TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
SELVİ AĞGÜL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6201)
Karar Tarihi: 21/4/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucular
:
Selvi AĞGÜL ve diğerleri [bkz. ekli tablonun B satırı]
Vekilleri
:
Av. Mehmet Ali KIRDÖK
Av. Meral HANBAYAT
Av. Ümit SİSLİGÜN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurular terör olaylarından dolayı köyü terke mecburkalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılanbaşvuruların kısmen kabul edilmesi ve idare ile sulhnameimzalanması akabinde başvuruların kabul edilmeyenkısmı için açılmış davaların reddedilmesi nedeniyle mülkiyet haklarının; retişlemine karşı açılan davalara ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması vemakul sürede sonuçlandırılmaması, Danıştay Onuncu Dairesi içtihadına aykırıkarar verilmesi nedenleriyle adil yargılanma haklarının, terör olaylarısebebiyle köyü terke mecbur kalınması nedeniyle özel hayatın gizliliğiilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular, muhtelif tarihlerde İstanbul Asliye HukukMahkemeleri vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm ve İkinci Bölüm Komisyonlarınca muhteliftarihlerde, başvuruların kabul edilebilirlik incelemelerinin Bölümlertarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanları tarafından muhtelif tarihlerde, başvurularınkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın muhtelif tarihli görüş yazıları11/11/2015 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiş olup başvurucularvekili tarafından 26/11/2015 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesisunulmuştur.
6. Anayasa Mahkemesi tarafından ekli tablonun A satırındabaşvuru numaraları belirtilen dosyaların konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle2013/6201 başvuru numaralı dosya ile birleştirilmesine, incelemenin 2013/6201başvuru numaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer bireysel başvurudosyalarının kapatılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucular, Tunceli ili Ovacık ilçesi Karataş köyündeikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları neticesinde köyünboşaltılmasıyla yerleşim yerlerinden göç etmek zorunda kaldıklarını iddiaetmişlerdir.
9. Başvurucular, ekli tablonun C satırında belirtilen tarihlerde5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle TunceliValiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.
10. Ekli tablonun D satırında tarih ve sayıları belirtilenKomisyon kararlarında, terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanmasıtalebiyle yapılan başvurularda dosyalarda yer alan bilgi ve belgeler uyarıncabaşvuruculara belirlenen miktarlarda tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
11. Komisyon kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesigereğince davet yazısı ile birlikte sulhname örneğibaşvurucular vekiline gönderilmiştir.
12. “Yukarıda ayni/nakdiolarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonuntespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmışolduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname, ekli tablonun E satırında belirtilen tarihlerdebaşvurucular vekili tarafından imzalanmıştır.
13. Başvurucular tarafından Komisyon kararında hükmedilenmiktarın gerçek zararını karşılamadığından bahisle Elazığİdare Mahkemelerinde iptal ve tam yargı davası açılmıştır.
14. Elazığ İdare Mahkemelerinin eklitablonun G satırında tarihleri gösterilen kararları ile davanın reddinehükmedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir;
" ...5233 Sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunun 12. maddesi ile,Kanun kapsamındaki zararların sulhen karşılanmasıiçin özel bir usul öngörülmüştür. Buna göre, Kanunda belirtilen süreler içindeilgili valiliklere yapılan başvurular, valilikler nezdinde oluşturulankomisyonlarca değerlendirmeye tabi tutulmakta ve başvuranın zarara uğradığısonucuna varılması halinde saptanan zararın ödenmesine karar verilerek bumiktar üzerinden düzenlenen sulhname tasarısı davetyazısı ile birliktehak sahibine tebliğ edilmektedir.Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisinin sulhnametasarısını kabul etmesi halinde, bu tasarının kendisi veya yetkili temsilcisive komisyon başkanı tarafından imzalanacağı belirtilmiş, maddenin sonfıkrasında da sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıkların ise ilgililerin yargıyoluna başvurma haklarının saklı olduğu hükme bağlanmıştır.
