TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
SERPİL TOROS BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6382)
Karar Tarihi: 9/3/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu
:
Serpil TOROS
Vekili
:
Av. Mehmet Recai BAĞCI
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; çocuk hakkında alınan koruma kararınınkaldırılmasına yönelik dava kapsamında verilen çocuğun anneye teslimine ilişkinkararın yerine getirilmemesi, çocuk hakkında yeni koruma kararları alınarak bukararlara karşı yapılan itirazların reddi ve anneye çocuk ile görüşme imkânısağlanmaması nedeniyle aile hayatına saygı hakkının, koruma kararınınkaldırılması talebiyle açılan davanın makul sürede sonuçlandırılmamasınedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 21/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölümün Birinci Komisyonunca başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 16/3/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 23/5/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş2/6/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 17/6/2014 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir.
8. Başvurucu 1/7/2003 tarihinde bir kız çocuğu dünyaya getirmiştir.Çocuk doğumundan sonra para karşılığında, bakılması için bir ailenin yanınabırakılmış, başvurucu tarafından belirtilen aileye ödemede bulunulmamasıüzerine çocuk aile tarafından terkedilmiştir.
9. 20/9/2006 tarihli talep üzerine Niğde 2. Asliye HukukMahkemesinin 5/10/2006 tarihli ve 2006/133 Değişik İş sayılı kararı ile çocuğunSosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna (Kurum) bağlı olan ve Niğde'debulunan bir kuruma yerleştirilmesine ve 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı ÇocukKoruma Kanunu uyarınca çocuk hakkında bakım ve sağlık tedbiri uygulanmasınakarar verilmiştir. Koruma tedbirine ilişkin yargılama sürecinde düzenlenen27/9/2006 tarihli sosyal inceleme raporunda; çocuğun Niğde ilinde yaşayanyakınları ile yapılan görüşmeler neticesinde yakınlarının çocuğun bakım vesorumluluğunu üstlenmek istemediklerinin ve çocuğa karşı ilgisiz ve sevgisizolduklarının tespit edildiği, gözlem sürecinde çocuğun darp edildiği ve kötümuameleye maruz kaldığına dair bulguların bulunduğu, ayrıca çocuğun yaşı, fizyolojiközellikleri dikkate alındığında çocukta olası zeka geriliği olup olmadığınıntespit edilmesi gerektiği belirtilmiş ve çocuğun sosyal tehlikelere maruz kalmaihtimali yüksek olduğundan hakkında 5395 sayılı Kanun uyarınca bakım tedbirialındığı, çocuğun şiddete maruz kaldığına dair bulguların varlığı nedeniylepsikolojik danışmanlık tedbiri alınarak şiddet ya da kötü muamelenin psikolojiketkilerinin hafifletilmesi ve sağlık tedbiri uygulanarak çocuğun maruz kaldığışiddet ya da kötü muamelenin oluşturduğu fiziksel etkinin önüne geçilmesiningerekli olduğu ifade edilmiştir.
10. Takip eden süreçte Kurum tarafından 24/5/1983 tarihli ve2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu'nun 22. maddesi uyarınca koruma kararıtalep edilmesi üzerine, Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27/12/2007 tarihlive 2007/190-196 Değişik İş sayılı kararı ile çocuğun koruma altına alınmasına,İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne teslimi ile Müdürlüğe ait bir kurumayerleştirilmesine karar verilmiştir.
11. Niğde İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü bünyesinde hazırlanan22/2/2008 tarihli sosyal çalışmacı raporunda 28/6/2006 tarihinden itibarenKurum bakımında olan çocuğun kurumda kaldığı süreçte hiçbir yakınınaulaşılamadığı ve arayanının bulunmadığı, çocuğun anne ve babasının çocuğa karşıözen yükümlülüklerini yerine getirmediklerinin anlaşıldığı, çocuğun beş yaşınagelmiş olması ve yaşı itibarıyla bir aileye ihtiyaç duyduğu gözönündebulundurulduğunda evlat edinilmesinin uygun olduğu ve bu hizmettenyararlanabilmesi için 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun311. maddesi uyarınca anne ve babanın rızası aranmaksızın evlat edindirmeişlemlerinden faydalanması gerektiği ifade edilmiştir.
12. Niğde İl Sosyal Hizmetler Müdürülüğütarafından evlat edinmede ana babanın rızasının aranmaması talebiyle açılandava neticesinde Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2008/116, K.2008/104sayılı kararı ile davanın kabulüne ve çocuğun İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğütarafından evlatlık verilmesi işlemlerinde anne babanın rızasının aranmamasınahükmedilmiştir.
13. Başvurucu tarafından Ankara 7. Aile Mahkemesinde 13/5/2008tarihinde açılan dava ile çocuk hakkında daha önce verilmiş olan Niğde 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 27/12/2007 tarihli ve 2007/190-196 Değişik İş sayılıkoruma kararının kaldırılması talep edilmiştir.
14. Ankara 7. Aile Mahkemesinin 8/7/2008 tarihli ve E.2008/560,K.2008/862 sayılı kararı ile talebin reddine hükmedilmiş olup ret gerekçesinde;koruma kararının Değişik İş üzerinden verildiği, ilgili kararın kaldırılmasıtalebinin de itiraz mahiyetinde olduğu ve bu nedenle koruma kararını verenMahkemeden talepte bulunulması gerektiği belirtilmiştir.
15. Devam eden süreçte başvurucu tarafından Niğde 2. AsliyeHukuk Mahkemesinde 17/9/2008 tarihinde açılan dava ile Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin27/12/2007 tarihli ve 2007/190-196 Değişik İş sayılı koruma kararınınkaldırılması talep edilmiştir. Dava dilekçesinde, annenin daha önce düzenli birişi ve sosyal güvencesi olmaması nedeniyle çocuğuna bakamadığı ve bu nedenleçocuğun Kurum bakımına alındığı, Kurum bakımında olduğu süreçte beş yaşındaolmasına rağmen üç ayrı ailenin yanına verilen çocuğun psikolojisininbozulduğu, annenin hâlihazırda düzenli bir işi ve sosyal güvencesi olmasınedeniyle çocuğuna bakabilecek durumda olduğu belirtilerek çocuğun evlatedindirme işlemlerinin durdurularak dava sürecinde tedbirenanneye teslimi veya Kurumda barındırılması, nihai olarak çocuk hakkındakikoruma kararının kaldırılarak evlat edindirme işlemlerinin durdurulması veanneye teslimine karar verilmesi talep edilmiştir.
16. Yargılamanın 13/4/2009 tarihli celsesinde, sosyal hizmetuzmanı vasıtası ile rapor tanziminin talep edilmesi üzerine, Niğde SosyalHizmetler İl Müdürlüğü, Ankara Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünden çocuk hakkındasosyal inceleme raporu düzenlenmesini talep etmiştir. Ankara'dan gelen17/7/2009 tarihli sosyal inceleme raporu ile birlikte başvurucunun durumudeğerlendirilerek Mahkemeye 20/7/2009 tarihli inceleme raporu sunulmuştur.Raporda annenin, çocuğu terk ettiği koşullar ortadan kalkmış olsa da çocuğunNiğde'de bulunduğu birbuçuk yıllık süreçte çocuğuaramadığı ve kendisine ulaşılamadığı, çocuktan sevgi ve aile sıcaklığınıesirgemesi ve ebeveyn sorumluluğunu yerine getirmemesi nedeniyle çocuğun ihmalve istismara uğradığı, çocuğun yanında olduğu aile ile sağlıklı anne-baba-çocukilişkisinin temellerinin atıldığı, çocuğun geçmiş yaşantısına karşı herhangibir özlem beslemediği, aksine istismara uğradığı anılarını anlattığı, çocuğunbu sağlıklı ortamdan alınarak anneye teslim edilmesinin kalıcı psikososyal problemlere yol açacağı, bu nedenle çocuğunannesi ile temas kurmasının veya velayetinin anneye verilmesinin uygunolmayacağının düşünüldüğü belirtilmiştir.
17. Yargılama sürecinde söz konusu rapora karşı yapılan itirazüzerine AnkaraNöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesineyazılan talimat aracılığı ile temin edilen ve uzman klinik psikolog, pedagog vesosyal hizmet uzmanı tarafından tanzim edilen 30/11/2010 tarihli psikososyal değerlendirme raporu düzenlenmiştir. Buraporda; çocuğun annenin maddi imkânsızlıkları nedeniyle bir aile yanınabırakıldığı ve anne tarafından maddi destek sağlanmayan aile tarafından sokağaterk edildiği, Niğde merkezde terk edilmiş olarak bulunan çocuğun Niğde SosyalHizmetler İl Müdürlüğünce Niğde'de bulunan bir çocuk yuvasına yerleştirildiği,çocuk hakkında ilk sosyal inceleme raporunun 26/9/2006 tarihinde düzenlendiği,çocuğun Kurum bakımına alınmasının akabinde 30/1/2007 tarihinde Niğde DevletHastanesinde psikiyatri uzmanı tarafından tedavisinin yapıldığı ve fiziksel veruhsal yönden herhangi bir rahatsızlığının bulunmadığının tespit edildiği,devam eden süreçte çocuğun ana okuluna gönderildiği ve Kurumda kaldığı dönemdegönüllü aile hizmetlerinden yararlandırıldığı belirtilmiştir. Bununla birlikte,çocuğun ilk olarak 4/5/2007 tarihinde bir gönüllü aile ile irtibatageçirildiği, bu süreçte çocuğun koruyucu aile yanına verilme konusundahazırlandığı ve büyük beklenti oluşturulduğu, belirtilen aile ile iletişimininnasıl olacağı izlenmeden bu tür bir muameleye maruz kaldığı ve ailenin Kurumatekrar gelmeyişiyle birlikte çocukta alt ıslatma, tırnak yeme ve şiddetliağlama gibi olumsuz davranışlar geliştiği, bu tür davranışların nasıl elealındığı ve ne tür bir tedavi yolu izlendiğine dair bir bilgi bulunamadığı, devameden süreçte 6/7/2007 tarihinde başka bir ailenin gönüllü aile olma başvurusuüzerine çocuğun belirtilen aile ile tanıştırıldığı, yatılı olarak aileninyanına verildiği ve bu süreçte yukarıda belirtilen davranışsal bozukluklarıngerilediğinin tespit edildiği ancak adres değişikliği sonrasında söz konusuaile ileKurumun bağlantısının koptuğu ve bağ kurduğuinsanlarla tekrar kopuş yaşamasının çocuğu tekrar travmatizeettiği, bu durumun Kurum ihmali dışında bir açıklamasının olamayacağı, devameden süreçte 26/9/2007 tarihi itibarıyla başka bir ailenin koruyucu aile olarakçocukla ilgilenmeye başladığı, çocuğu yatılı olarak aldıkları ve çocukladuygusal bağ geliştirmeye başladıkları,ancak kurumuzmanları tarafından söz konusu ailenin gönüllü aile olmak değil evlat edinmeisteği taşıdıkları gerekçesiyle ilişkilerinin ani bir şekilde kesildiği veçocukta gelişimsel sorunların nüksettiği, nitekim söz konusu ailenin şikâyetiüzerine başlatılan incelemede, çocuk için yanlış bir hizmet modelininuygulandığı ve gönüllü aile hizmetlerinden değil evlat edindirme hizmetlerindenyaralandırılması gerektiğinin ortaya konulduğu,ilgili Genel Müdürlükten gelen bu müdahale sonrasında çocuğun son ilişkikurduğu aile ile iletişimine son verilerek evlat edindirme hizmetlerinden yararlandırılmaküzere Ankara'ya gönderildiği, burada önce farklı bir aileye verildiği, bu aileile uyum problemi yaşaması üzerine 5/3/2008 tarihinde Ankara'daki bir çocukyuvasına yerleştirildiği, daha sonra yaklaşık iki buçuk yıldır birlikteyaşadığı anlaşılan Ç. ailesinin yanına verildiği, bu kapsamda, annesindenyaklaşık üç yaşında ayrılan, bir süre tanımadığı bir aile ile kalan ve sonrasokağa bırakılan çocuğun devlet koruması altına alındıktan sonra üç farklı aileile tanıştırıldığı ve daha sonra kurumsal yanlışlıklardan dolayı bu ailelerdenkoptuğu ve en sonunda evlat edindirilmek üzere başka bir aile yanınayerleştirildiği sonucuna ulaşıldığı ifade edilmiştir. Raporda ayrıcabaşvurucunun babası tarafından 12/3/2008 tarihinde çocuğu teslim alma talebiyleNiğde İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne başvurulduğu, çocuğun Ankara'da olduğununbildirilmesi üzerine 1/4/2008 tarihinde Ankara İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğünemüracaat edildiği, Kurum tarafından çocuğun anne babanın rızası aranmadan evlatedindirme işlemlerinden faydalandırılmasına karar verildiği belirtilerektalebin reddedildiği tespitlerine yer verilmiştir. Raporun değerlendirmekısmında, sürece ilişkin olarak edinilen bilgi, görüşme ve izlenimler sonucundabaşvurucunun çocuğu ile hiçbir duygusal bağı olmayan, çocuğunu bir kazançkapısı olarak gören ve ondan yararlanmak isteyen bir anne olduğunu düşündüreceksomut bir bulgu ve gözleme rastlanılmadığı, başvurucunun çocuk yetiştirme veçocukla bağ kurmaya ilişkin tutum ve düşüncelerinin sağlıklı olduğu, bütünzihinsel meşguliyetinin çocuğunu yeniden geri alabilmek ve onu büyütebilmeküzerine olduğu, çocuğuna ve çocuğu ile ilişkisine dair sağlıklıdeğerlendirmeler yapabildiği, çocuğu ile ayrı olduğu döneme ilişkin üzgün vepişman olduğu, hata ve eksikliklerini kabullendiği, ancak çok yoğun suçlulukduyguları yaşamadığı, süreçte kendi payını kabullenmekle beraber objektif vesağlıklı değerlendirmeler de yapabildiği, geleceğe ilişkin planlarının dasağlıklı ve gerçekçi olduğu, kaynaklarına uygun biçimde yaşamını yönetebileceğikanaatine varıldığı, koruma altına alındığı süreçte üç yıl iki aylık takvimyaşında olduğu anlaşılan çocuğun anne yanından ayrıldığı andan itibarenyaşadığı sürece bakıldığında tekrar tekrar travmatizeedilmiş bir çocuk olduğunun açıkça görüldüğü, bu durumun Kurum tarafındançocuğa uygulanan hizmet modeli ve bu modelin uygulanışı esnasında yaşananönemli kurumsal yanlışlıklar ve telafi çabalarıyla şiddetlendiği, çocuğunKuruma yerleştirildiği andan itibaren sürekli bağlanma ve kopuş yaşamakdurumunda kalarak travmatize olduğu, çocuğun tekrartekrar travmatize olmasına neden olan bağlanma vekopuş ilişkileri nedeniyle başvurucu ile yeniden kurulacak olan ilişkinin vebağın yeni bir travma oluşturacağı düşünülse bile çocuğun kendi varoluşunu anlamayaçalışırken annesi, babası, geçmişi ve yaşadıklarıyla er geç yüzleşmek zorundakalacağı gerçeği gözönünde bulundurulduğunda,başvurucu ile yaşayacağı yeniden karşılaşma ve yüzleşmenin kaçınılmaz birgerçeklik olduğu; çocuğun, annesinin kendisini bırakıp gitmesi nedeniylekızgınlık, öfke gibi olumsuz duygular yaşadığı ve onu cezalandırmak istediği,kendi benliğini sağlıklı oluşturabilmek için annesiyle karşılaşma ve yüzleşmeyeihtiyaç duyduğunun anlaşıldığı, çok fazla travmatizeolmuş bir çocuk için bu karşılaşma ve yüzleşme ihtiyacından kaçınılması ve bugerçekliğin ötelenmesinin çocuğun varoluşu ve kendiyle ilgili sağlıklı birbütünleşmeyi yaşayabilmesini engelleyebilecek bir durum olduğu, bu nedenleçocuğun anne ile karşılaşmasının ve sağlıklı bir şekilde bu ilişkininkurulmasının çok önemli ve çocuğun yararına olduğu belirtilmiştir. Sözü edilentespitler ışığında raporun sonuç bölümünde, başvurucunun yaşadığı olumsuzluklarnedeni ile çocuğunu terk edip gitmediği, geçici olarak emanet ettiğinin düşünüldüğü,sonrasında zorlu yaşam koşullarına rağmen çocuğunu alabilmek için çabagösterdiği, bu nedenle başvurucunun çocuğun velayetini almasının uygunolduğunun düşünüldüğü, velayetin alınması döneminde ise, bu dönem hem başvurucuhem çocuk hem de çocuğun yanlarında bulunduğu aile açısından sıkıntılı birdönem olacağından mutlaka profesyonel psikolojik destek almaları gerektiği,çocuk ile söz konusu aile arasında şahsi münasebet tesis edilmesinin de uygunolacağı; söz konusu davanın, başvurucu veya çocuğun yanında bulunduğu ailedenhangisinin koşullarının daha uygun olduğunu kıyaslamak üzerine kurulabilecek vebunlar üzerinden değerlendirme yapılabilecek bir dava olmadığı, çocuğun yararıgözetilerek hem öz annesi hem de iki buçuk yıldır birlikte yaşadığı aile ileilişkisinin korunmasının önemli olduğu, çocuğun öncelikle Ç. ailesinin yanındaiken başvurucu ile ilişkisinin yavaş yavaş ve sürece dayalı olarak kurulmasıgerektiği ve bu konuda psikologların belirleyeceği plana göre başvurucununçocuğun yaşamına girmesinin ve diğer görüşmelerin düzenlenmesinin uygun olacağıifade edilmiştir.
18. Yargılama sırasında verilen ara kararıyla, çocuğun evlatedinilmesi işlemlerinin dava sonuçlanıncaya kadar tedbirendurdurulmasına karar verilmiştir.
