TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
SERPİL KERİMOĞLU VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/752)
Karar Tarihi: 17/9/2013
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Cüneyt DURMAZ
Başvurucular
:
Serpil KERİMOĞLU
Sinem KERİMOĞLU
Önder Can KERİMOĞLU
Yiğit Ögeday KERİMOĞLU
Mehmet KERİMOĞLU
Mustafa KERİMOĞLU
Vekili
:
Av. Övgü ERDOĞAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucular, yakınları Selman KERİMOĞLU’nun9/11/2011 tarihinde Van ilinde meydana gelen depremde otel enkazında kalarakvefat ettiğini ve hukuk yollarına başvurmalarına rağmen sonuç alamadıklarınıbelirterek, yaşam hakkının ve hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, başvurucuların vekilitarafından 22/11/2012 tarihinde doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan önincelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca,başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekligörüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrasıuyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 26/3/2013 tarihindeyapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 1/4/2013tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 3/6/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesinesunulan görüş başvurucuya 5/6/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu,görüşünü 27/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesinde ifade edildiğişekliyle olaylar özetle şöyledir:
8. 23/10/2011 tarihinde Van ilinde 7,2şiddetinde bir deprem meydana gelmiş ve çok sayıda kişi hayatını kaybetmiştir.Depremden sonra artçı sarsıntılar devam etmiş ve 9/11/2011 tarihinde 5,6şiddetinde ikinci bir deprem gerçekleşmiştir. İkinci depremde başvurucuların yakınıSelman KERİMOĞLU (S.K.) da dâhil olmak üzere Van il merkezinde bulunan BayramOtel’de kalmakta olan 24 kişi otel binasının çökmesi sonucu hayatınıkaybetmiştir.
9. Olayın ardından Van CumhuriyetBaşsavcılığı resen soruşturma başlatmıştır. Başvuruculardan ölen S.K’nın eşi veüç çocuğunun da şikâyetçi olarak katıldığı soruşturma kapsamında hazırlananbilirkişi raporunda birden fazla kişinin sorumluluğunun bulunduğu, binada hasartespiti yapmayan ilgili birimlerin de kusurlu olduğu belirlenmiştir.
10. Van CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında ayrıca keşif yapılmış,bina enkazından karot örneği, donatı örneği ve diğer numuneler bilirkişilermarifetiyle alınmış, soruşturma dosyası ve elde edilen numuneler rapordüzenlemeleri için bilirkişilere tevdi edilmiştir. Soruşturma sonucu 26/7/2012 tarihinde verilenkararda bilirkişilerce hazırlanan rapor ışığında, söz konusu binanın yapımyılında (1964) statik projesi ve hesap raporları yapılmadan gelişigüzel inşaedildiği, malzeme ve donatıların dönemin Afet Bölgelerinde Yapılacak YapılarYönetmeliği kriterlerini taşımadığını, inşaat ruhsatına göre fazladan bir katasahip olmasının bina üzerinde fazladan yüke neden olduğu, ilk depremde ayaktakalmasına rağmen ikinci depremde iki deprem arasında artçı şoklardanetkilenerek yıkıldığının anlaşıldığı ifade edilmiştir.
11. Soruşturma sonucunda, otelişletmecisi hakkında bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmasuçundan Van Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmasına, vefat eden yapısahibi ve diğer şüpheliler hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına veVan Valisi ile Afet ve Acil İşler Daire Başkanlığı (AFAD) görevlileri hakkında 2/12/1999tarih ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin YargılanmasıHakkında Kanun’un 3. ve 12. maddeleri gereği görevsizlik kararı verilereksoruşturma dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine kararverilmiştir.
12. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 9/10/2012tarihinde Van Valisi ve AFAD görevlileri hakkında görevi kötüye kullanmayailişkin iddiaların somut bilgi ve belgelere dayanmadığı, ilgililer açısındansuç oluşturan ön inceleme yapılmasını gerektirecek bir durumun bulunmadığıgerekçesiyle şikayetin işleme konulmamasına karar vermiş, bu kararbaşvurucuların vekiline 23/10/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
13. Başvuruculardan ölen S.K.’nın eşi veüç cocuğu, vekilleri aracılığıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının işlemekonulmama kararının kaldırılması ve 4483 sayılı Kanun gereği ön incelemeyaptırılması kararı verilmesi talebiyle 2/11/2012 tarihinde Danıştay 2. Dairesineitiraz dilekçesi sunmuştur.
14. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınınişleme koymama kararına karşı 4483 sayılı Kanun’da herhangi bir itiraz yoluöngörülmemiş olup başvuru dilekçesinde başvurucuların Danıştay 2. Dairesineyaptıkları itirazlarının sonucuna ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır.
15. Bakanlık, başvuru konusu olaylarailişkin 3/6/2013 tarihli görüşünde (§ 5), başvurucuların Bakanlığın görüşünekarşı beyanlarında teyit ettiği, ilave şu bilgilere yer vermiştir:
16. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının9/10/2012 tarih ve 2012/128 soruşturma, K.2012/55 sayılı işleme konulmamakararına karşı başvurucuların vekili tarafından yapılan itiraz neticesinde, Danıştay1. Dairesi, 6/3/2013 tarih ve E.2013/258, K.2013/294 sayılı kararında 4483sayılı Kanun’da Cumhuriyet Başsavcılıklarının bu kararlarına karşı herhangi biritiraz yolu öngörülmediğinden bahisle itirazı incelemeksizin reddetmiştir.
17. Ayrıca başvurucular, 23/1/2013tarihinde vekilleri aracılığıyla, Van Belediye Başkanlığı, Çevre ve ŞehircilikBakanlığı, Van Valiliği, AFAD’a izafeten Başbakanlık ve otel sahibi MehmetSıddık Bayram vereseleri aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Van2. Asliye Hukuk Mahkemesinde E.2013/36 sayısı ile yürütülen yargılamada 28/2/2013tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasında, idareler aleyhine açılan davanıntefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmesine ve yargı yolu bakımındangörevsizlik kararı verilmesine karar verilmiştir.
18. Van 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, diğerdavadan tefrik ederek E.2012/112 sayısı ile kaydettiği davalı idareler hakkındaaçılan davanın yargı yolu bakımından reddine, davaya bakmakla görevli veyetkili mahkemenin İdare Mahkemesi olduğunun tespitine karar vermiştir. Kararıngerekçesinde, dava tarihi itibarıyla 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca bu tür davalarda adli yargınıngörevli olduğuna ilişkin hükmün Anayasa Mahkemesinin 16/2/2012 tarih veE.2011/35, K.2012/23 sayılı kararıyla iptal edildiği, iptal kararının 19/5/2012tarih ve 28297 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği, davacılarındavalı idarelerin hizmet kusuruna dayandıkları, idari işlem ve eylemlerdenkaynaklanan tam yargı davalarına bakmaya idare mahkemelerinin görevli olduğubelirtilmiştir.
19. Söz konusu kararın henüzkesinleşmediği, taraflara tebligat aşamasında olduğu anlaşılmaktadır.
20. VanCumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında ayrıcasorumlu olduğu ileri sürülen Belediye yetkilileri hakkında 4483 sayılıKanun uyarınca Van Valiliğinden soruşturma izni talep edilmiştir. Van Valiliği Belediyeyetkilileri hakkında soruşturma izni verilmemesi kararı vermiştir. Bu kararakarşı Van Cumhuriyet Başsavcılığı VanBölge İdare Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunmuştur.
21. Başvurucular, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığının şikayetin işleme konulmaması kararının kendisine tebliğindenitibaren süresi içinde 22/11/2012 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
22. Başvuru konusu olayda şikayet konusuyapılan “taksirle öldürme” ve “görevi kötüye kullanma” suçlarınailişkin 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Kanun’un hükümleri şöyledir:
“Taksirle öldürme
MADDE 85. –
(1) Taksirle bir insanın ölümüne nedenolan kişi, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüneya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazlakişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi üç yıldan onbeş yıla kadar hapiscezası ile cezalandırılır.
