TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
SERFİNAZ ÖZTÜRK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/18274)
Karar Tarihi: 21/9/2017
R.G. Tarih ve Sayı: 3/11/2017 - 30229
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucu
:
Serfinaz ÖZTÜRK
Vekili
:
Av. Tuncer ÖZYAVUZ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, hükümlü olarak bulunulan ceza infaz kurumundaası suretiyle intihar edilmesi ve bu intihar olayına ilişkin etkili bir cezasoruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşama hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 13/11/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile onaylı suretleriUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla İstanbul AnadoluCumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen soruşturma dosyası içeriğindentespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu, Ümraniye T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda(Ceza İnfaz Kurumu) hükümlü iken 20/3/2014 tarihinde yaşamını yitiren 1981 doğumluU.Ö.nün annesidir.
.A. U.Ö.nün Ceza İnfaz Kurumuna Girişi ve Ölümü
10. Başvurucunun oğlu U.Ö., kullanmak için uyuşturucuveya uyarıcı madde kabul etme veya bulundurma suçundan (iki ayrı) toplam 10 ay300 gün kesinleşmiş hapis cezasının infazı için 6/2/2014 tarihinde Ceza İnfazKurumuna girmiştir. Başvuru formu ve eklerinden U.Ö.nün Ceza İnfaz Kurumunagirdiği sırada başka bazı suçlardan da yargılandığı anlaşılmaktadır.
11. Ceza İnfaz Kurumuna giren U.Ö., önce geçici 1 No.luodaya yerleştirilmiş; akabinde ise 7/2/2014 tarihinde A-5 No.lu odayaalınmıştır. U.Ö., Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne sunduğu 5/3/2014 tarihli birdilekçe ile Ceza İnfaz Kurumunun tekstil atölyesinde çalışma talebindebulunmuştur. U.Ö., tekstil atölyesinde çalışmasının maddi ve manevi yönlerdenkendisini rahatlatacağını ifade etmiştir. Bu talep sonrasında Ceza İnfaz KurumuMüdürlüğü 14/3/2014 tarihinde, U.Ö.nün Ceza İnfaz Kurumu tekstil atölyesindeçalışan hükümlülerin kaldığı A-15 No.lu odaya yerleştirilmesine kararvermiştir. Bu kararda ayrıca U.Ö.nün Ceza İnfaz Kurumu tekstil atölyesindestajyer olarak çalıştırılacağı da ifade edilmiştir.
12. Ceza İnfaz Kurumu psikoloğu 18/2/2014 tarihinde, U.Ö.ile ilk görüşmeyi gerçekleştirmiş ve bu görüşmeden sonra "Hükümlü-TutukluÖn Görüşme Tanıma Takip Formu"nu düzenlemiştir. Psikolog 7/3/2014tarihinde U.Ö. ile bireysel bir görüşme daha gerçekleştirmiş ve madde bağımlısıolan hükümlünün Ceza İnfaz Kurumu hayatına uyum sağlamakta zorluk çektiğitespitinde bulunmuştur.
13. İstanbul Anadolu 3. Sulh Ceza Mahkemesi, U.Ö.nünyargılandığı bir dava kapsamında Ceza İnfaz Kurumuna müzekkere yazarak U.Ö.nünyargılanmasına sebep olan suçu işlediği dönemde cezai ehliyetini ortadankaldıracak ya da azaltacak nitelikte bir rahatsızlığının bulunup bulunmadığıhususunun tespit edilmesi amacıyla Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim veAraştırma Hastanesine (Hastane) götürülerek muayene ettirilmesini istemiştir.U.Ö. bu kapsamda 7/3/2014 tarihinde Hastanenin Sağlık Kurulu Polikliniğinegötürülmüştür. Burada yapılan ön muayene sonrasında U.Ö.ye "maddekullanımına bağlı psikotik bozukluk" ön tanısı konmuş; akabinde isepsikometrik test için kendisine 18/3/2014 günü saat 11.00'e randevuverilmiştir. Burada yapılan muayene sonrasında ayrıca "31 yaşında erkekhasta. Madde kötüye kullanımına bağlı psikotik bozukluk tanısı mevcut. Tedaviiçin değerlendirilmesi rica olunur." notuyla Adli Polikliniktenkonsültasyon istenmiştir. Başvuru formu ve eklerinde 7/3/2014 tarihinde U.Ö.nünsağlık durumu ile ilgili olarak başka herhangi bir işlem yapıldığına dair birkayıt mevcut değildir.
14. Ceza İnfaz Kurumu psikoloğu 17/3/2014 tarihinde U.Ö.ile bir görüşme daha gerçekleştirmiştir. Psikolog, U.Ö.nün madde kullanımınabağlı depresif semptomlar ve intihar eğilimi gösterdiği gerekçesiyle psikiyatriservisinde tedavi görmesi gerektiğini değerlendirerek U.Ö.yü Ceza İnfaz KurumuTabipliğine yönlendirmiştir. Ceza İnfaz Kurumu Tabipliği 18/3/2014 tarihindeyapılan muayenesi neticesinde U.Ö.nün Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitimve Araştırma Hastanesi Adli Polikliniğe sevkini uygun görmüştür.
15. Ceza İnfaz Kurumu Tabipliğinin sevki üzerine18/3/2014 tarihinde Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve AraştırmaHastanesi Adli Polikliniğinde muayene edilen U.Ö. hakkında "Depresifepizod. Aktif suisid fikri yok. Pasif suisidal fikirleri var."değerlendirmeleri yapılmıştır. Muayene neticesinde hastaya bazı ilaçlaryazılmış, ayrıca iki hafta sonra hastadan kontrole gelmesi istenmiştir.
16. U.Ö., Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne sunduğu 20/3/2014tarihli bir dilekçe ile reçetesinde yazılan ilaçların tarafına verilmesitalebinde bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde söz konusu ilaçların20/3/2014 tarihinde özel bir eczaneden alındığı anlaşılmaktadır (U.Ö. aynı günintihar ettiği için bu ilaçlar kendisine teslim edilememiştir.).
17.U.Ö., yargılandığı bir davanın duruşmasına katılmaküzere 20/3/2014 tarihinde Ceza İnfaz Kurmundan çıkarılmış; duruşmayakatıldıktan sonra tekrar Ceza İnfaz Kurumuna getirilerek saat 14.45'te kaldığıA-15 No.lu odaya konmuştur. Başvuru formu ve eklerinden, diğer hükümlülertekstil atölyesinde çalıştığı için A-15 No.lu odada bu sırada başka bir kimseninbulunmadığı anlaşılmaktadır.
18.U.Ö.nün A-15 No.lu odaya yerleştirilmesinden sonraaynı odada kalan M.K. isimli başka bir hükümlü, saat 16.10 sıralarında İnfaz veKoruma Memuru Y.C. eşliğinde odaya getirilmiştir. M.K.nin odaya girdikten kısabir süre sonra bağırması üzerine U.Ö.nün A-15 No.lu odada çamaşır ipiylekendini astığı anlaşılmıştır. Bunun üzerine yaşamını yitirmemiş olabileceğidüşüncesiyle çamaşır ipi kesilerek U.Ö. yere indirilmiş ancak yapılankontrollerde kendisinin öldüğü anlaşılmıştır. Olay yerine çağrılan 112 AcilServis görevlileri tarafından yapılan kontrolde de U.Ö.nün yaşamını yitirdiğibelirlenmiştir.
