TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ŞENER BERÇİN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5516)
Karar Tarihi: 22/1/2015
R.G. Tarih- Sayı: 10/6/2015-29382
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Bahadır YALÇINÖZ
Başvurucu
:
Şener BERÇİN
Vekili
:
Av. Kerami GÜRBÜZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucu, sahibi olduğu aracın müsaderesine kararverilmesi ve açtığı tazminat davasının süreaşımı yönünden reddedilmesinedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet ve 36. maddesindetanımlanan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi vemanevi tazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 18/7/2013 tarihinde Samsun 2. İdare Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyonasunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 9/1/2014 tarihindekabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 10/4/2014tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 16/6/2014 tarihli görüş yazısı24/6/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu Bakanlıkgörüşüne cevaplarını içeren dilekçesini 8/7/2014 tarihinde sunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucunun sahibi olduğu araca kaçak duruma düştüğügerekçesi ile 29/5/2007 tarihinde el konulmuştur.
8. Başvurucu hakkında kaçakçılık ve sahtecilik suçlamasıylayapılan kovuşturmada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 27/4/2009 tarih ve S.No: 2009/36 sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Karargerekçesi şöyledir:
“Yurt dışından A. A. L. adındaki şahıstarafından bir süre kullanılıp yurt dışına çıkarılmak üzere Türkiyeyegetirilen 1988 model 250 d tipli mercedes markaWDB1241251A557579 Şase numaralı aracın 11/07 /2001 tarihinde Kadıköy Trafik Mube Müdürlüğüne 34 NGT 63 plakaya B. O. adına kaydedildiği,bu aracın Bodrum noterliği tarafındandüzenlenen 07/08/2001 tarihli B.’nin A. B. adındakişahsa verdiği vekaletname gereğince A.’nın aracı ŞenerBERÇİN’e sattığı, aracın 06 RGE 27 plakayı aldığı vearacın Şener’de 29/05/2007 tarihinde yakalandığı, B. O. hakkında KarşıyakaCumhuriyet Savcılığında herhangi bir soruşturmanın bulunmadığı, bu eyleminmüstakil bir eylem olduğu, şüpheli B. O. suç tarihinden önce Antalya TrafikŞube Müdürlüğünde H. Y. adındaki şahsa kayıtlı 07 CSC 95 plakalı aracın kendiadına kayıtlıymış gibi sahte ruhsatname, sahte Trafik Şube Müdürlüğünün sakıncaolmadığına dair yazısı ile aracı Kadıköy Trafik Şube Müdürlüğüne kaydettirdiği,hemen akabinde A. B.’ye vekaletname vererek Şener BERÇİN’e sattırdığı, Şener’in de 14/08/2001 tarihinden berikullandığı, Şener BERÇİN’in A. B. aracılığıyla B. O.’dan aldığı aracın yasa dışı yollardan Türkiye’ye girdiğikonusunda bilgi sahibi olmadığı, kaçak olduğunu bildiği konusunda delilbulunmadığı, A. B.’nin da B. O. adına kayıtlı aracıŞener BERÇİN’e sattığı tarihten itibaren 5 yıllıkzamanaşımı süresinin geçtiği, B. O.’nuın sahtecilikeylemleri, suç tarihi itibariyle özel belgede sahtecilik suçu olup, 5 yıllıkzamanaşımına tabi olduğu, keza kaçakçılık suçuda 5yıllık zamanaşımına tabi olduğu, soruşturma kapsamından anlaşılmakla;
Şüpheli Şener BERÇİN hakkında satın alıpkullandığı aracın kaçak olduğunu bildiği konusunda dava açmaya yeterli delilelde edilemediği”
9. Aynı olay nedeniyle aracın müsadere edilmesi için açılandavada, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi 27/10/2009 tarih ve E.2009/697,K.2009/1131 sayılı kararı ile aracın müsaderesine karar vermiştir. Karargerekçesi şöyledir:
“…suça konu 1988 model, 250 D tipi60291210075494 motor WDB 1241251A557579 şasi noluMercedes marka otomobilin geçici olarak ülkeye getirildiği ve süresinde ülkedençıkarılmadığı için kaçak konumuna düştüğü, bu haldeki eşyanın tek başınabulundurulmasının dahi yasak olup müsaderesi gerekeceği yolunda mahkememizdevicdani kanaat oluşup, bunlara dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Nedenleri yukarıda açıklandığı üzere;
Suça konu ve kaçak olduğu anlaşılan 06 RGE 27plakalı aracın 5607 Sayılı Kanunun 13/1. maddesinin yollaması ile 5237 Sayılı TCK'nun 54/1-4 maddesi gereğince MÜSADERESİNE,…”
10. Yargıtay 7. Dairesi 4/2/2013 tarih ve E.2012/854,K.2013/4249 sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararını onamıştır.