…
Görevi kötüye kullanma
MADDE 257. - (1) Kanunda ayrıca suçolarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmeksuretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya dakişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadarhapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlananhâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek,kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksızbir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır.
(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığıtakdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenlekişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birincifıkra hükmüne göre cezalandırılır.”
23. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı TürkCeza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) “Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi” başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başkabir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamudavasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğiniaraştırmaya başlar.
24. Bununla birlikte, memurlar ve diğerkamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayıyargılanabilmeleri izne tabi olup izin vermeye yetkili merciler ve izlenecekusul 4483 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir.
25. 4483 sayılı Kanun’un “Hazırlık soruşturmasını yapacak merciler” başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Hazırlık soruşturması genel hükümleregöre yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılır. AncakCumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri,müsteşarlar ve valiler ile ilgili olarak yapılacak olan hazırlık soruşturmasıYargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili, kaymakamlar ile ilgilihazırlık soruşturması ise il Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekilitarafından yapılır.”
26. 4483 sayılı Kanun’un 3. maddesininson cümlesine göre ast memur ile üst memurun aynı fiile iştiraki halinde izin,üst memurun bağlı olduğu merciden istenir. Bu durumda bir vali ve altında görevyapan memurlar için talep edilen yargılama iznini vermeye yetkili merci valileriçin yargılamaya izin vermeye yetkili makam olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısıveya Başsavcıvekili’dir.
27. 4483 sayılı Kanun’un “Olayın yetkili mercie iletilmesi, işlemekonulmayacak ihbar ve şikayetler”başlıklı 4. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Bu Kanuna göre memurlar ve diğer kamugörevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikâyetlerin soyut ve genel nitelikteolmaması, ihbar veya şikâyetlerde kişi veya olay belirtilmesi, iddiaların ciddîbulgu ve belgelere dayanması, ihbar veya şikâyet dilekçesinde dilekçe sahibinindoğru ad, soyad ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması zorunludur.
Üçüncü fıkradaki şartları taşımayanihbar ve şikâyetler Cumhuriyet başsavcıları ve izin vermeye yetkili mercilertarafından işleme konulmaz ve durum, ihbar veya şikâyette bulunana bildirilir.Ancak iddiaların, sıhhati şüpheye mahal vermeyecek belgelerle ortaya konulmuşolması halinde ad, soyad ve imza ile iş veya ikametgâh adresinin doğruluğuşartı aranmaz. Başsavcılar ve yetkili merciler ihbarcı veya şikâyetçinin kimlikbilgilerini gizli tutmak zorundadır.”
28. 4483 sayılı Kanun’un “İtiraz” başlıklı 9. maddesi şöyledir:
“Yetkili merci, soruşturma izni verilmesineveya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına, hakkındainceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa şikayetçiyebildirir.
Soruşturma izni verilmesine ilişkinkarara karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi;soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığıveya şikayetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi, yetkili merciinkararının tebliğinden itibaren on gündür.
İtiraza, 3 üncü maddenin (e), (f), g(Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar içinDanıştay İkinci Dairesi, diğerleri için yetkili merciin yargı çevresindebulunduğu bölge idare mahkemesi bakar.
İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geçüç ay içinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir.”
29. 4483 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birincifıkrasında yer verilen nitelikleri taşımamaları nedeniyle ihbar ve şikâyetlerhakkında verilen işleme konulmama kararına yönelik bir itiraz yolu öngörülmemiştir.
30. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu’nun “Doğrudandoğruya tam yargı davası açılması”başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylemtarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerinegetirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddihalinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istekhakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
31. Haksız fiillerden doğan borçilişkilerini düzenleyen 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı 49. maddesi şöyledir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiillebaşkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukukkuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar verende, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
32. 6098 sayılı Kanun’un haksızfiillerden doğan borç ilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74.maddesi ise şöyledir:
“Hâkim, zarar verenin kusurunun olupolmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, cezahukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimitarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, cezahâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararıda, hukuk hâkimini bağlamaz.”
33. 15/5/1959 tarih ve 7269 sayılı UmumiHayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak YardımlaraDair Kanun’un 4. ve “Afet bölgelerinde yapılacak teknik işler” başlıklı 13.maddeleri şöyledir:
“Madde 4 – İçişleri, İmar ve İskan, Bayındırlık, Sağlıkve Sosyal Yardım ve Tarım Bakanlıklarınca acil yardım teşkilatı ve programlarıhakkında genel esasları kapsayan bir yönetmelik yapılır.
Bu yönetmelik esasları dairesinde afetin meydanagelmesinden sonra yapılacak kurtarma, yaralıları tedavi, barındırma, ölülerigömme, yangınları söndürme, yıkıntıları temizleme ve felaketzedeleri iaşe gibihususlarda uygulanmak üzere görev ve görevlileri tayin, toplanma yerlerinitespit eden bir program valiliklerce düzenlenir ve gereken vasıtalarhazırlanarak muhafaza olunur.
Bu programların uygulanması, valiliklerce kurulacakkurtarma ve yardım komitelerince sağlanır.
…”
“Madde 13 – a) Yapılacak işlemlere esas olmak üzere İmarve İskan Bakanlığınca kurulacak fen kurulları tarafından, afetin meydanageldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesisleri incelenerek, hasartespit raporu düzenlenir.
(Değişik: 31/8/1999 - KHK - 574/1 md.) Gereken hallerde,yapılarda meydana gelen hasarı tespit etmek üzere Bayındırlık ve İskanBakanlığının isteği üzerine diğer bakanlık, kurum ve kuruluşlar, mahalliidareler, üniversiteler ve meslek odaları, konusunda deneyimli yeteri kadarinşaat mühendisi ve/veya mimarı hasar tespiti çalışmalarında derhalgörevlendirmekle yükümlüdürler.
(Değişik: 31/8/1999 - KHK - 574/1 md.) Arazinin tehlikelidurumu ve binaların gördüğü hasar bakımından yıktırılması ve boşaltılmasıgerekenler hakkında, o il ve ilçenin en büyük mülkiye amirine ayrı bir raporverilir. Bu makamlarca böyle binalar derhal boşalttırılır. Yıkılması gerekenleriçin en çok 3 gün süre verilerek tehlikenin giderilmesi sahiplerine bildirilir.Mahallinde sahibi bulunmadığı takdirde durum, mahalli vasıtalarla ilan edilmeksuretiyle, bildiri yapılmış sayılır.
…
b) …
c) …
ç) Yer kayması, kaya düşmesi gibi afetlerde, tehlikenindevamı veya tekrarı ihtimali üzerine boşaltılan binaların tehlikeye karşı kesintedbir alınıncaya kadar işgaline veya hasara uğrayanların tamirine müsaadeedilmez. Tedbir alınamayacağına karar verildiği takdirde tehlikeli mahaliçindeki binalar, yukarıdaki esaslar dahilinde yıktırılır. İmar ve İskanBakanlığınca afete karşı arazide gerekli tedbirlerin alınması, tehlikeye maruzyapıların yıkılması ve topluluğun başka yere taşınmasından daha ekonomikgörülürse, bu tedbirlerin alınması için lüzumlu ödenek 33 üncü maddede yazılıfondan ödenir. Tehlikenin giderilmesiyle ilgili tedbirler için yapılanharcamalar borçlanmaya tabi tutulmaz.
d) Afete uğrıyanların veya uğraması muhtemel olanlarınbulundukları yerlerde veya başka yerlerde geçici olarak barınmalarını sağlamaküzere, baraka ve konutlar inşa edilebilir, ettirilebilir, kiralanabilir veyasatın alınabilir.