B. Ceza Soruşturması Süreci
1. Soruşturma Kapsamında Yapılan İlk İşlemler ve AlınanRaporlar
19. Olay hakkında kendisine bilgi verilen İstanbulAnadolu Cumhuriyet Başsavcılığı nöbetçi Cumhuriyet savcısı, saat 19.00sıralarında olay yerine intikal ederek olay yeri inceleme ekibiyle birlikteçeşitli araştırmalar yapmıştır. Olay yeri incelemesi sonucunda hazırlanan20/3/2014 tarihli olay yeri inceleme raporunun ilgili kısmı şöyledir:
"Bahse konu olayın Ümraniye T TipiKapalı Cezaevinin A-15 No.lu koğuşunda meydana geldiği, koğuşun iki katlıolduğu, alt katın yemekhane olarak üst katın ise yatakhane olarak kullanıldığı,yatakhaneye çıkış merdiveninin dokuzuncu basamağında yerde uçları kesilmişdüğümlü pembe renkli naylon çamaşır ip parçasının olduğu, yatakhane kısmındadip tarafta merdivene denk gelen demirinde, demire bağlı aşağıya sarkmış ucukesik vaziyette pembe renkli naylon çamaşır ip parçasının olduğu görüldü. (...)koridorda yerde sırt üstü yatar vaziyette, altında mavi renkli kot pantolon,üst kısmı çıplak, sağ elinde damar yolu açılmış yaklaşık 170 cm boylarında 60kilogram ağırlığında 30-35 yaşlarında boynunda telem izi olan erkek şahsın exvaziyette olduğu görüldü. Koğuş giriş demir kapısında herhangi bir zorlamaizinin olmadığı, koğuşun genel görünümünün normal, herhangi bir dağınıklığınolmadığı görüldü. Ex şahsın 10 parmak basım izleri alındı. Bahse konu ipparçaları numara verilip, fotoğraflandırılıp, ölçümleri yapıldıktan sonratarafımızdan usulüne uygun alınıp paketlenerek adli emanete gönderilmek üzereÜmraniye P.M.A. görevlisine teslim edildi. Olay yerinin krokisi çizildi.Detaylı fotoğrafları çekildi. Kamera görüntüleri alındı. Yaptığımız incelemedeolay ile alakalı başka iz ve emareye rastlanılmamış olup incelemeye sonverildi."
20. Olay yeri inceleme işleminden sonra ceset üzerindeölü muayene işlemi gerçekleştirilmiştir. Ölü muayene işlemine katılan adlihekim; haricî muayene bulgularına göre kesin ölüm sebebini belirlemenin mümkünolmadığını, kesin ölüm sebebinin klasik otopsi işlemi yapılarak tespitedilmesinin yerinde olacağını belirtmiştir. Ölü haricî muayenesinde cesetüzerinde kayda değer bir bulguya rastlanmamıştır.
21. Kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla yapılan klasikotopsi işlemi sonucunda kişinin ölümünün ası sonucu meydana gelmiş olduğudeğerlendirilmiştir. Otopsi raporunda ayrıca cesetten alınan kanda alkol(etanol ve metanol) bulunmadığı, (15,2) ng/ml Sertraline (antidepresan türü birilaç) bulunduğu, sistematikteki diğer maddelerin (antipsikotikler veantidepresanlar dâhil) bulunmadığı; idrarda ise Sertraline, Chlorpheniramine(alerji tedavisinde kullanılan bir ilaç türü), Metronidazole (antibiyotik)bulunduğu, sistematikteki diğer maddelerin (antipsikotikler ve antidepresanlardâhil) bulunmadığı belirtilmiştir.
22. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Ceza İnfazKurumu kamera kayıtlarının incelenmesi için bir bilirkişi raporu almıştır.Raporda; U.Ö.nün 20/3/2014 günü saat 14.40'ta mahkûm kabul noktasından Cezaİnfaz Kurumuna giriş yaptığı, üç dakika sonra A-15 No.lu odaya girdiği, bununüzerine infaz ve koruma memurunun odanın kapısını kilitleyip uzaklaştığı, infazve koruma memurunun saat 16.11'de başka bir şahsı A-15 No.lu odaya getirdiği,şahıs içeri girdikten iki saniye sonra infaz ve koruma memurunun da telaşlaiçeri girdiği, akabinde olay yerine başka bir infaz ve koruma memurunun dahageldiği, saat 16.12'de U.Ö.nün A-15 No.lu odadan çıkarılarak koridorayatırıldığı, saat 16.14'te beyaz önlüklü bir kişinin olay yerine geldiği, saat16.34'te 112 Acil Servis görevlilerinin olay yerine geldiği, U.Ö.nün koridordasırtüstü yatar vaziyette bekletildiği belirtilmiştir.
2. Başvurucu ile Şüpheli Sıfatıyla Dinlenen KişilerinBeyanları
23. Cumhuriyet savcısı 28/4/2014 tarihinde müştekisıfatıyla başvurucunun ifadesini almıştır. Başvurucu ifadesinde özetle oğlununyedi sekiz yıldır devamlı olarak psikolojik sorunlar yaşadığını, oğlunu birkaçdefa özel psikoloğa götürdüğünü, kendisine bazı ilaçlar verildiğini ancakoğlunun bu ilaçları kullanmadığını, oğlunun intihar olayı ile ilgili olarakkasti bir eylem yapıldığını düşünmediğini ancak oğlunun intihar etmesinde kusurve ihmali bulunan, gerekli tedavi imkânlarını sağlamayan görevlilerin tespitihâlinde bu kişilerden şikâyetçi olduğunu belirtmiştir.
24. Cumhuriyet savcısı 18/4/2014 tarihinde şüphelisıfatıyla Ceza İnfaz Kurumu Birinci Müdürü M.Ç.nin ifadesini almıştır. M.Ç.ninifadesinin ilgili kısmı şöyledir:
" (...) U.Ö. isimli hükümlücezaevimizde bulunduğu esnada son derece uyumlu ve çalışmaya istekli birisiolduğu için kendisinin olaydan bir hafta kadar önce tekstil atölyesindeçalışmasına izin verdik. Normalde sorunlu kişileri çalıştırmayız. (...)
(...)
(...) 17/03/2014'te hükümlü U.Ö.psikolog ile görüşmek istediğini yazılı olarak belirtince o gün nöbetçi olanikinci müdür tarafından psikoloğa gönderilmiştir. Psikolog kendisi ilegörüştükten sonra aynı gün cezaevi tabipliğine depresif semptom ve intihareğilimi nedeniyle kendisini sevk etmiştir. Cezaevi olarak hükümlüyü 18/03/2014tarihinde Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine gönderdik. Burada pasifintihar eğilimi olduğu ve depresyon tanısı konularak kendisine bazı ilaçlarverildi.
Bu ilaçlar için hükümlü 20/03/2014tarihinde talepte bulundu. Bu dilekçesini işleme aynı gün koyduk. Geneldedilekçe yazıldığı gün ya da ertesi gün ilaçlar temin edilir ilaç bedellerinikurum öder hükümlü ya da tutukludan bir ücret alınmaz. Ancak ilacı kullanıpkullanmama konusunda hükümlüler bazen isteksiz davrandığı için biz özellikledilekçe ile yazılan ilacı hükümlünün talep etmesini isteriz. Çünkü bedeli kurumtarafından ödendiği için bu konularda dikkatli olmaya çalışıyoruz. Hükümlü U.Ö.dilekçe verdiği gün 20/03/2014 tarihinde İstanbul Anadolu 4. Sulh CezaMahkemesindeki 2013/769 esas sayılı dosyadaki duruşmaya götürüldü. Duruşmayagötürüldüğü sırada bulunduğu koğuş tekstil atölyesinde çalıştığı içinboşaltılmıştı. Zaten bu koğuş kurumumuz tarafından iyi halli görülüp tekstil atölyesindeçalışan hükümlülere tahsis edilmiştir.
Hükümlü saat 14:40 sıralarındacezaevimize giriş yaptı. Bana göstermiş olduğunuz cezaevi kamera kayıtlarınınçözümüne ilişkin fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere mahkumu infaz korumamemuru A.Ş. teslim noktasında alıp koğuşa konulacağı noktaya kadar götürüpburada günün nöbetçi infaz koruma memuru Y.C.ye teslim etmiştir. Y.C. 14:43sıralarında mahkumun üzerini arayarak kendisini koğuşa koymuştur. Kendisinikoğuşa koyduğu esnada bu koğuştakiler tekstil atölyesinde olduğu için koğuşboştu.