Anılan 12. maddenin gerekçesinde ise; "....Hukukumuzda feragat, kabul ve sulh gibi işlemler,görülmekte olan davaları sona erdiren işlemlerdir. Sulh işlemi, dava öncesiyapılmışsa dava açılmasını engelleyici özelliktedir. Sulh işlemine rağmen davaaçılırsa bu durum itiraz olarak ileri sürülebilir ve dava ortadan kaldırılır.Böylece dostane bir çözüm şekli olan sulh bağlayıcı niteliktedir."şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
5233 Sayılı Kanununyukarıda belirtilen amacı, gerekçesi ve 12. madde metninin birliktedeğerlendirilmesinden; sulhnamenin imzalanmasındansonra dava açılmasına hukuki olanak bulunmamaktadır.
Olayda, davacı vekili ile davalı idare arasında imzalanan ... sulhname ile davacının uğradığı zararları tazmin edilmeksuretiyle uyuşmazlığın ortadan kalktığı, tarafları bağlayıcı nitelik taşıyan veimzalama aşamasında davacı/davacı vekilinin iradesini fesada uğratan herhangibir hususun bulunmadığı görülmekte olup sulhnamesonucu uyuşmazlığın tekrar yargıya taşınmasının mümkün olmadığı sonucunavarılmıştır."
15. Başvurucuların temyizi üzerine ekli tablonun H satırındagösterilen tarihlerde Danıştay Onbeşinci Dairesiilamları ile kararların usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçelerde ileri sürülentemyiz nedenlerinin kararların bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek hükümlerin onanmasına karar verilmiştir.
16. Başvurucular tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuş,ekli tablonun I satırında belirtilen tarihlerde karar düzeltme talepleriDanıştay Onbeşinci Dairesinin ilamları ilereddedilmiştir.
17. Karar düzeltme isteminin reddi kararları başvurucularatebliğ edilmiş ve başvurucular muhtelif tarihlerde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
18. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1., geçici4. maddeleri (Celal Demir, B. No:2013/3309, 6/2/2014, § 15-21, 23).
19. 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:
“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişiaracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindekinakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göremahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluylakarşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte haksahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhnametasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili birtemsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhnametasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazminedilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarıkendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yolunabaşvurma hakları saklıdır.”
20. 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifatarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisindekarşılanır.”
21. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındaYönetmelik’in (Yönetmelik) 11. maddesi şöyledir:
“Komisyon gerek görmesi halinde keşif yapabilir.
Komisyon başkanı belirlemiş olduğu keşif yeriile gün ve saatini komisyon üyeleri ve/veya bilirkişi ile başvuru sahibine veyayetkili temsilcisine yazılı olarak bildirir.
Başvuru sahibinin kendisi, veli veya vasisi veya yetkili temsilcisi vevarsa şahitleri keşif mahallinde hazır bulunurlar. Muhtar veya o yermahallinden iki kişinin de keşifte hazır bulunması temin edilir.
…
Başvuru sahibi veya yetkili temsilcisininkeşif esnasında hazır bulunmaması halinde durum tutanakta belirtilir.”
22. Yönetmelik'in 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“15 inci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarîve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şeklive zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veyaihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomikkoşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişiaracılığı ile belirlenir.”
23. Yönetmelik'in 27. maddesi şöyledir:
“Sulhname tasarıları hak sahibi veya yetkilitemsilcisi ile komisyon başkanı tarafından imzalandıktan sonra Vali veya Bakantarafından onaylanır.
