TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ŞENEL TUT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1995)
Karar Tarihi: 10/12/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Gizem Ceren DEMİR KOŞAR
Başvurucu
:
Şenel TUT
Vekili
:
Av. Deniz AKA
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, iş kazasındandoğan zararın tazmini istemiyle 18/1/2005 tarihindeaçtığı davanın makul sürede tamamlanmadığını, Ordu İş Mahkemesince düşükhükmedilen manevi tazminatın ve fazla indirim yapılarak hükmedilen madditazminatın Yargıtay tarafından gerekçesiz ve benzer davalarda verilen diğerYargıtay kararlarına aykırı olarak onandığını belirterek adil yargılanma hakkıve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespiti ve tazminatisteminde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 12/3/2013tarihinde Ordu Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede belirlenen eksikliklertamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğininbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm BirinciKomisyonunca, 30/5/2013 tarihinde, kabul edilebilirlikincelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine kararverilmiştir.
4. Bölüm tarafından 18/6/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve dosyanın bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 23/8/2013 tarihli görüş yazısı 13/9/2013 tarihindebaşvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını23/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetleşöyledir:
7. Başvurucu, iş sözleşmesinebağlı olarak çöp toplama işinde çalışmakta iken 5/4/2000tarihinde geçirdiği iş kazası nedeni ile malul olduğunu belirterek, maddi vemanevi zararlarının tazmini ve diğer işçi alacaklarının tahsili istemiyle18/1/2005 tarihinde Ordu İş Mahkemesinde, Ordu Belediye Başkanlığı, Torunlarİnşaat Taah. Nakliyat Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ve Or-bel İnşaat Ticaret veSanayi A.Ş. aleyhine dava açmıştır.
8. Diğer işçi alacaklarınıntahsiline ilişkin davanın tefrik edildiği maddi ve manevi tazminat talebineilişkin dava, Ordu İş Mahkemesinin 14/4/2009 tarih veE.2005/17, K.2009/134 sayılı kararıyla, “Davacının[başvurucu], 5/4/2000 tarihindegeçirdiği iş kazası sonucu %12,1 derecesinde maluliyet yaşadığı, olaydadavacının %25, davalı belediyenin %25, davalı Torunlar İnşaat şirketinin %50oranında kusurlu oldukları, davalı Orbel İnşaatşirketinin sorumluluğunun bulunmadığı, davacının kusur tenzili maddi zararının20.591,37 TL olduğu, bundan 22/4/1926 tarih ve 818 sayılı [mülga] Borçlar Kanunu’nun 44. maddesi uyarınca %35hakkaniyet indirimi sonucu 13.384,39 TL olacağı, bu miktardan en son peşinsermaye değeri olan 12.161,56 TL’nin düşülmesi sonucu talep edebileceği maddizararının 1.222,83 TL olacağı, olayın oluş şekli, maluliyet oranı ve kusurdurumu dikkate alındığında manevi tazminat talebinin kısmen kabulü gerekeceği…”belirtilerek davanın kısmen kabulüne, 1.222,83 TL maddi tazminatalacağının ve 500,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecekyasal faizi ile birlikte başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir.
9. Taraflar tarafından temyizedilen karar, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 8/11/2010tarih ve E.2009/10925, K.2010/10997 sayılı ilamıyla, “manevi tazminat tutarını belirleme görevi hâkimintakdirine bırakılmış olmakla birlikte hâkimin bu hakkını kullanırken olaya özgübazı unsurları göz önünde bulundurması gerektiği, belirlenecek tazminatmiktarının caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği göz önündebulundurulduğunda hükmedilen tazminat miktarının çok az olduğu, zararıntazmininin borçluları zor durumda bırakmayacağının anlaşılması nedeniyle 818sayılı [mülga] Kanun’un 44.maddesinin ikinci fıkrasının uygulanma koşullarının bulunmadığı gözetilmeksizinhakkaniyet indirimi yapılmasının isabetsiz olduğu, hakkaniyet indirimiuygulanmasına ilişkin kabule göre ise, tazminat miktarının belirlenmesindemaluliyet oranı, kusur oranı, Sosyal Sigortalar tarafından bağlanan peşinsermaye değerinin ve diğer yasal indirimlerin yapılmasından sonra tazminatmiktarının belirlenmesi gerekirken, önce hakkaniyet indirimi yapılıp daha sonrapeşin sermaye değeri indirimi yapılmasının hatalı olduğu” gerekçesiylebozulmuştur.
