TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
SERVET BİLEN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/6696)
Karar Tarihi: 22/6/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Derya ATAKUL
Başvurucu
:
Servet BİLEN
Vekili
:
Av. Çiğdem BİLEN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, "suçdelillerini değiştirme" suçunu işlediği iddiasıyla yargılandığıdavada hakkaniyete uygun yargılama yapılmadan karar verildiğini, Mahkemekararının gerekçesiz olduğunu, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığınıbelirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yargılamanınyenilenmesi ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 13/5/2014 tarihinde İstanbul 2. Ağır CezaMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemedebaşvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 25/7/2014 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 24/10/2014 tarihinde, kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği,görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 14/11/2014tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamdasunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetleşöyledir:
7. Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığının 3/11/2006 tarihli veE.2006/5852 sayılı iddianamesi üzerine başvurucu hakkında, Üsküdar 3. Ağır CezaMahkemesince 19/2/2007 tarihli ve E.2006/223, K.2007/39 sayılı karar ile sonsoruşturmanın açılması kararı verilmiştir.
8. Başvurucu hakkında, E.2007/2446 sayılı iddianame ile müdafii olduğu sanık hakkında yapılan yargılama sırasında "görevi kötüye kullanma" suçunuişlediği iddiasıyla kamu davası açılmış, dava Kadıköy 3. Ağır Ceza MahkemesininE.2007/125 sayılı dosyasına kaydedilmiştir.
9. Kadıköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 26/9/2008 tarihli veE.2007/125, K.2008/234 sayılı kararı ile başvurucunun "suç delillerini değiştirme"suçundan 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, verilen cezanınertelenmesine karar vermiştir.
10. Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay 4. CezaDairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2011/5441, K.2012/18917 sayılı ilâmı ilehükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin değerlendirilmediğigerekçesiyle bozulmuştur.
11. Bozma ilâmına uyularak yapılan yargılamada İstanbulAnadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesince (kapatılan Kadıköy 3. Ağır Ceza Mahkemesiyerine kurulan), 5/3/2013 tarihli ve E.2012/381, K.2013/53 sayılı karar ilebaşvurucunun, "suç delillerinideğiştirme" suçundan 4.500,00 TL adli para cezası ilecezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etmediğigerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına kararverilmiştir.
12. Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay 4. CezaDairesinin 20/2/2014 tarihli ve E.2013/27663, K.2014/5653 sayılı ilâmı ileonanmıştır.
13. Karar, 14/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu, 13/5/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
15. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 281.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
16. Mahkemenin 22/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 13/5/2014 tarih ve 2014/6696 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
17. Başvurucu, Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığının 3/11/2006tarihli iddianamesi ile hakkında açılan kamu davasında, hakkaniyete uygunyargılama yapılmadığını, müdafii olduğu sanığın beraatine karar verildiğini, dolayısıyla ortada suçkalmadığı halde bu suçla bağlantılı olarak hakkında mahkûmiyet hükmükurulduğunu, bu şekilde "kanunsuz suçolmaz" ilkesinin de ihlal edildiğini, isnat olunan eylemin vesuçun hukuki nitelendirilmesinde hata yapıldığını, İlk Derece Mahkemesinceverilen kararın gerekçesiz olduğunu ve yargılamanın makul süredesonuçlandırılamadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığıİddiası
18. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
19. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
20. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğinekarar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncüfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilenkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
21. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Buçerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatasıveya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
22. Başvuru konusu olayda, başvurucu, Üsküdar CumhuriyetBaşsavcılığının 3/11/2006 tarihli iddianamesi ile hakkında açılan kamudavasında, hakkaniyete uygun yargılama yapılmadığını, müdafiiolduğu sanığın beraatine karar verildiğini,dolayısıyla ortada suç kalmadığı halde bu suçla bağlantılı olarak hakkındamahkûmiyet hükmü kurulduğunu, bu şekilde "kanunsuzsuç olmaz" ilkesinin de ihlal edildiğini, isnat olunan eyleminve suçun hukuki nitelendirilmesinde hata yapıldığını, belirterek, adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