Bu tedbirlerin, kısa zamanda yerine getirilmesinin mümkünolamıyacağı hallerde, geçici iskan tedbirlerini kendileri almak isteyenlerenakdi yardım da yapılabilir.
…”
34. 29/5/2009 tarih ve 5902 sayılı Afetve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 1.,2., 4. ve 18. maddeleri şöyledir:
“Amaç ve kapsam
MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı, afet ve acil durumlar ilesivil savunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere, Başbakanlığa bağlı Afet veAcil Durum Yönetimi Başkanlığının kurulması, teşkilatı ile görev ve yetkilerinidüzenlemektir. Başbakan, Başkanlıkla ilgili yetkilerini bir bakan aracılığı ilekullanabilir.
(2) Bu Kanun; afet ve acil durumlar ile sivil savunmayailişkin hizmetlerin ülke düzeyinde etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi içingerekli önlemlerin alınması ve olayların meydana gelmesinden önce hazırlık vezarar azaltma, olay sırasında yapılacak müdahale ve olay sonrasındagerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum ve kuruluşlararasında koordinasyonun sağlanması ve bu konularda politikaların üretilmesi veuygulanması hususlarını kapsar.
Tanımlar
MADDE 2 – (1) Bu Kanunda yer alan;
a) Acil durum: Toplumun tamamının veya belli kesimlerininnormal hayat ve faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan ve acilmüdahaleyi gerektiren olayları ve bu olayların oluşturduğu kriz halini,
b) Afet: Toplumun tamamı veya belli kesimleri içinfiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, normal hayatı ve insanfaaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan doğal, teknolojik veya insankaynaklı olayları,
c) …
h) Risk: Belirli bir alandaki tehlike olasılığına görekaybedilecek değerlerin ölçüsünü,
ı) Risk azaltma: Belirli bir kesim veya alandageliştirilen afet senaryolarına göre, olası risklerin önlenmesi, kabuledilebilir ölçülere indirilmesi ya da paylaşımı amacıyla alınacak her türlüplanlı müdahaleyi,
i) Risk yönetimi: Ülke, bölge, kent ölçeğinde ve yerelölçekte risk türleri ve düzeylerini tespit etme, azaltma ve paylaşmaçalışmaları ile bu alandaki planlama esaslarını,
j) …
k) Zarar azaltma: Afetlerde ve acil durumlarda meydanagelmesi muhtemel zararların yok edilmesi veya azaltılmasına yönelik riskyönetimi ve önleme tedbirlerini,
ifade eder.
…”
“MADDE 4 – (1) Afet ve acil durum hallerinde bilgilerideğerlendirmek, alınacak önlemleri belirlemek, uygulanmasını sağlamak vedenetlemek, kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşları arasındakikoordinasyonu sağlamak amacıyla, Başbakanlık Müsteşarının başkanlığında, MilliSavunma, İçişleri, Dışişleri, Maliye, Milli Eğitim, Bayındırlık ve İskân,Sağlık, Ulaştırma, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çevre ve Orman bakanlıkları veDevlet Planlama Teşkilatı müsteşarları, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanı, TürkiyeKızılay Derneği Genel Başkanı ile afet veya acil durumun türüne göre KurulBaşkanınca görevlendirilecek diğer bakanlık ve kuruluşların üstyöneticilerinden oluşan Afet ve Acil Durum Koordinasyon Kurulu kurulmuştur.
(2) Kurul, yılda en az dört kez toplanır. Ayrıca,ihtiyaç halinde Kurul Başkanının çağrısı üzerine olağanüstü toplanabilir.Kurulun sekretaryasını Başkanlık yürütür.”
“İl afet ve acil durum müdürlükleri
MADDE 18 – (1) İllerde, il özel idaresi bünyesinde,valiye bağlı il afet ve acil durum müdürlükleri kurulur. Müdürlüğün sevk veidaresinden vali sorumludur.
(2) İl afet ve acil durum müdürlüklerinin görevlerişunlardır:
a) İlin afet ve acil durum tehlike ve risklerinibelirlemek.
b) Afet ve acil durum önleme ve müdahale il planlarını,mahalli idareler ile kamu kurum ve kuruşlarıyla işbirliği ve koordinasyoniçinde yapmak ve uygulamak.
c) İl afet ve acil durum yönetimi merkezini yönetmek.
ç) Afet ve acil durumlarda meydana gelen kayıp ve hasarıtespit etmek.
d) …
…
g) Afet ve acil durumlarda, gerekli arama ve kurtarmamalzemeleri ile halkın barınma, beslenme, sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasındakullanılacak gıda, araç, gereç ve malzemeler için depolar kurmak ve yönetmek.
ğ) …
…
(3) …
…
(5) Afet ve acil durum il müdürü ile diğer personelinataması vali tarafından yapılır.
…”
35. 8/5/1988 tarih ve 19808 sayılı ResmiGazete’de yayımlanan Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı ve PlanlamaEsaslarına Dair Yönetmelik’in 4., 6. ve 32. maddeleri şöyledir:
“Sorumluluk
Madde 4 – Vali ve kaymakamlar, görevli bakanlık, kurum vekuruluşlar ile askeri birlikler, ilgili mevzuat ve bu Yönetmelik gereğincedüzenlenecek acil yardım planları ve acil yardımla ilgili yönergelerlekendilerine verilen görevleri yerine getirmekten ayrı ayrı sorumludurlar.
Afetin meydana gelmesinden itibaren, alınması gereken hertürlü acil tedbirlerin alınmasından ve acil yardımların bir emir beklemedenyapılmasından afetin meydana geldiği yerin mülki amiri sorumludur.”
“Madde 6 – Bu Yönetmeliğin ilke ve esasları dahilinde:
a) Acil yardım hizmetlerini yürütmek üzere, illerdevalinin başkanlığında il kurtarma ve yardım komitesi, ilçelerde kaymakamınbaşkanlığında ilçe kurtarma ve yardım komitesi kurulur,
b) İl ve ilçe acil yardım planlarının yapılmasından,icrasından ve güncelliğinin korunmasından birinci derecede vali ve kaymakamlarsorumludur. Bakanlıklar ve merkezi kurum ve kuruluşlar ile askeri birlikler buplanların yapılmasına ve icrasına yardımcı olur,
c) Bakanlık, kurum ve kuruluşların taşra teşkilatları ilve ilçe planları içinde yer alır,
d) Bakanlık, kurum ve kuruluşların merkez teşkilatlarıile bölgedeki askeri garnizon komutanlıkları, il ve ilçelere yardımcı olmaküzere kendi görevleri ile ilgili takviye ve destek planları yaparlar,
e) Acil yardım hizmetlerinin planlanmasında, öncelikleilçe ve/veya il hudutları içindeki kamu kurum ve kuruluşlarının güç vekaynaklarının kullanılması esas alınır.