10. Ordu İş Mahkemesi bozmakararına uyarak verdiği 24/3/2011 tarih ve E.2011/10,K.2011/98 sayılı kararıyla, “davacının [başvurucu] 5/4/2000 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu %12,1derecesinde maluliyet yaşadığı, olayda davacının %25, davalı belediyenin %25,davalı Torunlar İnşaat şirketinin %50 oranında kusurlu oldukları, davalı Orbel İnşaat şirketinin sorumluluğunun bulunmadığı,davacının kusur tenzili maddi zararının 20.591,37 TL olduğu, bu miktardan enson Peşin Sermaye Değeri olan 12.161,56 TL’nin düşülmesi sonucu talepedebileceği maddi zararının 8.429,81 TL olacağı, manevi tazminat talebinin iseolay nedeni ile uğranılan zarar sonucu duyulan acı ve üzüntünün kısmen de olsagiderilmesi amacına yönelik olup, haksız zenginleşmeye neden olmayacakhakkaniyete uygun bir miktarda takdir edilmesi gerektiği, olayın oluş şekli, müterafik kusur oranları, davacının duyduğu elem ve ızdırabın derecesi, tarafların sosyal ve ekonomik durumu,hak ve adalet kurallarına göre 5.000,00 TL manevi tazminata hak kazandığı” gerekçesiyledavanın kısmen kabulüne hükmetmiştir.
11. Davalılar tarafındantümüyle, davacı (başvurucu) tarafından ise yalnızca manevi tazminat miktarı vetazminat miktarlarının davalıların kusurları oranında tahsiline hükmedilmesiyönünden temyiz edilen karar, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin, 26/11/2012 tarihve E.2011/10269, K.2012/21230 sayılı ilâmıyla, “dosyadakiyazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre…, davalıların tüm, davacının ise tazminatın tahsilineilişkin itirazı dışındaki temyiz itirazlarının reddine” şeklindekigerekçe ile tazminat miktarının davalılardan müştereken tahsili yerinekusurları oranında tahsiline hükmedilmesinin yerinde olmadığı belirtilerekdüzeltilerek onanmıştır.
12. Onama kararı başvurucuya 13/2/2013 tarihinde Mahkeme kaleminde tebliğ edilmiştir.
13. Başvurucu, 12/3/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
14. Bkz. B.No:2013/6792, 18/6/2014, §§ 16-20.
15. 818 sayılı mülga Kanun’un47. maddesi şöyledir:
“Hâkim, hususi halleri nazara alarak cismani,zarara duçar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevizarar namiyle adalete muvafık tazminat verilmesinekarar verebilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
16. Mahkemenin 10/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun12/3/2013 tarih ve 2013/1995 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
17. Başvurucu, iş kazasından doğan zararın tazmini istemiyle 18/1/2005tarihinde açtığı davanın makul sürede tamamlanmadığını, Ordu İş Mahkemesincedüşük hükmedilen manevi tazminatın ve fazla indirim yapılarak hükmedilen madditazminatın Yargıtay tarafından gerekçesiz ve benzer davalarda verilen diğerYargıtay kararlarına aykırı olarak onandığını belirterek adil yargılanma hakkıve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Maddi Tazminat Miktarına İlişkin İhlalİddiası
18. Başvurucu, iş kazasından doğan zararın tazmini istemlidavasının temyiz incelemesinde olduğu sırada 11/1/2011tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiğini, söz konusuKanun’un 55. maddesi gereği, bedensel zararlara ilişkin tazminat miktarıbelirlenirken Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından ödenen gelirlerin ilkpeşin sermaye değerinin rücu edilebilen kısmının hesaplanarak zarar tutarındanindirilmesi gerektiğini, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin bu hükmü dikkatealmaksızın onama kararı verdiğini, benzer davalarda söz konusu hükümuygulanarak kararların bozulduğunu, bu nedenle adil yargılanma hakkının veeşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
19. Başvurucu, benzer davalardaYargıtay’ın bozma kararı vermesine rağmen, kendi davasında onama kararıvermesinin eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüşse de başvurucununanılan ihlal iddiası da adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamındadeğerlendirilmiştir.
20. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, başvurucunun iddialarının kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlara yönelik olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
21. Başvurucu Adalet Bakanlığı görüş yazısına karşıbeyanında, başvuruya konu davanın temyiz incelemesinde olduğu sırada 6098sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiğini ve Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin bu hükmüesas alarak bozma kararları verdiğini, kendi davasında ise bu hususu gözdenkaçırdığını belirtmiştir.
22. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“…Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
23. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
24. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup buyola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır.
25. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.
26. Bireysel başvurunun ikincilniteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğiiddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüneuygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bumercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek içingerekli özeni göstermiş olması gerekir (B. No: 2012/946, 26/3/2013,§ 19).
27. Bireyselbaşvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde ileri sürülmeyen iddialar AnayasaMahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayanyeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (B. No:2012/946, 26/3/2013, § 20).
28. 6100 sayılı Kanun'un 26.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Hâkim, tarafların talep sonuçlarıylabağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talepsonucundan daha azına karar verebilir.”
29. Somut olayda başvurucu, Ordu İş Mahkemesinin 14/4/2009 tarihli kararına karşı verdiği 29/4/2009 tarihlitemyiz dilekçesinde ve Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 8/11/2010 tarihli bozmailamından sonra verdiği 7/2/2011 tarihli bozma ilamına karşı beyan dilekçesindeMahkeme tarafından hükmedilmesi gereken maddi tazminat miktarının 8.429,81 TLolduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu, Ordu İş Mahkemesinin 24/3/2011 tarihli kararıyla 8.429,81 TL maddi tazminatahükmetmesinin ardından verdiği 18/4/2011 tarihli temyiz dilekçesinde dehükmedilen maddi tazminat miktarına dair bir itiraz ortaya koymamıştır. Sonuçolarak, başvurucunun kendi davasına uygulanmadığını ileri sürdüğü düzenlemeninuygulanmasının maddi tazminat miktarının hesaplanmasına ilişkin olduğu vebaşvurucunun maddi tazminat miktarına ilişkin bir uyuşmazlığı temyiz aşamasınataşımadığı anlaşılmaktadır.
30. Açıklanan nedenlerle, hukuk sisteminde düzenlenen başvuruyolları usulüne uygun olarak tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlaledildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından,başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin “başvuru yollarınıntüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Manevi Tazminat Miktarına İlişkin İhlalİddiası
31. Başvurucu, iş kazasındandoğan zararın tazmini istemli davasının yargılaması sonucunda hükmedilen manevitazminat miktarının düşük olduğunu, Yargıtay’ın benzer davalarda tazminatı azbularak bozma kararları vermesine rağmen bu kararı onamasının çelişkioluşturduğunu belirterek, adil yargılanma hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
32. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, başvurucunun taleplerinin Derece Mahkemeleri tarafından incelenerekdavanın kısmen kabulüne karar verildiği, bu durumda başvurucunun iddialarınınkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara yönelik olup olmadığınındeğerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
33. Başvurucu Adalet Bakanlığıgörüşüne karşı beyanında, başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrar etmiştir.
34. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda,kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
35. 6216sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğinekarar verebilir.”
36. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
37. Anılan kurallar uyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilikiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkçaAnayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 26).
38. Başvuru konusu olaydaMahkemece, başvurucunun iddiaları ve tüm deliller birlikte incelenmiş,Yargıtay’ın 8/11/2010 tarihli bozma kararı dadeğerlendirilerek (bkz. § 9), manevi tazminat talebinin olay nedeni ileuğranılan zarar sonucu duyulan acı ve üzüntünün kısmen de olsa giderilmesiamacına yönelik olduğu ve manevi tazminatın haksız zenginleşmeye nedenolmayacak hakkaniyete uygun bir miktarda takdir edilmesi gerektiği göz önündebulundurularak, olayın oluş şekline, müterafik kusuroranlarına, başvurucunun duyduğu elem ve ızdırabınderecesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna, hak ve adalet kurallarınagöre, 5.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Yargıtay tarafından,Mahkemece verilen karar, manevi tazminat miktarı yönünden usul ve yasaya uygunbulunarak başvurucunun bu yöndeki temyiz itirazları reddedilerek onanmıştır.