23. Başvurucu hakkında, E.2007/2446 sayılı iddianame ile müdafii olduğu sanık hakkında yapılan yargılama sırasında "görevi kötüye kullanma" suçunuişlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Kadıköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinceyapılan yargılamada sonunda, 26/9/2008 tarihli karar ile başvurucunun savunmasıve müdahil ile görüştüğüne dair ikrarı, müdahilin iddiaları, başvurucu ilemüdahil arasındaki iletişim tespit tutanakları incelenmiş ve tüm dosya kapsamıdeğerlendirilerek, “İstanbul Barosunakayıtlı sanık avukat, olayın mağduru olan müdahile karşı Avukatlık Kanunu vemeslek kurallarındaki ilkelerini göz ardı ederek müdahille ısrarla duruşma dışıgörüşmesi ve müdahili, yakalanan sanığı teşhis etmemesi konusunda etkilemekistemesi ve müdahilin duruşmada ‘söyledikleri sözleri tam olarak tehdit edicişekilde değildi’ beyanı da dikkate alınarak, tehdit suçundan ziyade 5237 sayılıKanun’un 281. maddesinde yaptırıma bağlanan suç olduğu ve bu suçun da sabit olduğu” gerekçesiylebaşvurucunun, görevi kötüye kullanma suçuna göre özel norm niteliğinde olan "suç delillerini değiştirme"suçundan 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, verilen cezanınertelenmesine karar verilmiştir.
24. Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay 4. CezaDairesinin 1/10/2012 tarihli ilâmı ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıhükümlerinin değerlendirilmediği gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma ilâmınauyularak yapılan yargılamada İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesince(kapatılan Kadıköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi yerine kurulan), 5/3/2013 tarihlikarar ile aynı gerekçeyle başvurucunun, "suçdelillerini değiştirme" suçundan 4.500,00 TL adli para cezasıile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etmediğigerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına kararverilmiştir. Başvurucunun temyizi üzerine, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin20/2/2014 tarihli ilâmı ile “sanığayükletilen suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme eylemiyle ulaşılançözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafındanişlendiğinin Kanun’a uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütünkanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetiminisağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizintartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun’da öngörülen suç tipine uyduğu,cezanın kanuni bağlamda uygulandığı” gerekçesiyle hüküm onanmıştır.
25. Başvurucu, müdafii olduğusanığın beraatine karar verildiğini, dolayısıylaortada suç kalmadığı halde bu suçla bağlantılı olarak hakkında mahkûmiyet hükmükurulduğunu, bu şekilde "kanunsuz suçolmaz" ilkesinin de ihlal edildiğini ileri sürmüştür.Başvurucunun, Kadıköy 5. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2006/61 sayılı dosyasındasanık olarak yargılanan T.Ş.’nin müdafiiolduğu, T.Ş. hakkında hırsızlık ve görevli memurlara direnme suçundan yapılanyargılama sonunda delil yetersizliğinden beraatinekarar verildiği, aynı dava dosyasında sanık N.D. hakkında, müdahile karşıhırsızlığa teşebbüs suçundan 2 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasınakarar verildiği, başvurucunun yargılandığı İstanbul Anadolu 8. Ağır CezaMahkemesince, delil yetersizliğinden verilen beraat kararının değerlendirilerekbaşvurucu hakkında hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.
26. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddialarıincelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerindeğerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına veesas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
27. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini veiddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere veiddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya dauyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece Mahkemesitarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibiMahkemenin kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturanherhangi bir durum da tespit edilememiştir.
28. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediğianlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası
29. Başvurucu, İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesince(kapatılan Kadıköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi yerine kurulan) verilen 5/3/2013tarihli mahkûmiyet kararının gerekçesiz olduğunu belirterek, adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarakyazılır."
31. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hakniteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gerekenşekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa'nın, bütün mahkemelerin her türlükararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesindegözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
32. Derece mahkemeleri, kendisine sunulan tüm iddialara yanıtvermek zorunda değildir. Ancak ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğindedavanın sonucuna etkili olması halinde, mahkeme bu hususa belirli ve açık biryanıt vermek zorunda olabilir. Böyle bir durumda dahi ileri sürülen iddialarınzımnen reddi yeterli olabilir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).