Aynı gün saat 16:11 sıralarındahükümlünün bulunduğu koğuşa konferanstan gelen başka hükümlü konulduğu esnadaintihar olayı anlaşılmıştır.
Bizim cezaevimizdeki hükümlülerinçoğunda zaten pasif intihar eğilimi vardır. Tahminen 300 kadar hükümlüdedosyalarına bakılırsa böyle bir açıklama görülür. Zaten cezaevimiz uyuşturucusuçlarına ilişkin hükümleri infaz ettiği için hükümlülerin çoğu uyuşturucubağımlısıdır. Cezaevinde uyuşturucu temin edemedikleri için zaman zaman krizegirip sorun çıkarırlar. Bunlar olağan karşılaştığımız şeylerdir.
Hükümlü U.Ö. de özel bir durumgörülmediği için ne psikolog tarafından ne de Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıklarıtarafından müşahede altına alınması gözlem altında tutulması gibi bir rapordaaçıklama olmadığından kendisine karşı özel bir korumaya girişilmemiştir. Bunedenle hükümlüyü teslim alan Y.C. boş koğuşa U.Ö.yü koyduğu anda kendisininintihar eylemine sahip olduğunu bilmeyebilir. Bu konuda kendisine ayrı birbilgi ve talimat verilmemiştir.
Olayın gerçekleştiği an görevli olanikinci Müdür H.E.dir. Teslim alan Y.C.dir. Olayda cezaevi idaresinin ve şahsımınbir kusuru olduğunu düşünmüyorum, suçlamaları kabul etmiyorum.
(...)
25. Şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan Ceza İnfaz Kurumuİkinci Müdürü H.E. de Birinci Müdür M.Ç.nin ifadesine benzer şekilde beyandabulunmuştur. Olay günü U.Ö.yü A-15 No.lu odaya götüren İnfaz ve Koruma MemuruY.C.nin 18/4/2014 tarihinde alınan ifadesi ise şöyledir:
"Hükümlü U.Ö. cezaevine getirildiğiesnada bulunduğu koğuştaki kişiler tekstil atölyesinde çalıştığı için boştu.Ben U.Ö.nün intihar eğilimi olduğu konusunda bilgi sahibi olmadığım gibi banabu hususta özel bir talimat da verilmediğinden kendisini boş koğuşa koymakta sakıncagörmedim. Dolayısıyla meydana gelen olayda kasıt ve kusurum yoktur, suçlamalarıkabul etmiyorum."
26. Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınan diğerinfaz ve koruma memurları da genel olarak olayda kasıt ve kusurlarınınbulunmadığını belirterek suçlamaları kabul etmemiştir.
3. Soruşturma Kapsamında Yapılan Diğer Araştırmalar
27. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı 21/4/2014tarihinde Ceza İnfaz Kurumuna müzekkere yazarak 20/3/2014 tarihi itibarıylaCeza İnfaz Kurumunda bulunan hükümlülerin sayısının, bu hükümlülerden kaçtanesinde pasif intihar eğilimi bulunduğunun ve pasif intihar eğilim bulunanhükümlüler hakkında özel bir uygulama yapılıp yapılmadığının, yapılıyorsabunların neler olduğunun bildirilmesini istemiştir. Bu istem üzerine Ceza İnfazKurumu tarafından gönderilen yazı şöyledir:
"Kurumumuzda 20/03/2014 tarihiitibarıyla kalmakta olan hükümlü ve tutuklu sayısı 972 olup kurumumuzun iş veişleyişi aşağıda sunulmuştur;
Hükümlü ve tutukluların ceza infazkurumuna uyum sağlamasına yardımcı olmak, diğer taraftan da onlarınrehabilitasyonu ve tahliye sonrası topluma yeniden adaptasyonuna katkı sağlamakamacıyla ceza infaz kurumu idaresi ve ilgili birimler tarafından (eğitim, revirve psiko-sosyal servis) gerekli önlem ve iyileştirme çalışmaları gereken özenve hassasiyet gösterilerek yapılmakta ve kurumumuzda barındırılan hükümlü vetutukluların suç türlerinin Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Yapma veyaSağlama, Cinsel İstismar olması da gözönüne alındığında bu suç türlerinin riskgrubu dahilinde olduğu bilinmektedir.
Ancak son dönemlerde kurumumuza alınanve özelikle madde bağımlısı hükümlü ve tutukluların büyük bir çoğunluğundageçmiş intihar girişimlerinin olduğu yada intihar öykülerinin bulunduğu yapılangörüşmelerde gözlenmiştir.
Bu bağlamda hükümlü ve tutuklularındilekçe ile başvurmaları ya da kurumdaki birimlerin ve kurum idaresininyönlendirmesi ile psiko-sosyal servis tarafından hükümlü ve tutuklular ileyapılan görüşmelerde, ölüme yönelik düşünce ifade eden hükümlü ve tutuklularınbu kararlarında belirgin bir niyet taşıyıp taşımadıklarını anlamak için ilgilihastanelerin psikiyatri servislerine sevkleri yapılmaktadır. Genellikle aktifsuisid (aktif intihar eğilimi) düşünceleri olan hükümlü ve tutuklular ilgilihastanelerin psikiyatri servisinde bir süre yatırılarak gözlem altındatutulmaktadırlar ancak hükümlü ve tutukluların yatışları çeşitli nedenlerdendolayı (mahkum koğuşunun yetersizliği vb.) yapılmadığından sağlık dosyalarına"yakın takibi gerektiği" ibare yazılarak hükümlü ve tutuklunun cezainfaz kurumuna geri iadesi yapılmaktadır.
Bu durumdaki hükümlü ve tutuklularhakkında cezaevi personeli ve koğuşu bilgilendirilmekte olup, psiko-sosyalservisi tarafından takipleri yapılmaktadır. Hükümlü ve tutuklunun intiharaeğilim riski çok yüksek olduğu durumda yumuşak ve kameralı gözlem odasındagözlemi yapılarak cezaevi personeli tarafından sık sık kontrollerisağlanmaktadır.
Hükümlü ve tutuklular hakkında ilgili hastanelerinvermiş olduğu (aktif suisid riski vardır, yakın takibi gereklidir) raporlaruyarınca işlem yapılmakta olup ölüm düşünceleri olan ancak aktif suisid fikri(aktif intihar eğilimi) yoktur raporu olan hükümlü ve tutuklular hakkındahükümlü ve tutuklu sayısının fazla olması, kurumun fiziki yapısı ve uzmanpersonelin yetersizliğinden dolayı özel önlem alınamamaktadır. Bu kişilerinvarsa psikiyatrik tedavileri düzenlenmekte, ilaçları günlük düzenli olarakpersonel kontrolünde verilmekte olup sosyal faaliyetlere ya da çalışmalarayönlendirmesi yapılarak ruhsal sağaltımları sağlanmaktadır."
28. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı 29/4/2014tarihinde Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinemüzekkere yazarak, ölen kişiye 7/3/2014 ve 18/3/2014 tarihlerinde hangiişlemlerin yapıldığı hakkında bilgi istemiştir. Hastanenin cevap yazısışöyledir:
"Kişi 07.03.2014 tarihinde SağlıkKurulu Polikliniği'ne müracaat etmiştir. Bu poliklinik tedavi amaçlı poliklinikolmayıp sağlık kurulu “kararı” için kurula hasta hazırlama polikliniğidir. Bunedenle kişi ayaktan tedavi için Adli Polikliniğe gönderilmiş olup, oradankonsültasyon ve muayenesi istenmiştir.
Şahıs Adli Polikliniğe (mahkumlarınmuayene olduğu poliklinik) 18.3.2014tarihinde getirilmiş ve muayene edilmiştir.Kendisine konsültasyon notunda belirtilen Depresif Epizod tanısı konulmuştur.Aktif suicid fikri (aktif intihar düşüncesi) olmadığı ancak pasif suicid fikriolduğu belirtilerek ayaktan tedavi için (cezaevi koşullarında tedavi için)ilaçlar verilmiş ve iki hafta sonra kontrole çağrılmıştır."
29. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca Cezaİnfaz Kurumunda U.Ö.ye ait tüm bilgi ve belgeleri soruşturma dosyasınaeklemiştir.
4. Soruşturma Sonucunda Verilen Karar
30. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmakapsamında elde ettiği verileri dikkate alarak 27/6/2014 tarihli ve Sor. No.2014/44890, K.2014/87627 sayılı karar ile kovuşturmaya yer olmadığına kararvermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"(...)
Aktif intihar eğilimi tıbbi olaraktespit edilemediğinden özel şekil ve surette takibi tıbbi olarak öngörülmeyenhükümlünün tedavisinin cezaevi koşullarında ayaktan yapıldığı; hükümlü U.Ö.hakkında cezaevi idaresi tarafından gerekli tedavi işlemlerinin zamanındayapıldığı; olay günü koğuşa tek konulmasının bir ihmal ve kasttankaynaklanmadığı; olay günü ve saatinde cezaevinin normal işleyişi ve U.Ö.nünduruşması için cezaevi dışarısına çıkartılmasından kaynaklandığı; olaydakullanılan çamaşır ipinin koğuşta bulunmasında bir kusur ve ihmalin olmadığı;kaldı ki intihar düşüncesi olan kişilerin ip dışında (çarşaf, kıyafet, atletgibi eşyaları) asıda kullanabildikleri; bu suretle şüphelilerin görevlerinikötüye kullandıklarına veya ihmal ettiklerine dair yeterli delil ve şüpheye ulaşılamadığı;olayın U.Ö.nün kendi eylemi ile meydana geldiği ve şüpheli bir durumunbulunmadığı yönünde vicdani kanı hasıl olduğundan, takibe değer görülmeyen olaysebebiyle, (...) kovuşturmaya yer olmadığına (...) karar verildi."
31. Başvurucu 23/7/2014 tarihli dilekçesinde özetle Cezaİnfaz Kurumu Müdürü tarafından oğlunun intihar eğilimine ilk kez 17/3/2014tarihinde vâkıf olunduğu belirtilmiş ise de oğlunun 7/3/2014 tarihinde deHastanede muayene edildiğini, dolayısıyla oğlunun ruhsal bozukluğundan 17/3/2014tarihinden önce haberdar olunduğunu, oğlunun 7/3/2014 tarihinde Hastaneye sevkedilmesine rağmen tedavisine başlanmadığını, bu konuda Ceza İnfaz Kurumuyetkililerinin kusurunun bulunduğunu, 18/3/2014 tarihinde yapılan muayenedeilaç tedavisine başlanmasına rağmen oğlunun ilaçlarının temin edilmediğini,idarenin gerekli özen ve dikkati göstermemesi nedeniyle intihar olayınınmeydana geldiğini belirterek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararınkaldırılması talebinde bulunmuştur.
32. İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Hâkimliği 1/10/2014tarihli ve 2014/1301 Değişik İş sayılı kararı ile başvurucunun itirazınınreddine karar vermiştir.
33. Bu karar 15/10/2014 tarihinde başvurucunun vekilinetebliğ edilmiştir.
34. Başvurucu 13/11/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
C. İdari Yargıda Görülen Tam Yargı Davalarına İlişkinSüreç
35. UYAP üzerinden yapılan inceleme neticesinde sözkonusu olay nedeniyle uğradığı zararların tazmini için başvurucunun iki farklıtam yargı davası açtığı görülmüştür.
36. Başvurucu ile U.Ö.nün iki kardeşi; olayda hizmetkusuru bulunduğundan bahisle 1.000 TL maddi, 150.000 TL manevi tazminatıntaraflarına ödenmesi istemiyle Bakanlık aleyhine İstanbul 10. İdareMahkemesinde tam yargı davası açmıştır.
37. İstanbul 10. İdare Mahkemesi, uyuşmazlık konusuolayda anne Serfinaz Öztürk'ün destekten yoksun kaldığı miktarın belirlenmesiamacıyla bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bilirkişi raporunda U.Ö.nün vefatınedeniyle anne Serfinaz Öztürk'ün destekten yoksun kalma zararının 33.658,39 TLolduğu belirtilmiştir.
38. İstanbul 10. İdare Mahkemesi 6/10/2015 tarihli veE.2014/1633, K.2015/1697 sayılı karar ile maddi tazminat yönünden taleple bağlıkalınarak 1.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesinekarar vermiştir. Mahkeme ayrıca, ölen kişinin kardeşlerinin her birine ayrıayrı 12.500TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
39. Bakanlık, anılan karara karşı temyiz yolunabaşvurmuştur. Bu dava Danıştay önünde derdesttir.
40. Başvurucu ayrıca Bakanlık aleyhine İstanbul 4. İdareMahkemesinde ikinci bir dava açmış ve idarenin hizmet kusuru nedeniyle uğramışolduğu 32.658,39 TL tutarındaki destekten yoksun kalma zararının tarafınaödenmesi talebinde bulunmuştur.
41. İstanbul 4. İdare Mahkemesi 24/10/2016 tarihli veE.2015/2024, K.2016/1719 sayılı kararı ile davanın kabulüne karar vererek32.658,39 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasalfaiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir.
42. Bakanlık, anılan karara karşı istinaf yolunabaşvurmuştur. Başvuru formu ve eklerinde istinaf başvurusu hakkında herhangibir bilgi ve belge bulunmamaktadır.
IV. İLGİLİHUKUK
43. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve GüvenlikTedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hapis cezalarının infazındagözetilecek ilkeler” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
“(1) Hapis cezalarının infaz rejimi,aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:
(...)
f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerinyaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucutedbirin alınması zorunludur.
(...)”
44. 5275 sayılı Kanun’un “Kapalı ceza infaz kurumları”kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
"Kapalı ceza infaz kurumları, iç vedış güvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veyafizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancakmevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dışçevre ile temasın olanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış vehükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarakiyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesislerdir."
45. 5275 sayılı Kanun’un “Akıl hastalığı dışındaruhsal rahatsızlığı olan hükümlülerin cezalarının infazı” kenar başlıklı18. maddesi şöyledir:
"(1) Hapsedilme ve diğernedenlerden kaynaklanan akıl hastalığı dışında ruhsal rahatsızlıkları bulunupda ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde tutulmaları gerekli görülmeyerekinfaz kurumlarına geri gönderilenlerin cezaları, belirlenen infaz kurumlarınınmahsus bölümlerinde infaz edilir.
(2) Birinci fıkrada belirtilenlerincezalarının infazı için belirlenen infaz kurumlarının ihtiyaç duyduğu uzman vediğer tıp görevlileri, Sağlık Bakanlığınca karşılanır."
46. 5275 sayılı Kanun’un “Hastalık nedeniyle nakil”kenar başlıklı 57. maddesi şöyledir:
“Hastaneye sevki zorunlu görülenhükümlü, bulunduğu yere en yakın tam teşekküllü Devlet veya üniversitehastanesinin hükümlü koğuşuna yatırılır.
Bu hastanelere gönderilen hükümlülerinbaşka yerlerdeki hastanelere sevki, sağlık kurulu raporuyla, acil ve yaşamsaltehlikesi bulunması hâlinde, varsa biri hastalığın uzmanı olmak üzere iki uzmanhekim tarafından verilip, başhekim tarafından onaylanan ve hastalığın sebebi,tedavinin hangi sebeple bulunduğu hastanede gerçekleştirilemediği, hastayanerede ve ne tür bir tedavi gerektiğini açıkça belirten bir raporla mümkündür.Bu durumda da en yakın ve hükümlü koğuşu bulunan Devlet veya üniversitehastaneleri tercih edilir.
Hükümlünün bu hastanelerde kontrol vetedavisinin devam edip etmeyeceğinin sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesigerekir; aksi hâlde hükümlü ait olduğu kuruma iade edilir.