39. Mahkemenin gerekçesi vebaşvurucunun iddiaları incelendiğinde, sonuç olarak iddiaların özünün DereceMahkemeleri tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır.
40. Başvurucu, yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşıtarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıbulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınındinlenmediğine ilişkin bir iddia, bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi, DereceMahkemesi kararlarında bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik oluşturanherhangi bir durum da tespit edilememiştir.
41. Başvurucu ayrıca, benzerdavalarda Yargıtay’ın bozma kararı vermesine rağmen, kendi davasında onamakararı vermesinin eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucununanılan ihlal iddiası da adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamındadeğerlendirilmiştir.
42. Aynı hukuki metne ilişkinolarak, aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum ve içtihatfarklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabuledilemeyeceği gibi, temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olaraktarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başınaadil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2013/3351, 17/9/2013, § 45). Ayrıca, manevi tazminat miktarı herdavanın somut gereklilikleriyle yakından ilişkili olup, olayın oluş şekli,kusur oranları, davacının duyduğu elem ve ızdırabınderecesi, tarafların sosyal ve ekonomik durumu gibi birçok değişkene sahiptir.Bu durumda benzer davalarda manevi tazminat miktarlarına ilişkin farklısonuçlar ortaya çıkabileceği hususu dikkate alınmalıdır.
43. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik deiçermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
c. Yargıtay Kararının Gerekçesiz Olduğu İddiası
44. Başvurucu, temyiz incelemesisonucu verilen kararın gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.
45. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, temyiz mahkemesinin İlk Derece Mahkemesi kararının hukuka uygunolduğunu belirtmesinin yeterli olduğu, ayrıca bir gerekçe yazılmasına gerekbulunmadığı, somut olayda Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin İlk Derece Mahkemesikararını, “davacının aşağıdaki bendinkapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine” şeklindekiifade ile düzelterek onadığı belirtilmiştir.
46. Başvurucu Adalet Bakanlığıgörüşüne karşı beyanında, başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrar etmiştir.
47. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğinekarar verebilir.”
48. Anayasa’nın 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeliolarak yazılır.”
49. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarakbaşvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanmahakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hakve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasınısağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütünmahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesindegözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
50. Temyiz merciinin yargılamayıyapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyikullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemliolan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurlarıincelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya dabozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013,§ 57).
51. Başvuru konusu olayda, Orduİş Mahkemesinin kararı Yargıtay tarafından, tazminat miktarının davalılardanmüştereken tahsili gerekirken kusurları oranında tahsiline hükmedilmesininyerinde olmadığı belirtilerek düzeltilerek onanmış, diğer temyiz itirazları isedosyadaki yazılara, dayanılan delillere ve kanuni nedenlere dayalı olarakreddedilmiştir (bkz. § 11). Dolayısıyla Yargıtay kararının gerekçesizolduğundan söz edilemez.
52. Açıklanan nedenlerle,gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan,başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası
53. Başvuru formu ile eklerininincelenmesi sonucunda, başvurucunun yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetininaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bukısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
54. Başvurucu, 18/1/2005 tarihinde açtığı davanın makul süredetamamlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
55. Adalet Bakanlığı görüşyazısında; başvuruya konu yargılama sürecinin, tanıkların dinlenmesi,delillerin toplanması, keşif ve bilirkişi süreçlerinin tamamlanması için geçensüreler ve dosyanın iki kez temyiz incelemesi için Yargıtay önüne gitmesisebepleriyle yaklaşık yedi yılda tamamlandığını, makul süre değerlendirmesindetakdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğunu belirtmiştir.
56. Başvurucu Adalet Bakanlığıgörüşüne karşı beyanında, davanın karmaşık nitelik taşımadığı, yargılamayıuzatmaya yönelik usuli işleminin bulunmadığı,yargılama sürecinin uzamasında ilgili kamu kurumları ve Mahkemenin kusurubulunduğu hususlarını ifade etmiştir.
57. Anayasa ve Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hakihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesimümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18),Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortayaçıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının daunsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§38–39).
58. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
59. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, iş kazasından doğan zararın karşılanması istemine ilişkin bir davanınsöz konusu olduğu görülmekle, 5521 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yeralan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hakve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 49).
60. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 18/1/2005 tarihidir.
61. Sürenin bitiş tarihi iseyargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 52). Somut yargılama faaliyetiaçısından sürenin bitiş tarihinin, Orduİş Mahkemesi kararının Yargıtay tarafından düzeltilerek onandığı 26/11/2012 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.
62. Makul sürede yargılanmahakkına ilişkin olarak yapılan değerlendirmede önemli bir ölçüt olanbaşvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği kriteri çerçevesinde, gerek bireylerin ekonomik geleceğigerek çalışma barışı açısından arz ettiği önem nazara alındığında, işuyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda yargı organlarının özel biritina göstermesi gerekmektedir. Bu nedenle kanun koyucu iş hukukunun çalışanıkoruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genelmahkemelerin dışında, sözlü yargılama usulüne tabi özel bir iş yargılamasısistemi ihdas ederek iş davalarının, konunun uzmanı mahkemelerce, mümkünolduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır (B.No: 2013/772, 7/11/2013, § 59).
63. 6100 sayılı Kanun’un 447.maddesiyle, daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seriyargılama usulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına dauygulanmak üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Basit yargılama usulüyazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa birincelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecekdava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür (B. No: 2013/772, 7/11/2013, §§ 64-65).
64. Başvuruya konu yargılamasüreci incelendiğinde, dosyanın iki kez temyiz incelemesi için Yargıtay önünegittiği, İlk Derece Mahkemesi önündeki toplam yargılama süresinin yaklaşık dörtyıl sekiz ay olduğu, yaklaşık üç yıl üç aylık bir sürenin de Yargıtay önündegeçtiği anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesi önündeki yargılama süresininbüyük oranda delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi, keşif ve bilirkişiincelemelerinin tamamlanması aşamalarında geçtiği anlaşılmaktadır. İşilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıkların niteliği, başvurucu açısından taşıdığıdeğer ve başvurucunun davadaki menfaati de dikkate alındığında sonuç olarakyargılamanın, makul görülemeyecek derecede uzun bir süre olan yedi yıl on aysekiz günde tamamlandığı görülmektedir.
65. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin iş mahkemesi önünde sürdüğügörülmekle, 5521 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile medeni hak veyükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri içingeçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılıKanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve 5521 sayılıKanun’da yer alan özel usul hükümleri ile 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin,uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğuanlaşılmaktadır (§ 14).
66. İş kazası nedeniyle doğanzararın tazmini istemiyle açılan ve 5521 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılamausullerine tabi mahkemeler önünde görülen yargılamaların makul süredetamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış veAnayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmeteden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2013/4701, 23/1/2014,§§ 35-51).
67. Başvuruya konu yargılamasürecinin değerlendirilmesi neticesinde, hukuki meselenin çözümündeki güçlük,maddi olayların niteliği, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, tarafsayısı gibi kriterler dikkate alındığında davanınkarmaşık nitelik taşımadığı, başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ya da usuli haklarını kullanırken özensiz davranarak yargılamanınuzamasına önemli ölçüde sebep olmadığı da dikkate alınarak, somut başvuruaçısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve sözkonusu yedi yıl on ay sekiz günlük yargılama sürecinde makul olmayan birgecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
68. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
69. Başvurucu, adil yargılanmahakkının ihlali nedeniyle başvurutarihinden itibaren işleyecekyasal faiz ile birlikte 46.778,94 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatahükmedilmesini talep etmiştir.
70. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
71. Başvurucunun tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin yedi yıl on ay sekiz günlük yargılama süresi nazaraalındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlaltespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında, başvurucuya net7.600,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
72. Başvurucu tarafından madditazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddiaedilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
73. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Madditazminat miktarına ilişkin ihlal iddialarının “başvuruyollarının tüketilmemesi”,
2. Manevitazminat miktarına ilişkin ihlal iddialarının “açıkçadayanaktan yoksun olması”,
3.Yargıtay kararının gerekçesiz olduğu yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Yargılamasüresinin makul olmadığı yönündeki iddiasının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 7.600,00 TL maneviTAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucununtazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
10/12/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.