Ödemeler sulhname tasarılarının onay tarih vesıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veya sahiplerininbanka hesaplarına yapılır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
25. Başvurucular, Tunceli ili Ovacık ilçesi Karataş köyündeikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerlerini terk etmekzorunda kaldıklarını, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduklarımüracaatlarının kısmen kabul edildiğini, kısmen reddedildiğini; kabul edilenkısım için idare ile sulhname imzaladıklarını, sulhnamenin kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlıolduğunu, dolayısıyla kabul edilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktankaynaklanan dava açma haklarının saklı bulunduğunu, sulhnamekapsamı dışında kalan zararları için açtıkları iptal ve tam yargı davasında,zararlarının tazmini konusunda davanın reddine karar verilmesiyle sulhname kapsamı dışında tutulan zarar kalemleri içinilgilinin dava açma hakkının saklı bulunduğu yönündeki Danıştay OnuncuDairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.20008/9584 sayılı kararı ileaykırılığa düşüldüğünü, sulhname kapsamı dışındakalan zararları için maddi ve manevi tazminat talepli açtıkları iptal ve tamyargı davasında zararlarının tazmini konusunda derece mahkemelerinin etkisizolduklarını, dolayısıyla hukuk yollarının sonuçsuz kaldığını, gerçekzararlarının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olmasına rağmen bunların gözönünde bulundurulmadığını, bu şekilde mülkiyethaklarından yoksun kaldıklarını, manevi tazminat taleplerinin reddedildiğini,yargılama süreçlerinin uzun sürdüğünü belirterek Anayasa’nın 20., 35., 36. ve40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş; maddi vemanevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
26. Başvuruformları ve ekleriincelendiğinde başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazminiamacıyla açtıkları davaların reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 20., 35., 36.ve 40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklaraltında incelenmiştir:
1. Özel Hayatın Gizliliğiİlkesinin İhlal Edildiğine ve Manevi Tazminat Talebinin Reddedilmesi NedeniyleAdil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucular, Tunceli ili Ovacık ilçesi Karataş köyündeikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerlerini terk etmekzorunda kaldıklarını belirterek kendi iradeleri dışında yerleşim yerleriniterke mecbur kalmaları nedeniyle Anayasa’nın 20. maddesinde tanımlanan özelhayatın gizliliği ilkesinin 5233 sayılı Kanun kapsamında manevi tazminatın yeralmaması nedeniyle taleplerinin reddedildiğini, manevi tazminat taleplerininreddedilmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiaetmişlerdir.
28. Bakanlığın başvurulara ilişkin görüş yazısı şu şekildedir:
"...terör olayları nedeniyle köyünü terketmek zorunda kalan kişilerin duydukları elem, ızdırapnedeniyle idari yargıda manevi tazminat davası açmalarının mümkün olduğu vemahkemece bu talebin idare hukukunun genel hükümlerine göre değerlendirilmesigerektiği düşünülmektedir. Mahkemece davanın süresinde açılıp açılmadığı hususudeğerlendirilirken sonra manevi tazminata hak kazanılıp kazanılmadığıtartışılmalıdır ...
...somut olaylarda, idari işlemlerin iptaliistemiyle açılan davalar Mahkemelerce reddedilmiş olup, ... başvuruculartemyizve karar düzeltme dilekçelerinde manevi tazminat taleplerine ilişkin hususları açıkçaileri sürmemişlerdir. "
29. Bakanlığın görüşüne karşı başvurucuların karşı beyanı şuşekildedir:
"... Başvurucular bu saptamayayargılamalar sırasında hakkın açıkça ileri sürülmesini değil, en azından özünüortaya koyar şekilde ileri sürülmüş olmasını yeterli görmüştür. Öte yandanDanıştay'daki temyiz ve karar düzeltme aşamalarında Yüksek Mahkeme taraflarınileri sürdüğü temyiz sebepleri ile bağlı olmadığını, kendisinin incelemesisırasında gördüğü temyiz sebeplerinin bulunması halinde resen incelemeyapmasının mümkün olduğuna da dikkati çekmek istemektedir. Bu yönüyle AdaletBakanlığının görüşlerinin dikkate alınmaması gerektiği düşüncesindeyiz..."
30. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır."
31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal içinkanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
32. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem içinidari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.
33. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınuyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortayaçıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerinebaşvurulmalıdır.
34. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte birkanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının önceliklegenel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulmasıesastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağandenetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §18).
35. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sistemindedüzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarıncabaşvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle vesüresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bukonuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynızamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermişolması gerekir (Bayram Gök, §19).
36. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarakolağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialarAnayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemeleresunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, § 20).