Hükümlü, acil hâller dışında özel sağlıkkuruluşlarında tedavi edilemez. Acil hâllerin varlığı hâlinde AdaletBakanlığına bilgi verilir.
Hükümlü, sağlık nedenleriyle bulunduğukurumda kalmasının uygun olmadığı, kurum hekiminin önerisi ve en üst amirininisteği üzerine alınacak sağlık kurulu raporuyla belirlendiği takdirde, başkakurumlara nakledilebilir.”
47. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün muayene ve tedaviistekleri” kenar başlıklı 71. maddesi şöyledir:
“Hükümlü, beden ve ruh sağlığınınkorunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbîaraçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurumrevirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûmkoğuşlarında tedavi ettirilir.”
48. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün muayene vetedavisi” kenar başlıklı 78. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Kurumun sağlık koşullarınındüzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimitarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavisonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır."
49. 5275 sayılı Kanun’un “Sağlık denetimi” kenar başlıklı79. maddesi şöyledir:
"Kurum hekimi, kurumu ayda en azbir kez denetleyerek genel ve özel önlem alınması gereken hastalıklar ilekurumda sağlık koşulları yönünden alınması gereken önerileri içeren bir rapordüzenler ve kurum yönetimine verir."
50. 5275 sayılı Kanun’un “Hastaneye sevk” kenar başlıklı80. maddesi şöyledir:
"Hükümlünün sağlık nedeniylehastaneye sevkine gerek duyulduğunda durum, kurum hekimi tarafından derhâl birraporla ceza infaz kurumu yönetimine bildirilir."
51. 5275 sayılı Kanun’un “İnfazı engelleyecek hastalıkhâli” kenar başlıklı 81. maddesi şöyledir:
"Kurum hekimi veya görevli hekim tarafındanyapılan muayene ve incelemeler sonucunda hükümlünün cezasını yerine getirmesineengel olabilecek hastalığı saptanırsa durum, kurum yönetimine bildirilir."
52. 6/4/2006 tarihli ve 26131 numaralı Resmî Gazete’deyayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza veGüvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün 9. maddesi şöyledir:
"(1) Hapsedilme ve diğernedenlerden kaynaklanan akıl hastalığı dışında ruhsal rahatsızlıkları bulunupda ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde tutulmaları gerekli görülmeyerekkurumlara geri gönderilenlerin cezaları, kurumların belirlenen mahsusbölümlerinde infaz edilir.
(2) Birinci fıkrada belirtilenlerincezalarının infazı için belirlenen kurumların ihtiyaç duyduğu uzman ve diğer tıpgörevlileri, Sağlık Bakanlığınca karşılanır."
53. 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya veMaddeler Hakkında Yönetmelik'in 7. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Hükümlülerin koğuş, oda veeklentilerinde birer adet palto, manto ve mont, iki adet ceket veya ceketyerine kullanılabilen hırka, dört adet pantolon ve/veya etek, bayan için ikiadet elbise, bir takım eşofman, dört adet gömlek, iki adet kazak, iki takım pijama,bir spor ayakkabısı, bir kışlık ayakkabı, bir iskarpin, üç adet tişört, ikiadet kravat, bir adet kemer, gerektiği kadar iç çamaşırı, çorap, bir terlik,havlu ve bir bornoz ile kaşkol, 25/11/1925 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisâsıHakkında Kanuna aykırı olmayan bir adet şapka bulundurulmasına izinverilir."
V. İNCELEME VEGEREKÇE
54. Mahkemenin 21/9/2017 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. YaşamHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
55. Başvurucu;
i. Ümraniye T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundahükümlü olarak bulunan oğlu U.Ö.nün 20/3/2014 tarihinde kaldığı odada asılıvaziyette ölü olarak bulunması üzerine İstanbul Anadolu CumhuriyetBaşsavcılığınca başlatılan soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığınakarar verildiğini, kararın hukuka aykırı olduğunu, ölüm olayının meydanagelmesine ihmalleriyle sebebiyet veren kişi veya kişiler hakkında kamu davasıikame edilmesinin hukuk kurallarının bir gereği olduğunu, hâl böyle ikenSavcılık tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın vicdanlarırahatsız ettiğini, somut olayda şüphelilere kusur atfedilmemesinin kabuledilemez olduğunu,
ii. Hukuk devletinde özgürlüğünden mahrum bırakılankişilerin devletin kontrolü altındayken ölümünün yaşam hakkının ihlaliniteliğinde olduğunu, Ceza İnfaz Kurumu Birinci Müdürü tarafından oğlununintihar eğilimine ilk kez 17/3/2014 tarihinde vâkıf olunduğu belirtilmiş ise deHastane kayıtlarından oğlunun 7/3/2014 tarihinde de Erenköy Ruh ve SinirHastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde muayene edildiğininanlaşıldığını, dolayısıyla oğlunun ruhsal bozukluğundan Ceza İnfaz Kurumuyetkililerinin 17/3/2014 tarihinden önce haberdar olduğunu, oğlu 7/3/2014tarihinde anılan Hastaneye sevk edilmiş olmasına rağmen ölümün vuku tarihinekadar tedavi sürecinin başlatılmamış olmasının Ceza İnfaz Kurumu yetkililerininkusurunun varlığını tartışmasız kıldığını, yine oğlu 18/3/2014 tarihinde anılanHastaneye sevk edilmiş olmasına ve burada yapılan muayene neticesinde ilaçtedavisine başlanmasına rağmen ölümün vuku tarihine kadar bu ilaçların teminedilmemiş olmasının idarenin kusurunun varlığına işaret ettiğini, ilaçlarıntemini için oğlunun başvurusunu beklemenin doğru olmadığını, intihar eğilimiolan bir kişinin çamaşır ipinin bulunduğu tek kişilik bir odaya konmasının ağırhizmet kusuru oluşturduğunu, intihar eğilimi olduğu teşhis edilen oğlununcezasının Ceza İnfaz Kurumunun mahsus bölümünde infaz edilmesi gerektiğini,buna rağmen oğlunun eski odasında kalmaya devam ettirildiğini, bu nedenlerleAnayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespiti ile etkili bir soruşturmayapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
56. Bakanlık görüşünde; yaşam hakkı kapsamında “etkilibir yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülüğün her olayda mutlakacezai işlem başlatmayı gerektirmediği, yaşam hakkına yönelik ihlal iddialarınınkasıtlı bir eylem ile gerçekleştirilmediği durumlarda mağdurlara hukuki, idarive hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olmasının yeterli olabileceğibelirtilmiştir. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili olarak ise başvurucununidari yargıda açtığı tam yargı davalarının derdest olduğu, yaşam hakkınailişkin bir ihlal söz konusu ise bu ihlalin giderilmesinin öncelikle idarimakamların ve derece mahkemelerinin yükümlülüğü altında olduğu, AnayasaMahkemesinin benzer nitelikteki 2013/1655 numaralı bireysel başvuruda başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verdiği,başvurucunun şikâyetinin kasti değil ihmale ilişkin bir ölüm iddiasıyla ilgiliolduğu dikkate alındığında başvurucunun idari yargıda açmış olduğu tam yargıdavalarının derdest olması nedeniyle somut olayda olağan başvuru yollarınıntüketilmediğinin değerlendirildiği, bu sebeple başvurunun olağan başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerektiğinin düşünüldüğü belirtilmiştir.
57. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanındaBakanlığın başvuru yollarının tüketilmediğine ilişkin iddiasının yerindeolmadığını belirtmiştir. Başvurucu; başvuru konusu olay gözönüne alındığındakastın olup olmadığının tartışmaya açık hâle geleceğini, şüphelilerin sözkonusu intihar olayında ağır kusur ve kasıt ile hareket ettiklerini, Ceza İnfazKurumu yetkililerinin oğlu U.Ö.nün sağlık durumunu daha önceden bilmelerinerağmen hiçbir güvenlik önlemi almamış olmalarının kasıtlarını ortaya koyduğunu,başvuru konusu olayda kasıt olmadığına ilişkin görüşün kabul edilebilirolmadığını, oğlunun ölümüne neden olan yetkililerin cezalandırılmasıgerektiğini, somut olayda sadece tazminat ödenmesinin mağdur sıfatını ortadankaldırmayacağını ifade etmiştir.