İhtiyaçların bu kaynaklardan zamanında ve yeterincekarşılanamaması halinde sırasıyla:
1. Bölgedeki askeri birliklerden, komşu vali vekaymakamlardan yardım istenir,
2. Bölgedeki özel kuruluşlardan ve gerçek kişilerdenyükümlülükler yolu ile karşılanır.
…
Ön Hasar Tespit ve Geçici İskan Hizmetleri Grubu
Madde 32 – Ön Hasar Tespit ve Geçici İskan HizmetleriGrubunun teşkili, görevleri, planlaması ve servisleri:
a) Teşkili:
...
b) Görevleri:
1. Alınan haberlere göre nerelere, ne kadar ön hasartespit ekibi göndereceğini tespit eder,
2. Hasarın yoğun olduğu bölgeleri belirler,
3. Kesin hasar tespitleri için gerekli bilgileri sağlar,
4. Afetten sonra konut, resmi ve özel tüm yapılar ilehayvan barınaklarındaki hasarın en kısa zamanda tespitini sağlayıcı tedbirlerialır,
5. Ön Hasar Tespit Formlarını örnek Ek: 16'ya göre düzenlettirir.İcmal formlarını da örnek Ek: 17 forma göre düzenleyip afet bürosuna verir,
6. Can güvenliği bakımından oturulması sakıncalı olan veyıktırılması gereken binaları belirler,
7. Resmi kuruluşlar ihtiyacı ve afetzedelerinbarındırılması için kullanılabilecek bina ve tesisleri tespit eder,
8. Tespit edilen bu binaların kullanıma hazır halegetirilmesi için gerekli işlemleri yaptırır,
9. Ön tespit çalışmaları tamamlandıktan sonra açıktakalan ailelerin geçici iskanlarını sağlar,
10. Afetzedelerin kısa süreli geçici iskanları içinöncelikle çadır olmak üzere sağlam bulunan okul ve diğer resmi ve özelbinaların kısa süre için bu işe tahsisini sağlar,
11. …
…
c) Planlaması:
1. Kuruluşlarca servislerde görevlendirilecek personel,araç, gereç kadrosunun 12 nci maddenin (l) ve (m) bendleri esaslarına göretespitini,
2. Ön hasar tespiti yapacak personelin yetmemesi halindenerelerden takviye ekip temin edilebileceğini,
3. Afetzedelerin geçici barındırılmaları ilk etapta resmikuruluşlara ait binalarda, bu binaların yetmemesi halinde özel şahıslara aitbina ve tesislerde sağlanacağından bu gibi bina ve tesislerin öncedenbelirlenmesini,
4. …
…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
36. Mahkemenin 17/9/2013 tarihinde yapmışolduğu toplantıda, başvurucunun 22/11/2012 tarih ve 2012/752 numaralı bireyselbaşvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
37. Başvurucular, Van Valisi ve AFADgörevlilerinin mevzuatta kendilerine yüklenilen görevleri yerine getirmemeksuretiyle görevi kötüye kullandıklarını, otelde hasar tespitinin yapılmadığını,hasara rağmen otele girişin yasaklanmadığını ve taksirle ölüme sebepolduklarını belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan yaşam hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucular ikinci olarak, YargıtayCumhuriyet Başsavcılığınca somut bilgi ve belge bulunmaması gerekçesiyleverilen şikâyetin işleme konulmaması kararına karşı ceza soruşturmasıyapılabilmesi için başvurabilecekleri herhangi bir makamın bulunmadığınıbelirterek Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası
a. Kabul Edilebilirlik Hakkında
38. Başvurucuların Anayasa’nın 17.maddesinin ihlal edildiği iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde şikayetlerinkabul edilebilirliği açısından değerlendirme yapılırken, başvurucuların ilgiliidareler aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtıkları, yargılamasürecinin halen devam ettiği, 30/3/2012 tarih ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin(5) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvurunun ancak başvuru yollarınıntüketilmesi sonrasında yapılabileceği hususlarının dikkate alınması gerektiğiifade edilmiştir.
39. Başvurucular, başvurunun kabuledilebilirliği hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, yaşam hakkının ihlali halindesadece tazminat alınmasının yeterli olmayacağını, devletin etkili ve önleyiciceza sistemi kurma pozitif yükümlülüğünün bulunduğunu ileri sürmüştür.
40. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesineilişkin şikâyetleri açısından kabul edilebilirlik değerlendirmesi yapılırken başvuruyollarının tüketilmesi hususunda karar verebilmek için Devletin Anayasa’nın 17.maddesi kapsamında yaşam hakkını korumak için sahip olduğu “ etkili biryargısal sistem kurma” pozitif yükümlülüğünün kapsamının tespitigerekmektedir. Bu nedenle bu konudaki değerlendirme esas hakkındaki incelemeile birlikte yapılacaktır.
41. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin(1) numaralı fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem yada ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireyselbaşvuru hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliğigereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşananölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafındanyapılabilecektir. Başvurucular, başvuru konusu olayda ölen kişinin eşi,çocukları ve kardeşleridir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklikbulunmamaktadır.
42. Bununla birlikte, başvuruculardanölen S. K.’nın iki kardeşi Mehmet KERİMOĞLU ve Mustafa KERİMOĞLU ne VanCumhuriyet Başsavcılığına ne de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına olaylailgili olarak şikâyet dilekçesi vermemişler, soruşturma yapılması yönünde çabagösterdiklerine ilişkin bir belge de sunmamışlardır. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin(2) numaralı fıkrası uyarınca, ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylemya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekmektedir. Budurumda, başvurucuların Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen şikâyetinişleme konulmaması kararı nedeniyle ceza soruşturması yapılamadığı şikâyetineilişkin olarak, ölen S. K.’nın iki kardeşi Mehmet KERİMOĞLU ve MustafaKERİMOĞLU açısından başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabuledilemezlik kararı verilmesi gerekir.
43. S. K.’nın eşi ve çocukları tarafındanyapılan başvurunun Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine dair bölümünün6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığıgörülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de görülmediğinden başvurununbu kısmının kabul edilebilir nitelikte olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Bakımından İnceleme
44. Başvurucular, Van Valisi ve AFADgörevlilerinin mevzuatta kendilerine yüklenilen görevleri yerine getirmediklerini,iki deprem arasında gerekli tedbirleri almadıklarını, otelde hasar tespitininyapılmadığını, hasara rağmen otele girişin yasaklanmadığını ve yakınlarının taksirleölümüne sebep olduklarını belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlananyaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
45. Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın 17.maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetler değerlendirilirken, Avrupa İnsanHakları Mahkemesinin (“AİHM”) yaşam hakkı konusunda benimsediği ilkeleredeğinilmiş, hayati tehlike içeren koşullar nedeniyle başvurucularınyakınlarının maruz kaldığı riskin ne zaman gerçekleşebileceği konusundakibelirsizlik, bu tür koşulların ortaya çıkışında payı olan kişilerin statüsü vebu kişilere atfedilen eylem veya ihmalin kasıtlı olup olmadığı hususlarınınbelirli bir davanın esasının incelenmesi sırasında, Devletin yaşam hakkıbakımından taşıdığı sorumluluğu belirlemek için göz önüne alınması gerektiği ifadeedilmiştir.
46. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 2. maddesi bağlamında, ölüm olayının kasten yada saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelmesine ilişkin davalar ileihmal sonucu ölüm olayının meydana gelmesiyle ilgili olan davalar arasında birayrım yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu kapsamda, AİHM’nin, yaşam hakkınınveya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise “etkilibir yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülüğün, herolayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmediği ve mağdurlara hukuki,idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olmasının yeterliolabileceği sonucuna vardığı görüşüne yer verilmiştir.
47. Bakanlık görüşünde ayrıca, AİHM’yegöre adam öldürme ve kamu makamlarının sorumluluğu altında meydana gelenolayların bir sonucu olarak can kaybının olduğu tehlikeli faaliyetlere ilişkindavalarda olayla ilgili bilgi ve belgelere devletin daha kolay ulaşabileceği,devletin resmi soruşturma yapma yükümlülüğü bulunduğunun kabul edildiği, mevcutdavada bu kriterin uygulanabilmesi için öncelikle binaların yapımı ve dahasonraki dönemde depreme dayanıklılık konusundaki incelemeyi yapma görevininhangi kamu makamına ait olduğunun, daha sonra da ilgili makamın görevini yerinegetirip getirmediğinin tespit edilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
48. Başvurucular, başvurunun esasıhakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, AİHS’nin 2. maddesine göre, adam öldürmedavalarında olayla ilgili bilgi ve belgelere devletin daha kolay ulaşabileceği,devletin resmi soruşturma yapma yükümlülüğü bulunduğunun kabul edildiği,dolayısıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının resen soruşturmayı başlatmasıgerektiği, olay hakkında yürütülen soruşturma kapsamında alınan bilirkişiraporunda belediyenin sorumlu olduğunun belirlendiği, Danıştayın depremdavalarına yönelik kararlarında belediye ve Bayındırlık Bakanlığının depremzararlarından sorumlu tutulduğunu, başvuru konusu olayda diğer depremdavalarından farklı olarak Bayram Otelin ikinci depremde ve artçılardan sonrayıkıldığı, hasar tespiti yapmama ve diğer önlemleri almama nedeniyle Vali veAFAD yetkililerinin sorumlu olduğunu ileri sürmüştür.
49. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında,kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbîdeneylere tâbi tutulamaz.
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insanhaysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.
Meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarınınyerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, birayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerdeyetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasınakanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri,birinci fıkra hükmü dışındadır.”
50. Kişinin yaşam hakkı ile maddi vemanevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan,devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır. Anayasa Mahkemesince belirtildiğigibi yaşam ve vücut bütünlüğü üzerindeki temel hak, devletlere pozitif venegatif yükümlülük yükleyen haklardandır (AYM, E.2007/78, K.2010/120, K.T. 30/12/2010).
51. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenenyaşam hakkı kapsamında, devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanındabulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermemeyükümlülüğü bulunmaktadır. Bunun yanı sıra devlet, pozitif bir yükümlülükolarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusalmakamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü altındadır (AYM, E.1999/68,K.1999/1, K.T. 6/1/1999). Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını her türlütehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (AYM, E.2005/151 K.2008/37,K.T. 3/1/2008; E.2010/58, K.2011/8, K.T. 6/1/2011).
52. Devletin sorumluluğunugerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleştiği durumlarda Anayasa’nın17. maddesi, Devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak, yaşam hakkını korumakiçin oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve buhakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idarive yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsunveya olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyetbakımından geçerlidir.
53. Ancak, özellikleinsan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacakişlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi göz önüne alınarak; pozitifyükümlülük, yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır.Pozitif yükümlülüğün ortaya çıkması için yetkililerce, belirli bir kişininhayatına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun bilinmesi ya dabilinmesi gerektiği durumların varlığı kabul edildikten sonra, böyle bir durumdahilinde, makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında butehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlemalmakta başarısız olduklarının tespiti gerekmektedir (benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Keenan/Birleşik Krallık, 27229/95, 3/4/2001, §§89-92, ve A. ve Diğerleri/Türkiye, 27/7/2004, 30015/96, § 44-45, İlbeyiKemaloğlu ve Meriye Kemaloğlu/Türkiye, 19986/06, 10/4/2012, § 28).
54. Devletin yaşamhakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin bir de usuli yönübulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her ölümolayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasınısağlayabilecek etkili resmi bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanıntemel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasınıgüvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda,bunların sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için hesap vermelerinisağlamaktır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Anguelova/Bulgaristan,B. No: 38361/97, § 137, Jasinskis/ Letonya, 21.12.2010, B. No: 45744/08,§ 72).
55. Usulyükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün, yaşam hakkınınesasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğinebağlı olarak tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muamelelersonucu meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesigereğince devletin, ölümcül saldırı durumunda sorumluların tespitine vecezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütmeyükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki soruşturmalarve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, yaşam hakkı ihlalini gidermek vemağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir.
56. Yürütülen cezasoruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili birşekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm olayına ilişkin hesap vermelerinisağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılmasıyükümlülüğüdür. Diğer yandan, burada yer verilen değerlendirmeler hiçbirşekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suçnedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği (benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Perez/Fransa, 47287/99, 22/7/2008, § 70), tümyargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi(benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Tanlı/Türkiye, 26129/95, § 111) yüklediğianlamına gelmemektedir.
57. Yürütülecek cezasoruşturmaları sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecekşekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundansöz edebilmek için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölümüaydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamalarıgerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu kişilerin ortayaçıkarılması imkanını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütmekuralıyla çelişme riski taşır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. HughJordan/Birleşik Krallık, 24746/94, 4/5/2001, § 109; Dink/Türkiye, 2668/07,6102/08, 30079/08, 7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010, § 78).
58. Yürütülecek cezasoruşturmalarının etkinliğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibipratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarınınkamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişininyakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüdekatılmaları sağlanmalıdır (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. HughJordan/Birleşik Krallık, 24746/94, 4/5/2001, § 109).
59. Ancak ihmalnedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalar açısından farklı biryaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre, yaşam hakkının veya fizikselbütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise, “etkili bir yargısalsistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davasıaçılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgilihukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (benzer yöndeki AİHM kararlarıiçin bkz. Vo/Fransa[BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya,32967/96, 17/1/2002, § 51).
60. Bununla birlikte,ihmal suretiyle meydana gelen ölüm olaylarında Devlet görevlilerinin ya dakurumlarının bu konuda muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmaliolduğu, yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamlarınkendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyleoluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığıdurumlarda, bireyler kendi inisiyatifleriyle ne gibi hukuk yollarına başvurmuşolursa olsun, insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişileraleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17.maddenin ihlaline neden olabilir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Budayevave diğerleri/Rusya, 15339/02, 20/3/2008, § 140, Öneryıldız/Türkiye, [BD]48939/99, 30/11/2004, § 93).
61. AİHM devletinusuli yükümlülüğüne ilişkin tehlikeli faaliyetler kapsamında yer verilen buistisnaya bir ekleme yapmaktadır. Buna göre, AİHM, doğal bir felaket nedeniylemağdur olanların (özel bir kişi tarafından işletilmesine belediyece ruhsatverilen bir kamp yerinde sele kapılarak hayatını kaybeden kampçılarınyakınlarının) yaptığı bir başvuruda (Murillo Saldías ve diğerleri/İspanya,76973/01, 28/11/2006), 2. maddeye ilişkin şikayetlerin, kapsamlı bir cezasoruşturmasını müteakip yapılan ve makul bir tazminata hükmedilmesi ilesonuçlanan idari davanın etkili bir iç hukuk yolu olduğuna ve mağdur sıfatınıortadan kaldırdığına karar vermiştir (Budayeva ve diğerleri/Rusya, 15339/02, 20/3/2008, §141).
62. Bu durumda, tehlikelifaaliyetler nedeniyle ortaya çıkan olaylara yönelik devletin kapsamlı ve etkinbir ceza soruşturması yürütmesi yükümlülüğüne ilişkin ilkeler (§ 60) afetolayları nedeniyle yapılan başvurulara da uygulanabilecektir. Önleyicitedbirlerin alınmaması sonucu meydana gelen can kayıplarından Devletinsorumluluğunu gerektiren durumlarda, Anayasa’nın 17. maddesi gereğinceoluşturulması gereken “etkili bir yargısal sistem”in kapsamında, etkinliğedair belirlenmiş asgari standartları karşılayan ve soruşturmanın bulgularıçerçevesinde adli cezaların uygulanmasını sağlayan bağımsız ve tarafsız birresmi soruşturma usulünün bulunması gerekir. Bu gibi davalarda, yetkilimakamlar büyük bir gayretle ve ivedilikle çalışmalı ve ilk olarak olayınmeydana geliş koşulları ile denetim sisteminin işleyişindeki aksaklıkları,ikinci olarak da söz konusu olaylar zincirinde herhangi bir şekilde rol oynayanDevlet görevlileri ya da makamlarını tespit etmek için resen soruşturma açmalıdır(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Budayeva ve diğerleri/Rusya, 15339/02, 20/3/2008, § 142).