19. Bunun yanı sıra 3/11/2010 tarihli ara kararı ilebaşvurucunun çocuk ile her ayın birinci hafta sonu Pazar günü 9.00-15.00saatleri arasında şahsi ilişki tesisine karar verilmekle birlikte Ankara İlSosyal HizmetlerMüdürlüğüne bu hususun temini içinyazılan müzekkereye istinaden gönderilen cevabi yazıda, başvurucu ve yakınlarıtarafından çocuğa karşı sevgisiz ve ilgisiz olunması nedeniyle çocuğun korumaaltına alınarak evlat edindirmede anne babanın rızasının alınmamasınahükmedildiği ve çocuğun iki buçuk yıldır evlat edindirilmek üzere bir aileninyanında bulunduğu, yapılan incelemelerde bu aile ve çocuk arasında anne baba veçocuk bağının geliştiği, ailesi tarafından terk edilme travmasını yeni atlatanve düzenlihayata geçiş sağlayan çocuğun, söz konusuşahsi ilişki kararının uygulanması hâlinde tekrar travma yaşayacağı ve sosyo psikolojik açıdan telafisi mümkün olmayan zararlarındoğacağı bildirilerek söz konusu ara kararının tekrar değerlendirilmesinintalep edilmesi üzerine 30/11/2010 tarihli ara kararı ile 3/11/2010 tarihli arakararından dönülmesine karar verilmiştir.
20. Söz konusu yargılama neticesinde Mahkemece verilen 25/5/2011tarihli ve E.2008/525, K.2011/479 sayılı karar ile başvurucunun talebireddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, çocuğun koruma altına alınarak Kurumayerleştirilmesi ve evlat edindirmede anne ve babanın rızasının aranmamasınailişkin karar muhtevalarına yer verilmiş ve yargılama sırasında temin edilen20/7/2009 tarihli inceleme raporu ile 30/11/2010 tarihli psikososyaldeğerlendirme raporuna değinilerek dosya içinde mevcut inceleme raporlarındaçocuğun evlat edindirme hizmetlerinden faydalandırıldığı, bu aile yanındasağlıklı gelişim gösterdiği, aile birlik ve bütünlüğü içinde ilişkikurulduğunun belirtildiğine, hâl böyle iken çocuğun bu ortamdan alınıp tekrargerçek anneye verilmesinin çocuk üzerinde kalıcı olumsuz psikososyalproblemlere ve geri dönüşümü olanaksız travmalara yol açabileceği tespitlerineyer verilmiştir.
21. İlk derece mahkemesi kararı temyiz edilerek Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 10/12/2012 tarihli ve E.2011/19472, K.2012/29642 sayılı ilamıile bozulmuştur. Bozma ilamının gerekçesinde; çocuk hakkında alınan korumaya veevlat edindirme işlemlerinde anne babanın rızasının alınmamasına ilişkinkararların evrak üzerinden, hasımsız ve başvurucuya tebligat yapılmadanverildiği, koruma kararı verilmesi ve evlat edindirmede anne babanın rızasınınaranmaması kararlarının çocuğun haklarına yönelik olduğu gibi getirdiğiyükümlülükler ve doğurduğu sonuçlar bakımından da önemli olduğu, çocuğun yasaltemsilcisi olan anne ve babasına davanın yöneltilmesi, gösterdikleri delillerintoplanması ve sonucu uyarınca karar verilmesi gerektiği, bunun yanısıra 2828 sayılı Kanun'da bu tür davaların evraküzerinden incelenerek karar verileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı, korumakararının verildiği tarihin 27/12/2007, evlat edindirmede anne babanınrızasının aranmaması kararının verildiği tarihin ise 17/3/2008 tarihi olduğu,4/3/2008 tarihinde çocuğun Ankara'da koruyucu aile yanına yerleştirildiği,başvurucunun bu durumu öğrenir öğrenmez 13/5/2008 tarihinde Ankara 7. AileMahkemesinde dava açarak çocuğunun kendisine teslimi için yasal girişimlerdebulunduğu belirtilmiştir. Gerekçede devamla bozma ilamına konu yargılamasırasında Ankara 7. Aile Mahkemesine yazılan talimatla alınan 30/11/2009tarihli raporda anne ile kişisel ilişki kurularak uygun ortamın sağlanması veçocuğun velayetinin anneye verilmesinin uygun olacağı yönünde görüşbildirildiği, gerekçede dayanılan daha önceki kararların başvurucuya usulüne uyguntebligat yapılmadan alınmış olması, çocuğun koruyucu aile yanınayerleştirilmesinden kısa süre sonra başvurucu tarafından dava açılması ve uzmanbilirkişi heyetinin oluş ve kabule uygun raporu dikkate alındığında korumakararının kaldırılarak çocuğun başvurucuya teslimine karar verilmesi gerekirkenyargılamanın kısa sürede bitirilememesi nedeniyle çocuğun koruyucu aile yanındakaldığı sürenin uzamış olması gerekçe gösterilerek ret hükmü kurulmasının uygunolmadığı belirtilmiştir.
22. Bozma kararı sonrası Niğde 2. Asliye HukukMahkemesininE.2013/118 sayılı dosyası üzerinde yürütülen yargılamanın 1/4/2013tarihli celsesinde, çocuğun tedbiren başvurucuyateslimine karar verilmiştir.
23. Belirtilen ara kararı üzerine başvurucu tarafından Aile veSosyal Politikalar Bakanlığı Ankara İl Müdürlüğüne verilen 3/4/2013 tarihlidilekçe ile ilgili ara kararı uyarınca çocuğun yanında bulunduğu ailedenalınarak tarafına teslim edilmesi talep edilmiş, Niğde 2. Asliye HukukMahkemesinin 23/5/2013 tarihli müzekkeresi ile de ara kararı gereğinin yerinegetirilmesi hususu ilgili kuruma bildirilmiştir.
24. Bozma ilamı sonrası yürütülen yargılama neticesinde Niğde 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 8/5/2013 tarihli ve E.2013/118, K.2013/318 sayılıkararı ile Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27/12/2007 tarihli ve2007/190-196 Değişik İş sayılı koruma kararının kaldırılmasına ve çocuğunbaşvurucu anneye teslim edilmesine karar verilmiştir.
25. İlk derece mahkemesi kararı temyiz edilmiş olup Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 12/6/2014 tarihli ve E.2014/9792, K.2014/13171 sayılı ilamıile bozulmuştur. Bozma ilamının gerekçesinde; ilk derece mahkemesi tarafındanbozmaya uyularak karar verilmiş ise de bozmadan sonra Kurum tarafından çocuğun geçicibakım sözleşmesiyle teslim edildiği aile tarafından bir başka mahkemede evlatedinme davası açıldığı, evlat edinmeye karar verildiği ve bu kararın henüzkesinleşmediğinin anlaşıldığı, evlat edinme kararının kesinleşmesi durumunda budavada verilen karar üzerinde değiştirici etkiye sahip olacağı, bu nedenlebelirtilen kararın kesinleşmesinin beklenmesi ve neticesine göre kararverilmesi gerektiği belirtilmiştir.
26. Bozma kararı sonrasında dosya Niğde 2. Asliye HukukMahkemesinin E.2014/616 sırasına kaydedilmiş olup Niğde Aile Mahkemesininfaaliyete geçmiş olmasına binaen verilen 21/10/2014 tarihli ve E.2014/616,K.2014/771 sayılı görevsizlik kararı sonrasında dosyanın Niğde AileMahkemesinin E.2014/717 sırasına kaydı yapılmıştır. İlgili celselerde bozmailamında işaret edilen evlat edinme davasına ilişkin Ankara 10. AileMahkemesinin E.2012/1389 sayılı dosyasının sonuçlanmasının beklenilmesine kararverilmiş olup duruşma 16/3/2016 tarihineertelenmiştir.
27. Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 8/5/2013 tarihli veE.2013/118, K.2013/318 sayılı kararı sonrasında, Aile ve Sosyal PolitikalarBakanlığı tarafından 30/5/2013 tarihinde çocuk hakkında 5395 sayılı Kanunuyarınca acil koruma kararı verilmesi yönünde talepte bulunulmuş ve talepdilekçesinde, çocuğu yanında bulunduran aile tarafından Ankara 10. AileMahkemesinin E.2012/1389 sayılı dosyası üzerinde açılan evlat edinme davasındaalınan beyanında çocuk tarafından, hâlihazırda birlikte olduğu aile ile kalmakistediği, onları anne ve babası olarak gördüğü, gerçek annesini hatırladığı,annesinin başında sigara söndürdüğünü, kalması için kendisini yanına alanailelerden para aldığını ve bir süre sonra kendisini geri istediğinihatırladığı yönünde beyanda bulunduğu belirtilmiş ve teslimin herhangi yakıntarihli bir rapor düzenlenmeden yapılmasının çocuğun ruhsal dünyasında ağır birtravma oluşturacağı ifade edilmiştir. Dosyaya sunulan ve Ankara Aile ve SosyalPolitikalar Müdürlüğü bünyesinde bulunan sosyal çalışmacı tarafından düzenlenen30/5/2013 tarihli raporda,Niğde 2. Asliye HukukMahkemesi tarafından çocuğun anneye teslim edilmesi hususunda gönderilenmüzekkere sonrasında, 29/5/2013 tarihinde çocuğun yanında bulunduğu aileyegönderilen yazı ile çocuğun teslim edilmesinin talep edildiği, aynı tarihteçocuğun örselenmeden teslim edilmesinin sağlanması amacıyla ne gibi bir yolizlenebileceğinin tespiti maksadıyla ilgili Müdürlükte görevli sosyal çalışmacıve iki psikoloğun aile ile görüşmeye gittiği, görüşme esnasında ailenintedirgin olduğu, çocuğun da götürüleceğinden korktuğu, bu nedenle çocuğun birsüredir okula devam etmediğinin tespit edildiği, görüşme sürecinde çocuğuntedirgin ve sessiz olduğu, çocuğa süreç hakkında bilgi verilmeye ve annesineteslimi sürecinde endişelenmemesi için çocuğu rahatlatma yönünde telkinlerdebulunulmaya çalışılmak istendiği ancak çocuğun bu durumu hiç bir şekildekabullenecek bir yapıda olmadığı, ailesinden ayrılırsa kendisine zararvereceğini ifade ettiği belirtilmiş; yapılan tespitler çerçevesinde, çocuğunannesine teslimi durumunda öncelikli olarak uzman gözetiminde saatlik olarakgörüşmelerinin sağlanması, bu görüşmelerin süre ve içeriğinin çocuğun talebidoğrultusunda düzenlenmesi ve bu süreçte çocuğun ailenin yanında kalmasınınçocuk odaklı yaklaşıma uygun olacağı ifade edilmiştir. Uzman psikologtarafından hazırlanan aynı tarihli görüşme raporunda da çocuğun davranışlarıile ilgili benzer tespitlere yer verilmiş ve çocuğun, başka bir aileye ya dakuruluşa alınması hâlinde kaçarak yanında bulunduğu ailesine döneceğini, Kurumdakalsa bile kesinlikle annesine dönmek istemediğini beyan ettiği belirtilmiştir.İlgili talep Ankara 3. Çocuk Mahkemesinin 31/5/2013 tarihli ve 2013/126 TedbirTalep sayılı kararı ile kabul edilerek 5395 sayılı Kanun'un 9. maddesinin (1)ve (2) numaralı fıkraları uyarınca otuz gün süre ile sınırlı olarak çocuğunacil koruma altına alınmasına karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, başvurucununNiğde Sulh Ceza Mahkemesinin 15/1/2009 tarihlikararı ile çocuğunu terk etme suçundan mahkûmiyetine hükmedildiği, bunun yanısıra Ankara 6. Aile Mahkemesinin 9/7/2012 tarihli kararı ile başvurucununçocuğa iki ay süre ile yaklaşmamasına karar verildiği ve dosya kapsamındanbaşvurucunun çeşitli illerde lokantalarda servis elemanı olarak ve mutfakkısmında çalıştığının, bu nedenle sürekli olarak bir yerde yerleşmediğinin vesık sık iş değiştirdiğinin belirlendiği tespitlerine yer verilmiştir. Gerekçedeayrıca, çocuğun küçük yaşta eziyet gördüğü ve bu hâlde sokağa terk edildiği,Kuruma geldiğinde nüfus kaydının dahi yapılmamış olması nedeniyle Kurumuntalebi üzerine nüfus kaydının yapıldığı, hakkında koruma kararı ve sağlıktedbirine hükmedilerek yaşadığı travma nedeniyle tedavi gördüğü, evlatedindirilmek üzere kaldığı ailenin yanında okula başladığı ve dosyada mevcut sosyalinceleme raporlarına göre düzenli bir aile hayatına kavuştuğu, başvurucununkendisini alma girişimi nedeniyle psikolojik travma yaşadığı, özel birpsikiyatri merkezi tarafından düzenlenen 16/4/2013 ve 18/4/2013 tarihliraporlarla da belirtilen hususun tevsik edildiği, 30/5/2013 tarihli raporiçeriği de dikkate alındığında çocuğun başvurucuya tesliminin telafisi güçpsikolojik bir travmaya yol açabileceği ve bu kapsamda çocuğun başvurucuyatesliminin yararına olmayacağı, uygun bir sosyal çözüm bulunana kadar çocuğunacil koruma altına alınmasının uygun olacağı belirtilmiştir.
28. Belirtilen koruma kararına karşı başvurucu tarafından itirazedilmiş ve itiraz dilekçesinde diğer itiraz ve iddiaların yanı sırabaşvurucunun çocukla görüştürülmediği, Kurumda kaldığı süreçte bir ailedenalınıp diğerine verilmek suretiyle altı aile değiştirdiği ve travma üstünetravma yaşadığı, Kurum yetkililerinin çocuğu yanlarına alan ailelere verdiğiyanlış bilgiler nedeniyle çocuğun, annesi tarafından 2008 yılından beri kendisinekavuşmak için verilen hukuk mücadelesini bilmeden annesine tepkili olarakbüyüdüğü ifade edilmiştir. Söz konusu itiraz, Ankara 1. Çocuk Mahkemesinin17/6/2013 tarihli ve 2013/33 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir.
29. 4/6/2013 tarihinde Aile ve Sosyal Politikalar BakanlığıAnkara İl Müdürlüğü bünyesinde gerçekleştirilen evlat edinme komisyontoplantısına ilişkin tutanakta; toplantının, acil koruma kararı sürecindeçocuğun hâlihazırda bulunduğu aile yanından alınıp alınmaması ve ne gibi işlemlergerçekleştirilmesi gerektiğinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldığıbelirtilmiş, çocuğun 4/3/2008 tarihinden beri belirtilen ailenin yanındakaldığı, koruma kararının kaldırılmasına ilişkin dava dosyasına sunulan30/11/2010 tarihli raporun annenin ikamet adresinde sosyal inceleme yapılmadangerçekleştirildiği, raporun tanzim tarihinin üzerinden uzun süre geçmesinedeniyle güncelliğini yitirdiği, annenin ikametinde sosyal incelemegerçekleştirilerek çocuk ile ilişki sürecinde karşılaşabileceği muhtemel problemlerinüstesinden gelebilme düzeyinin ve yaşanılan çevre ile ev koşullarının çocuğunsağlıklı gelişimi için yeterli olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği,çocuğun süreç içerisinde annesi ile uzman gözetiminde saatlik olarakgörüştürülmesinin sağlanması ve bu görüşmelerin süre ve içeriğinin çocuğuntalebi doğrultusunda düzenlenmesi gerektiği, bu süreçte çocuğun ailenin yanındakalmasının uygun olacağı, ayrıca çocuk hakkında 2828 sayılı Kanun'un 22.maddesi gereğince koruma kararı talep edilmesinin ve evlat edinme sürecindeyaşanan gelişmeler nedeniyle koruyucu aile modeline geçiş sağlanması içinçalışma yapılmasının uygun olduğu ifade edilmiştir.
30. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Ankara İl Müdürlüğütarafından 19/6/2013 tarihinde, acil koruma kararı sürecinde çocuğun aileyanından alınıp alınmaması ve ne gibi işlemler gerçekleştirilmesi gerektiğinindeğerlendirilmesi amacıyla meslek gruplarından oluşan bir komisyon toplandığıve çocuk hakkında 2828 sayılı Kanun'un 22. maddesi gereğince koruma kararıtalep edilmesi ile çocuk hakkında uygun olacak şekilde sosyal hizmetmodellerinin belirlenmesinin uygun olacağı kanaatine varıldığı belirtilerek2828 sayılı Kanun'un 22. maddesi gereğince koruma kararı talep edilmesiüzerine, Ankara 3. Çocuk Mahkemesinin 26/6/2013 tarihli ve 2013/126 TedbirTalep sayılı kararı ile 2828 sayılı Kanun'un 22. maddesi uyarınca çocuğunkoruma altına alınmasınakarar verilmiştir. Karargerekçesinde, Ankara 3. Çocuk Mahkemesinin 31/5/2013 tarihli ve 2013/126 TedbirTalep sayılı karar gerekçesinde yer verilen hususlar aynen tekrar edilmiştir.
31. Karara karşı başvurucu tarafından yapılan itiraz, Ankara 1.Çocuk Mahkemesinin 10/7/2013 tarihli ve 2013/38 Değişik İş sayılı kararı ilereddedilmiştir.
32. Ret kararı başvurucu vekiline 22/7/2013 tarihinde tebliğedilmiş olup 21/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
33. Belirtilen yargısal süreçlerin yanısıraçocuğun anne tarafından emanet edildiği ancak bir süre sonra çocuğu terk ettiğibelirtilen şahıs ile anne hakkında, çocuğu terk etme suçu kapsamında yürütülenyargılama neticesinde, Niğde Sulh Ceza Mahkemesinin 15/1/2009 tarihli kararıile başvurucu ve diğer sanık hakkındaöngörülenhürriyeti bağlayıcı ceza bağlamında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasınakarar verilmiştir.
34. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Hukuk Müşavirliğitarafından Anayasa Mahkemesine hitaben gönderilen 2/5/2014 tarihli yazıda;Ankara 10. Aile Mahkemesinin E.2012/1389 sırasına kaydenyürütülen evlat edinme davası neticesinde 30/12/2013 tarihli kararla çocuğunyanında kaldığı aile tarafından evlat edinilmesine karar verildiği belirtilmiş,ayrıca 12/7/2013 tarihli Koruyucu Aile Sözleşmesi ile koruyucu aile modelinegeçiş yapılarak bu hizmetten yararlandırılan çocuk için, başvurucu annenin görüşmetalebine istinaden 8/1/2014 tarihinde İl Müdürlüğünde görüşme planlandığı,ancak İl Müdürlüğüne gelmek istemeyen ve görüşmeyi reddeden çocuğun ağlayaraktepki verdiği, annesi ile görüşmeyi şiddetle reddettiği, bu nedenle görüşmeningerçekleştirilemediği ifade edilmiş ve yazı ekinde sürece ilişkin diğer evraklabirlikte, çocuğun anneye teslimi hâlinde çocuğu nasıl bir hayat beklediğibilinmemekle beraber daha önce yaşadığı ayrılık travmasından daha büyük birsorunla karşı karşıya kalacağı tespitlerine yer verilen 24/4/2014 tarihlisosyal çalışmacı raporu ibraz edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
35. 4721 sayılı Kanun’un “Korumaönlemleri” başlıklı 346. maddesi şöyledir:
“Aşağıdaki hâllerde ana ve babadan birinin rızası aranmaz:
1. Kim olduğu veya uzun süreden beri nerede oturduğu bilinmiyorsa veyaayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunuyorsa,
2. Küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerinegetirmiyorsa.”
36. 4721 sayılı Kanun’un “Koşulları”başlıklı 311.maddesi şöyledir:
“Küçük, gelecekte evlât edinilmek amacıyla bir kuruma yerleştirilir veana ve babadan birinin rızası eksik olursa, evlât edinenin veya evlât edinmedearacılık yapan kurumun istemi üzerine ve kural olarak küçüğünyerleştirilmesinden önce, onun oturduğu yer mahkemesi bu rızanın aranıparanmamasına karar verir.
Diğer hâllerde,bukonudaki karar evlât edinme işlemleri sırasında verilir.
Ana ve babadan birinin küçüğe karşı özenyükümlülüğünü yeterince yerine getirmemesi sebebiyle rızasının aranmaması hâlinde,bu konudaki karar kendisine yazılı olarak bildirilir.”
37. 4721 sayılı Kanun’un “Karar”başlıklı 312. maddesi şöyledir:
“Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve babaduruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması içinuygun önlemleri alır.”
38. 4721 sayılı Kanun’un “Çocuklarıyerleştirilmesi”başlıklı 347. maddesi şöyledir:
“Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocukmanen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aileyanına veya bir kuruma yerleştirebilir.
Çocuğun aile içinde kalması ailenin huzurunu onlardan katlanmalarıbeklenemeyecek derecede bozuyorsa ve durumun gereklerine göre başka çare dekalmamışsa, ana ve baba veya çocuğun istemi üzerine hâkim aynı önlemlerialabilir.
Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdiğigiderler Devletçe karşılanır.
Nafakaya ilişkin hükümler saklıdır.”
39. 2828 sayılı Kanun’un “Korumakararı” başlıklı 22. maddesi şöyledir:
“Korunmaya muhtaç çocukların reşit oluncaya kadar bu Kanun hükümlerinegöre Kurumca kurulan sosyal hizmet kuruluşlarında bakılıp yetiştirilmeleri vebir meslek sahibi edilmeleri hususundaki gerekli tedbir kararı yetkili vegörevli mahkemece alınır. Bu karar için gerekli belgeler Kurumca düzenlenir veilgili mahkemeye gönderilir.
Haklarında derhal korunma tedbiri alınmasında zorunluluk görülen çocuklarmahkeme kararı alınıncaya kadar, bu Kanuna göre kurulmuş kuruluşlarda veya aileyanında mahalli mülki amirin onayı alınmak suretiyle bakım altına alınır.”
40. 5395 sayılı Kanun’un “Amaç”başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun amacı, korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenençocukların korunmasına, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasınailişkin usûl ve esasları düzenlemektir.”
41. 5395 sayılı Kanun’un “Tanımlar”başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı altbendi şöyledir:
“(1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) …
1. Korunma ihtiyacı olan çocuk: Bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal veduygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismaredilen ya da suç mağduru çocuğu,
…
İfade eder.”
42. 5395 sayılı Kanun’un “Temelilkeler” başlıklı 4. maddesi şöyledir:
“(1) Bu Kanunun uygulanmasında, çocuğun haklarının korunması amacıyla;
a) Çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının güvencealtına alınması,
b) Çocuğun yarar ve esenliğinin gözetilmesi,
c) Çocuk ve ailesinin herhangi bir nedenle ayrımcılığa tâbitutulmaması,
d) Çocuk ve ailesi bilgilendirilmek suretiyle karar sürecinekatılımlarının sağlanması,
e) Çocuğun, ailesinin, ilgililerin, kamu kurumlarının ve sivil toplumkuruluşlarının işbirliği içinde çalışmaları,
f) İnsan haklarına dayalı, adil, etkili ve süratli bir usûl izlenmesi,
g) Soruşturma ve kovuşturma sürecinde çocuğun durumuna uygun özelihtimam gösterilmesi,
h) Kararların alınmasında ve uygulanmasında, çocuğun yaşına vegelişimine uygun eğitimini ve öğrenimini, kişiliğini ve toplumsal sorumluluğunugeliştirmesinin desteklenmesi,
i) Çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasınaen son çare olarak başvurulması,
j) Tedbir kararı verilirken kurumda bakım ve kurumda tutmanın son çareolarak görülmesi, kararların verilmesinde ve uygulanmasında toplumsalsorumluluğun paylaşılmasının sağlanması,
k) Çocukların bakılıp gözetildiği, tedbir kararlarının uygulandığıkurumlarda yetişkinlerden ayrı tutulmaları,
l) Çocuklar hakkında yürütülen işlemlerde, yargılama ve kararlarınyerine getirilmesinde kimliğinin başkaları tarafından belirlenememesine yönelikönlemler alınması,
İlkeleri gözetilir.”
43. 5395 sayılı Kanun’un “Koruyucuve destekleyici tedbirler” başlıklı 5. maddesi şöyledir:
“(1) Koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocuğun öncelikle kendi aileortamında korunmasını sağlamaya yönelik danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık vebarınma konularında alınacak tedbirlerdir. Bunlardan;
a) Danışmanlık tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere çocukyetiştirme konusunda; çocuklara da eğitim ve gelişimleri ile ilgilisorunlarının çözümünde yol göstermeye,
b) Eğitim tedbiri, çocuğun bir eğitim kurumuna gündüzlü veya yatılı olarakdevamına; iş ve meslek edinmesi amacıyla bir meslek veya sanat edinme kursunagitmesine veya meslek sahibi bir ustanın yanına yahut kamuya ya da özel sektöreait işyerlerine yerleştirilmesine,
c) Bakım tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimsenin herhangi birnedenle görevini yerine getirememesi hâlinde, çocuğun resmî veya özel bakımyurdu ya da koruyucu aile hizmetlerinden yararlandırılması veya bu kurumlarayerleştirilmesine,
d) Sağlık tedbiri, çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması vetedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbî bakım ve rehabilitasyonuna,bağımlılık yapan maddeleri kullananların tedavilerinin yapılmasına,
e) Barınma tedbiri, barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatıtehlikede olan hamile kadınlara uygun barınma yeri sağlamaya,
Yönelik tedbirdir.
(2) Hakkında, birinci fıkranın (e) bendinde tanımlanan barınma tedbiriuygulanan kimselerin, talepleri hâlinde kimlikleri ve adresleri gizli tutulur.
(3) Tehlike altında bulunmadığının tespiti ya da tehlike altındabulunmakla birlikte veli veya vasisinin ya da bakım ve gözetiminden sorumlukimsenin desteklenmesi suretiyle tehlikenin bertaraf edileceğinin anlaşılmasıhâlinde; çocuk, bu kişilere teslim edilir. Bu fıkranın uygulanmasında, çocukhakkında birinci fıkrada belirtilen tedbirlerden birisine de kararverilebilir.”
44. 5395 sayılı Kanun’un “Kurumabaşvuru” başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“(1) Adlî ve idarî merciler, kolluk görevlileri, sağlık ve eğitimkuruluşları, sivil toplum kuruluşları, korunma ihtiyacı olan çocuğu SosyalHizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bildirmekle yükümlüdür. Çocuk ile çocuğunbakımından sorumlu kimseler çocuğun korunma altına alınması amacıyla SosyalHizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna başvurabilir.
2) Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu kendisine bildirilenolaylarla ilgili olarak gerekli araştırmayı derhâl yapar.”
45. 5395 sayılı Kanun’un “Koruyucuve destekleyici tedbir kararı alınması” başlıklı 7. maddesişöyledir:
“(1) Çocuklar hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı; çocuğunanası, babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, Sosyal Hizmetler veÇocuk Esirgeme Kurumu ve Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen çocuk hâkimi tarafından alınabilir.
(2) Tedbir kararı verilmeden önce çocuk hakkında sosyal incelemeyaptırılabilir.
(3) Tedbirin türü kararda gösterilir. Bir veya birden fazla tedbirekarar verilebilir.
(4) Hâkim, hakkında koruyucu ve destekleyici tedbire karar verdiğiçocuğun denetim altına alınmasına da karar verebilir.
(5) Hâkim, çocuğun gelişimini göz önünde bulundurarak koruyucu vedestekleyici tedbirin kaldırılmasına veya değiştirilmesine karar verebilir. Bukarar acele hâllerde, çocuğun bulunduğu yer hâkimi tarafından da verilebilir.Ancak bu durumda karar, önceki kararı alan hâkim veya mahkemeye bildirilir.
(6) Tedbirin uygulanması, onsekiz yaşındoldurulmasıyla kendiliğinden sona erer. Ancak hâkim, eğitim ve öğrenimine devamedebilmesi için ve rızası alınmak suretiyle tedbirin uygulanmasına belli birsüre daha devam edilmesine karar verebilir.
(7) Mahkeme, korunma ihtiyacı olan çocuk hakkında, koruyucu vedestekleyici tedbir kararının yanında 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı TürkMedenî Kanunu hükümlerine göre velayet, vesayet, kayyım, nafaka ve kişiselilişki kurulması hususlarında da karar vermeye yetkilidir.”
46. 5395 sayılı Kanun’un “Acilkoruma kararı alınması” başlıklı 9. maddesi şöyledir:
“(1) Derhâl korunma altına alınmasını gerektiren bir durumun varlığıhâlinde çocuk, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından bakım vegözetim altına alındıktan sonra acil korunma kararının alınması için Kurumtarafından çocuğun Kuruma geldiği tarihten itibaren en geç beş gün içinde çocukhâkimine müracaat edilir. Hâkim tarafından, üç gün içinde talep hakkında kararverilir. Hâkim, çocuğun bulunduğu yerin gizli tutulmasına ve gerektiğindekişisel ilişkinin tesisine karar verebilir.
(2) Acil korunma kararı en fazla otuz günlük süre ile sınırlı olmaküzere verilebilir. Bu süre içinde Kurumca çocuk hakkında sosyal incelemeyapılır. Kurum, yaptığı inceleme sonucunda, tedbir kararı alınmasınıngerekmediği sonucuna varırsa bu yöndeki görüşünü ve sağlayacağı hizmetlerihâkime bildirir. Çocuğun, ailesine teslim edilip edilmeyeceğine veya uygungörülen başkaca bir tedbire hâkim tarafından karar verilir.
(3) Kurum, çocuk hakkında tedbir kararı alınması gerektiği sonucunavarırsa hâkimden koruyucu ve destekleyici tedbir kararı verilmesini talepeder.”
47. 5395 sayılı Kanun’un “Bakımve barınma kararlarının yerine getirilmesi” başlıklı 10. maddesişöyledir:
“Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından, kendisineintikal eden olaylarda gerekli önlemler derhâl alınarak çocuk, resmî veya özelkuruluşlara yerleştirilir.”
48. Türkiye açısından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesişöyledir:
“(1)Kamusal ya da özel sosyal yardımkuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafındanyapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temeldüşüncedir.
(2)Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının,vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak veödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği içingerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal veidari önlemleri alırlar.
(3)Taraf Devletler, çocukların bakımı veyakorunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik,sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından,yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler.”
49. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 9. maddesinin ilgilifıkraları şöyledir:
“(1)Yetkili makamlar uygulanabilir yasa veusullere göre ve temyiz yolu açık olarak, ayrılığın çocuğun yüksek yararınaolduğu yolunda karar vermedikçe, Taraf Devletler, çocuğun; ana–babasından,onların rızası dışında ayrılmamasını güvence altına alırlar. Ancak, ana–babasıtarafından çocuğun kötü muameleye maruz bırakılması ya da ihmâl edilmesidurumlarında ya da ana–babanın birbirinden ayrı yaşaması nedeniyle çocuğunikametgâhının belirlenmesi amacıyla karara varılması gerektiğinde, bu tür birayrılık kararı verilebilir.
(2)Bu maddenin birinci fıkrası uyarıncagirişilen her işlemde, ilgili bütün taraflara işleme katılma ve görüşlerinibildirme olanağı tanınır.
(3)Taraf Devletler, ana–babasından veyabunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararınaaykırı olmadıkça, anababanın ikisiyle de düzenli birbiçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı gösterirler.”
50. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 12. maddesi şöyledir:
“(1)Taraf Devletler, görüşlerini oluşturmayeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçeifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygunolarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar.
(2)Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi biradli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci yada uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkinkurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.”
51. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 18. maddesi şöyledir:
“(1) Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesininsağlanmasında ana–babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınmasıiçin her türlü çabayı gösterirler. Çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesisorumluluğu ilk önce ana–babaya ya da durum gerektiriyorsa yasal vasileredüşer. Bu kişiler herşeyden önce çocuğun yüksekyararını gözönünde tutarak hareket ederler.
(2)Bu Sözleşme’debelirtilen hakların güvence altına alınması ve geliştirilmesi için TarafDevletler, çocuğun yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını kullanmadaana–baba ve yasal vasilerin durumlarına uygun yardım yapar ve çocukların bakımıile görevli kuruluşların, faaliyetlerin ve hizmetlerin gelişmesini sağlarlar.
(3)Taraf Devletler, çalışan ana–babanın, çocukbakım hizmet ve tesislerinden, çocuklarının da bu hizmet ve tesislerdenyararlanma hakkını sağlamak için uygun olan her türlü önlemi alırlar.”
52. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 19. maddesi şöyledir:
“(1)Bu Sözleşme’yeTaraf Devletler, çocuğun ana–babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasalvasi veya vasilerinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanında ikenbedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suistimale,ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötümuameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütünönlemleri alırlar.
(2)Bu tür koruyucu önlemler; buradatanımlanmış olan çocuklara kötü muamele olaylarının önlenmesi, belirlenmesi,bildirilmesi, yetkili makama havale edilmesi, soruşturulması, tedavisi veizlenmesi için gerekli başkaca yöntemleri ve uygun olduğu takdirde adliyeninişe el koyması olduğu kadar durumun gereklerine göre çocuğa ve onun bakımınıüstlenen kişilere, gereken desteği sağlamak amacı ile sosyal programlarındüzenlenmesi için etkin usulleri de içermelidir.”
53. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 20. maddesi şöyledir:
“(1)Geçici ve sürekli olarak aile çevresindenyoksun kalan veya kendi yararına olarak bu ortamda bırakılması kabul edilmeyenher çocuk, Devletten özel koruma ve yardım görme hakkına sahip olacaktır.
(2)Taraf Devletler bu durumdaki bir çocuk içinkendi ulusal yasalarına göre, uygun olan bakımı sağlayacaklardır.
(3)Bu tür bakım, başkaca benzerleri yanında. bakıcı aile yanına verme, İslâm Hukukunda kefalet (kafalah), evlât edinme ya da gerekiyorsa çocuk bakımı amacıgüden uygun kuruluşlara yerleştirmeyi de içerir. Çözümler düşünülürken, çocuğunyetiştirilmesinde sürekliliğin korunmasına ve çocuğun etnik, dinsel, kültürelve dil kimliğine gereken saygı gösterilecektir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
54. Mahkemenin 9/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
55. Başvurucu; çocuğu hakkındaki koruma kararının kaldırılmasıtalebiyle açtığı davanın makul sürede sonuçlandırılmadığını, mahkemece verilençocuğun kendisine teslim edilmesine dair tedbir kararı ve nihai karar gereğininAile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı görevlilerince yerine getirilmediğini,ayrıca Kurum tarafından yapılan koruyucu ve destekleyici tedbir talebini içerenbaşvurunun incelemesinin duruşmasız yapıldığını, bu kapsamda delil ibraz etmeve savunma hakkı ile silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğini, ayrıcabelirtilen tedbir talebinin değerlendirilmesinde talep sahibi Kurum bünyesindegörev yapan uzman raporunun da esas alındığını, tedbir talebinin kabulüne dairkarar ile bu karara yapılan itiraz üzerine verilen kararın yeterli gerekçeihtiva etmediğini, ayrıca belirtilen karar için kanun yolu olarak temyiz değilsadece itiraz imkânı tanınması suretiyle mahkemeye erişim ve etkili başvuruhakkının engellendiğini, belirtilen tüm bu süreçlerde ve özellikle Kurumtarafından çocuğun kendisine teslim edilmesine dair mahkeme kararlarının yerinegetirilmemesi nedeniyle çocuğu ile görüşme imkânının elinden alındığınıbelirterek Anayasa’nın 20., 36. ve 40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
56. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu tarafından Anayasa’nın 10., 13.,20., 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiği iddia edilmişolmakla beraber ihlal iddialarının mahiyeti gereği, başvurunun aile hayatınasaygı hakkı ve makul sürede yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi uygungörülmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
57. Başvurunun incelenmesi neticesinde açıkça dayanaktan yoksunolmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedende bulunmadığı anlaşıldığından kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
a. Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
58. Başvurucu anne, hakkındaki koruma kararı kaldırılarakkendisine teslimine karar verilen çocuğunun ilgili makamlarca kendisine teslimedilmediğini ve görüşme imkânı verilmediğini, belirtilen teslim kararınıtakiben verilen koruma kararlarına ilişkin yargısal süreçlere uygun şekildekatılımının temin edilmediğini ve verilen kararların yeterli gerekçe ihtivaetmediğini belirterek Anayasa’nın 20. maddesinde tanımlanan hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
59. Bakanlık görüş yazısında, adil yargılanma hakkı kapsamındakiiddialara ilişkin olarak yargı kararlarının yerine getirilmesinin adilyargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olduğu; somut olayda ise idarenin,çocuğun devlet koruması altında olması cihetiyle o sırada anneye teslimedilmesini, ilgili kanunda yer alan tedbir alınması gerekli “acele durum” olarak nitelendirdiği vebunun gereği olarak yine bir yargı organından geçici koruma tedbiri talepettiği, aile hayatına saygı hakkının ihlali iddiasına ilişkin olarak isemüdahalenin ihlal teşkil etmemesi için kanunilik ve meşru amaç unsurlarınıtaşıması ve demokratik toplumda zorunluluk şartının gerçekleşmesinin zaruriolduğu; aile yaşamına yönelik bir tasarrufun aile yaşamının sürdürülmesi veyaaile bağlarının geliştirilmesini önlemek suretiyle aile yaşamına bir müdahaleoluşturup oluşturmadığının incelenmesi gerektiği; bu bağlamda Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) tarafından sürekli olarak Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nin (Sözleşme) 8. maddesinin, ebeveynin çocukları ile biraraya gelmelerine imkân verecek tedbirlerin alınmasınailişkin bir hakkı ve ulusal makamlar için de bu tür bir harekette bulunmayükümlülüğü içerdiği görüşünün dile getirildiği bildirilmiştir. Somut olayda,başvurucu her ne kadar çocuğu ile kişisel bir ilişki kurmak değil, çocuğununvelayetini tamamen almayı amaçlayan girişimlerde bulunmuşsa da şikâyet ettiğikonunun aile yaşamının korunması ile ilgili olduğunun açık olduğu, bunakarşılık devletin pozitif yükümlülüklerinin sadece anne için geçerli olmayıphenüz kendisini idare edemeyecek yaşta bulunan küçük bir çocuğun korunupkollanmasını da gerektirdiği, somut olayda çocuğun annesinin velayeti altındadeğil, devletin koruması ve vesayeti altında olduğu; başka bir deyişledevletin, bir annenin çocuğu ile kişisel ilişki kurabilmesinden ne kadarsorumlu ise aynı şekilde bir çocuğun bedensel ve ruhsal gelişimi ve geleceğiiçin alınması gereken tedbirler konusunda da aynı ağırlıkta sorumlu olduğu, busorumluluk doğrudan kamu menfaati ile ilgili olduğundan 5395 sayılı Kanun baştaolmak üzere ulusal mevzuat ve uluslararası mevzuatta, devletin çocuklarkonusunda alabileceği tedbirlerin geniş olarak yer aldığı ifade edilmiştir.
i. Genel İlkeler
60. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ekprotokollerinin kapsamına girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa veSözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içerenbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18).