2. Değerlendirme
58. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacakAnayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenarbaşlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevîvarlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
59. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriylebağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerikaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışmaktır.”
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
60. Başvuru konusu olayda yaşanan ölümün kasıtlı bireylem sonucu meydana gelmediği ortadadır. Nitekim başvurucu, oğlunun üçüncükişi ya da kişilerce öldürülmüş olabileceği yönünde bir iddia da ilerisürmemiştir. Bu durumda, yaşanan olayda yetkili ve sorumlu olan kişilerinmuhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmalinin yani olası sonuçlarınfarkında olmalarına rağmen kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek olaydaortaya çıkan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemlerialmamaları gibi bir durumun bulunup bulunmadığına karar verilmesigerekmektedir. Çünkü bu gibi durumlarda -birey kendi inisiyatifiyle hangi hukukyollarına başvurmuş olursa olsun- insanların hayatının tehlikeye girmesineneden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerinyargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § § 60-62).
61. Bu nedenle somut olayda başvuru yollarının tüketiliptüketilmediği konusunda karar verebilmek için devletin Anayasa’nın 17. maddesikapsamında yaşam hakkını korumak için sahip olduğu “etkili bir yargısal sistemkurma” yönündeki pozitif yükümlülüğün kapsamının ve başvuru konusu olayda eğervarsa bu yükümlülüğün ne ölçüde yerine getirildiğinin tespiti gerekmektedir. Butespitin ise ancak somut olayın koşulları ile yürütülen ceza soruşturmasınınkapsam ve içeriği dikkate alınarak yapılması mümkündür.
62. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının esaslabirlikte incelenmesi gerekmektedir.
b. Esas Yönünden
i. Yaşam Hakkının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğineİlişkin İddia
(1) Genel İlkeler
63. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığınıkoruma hakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmezhaklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleribulunmaktadır. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunanhiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanısıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerinyaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişininkendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğübulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).
64. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletinsahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göredevletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölümolaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarakbu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olankişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerindurdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirlerialma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın yaşamhakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 52).
65. Bu kapsamda bazı özel koşullarda devletin kişininkendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıylagerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır (Sadık Koçak vediğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 74). Cezaevlerinde gerçekleşenölüm olayları için de geçerli olabilecek bu yükümlülüğün ortaya çıkması içincezaevi yetkililerinin kendi kontrolleri altındaki bir kişinin kendiniöldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu bilip bilmediklerini ya dabilmeleri gerekip gerekmediğini tespit etmek, böyle bir durum söz konusu ise buriski ortadan kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde ve sahip olduklarıyetkiler kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarınıincelemek gerekmektedir (Mehmet Kaya ve diğerleri, B. No: 2013/6979,20/5/2015, § 72). Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecekfaaliyetin tercihi dikkate alınarak pozitif yükümlülük yetkililer üzerine aşırıyük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§53; Sadık Koçak ve diğerleri, § 74). Bu çerçevede Anayasa Mahkemesinceyapılacak incelemede basit bir ihmali veya değerlendirme hatasını aşan birkusurun cezaevi yetkililerine atfedilebilip atfedilemeyeceğinin ortayakonulması gerekmektedir.
66. Tutuklanan veya hürriyeti bağlayıcı cezasınıninfazına başlanan kişilerin daha önce sahip oldukları pek çok özgürlüktenmahrum kalmalarının ve günlük yaşamlarında ciddi nitelikte bir değişimyaşamalarının doğal bir sonucu olarak psikolojik durumları bozulabilmekte,dolayısıyla kırılgan ve korumasız bir konumda bulunan bu kişilerin intiharriski artabilmektedir. Bu nedenle yasal ve ikincil düzenlemelerin cezaeviyetkililerine bu kişiler hakkında daha duyarlı ve dikkatli olma göreviyüklemesi, tutuklu veya hükümlü kişilerin hayatlarının tehlikeye atılmasınıönleyici tedbirler alınmasını sağlaması gerekmektedir. Bu amaçla önceliklecezaevinde kalan kişilerin davranışlarının ve sağlık durumlarının takipedilmesi, gerektiğinde doktor muayenesine başvurulması, diğer yandan bu konudaeğilimi olduğu anlaşılanlar açısından kendileri için en uygun yerlerdekalmalarının temin edilmesi, intihar eylemlerinde kullanılabilecekkesici/delici eşyalara, kemer, çamaşır ipi veya ayakkabı bağcıkları gibieşyalara el konması şeklinde bu tip risklerin azaltılmasına yönelik önlemlerinalınması gerekmektedir (Mehmet Kaya ve diğerleri, § 73).
67. Bu bağlamda kişi özgürlüğüne aşırı bir sınırlamagetirmeyecek ölçüde bir tutuklunun veya hükümlünün kendine zarar vermeihtimalini en aza indirecek tedbirlerin alınması yetkililerdenbeklenebilecektir. Bir hükümlü veya tutuklu açısından daha sıkı tedbirleringerekip gerekmediği ve bunların uygulanmasının makul olup olmadığı, başvurukonusu yapılan her bir somut olayın koşullarına göre değişecektir (MehmetKaya ve diğerleri, § 74).
68. Ceza infaz kurumunda bulunan veya askerlik vazifesiniyerine getiren bir kişinin sağlığı ve güvenliği açısından gerekli tedavitürünün ve kalması uygun olan yerin belirlenmesinin -o kişinin bu konulardakimuhakeme yeteneğinin somut olayın şartları içinde sağlıklı olmadığının açıkolduğu durumlarda- sadece kendi tercihlerine göre yapılması mümkün değildir(Mehmet Kaya ve diğerleri, § 82).
69. Yaşam hakkı kapsamında devletin öncelikle yaşamıtehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumak için yeterli yasal ve idaribir çerçeve oluşturması gerekmektedir (bkz. § 64). Bu yükümlülük ceza infazkurumlarında bulunan kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması için degeçerlidir.
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
70. Başvurucu, yukarıda belirtilen iddialarla (bkz. §55-ii) yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
71. Somut olayda Ceza İnfaz Kurumunda bulunan kişilerinyaşam ve sağlıklarının korunması için oluşturulması gereken yasal ve idariçerçevenin oluşturulmadığı yönünde ileri sürülen bir eksiklik bulunmadığı gibibu konuda Anayasa Mahkemesi tarafından resen gözetilmesi ve incelenmesi gerekenbir hususun da bulunmadığı anlaşılmıştır.
72. Dolayısıyla mevcut başvuruda, yukarıda yer verilenilkeler çerçevesinde öncelikle Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin U.Ö.nün intiharetme riskini bilip bilmediklerinin veya bilmelerinin gerekip gerekmediğininortaya konması gerekmektedir.
73. Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı maddebulundurma suçundan kesinleşmiş hapis cezalarının infaz edilmesi için 6/2/2014tarihinde Ceza İnfaz Kurumuna konulan U.Ö., 7/3/2014 tarihinde Ceza İnfazKurumu psikoloğu ile bir görüşme gerçekleştirmiştir. Psikolog, bu görüşmeneticesinde madde bağımlısı olan U.Ö.nün Ceza İnfaz Kurumu hayatına uyumsağlamakta zorluk çektiği tespitinde bulunmuştur.
74. U.Ö., cezai ehliyetini ortadan kaldıracak ya daazaltacak nitelikte bir rahatsızlığının bulunup bulunmadığı hususunun tespitiamacıyla götürüldüğü Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve AraştırmaHastanesinde 7/3/2014 tarihinde muayene edilmiştir. Muayene neticesinde U.Ö.ye"madde kullanımına bağlı psikotik bozukluk" ön tanısıkonmuştur.