11. Aracın müsadere edilmesine ilişkin İlk derece Mahkemekararı 8/2/2010 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu, trafik kayıtlarınagüvenerek aldığı aracın kaçak çıkması sonrası müsadere edilmesi nedeniyleuğradığı iddia edilen zararın tazmini istemiyle 26/3/2010 tarihinde İçişleriBakanlığına başvuruda bulunarak, tazminat talep etmiştir.
12. Başvurucu, talebinin idarece 10/5/2010 tarihli işlem ilereddi üzerine 27/5/2010 tarihinde Ankara 9. İdare Mahkemesinde dava açmıştır.
13. Ankara 9. İdare Mahkemesi 20/6/2011 tarih ve E.2010/858,K.2011/1385 sayılı kararı ile davanın süreaşımı nedeniyle reddine kararvermiştir. Karar gerekçesi şöyledir:
“Bilindiği üzere, öncesinde idari işlembulunan ve bu işlemin gereği olarak idare tarafından tesis edilen icrafaaliyetinden doğan zararlar nedeniyle açılacak tam yargı davalarında dava açmasüresi yukarıda aktarılan 2577 sayılı Kanunun 12. maddesi hükmü gereğince icratarihinden itibaren başlayacaktır.
Olayda, davacıya ait aracın geçici olarakyurda getirildiği, süresinde yurt dışına çıkarılmadığı için kaçak konumunadüştüğü ve sahte belgelere istinaden trafiğe tescil edildiğinin anlaşılmasıüzerine söz konusu araca el konulduğu anlaşıldığından, el koyma tarihi olan29.05.2007 tarihinden itibaren 60 günlük genel dava açma süresi içinde davaaçılması gerekirken bu süre geçirildikten çok sonra Ankara 1. Asliye CezaMahkemesince verilen 27.10.2009 tarih ve E:2009/697, K:2009/1131 sayılı aracınmüsadere edilmesine dair karar uyarınca yapılan 26.03.2010 tarihli başvurununreddi üzerine 27.05.2010 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmaktadır.”
14. Başvurucu kararı temyiz etmiş, Danıştay Sekizinci Dairesi6/2/2012 tarih ve E.2011/9038, K.2012/361 sayılı kararı ile ilk derecemahkemesi kararını onamıştır.
15. Başvurucunun karar düzeltme talebi de Danıştay Onbeşinci Dairesinin 18/4/2013 tarih ve E.2013/1754,K.2013/2856 sayılı kararı ile reddedilmiştir
16. Karar, başvurucuya 18/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiş,18/7/2013 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.
B. İlgili Hukuk
17. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun 7. maddesi şöyledir:
“1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrısüre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idaremahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.
2. Bu süreler;
a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildiriminyapıldığı,
…
Tarihi izleyen günden başlar. “
18. 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi şöyledir:
“1. İlgililer tarafından idari dava açılmadanönce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni birişlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan,idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olanidari dava açma süresini durdurur.
2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezseistek reddedilmiş sayılır.
3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmişsayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihinekadar geçmiş süre de hesaba katılır.”
19. 2577 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:
“İlgililer haklarını ihlal eden bir idariişlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergimahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargıdavalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanınkarara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarınabaşvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrasısebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içindetam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.”
20. 21/3/2007 tarih ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla MücadeleKanunu’nun 9. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kaçak eşya, her türlü silâh, mühimmat,patlayıcı ve uyuşturucu maddelerin bulunduğundan şüphe edilen her türlü kap,ambalaj veya taşımaya yarayan diğer araçlar ile kişilerin üzerlerinde yapılacakarama ve elkoymalar, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu uyarınca yerine getirilir.”
21. 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) numaralıfıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
“Bu Kanunda tanımlanan suçlarla ilgili olarak26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunununeşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümleri uygulanır.”
22. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun128. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Soruşturma veya kovuşturma konusu suçunişlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanankuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait;
a) Taşınmazlara,
b) Kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına,
c) Banka veya diğer malî kurumlardaki hertürlü hesaba,
d) Gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki hertürlü hak ve alacaklara,
e) Kıymetli evraka,
f) Ortağı bulunduğu şirketteki ortaklıkpaylarına,
g) Kiralık kasa mevcutlarına,
h) Diğer malvarlığı değerlerine,
Elkonulabilir. Somut olarak belirlenen Bu taşınmaz, hak,alacak ve diğer malvarlığı değerlerinin şüpheli veya sanıktan başka bir kişininzilyetliğinde bulunması halinde dahi, elkoyma işlemiyapılabilir.”
23. 5271 sayılı Kanun’un 256. maddesi şöyledir:
“(1) Müsadere kararı verilmesi gerekenhâllerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraberbir karar verilmemişse; karar verilmesi için, Cumhuriyet savcısı veya katılan,davayı görmeye yetkili mahkemeye başvurabilir.
(2) Kamu davası açılmış olup da iade edilmesigereken eşya veya malvarlığı değerleri ile ilgili olarak esasla birlikte birkarar verilmemiş olması durumunda, mahkemece re'senveya ilgililerin istemi üzerine bunların iadesine karar verilir.”
24. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 54.maddesinin (1) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:
“İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamakkoşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesinetahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçunişlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığıveya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.
…
Üretimi, bulundurulması, kullanılması,taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 22/1/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 18/7/2013 tarih ve 2013/5516 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu, sahibi olduğu araca el konulması ve akabindemüsaderesine karar verilmesi nedeniyle açtığı tazminat davasının süreaşımıyönünden reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, idare mahkemesi nezdindeaçtığı davada, dava açma süresinin el konulma tarihi değil müsadere kararınınverildiği tarihten başlatılması gerektiği halde bu hususta derecemahkemelerince yanlış niteleme yapıldığını, kanun yolu incelemesinde duruşmatalebinin karşılanmadığını ve kararların gerekçesiz olduğunu, davanın makulsürede sonuçlandırılmadığını belirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlananmülkiyet ve 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Başvurucu, trafik kayıtlarınagüvenerek aldığı aracın kaçak çıkması sonrası müsadere edilmesi nedeniyleuğradığını ileri sürdüğü zararının tazmini istemiyle açtığı davanın süre aşımıyönünden reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşise de bu iddia zararın tazmini istemiyle açılan davanın esası hakkındaverilecek kararın sonucuna bağlı olduğundan, başvurucunun mülkiyet hakkınınihlal edildiğine yönelik bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Diğertaraftan somut başvuruda adil yargılanma hakkı; kanun yolu incelemesindekararların gerekçesiz olması ve duruşma yapılmaması, mahkemeye erişim hakkı vedavanın makul sürede sonuçlandırılmaması alt başlıklarındadeğerlendirilecektir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Danıştay Kararlarının Gerekçesiz Olduğu veDuruşma Yapılmadığı İddiası
28. Başvurucu, temyiz ve karar düzeltme talepleri üzerineverilen Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğunu belirterek, Anayasa’nın 36.maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
29. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından birisi olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 26).
30. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerininayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerinonama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (bkz. García Ruiz/İspanya,B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26) başvurucuların dile getirmesine rağmen ilkderece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıile başvurucuların usuli haklarının ihlal edildiğineyönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması gerekçelikarar hakkının ihlali olarak görülebilir (B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 49).
31. Başvuru konusu olayda Danıştay, İlk Derece Mahkemesikararına atıf yaparak ve Mahkemenin gerekçesini aynen kabul ederek temyiztalebini reddetmiş ve kararı onamış, karar düzeltme nedenleri bulunmadığıgerekçesiyle de karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir. DolayısıylaDanıştay kararlarının gerekçesiz olduğundan da söz edilemez.
32. Başvurucu bunun yanında temyiz dilekçesinde duruşma talepetmesine karşın Danıştay tarafından duruşma yapılmaması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
33. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkının temel unsurlarından biri de Anayasa’nın 141. maddesindedüzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Yargılamanınaçıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarakyargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamadakeyfiliği önlemektir. Bu yönüyle hukuk devletinin en önemli gerçekleştirmearaçlarından birisini oluşturur. Ancak bu her türlü yargılamanın mutlakaduruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerineuyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazıyargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın kararabağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz (B. No: B. No: 2013/841,23/1/2014, § 107).
34. 2577 sayılı Kanun’un “Duruşma”başlıklı 17. maddesinde, temyiz ve itirazlarda duruşma yapılması taraflarınistemine ve Danıştay veya ilgili bölge idare mahkemesi kararına bağlı olduğu,bunun yanında Danıştay veya bölge idare mahkemesinin kendiliğinden de duruşmayapılmasına karar verebileceği düzenlenmiştir.