61. Anayasa’nın “Özel hayatıngizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini istemehakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlıkve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasısebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkimkararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunanhallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimseninüstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkilimerciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkiminonayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekizsaat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkınasahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkındabilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesinitalep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi dekapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açıkrızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerkanunla düzenlenir.”
62. Anayasa’nın “Aileninkorunması ve çocuk hakları” kenar başlıklı 41. maddesi şöyledir:
“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocuklarınkorunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak içingerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.
Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkçaaykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürmehakkına sahiptir.
Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucutedbirleri alır.”
63. Sözleşme’nin “Özel veaile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygıgösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancakmüdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamugüvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesininönlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
64. Aile yaşamına saygı hakkı, Anayasa’nın 20. maddesininbirinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Madde gerekçesi de dikkatealındığında resmî makamların özel hayata ve aile hayatına müdahale edememesiile kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesigereğine işaret edildiği görülmekte olup söz konusu düzenleme Sözleşme’nin 8.maddesi çerçevesinde korunan aile yaşamına saygı hakkının Anayasa’dakikarşılığını oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, özellikle aile yaşamına saygı hakkına ilişkinpozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında göz nünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (Murat Atılgan,B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 22; Marcus Frank Cerny, (GK), B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).
65. Aile yaşamındaki temel ilişkiler, kadın ve erkek ile ebeveynve çocuk arasındaki ilişkilerdir. Resmî evlilik birlikleri kural olarak ailehayatı kapsamında güvence altına alınmakta olup evlilik içinde doğan çocuklarkendiliğinden evlilik birliğinin bir parçası sayılırlar. Somut başvuruaçısından ise doğumundan itibaren başvurucu anne ile çocuk arasında belirlisüre devam eden bir ilişkinin söz konusu olduğu, akabinde çocuğun kamukorumasına alındığı fakat devam eden süreçte başvurucu annenin çocuğa ilişkinkoruma kararının kaldırılması ve velayetin gerektirdiği yetki vesorumlulukların üstlenilmesi hususunda süregelen bir çaba içerisinde bulunduğu,bu kapsamda başvurucunun doğal anne olması hasebiyle başvurucu ve çocukarasında hukuki anlamda bir soybağı bulunduğu gibiaile hayatının tesisi açısından önem arz eden kişisel bağın da fiilen mevcutolduğu görülmekte olup başvurucu anne ile çocuğu arasındaki söz konusu ilişkiaile yaşamının kurulması için yeterlidir.
66. Aile yaşamının temel unsuru, aile ilişkilerinin normal birşekilde gelişebilmesi ve bu bağlamda aile fertlerinin birlikte yaşama hakkıdır.Bu hakkın kapsamının, aile yaşamına saygı yükümlülüğünden ayrı düşünülmesimümkün değildir (Murat Atılgan, §24; Marcus Frank Cerny, §38).
67. Ebeveyn ile çocukların birlikte yaşama istekleri aileyaşamının vazgeçilmez bir unsuru olup çocuğun herhangi bir nedenle kamukoruması altına alınmış olması, aile yaşamını ortadan kaldırmaz. Ebeveyn veçocuk arasındaki aile yaşamının, anne ve babanın birlikte yaşamamaları veyaortak yaşama son vermeleri veya çocuğun kamu koruması altına alınmasısonrasında da devam edeceği açık olup anne babanın ve çocuğun aile yaşamlarınasaygı hakkı, belirtilen durumlarda ailenin yeniden birleştirilmesine yöneliktedbirleri de içermektedir (Murat Atılgan,§ 25; Marcus Frank Cerny, §39. Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Olsson/İsveç, B. No: 10465/83, 24/3/1988, § 59; B./Birleşik Krallık, B. No: 9840/82,8/7/1987, § 60; Hokkanen/Finlandiya, B. No: 19823/92, 23/9/1994, §55; Berrehab/Hollanda, B. No: 10730/84, 21/6/1988, §21; Gluhakovic/Hırvatistan, B. No: 21188/09, 12/4/2011,§§56, 57).
68. Aile yaşamına saygı hakkı kapsamında devlet için söz konusuolan yükümlülük, sadece belirtilen hakka keyfî surette müdahaleden kaçınmaklasınırlı olmayıp öncelikli olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak aile yaşamınaetkili bir biçimde saygının sağlanması bağlamında pozitif yükümlülükleri deiçermektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkileralanında olsa da aile yaşamına saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasınızorunlu kılar (Murat Atılgan, §26; Marcus Frank Cerny, §40. Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Xve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 23; Hokkanen/Finlandiya, § 55).
69. Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusundaAnayasa’nın 20. ve 41. maddeleri; ebeveynin, mevcut olayda annenin çocuğuylabütünleşmesinin sağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını vekamusal makamların bu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içermektedir. 41.maddede, her çocuğun yüksek yararına aykırı olmadıkça anne ve babasıyla kişiselve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu açıkça belirtilmektedir.Söz konusu yükümlülüğün uluslararası sözleşmelerde de yer bulduğu görülmektedir(bkz. § 49). Ancak bu yükümlülük mutlak olmayıp her olayın özel koşullarınabağlı olarak alınacak tedbirlerin nitelik ve kapsamı farklılaşabilmektedir (Marcus Frank Cerny, §41. Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Hokkanen/Finlandiya, § 58; Ignaccolo-Zenide/Romanya, B. No: 31679/96, 25/1/2000, §94; İlker Ensar Uyanık/Türkiye,B. No: 60328/09, 3/5/2012, § 49).
70. AİHM de önüne gelen birçok davada, aile yaşamına saygınınkamu makamlarına ebeveyn ve çocuklarını bir araya getirmek şeklinde pozitif birgörev yüklediğini ve bu durumun, ayrılığa devletin değil ebeveynin yol açtığıdurumlarda dahi geçerli olduğunu, bu alandaki pozitif yükümlülüğün aileyaşamına saygıyı güvence altına almak için tasarlanmış ve hem bireylerinhaklarını koruyan düzenleyici yargısal bir çerçeve oluşturulmasını hem defiilen hayata geçirilecek uygun tedbirlerin alınmasını gerektirdiğini ifadeetmektedir (Marcus Frank Cerny, §42. Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Hokkanen/Finlandiya, § 58; Glaser/Birleşik Krallık, B. No: 32346/96, 19/9/2000, § 63; Bajrami/Arnavutluk, B. No: 35853/04, 12/12/2006,§ 52).
71. Bununla birlikte aile yaşamına saygı hakkı kapsamındakipozitif yükümlülüklerin, hangi koşullarda olumlu edimde bulunmayıgerektirdiğinin kesin çizgilerle belirlenmesi, söz konusu hak kapsamındakiilişkilerin mahiyeti gereği kolay değildir. AİHM de özellikle pozitifyükümlülükler söz konusu olduğunda saygı kavramının çok kesin bir tanımının bulunmadığınıve taraf devletlerde karşılaşılan durumlar ve izlenen uygulamalardakifarklılıklar dikkate alındığında bu kavramın gereklerinin olaydan olaya önemliölçüde değiştiğini kabul etmektedir (Marcus Frank Cerny, § 43. Benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. Abdulaziz, Cabales ve Balkani/Birleşik Krallık, B. No: 9214/80,28/5/1985, § 67).
72. Anne baba ve çocukların birlikte yaşama hakkı aile hayatınınesaslı bir unsuru olup çocuğun kamu koruması altına alınması durumunda dadevletin ebeveyn ve çocuğun yeniden bütünleşmesine ilişkin olarak bireylerinhaklarını koruyan düzenleyici yargısal bir çerçeve oluşturulmasını ve fiilenhayata geçirilecek uygun tedbirlerin alınmasını sağlama yükümlülüğü, ailehayatına saygı hakkı bağlamındaki pozitif yükümlülüklerinin bir görünümünüoluşturmaktadır. Bu bağlamda çocukların kamu korumasına alınmasına ilişkinproblemler, aile hayatına saygı hakkı bağlamında değerlendirme yapılmasınıgerektiren önemli bir dava grubudur.
73. Söz konusu dava grubu açısından, kamusal makamlarca alınantedbirin yeterliliği, ilgili tedbirin uygulanma hızı ile doğru orantılıdır. Sözkonusu kararların usulüne uygun şekilde ve ivedi olarak yerine getirilmesininhem çocuklar hem de ebeveyn üzerinde çeşitli etkileri bulunmakla birlikte, sözkonusu eksiklik ve gecikmeler özellikle karar gereklerinin yerine getirilmediğiher an ebeveyn ile ilişkileri daha da sınırlanan veya kopan çocuk açısındantelafisi imkânsız zararların doğmasına neden olabilmekte ve aile hayatına saygıhakkı bağlamında ciddi sorunları gündeme getirmektedir.
74. AİHM de anne ve babanın çocuk ile birlikte yaşamaya devametmelerinin, Sözleşme’nin 8. maddesinin birinci paragrafı anlamında ailehayatının temel bir unsurunu oluşturduğunu vurgulamaktadır. Özellikleçocukların zorunlu olarak kamu korumasına alındığı ve koruma tedbirlerininuygulandığı durumlarda AİHM, Sözleşme’nin 8. maddesinin ebeveynin çocuğu ileyeniden birleşmesini sağlayacak önlemlerin alınmasını talep hakkının yanı sıraulusal makamların bu önlemleri alma yükümlülüğünü de kapsadığını ifadeetmektedir (Hokkanen/Finlandiya, § 55).
75. Söz konusu pozitif yükümlülükler bağlamında kamusal makamlaranne baba ve çocuk arasındaki bağın devamlılığını sağlamak üzere, uygun bütünönlemleri almakla ve bu amaçla en süratli usullere başvurmakla yükümlüdürler.Bu yükümlülük ilgili vakalarda aile hayatına saygı hakkının öngördüğü pozitifyükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından oldukça önemlidir.
76. Davanın özel koşulları içerisinde, kamu makamlarının aileninyeniden bütünleşmesini kolaylaştırma noktasında kendilerinden beklenilen tümmakul önlemleri almaları gerekir. Ancak bu yükümlülük mutlak olmayıp özelliklebelirli bir süre başka şahıslarla yaşayan veya bir kurumda barındırılan çocuğunebeveyn ile bütünleşmesi söz konusu olduğunda, bu durum derhâl tesisedilemeyebilir ve birtakım hazırlayıcı tedbirlerin alınmasını gerektirebilir.Bu önlemlerin nitelik ve kapsamı, davanın koşularına bağlı olmakla birlikteolayın tüm taraflarının anlayış ve işbirliği en önemlibileşenlerden biridir. Ancak yalnız başına ebeveynin tutumu, kamusal makamlarınkararın icrası için tüm uygun önlemleri almamasının mazereti olamaz.
77. Koruma kararları geçici birer önlem niteliği taşıdıklarıiçin şartlar değişir değişmez sona erdirilmeleri gerekmektedir. Bu nedenlegeçici koruma sağlayan önlemlerin ve uygulanma tarzlarının da ebeveyn ve çocuğuyeniden biraraya getirme şeklindeki nihai amaç ileuyumlu olması gerekmektedir. Anne baba ve çocuğun birbirleriyle kolaylıkla vedüzenli olarak görüşmelerinin önüne engeller konulduğu takdirde, aile üyeleriarasındaki bağlar zayıflayacak ve başarılı bir şekilde yeniden bütünleşmelerigittikçe zorlaşacaktır. Bu kapsamda, uygun şartlar oluşur oluşmaz aileyiyeniden biraraya getirme şeklindeki pozitifyükümlülük, kamusal makamların ilgili koruma tedbirinin başlamasından itibarenartan bir gayret ve özen göstermelerini zorunlu hâle getirmektedir.
78. Bu nedenle mevcut bir ailenin ve tesis edilmiş ailebağlarının söz konusu olduğu durumlarda, kamusal makamların bu bağlarıngelişmesini mümkün kılacak tarzda hareket etme mecburiyetini gözönünde bulundurması ve anne baba ile çocukların yenidenbütünleşmelerini sağlayıcı tedbirler alması gerekmektedir.
79. Kamusal makamlardan, en azından ailenin durumunda herhangibir gelişme olup olmadığının belirlenmesi amacıyla durumu belirli zamanaralıkları itibarıyla yeniden değerlendirmesi beklenilmektedir. Biyolojik anneve baba ile çocuğun birbirlerini görmelerinin engellendiği veya aralarındadoğal bağların oluşumuna imkân vermeyecek şekilde nadiren birarayagelmelerine olanak sağlandığı durumlarda, ailenin yeniden bütünleşmesi ihtimaligiderek azalacak ve nihai olarak ortadan kalkacaktır.
80. Kamusal makamlar tarafından alınan önlemler ve uygulamalarbağlamında, ailenin yeniden bütünleşmesi şeklindeki nihai amacın gözönünde bulundurulması gerekmekle birlikte söz konusualanda dikkate alınması gereken temel unsurun, çocuğun üstün menfaati olmasınedeniyle elbette kamusal makamlara zorunlu olarak belirli tarzdaki tedbirlerinalınması sorumluluğunun yüklenmesi söz konusu olamaz. Anne baba ile temasınçocuğun üstün menfaatini ağır şekilde tehdit ettiği durumlarda, söz konusumenfaatler arasında adil bir dengenin tesis edilmesi ilgili kamusal makamlarınyetkisi dahilindedir.
81. Söz konusu değerlendirmede çocuğun kamu koruması altındakalmasındaki menfaati ile anne babanın çocukla yeniden bütünleşmelerine ilişkinmenfaatleri arasında adil bir dengenin kurulması zaruridir. Belirtilen dengenintesisinde çocuğun üstün yararının, niteliği ve önemi nedeniyle daha fazlaağırlık verilmesi ve ebeveynin menfaatinden üstün tutulması gerektiğiyadsınamaz. Zira aile hayatına saygı hakkı, anne ve babaya, çocuğun sağlığı vegelişimi açısından tehlikeli olan tedbirlerin alınmasını talep hakkı vermez.
82. Bununla birlikte ailenin mevcut durumunun çocuğun sağlık vegüvenliği açısından uygun olmadığının kanıtlandığı durumlar dışında, çocuğunmenfaati de doğal ailesi ile bağlarının sürdürülmesini gerektirmektedir. Sözkonusu bağlantının kesilmesi, çocuğun adeta köklerinden koparılması anlamınagelmektedir. Bu nedenle çocuğun üstün menfaati de söz konusu bağlantınınyalnızca olağanüstü ve istisnai durumlarda engellenmesini gerektirmektedir.Belirtilen kişisel bağın korunması veya yeniden tesisi için tüm imkânlarkullanılmalıdır.
83. Kamusal makamlar söz konusu aile ilişkilerininsürdürülebilirliği ve olayın tarafları arasında işbirliğinintesisi noktasında kendilerinden beklenilen en üstün gayreti göstermek zorundaolmakla birlikte bu alanda zorlayıcı tedbirlere başvurma yükümlülüğü, tümtarafların menfaati özellikle de çocuğun üstün yararı karşısında sınırlı olmakdurumundadır. Özellikle çocuğa karşı zorlayıcı tedbirler alınması, bu hassasalan açısından kabul edilebilir değildir (M.M. E. ve T. E., B. No: 2013/2910, 5/11/2015, § 83. Benzer yöndekiAİHM kararları için bkz. Hokkanen/Finlandiya, § 58; Maire/Portekiz, B. No: 48206/99, 26/9/2003, § 71).
84. Çocuğun söylemlerinin dikkate alınabileceği belirli birolgunluk düzeyine erişmiş olması durumunda ve üstün menfaatine aykırı olmamakkoşulu ile kişisel ilişki sürecinde çocuğun istek ve söylemlerinin de dikkatealınması zaruridir (M. M. E. ve T. E.,§ 84. Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hokkanen/Finlandiya, § 61). Bu husus uluslararası sözleşmemetinlerinde de açıkça ifade edilmektedir (bkz. § 50).
85. Mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları çözmek, önceliklederece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır. Çocuğun üstün yararı sözkonusu dava grubu açısından en önemli unsur olup olayın tüm tarafları iledoğrudan temas hâlinde bulunan derece mahkemelerinin olayın koşullarınıdeğerlendirmek açısından daha avantajlı konumda bulunduğu da tartışmasızdır.Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun Anayasa’ya uygun olupolmadığını belirlemekle sınırlıdır.Bunedenle Anayasa Mahkemesi, derece mahkemeleri tarafından izlenen usulüdenetleme ve özellikle mahkemelerin koruma tedbirlerine ilişkin mevzuathükümlerini yorumlayıp uygularken Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerindekigüvenceleri gözetip gözetmediğini belirleme yetkisine sahiptir. Bu kapsamdaAnayasa Mahkemesinin görevi; koruma tedbirleri, gereklilikleri ve bunlarınuygulanması hususunda derece mahkemelerinin yerini almak değildir. Kamusalmakamların takdir hakları kapsamında aldıkları kararların, aile hayatına saygıhakkı bağlamında söz konusu olan güvenceler açısından değerlendirilmesidir.
86. Bu bağlamda AİHM de ulusal mahkemeler tarafından izlenenusulü denetleme ve özellikle ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerini yorumlayıpuygularken Sözleşme’deki ve özellikle 8. maddedekigüvenceleri gözetip gözetmediğini belirleme yetkisine sahip olduğunuvurgulamaktadır. AİHM, yaptığı denetime temel aldığı önemli bir ilke olanikincillik ilkesi gereği, ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerinin yorumlanmasınailişkin takdirini değerlendirmeye tabi tutmamakta ancak ulusal mahkemelertarafından ulaşılan sonucun Sözleşme’nin 8. maddesinde öngörülen standartlarauygun bir denge sağlayıp sağlamadığını ve ulaşılan sonucun bu yönüyle ailehayatına saygı hakkının ihlali anlamına gelip gelmediğini incelemektedir (Bronda/İtalya, B. No: 22430/93, 9/6/1998, § 59; Hokkanen/Finlandiya, § 55).
87. AİHM, çocukların koruma altına alınması hususunda kamusalmüdahalenin uygunluğuna ilişkin algının her taraf devlette farklı olabildiğinive ailenin rolüne ilişkin gelenekler, aile ile ilgili meselelerde devletin rolüve bu alandaki kamusal tedbirlerin ulaşılabilirliği gibi değişik faktörlerebağlı olduğunu vurgulamakta; çocuğun üstün yararının ne olduğuna ilişkintespitin her olayda dikkate alınması gereken en önemli husus olduğunu ifadeetmektedir. Mahkemeye göre söz konusu tedbirlerin alınması aşamasında ve hemenakabinde, ilgili taraflarla doğrudan temas hâlinde bulunan yerel makamlardır.Bu noktada Mahkemenin görevinin, çocukların koruma altına alınması ve çocuklarıkoruma altına alınan anne babalarının haklarına ilişkin düzenleme yapmasorumluluğu olan yetkili makamların yerini almak değil, belirtilen makamlarıntakdir yetkileri kapsamında aldığı kararların Sözleşme'deyer alan güvencelere uygunluk açısından denetlenmesi olduğu belirtilmektedir (Johansen/Norveç, B. No: 17383/90, 7/8/1990, § 64).
88. Koruma kararları ile ilgili başvurular bağlamında AnayasaMahkemesinin görevi de ilgili kamusal makamların yerini alarak çocuk için uygunkoruma önlemlerinin ne olduğunu bizzat karara bağlamak değildir. Ancak sözkonusu süreçte aile hayatına saygı hakkının gerektirdiği güvencelerin gerekebeveyn gerek çocuk açısından gözetilip gözetilmediğinin denetlenmesizaruridir.
89. Koruma kararları ile velayet ve kişisel ilişkiye ilişkinhükümlerin icrası problemi sıklıkla adil yargılanma hakkının ihlali iddialarınakonu olmakla birlikte sürecin ivedi olarak yürütülmesi de dâhil olmak üzereilgili prosedüre ilişkin işlem ve eylemlerin aile hayatına saygı hakkıbağlamında meydana getirdiği sonuçlar dikkate alındığında söz konusu iddialarınaile hayatına saygı hakkı bağlamında ele alınması uygun görülmektedir (M. M. E. ve T. E., § 137. Benzer yöndekiAİHM kararları için bkz. Maire/Portekiz, § 62; Santos Nunes/Portekiz, B. No: 61173/08,22/5/2012, §§ 56, 57).
90. AİHM, aile yaşamıyla ilgili meselelerin karara bağlanmasındauygulanacak olan usullerin de aile yaşamına saygı gösterilecek şekilde olmasıgerektiğini ifade etmektedir. Sözleşme’nin 8. maddesi açıkça bir usul şartıiçermemekle birlikte Mahkeme belirli usul gereklerinin Sözleşme’nin 8.maddesinde mündemiç olduğunu belirtmektedir. Yerel kurumların karar almasüreci, kararın özellikle konuyla ilgili noktalara dayanmasını, tek yanlıolmamasını ve böylece keyfî görünmemesini sağlayacağından, kararın esasıüzerinde etkisiz sayılamaz. Buna göre Mahkeme, bu sürecin her şart altında adilbir tarzda yürütülüp yürütülmediğini ve Sözleşme’nin 8. maddesiyle korunanmenfaatlere gereği gibi saygı gösterilmesini sağlayıp sağlamadığınıbelirleyebilmek için sürece bakma yetkisine sahip olduğunu vurgulamaktadır.Kamusal makamların, koruma altındaki çocuklar üzerinde karara varırken dikkatealması gereken hususlar arasında, doğal anne babanın görüşleri ve menfaatlerizorunlu olarak yer almalıdır. Mahkemeye göre çocukların korunmasına ilişkinkarar alma süreci, anne babaların menfaatlerininkorunması için kendilerinin karar alma sürecine yeterli ölçüdekatılabilmelerini, anne babanın görüşlerinin ve menfaatlerinin kamusal makamlartarafından bilinmesini ve gereği gibi dikkate alınmasını, ayrıca mevcut hukukyollarını zamanında kullanabilmelerini sağlayacak şekilde olmalıdır. Mahkemeyegöre karara bağlanması gereken husus, olaydaki özel şartlar ve özellikle alınankararların ağırlığı gözönünde tutularak bir bütünolarak bakıldığında anne babanın karar alma sürecine, menfaatlerinin yeterlidüzeyde korunmasını sağlayacak ölçüde katılmış olup olmadıklarıdır. Söz konusukatılım sağlanmamışsa aile yaşamına saygı gösterilmesi söz konusu olmayacak vekarardan doğan müdahale, Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında meşrugörülemeyecektir (Olsson/İsveç, § 71; W./Birleşik Krallık, B. No: 9749/82, 8/7/1987, §§ 62-64; Kutzner/Almanya, B. No: 46544/99, 26/2/2002, §56).
91. Yetkili kamusal makamların ve özellikle yargısal organlarınkararlarında, ebeveynin kanun yollarına başvuru hakkını etkili şekildekullanarak yargısal sürecin ilerleyen aşamalarına da etkin şekildekatılımlarını sağlayacak şekilde ayrıntılı gerekçelere yer vermelerizorunludur. Bunun yanı sıra ebeveynin, çocuğun koruma altına alınması ileilgili süreçte kamusal makamlarca dayanılan bilgi ve belgelere ulaşabilecekpozisyonda olması gerekmektedir. Talepte bulunulmaması durumunda dahi,çocukları ile ilgili önemli kararların alınması sürecinde elde edilen verilerinebeveynle paylaşılması, sürecin doğru yürütülmesi açısından önemlidir.
92. Karar alma sürecine katılımın yanı sıra bu sürecinuzunluğunun da gözönünde bulundurulmasıgerekmektedir. Zira bu tür davalarda usul yönünden bir gecikmenin, mahkemeönüne getirilen meselenin henüz mahkeme tarafından görülmeden fiili olarakbelirlenmesi sonucunu doğurma tehlikesi vardır. Aile yaşamına etkili birşekilde saygı gösterilmesi, bir anne veya babanın çocuğu ile gelecektekiilişkisinin zamanın akışıyla değil, sadece konuyla ilgili hususların ışığındabelirlenmesini gerektirir.
93. Acil koruma önlemleri söz konusu olduğunda, durumun aciliyetine binaen karar alma sürecinde ilgililerle tam birişbirliği sağlanması her zaman mümkün olmayabilir.Bununla birlikte aile hayatına saygı hakkının, ilgili tedbirin ilgili veyeterli bir gerekçeyi haiz olması ve anne babaya çocukları ile ilgili tedbirinalınma sürecine yeterli ölçüde katılma imkânı tanınması şeklindeki gereklerininbirlikte değerlendirilmesi neticesinde, çocukların kamu korumasına alınması ileilgili kararların, objektif bir gözlemciyi ilgili kararın dosya kapsamındakitüm delillerin dikkatli ve tarafsız şekilde değerlendirildiği hususunda iknaedecek nitelikte olması ve bu bağlamda tedbirin dayandığı sebeplerin açıkçaifade edilmesi gerektiği açıktır (K.A./Finlandiya, B. No: 27751/95, 14/1/2003, § 103).
94. Yukarıda da ifade edildiği üzere aile hayatına saygı hakkıbağlamında ele alınabilecek olan negatif ve pozitif yükümlülüklerin sınırınınve pozitif yükümlülüklerin hangi durumda olumlu edimde bulunulmasını zorunlukıldığının, kesin çizgilerle belirlenmesi mümkün olmayıp bu yükümlülüklerinbirçok olayda birlikte gündeme gelmesi olasıdır.
95. Başvuru konusu olayda da benzer bir durum söz konusu olupbaşvurucu anne tarafından çocuğun kendisine teslim edilmesine ilişkin karargereğinin kurum yetkililerince yerine getirilmediği iddia edilmektedir. Sözkonusu süreçte, ilgili kurum yetkililerinin işlem ve davranışları önemliolmakla birlikte sürecin özellikle verilen koruma kararları nedeniyle kesintiyeuğradığı görülmektedir. Bu açıdan söz konusu koruma kararlarına ilişkinyargısal prosedürün ve kararların yerine getirilmesine dair diğer kamusal işlemve eylemlerin bir bütün hâlinde değerlendirilmesi, kamu makamlarının ailehayatına saygı hakkı bağlamındaki yükümlülüklerinin kapsamının net bir şekildeortaya konulması ve bu yükümlülüklerin ifası için makul olan tüm önlemlerinalınıp alınmadığının tespiti açısından önemlidir.
96. Bununla birlikte, çocuk hakkındaki koruma kararınınkaldırılması ile ilgili süreç, derece mahkemeleri nezdinde sonuçlanmadığı gibibaşvurucunun makul sürede yargılama iddiası dışında söz konusu sürece ilişkinayrı bir iddiasının bulunmadığı da dikkate alınarak aile hayatına saygı hakkıbağlamında yapılan değerlendirmenin, çocuğun anneye teslimine dair ara kararsonrasında ilgili kurum tarafından yürütülen işlemler ve bu süreçte alınankoruma kararlarına ilişkin yargısal süreçle bağlantılı olarak yapılması uygungörülmüştür.
ii. Müdahalenin Varlığı
97. Başvuruya konu olayda çocuk hakkında verilen korumakararlarının, anneninçocukla ilişki kurma hakkıüzerinde etkili olduğunda kuşku yoktur. Bu bağlamda somut başvuru açısından,koruma tedbirleri alınmak suretiyle başvurucu annenin velayet hakkıkapsamındaki yetkilerini kullanması ve çocuk ile kişisel ilişki kurmasıkonusunda öngörülen kısıtlamaların, aile hayatına saygı hakkına müdahaleoluşturduğu açıktır.
iii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
98. Anayasa’nın 20. maddesinde, bu hakkın tüm boyutlarınailişkin olmadığı anlaşılan birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmaklaberaber özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasındankaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerindeyer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkünolabilmektedir. Bu noktada Anayasanın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleriişlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).
99. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanınilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunlasınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplumdüzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırıolamaz.”
100. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlüklerin sınırlanmasıve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütünhak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönündebulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nınbütünselliği ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının biraradave hukukun genel kuralları gözönünde tutularakuygulanması zorunlu olduğundan, belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ilesınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20.maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesigerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).
Kanunîlik
101. Hak ve özgürlüklerin yasayla sınırlanması ölçütü anayasayargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale sözkonusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren birkanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,§ 36).
102. Çocukların bakım ve gözetimi ile haklarında koruma tedbirlerinebaşvurulmasını gerektiren durumlara ilişkin olarak 4721, 5395 ve 2828 sayılıKanunların ilgili maddelerinde ayrıntılı düzenlemelere yer verilmektedir. Bukapsamda başvurucu annenin aile yaşamının, uygulamada ve etkili bir şekildekorunmasını güvence altına alan yasal bir çerçevenin mevcut olduğu ve çocukhakkında koruma tedbirlerine hükmedilmesi şeklindeki uygulamanın, belirtilenhükümler temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Derece mahkemesi kararlarınınsöz konusu Kanun hükümlerine dayandığı anlaşılmakla belirtilen yargısalkararların yeterli hukuki temele sahip olduğu görülmektedir.
Meşru Amaç
103. Anayasa’nın 41. maddesinin ikinci fıkrasında, devletinçocukların korunması için gerekli tedbirleri alacağı, teşkilatı kuracağı;dördüncü fıkrasında ise her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucutedbirlerin öngörüleceği belirtilmiştir. İlgili Kanun hükümlerinde de sözkonusu tedbirlerin alınması bağlamında “çocuğunmenfaati ve gelişmesinin tehlikeye girmesi”, “çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesinin tehlikedebulunması” ve “korunma ihtiyacıolan çocukların korunması, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınması”amaçlarının açıkça ifade edildiği görülmektedir (bkz. §§ 37, 38, 40).
104. Somut başvuru açısından çocuk hakkında verilen korumakararlarında, derece mahkemelerinin çocuğun sağlık ve güvenliğinin teminişeklinde meşru bir amaç izlediği, bu çerçevede başvuruya konu müdahalenin meşrutemellere dayandığı anlaşılmaktadır.
Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma veÖlçülülük
105. Kanuni dayanağı bulunan ve meşru amaç taşıyan müdahaleninihlal teşkil etmemesi için Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen demokratiktoplum düzeninde gereklilik, hakkın özüne dokunmama ve ölçülülük şeklindekigüvence ölçütlerine uygun olması gerekir.
106. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en genişölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerinözüne dokunup onları büyük ölçüde kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hâlegetiren sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle de bağdaştığıkabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin amacı, kişilerin hak veözgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak olduğundan yasaldüzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bunedenle getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil; koşulları, nedeni,yöntemi ve kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi unsurların tamamıdemokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir (Murat Atılgan, § 37; Marcus Frank Cerny, § 71).
107. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak veözgürlüğü anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmektedir. Bu yönüyle her temelhak açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Buçerçevede, hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamazhâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların, hakkın özüne dokunduğu kabuledilmelidir. Aile hayatına saygı hakkı bağlamında da bu hakkın ortadankaldırılması, kullanılamaz hâle getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecedegüçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin, bu hakkın özünü zedeleyeceğiaçıktır. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlüklerin gereğindenfazla sınırlanmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülükilkesi, sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeyeuygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önlemin sınırlama amacınaulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden zorunluluk ve araçla amacınorantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülükgetirmemesi anlamına gelen orantılılık unsurlarını içermektedir (Murat Atılgan, § 38; Marcus Frank Cerny, § 72).
108. Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tümtemel hak ve özgürlüklerin sınırlanması hususunda geçerli olan bu denge, ailehayatına saygı hakkının sınırlanmasında da gözönündebulundurulmalıdır. Aile hayatına saygı hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber, sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlama aracı arasındaorantısızlık bulunmamalı,sınırlamaile ulaşılabilecek yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlanan bireyin kaybıarasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir. Bu noktada,belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlama yapılıp yapılmadığının tespiti içinmüdahale teşkil ettiği ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği iddia edilenönlemin temelini oluşturan meşru amaç karşısında, bireye düşen fedakârlığınağırlığının gözönünde bulundurulması ve özellikleçocuklarla ilgili koruma tedbirleri söz konusu olduğunda, ebeveyn ve çocuğunmenfaatleri arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesigerekmektedir. Bu dengenin kurulması, söz konusu vakalar özelinde devletin ailehayatına saygı hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerinin icrası ile yakındanilgilidir (Murat Atılgan, § 39; Marcus Frank Cerny, §73).
109. Bu alandaki belirleyici mesele; çocuğun, anne babanın vekamu düzeninin yarışan menfaatleri arasında, devletin bu konuda kendisinetanınan takdir alanı içinde adil bir denge kurup kurmadığıdır. Ancak bu dengekurulurken çocuğun koruma altına alınmasıyla ilgili meselelerde çocuklarınmenfaatlerinin üstün bir öneme sahip olduğu unutulmamalıdır.Bununla birlikte söz konusu haklararasında denge kurulurken ebeveynin çocukla düzenli ilişkide bulunmaları gereğide dikkate alınması gereken bir diğer önemli faktördür (Marcus Frank Cerny, § 74). Özelliklekoruma tedbirleri ve çocukların kamu koruması altına alınmasının söz konusuolduğu durumlarda, bu dengelemenin hassas bir şekilde yapılması ve takdiringerekçelerinin ilgili kararlara açıkça yansıtılması zaruridir.
110. Her çocuk, menfaatleri aksini gerektirmedikçe ebeveyni iledoğrudan ve düzenli olarak kişisel ilişkisini sürdürme hakkına sahiptir.Çocuğun menfaati, bir yandan söz konusu ailenin sağlıksız olması durumu hariçailesiyle bağlarını sürdürmesi gerektiğine işaret etmekte; öte yandan çocuğunsağlıklı ve güvenli bir çevrede gelişimini sürdürmesini içermektedir. Aynıdüşünce uluslararası sözleşme hükümlerine de yansıtılmış olup (bkz. § 49) tümbu düzenlemeler çocuğun üstün menfaati de gözönündebulundurulmak suretiyle aile ilişkilerinin sürdürülebilirliğini amaçlamaktadır(Nurettin Özaltın, B. No:2013/19725, 19/11/2015, § 37) .
111. AİHM de çocuğun ve ebeveynin menfaatlerine ilişkindeğerlendirmenin ulusal yargı makamlarınca yapılması gerektiğini kabul etmeklebirlikte uyuşmazlığa ilişkin yargılama prosedürünün adil olması ve ilgililerebütün haklarını kullanabilme olanağı sağlaması gerektiğini ifade etmekte ve bubağlamda, ulusal mahkemelerin özellikle olgusal, duygusal, psikolojik, maddi vetıbbi nitelikteki bütün faktörler ile ailenin durumunu derinlemesine inceleyipincelemediğini ve çocuğun yüksek menfaatlerini tespit etmek suretiyle ilgilikişilerin de yararlarına ilişkin makul bir değerlendirme ve dengelemedebulunulup bulunulmadığını belirlemek durumunda olduğunu belirtmektedir (İlker Ensar Uyanık/Türkiye, § 52; Neulinger ve Shuruk/İsviçre,B. No: 41615/07, 6/7/2010, § 139).