63. Başvuru konusuolayda, başvurucuların yakını 23/10/2011tarihinde gerçekleşen 7,2 şiddetindeki depremden sonra meydana gelen artçısarsıntılar sırasında 9/11/2011 tarihinde gerçekleşen 5,6 şiddetindeki ikincidepremde kaldığı otelin çökmesi sonucu hayatını kaybetmiştir. Başvuruya konuolay açısından, yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu yükümlülüklerarasında yer alan yaşam hakkını koruma yükümlülüğü için yasal ve idariçerçevenin oluşturulması ve bu çerçevenin gereği gibi uygulanması sorumluluğunun(bulunup bulunmadığının) ortaya konulması gerekmektedir.
64. Devletin bu noktada bir yükümlülüğününortaya çıkabilmesi için kamu yetkililerince, belirli bir kişinin hayatınıngerçek ve yakın tehlike içinde olduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiğidurumların varlığı kabul edildikten sonra, böyle bir durum dâhilinde, makulölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin gerçekleşmesiniönleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız olduklarıtespit edilmelidir (§ 53).
65. Başvurucular, diğer depremdavalarından farklı olarak Bayram Otelin ikinci depremde ve artçı sarsıntılardansonra yıkıldığını, konu hakkındaki mevzuat uyarınca hasar tespiti yapmamalarıve diğer önlemleri almamaları nedeniyle Vali ve AFAD yetkililerinin sorumluolduğunu ileri sürmüştür (§ 44). Bakanlığın görüş yazısında ise konu ile ilgiliolarak, hayati tehlike içeren koşullar nedeniyle başvurucuların yakınlarınınmaruz kaldığı riskin ne zaman gerçekleşebileceği konusundaki belirsizlik, butür koşulların ortaya çıkışında payı olan kişilerin statüsü ve bu kişilereatfedilen eylem veya ihmalin kasıtlı olup olmadığı hususlarının dikkate alınmasıgerektiği ifade edilmiştir (§ 45).
66. Deprem gibi birafetin meydana gelmesi durumunda, başvurucuların haklarında ceza soruşturmasıyapılmasını talep ettikleri görevliler açısından, hasar görmüş binaların derhaltespit edilmesi, binaların gördüğü hasar bakımından tehlike arz edenlerinin boşaltılmasıve yıktırılması, afete uğrayanların veya uğraması muhtemel olanlarınbulundukları yerlerde veya başka yerlerde geçici olarak barınmalarının sağlanmasıgörevleri konu hakkındaki mevzuatta (§ 33- 35)açık bir şekilde belirlenmiştir.
67. Söz konusu yasal düzenlemelerde, bir afetinmeydana gelmesinden sonra yapılacak kurtarma, yaralıları tedavi, barındırma,ölüleri gömme, yangınları söndürme, yıkıntıları temizleme ve felaketzedeleriiaşe gibi hususlarda uygulanmak üzere görev ve görevlileri tayin, toplanmayerlerini tespit eden bir programın valiliklerce düzenleneceği, bu programlarınuygulanmasının valiliklerce kurulacak kurtarma ve yardım komitelerince sağlanacağı,deprem afetinin gerçekleşmesi sonrasında tehlikeli durumu ve binaların gördüğühasar bakımından yıktırılması ve boşaltılması gerekenler hakkında, o il veilçenin en büyük mülki amirine durumun rapor edilmesi ve bu makamlarca böylebinaların derhal boşalttırılmasının gerektiği, lüzumu halinde yapılarda meydanagelen hasarı tespit etmek üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığının isteğiüzerine diğer bakanlık, kurum ve kuruluşlar, mahalli idareler, üniversiteler vemeslek odaları, konusunda deneyimli yeteri kadar inşaat mühendisi ve/veyamimarı hasar tespiti çalışmalarında derhal görevlendirmekle yükümlü olduklarıkurala bağlanmıştır.
68. Yer kayması, kayadüşmesi ve bu kapsamda deprem gibi afetlerde, tehlikenin devamı veya tekrarıihtimali üzerine boşaltılan binaların tehlikeye karşı kesin tedbir alınıncayakadar işgaline veya hasara uğrayanların tamirine müsaade edilmeyeceği, tedbir alınamayacağınakarar verildiği takdirde tehlikeli mahal içindeki binaların, yukarıdaki esaslardâhilinde yıktırılması gerektiği yine bu düzenlemelerde bir yükümlülük olarakbelirlenmiştir.
69. Afet ve acil durumlar ile sivilsavunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere 5902 sayılı Kanun’la, Başbakanlığabağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kurulmuş, illerde, il özel idaresibünyesinde, valiye bağlı il afet ve acil durum müdürlükleri kurulmuş ve bu müdürlüklerinsevk ve idaresinden valinin sorumlu olduğu belirtilmiştir. Afet ve acil durumlarda meydana gelen kayıp vehasarı tespit etmek ve Afet ve acil durumlarda, gerekli arama ve kurtarmamalzemeleri ile halkın barınma, beslenme, sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasındakullanılacak gıda, araç, gereç ve malzemeler için depolar kurmak ve yönetmekbu müdürlüklerin görevleri arasında sayılmıştır.
70. Afetlere İlişkinAcil Yardım Teşkilatı ve Planlama Esaslarına Dair Yönetmelik’te, vali vekaymakamlar, görevli bakanlık, kurum ve kuruluşlar ile askeri birliklerin,ilgili mevzuat ve bu Yönetmelik gereğince düzenlenecek acil yardım planları veacil yardımla ilgili yönergelerle kendilerine verilen görevleri yerinegetirmekten ayrı ayrı sorumlu oldukları, afetin meydana gelmesinden itibaren,alınması gereken her türlü acil tedbirlerin alınmasından ve acil yardımlarınbir emir beklemeden yapılmasından afetin meydana geldiği yerin mülki amirininsorumlu olduğu ifade edilmiştir.
71. Yine söz konusu Yönetmelikle,Ön Hasar Tespit ve Geçici İskan Hizmetleri Grubunun oluşturulması öngörülmüş vebu grup; 1. Alınan haberlere göre nerelere, ne kadar ön hasar tespit ekibigöndereceğini tespit etmek, 2. Hasarın yoğun olduğu bölgeleri belirlemek, 3. Kesinhasar tespitleri için gerekli bilgileri sağlamak, 4. Afetten sonra konut, resmive özel tüm yapılar ile hayvan barınaklarındaki hasarın en kısa zamandatespitini sağlayıcı tedbirleri alma ve gerekli işlemleri yapmaklagörevlendirilmiştir.
72. Yukarıda yer verilenmevzuat hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, başvurucuların birinci depremsonrasında gerekli tedbirleri almamak suretiyle yakınlarının ölümüne nedenolduklarını ileri sürdükleri Vali ve AFAD yetkililerinin, alınabilecektedbirlere ilişkin asli yükümlülüklerin bulunduğu anlaşılmaktadır.
73. Yaşanan birinci büyük depreminakabinde çok sayıda artçı deprem meydana gelmiştir. Birinci depremde belliseviyede hasar görmüş binaların yaşanan artçı sarsıntılar esnasında yıkılmatehlikesi bulunmaktadır. Bu durumun öngörülebilecek bir risk olduğunun kabulügerekir. Başvurucuların yakını, birinci büyük depremden tam 16 gün sonrameydana gelen 5,6 şiddetindeki depremde yıkılan otelin enkazı altında kalarakhayatını kaybetmiştir. Afetzedelerin veya başka yerlerden o şehre depreminyaşanması nedeniyle gelen kişilerin barınma ihtiyacı nedeniyle depremin meydanageldiği şehirdeki kamuya açık konaklama yerleri arasında kapasitesi en yüksektesislerden biri olan oteli kullanmayı düşünecekleri de ortadadır. Bu durumda birincidepremden sonra geçen 16 gün içerisinde otel hakkında hasar tespitininyapılarak gerektiğinde boşaltılması kararı verilmesi sorumlu kişilerdenbeklenebilir.