37. Başvuru konusu olayda başvurucuların Tunceli Valiliğineverdiği başvuru dilekçesi, dava dilekçesi ve temyiz talebi incelendiğindebaşvurucuların talep ve davalarının reddedilmesi neticesinde köyü terk etmeyemecbur kalmaları nedeniyle özel hayatın gizliliği ilkesinin, manevi tazminatailişkin taleplerinin reddi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlaledildiğine ilişkin herhangi bir iddia ileri sürmedikleri, temyiz ve karardüzeltme aşamasında ileri sürdükleri teleplerin sulhname dışında kalan mal varlığı zararlarına ilişkinolduğu görüldüğünden anılan iddiaların Anayasa Mahkemesince incelenmesibireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği mümkün değildir.
38. Açıklanan nedenlerle anılan ihlal iddialarının başvuruyolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığıanlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
39. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduklarıbaşvuruların kısmen kabul edildiğini, kısmen reddedildiğini, zararlarının kabuledilen kısmı için idare ile sulhname imzalanmaklabirlikte kabul edilmeyen kısım için iptal ve tam yargı davası açtıklarını,gerçek zararının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olduğundan sulhnamenin kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlıolduğunu, dolayısıyla kabul edilmeyen kısım olan hayvanlarının getirikayıplarının hesap dışı bırakılmasından kaynaklanan dava açma haklarının saklıbulunduğunu fakat açtıkları davaların reddedildiğini, eksik tazmin nedeniylemülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
40. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda idare ile sulhname imzalanması nedeniyle bakiye zarar iddiasınailişkin davanın reddedilmesi daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve AnayasaMahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda idari ve yargısal süreci müteakipihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesini temin eden etkili birgiderim yolu bulunduğundan hareketle başvurucunun mağdur sıfatının ortadankalkmış olması sebebine dayanılarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniylebaşvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§ 29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§45-58).
41. Somut başvurularda başvurucular, terör ve terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanmasıamacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafındanyapılan araştırma ve inceleme sonucunda başvurucuların malvarlıklarına ulaşamamamaları nedeniyle tespit edilen zararları öngörülenbirim fiyatlara tabi tutularak her başvurucu için yaklaşık olarak 30.000 TL’liktazminat miktarı belirlenmiş ve başvurucu vekiline kararlaştırılan tazminatmiktarlarını içerir sulhname örneği ile birliktesulha davet yazısı gönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucular tarafından kabuledilmiştir.
42. Başvurucuların eksik hesaplandığını beyan ettiği zararmiktarı dikkate alındığında başvurucuların idareyle anlaşma sağlayarak eklitablonun E satırında gösterilen tarihlerde sulhnameyiimzalayarak Komisyonun tespitine esas olan olay ile ilgili maddi mağduriyetiaçıkça orantısız olmayacak şekilde giderildiği sonucuna varılmıştır.Başvurucular, Komisyonun tespitinde belirlenen ve zararlarının tamamınıkarşıladığını beyan ettiği alacağını tümüyle davalı idareden tahsil ettiğindenmülkiyet hakkına ilişkin mağduriyetiekli tablonun Fsatırında gösterilen tarihlerde giderilmiş ve bu hak yönünden başvurucuarın mağdurluk statüsü de aynı tarihte sonaermiştir. Öte yandan başvurucular, 5233 sayılı Kanun ile oluşturulan iç hukukyolunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında (Akdıvar ve diğerleri/Türkiye [Giderim], B. No: 21893/93, 16/9/1996; Doğan ve diğerleri/Türkiye, B. No:8803-8811/02…, 13/7/2006) belirtilen nitelikleri taşımadığı veya Komisyontarafından ödenmesine karar verilen tazminat tutarlarının kendilerineödenmediği ya da eksik ödendiği yönünde bir iddiada da bulunmamışlardır.