112. Başvuruya konu yargısal uygulamanın yukarıda belirtilenmeşru temellere dayandığı açık olmakla birlikte başvurucu annenin aile hayatınabir müdahale teşkil ettiği anlaşılan sınırlamanın, belirtilen hakkın özünedokunarak, onu anlamsız kılacak ölçüde olmaması gerekmektedir.
113. Kamusal makamların izlenen meşru amaçlar bağlamında birhakkın sınırlandırılması sürecinde takdir yetkisi bulunmakla birlikte,belirtilen takdir yetkisi, her bir vaka özelinde ayrı bir kapsama sahiptir.Güvence altına alınan hakkın veya hukuksal yararın niteliği ve bunun bireybakımından önemi gibi unsurlara bağlı olarak bu yetkinin kapsamı daralmaktaveya genişlemekte, yükümlülüklerin türü ve kapsamı her bir olay özelinde farklıdeğerlendirme yapılmasını gerektirmektedir.
114. Bu bağlamda koruma tedbirleriyle ilgili davalarda, korumaaltına alındığında çocuğun daha mutlu olacak olması yeterli olmayıp yargısalkararlarda yer verilen gerekçelerin aile hayatına saygı hakkı bakımından"yeterli" olarak görülüp görülemeyeceği hususunda karar verilebilmesiiçin olaya ve özellikle kararın alındığı koşullara bir bütün olarak bakılmasızorunludur (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Olsson/İsveç, § 72; K. and T./Finlandiya, B. No: 25702/94, 12/7/2001, §173).
115. Bir çocuğun koruma altına alınması normal şartlar altındageçici bir tedbir niteliğinde olup şartlar değişir değişmez sona erdirilmesi geremektedir. Bunun yanı sıra söz konusu geçici korumanınuygulanması için alınacak tüm tedbirlerin doğal anne baba ve çocuğu yenidenbütünleştirme şeklindeki nihai amaç ile uyumlu olması zaruridir. Bu açıdan,çocuğun koruma altında kalmasına ilişkin menfaati ile anne babanın çocuklarıile yeniden bütünleşme hususundaki menfaatleri arasında adil bir denge tesisedilmelidir. Söz konusu dengenin tesisinde elbette çocuğun üstün yararıöncelikle gözönünde bulundurulması gereken ve çoğuzaman anne babanın menfaatlerinin üzerinde yer alan unsurdur (Johansen/Norveç, § 78).
116. Kamusal makamlara tanınan takdir yetkisi, konunun niteliğive tehlikede olan menfaatin ağırlığına göre değişmektedir. Çocuğun, sağlığı vegelişimi açısından önemli bir tehlike altında olduğu düşünülen bir durumdankorunması ile şartlar elverir elvermez ailenin yeniden bütünleşmesininsağlanması amacının dengeli bir değerlendirmeye tabi tutulması zorunludur.
117. Kamusal makamların böylesine duyarlı bir alanda kararavarırken çok güç bir görev üstlendikleri gerçeği karşısında, her defasındaesnek olmayan bir usulü izlemelerinin zorunlu görülmesi, karşılaşılan sorunlarayenilerini ekleyeceğinden, bu konuda kamusal makamlara bir ölçüye kadar takdiralanı tanınması gerektiği açıktır. Öte yandan alınmış olan kararların kalıcısonuçlara neden olabileceği de göz önünde tutulmalıdır. Zira anne babasındanalınıp alternatif koruyucuların yanına yerleştirilen bir çocuğun, zaman içindeonlarla bağ kurması kaçınılmazdır. Bu bağları, anne babanın çocuk ile kişiselilişkisini kısıtlayan veya sona erdiren bir kararı daha sonra kaldırmaksuretiyle tahrip etmek veya kesmek de çocuğun menfaatine olmayabilir. O hâldebu alan, sıradan keyfî müdahalelere karşı söz konusu olabilecek korumadan dahageniş koruma gerektiren bir alandır (W./BirleşikKrallık, § 62; B./BirleşikKrallık, § 63).
118. Şüphesiz çocuğun üstün yararının ne olduğuna ilişkin tespit,bu tür davalarda dikkate alınması gereken en önemli unsurdur. Bu bağlamdailgili taraflarla doğrudan temas hâlinde olan yargısal organların, belirtilenhususun tespiti noktasında daha avantajlı konumda olduğu açıktır. Bu nedenleAnayasa Mahkemesinin görevi, derece mahkemelerinin yerine geçerek korumatedbirlerinin gerekliliği hususunun bizzat tanzim ve tespiti olmayıp ilgilianayasal normlar bağlamında, derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış olantakdir yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesidir.Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin söz konusu mevzuat hükümleriniyorumlayıp uygularken anne baba ile çocuğun ve kamunun menfaatleri arasındakurulması gereken dengeyi tespit etmek suretiyle Anayasa’nın 20. maddesindekigüvenceleri koruyup korumadıklarını belirleme yetkisine sahiptir. Bu nedenlederece mahkemelerince varılan sonucun Anayasa’nın 20.maddesine uygun olupolmadığının, yani çocuk hakkında verilen koruma kararlarının başvurucu anneninaile yaşamına saygı hakkına orantılı bir müdahale oluşturup oluşturmadığınınkarara bağlanması gerekmektedir.
119. Derece mahkemelerinin, çocuklarla ilgili korumatedbirlerinin değerlendirilmesinde, aile hayatı kapsamındaki ilişkilerinsürdürülebilir ve etkili olmasını temin edecek şekilde hareket etmesizaruridir. Bu kapsamda özellikle müdahalenin ölçülülüğü noktasında, derecemahkemelerinin takdir yetkilerini makul ve sağduyulu bir şekilde kullanıpkullanmadıkları hususunu değerlendirme durumunda olan Anayasa Mahkemesi, bubağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili veyeterli olup olmadığını incelemek durumundadır (Murat Atılgan, § 44; NurettinÖzaltın, § 55; Marcus Frank Cerny, §83. Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Bronda/İtalya, § 59; Hokkanen/Finlandiya,§ 55).
120. Derece mahkemelerinin, takdirlerinin gerekçelerini, ilgiliebeveynin kanun yoluna müracaat imkânını da etkili şekilde kullanabilmelerinisağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya koymaları ve ulaşılan sonuçlarınyeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi yeterli ve objektifverilere dayandırılması gerekmektedir (MuratAtılgan, § 45; Nurettin Özaltın,§ 56; Marcus Frank Cerny, §84. Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Saviny/Ukrayna, B. No: 39948/06, 18/12/2008, §§ 56-58; Gluhakovic/Hırvatistan, § 62).
121. Aile hayatına saygı hakkı bağlamındaki uyuşmazlıklarda,ilgili idari ve yargısal işlemlerin süratle yerine getirilmesi kadar, kararoluşturma sürecinin ilgili kişilerin görüşlerini tam olarak sunabildikleri adilbir süreç olmasının sağlanması da önemlidir. Bu çerçevede, Anayasa’nın 20.maddesi kapsamında aile hayatına saygı hakkına ilişkin pozitif yükümlülükdeğerlendirmesinin içeriğine, ilgili yargısal süreçlerin ivedi şekilde,tarafların katılımına açık ve adil yargılanma hakkının usule ilişkingereklerine riayetle yürütülmesi şeklindeki usuliyükümlülüğün de eklenmesi gerekmektedir (Marcus Frank Cerny, § 81; M. M. E. ve T. E., B. No: 2013/2910,5/11/2015, § 160. Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Amanalachioai/Romanya, B. No: 4023/04, 26/5/2002, § 63,İlker Ensar Uyanık/Türkiye, § 33;Maire/Portekiz, § 62; Santos Nunes/Portekiz, §§56, 57).
122. Başvuru konusu yargısal sürecin değerlendirilmesinden;başvurucu tarafından çocuğun, doğumundan sonra para karşılığında bakılması içinbir ailenin yanına bırakıldığı ve bir müddet sonra bu aile tarafındanterkedilmesi üzerine Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 5/10/2006 tarihli ve2006/133 Değişik İş sayılı kararı ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk EsirgemeKurumuna bağlı olan ve Niğde'de bulunan bir kuruma yerleştirilmesine ve 5395sayılı Kanun uyarınca çocuk hakkında bakım ve sağlık tedbiri uygulanmasınakarar verildiği; bu kararı takiben Kurum tarafından talepte bulunulması üzerineNiğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27/12/2007 tarihli ve 2007/190-196 Değişikİş sayılı kararı ile çocuğun koruma altına alınmasına, İl Sosyal HizmetlerMüdürlüğüne teslimi ile Müdürlüğe ait bir kuruma yerleştirilmesine kararverildiği, Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2008/116, K.2008/104 sayılıkararı ile de çocuğun İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü tarafından evlatlıkverilmesi işlemlerinde anne babanın rızasının aranmamasına hükmedildiğigörülmektedir. Belirtilen kararları takip eden süreçte, başvurucu tarafındanAnkara 7. Aile Mahkemesinde 13/5/2008 tarihinde açılan dava ile çocuk hakkındadaha önce verilmiş olan Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27/12/2007 tarihlive 2007/190-196 Değişik İş sayılı koruma kararının kaldırılmasının talepedildiği fakat Mahkemece talebin reddine hükmedildiği, başvurucu tarafındanNiğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde 17/9/2008 tarihinde açılan dava ile aynıtalebin ileri sürülmesi üzerine, Mahkemece verilen 25/5/2011 tarihli veE.2008/525, K.2011/479 sayılı karar ile başvurucunun talebinin reddedildiği, bukararın temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10/12/2012tarihli ve E.2011/19472, K.2012/29642 sayılı ilamı ile bozulduğuanlaşılmaktadır. Bozma kararı sonrası Niğde 2. Asliye HukukMahkemesininE.2013/118 sayılı dosyası üzerinde yürütülen yargılamanın 1/4/2013 tarihlicelsesinde, çocuğun tedbiren başvurucuya tesliminekarar verildiği, belirtilen ara kararı üzerine başvurucu tarafından Aile veSosyal Politikalar Bakanlığı Ankara İl Müdürlüğüne verilen 3/4/2013 tarihlidilekçe ile ilgili ara kararı uyarınca çocuğun yanında bulunduğu ailedenalınarak tarafına teslim edilmesinin talep edildiği, Niğde 2. Asliye HukukMahkemesinin 23/5/2013 tarihli müzekkeresi ile de ara kararı gereğinin yerinegetirilmesi hususunun ilgili Kuruma bildirildiği görülmektedir. Bozma sonrasıyapılan yargılamada, Mahkemenin 8/5/2013 tarihli ve E.2013/118, K.2013/318sayılı kararı ile Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27/12/2007 tarihli ve2007/190-196 Değişik İş sayılı koruma kararının kaldırılmasına ve çocuğunbaşvurucu anneye teslim edilmesine hükmedildiği anlaşılmaktadır. Belirtilenhüküm sonrasında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından 30/5/2013tarihinde çocuk hakkında 5395 sayılı Kanun uyarınca acil koruma kararıverilmesi yönünde talepte bulunulduğu, söz konusu talebin kabulü suretiyleAnkara 3. Çocuk Mahkemesinin 31/5/2013 tarihli ve 2013/126 Tedbir Talep sayılıkararı ile 5395 sayılı Kanun'un 9. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarıuyarınca otuz gün süre ile sınırlı olarak çocuğun acil koruma altına alınmasınakarar verildiği, başvurucu tarafından belirtilen karara karşı yapılan itirazınreddedildiği, acil koruma kararını takiben Aile ve Sosyal Politikalar BakanlığıAnkara İl Müdürlüğü tarafından 19/6/2013 tarihinde çocuk hakkında 2828 sayılıKanun'un 22. maddesi gereğince koruma kararı talep edilmesi üzerine Ankara 3.Çocuk Mahkemesinin 26/6/2013 tarihli ve 2013/126 Tedbir Talep sayılı kararı ile2828 sayılı Kanun'un 22. maddesi uyarınca çocuğun koruma altına alınmasınakarar verildiği ve başvurucu tarafından sözkonusu karara karşı yapılan itirazın da olumsuz sonuçlandığı anlaşılmaktadır.
123. Ret kararının başvurucu vekiline 22/7/2013 tarihinde tebliğedildiği ve 21/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulduğu görülmeklebirlikte çocuk hakkında verilen koruma kararının kaldırılması talebiyle Niğde2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava sonucunda Mahkemece verilen 8/5/2013tarihli kararın da bozma ilamına konu edildiği, bozma sonrası Niğde 2. AsliyeHukuk Mahkemesinin E.2014/616 sırasına kaydedilen dava kapsamında 21/10/2014tarihinde verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın Niğde Aile MahkemesininE.2014/717 sırasına kaydının yapıldığı ve duruşmasının 16/3/2016 tarihineertelendiği anlaşılmaktadır.
124. Çocuğun anneye teslimine dair karar sonrasında alınankoruma tedbirlerine ilişkin yargısal süreçlerin, taleplerin ilgili mahkemelereiletildiği tarihlerden itibaren süratle sonuçlandırıldığı görülmektedir.Başvurucu annenin koruma tedbirleri ile ilgili yargısal süreçlerin ivedi olarakyürütülmesi ile ilgili belirli bir iddiası olmamakla beraber söz konususüreçlerin hızla tamamlanması noktasında ilgili kamu makamları tarafındangereken hassasiyetin gösterildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte özellikleçocuk hakkında 2828 sayılı Kanun'un 22. maddesi gereğince koruma kararıalınmasına ilişkin sürece başvurucu annenin etkin katılımının sağlanmamışolduğu görülmektedir. Çocuk hakkında alınan acil koruma kararının niteliğidikkate alınarak talebin ivedi şekilde neticelendirilmesi maksadıyla hızlı birusulün izlenmiş olması makul görülebilmekle beraber özellikle çocuk hakkındayürütülen evlat edindirme süreci de dikkate alındığında çocuğun koruyucu aileyanında kalış süresi ve bu bağlamda çocuk ve anne arasındaki bağlantı üzerindeönemli etkiler göstereceği açık olan 2828 sayılı Kanun'un 22. maddesi gereğincebaşvurucunun, karar sürecine aile hayatına saygı hakkı bağlamındaki güvencelerietkin kılacak ölçüde katılımının sağlanması zaruridir.
125. Koruma altına alındığı tarihte henüz üç yaşında olançocuğun; uzun süreli olarak koruyucu aile yanına yerleştirilmesi,doğal annesiyle temas ettirilmemesive hakkında evlat edindirme işlemlerinin başlatılmış olması, çocuğun geleceğiiçin hayati öneme sahip olup başvurucunun belirtilen sürece daha yakındankatılmış olması gerektiği açıktır.
126. Belirtilen karar öncesinde başvurucuya tebligat yapılmadığıve bu suretle karar öncesinde dosyaya sunulan uzman raporu da dahil olmak üzeredava evrakı hakkında başvurucuya değerlendirme yapma imkânı tanınmadığıgörülmektedir. Başvurucu tarafından belirtilen karara karşı itiraz edilmeklebirlikte yapılan itiraz Ankara 1. Çocuk Mahkemesinin 10/7/2013 tarihli ve2013/38 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiş ve ret gerekçesinde Ankara 3.Çocuk Mahkemesinin 26/6/2013 tarihli ve 2013/126 Tedbir Talep sayılı karargerekçesinde yer verilen hususların aynen tekrar edilmesiyle yetinilmiştir. Bunoktada karara bağlanması gereken husus, olaydaki özel şartlar gözönünde bulundurulduğunda başvurucu annenin karar almasürecine, menfaatlerinin yeterli düzeyde korunmasını sağlayacak ölçüde katılmışolup olmadığıdır. Söz konusu katılım sağlanmamışsa aile yaşamına saygıgösterilmesi söz konusu olmayacak ve karardan doğan müdahale meşrugörülemeyecektir. Somut başvuru açısından, özellikle çocuğun anneye teslimine ilişkinara kararı ile koruma kararının kaldırılarak çocuğun anneye teslimine işareteden hüküm nazara alındığında ve çocuk hakkında verilen son koruma kararınınanne ile çocuğun ilişkileri ve çocuğun geleceği için arz ettiği önem gözönünde bulundurulduğunda, başvurucu anneninmenfaatlerinin korunmasına imkân verecek ölçüde ilgili sürece katılımının önemiortadadır. 2828 sayılı Kanun kapsamında, ilgili taleplerin karara bağlanmasındaduruşma zorunluluğu öngörülmemekle birlikte yerleşik yargı içtihatlarında dabenzer koruma kararları kapsamında konunun ebeveyn ve çocuk arasındakiilişkiler ve çocuğun üstün menfaati açısından arz ettiği önem dikkate alınarak ebevyenin sürece etkin şekilde katılımının sağlanmasıgerektiğinin vurguladığı görülmektedir (Y.2.H.D., E.2009/7464, K.2009/15295,9/9/2009; Y.2.H.D., E.2009/7467, K.2009/15296, 9/9/2009). Çocuk hakkında 2828sayılı Kanun'un 22. maddesi kapsamında daha önce alınmış olan koruma kararınında Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10/12/2012 tarihli ve E.2011/19472, K.2012/29642sayılıbozma ilamı kapsamında değerlendirildiği veçocuk hakkında alınan korumaya ve evlat edindirme işlemlerinde anne babanınrızasının alınmamasına ilişkin kararların evrak üzerinden, hasımsız vebaşvurucuya tebligat yapılmadan verildiği, koruma kararı verilmesi ve evlatedindirmede anne babanın rızasının aranmaması kararlarının çocuğun haklarınayönelik olduğu gibi getirdiği yükümlülükler ve doğurduğu sonuçlar bakımından daönemli olduğu, çocuğun yasal temsilcisi olan anne ve babasına davanın yöneltilmesi,gösterdikleri delillerin toplanması ve sonucu uyarınca karar verilmesigerektiği, bunun yanı sıra 2828 sayılı Kanun'da bu tür davaların evraküzerinden incelenerek karar verileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığıhususlarına işaret edildiği görülmektedir.
