TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
SELMA ERTAŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/6818)
Karar Tarihi: 26/12/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucu
:
Selma ERTAŞ
Vekili
:
Av. Yasemin KUTLUĞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu doğum sırasında çocukta kalıcıbir sakatlığa yol açılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunmasıhakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 16/4/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirilmeyeceğinibelirtmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu 27/7/2005 tarihinde Haydarpaşa Numune Araştırma veEğitim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde doğum yapmış ve birerkek bebek dünyaya getirmiştir. Bebeğin doğumu asistan doktorlar tarafındannormal yolla gerçekleştirilmiş ve doğum kilosu 4.180 gr. olarak belirlenmiştir.Doğumun hemen sonrasında çocuk doktoru tarafından yapılan muayenede bebeğin sağkolunda doğumsal braksialparalizi (omuz takılmasına bağlı sinir zedelenmesi) teşhisikonulmuştur.
9. 3/8/2005 ile 11/12/2006 tarihleri arasında MarmaraÜniversitesi Tıp Fakültesinde bebeğin fizik tedavisi; 11/12/2006 tarihinde deOrtopedi Cerrahi Polikliniğine sevki yapılmıştır. Ancak Marmara ÜniversitesiTıp Fakültesi tarafından ailenin Ortopedi Cerrahi Polikliniğine gitmediği ve11/12/2006 tarihinden sonra tedavi için müracaat etmediği bildirilmiştir.
10. Başvurucu 23/3/2006 tarihinde Sağlık Bakanlığına müracaatederek doktor hatası nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
11. Bu talebin reddi üzerine başvurucu 4/9/2006 tarihindeİstanbul 8. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) Sağlık Bakanlığı aleyhine maddi vemanevi tazminat talebiyle dava açmıştır.
12. Mahkeme, konu hakkında Adli Tıp Kurumundan (ATK) bilirkişiraporu almıştır. ATK'nın 9/1/2009 tarihli raporunda,Haydarpaşa Numune Araştırma ve Eğitim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve DoğumKlinik Şefi ile doğumu gerçekleştiren asistan doktorların ifadelerinin yanındatıbbi belgelere de yer verilmiştir. Söz konusu tıbbi belgeler ve ifadelerdebaşvurucunun doğum sancılarıyla Hastaneye müracaat ettiği, yapılan ultrasonografik ölçümlerde tahmini fetal ağırlığın3.600 gr. ölçüldüğü, hastanın pelvis muayenesinindoğuma uygun olduğu ve bebeğin baş gelişi ile normal pozisyonda geldiğigörülerek klinik uzmanı doktor tarafından normal doğum yaptırılmasının uygunbulunduğu ifade edilmiştir.
13. ATK'nın söz konusu raporundabebeğin normal doğuma bırakılmasının tıp kurallarına uygun olduğu, bebeğinyaralanmasının omuz takılmasından kaynaklandığı ve bu durumun normal doğumunbir komplikasyonu olarak ortaya çıktığı, böyle bir komplikasyonun öngörülemeyeceği,doğum sonrasında uygulanan fizik tedavinin tıp kurallarına uygun olduğubildirilmiştir.
14. Mahkeme 30/10/2009 tarihinde davayı reddetmiştir. Karargerekçesinde ATK'dan alınan bilirkişi raporunataraflarca itiraz edilmediği, raporun Mahkeme tarafından da yeterli bulunduğubelirtilmiştir. Kararda, bebeğin kolunda meydana gelen sakatlığın oluşumundaidarenin ve personelinin sorumluluğunu gerektirecek hatalı bir uygulamabulunmadığı, bu durumda idarenin hizmet kusurundan söz edilemeyeceği ve tazminatödemekle sorumlu tutulamayacağı ifade edilmiştir.
15. Söz konusu karar Danıştay OnbeşinciDairesinin 6/5/2014 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme istemi aynıDairenin 29/1/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
16. Nihai karar başvurucu vekiline 17/3/2015 tarihinde tebliğedilmiştir.
17. 16/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
18. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“İdaridava türleri şunlardır:
...
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişiselhakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tamyargı davaları,
...”
19. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığıya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediğiiddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurularailişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına (TazminatKomisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadındayer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §11-14).
B. Uluslararası Hukuk
20. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenarbaşlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1)Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesihakkına sahiptir."
21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel veruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhilolmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerinideğerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin 8.maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye(k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013).
22. AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özelsağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastalarınyaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gereklitedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 51; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye).
23. AİHM'e göre taraf devletler,uygulanması planlanantıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara öncedenbilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır.Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadanöngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkmasıdurumundailgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir(Şerif Gecekuşu/Türkiye(k.k.),B. No: 28870/05, 25/5/2010; Trocellier/Fransa).
24. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerinsorumluluğunun Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesiiçin yeterli olup olmaması hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarındave hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalinihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye,B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veyasahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçlarındoğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasındaolmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, §119, Yardımcı/Türkiye, § 59 ).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 26/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişinin Maddi veManevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu, doğumun sezaryenle yapılması gerekirken hatalıteşhis ile normal yollarla yapılmasına karar verilmesi, ayrıca uzman personeltarafından yapılmaması nedeniyle bebeğin sağ kolunda ve elinde sakatlık meydanageldiğini belirtmiş ve bu nedenlerle sağlıklı yaşam hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
27. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
28. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruhsağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimiartırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlıkkuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."