43. Açıklanan nedenlerle başvurucuların mülkiyet hakkına yönelikşikâyet yönünden mağdurluk statüsünü kaybettiği anlaşıldığından başvurunundiğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla AdilOlmadığına İlişkin İddia
44. Başvurucular yaptıkları başvuruların kısmen Komisyonca kabuledilip kısmen reddedilmekle birlikte 5233 sayılı Kanun'un açık lafzına veamacına rağmen mağduriyetlerinin tamamen giderilmediğini, Kanun’un lafzına veamacına aykırı bir şekilde karar verildiğini, idari ve yargısal süreçneticesinde hayvanlarının getiri kayıplarından kaynaklanan zararlarının tazminedilmediğini belirterek yapılan yargılama ve verilen kararların adilolmadığından şikâyetçi olmuşlardır. Başvurucularınanılaniddialarının özünün Derece Mahkemelerince delillerin değerlendirilmesinde vehukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıylayargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
45. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında bireysel başvurulara ilişkinincelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabitutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında iseaçıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine kararverilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüzve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).
46. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası ve açık keyfîlik içermesi ve budurumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlaletmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,derecesi mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlikiçermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, § 26).
47. 5233 sayılı Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özelhukuk tüzel kişilerinin maddi zararlarının yargı yoluna gidilmesine gerekkalmaksızın idarece en kısa süre içinde ve tam olarak tespit edilerek sulh yoluylakarşılanmasını amaçlamakta olup belirtilen amaç doğrultusunda ilke veprosedürler öngörmektedir (Cahit Tekin,B. No: 2013/2744, 16/7/2014, § 82).
48. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun'un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derecemahkemelerine aittir. 5233 sayılı Kanun'un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak AnayasaMahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilenhususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması veuygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun bulunduğusonucuna varılmıştır (Sabri Çetin,B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 45-50). Bu konudaki takdir esasen derecemahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesi kararlarının bariz birtakdir hatası içermesi durumunda anayasal bir temel hak veya özgürlüğün ihlaledilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir değerlendirme yapılmasıgerekebilecektir (Mesude Yaşar,B. No: 2013/2738, 16/7/2014, § 93; CahitTekin, § 88).
49. Somut başvuruda başvurucular, terör ve terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanmasıamacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafındangerçekleştirilen araştırma ve inceleme sonucunda başvurucunun tespit edilenzararları öngörülen birim fiyatlarına tabi tutularak tazminat miktarıbelirlenmiş ve başvurucular vekiline, kararlaştırılan tazminat miktarını içerirsulhname örneği ile birlikte sulha davet yazısıgönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucular tarafından kabul edilmiştir.
50. Başvurucular tarafından açılan davalarda Mahkemelerce 5233sayılı Kanun'un amacı, gerekçesi ve 5233 sayılı Kanun'un 12. maddesinin metnibirlikte değerlendirilmesinden sulhnameninimzalanmasından sonra dava açılmasına hukuki olanak bulunmadığı, olaylardadavacılar vekili ile davalı idare arasındaimzalanan sulhname ile davacıların uğradıklarızararlar tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın ortadan kalktığı, taraflarıbağlayıcı nitelik taşıyan ve imzalama aşamasında davacılar/davacılar vekilininiradesini fesada uğratan herhangi bir hususun bulunmadığı, sulhnamesonucu uyuşmazlığın tekrar yargıya taşınmasının mümkün olmadığı sonucunavarılarak davalarının reddine karar verilmiştir (bkz. § 14).
51. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlikde içermediği anlaşıldığından başvuruların bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Danıştay Onuncu Dairesi İçtihadına AykırıKarar Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia
52. Başvurucular, Komisyon kararlarında karşılanmaması nedeniylesulhname kapsamına dâhil olmayan zarar kalemleri içinaçtıkları iptal davalarında Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli veE.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararında da belirtildiği gibi bakiye zararlarailişkin dava hakkı saklı olduğundan bu zararlarının tazmin edilmesi yönündehüküm kurulması gerekirken davalarının reddine hükmedildiğini, bu hâliyleverilen kararın hukuka aykırı olduğunu ve adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
53. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargıorganlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarakda iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkanve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının daunsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklaraAnayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
54. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukukgüvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 veE.2012/50, K.2012/128,20/9/2012). AİHM de benzer biçimde adil yargılanmahakkının, hukuk devletinin Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunubelirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini beyanetmektedir. Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilikveya güvenlik ilkesi ise hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekteve kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan mahkemekararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarak yargısal birbelirsizliğe yol açabilir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B.No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).