35. Bu bilgiler ışığında, yargılamanın evrak üzerindenyapılacağı kurala bağlanan ve temyiz aşamasında duruşma yapılması talebe veyaDanıştay Dairesinin takdirine bağlı kılınan idari yargılama sürecinde, temyizdilekçesi ve buna karşı sunulan savunma dilekçesinin yazılı olarak alındıktan vedava dosyası bir bütün olarak incelendikten sonra karara bağlanan temyizyargılamasının salt dosya üzerinden yapılması nedeniyle adil yargılanmahakkının ihlaline yol açtığı söylenemez.
36. Açıklanan nedenlerle, başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası
37. Başvurucunun, açtığı davanın makul sürede sonuçlandırılamamasınedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğişikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabuledilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle,başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesigerekir.
c.Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiği İddiası
38. Başvurucunun, açtığı davanın süre aşımı yönündenreddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği şikâyeti açıkçadayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezliknedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bubölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası
39. Başvurucu, açtığı davanın makul süredesonuçlandırılamaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
40. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalanbir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metniile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somutgörünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yerverilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi deAnayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgilihükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesikapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul süredeyargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanmahakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
41. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
42. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesiuyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul süredekarara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümlerigereğince “kamu hukuku” alanınadâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülüklerüzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da,Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamınagirmektedir. Bu anlamda, belirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler,başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararın iptalitalebiyle açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu davanın,başvurucuya ait aracın kaçak olarak yurtiçinde bulunduğundan bahisle müsadereedilmesi sonrasında İçişleri Bakanlığına yapılan tazminat talebinin reddiüzerine açılan bir tam yargı davası olmasından dolayı medeni hak veyükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No:2012/1198, 7/11/2013, § 44).
43. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber, bazı özel durumlardagirişimin niteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha öncekibir tarih başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir Somut başvuruaçısından benzer bir durum söz konusu olup, makul süre değerlendirmesindenazara alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucu tarafından müsadereedilen aracın değerinin ödenmesi hususunu içeren talebini ilgili idareyeilettiği 26/3/2010 tarihidir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 45).
44. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam edenyargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasınıiçeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesiolanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireyselbaşvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bukapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin,başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında verilen Danıştay Onbeşinci Dairesinin E.2013/1754, K.2013/2856 sayılı karartarihi olan 18/4/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.
45. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,başvurucu tarafından aracın müsadere edilmesi nedeniyle uğranılan zararıntazmini talebinin 26/3/2010 tarihinde İçişleri Bakanlığına iletildiği, anılanbaşvurunun 10/5/2010 tarihinde reddi üzerine 27/5/2010 tarihinde Ankara 9.İdare Mahkemesinde tazminat davası açıldığı, Mahkeme tarafından 20/6/2011 tarihindedavanın süre aşımı nedeniyle reddedildiği, kararın temyiz edilmesi sonrasındaDanıştay Sekizinci Dairesinin 6/2/2012 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesikararının onandığı, karar düzeltme talebinin de Danıştay OnbeşinciDairesinin 18/4/2013 tarihli kararı ile reddedilerek, İlk Derece Mahkemesikararının kesinleştiği ve yargılamanın bu tarih itibarıyla sonlandığıgörülmektedir.
46. Somut olaya bakıldığında, idareye başvuru tarihindenitibaren ilk derece yargılamasından geçen sürenin 1 yıl 2 ay 24 gün, kanunyolunda geçen sürenin 1 yıl 9 ay 28 gün ve toplam yargılama süresinin 3 yıl 22gün sürdüğü, başvuru konusu olayda uygulanması gereken usul hükümleri nazaraalındığında, söz konusu iki dereceli yargılama prosedüründe geçen 3 yıl 22günlük yargılama süresinin makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığınkarara bağlanmasının yargılama makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiğinedair bir bulgu saptanmadığı anlaşılmaktadır.