74. Bakanlık görüş yazısında dabelirtildiği üzere, AİHM içtihatlarında ulusal yetkililer tarafından başvuranlehine bir tedbir ya da kararın alınması suretiyle açıkça veya dolaylı olarakihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli birtazminatla giderilmesi halinde ilgili tarafın artık mağdur olduğunu ilerisüremeyeceği belirtilmektedir (Scordino/İtalya, 36813/97, 29/3/2006, § 178 ve devamı). Bu iki koşul yerine getirildiğitakdirde, AİHS ile düzenlenen koruma mekanizmasının ikincil niteliğidolayısıyla AİHM’nin inceleme yapmasına gerek kalmayacaktır (Eckle/Almanya,8130/78, 15/7/1982, § 64-70, Jensen/Danimarka, 48470/99, 20/9/2001; FatmaYüksel/Türkiye, 51902/08, 9/4/2013, § 45-46).
75. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarışöyledir:
“(1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hakve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nintaraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından,ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.
(2) İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya daihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamınınbireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.
…”
76. AİHM içtihadında (§ 74) kabul edilene benzer bir şekilde, 6216sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer verilen kanunyollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlalleriniönlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur. Diğer birifadeyle, temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derecemahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunuzorunlu kılmaktadır (B. No: 2012/1027, § 20-21, 12/2/2013).
77. Başvurucuların Van BelediyeBaşkanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Van Valiliği ve AFAD’a izafetenBaşbakanlık ve Mehmet Sıddık Bayram vereseleri aleyhine açtıkları maddi vemanevi tazminat davaları (§17-20) henüz sonuçlanmamış, Vali ve AFAD yetkililerihakkında ceza soruşturması açılmasına ise izin verilmemiştir. Bu durumda, başvurukonusu olayda Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitifyükümlülüklerin maddi boyutunun, yani elindeki tüm imkânları kullanarak yaşamhakkını korumak için öngörülen yasal ve idari tedbirlerin gereği gibi uygulanıpuygulanmadığının (§ 52) Anayasa Mahkemesince bu aşamada incelenmesi ve bukonuda karar verilmesi mümkün değildir.
78. Devletin yaşam hakkı kapsamındakipozitif yükümlülüklerin etkili cezai soruşturma yapma boyutu açısından ise aynışeyleri söylemek mümkün değildir ve kesinleşmiş olan şikâyetin işlemekonulmaması kararı nedeniyle yaşam hakkının ihlal edilip edilmediği hususundaAnayasa Mahkemesi tarafından bir karar verilmesine bir engel bulunmamaktadır.Ayrıca Anayasa Mahkemesinin böyle bir inceleme yapabilmesi için kamu idarelerialeyhine açılan tam yargı davalarının sonuçlanmış olması da zorunlu değildir.Zira yukarıda da belirtildiği gibi (§ 60) tehlikelibir faaliyet ya da doğal afetler nedeniyle oluşan öngörülebilir riskleri ortadankaldırma hususundaki görev ve yetkilerini ihmal ederek insanların hayatınıntehlikeye girmesine neden olduğu ileri sürülen görevlilerin sorumluluklarının incelenmesineengel olunması tek başına Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline neden olabilir. Ancakbelirtmek gerekir ki, yürütülmesi gerekenceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkilibir şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları vesorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır.Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.Diğer yandan, burada yer verilen değerlendirmeler olayla ilgili olarakmutlaka herhangi bir kişi veya kamu makamının hukuki veya cezai sorumluluğununbelirlenmesi zorunluluğunu ifade etmemektedir (§ 56).
79. Bu durumda, Bakanlığın görüşyazısında ileri sürüldüğü üzere, şikâyetlerin kabul edilebilirliği açısındandeğerlendirme yapılırken, başvurucuların ilgili idareler aleyhine maddi vemanevi tazminat davası açtıkları, yargılama sürecinin halen devam ettiği,başvuru yollarının tüketilmediği itirazı (§38) (devletin yaşam hakkı kapsamında sahipolduğu pozitif yükümlülüklerin usuli boyutu açısından) kesinleşmiş olan şikâyetinişleme konulmaması kararı açısından kabuledilemez. Başvurunun özü ilk deprem sonrası gerekli tedbirleri almayarakyakınlarının ölümüne neden olduğunu ileri sürdükleri Vali ve AFAD yetkilileri hakkındacezai soruşturma açılmamış olması nedeniyle devletin yaşam hakkındankaynaklanan pozitif yükümlülüğünün usuli boyutunun ihlal edildiği iddiasıdır.
80. Başvuru konusuolayda, Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ceza soruşturmasında VanValisi ile AFAD görevlileri hakkında görevsizlik kararı verilerek soruşturma dosyasıYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı, Van Valisi ve AFAD görevlileri hakkında görevi kötüye kullanmayailişkin iddiaların somut bilgi ve belgelere dayanmadığı, ilgililer açısındansuç oluşturan ön inceleme yapılmasını gerektirecek bir durumun bulunmadığıgerekçesiyle şikâyetin işleme konulmamasına karar vermiştir.
81. Bu kişilereyönelik olarak yürütülen soruşturmanın etkililiği değerlendirilirken göz önündebulundurulacak hususlardan biri ceza soruşturmasının sorumluların belirlenmesineve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmasıdır.Etkililik ve yeterliliği temin adına soruşturma makamlarının resen hareketegeçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütündelillerin toplanması gerekmektedir (§ 57).
82. Yaşanan olayailişkin öncelikle, doğal afetin etkisi dışında sorumluluğun ne ölçüde ilgili(müştekilerin de sorumlu olduğunu ileri sürdüğü) kamu görevlilerinin ihmalineatfedilebileceğini ortaya koyacak bir soruşturma açılması gerekmektedir. Busoruya cevap verilebilmesi için teknik ve idari yönlerden değerlendirmeleriçeren uzman görüşlerine başvurulması ve sadece kamu otoritelerinin elde edebileceğibilgilere ulaşılması gerekmektedir. Bu hususlar bireylerin (başvuru konusuolayda müştekilerin) ispatlayabilecekleri hususlardan değildir (benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. Budayeva ve diğerleri/Rusya, 15339/02, 20/3/2008, § 163).
83. Van CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından yürütülen ilk soruşturma kapsamında, keşif yapılmış, numuneleralınmış ve incelenmiş, bilirkişilerden görüş alınmış, bilirkişilerce hazırlananrapor ışığında, söz konusu binanın yapımında sonradan yapılan ilavelerde bulunaneksiklik ve hatalara değinilmiş, ilk depremde ayakta kalmasına rağmen ikincidepremde iki deprem arasında artçı şoklardan etkilenerek yıkıldığınınanlaşıldığı ifade edilmiştir.
84. YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, 24 kişinin ölümü gibi ciddi sonuçlar doğuran olayhakkında, Van Cumhuriyet Başsavcılığının ilk soruşturmada göz önündebulundurduğu hususlar ile başvurucuların şikâyet konusu yaptığı hususlar hakkındahiçbir değerlendirme yapmaksızın görevikötüye kullanmaya ilişkin iddiaların somut bilgi ve belgelere dayanmadığı,ilgililer açısından suç oluşturan ve ön inceleme yapılmasını gerektirecek birdurumun bulunmadığı gerekçesiyle şikâyetin işleme konulmamasına karar vermiştir(§ 12). Başsavcılık, başvurucuların iki deprem arasında yetkililer tarafındanhasar tespitinin yapılmaması ve diğer idari tedbirlerin alınmaması suretiyleölüme neden olma temel şikâyetine ilişkin, hasar tespiti ve hasarlı binalaragirişin engellenmesi konusunda yetkililerce ne tür işlemler yapıldığını ortaya koyacakdelil ve değerlendirmelere yer vermeksizin soruşturma açılması talebini işlemekoymamıştır. Başsavcılık tarafından bu aşamada soruşturma izni verilmemesişeklinde bir karar verilmesi halinde söz konusu karar itiraz yoluyla denetimdengeçebilecekken, Başsavcılık’ın hâlihazırda verdiği bu karar, soruşturmanındevam ettirilmesine yönelik talebin bir itiraz mercii tarafından incelenmesineengel olmuştur.
