlenmesinden oluşan sözleşmedir. İş sözleşmesi, Kanunda aksi belirtilmedikçe,özel bir şekle tâbi değildir."
20. 4857 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
"İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarakyapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veyabelli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibiobjektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekildeyapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir.''
21. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun179. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifaedilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmedenanlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanınifasını isteyebilir. İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı haldesözleşme belirsiz süreli sayılır.''
22. 6098 sayılı Kanun'un 182. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
"Taraflar, cezanın miktarını serbestçebelirleyebilirler."
23. 6098 sayılı Kanun'un ''Cezakoşulu ve ibra'' kenar başlıklı 420. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
"Hizmet sözleşmelerine sadece işçialeyhine konulan ceza koşulu geçersizdir.''
B. Yargısal Kararlar
24. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 22/11/2016 tarihli veE.2016/29069, K.2016/20651 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"4857 Sayılı İş Yasasında cezai şartailişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Cezai Şart, 818 sayılı BorçlarKanunu’nun 158-161, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TürkBorçlar Kanunu’nun 179-180 maddelerinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı TBK.’un 420. maddesinde de hizmet sözleşmelerine sadeceişçi aleyhine konulan ceza koşulunun geçersiz olduğu belirtilmiştir. Genelhüküm niteliğinde olması sebebiyle Borçlar Kanunu dışındaki uyuşmazlıklarbakımında da bu hükümler uygulanmamaktadır. İşçi lehinde tek taraflı cezakoşulu içeren sözleşme hükümleri geçerlidir. Bunun yanında ceza koşulununözellikle işveren lehine geçerli olabilmesi için karşılıklı olması ve eşitkoşulları taşıması, denk olması gerekir.
Dosya kapsamına göre; her ne kadar yerelmahkemece davanın kısmen kabulüne ve davalı işçinin sözleşmede kararlaştırılancezai şartın tahsiline karar verilmiş ise de, taraflararasındaki hizmet sözleşmesinin 8/a maddesinde düzenlenen cezai şart hükmününincelenmesinden işveren açısından 'İş Kanunu 25. madde dışında bir sebeplefesih' şeklinde bir şartın yer aldığı, işçi yönünden ise haklı fesih haliöngörülmeden salt 'sözleşme süresi dolmadan işi bırakanlar' ibaresi koyulduğuanlaşılmaktadır. Bu halde cezai şartın karşılıklı olduğundanbahsedilemeyecektir. Taraflar arasındaki denge işçi aleyhine bozulmuş olup, bunedenle cezai şart geçersiz olduğundan, davacıların cezai şart talebinin reddiyerine kabulü hatalıdır.''
25. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 25/9/2017 tarihli veE.2015/16777 K.2017/19243 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Cezai şart, mevzuatımızda BorçlarKanunu'nda düzenlenmiş olup, İş Kanunlarında konuya dair bir hükme yerverilmemiştir. Asgari süreli sözleşmelerde cezai şart konulamayacağı yönündebir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu tür iş sözleşmelerinde, cezaişart içeren hükümler, karşılıklılık prensibinin bulunması halinde kural olarakgeçerlidir.
Dosya içeriğinden, sözleşmedeki düzenlemeninkarşılıklılık prensibine uygun olduğu, davacı işçinin işten ayrılışdilekçesinde haklı sebebe dayanmadığı, yargılama aşamasında da bu yönde biriddiada ve ispatta bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ancak cezai şart miktarınınbelirlenmesinde oranlama ve indirim yapılması gerekmektedir. Şu halde, davacının çalıştığı ve çalışması gereken süreleroranlanmak ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 182. maddesinin son fıkrasıgereği indirim yapılmak suretiyle belirlenecek cezai şart miktarının, davacınınyaptığı cezai şart ödemesi ile karşılaştırılarak, davacı tarafından fazla ödemeyapılıp yapılmadığının tespit edilmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesigerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.''
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 30/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
27. Başvurucu; cezai şartın geçerli olabilmesi için taraflaratanınan haklar ve yüklenen yükümlülükler arasında bir denklik bulunmasıgerekirken düzenlenen sözleşmenin kendi aleyhine hükümler taşıdığını, anılaniddialarını dile getirmesine rağmen derece mahkemelerince bu hususta herhangibir değerlendirme yapılmadan karar verildiğini ve aynı nedene dayalı olarakaçılıp Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen birçok davada bu husus gözönünde tutularak işçiler lehine karar verildiğinibelirtip adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
28. Bakanlık görüşünde, ilk derece mahkemesi kararında cezaişartın geçerliliği hakkında bir değerlendirme yapıldığı ileri sürülmüştür.
29. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında; Bakanlıktarafından verilen cevabın somut uyuşmazlığa çözüm getirmekten uzak olduğunubelirtmiştir.
2. Değerlendirme
30. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü cezai şartınunsurlardan olan denklik hususu hakkında herhangi bir değerlendirmeyapılmamasına ilişkin olduğundan bu iddiaların adil yargılanma hakkıkapsamındaki gerekçeli karar hakkı bakımından incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılangerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) metni ile Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanmahakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa'nın 36.maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararındailgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamaksuretiyle gerek Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıylaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa'nın36. maddesi kapsamında yer vermektedir (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
34. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkındanaçıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesineilişkin düzenlemenin gerekçesinde, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerce güvence altına alındığı hususuna atıfta bulunularak adilyargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim AİHM'in birçok kararında, gerekçeli karar hakkınınSözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygunyargılanma hakkı kapsamında yer aldığı belirtilmiştir. Dolayısıyla gerekçelikarar hakkının Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkıkapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir (Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868,19/4/2017, § 75).
35. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da "Bütün mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır." denilerek mahkemelere kararlarınıgerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereğianılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu, § 76).
36. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekildeyargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakemesırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenipincelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarınaverilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için degerekli olmaktadır (Sencer Başat vediğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
37. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı olarak yanıtverilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerinesunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değillerse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,§ 56) gerekçeli karardan davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğuanlaşılmalıdır.
38. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiğidavanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somutbir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlindedavayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ileyanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat vediğerleri, § 35).
39. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunukabul ettiği bir husus hakkında ilgili veyeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usulveya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir(Sencer Başat ve diğerleri, §39).
40. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemeninkararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da biratıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus; temyiz merciininbir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derecemahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
41. Mahkemenin 31/3/2013 tarihli kararında, taraflar arasındakiiş sözleşmesinin asgari süreli olup başvurucunun asgari olarak çalışmayıtaahhüt ettiği süreden önce haklı bir sebep olmadan sözleşmeyi sona erdirdiğive iki taraf için yükümlülükler içermesi nedeniylesözleşmenincezai şarta ilişkin hükümlerinin geçerli olduğu tespitinde bulunulmuştur.Mahkeme, çalışılan süreyi esas alıp hakkaniyet indirimi yaptıktan sonra birmiktar tazminata karar vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi,cezai şartın geçerli olduğuna işaret etmiş ve haklı bir sebep olmadan işilişkisini sona erdiren başvurucunun kararlaştırılan cezai şartın tamamındansorumlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmek üzere ilk derecemahkemesi kararını bozmuştur. Bozma kararına uyan ilk derece mahkemesi davanınreddine karar vermiş ve temyiz edilen bu karar Yargıtay tarafından onanarakkesinleşmiştir.
42. İlk derece mahkemesinin 31/3/2013 tarihli kararında, 6098sayılı Kanun'un 420. maddesinin (1) numaralı fıkrasında öngörülen denklikkuralı irdelenmiştir. Bu kararı ortadan kaldıran 26/6/2014 tarihli bozmakararında sözleşmenin niteliği ve şartları gözönündetutularak iş sözleşmesinin asgari süreli ve dolayısıyla cezai şartın geçerliolduğu yönünde bir tespit yapılmıştır. Bozma kararına uyan ilk derece mahkemeside bozma kararındaki gerekçeye yapmış olduğu atıfla davanın reddine kararvermiş, bu karar Yargıtay tarafından usul ve yasaya uygun bulunarak onanmıştır.
43. Başvurucu, hizmet sözleşmesinin cezai şarta ilişkinhükümlerinin taraflara yüklediği yükümlülüklerin denkliği hususunun davanınreddine dair kararda ve bu karara ilişkin Yargıtay onama kararındairdelenmediğini ileri sürmüştür.Yargılamabir bütün olarak ele alındığında ilk derece mahkemesinin 31/3/2013 tarihlikararında denklik ilişkisinin irdelendiği ve hükmün temyizi üzerine verilenbozma kararında bu değerlendirmeyi ortadan kaldıran bir ibareye yer verilmediğisaptanmıştır. Başka bir anlatımla Yargıtay, ilk derece mahkemesinin denkliğeilişkin değerlendirmesini yerinde bulmuş ancak varılan sonuca katılmayarakhükmü bozmuştur. İlk derece mahkemesi de bireysel başvuruya konu 19/11/2014tarihli kararını bu bozma kararındaki saptamaya atıf yaparak vermiştir. Buitibarla 6098 sayılı Kanun'un 420. maddesinde emredici hükümlere dayalı olarakbaşvurucunun yargısal süreçte dile getirdiği, ayrı ve açık bir yanıtverilmesini gerektiren ve uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan iddiaların (bkz.§§ 14, 15) derece mahkemeleri kararlarında değerlendirildiği anlaşılmış ve davakoşullarında bu iddialarla ilgili olarak hangi gerekçelerle ret kararıverildiğinin makul ve kabul edilebilir ölçüde ortaya konulduğu sonucunaulaşılmıştır.
44. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediğinekarar verilmesi gerekir.
B. Diğer İhlal İddiaları
45. Başvurucu, iş sözleşmesinin belirsiz süreli olması ve feshinhaklı bir nedene dayalı olması nedeniyle cezai şartın uygulanamayacağını ve biran için geçerli olduğu kabul edilse dahi çalışılan süre nedeniyle tazminatmiktarından hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini belirterek bu hususlargözetilmeden varılan sonucun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ilerisürmüştür.
46. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde davakonusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılansonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusuolamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkileden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlikiçeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisikapsamındadır (Ahmet Sağlam, B.No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
47. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddia, mahkemelercedelillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olupmahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlikoluşturan bir hususun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarınınkanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
48. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkına yönelik diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçelikarar hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE30/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.