55. Bununla birlikte farklı kararların aynı mahkemeden çıkmışolması tek başına, adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyecektir(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Pinto/Portekiz, B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya,B. No: 21911/03, 24/3/2009, § 29; Remuszko/Polonya,B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92). Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimaliYargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi çeşitli yüksekmahkemelerden oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabuledilmelidir (Türkan Bal, B. No:2013/6932, 6/1/2015, § 53).
56. Yüksek mahkemelerin ya da nihai merci olarak bir uyuşmazlığıçözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarında, davalarıniçeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde ise hareketnoktası, derece mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarından hangisinindoğru olduğunun ve tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesi olmayacaktır(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stefanica ve diğerleri/Romanya, B. No: 38155/02, 2/11/2010, § 34).Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi kararlarda yaşanan değişimin hukuki birbelirsizliğe yol açıp açmadığına ve başvurucu bakımından öngörülebilir olupolmadığına yönelik bir inceleme yapabilir (TürkanBal, § 58).
57. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini vemahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetleriniyansıtması yönüyle olumludur. Uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenenyüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici birgerekçe göstererek farklı sonuçlara ulaşmaları, hukuki belirlilik veöngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde, verilen kararların ihtimale dayalısonuçlar olmamasını ve birbirine zıt ilamların ortaya çıkmamasını gerektirir (Ramazan Acar, B. No: 2013/7939,15/12/2015, § 62).
58. Başvurucuların kendileriyle aynı statüde olan davacılarlehine hüküm kurulması hakkında dayandığı Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı ilamının incelenmesi neticesindefarklı İdare Mahkemesince yapılan yargılamada davanın reddi yönünde kurulanhükmün, davacının Komisyon tarafından reddedilen diğer istemine yönelik olarakdava açma hakkının saklı bulunduğunun kabulü gerektiğinden bahisle bozulmasınakarar verildiği anlaşılmaktadır.
59. Danıştay dava daireleri arasındaki iş bölümü kapsamında 5233sayılı Kanun’dan kaynaklanan davaları ve temyiz başvurularını inceleme göreviDanıştay Onuncu Dairesine ait iken Danıştay Genel Kurulunca alınan 25/4/2011tarihli E.2011/13, K.2011/13 sayılı kararla Danıştay Dairelerinin yeni işbölümü esasları belirlenmiş ve bu görev Danıştay OnbeşinciDairesine devredilmiştir. Aynı yıl Danıştay OnbeşinciDairesi içtihat değişikliğine giderek 5233 sayılı Kanun'un 12. maddesinin maddemetni ve gerekçesinden hareketle sulhname imzalanmasıile uyuşmazlığın ortadan kalktığından bahisle bakiye zararlar için davaaçılamayacağı şeklinde hüküm kurmuştur (RamazanAcar, § 64).
60. Başvuruya konu olaylarda başvurucuların Elazığİdare Mahkemelerinde açtıkları davalarda Mahkemelerin başvurucular ve idarearasında karşılıklı irade beyanlarıyla imzalanan sulhnameninvarlığından hareketle davaların reddi yönünde hüküm kurduğu, söz konusu kararınDanıştay tarafından anılan içtihat değişikliğinden sonraki bir tarih olan 2013yılında onandığı anlaşılmaktadır. Başvurucuların dosyaya çelişkili karar örneğiolarak beyan ettikleri kararın 2011 yılındaki içtihat değişikliğinden önceDanıştay tarafından verilen karar olduğu görülmekle söz konusu kararlar ilebaşvurucuların açtıkları davada kurulan hüküm arasındaki farklılıklarınDanıştay Onbeşinci Dairesinin içtihat değişikliğindenkaynaklandığı anlaşılmaktadır.
61. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargıkararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununlabirlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazıhâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağıaçıktır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Zielinski ve Pradal ve Gonzalezve diğerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94…, 28/10/1999, § 59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti(k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008).
62. Yazılı hukuk sistemine tabi ülkelerde içtihat değişmez birolgu olmadığından mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdiryetkisi kapsamında kalmaktadır. Böyle bir değişiklik özü itibarıyla öncekiçözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelmektedir (S.S. Balıklıçeşme Beldesi Tarım KalkınmaKooperatifi ve diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05…, 30/11/2010, §28). Ancak aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulmasıhâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesigerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stoilkovska/Makedonya Eski YugoslavCumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).
63. Elazığ İdare Mahkemeleri veDanıştay kararlarının, Danıştay Onuncu Dairesinin daha önceki kararından farklıbir sonuca neden ulaşıldığı hakkında başvurucular ve üçüncü kişiler tarafındanobjektif olarak anlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçeyi içerdiğideğerlendirilmektedir. 2004 yılında kabul edilip aynı yıl yürürlüğe giren 5233sayılı Kanun kapsamında öngörülen idari süreç akabinde uyuşmazlıkların yargıyataşınması ile yeni usul ve sulhname imzalanmasıişlemi hakkında içtihatların müstakar hâle gelmesi için belli bir zamanaihtiyaç duyulması da nazara alındığında, yeterli gerekçeyle desteklenen içtihatdeğişikliği sonrasında içtihattan sapma olmadığı gibi başvurucunun bu yönde biriddiası da mevcut değildir. Kaldı ki başvurucuların, Danıştay Onbeşinci Dairesinin içtihat değişikliği yaptığı tarihtensonraki bir tarihte sulhnamede ödenmesine kararverilen miktarı tahsil ettiği ve akabinde dava açtıkları dikkate alındığındabaşvurucuların dayanak gösterdiği karar hakkındaki iddiaları temelsiz kalmaktadır.
64. Aynı hukuki metne ilişkin olarak aynı derecedeki bağımsızyargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat farklılıkları ile temyizmercilerinin uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleriarasındaki yorum farklılıkları, tek başına adil yargılanma hakkının ihlaliniteliğinde kabul edilemeyeceği gibi (AhmetSağlam, B. No: 2013/3351, 17/9/2013, § 45) Mahkemelerce hukukkurallarının yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesinde farklılıklarmeydana gelmesi ya da önceki çözümün tatminkâr bulunmaması, yeni kabul edilmişbir yasanın yorumlanmasında içtihadın müstakar olması için belli bir zamanaihtiyaç duyulması gibi çeşitli nedenlerle içtihat değişikliğine gidilmesi detek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez.
65. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararınınbariz takdir hatası veya açık keyfîlik de içermediğianlaşıldığından başvuruların bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
5. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
66. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülengiderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürünün makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
67. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, §§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B. No: 2013/3008,6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen,B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; CelalDemir, §§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının dahauzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek birkusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).
68. Somut davalara bir bütün olarak bakıldığında Komisyonabaşvuru tarihleri (bkz. ekli tablonun C satırı)ile nihai karar tarihleri (bkz.ekli tablonun I satırı) arasında geçen ve ekli tablonun İ satırında her birbaşvuru için ayrı ayrı toplam süreleri belirtilen yargılama sürelerindeuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden ve başvurular açısından farklı karar verilmesini gerektiren biryön de bulunmadığından yargılama sürelerinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
69. Açıklanan nedenlerle başvurucuların makul sürede yargılanmahaklarına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından,başvuruların bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Özel hayatın gizliliği ilkesinin ihlal edildiğine vemanevi tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizliknedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
3. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Danıştay Onuncu Dairesi içtihadına aykırı karar verilmesinedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sıra
1
2
3
4
5
6
7
A
Başvuru
Numarası
2013/6201
2013/6202
2013/6203
2013/6204
2013/6205
2013/6206
2013/7454
B
Başvurucu
ve
T.C.