29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
30. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinmaddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğubelirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesindeözel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinselbütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.
31. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusuolmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindekitıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasındadüzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında incelemiştir(Melahat Sönmez, B. No:2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).
32. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucununtıbbi ihmale dayalı tüm şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesinin birincifıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaincelenmesi gerekmektedir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişininmaddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
34. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddive manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığınınbütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerinmüdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
35. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerinmaddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfîmüdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahalelernedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi vemanevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015, § 49). Nitekim Anayasa’nın 56.maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülenfaaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başerve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
36. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşlarıtarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddive manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesinisağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (AhmetAcartürk,§51).
37. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusundatemel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukukveya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).
38. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukukisorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminatdavalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesigerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yargılamalardaAnayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle birinceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da AnayasaMahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleritarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminindaha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğuönemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (YasinÇıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57;Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266, 25/1/2018, § 32).
39. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumunailişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamlarınödevidir. Başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden hareketlebilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek AnayasaMahkemesinin görevi değildir(Mehmet Çolakoğlu, B. No: 2014/15355,21/2/2018). Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındayerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olayda yerinegetirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi için ilgilianayasal kurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdiryetkileri çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bubağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili veyeterli olup olmadığı incelenmelidir (MuratAtılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015 § 44).
40. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, taraflarınkanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacaksurette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterliaçıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verileredayandırılmalıdır (Murat Atılgan,§ 45).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
41. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa'nın 17. maddesikapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerinegetirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkinpozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir.
42. Somut olayda doğumun hemen bitiminde çocuk doktorutarafından muayene edilen bebeğin kolunda sinir zedelenmesi olduğu tespitedilmiş ve tedaviye başlanmıştır. Dolayısıyla doğum öncesi ve doğum esnasındaolduğu kadar doğum sonrasında da başvurucu annenin ve bebeğinin doktorgözetiminde ve müdahalesi altında bulunduğu anlaşılmaktadır.
43. Başvurucunun olaya dair şikâyetleri sezaryen yöntemiuygulanması gerekirken doğumun normal yöntemle gerçekleştirilmesi sebebiyleçocukta sakatlık meydana geldiği noktasında toplanmıştır. Ancak mevcutbilirkişi raporunda ve doğuma ilişkin gelişmelerin takip edildiği tıbbikayıtlarda doğumun riskli olarak görülen doğumlar arasına girdiğine dair birbulguya yer verilmediği, başvurucunun doğum verileri dikkate alınarak normaldoğum yönteminin benimsenmesinin tıp kurallarına uygun olduğunun bildirildiği görülmektedir.
44. Somut olayda tazminat davasının reddine ilişkin hükme esasalınan bilirkişi raporunda tarafların iddialarına ve düzenlenen tıbbibelgelerdeki bulgulara yer verilmiş ve sonuç olarak bebeğin normal doğumabırakılmasının tıp kurallarına uygun olduğu, bebeğin yaralanmasının omuztakılmasından kaynaklandığı ve bu durumun normal doğumun bir komplikasyonuolarak ortaya çıktığı, böyle bir komplikasyonun önceden bilinemeyeceğibildirilmiştir. Mahkeme tarafından da bilirkişi raporuna dayanılarak davanınreddine karar verilmiştir.
45. Buna göre derece mahkemesince yapılan yargılamada tıbbiihmal iddialarının araştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için alınanuzman bilirkişi raporunda yeterli somut bulgu ve tespitlere yer verilerek başvurucununiddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı ve karşılandığı görülmektedir.
46. Yargılama sürecinde bir avukat tarafından temsil edilenbaşvurucunun bilirkişi raporuna ve kararlara karşı kanuni yollara başvurmaimkânının bulunduğu ve bu surette meşru çıkarlarının korunması için söz konusudavaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımının sağlandığı, dava dosyasınıinceleyip ayrıca bilgi ve belge sunabildiği, toplanan delillerden haberdaredildiği anlaşılmaktadır.
47. Sonuç olarak başvurucunun ileri sürdüğü iddialar hakkındaalınan ATK raporuna dayanılarak verilen derece mahkemesi kararı, konuyla ilgilive yeterli bir gerekçe içermektedir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü için esaslıolan iddiaların derece mahkemelerince Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiğiözen ve derinlikte incelendiği anlaşılmaktadır. Somut olay bakımından kamumakamlarının pozitif yükümlülüklerini yerine getirilmediği söylenemeyeceğindenkişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edilmediği sonucunavarılmıştır.
48. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
49. Başvurucu, davanın açıldığı 4/9/2006 tarihinden karardüzeltme talebinin reddedildiği 29/1/2015 tarihine kadar uzun süren yargılamanedeniyle adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
50. 1/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20.maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları MahkemesineYapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'ageçici madde eklenmiştir.
51. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Tazminat Komisyonu tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
52. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel kararında; yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânınıngetirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyereketkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).
53. Ferat Yüksel kararında özetle; anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesiolduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılanbaşvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
54. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardanayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişininmaddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE26/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.