127. Derece mahkemelerinin koruma kararlarına ilişkingerekçeleri değerlendirildiğinde başvurucununNiğdeSulh Ceza Mahkemesinin 15/1/2009 tarihli kararı ile çocuğunu terk etme suçundanmahkumiyetine hükmedildiği, bunun yanı sıra Ankara 6. Aile Mahkemesinin9/7/2012 tarihli kararı ile başvurucunun çocuğa iki ay süre ile yaklaşmamasınakarar verildiği ve dosya kapsamından başvurucunun çeşitli illerde lokantalardaservis elemanı olarak ve mutfak kısmında çalıştığının, bu nedenle sürekliolarak bir yerde yerleşmediğinin ve sık sık iş değiştirdiğinin belirlendiğitespitlerine yer verildiği görülmektedir. Gerekçelerde ayrıca, çocuğun küçükyaşta eziyet gördüğü ve bu hâlde sokağa terk edildiği, kuruma geldiğinde nüfuskaydının dahi yapılmamış olması nedeniyle kurumun talebi üzerine nüfus kaydınınyapıldığı, hakkında koruma kararı ve sağlık tedbirine hükmedilerek yaşadığıtravma nedeniyle tedavi gördüğü, evlat edindirilmek üzere kaldığı aileninyanında okula başladığı ve dosyada mevcut sosyal inceleme raporlarına göredüzenli bir aile hayatına kavuştuğu, başvurucunun kendisini alma girişiminedeniyle psikolojik travma yaşadığı, özel bir psikiyatri merkezi tarafındandüzenlenen raporlarla da belirtilen hususun tevsik edildiği, kurum tarafındantedbir talep dosyasına sunulan 30/5/2013 tarihli rapor içeriği de dikkatealındığında çocuğun başvurucuya tesliminin telafisi güç psikolojik bir travmayayol açabileceği ve bu kapsamda çocuğun başvurucuya tesliminin yararınaolmayacağı ve uygun bir sosyal çözüm bulunana kadar çocuğun acil koruma altınaalınmasının uygun olacağının belirtildiği anlaşılmaktadır. Acil koruma kararısonrasında çocuk hakkında 2828 sayılı Kanun'un 22. maddesi uyarınca verilenkararda da aynı gerekçelere yer verildiği görülmektedir. Söz konusu korumakararlarına başvurucu tarafından itiraz edilmiş ve itiraz dilekçesinde diğeritiraz ve iddiaların yanı sıra, başvurucunun çocukla görüştürülmediği, kurumdakaldığı süreçte bir aileden alınıp diğerine verilmek suretiyle altı ailedeğiştirdiği ve travma üstüne travma yaşadığı, kurum yetkililerinin çocuğuyanlarına alan ailelere verdiği yanlış bilgiler nedeniyle çocuğun, annesitarafından 2008 yılından beri kendisine kavuşmak için verilen hukukmücadelesini bilmeden annesine tepkili olarak büyüdüğü ifade edilmiştir. Ancaksöz konusu itirazlar, ayrıntılı ve farklı bir gerekçeye yer verilmeksizinitiraz mercilerince reddedilmiştir.
128. Çocuk hakkında daha önce Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin2007/190-196 Değişik İş sayılı dosyası kapsamında verilen koruma kararınınkaldırılması ve çocuğun anneye teslimi talebi ile ilgili süreç derecemahkemeleri nezdinde sonuçlanmadığı gibi başvurucunun makul sürede yargılamaiddiası dışında söz konusu sürece ilişkin ayrı bir iddiasının bulunmadığıanlaşılmaktadır. Bu husus dikkate alınarak aile hayatına saygı hakkı bağlamındayapılan değerlendirmenin, çocuğun anneye teslimine dair ara kararı sonrasındailgili kurum tarafından yürütülen işlemler ve bu süreçte alınan korumakararlarına ilişkin yargısal süreçle bağlantılı olarak yapılması uygungörülmektedir. Bununla birlikte, çocuk ve anne arasındaki ilişkinindüzenlenmesi hususunda daha sonraki koruma kararlarını veren mahkemelerce denazara alınması gerektiği kanaatiyle sonuçlanmamış olan yargılama sürecinde yerverilen bir kısım tespitlerin de gözönündebulundurulması zaruridir.
129. Bu kapsamda, koruma kararının kaldırılması ve çocuğunanneye teslimi talebine ilişkin yargılama sürecinde temin edilen ve uzmanklinik psikolog, pedagog ve sosyal hizmet uzmanı tarafından tanzim edilen30/11/2010 tarihli psikososyal değerlendirme raporunda;annesinden yaklaşık üç yaşında ayrılan, bir süretanımadığı bir aile ile kalan ve sonra sokağa bırakılan çocuğun devlet korumasıaltına alındıktan sonra üç farklı aile ile tanıştırıldığı ve daha sonrakurumsal yanlışlıklardan dolayı bu ailelerden koptuğu ve en sonunda evlatedindirilmek üzere başka bir aile yanına yerleştirildiği, kurum tarafındangerekli hizmet modelinin belirlenmesinde yapılan hatalar nedeniyle çocuğunmüteaddit defalar yaşadığı bağlanma ve kopuşlar sonucunda tekrar tekrar travmatize edildiği ve bu durumun kurumun ihmali dışındabir açıklamasının bulunmadığı belirtilmiş olup söz konusu hususun koruyucuailelerden birinin şikâyeti üzerine ilglili GenelMüdürlük tarafından da değerlendirilerek nihai olarak çocuk için en uygunhizmet modelinin evlat edindirme hizmeti olduğu sonucuna ulaşıldığıgörülmektedir. Ayrıca söz konusu raporda,çocuğuntekrar tekrar travmatize olmasına neden olan bağlanmave kopuş ilişkileri nedeniyle, başvurucu ile yeniden kurulacak olan ilişkininve bağın yeni bir travma oluşturacağı düşünülse bile çocuğun kendi varoluşunuanlamaya çalışırken annesi, babası, geçmişi ve yaşadıklarıyla er geç yüzleşmekzorunda kalacağı gerçeği gözönünde bulundurulduğundabaşvurucu ile yaşayacağı yeniden karşılaşma ve yüzleşmenin kaçınılmaz birgerçeklik olduğu; çocuğun, annesinin kendisini bırakıp gitmesi nedeniylekızgınlık, öfke gibi olumsuz duygular yaşadığı ve onu cezalandırmak istediği,kendi benliğini sağlıklı oluşturabilmek için annesiyle karşılaşma ve yüzleşmeyeihtiyaç duyduğunun anlaşıldığı, çok fazla travmatizeolmuş bir çocuk için bu karşılaşma ve yüzleşme ihtiyacından kaçınılması ve bugerçekliğin ötelenmesinin çocuğun varoluşu ve kendiyle ilgili sağlıklı birbütünleşmeyi yaşayabilmesini engelleyebilecek bir durum olduğu, bu nedenleçocuğun anne ile karşılaşmasının ve sağlıklı bir şekilde bu ilişkininkurulmasının çok önemli ve çocuğun yararına olduğu, bu nedenlebaşvurucununçocuğun velayetini almasının uygun olduğunun düşünüldüğü, velayetin alınmasıdöneminde ise bu dönem hem başvurucu ve çocuk, hem de çocuğun yanlarındabulunduğu aile açısından sıkıntılı bir dönem olacağından, bu dönemde mutlakaprofesyonel psikolojik destek almaları gerektiği, çocuk ile söz konusu ailearasında şahsi münasebet tesis edilmesinin de uygun olacağı; söz konusudavanın, başvurucu veya çocuğun yanında bulunduğu aileden hangisininkoşullarının daha uygun olduğunu kıyaslamak üzerine kurulabilecek ve bunlarüzerinden değerlendirme yapılabilecek bir dava olmadığı, çocuğun yararıgözetilerek hem öz annesi hem de iki buçuk yıldır birlikte yaşadığı aile ileilişkisinin korunmasının önemli olduğu, çocuğun öncelikle koruyucu aile yanındaiken başvurucu ile ilişkisinin yavaş yavaş ve sürece dayalı olarak kurulmasıgerektiği ve bu konuda psikologların belirleyeceği plana göre başvurucununçocuğun yaşamına girmesinin ve diğer görüşmelerin düzenlenmesinin uygun olacağınındeğerlendirildiği anlaşılmaktadır.
130. Zira belirtilen yargılama sürecinde de 3/11/2010 tarihliara kararı ile başvurucunun çocuk ile her ayın birinci hafta sonu Pazar günü 9.00-15.00 saatleri arasında şahsi ilişkitesisine karar verildiği ancak Ankara İl Sosyal HizmetlerMüdürlüğütarafından ilgili ara kararının yeniden değerlendirilmesi yönünde taleptebulunulması üzerine 30/11/2010 tarihli ara kararı ile 3/11/2010 tarihli arakararından dönülmesine karar verildiği görülmektedir.
131. Bunun yanı sıra ilk derece mahkemesince verilen kararıntemyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından verilen 10/12/2012tarihli bozma ilamında yer verilen çocuk hakkında alınan korumaya ve evlatedindirme işlemlerinde anne babanın rızasının alınmamasına ilişkin kararlarınevrak üzerinden, hasımsız ve başvurucuya tebligat yapılmadan verildiği, korumakararı verilmesi ve evlat edindirmede anne babanın rızasının aranmamasıkararlarının çocuğun haklarına yönelik olduğu gibi getirdiği yükümlülükler vedoğurduğu sonuçlar bakımından da önemli olduğu, çocuğun yasal temsilcisi olananne ve babasına davanın yöneltilmesi, gösterdikleri delillerin toplanması vesonucu uyarınca karar verilmesi gerektiği,uzmanraporlarında anne ile kişisel ilişki kurularak uygun ortamın sağlanması veçocuğun velayetinin anneye verilmesinin uygun olacağı yönünde görüşbildirildiği ve yargılamanın kısa sürede bitirilememesi nedeniyle çocuğunkoruyucu aile yanında kaldığı sürenin uzamış olması gerekçe gösterilerek rethükmü kurulmasının uygun olmadığı yönündeki tespitler de dikkate değerdir.
132. Çocuk hakkında 5395 sayılı Kanun uyarınca acil korumakararı verilmesi yönünde talepte bulunulan tedbir dosyasına sunulan 30/5/2013tarihli raporda,Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesitarafından çocuğun anneye teslim edilmesi hususunda verilen karar sonrasındaçocuğun örselenmeden teslim edilmesinin sağlanması amacıyla ne gibi bir yolizlenebileceğinin tespiti maksadıyla ilgili Müdürlükte görevli sosyal çalışmacıve iki psikoloğun aile ile görüşmeye gittiği, çocuğa süreç hakkında bilgiverilmeye ve annesine teslimi sürecinde endişelenmemesi için çocuğu rahatlatmayönünde telkinlerde bulunulmaya çalışılmak istendiği ancak çocuğun bu durumuhiçbir şekilde kabullenecek bir yapıda olmadığı, ailesinden ayrılırsa kendisinezarar vereceğini ifade ettiği belirtilmiş; yapılan tespitler çerçevesinde,çocuğun annesine teslimi durumunda öncelikli olarak uzman gözetiminde saatlikolarak görüşmelerinin sağlanması, bu görüşmelerin süre ve içeriğinin çocuğuntalebi doğrultusunda düzenlenmesi ve bu süreçte çocuğun ailenin yanındakalmasının çocuk odaklı yaklaşıma uygun olacağının ifade edildiğigörülmektedir. Mahkemece verilen acil koruma kararı sonrasında 4/6/2013tarihinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Ankara İl Müdürlüğü bünyesindegerçekleştirilen evlat edinme komisyon toplantısına ilişkin tutanakta daannenin ikametinde sosyal inceleme gerçekleştirilerek çocuk ile ilişkisürecinde karşılaşabileceği muhtemel problemlerin üstesinden gelebilmedüzeyinin ve yaşanılan çevre ile ev koşullarının çocuğun sağlıklı gelişimi içinyeterli olup olmadığının değerlendirilmesi, çocuğun süreç içerisinde annesi ileuzman gözetiminde saatlik olarak görüştürülmesinin sağlanması ve bugörüşmelerin süre ve içeriğinin çocuğun talebi doğrultusunda düzenlenmesigerektiği yönünde tespitlere yer verildiği anlaşılmaktadır.
133. Yukarıda yer verilen tüm kararlar, uzman raporları ve kurumtarafından gerçekleştirilen toplantı sonucunu yansıtan tutanakta, çocuğunanneye teslim süreci belirli zorluklar içermekle birlikte çok fazla travmatize olmuş bir çocuk için bu karşılaşma ve yüzleşmeihtiyacından kaçınılması ve bu gerçekliğin ötelenmesinin çocuğun varoluşu vekendiyle ilgili sağlıklı bir bütünleşmeyi yaşayabilmesini engelleyebilecek birdurum olduğu, bu nedenle çocuğun anne ile karşılaşmasının ve sağlıklı birşekilde bu ilişkinin kurulmasının çok önemli ve çocuğun yararına olduğu,muhtemel bir bütünleşmenin kolaylaştırılması hususunda, çocuk ve anneninöncelikli olarak uzman gözetiminde saatlik olarak görüşmelerinin sağlanması, bugörüşmelerin süre ve içeriğinin çocuğun talebi doğrultusunda düzenlenmesigereğinin vurgulandığı görülmektedir.
134. Yukarıda yer verilen tespitler ışığında, çocuğun sağlık vegüvenliğinin teminini amaçlayan ve çocuğun anneye teslimine ilişkin kararıninfazı sürecinde alınan koruma tedbirlerinin demokratik bir toplumdagerekliliği hususunda şüphe uyandıracak bir neden bulunmamaktadır. Karargerekçelerinde de genel olarak çocuk ve annenin durumuna vurgu yapılmaksuretiyle çocuğun sağlık ve güvenliğinin temini amacından hareket edildiğigörülmektedir. Bu kapsamda yargı mercileri tarafından dayanılan gerekçelerilgili olmakla birlikte söz konusu gerekçelerin başvurucu ve çocuğunun ailehayatına yönelik söz konusu müdahaleyi haklı gösterecek şekilde yeterliolmaları da zaruridir.
135. Kamusal makamların takdir yetkisi, konunun niteliği vetehlike altında olan menfaatin ağırlığına bağlı olarak değişmektedir. Bukapsamda kamusal makamlar, bir çocuğun koruma altına alınmasının gerekliliğinideğerlendirme noktasında geniş bir takdir hakkını haizdir. Bununla birliktevelayet ve ziyaret haklarına ilişkin kısıtlamalar gibidahaileri tedbirler söz konusu olduğunda, daha katı bir değerlendirme gündemegelmektedir. Zira bu tür kısıtlamalar, anne baba ve çocuk arasındakiilişkilerin çok etkili şekilde kesilmesi gibi bir tehlikeyi barındırmaktadır (Johansen/Norveç,§ 64).
136. Mahkeme kararlarında,uzmanraporları ve annenin düzenli bir yaşam sürdürmediğine ilişkin değerlendirmelereyer verilerek çocuğun sağlık ve güvenliği açısından kamu korumasındanyararlandırılması sonucuna ulaşılması hususunda yer verilen gerekçelerin ilgiliolduğu görülmekle birlikte, anne ve çocuk arasındaki ilişkinin tamamen ortadankaldırılmasını öngören kararların, anne ve çocuk arasında uzman raporlarındayer verilen tedbirler alınmak suretiyle tesis edilebilecek olan ilişkinin,çocuğun üstün yararı bağlamında nasıl bir menfi etkisi olacağı hususunda biraçıklamaya yer vermediği gibi bu ilişkiyi temin edebilecek olan alternatiftedbirlerin de değerlendirilmediği görülmektedir. Bu kapsamda, çocuğun dahaönce Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27/12/2007 tarihli ve 2007/190-196Değişik İş sayılı kararı ile koruma altına alındığı ve hâlihazırda Niğde AileMahkemesinde derdest olan davanın da söz konusu koruma kararının kaldırılarakçocuğun anneye teslimi talebine ilişkin olduğu dikkate alındığında, göreceolarak anne ve çocuk arasındaki bağın sürdürülebilirliğine katkı sağlayabilecekaltefnatif tedbirler değerlendirilmeksizin çocukhakkında yeniden 2828 sayılı Kanun'un 22. maddesi gereğince koruma kararıverilmiş olması da dikkate değerdir.
137. Başvurucu anne ve çocuğun yeniden bütünleşmesininsağlanması için alınacak tedbirlerin ne olduğuna ilişkin kesin bir tespittebulunmak Anayasa Mahkemesinin görevi olmayıp bu tedbirlerin nitelik, kapsam vesüresinin belirlenmesi olaya ilişkin maddi bulgular ve taraflarla doğrudantemas hâlinde bulunan ilgili kamusal makamların yetki ve sorumlulukalanındadır. Bununla birlikte kamusal makamlar tarafından olayın özel koşullarıiçerisinde, çocuğun anne babasından ayrılmasına ve ilişkilerinin tamamenkesilmesine neden olan tedbirlere başvurulmadan önce çocuğun mevcut aileiçerisinde daha sağlıklı ve güvenli şekilde hayatını sürdürmesini teminedebilecek eğitim veya danışmanlık gibi destekleyici tedbirlerin dedeğerlendirilmesi gerektiği açıktır.
138. Bu kapsamda söz konusu koruma kararının, ilgili tedbirinebeveyn ve çocuk üzerindeki etkilerinin ve çocuğun kamu korumasına alınmasınaalternatif olabilecek tedbirlerin dikkatli şekilde değerlendirilmesi suretiyleverilmediği ve bu kapsamda alınan kararların yeterli gerekçeye dayanmadığıgörülmektedir. Kamusal makamların söz konusu alandaki takdir yetkilerine rağmenalınan koruma kararı ve bunun uygulanma tarzı, söz konusu tedbirlerinbaşvurucunun aile hayatına saygı hakkı üzerindeki etkileri nazara alındığındaorantısızdır.
139. Somut başvuru açısından, çocuğu koruyucu aile yanınayerleştirilen ve çocuğu ile bağlantı kurma olanağı sağlanmayan başvurucuziyaret hakkından da yoksun bırakılmış olup sonuçları itibarıyla çok genişkapsamlı olan bu tedbirler başvurucuyu çocuğu ile bir aile yaşamı sürdürmektenmahrum bırakmış ve onları tekrar bütünleştirme amacıyla çelişmiştir. Söz konususonuçları doğuran tedbirler ancak olağanüstü koşullarda tatbik edilebilir vesadece çocuğun üstün yararı ile ilgili baskın bir menfaatin varlığı ilemeşrulaştırılabilir. Zira bu tedbirler anne ve çocuk arasındaki aile bağlarınınkopması tehlikesini içermektedir (Johansen/Norveç,§ 78).