Kimlik No
Selvi
Ağgül
İbrahim
Ağgül
Ali
Doru
Keziban
Bozooğlu
Kenan
Ağgül
Teslim
Kırmızıtaş
Erdoğan
Güngör
C
Komisyona Başvuru Tarihi ve Dosya Kayıt Numarası
11/4/2006
14. 963
11/4/2006
14. 977
5/5/2006
15. 741
11/4/2006
15. 044
11/4/2006
15. 050
11/4/2006
14. 972
11/4/2006
14. 924
D
Komisyon Karar Tarihi ve Numarası
26/10/2010
2010/1-5778
26/10/2010
2010/1-5749
15/2/2011
2011/1-6273
18/3/2011
2011/1-6439
26/10/2010
2010/1-5750
26/10/2010
2010/1-5748
22/3/2011
2011/1-6468
E
Sulhname imzalanma tarihi
22/2/2011
22/2/2011
25/5/2011
25/5/2011
22/2/2011
22/2/2011
5/5/2011
F
Paranın hesaba yatırıldığı tarih
26/5/2011
26/5/2011
24/10/2011
24/10/2011
26/5/2011
26/5/2011
25/7/2011
G
Yerel Mahkeme
Karar Tarihi
16/5/2012
16/5/2012
17/4/2012
18/4/2012
26/4/2012
18/4/2012
16/5/2012
H
Temyiz
Yolu Karar Tarihi
21/11/2012
21/11/2012
21/11/2012
21/11/2012
21/11/2012
21/11/2012
21/11/2012
I
Karar Düzeltme Yolu Karar Tarihi
5/6/2013
5/6/2013
5/6/2013
5/6/2013
5/6/2013
5/6/2013
5/6/2013
İ
İdari ve Yargısal
Süreçte Geçen Toplam Süre
7 yıl
1 ay
7 yıl
1 ay
7 yıl
1 ay
7 yıl
1 ay
7 yıl
1 ay
7 yıl
1 ay
7 yıl
1 ay
Sıra
8
9
10
11
12
13
14
A
Başvuru
Numarası
2013/7567
2013/7699
2013/7700
2013/7701
2013/7739
2014/1717
2014/1718
B
Başvurucu
ve
T.C.
Kimlik No
Metin
Bozooğlu
Abbas
Ağgül
Emir Ali
Bozooğlu
Rıza
Bozooğlu
Hamu
Elmas
Ahmet
Elmas
Zabit
Kul
C
Komisyona Başvuru Tarihi ve Dosya Kayıt Numarası
11/4/2006
15. 045
8/5/2006
15. 809
11/4/2006
15. 040
13/7/2006
15. 047
14/4/2006
15. 127
11/4/2006
15. 003
11/4/2006
15. 052
D
Komisyon Karar Tarihi ve Numarası
14/12/2010
2010/1-6019
26/10/2010
2010/1-5775
14/12/2010
2010/1-6011
14/12/2010
2010/1-5993
26/10/2010
2010/1-5701
10/5/2011
2011/1-6600
18/3/2011
2011/1-6432
E
Sulhname imzalanma tarihi
23/3/2011
24/3/2011
7/3/2011
14/4/2011
14/4/2011
17/6/2011
14/4/2011
F
Paranın hesaba yatırıldığı tarih
25/7/2011
25/7/2011
25/7/2011
25/7/2011
25/7/2011
24/10/2011
25/7/2011
G
Yerel Mahkeme
Karar Tarihi
18/4/2012
26/4/2012
26/4/2012
26/4/2012
16/5/2012
26/4/2012
26/4/2012
H
Temyiz
Yolu Karar Tarihi
21/11/2012
21/11/2012
21/11/2012
21/11/2012
21/11/2012
21/11/2012
21/11/2012
I
Karar Düzeltme Yolu Karar Tarihi
5/6/2013
20/6/2013
5/6/2013
5/6/2013
26/6/2013
26/9/2013
26/9/2013
İ
İdari ve Yargısal
Süreçte Geçen ToplamSüre
7 yıl
1 ay
7 yıl
1 ay
7 yıl
1 ay
6 yıl
10 ay
7 yıl
2 ay
7 yıl
5 ay
7 yıl
5 ay