75. Ceza İnfaz Kurumu psikoloğu 17/3/2014 tarihinde U.Ö.ile bir görüşme daha gerçekleştirmiştir. Psikolog, gerçekleştirilen bireyselgörüşme neticesinde U.Ö.nün "madde kullanımına bağlı depresif semptomlarve intihar eğilimi" gösterdiği kanaatine varmıştır. Bunun üzerine18/3/2014 tarihinde Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve AraştırmaHastanesi Adli Polikliniğe sevk edilen U.Ö.nün burada yapılan muayenesineticesinde pasif intihar eğiliminin bulunduğu ancak aktif intihar eğilimininbulunmadığı değerlendirilmiştir.
76. Yukarıdaki tespitler dikkate alındığında U.Ö.nün,Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin dikkatini çekebilecek derecede intihara eğilimgösterdiği değerlendirilmektedir. Aslında bu durum, Hastanenin U.Ö.nün maddekullanımına bağlı psikotik bozukluklar yaşadığı ve pasif intihar eğilimininbulunduğu yönündeki tespitiyle de belgelendirilmiştir. Dolayısıyla U.Ö.nünkendisine zarar verme riskinin bulunduğunun Ceza İnfaz Kurumu yetkililerincebilindiğinin, en azından bilinmesi gerektiğinin kabul edilmesi gerekmektedir.
77. Bu durumda somut olayın koşulları çerçevesindeU.Ö.nün sağlığının korunması ve kendisine zarar vermemesi açısından önleyicibazı tedbirlerin alınması gerektiği açıktır. Dolayısıyla başvuru formu veeklerinin bu kapsamda incelenmesi gerekir.
78. Öncelikle psikolojik rahatsızlığı bulunan bir kişiyeönerilen tedavinin kişinin kendi inisiyatifine bırakılmasının bazı durumlardasakıncalı sonuçlara yol açabileceği belirtilmelidir.
79. Somut olayda U.Ö., intihar eğiliminin bulunduğununanlaşılması üzerine 18/3/2014 tarihinde Erenköy Ruh ve Sinir HastalıklarıEğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Polikliniğe sevk edilerek burada muayeneedilmiş ancak muayene neticesinde kendisine önerilen tedavi ile ilgili olarakherhangi bir destek alamadan intihar ederek yaşamını yitirmiştir.
80. Ceza infaz kurumunda tutuklu ya da hükümlü olarakbulunan kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması için oluşturulan sisteminyalnızca teoride değil uygulamada da etkili olması gerekir.Somut olayda18/3/2014 tarihinde Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve AraştırmaHastanesi Adli Polikliniğinde yapılan muayene neticesinde U.Ö.nün pasif intihareğiliminin bulunduğu ancak aktif intihar eğiliminin bulunmadığı yönündedeğerlendirmeler yapılmış ve hastaya ilaç tedavisi önerilmiş olmasına rağmensöz konusu ilaçların Hastane dönüşünde Ceza İnfaz Kurumu yetkilileri tarafındansatın alınmadığı anlaşılmıştır. Başvuru konusu olayda, Ceza İnfaz Kurumuyetkililerinin resen harekete geçerek ilaçları temin etmek ve U.Ö.nün reçetedeyazıldığı şekliyle bu ilaçları kullanmasını sağlamak yerine psikolojikrahatsızlığı bulunan bir kişinin iradesine göre hareket etmeyi tercih ettiklerive U.Ö.nün söz konusu ilaçları bir dilekçeyle talep etmesini bekledikleri görülmektedir.Bu durum, ölümün ilaçların temin edilmemesi nedeniyle meydana geldiği anlamınagelmemekle birlikte ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu ve/veya hükümlülerinyaşam ve sağlıklarının korunması için oluşturulan sistemin somut olayda etkilibir şekilde işlemediğinin açık bir işaretidir.
81. U.Ö.nün sağlık durumu hakkında konulan teşhise ve bukapsamda önerilen tedaviye gereken ehemmiyet verilmediğinden U.Ö.nün yaşamınınkorunması için ek özel bir tedbir de alınmamıştır.
82. Bu kapsamda, psikolojik sorunları bulunan U.Ö., cezainfaz kurumlarının bu tarz sorunları bulunan tutuklu ve hükümlüler için ayrılanözel bölümlerinde kalma imkânı kendisine sağlanmadan ve yaşam hakkınınkorunması için hiçbir tedbir alınmadan, dahası kendisine önerilen ilaçlar dahiverilmeden kendisinden başka kimsenin bulunmadığı bir odaya tek başınakonulmuştur.
83. İntihar eğilimi bulunmayan bir tutuklunun ya dahükümlünün bulunduğu koğuş, oda veya eklentilerinde çamaşır ipibulundurabilmesi başlı başına bir ihlal sebebi olmamakla birlikte somut olaydaolduğu gibi intihar eğilimi bulunan bir kişinin kaldığı odada intihar eyleminikolaylaştırabilecek nitelikte bir çamaşır ipinin bulundurulması da U.Ö.nünyaşamının korunması için alınması gereken tedbirler yönünden önemli bireksikliktir.
84. Tüm bu koşullar birlikte değerlendirildiğinde somutolayda, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve/veya hükümlülerin yaşam vesağlıklarının korunması için oluşturulan sistemin etkili bir şekilde işlemediğive U.Ö.nün yaşamının korunması için gerekli olan tüm tedbirlerin alındığınınsöylenemeyeceği sonucuna varılmıştır.
85. Açıklanan nedenlerle U.Ö.nün yaşamının kendieylemlerine karşı korunamaması sebebiyle Anayasa'nın 17. maddesiningerektirdiği yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
ii. Yaşam Hakkı Kapsamında Etkili Bir SoruşturmaYürütülmediğine İlişkin İddia
(1)Genel İlkeler
86. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkıkapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usulboyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konmasını ve sorumlukişilerin belirlenmesine imkân tanıyan bağımsız bir soruşturmanın yürütülmesinigerektirmektedir. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan herölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasınısağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu usul yükümlülüğünün gerektiği şekildeyerine getirilmemesi hâlinde devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerinegerçekten uyup uymadığının tam olarak tespit edilmesi mümkün değildir. Bunedenle soruşturma yükümlülüğü, devletin bu madde kapsamındaki negatif vepozitif yükümlülüklerinin güvencesini oluşturmaktadır (Salih Akkuş, B.No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).
87. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülük herolayda mutlaka ceza soruşturması yürütülmesini gerektirmemektedir. İhmalnedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında mağdurlara hukuki, idari hattadisiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 59). Ancak somut olay açısından yetkili vesorumlu kişilerin muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmalinin yaniolası sonuçların farkında olmalarına rağmen kendilerine verilen yetkileri gözardı ederek olayda ortaya çıkan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterliönlemleri almamaları gibi bir durumun bulunup bulunmadığına karar verilmesigerekmektedir. Çünkü bu gibi durumlarda -bireyler kendi inisiyatifleriyle hangihukuk yollarına başvurmuş olursa olsun- insanların hayatının tehlikeyegirmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bukişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, §§ 60-62).
88. Yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi gereken cezasoruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili birşekilde uygulanmasını, vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları vesorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır.Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri başvuruculara üçüncü tarafları belirli birsuç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği, tüm yargılamalarınmahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma yükümlülüğü verdiğianlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).
89. Soruşturmanın etkililiğini ve yeterliliğini teminetmek için soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayınıaydınlatabilecek sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerintoplanması gerekmektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57; SadıkKoçak ve diğerleri, § 94 ).
90. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğinisağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesapverilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimineaçık olmasıdır. Buna ilave olarak her olayda, ölen kişinin yakınlarının meşrumenfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarısağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58).