47. Yukarıda açıklanan nedenlerle, başvurucunun tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin yargılama süresinin makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konuuyuşmazlığın karara bağlanmasının yargılama makamlarının tutumu nedeniylegeciktirildiğine dair bir bulgu saptanmadığı anlaşılmakla, Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
b.Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiği İddiası
48. Başvurucu, sahibi olduğu araca el konulması ve akabindemüsaderesine karar verilmesi nedeniyle açtığı tazminat davasının süreaşımınedeniyle reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, idare mahkemesinde açtığıdavada, dava açma süresinin el konulma tarihi değil, müsadere kararınınverildiği tarihten başlatılması gerektiği halde bu hususta derece mahkemelerinceyanlış niteleme yapıldığını ileri sürmüştür.
49. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
50. Anayasa’nın “Temel hakve hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:
“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleriihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanınınsağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Devlet,işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağınıve sürelerini belirtmek zorundadır.
Kişinin, resmi görevliler tarafından vakihaksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre,Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkısaklıdır.”
51. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
52. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olanmahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek veuyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamınagelmektedir. (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukunüstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekteve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı birsistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık,pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Busebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin taraflarınmahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine kararverilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, §34).
53. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletininönkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukukigüvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylemve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerindebu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönündenherhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılırve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarınakarşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (E.2013/64,K.2013/142, K.T. 28/11/2013).
54. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hakolmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirileceksınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru biramaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yükoluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Devletler birdavanın açılabilirliğine ilişkin olarak takdirhakları gereği bazı sınırlamalar getirebilir ve bu davalar niteliği gereğidüzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte, bu sınırlamalar davaaçmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecekseviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March GallegoS.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve Rodríguez Valín/İspanya,B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22).
55. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya daimkânsız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerinöngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkçahukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılıkoluşturmaz. Ne var ki, öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarakyanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya dakanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§36-40).
56. Belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesi ya da hakarama hürriyeti kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörülecek sürelerhukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adil yargılanma hakkının ihlali olarakdeğerlendirilemez. Anılan süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniylegüvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzakgeçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekleoluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibiönemli ve meşru amaçlara hizmet ederler. Süre sınırlaması getiren bumüdahaleler, devletin takdir yetkisi içinde olup, ulaşılmak istenen meşruamaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe Anayasa'da yer alan hak aramahürriyetini engellemiş sayılmazlar (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stubbings ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:22083/93, 22095/93; 22/10/1996, § 51).
57. Bunun yanında bir mahkemeye başvuru hakkının yasalbirtakım şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsa da,mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan âdil yargılanma hakkını ihlâledebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenenusul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırıgevşeklikten kaçınmalıdırlar (Walchli/Fransa,B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).
58. Başvuruya konu somut olayda, başvurucunun sahibi olduğuotomobile, geçici olarak yurda getirildiği, süresinde yurt dışına çıkarılmadığıiçin kaçak konumuna düştüğü ve sahte belgelere istinaden trafiğe tesciledildiği gerekçesi ile 29/5/2007 tarihinde el konulmuş, Ankara 1. Asliye CezaMahkemesi'nin 27/10/2009 tarihli kararı ile otomobilin müsaderesine kararverilmiştir. Başvurucu aracının müsadere edilmesi nedeniyle uğradığını ilerisürdüğü zararının tazmini istemiyle 26/3/2010 tarihinde İçişleri Bakanlığınabaşvuruda bulunarak, oluşan zararının tazmin edilmesini talep etmiş, bu talebinreddi üzerine 27/5/2010 tarihinde Ankara 9. İdare Mahkemesinde tam yargı davasıaçmıştır. Ankara 9. İdare Mahkemesi, uyuşmazlığın çözümünde 2577 sayılıKanun’un 12. maddesinin uygulanması gerektiğini ifade ettikten sonra el koymatarihinden itibaren altmış günlük genel dava açma süresi içinde dava açılmadığıgerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiş ve kanun yoluincelemelerinde geçen bu karar kesinleşmiştir.
59. 2577 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile idari uyuşmazlıklardadava açma süresinin yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen gündenbaşlayacağı hükme bağlanmıştır.
60. Aynı Kanun’un 11. maddesinde ise, ilgililer tarafındanidari dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması,değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksaişlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bubaşvurunun idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevapverilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veyareddedilmiş sayılması halinde dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağıve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hükmebağlandıktan sonra 12. maddesinde de, ilgililerin haklarını ihlal eden biridari işlem dolayısıyla Danıştaya, idare ve vergimahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargıdavalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanınkarara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulmasıhalinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğanzararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davasıaçabilecekleri, bu halde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurmahaklarının saklı olduğu kuralına yer verilmiştir (B. No: 20123/6833, 3/4/2014,§ 48).