140. Belirtilen koruma kararlarının yanı sıra çocuğun anneyeteslimine ilişkin kararın infazı sürecinde yer alan diğer kamusal işlem veeylemlerin de ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Kamu makamları somut olaybenzeri uyuşmazlıklarda, ailenin bütünleşmesini kolaylaştıracak tedbirlerialmakla yükümlüdür. Çocuğun, anne babanın ve kamu düzeninin yarışan menfaatleriarasındaki dengenin kurulmasında ilgili kamu makamları belirli bir takdiralanına sahip olmakla birlikte burada önemli olan husus, ilgili makamlarınailenin yeniden bütünleşmesini kolaylaştırmak için olayın özel şartlarınıngerektirdiği her türlü tedbiri alıp almadıklarıdır.
141. Söz konusu sürecin değerlendirilmesinden; yukarıda yerverilen uzman raporları, yargısal kararlar ve komisyon tutanaklarında defaatle çocuğun sağlıklı gelişimi için anne ile ilişkikurmasının sağlanması ve muhtemel bir bütünleşmenin temini noktasında, çocuk veannenin öncelikli olarak uzman gözetiminde saatlik olarak görüşmelerinintemini, bu görüşmelerin süre ve içeriğinin çocuğun talebi doğrultusundadüzenlenmesi veannenin ikametinde sosyal incelemegerçekleştirilerek çocuk ile ilişki sürecinde karşılaşabileceği muhtemelproblemlerin üstesinden gelebilme düzeyinin ve yaşanılan çevre ile evkoşullarının çocuğun sağlıklı gelişimi için yeterli olup olmadığınındeğerlendirilmesi gerektiği yönünde tespitlere yer verilmesine rağmen ilgiliidarenin söz konusu bütünleşmeye yönelik olan ve anne ile çocuğun ilişkikurmasına imkân veren bir tedbir aldığına ilişkin herhangi bir veribulunmamaktadır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından AnayasaMahkemesine hitaben gönderilen 2/5/2014 tarihli yazıda; başvurucu anneningörüşme talebine istinaden 8/1/2014 tarihinde İl Müdürlüğünde çocuk ve anneiçin bir görüşme planlandığı ancak İl Müdürlüğüne gelmek istemeyen ve görüşmeyireddeden çocuğun ağlayarak tepki verdiği, annesi ile görüşmeyi şiddetlereddettiği, bu nedenle görüşmenin gerçekleştirilemediği ifade edilmiştir. Sonuçalınamayan bu girişim dışında, ailenin yeniden bütünleşmesine yönelik bir adımatılmadığı anlaşılmaktadır.
142. Başvurucu annenin koruma kararının kaldırılması ve çocuğunkendisine teslimine ilişkin kararın icra sürecinde kendisinden beklenilen tümgirişimlerde bulunduğu görülmektedir.
143. Söz konusu koruma kararları ile ilgili başvuru evrakınaçocuğun, yanında bulunduğu aile tarafından Ankara 10. Aile MahkemesininE.2012/1389 sayılı dosyası üzerinde açılan evlat edinme davasında alınanbeyanında, hâlihazırda birlikte olduğu aile ile kalmak istediği, onları anne vebabası olarak gördüğü, gerçek annesini hatırladığı; annesinin başında sigarasöndürdüğünü, kalması için kendisini yanına alan ailelerden para aldığını vebir süre sonra kendisini geri istediğini hatırladığı yönünde beyanda bulunduğuyansımış olmakla ve bir kısım uzman raporlarında çocukla yapılan görüşmede,annesine teslimi hâlinde kendisine zarar vereceği yönünde beyanda bulunduğununbelirtildiği görülmekle birlikte süreçte temin edilen hiçbir uzman raporunda,çocuğun beyanının dikkate alınmasını gerektiren olgunluğa ulaştığı yönünde birtespite yer verilmediği anlaşılmaktadır.
144. Somut başvuru açısından başvurucu ve kızının yaklaşık onyıldır ayrı yaşadığı görülmekte ve bu süreçte aralarında temas sağlandığınailişkin bir veri ne ilgili yargılama evrakında ne de idarenin 2/5/2014 tarihliyazısı kapsamında yer almaktadır. Bu bağlamda zamanın geçmesinin, anneninkoruma kararının kaldırılmasına ilişkin çabasına rağmen anne ve çocukarasındaki bağı gittikçe azalttığı açıktır. Yaklaşık üç yaşında koruma altınaalınan, belirli bir süre değişik aileler yanında ve kurum bakımında kalan, sonyedi yılı ise evlat edindirme sürecinde olduğu aile yanında geçiren çocuğun;çocukluğunun büyük bir bölümünü annesi ile gerçek bir bağlantı kuramadan geçirdiği,bu nedenle doğal annesi ile biraraya gelme sürecininçocuk açısından oldukça zorlu bir deneyim olacağı açıktır. Bu nedenle sözkonusu süreçteki bağlantı eksikliğinin, ailenin yeniden bütünleşmesi açısındanbaşa çıkılması zor neticeler doğurduğu görülmektedir.
145. Kamusal makamların özellikle çocuğun gösterdiği tutumnedeniyle ebeveyn ve çocuk arasında daha iyi ilişkiler kurulmasına yardımcıolma konusunda bazı güçlüklerle karşılaştıkları görülmekle birlikte ilgilikamusal makamların daha aktif bir tutum alması zaruridir. Bu bağlamda, korumaaltına alınan çocuğun işbirliğine yanaşmayan tutumunarağmen koruma kararının geçerli olduğu dönemde alınması gereken tedbirlerinözenli bir değerlendirmeye tabi tutulmadığı ve başvurucunun sürece katılımınınsağlanmamasının çok daha çarpıcı bir hâle geldiği anlaşılmaktadır. İlgiliidarenin söz konusu hareket tarzının, uzman ve komisyon raporlarında yerverilen, başvurucunun hayat şartlarını çocuğun bakım ve gözetimini uygundüzeyde üstenebilecek şekilde geliştirdiği ve kontrol altında da olsa başvurucuile çocuk arasında görüşme imkânının sağlanması gerektiği yönündeki tespitlerlebağdaştırmak da mümkün görünmemektedir.
146. Somut başvuru açısından, kamusal makamların başvurucu vekızı arasında bir görüşme ve iletişim ortamı oluşturulması noktasındaki durağantutumu, olası bir yeniden bütünleşme bir yana, aile bağlarının zamanla daha dakopmasına zemin hazırlamıştır. Çocuğun koruma altında bulunduğu yaklaşık onyıllık süre boyunca kamusal makamların aile hayatına saygı hakkının amacıbağlamında, anne ve çocuk arasında olası bir yeniden bütünleşmenin teminineyönelik olarak kendilerinden beklenilen olağan çabayı göstermediği sonucunavarılmaktadır. Bu kapsamda kamusal makamların, başvurucunun durumundaki olumlugelişmeler de nazara alınmaksızın olası bir yeniden bütünleşmeyi sağlamayayönelik tedbirlerin alınması konusundaki ihmali, aile hayatına saygı hakkınınsağladığı güvencelerin etkisiz hâle gelmesine yol açmıştır.
147. Başvurucu anne ve kızı arasında ilişki kurulmasına dairkısıtlamaların ve kamusal makamların bu kısıtlamaları gerekli sıklıkla veetkili şekilde gözden geçirme hususundaki ihmalinin, olası bir yenidenbütünleşmenin temini bir yana, bu bağların zarar görmesine neden olduğugörülmektedir. Bu kapsamda, ne yargısal makamların nede ilgili idarenin; ailenin yeniden bütünleşmesi fikrini, önemli bir amaçolarak dikkate almadıkları, bunun yerine salt çocuğun koruma altında olmasınındaha yararlı olacağı düşüncesiyle hareket ettikleri anlaşılmaktadır. Bunun yanısıra başvurucunun çocuğu ile görüşmesine imkân sağlanmaması ve koruma kararlarıile devam eden süreçte sürdürülen evlat edindirme prosedürü de dikkatealındığında alınan tedbirler, doğal ailenin yeniden bütünleşmesinden ziyadekoruyucu aile ile çocuk arasındaki bağların güçlenmesini sağlamıştır.
148. Sonuç olarak derece mahkemelerince verilen korumakararlarıyla ilgili yargısal sürece başvurucu annenin menfaatlerinin dikkatealınmasını sağlayacak şekilde katılımı sağlanmadığı gibi söz konusu kararlardayer verilen gerekçelerin aile hayatına saygı hakkı bağlamında yeterli olmadığı,ayrıca kararın icra sürecinde yer alan ilgili idare tarafından özellikleçocuğun üstün yararı dikkate alınarak aile ilişkilerinin sürdürülebilirliği vemuhtemel bir yeniden bütünleşmenin temini amacıyla uygun olanadımlarınatılmadığı görülmektedir. Başvurucuyu ziyaret hakkından mahrum bırakan vemevcut ailenin yeniden bütünleşmesi amacını gözetmediği anlaşılan söz konusuuygulamanın, aile hayatına saygı hakkının amacıyla bağdaşır şekilde meşruluğuortaya konulamadığı gibi kamusal makamlarca aile hayatına saygı hakkının etkinşekilde kullanılmasına hizmet eden güvencelerin temini noktasındaki pozitifyükümlülüklerin gerektiği şekilde yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.
149. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 20.maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalineİlişkin İddia
150. Başvurucu, çocuğu hakkındaki koruma kararının kaldırılmasıtalebiyle Niğde 2. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan davanın makul süredesonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
151. Bakanlık, görüş yazısında makul sürede yargılanma hakkınınihlali iddiasına ilişkin olarak ayrıca görüş bildirilmemiştir.
152. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalanbir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18) Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafziiçeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkıda yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamınadâhildir. Ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanmahakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).
153. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinmakul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığıkarara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişledavanın ikame edildiği tarih olup somut başvuru açısından bu tarih17/9/2008'dir. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacakşekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden yargılamalarailişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını içerenbaşvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi olanağıbulunduğundan değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı, bireyselbaşvurunun karara bağlandığı tarihtir (GüherErgun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda somut yargılama faaliyetiaçısından sürenin bitiş tarihinin, bireysel başvurunun karara bağlandığı tariholduğu anlaşılmaktadır.
154. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindekiyargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı yönündeki iddialar daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikleyargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin dikkatealınmadığı gözönünde bulundurularak makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 54-64).
155. AİHM de birçok kararında Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamındave ağırlıklı olarak makul sürede yargılanma hakkı özelinde velayet ve kişiselilişki tesisine dair yargılama ve icra prosedürlerini değerlendirmekte yapılaninceleme sırasında makul süre koşulu değerlendirilirken kullanılan; davanınkarmaşıklığı, tarafların tutumu, yetkili makamların tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği kriterlerindenözellikle son ölçüte vurgu yapıldığı anlaşılmaktadır. AİHM’egöre belirtilen dava grubu ve bu kapsamda elde edilen yargı kararlarınınicrası, işte tam da bu nedenle süratle neticelendirilmesi gerekenprosedürlerdir (Hokkanen/Finlandiya, § 72; Maire/Portekiz, § 74; Neulinger ve Shuruk/İsviçre, §§ 131,132).
156. Bu kapsamda somut başvuru açısından yargılama süresinin,çocuk ile koruyucu aile arasındaki ilişkinin daha da gelişmesine katkı sağlayanyedi yılı aşkın bir süreye çıkmış olması dikkate değerdir.
157. Başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanınmahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konuyargılamanın karmaşık olmadığını ortaya koymakta olup somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusuyedi yıl dört ayı aşkın yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğusonucuna varılmıştır.
158. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
159. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine yada edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
160. Başvurucu, ihlalin tespitiyle uyuşmazlık hakkında yenidenyargılama yapılmasına ve adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle 300.000 TLmanevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
161. Somut başvuruda aile hayatına saygı hakkı ve makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
162. Aile hayatına saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere (2013/126 Tedbir sayılıdosya kapsamında) Ankara 3. Çocuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesigerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve M. Emin KUZbu görüşe katılmamıştır.
163. Aile hayatına saygı hakkının ihlali nedeniyle yalnızcayeniden yargılama tedbiri ile giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında ve makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuyanet 7.800 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
164. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Aile hayatına saygı hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. 1. Anayasa’nın 20. maddesindegüvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNEOYBİRLİĞİYLE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. Kararın bir örneğinin ailehayatına saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 3. Çocuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve M. Emin KUZ'unkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
D. Başvurucuya net 7.800 TL manevitazminat ÖDENMESİNE; tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
E. Kararın bir örneğinin gereğiiçin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Ankara İl Müdürlüğüne GÖNDERİLMESİNEOYBİRLİĞİYLE,
F. 198,35 TL harç ve 1.800 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
G. Ödemelerin, kararın tebliğinitakiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINAOYBİRLİĞİYLE,
H. Kararın bir örneğinin AdaletBakanlığına GÖNDERİLMESİNE OYBİRLİĞİYLE
9/3/2016 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Hakkında koruma kararı alınan çocuk ile başvurucu annearasında bir görüşme ortamı oluşturulmamasının ve anne ile çocuk arasındamuhtemel bir yeniden bütünleşmeyi sağlama konusundaki ihmallerin aile hayatınasaygı hakkının sağladığı güvencelerin etkisiz hâle gelmesine yol açtığı, korumakararlarıyla ilgili yargı sürecinde başvurucu annenin menfaatlerinin dikkatealınmasını sağlayacak şekilde katılımının sağlanmadığı ve kararlarıngerekçelerinin yeterli olmadığı, sonuç olarak başvurucunun Anayasanın 20.maddesinde teminat altına alınan mezkûr hakkının ihlal edildiği yönündekitespitlere katılmakla birlikte, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılması yönündeki çoğunluk görüşüne aşağıdaki sebeplerlekatılmıyoruz.
2. Devletin pozitif yükümlülüklerinin sadece anne için geçerliolmayıp çocuğun korunup kollanmasını da gerektirdiği, devletin bir anneninçocuğu ile kişisel ilişki kurabilmesinden sorumlu olduğu kadar, özelliklekoruması altında bulunan çocuğun bedenî ve ruhî gelişimi için gereklitedbirlerin alınmasından da sorumlu olduğu açıktır. Nitekim bu kararda da, aile hayatına saygıhakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin hangi şartlarda olumlu edimdebulunmayı gerektirdiğinin belirlenmesinin bu hak kapsamındaki ilişkilerinmahiyeti gereği kolay olmadığı ve AİHM’in özelliklepozitif yükümlülükler söz konusu olduğunda aile hayatına saygı kavramınıngereklerinin olaydan olaya önemli ölçüde değiştiğini kabul ettiği belirtilmektedir(§ 71).
3. Kararda da belirtildiği üzere, kamu makamları tarafından alınan tedbirler bakımından ailenin yenidenbütünleşmesi şeklindeki nihaî amacın gözönündebulundurulması gerekmekle birlikte, bu alanda dikkate alınması gereken temelunsur çocuğun üstün yararı olduğundan, anne baba ile temasın çocuğun bumenfaatini ağır şekilde tehdit ettiği durumlarda, söz konusu menfaatlerarasında adil bir dengenin kurulması kamu makamlarının yetkisi dahilindedir(§ 80).
4. Yine kararda, bu dengeninkurulmasında çocuğun üstün yararının, niteliği ve önemi gereği, ebeveyninmenfaatinden üstün tutulması gerektiği; zira aile hayatına saygı hakkının, anneve babaya, çocuğun sağlığı ve gelişimi açısından tehlikeli olan tedbirlerinalınmasını isteme hakkı vermediği belirtilmektedir (§ 81).
5. Nihayet, çocuğunsöylemlerinin belirli bir olgunluk düzeyine ulaşmış olması hâlinde ve üstünmenfaatine aykırı olmaması şartı ile kişisel ilişki sürecinde çocuğun istek vesöylemlerinin dikkate alınması gerektiği de kararda kabuledilmektedir (§ 84).
6. Somut olayda mahkemece uzman klinik psikolog, pedagog vesosyal hizmet uzmanından alınan 30/11/2010 tarihli psikososyaldeğerlendirme raporunda yer verilen “çocuğunkuruma yerleştirildiği andan itibaren sürekli bağlanma ve kopuş yaşamakdurumunda kalarak travmatize olduğu, çocuğun tekrartekrar travmatize olmasına neden olan bağlanma vekopuş ilişkileri nedeniyle başvurucu ile yeniden kurulacak olan ilişkinin vebağın yeni bir travma oluşturabileceği” yönündeki değerlendirmeler(§ 17) ile Kurumun yazılarında ve mahkemelerce uzman kişilerden alınanraporlara dayanılarak verilen kararlarda belirtilen “çocuğun evlat edindirilmek üzere uzun süredir yanında bulundurulduğuaile ile arasında ana, baba ve çocuk bağının geliştiği” (§ 19),çocuğun “bu aile yanında sağlıklı gelişimgösterdiği, aile birlik ve bütünlüğü içinde ilişki kurulduğu” (§20), “davada alınan beyanına göre çocuğunhâlihazırda birlikte olduğu aile ile kalmak istediği, onları anne ve babasıolarak gördüğü, … evlat edindirilmek üzere kaldığı ailenin yanında okulabaşladığı ve dosyada mevcut sosyal inceleme raporlarına göre düzenli bir ailehayatına kavuştuğu, başvurucunun kendisini alma girişimi nedeniyle psikolojiktravma yaşadığı, …(2013 yılında verilen üç ayrı rapora göre) başvurucuya tesliminin telafisi güç psikolojik birtravmaya yol açabileceği ve bu kapsamda çocuğun başvurucuya tesliminin yararınaolmayacağı” (§ 27) yönündeki tespitler dikkate alındığında, yenidenyargılama kararının çocuğun daha büyük sorunlarla karşılaşmasına yol açabileceksonuçlar doğurabileceği düşünülmektedir.
7. Bu sebeplerle, yeniden yargılama yerine, yalnızca ihlalintespitiyle giderilemeyecek olan manevî zararları karşılığında başvurucu lehinemanevî tazminata hükmedilmesi gerektiği ve bunun yeterli olduğu düşüncesiyle, çoğunluğunkararına katılmıyoruz.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
M. Emin KUZ