91. Yukarıda sayılanlara ek olarak yürütüleceksoruşturmalarda makul bir hızla gerçekleştirilme ve özen gösterilme zorunluluğuda zımnen mevcuttur. Elbette ki bazı durumlarda soruşturmanın veyakovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlükler bulunabilir.Ancak bir soruşturmada ve devamında yapılan kovuşturmada yetkililerin hızlıhareket etmeleri, yaşanan olayların daha sağlıklı bir şekildeaydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesive hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığıgörünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir (DenizYazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96).
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
92. Başvurucu, yukarıda belirtilen iddialarla (bkz. §55-i) oğlunun ölüm olayı hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediğini ilerisürmüştür.
93. Yaşanan bir ölüm olayının oluşumuna ilişkindelillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir. AncakAnayasa Mahkemesinin başvuru konusu olayın gelişim şeklini anlayabilmek vebaşvurucunun oğlunun ölümünün “şüpheli” olduğuna dair iddialarınınsoruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından karşılanıpkarşılanmadığını nesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şekliniincelemesi gerekebilmektedir.
94. Başvuru konusu olayda yürütülen soruşturmaişlemlerine bakıldığında başvurucunun oğlu U.Ö.nün 20/3/2014 tarihinde A-15No.lu odada asılı vaziyette bulunması olayı ile ilgili olarak İstanbul AnadoluCumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen bir soruşturmanın başlatıldığı,olaydan haberdar edilen nöbetçi Cumhuriyet savcısının olay yerine intikaletmesi üzerine onun da hazır bulunmasıyla olay yeri incelemesinin yapıldığı,olay yerinin fotoğraflarının çekildiği ve krokisinin çizildiği, bu işlemlersonucunda ayrıntılı bir olay yeri inceleme raporunun hazırlandığı, ölümolayının gerçekleştiği gün ölü muayenesi ve akabinde otopsi işlemleriningerçekleştirildiği, gerçekleştirilen otopsi işlemi neticesinde hazırlananraporda U.Ö.nün ölümünün ası sonucu meydana gelmiş olduğunun tespit edildiği,soruşturma kapsamında ayrıca, U.Ö.yü asılı vaziyette gören infaz ve korumamemurları ile Ceza İnfaz Kurumu birinci ve ikinci müdürünün Cumhuriyet savcısıtarafından ifadelerinin alındığı, U.Ö.nün kişilik yapısının ve sağlık durumununnasıl olduğunun tespit edilebilmesi maksadıyla çeşitli araştırmalar yapıldığı,Ceza İnfaz Kurumunun güvenlik kameraları kayıtlarının bilirkişi marifetiyleçözümü yapılarak incelendiği ve elde edilen delillerin değerlendirilmesineticesinde U.Ö.nün kendi hayatına son vermek suretiyle intihar ettiği sonucunavarılarak şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği veanılan karara yapılan itirazın reddedildiği görülmektedir.
95. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafındanyapılan araştırmalar dikkate alındığında U.Ö.nün üçüncü kişi ya da kişilerceöldürülüp öldürülmediğine ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütüldüğüanlaşılmakla birlikte söz konusu ölüm olayında ilgili kişilerincezalandırılmasını gerektirecek nitelikte ağır bir ihmalin bulunup bulunmadığıhususunda kapsamlı bir araştırmanın yapılmadığı anlaşılmıştır. Başka biranlatımla U.Ö.nün üçüncü kişi ya da kişilerin eylemi neticesinde öldürülüpöldürülmediği hususu etkili bir şekilde araştırılarak ortaya konmakla birlikteölüm olayının cinayet iddiası dışındaki yönlerinin ortaya konulamadığı ve varsasorumlu kişilerin belirlenebilmesine imkân tanıyan etkili bir soruşturmanınyürütülmediği anlaşılmıştır.
96. Başvuru formu ve ekleri bu kapsamda incelendiğindekovuşturmaya yer olmadığına dair kararda gerekli tedavi işlemlerinin Ceza İnfazKurumu idaresi tarafından zamanında yapıldığı belirtilmiş ise de ilaçlarıntemini hususunda yaşanan gecikme hakkında Savcılık tarafından herhangi birdeğerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Başvurucu kovuşturmaya yer olmadığınadair karara yaptığı itirazda özellikle bu hususa vurgu yapmasına rağmen itirazmercii tarafından başvurucunun söz konusu itirazlarını karşılayacak biraçıklamada bulunulmadığı görülmektedir. Bu durum, soruşturma makamlarının olayıaydınlatma ve ceza hukuku bağlamında varsa sorumluları tespit etme isteğinisorgulanır hâle getirmektedir.
97. Soruşturma kapsamında ifadeleri alınan Ceza İnfazKurumu birinci müdürü ile ikinci müdürü, Ceza İnfaz Kurumunda bulunan tutukluve/veya hükümlülerin çoğunda pasif intihar eğiliminin bulunduğunu belirtmiş;bunun yanı sıra tıbben gözlem altında tutulması konusunda veya aktif intihareğilimi bulunduğu yönünde raporu bulunmayan kişiler için özel bir uygulamayapılmadığını ifade etmişlerdir. Ölüm olayının gerçekleştiği Ceza İnfazKurumunda pasif intihar düşünceleri olan kişiler hakkında ek özel tedbirleralınmadığı görülmekle birlikte bu uygulamanın tıbben doğru olup olmadığıhususunda hiçbir araştırma yapılmamıştır. Oysa gerektiği takdirde pasif intihareğiliminin ne anlam ifade ettiği ve bu tarz şikâyetleri bulunan Ceza İnfazKurumundaki kişiler hakkında hiçbir ek önlem alınmamasının doğru bir yaklaşımolup olmadığının araştırılarak bir sonuca varılması yaşam hakkının usuleilişkin yönü bakımından daha yerinde görünmektedir. Bu husus ile ilgili olarakayrıca, Ceza İnfaz Kurumu idaresi tarafından tutuklu ve/veya hükümlülerinçoğunda pasif intihar eğiliminin bulunduğu belirtilmiş ise de bu kişilerinsayısının tam olarak kaç olduğunun ve bu kişilerin sayısının şüpheli olarakdinlenen kişilerin ifade ettiği kadar yüksek olup olmadığının tam olarakaçıklığa kavuşturulmadığı da belirtilmelidir.
98. Savcılık, U.Ö.nün psikolojik durumunun tespiti veintihar emaresi olarak değerlendirilebilecek davranışlar sergileyipsergilemediğinin ortaya konulması amacıyla U.Ö.nün oda arkadaşlarınınifadelerine başvurabilecekken bu kapsamda kimsenin ifadesini almamış ve şüphelisıfatıyla dinlenen kişilerin beyanlarıyla yetinmiştir. Savcılık ayrıca U.Ö. ilebirçok görüşme gerçekleştiren ve somut olayda kilit isim olan Ceza İnfaz Kurumupsikoloğunun beyanına da başvurmamıştır.
99. Soruşturmanın etkililiği konusunda bu bölümde yerverilen değerlendirmeler bir bütün hâlinde ele alındığında CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada ölüm olayının tüm yönlerininortaya konulamadığı, dolayısıyla somut olayda yürütülen soruşturmanın teorideolduğu gibi fiilen de hesap verilebilirliği sağlayamadığı kanaatinevarılmıştır.
100. Son olarak etkili bir ceza soruşturmasıyürütülmediği yönündeki iddialar bakımından ihlal tespit edilmiş olmasınedeniyle başvurunun özel koşulları çerçevesinde başvuru yollarınıntüketilmediği sonucuna ulaşılamadığı belirtilmelidir.
101. Açıklanan nedenlerle somut olayda yürütülen cezasoruşturmasında yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
B. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
102. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
103. Başvurucu, yaşam hakkının ihlalinin tespiti ileetkili bir soruşturma yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.Başvurucu tazminattalebinde bulunmamıştır.
104. Somut olayda, yaşam hakkının hem maddi hem usuleilişkin yönünün ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
105. Yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukukiyarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzereİstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesigerekir.
106. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınanyaşam hakkının maddi yönünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınanyaşam hakkının usule ilişkin yönünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbulAnadolu Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucununMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 21/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.