85. Yürütülensoruşturmanın etkililiği değerlendirilirken göz önünde bulundurulacak hususlardanbir diğeri yürütülen soruşturmaya başvurucuların soruşturmanın açıklığını teminedecek ve meşru menfaatlerini koruyabilecekleri bir şekilde dâhilolabilmeleridir (§ 58). Başvuru konusu olayda, Danıştay 1. Dairesi yakınlarını kaybedenkişilerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının işleme koymama kararınayaptıkları itirazı 4483 sayılı Kanun’da Cumhuriyet Başsavcılıklarının bukararlarına karşı herhangi bir itiraz yolu öngörülmediğinden bahisleincelemeksizin reddetmiştir. BaşvurucularınYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının işleme koymama kararına karşı itirazedebilecekleri bir makam bulunmamaktadır. Bu durumda bu kişiler hakkındayürütülen soruşturmanın ve sonuçlarının açık olmaması nedeniyle soruşturmanınetkili olduğundan söz edilemeyecektir. Nitekim AİHM, Dink/Türkiye davasında başvuranın(Fırat Dink) yakın akrabalarının, yalnızca dosya üzerinden inceleme yapanitiraz mercilerine itirazda bulunabilmiş olmalarının, mağdurların meşrumenfaatlerinin korunması hususunda söz konusu soruşturmalardaki eksikliklerigideremeyeceğine hükmetmiştir (Dink/Türkiye, 2668/07, 6102/08, 30079/08,7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010, § 89).
86. Açıklanannedenlerle, etkili ve caydırıcı bir ceza soruşturması yürütülmediğianlaşıldığından Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkının usuliboyutunun ihlal edildiğinin kabulü gerekir.
2. Anayasa’nın 36. ve 40. Maddelerinin İhlal Edildiği İddiası
87. Başvurucular ikinci olarak, YargıtayCumhuriyet Başsavcılığınca somut bilgi ve belge bulunmaması gerekçesiyle verilenşikâyetin işleme konulmaması kararına karşı ceza soruşturması yapılabilmesiiçin başvurabileceği herhangi bir makamın bulunmadığını belirterek AİHS’nin 6.ve 13. maddesine karşılık gelmek üzere Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenenhak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
88. Bakanlık, başvurucuların Anayasa’nın36. maddesine aykırılık iddialarına karşılık, AİHS’nin adil yargılanma hakkınıdüzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin "medenihak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların" ve bir "suçisnadının" esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğunu,başvurucuların söz konusu ceza soruşturmasında sanık sıfatına sahipolmadıklarının göz önünde bulundurulması ve bu nedenle konu bakımındanyetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, 4483 sayılı Yasa'nın 9. maddesindeyalnızca idari makamlardan verilen kararlara karşı itirazın hükümlerine yerverilmiş olduğunu, Cumhuriyet Başsavcılığının, 4483 sayılı Kanun'un 4. maddesiuyarınca aldığı işleme koymama kararları hakkında herhangi bir düzenlemegetirilmediğinden, bu hükme istinaden de itirazların incelenemeyeceğini, ancakCumhuriyet Başsavcılıklarına iletilen yakınmaları işleme konulmayan müracaatsahiplerinin, aynı konuyu izin merciinin önüne götürmek ve izin makamındansadır olacak her türlü karara karşı itiraz etme imkânına sahip olduklarıgözetildiğinde yasal açıdan önemsenecek bir eksiklik olmadığınıbelirtmişlerdir.
89. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti”başlıklı 36. maddesi şöyledir:
“Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma(Değişik ibare: 3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davayabakmaktan kaçınamaz.”
90. AİHS’de tanınmış olan hak veözgürlükleri ihlal edilen herkesin, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifasıylagörevli kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önündeetkili bir yola başvurma hakkına sahip olduğunu hükme bağlayan AİHS’nin 13.maddesinin asıl karşılığı olan Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesi şöyledir:
“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilenherkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını istemehakkına sahiptir.
(Ek fıkra: 3.10.2001-4709/16 md.)Devlet, işlemlerinde,ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerinibelirtmek zorundadır.
Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemlersonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumluolan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”
91. Başvuru konusuolaya ilişkin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu “etkili biryargısal sistem kurma” yönündeki usul yükümlülüğü çerçevesinde, mağdurlarahukuki ve idari hukuk yollarının yanı sıra ve daha da ötesinde, sorumlularınbelirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir cezasoruşturması yürütüp yürütmediğine ilişkin değerlendirmeler yapılırken, başvurucularınYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen şikâyetin işleme konulmamasıkararına karşı ceza soruşturması yapılabilmesi için başvurabilecekleri herhangibir makamın bulunmamasının eksiklik olarak kabul edilip ihlal kararı verilmesinedeniyle, ayrıca Anayasa’nın 36. ve 40. maddesi bağlamında aynı konuda birinceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
V. 6216 SAYILI KANUN’UN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI
92. 6216 sayılı Kanun’un50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:
“(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
93. Başvuruda, ölenineşi için 30.000 TL, üç çocuğunun her biri için 25.000 TL ve iki kardeşinin herbiri için 15.000 TL olmak üzere (toplamda) 135.000 TL manevi tazminat talebindebulunulmuştur. Yaşam hakkının usuli boyutunun ihlali nedeniyle, başvuruculardanölen Selman Kerimoğlu’nun eşi Serpil Kerimoğlu ile çocukları Sinem, Önder Canve Yiğit Ögeday Kerimoğlu’na birlikte takdiren toplam 20.000 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmiştir. Bu tazminat anayasal hakkın ihlalindenkaynaklanan manevi zarara ilişkin olup idari yargıda devam eden maddi, manevitazminat davalarına etkisi yoktur.
94. Başvurucular, vekâletücreti ve yargılama giderlerinin davalılardan tahsilini talep etmişlerdir.Başvurucular tarafından yapılan yargılama giderinin başvuruculara ödenmesinekarar verilmiştir.
95. Başvuru konusuolay açısından etkili ve caydırıcı bir ceza soruşturması yürütülmemesinin yaşamhakkını ihlal ettiği gözetilerek, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve(2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıamacıyla kararın bir örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınagönderilmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle:
A. Başvuruda olayda yaşamını yitiren Selman Kerimoğlu’nun eşi veçocukları tarafından ileri sürülen Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline ilişkinşikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvuruda Selman Kerimoğlu’nun iki kardeşi Mehmet Kerimoğlu veMustafa Kerimoğlu tarafından ileri sürülen şikayetlerin “başvuru yollarınıntüketilmemesi” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usuliboyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlaline ilişkin şikâyetlerinayrıca İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
E. Anayasa’nın 17. maddesi ve 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası gereğince, başvuruculardan Selman Kerimoğlu’nun eşi SerpilKerimoğlu ile çocukları Sinem, Önder Can ve Yiğit Ögeday Kerimoğlu’na birlikte20.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
F. Başvurucuların fazlaya ilişkin tazminat taleplerinin REDDİNE,
G. Başvurucular tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 2.640,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARAÖDENMESİNE,
H. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeHazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
İ. Kararın bir örneğinin 6216sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalinve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığına gönderilmesine,
17/9/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.