61. 5607 sayılı Kanun’un 9 ve 13. maddelerinde, kaçakeşyaların el konulmasına ilişkin olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunuhükümlerinin ve müsaderesine ilişkin olarak da 5237 sayılı Türk Ceza Kanunuhükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş olup, 5271 sayılı Kanun’un 128.maddesinde suçun işlendiğine veya suçtan elde edildiğine dair somut delilleredayanan kuvvetli şüphe hallerinde araca el konulabileceği düzenlenmiş, 5237sayılı Kanun’un 54. maddesinde ise iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamakkoşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesinetahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyalar ile üretimi, bulundurulması,kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyaların müsaderesinekarar verileceği kural altına alınmıştır.
62. Bu duruma göre dava konusu olayda kuvvetli suç şüphesinedeniyle başvurucunun aracına el konulmuş ve açılan müsadere davasınınsonucunda araç geçici olarak ülkeye getirilmesine karşın 5607 sayılı Kanun’aaykırı bir şekilde süresi içinde ülkeden çıkarılmayarak kaçak durumunadüştüğünden bahisle müsadere edilmesine karar verilmiştir.
63. Görüldüğü üzere başvurucu üzerine kayıtlı aracın kaçakolduğuna dair kuvvetli şüphe nedeniyle yapılan el koyma, bir idari işlemniteliğinde olmakla birlikte bu idari işlemin başvurucunun zararına doğrudanyol açmayacağı, yapılan tahkikatın ardından açılan dava sonucunda aracın kaçakolduğunun mahkeme kararı ile sabit olması durumunda zararın ortaya çıkacağı,aksi durumda ise aracın müsadere edilmemek suretiyle başvurucuya iade edileceğive bu durumda da ortada bir zarardan bahsedilemeyeceği açıktır.
64. AİHM, süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşullarıbirden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise, mahkemeye erişim hakkıkapsamında bireylerin dava açma haklarını engelleyecek şekilde katı bir yorumatabi tutulmaması veya söz konusu koşulların katı bir biçimde uygulanmamasıgerektiğini ifade etmiştir (Bkz. Beles/Çek Cumhuriyeti,B. No: 47273/99, 12/11/2002, § 51; Tricard/Fransa, B. No: 40472/98, 10/7/2001, § 33).
65. Anayasa Mahkemesi bir temyiz incelemesi yapmamaklabirlikte, adil yargılanma hakkı çerçevesinde mahkemeye erişim hakkına yöneliksınırlamaların veya mevzuat yorumlamalarının dava açmak isteyen bir kişininmahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmaması gerektiğiaçıktır. Bu yönden başvuru konusu olaya bakıldığında; başvurucunun aracınınmüsadere edilmesiyle ortaya çıkan zararın tazmini istemiyle açılan davahakkında, dava açma süresinin el koyma işlemi ile başlayacağına dair ilk derecemahkemesinin kararı 2577 sayılı Kanun’un 12. maddesinin oldukça katı birşekilde yorumlanması neticesinde ortaya çıkmış olup, zararın tam ve kesinolarak oluştuğu tarihten daha önceki bir tarih esas alınarak dava açmasüresinin belirlenmesi neticesinde başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
66. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun50. Maddesi Yönünden
67. Başvurucu, aracının müsaderesi nedeniyle uğradığını ilerisürdüğü maddi ve manevi zararların tazminine karar verilmesini talep etmiştir.
68. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucunun haklarınınihlal edildiğinin tespiti halinde, daha önce verilen kararlar doğrultusundahakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesinin yerinde olabileceğinibildirmiştir.
69. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlemniteliğinde karar verilemez.
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
70. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, mahkemeyeerişim hakkı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmişolmakla, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmaküzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
71. Başvurucu tarafından aracın müsadere edilmesi nedeniyleuğradığı maddi ve manevi zararın tazmini talebinde bulunulmuş olup, mevcutbaşvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş ve yenidenyargılama yapılmasına karar verilmiş olduğundan, bu aşamada tazminat talebininreddine karar verilmesi gerekir.
72. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Danıştay kararlarının gerekçesiz olması ve duruşmayapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekiiddiasının "açıkça dayanaktan yoksunolması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yargılama süresinin makul olmadığı yönündeki iddiasınınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönündekiiddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makulsürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
5. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanmahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE
B. İhlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemeyeGÖNDERİLMESİNE,
C. Başvurucunun tazminat taleplerininREDDİNE,
D. 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takibenbaşvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
22/1/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.