33. Somut olayda İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesinceyapılan yargılama sonunda, 5/3/2013 tarihli karar ile başvurucunun savunması vemüdahil ile görüştüğüne dair ikrarı, müdahilin iddiaları, başvurucu ile müdahilarasındaki iletişim tespit tutanakları incelenmiş ve tüm dosya kapsamıdeğerlendirilerek, başvurucunun fiilinin 5237 sayılı Kanun’un 281. maddesindeyaptırıma bağlanan suçu oluşturduğu ve bu suçun da sabit olduğu gerekçesiyle başvurucunun, "suç delillerini değiştirme"suçundan 4.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasını talep etmediği gerekçesiyle hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.Başvurucunun temyizi üzerine, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 20/2/2014 tarihliilâmı ile vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar,belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan inceleme neticesinde hükümonanmıştır (bkz. §§ 21–22).
34. Açıklanan nedenlerle, gerekçeli karar hakkına yönelik birihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlandırılamadığı İddiası
35. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
36. Başvurucu, Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığınca hakkındaaçılan kamu davasının makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek, adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
37. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanmahakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHMiçtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alanve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke vehaklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunundayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilenilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıcadavaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargınıngörevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
38. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
39. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncakişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul süredekarara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, cezakanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukununkuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızınkendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B. No: 2013/625,9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, “görevi kötüye kullanma” suçunu işlediği iddiasıylasoruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suç 5237 sayılıKanun’un 257. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hapis cezasını gerektirirşekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalıyargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusundakuşku bulunmamaktadır (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).
40. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olupolmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediğiiddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olaraketkilendiği arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anı ya dakamu davasının açıldığı tarihtir. Somut başvuru açısından bu tarih, ÜsküdarCumhuriyet Başsavcılığının 3/11/2006 tarihli iddianamesi üzerine başvurucuhakkında, Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesince son soruşturmanın açılmasıkararının verildiği 19/2/2007 tarihidir. Ceza yargılamasında sürenin sonaerdiği tarih ise suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı tarih olup, somutbaşvuru açısından bu tarih, Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından İstanbulAnadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/3/2013 tarihli kararının onandığı 20/2/2014tarihidir (B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).
41. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığının 3/11/2006 tarihli iddianamesi üzerinebaşvurucu hakkında, Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesince 19/2/2007 tarihinde sonsoruşturmanın açılması kararı verildiği, E.2007/2446 sayılı iddianame ile "görevi kötüye kullanma" suçunuişlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı tespit edilmiştir. Kadıköy 3. AğırCeza Mahkemesinin, 26/9/2008 tarihli kararı ile başvurucunun "suç delillerini değiştirme"suçundan mahkûmiyetine ve verilen cezanın ertelenmesine karar verildiği, temyizüzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 1/10/2012 tarihli ilâmı ile hükmünbozulduğu belirlenmiştir. Bozma ilâmına uyularak yapılan yargılamada İstanbulAnadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesince (kapatılan Kadıköy 3. Ağır Ceza Mahkemesiyerine kurulan), 5/3/2013 tarihli karar ile başvurucunun, "suç delillerini değiştirme"suçundan 4.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği,başvurucunun temyizi üzerine hükmün, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 20/2/2014tarihli ilâmı ile onandığı anlaşılmıştır.
42. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nunöngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makulsürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusuyapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği yönünde kararlar verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 23-41; B.No: 2013/695, 9/1/2014, §§ 24-40).
43. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konuceza davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterlerdikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum vedavranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırkenözensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu dasöylenemez. Anılan davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusuyedi yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
44. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
45. Başvurucu, yargılama makul sürede sonuçlandırılamadığıiçin toplam 20.000,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesinitalep etmiştir.
46. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
47. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yediyıllık yargılama süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğusebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
48. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuşolmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasındailliyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebininreddine karar verilmesi gerekir.
49. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Yargılamanın sonucu itibarıylaadil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkçadayanaktan yoksun olması”,
2. Gerekçeli karar hakkının ihlali edildiğiyönündeki iddiasının “açıkça dayanaktanyoksun olması”,
nedenleriyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Yargılamanın makul süredesonuçlandırılamadığı yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya net 5.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,
C. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
22/6/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.