TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
SEYFİ YAYLA VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/829)
Karar Tarihi: 11/12/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Recep BENLİ
Başvurucular
:
Seyfi YAYLA
Tekmile YAYLA
Sedat YAYLA
Sultan KARAKAŞ
Vekili
:
Av. Osman SALMAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular, yakınları Vedat Yayla’nın sağlıkgörevlilerinin ihmali davranışları sonucu hayatını kaybettiğini, bu olaylailgili yapılan soruşturmaların etkin yürütülmeyerek kovuşturmaya yer olmadığınakarar verildiğini, bu nedenle yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüşler ve manevi tazminata hükmedilmesini talepetmişlerdir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvurucuların ilk başvurusu 17/1/2013 tarihinde İstanbul5. Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. 2013/829 sayılı bu başvuruyailişkin dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesindebelirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 13/9/2013 tarihindebaşvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 6/2/2014 tarihinde yapılan toplantıdakabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 6/2/2014 tarihinde AdaletBakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, tanınan ek süre sonunda görüşünü7/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığının görüşü, başvurucuya 21/4/2014tarihinde tebliğ edilmiş olup, başvurucu, karşı görüşlerini 6/5/2014 tarihindebildirmiştir.
7. Başvurucuların ikinci başvurusu 17/3/2014 tarihindeBakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. 2014/3768 sayılı bubaşvuruya ilişkin dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engelbir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
8. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, aynı olaya ilişkindaha önce yapılan bir başvurunun Bölümlerde bulunması nedeniyle, kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
9. Bölüm tarafından 4/11/2014 tarihinde yapılan toplantıda,2014/3768 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyasının konu yönünden hukukiirtibat nedeniyle 2013/829 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ilebirleştirilmesine, 2014/3768 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyasınınkapatılmasına, incelemenin 2013/829 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyasıüzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
10. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetleşöyledir:
11. Başvuruculardan, Tekmile Yayla ve Seyfi Yayla 4/3/2012tarihinde vefat eden Vedat Yayla’nın anne ve babası, diğer başvurucular SedatYayla ve Sultan Karakaş ise kardeşleridir.
12. Vedat Yayla, 3/3/2012 tarihinde kalp krizi geçirmiş,bunun üzerine yakınları tarafından saat 21.50’de Şişli’de bulunan bir kamuhastanesine götürülmüş ve burada hastaya ilk müdahalede bulunulmuştur.
13. Hastaya acil serviste bir saate yakın resüsitasyon-canlandırmayapılmış, kalp ritminin geri dönmesi üzerine yoğun bakım şartlarında entübe olarak mekanik ventilatörebağlı takip edilmesi gerektiğinden yoğun bakım ünitesine yatışına kararverilmiştir. Bu hastanenin yoğun bakım ünitesinde boş yatak olmaması nedeniyle112 Acil Komuta Merkezine bilgi verilerek uygun yoğun bakım ünitesi bulunmasıiçin yer talep edilmiştir. 112 Acil Komuta Merkezi tarafından 9 hastanesırasıyla arandıktan sonra saat 23.18’de Arnavutköy’de bulunan bir kamuhastanesinde yer olduğu tespit edilmiştir. Hasta yakınları bu hastanenin uzakolması nedeniyle ilk başta hastanın buraya naklini kabul etmemişler, telefonlairtibat kurdukları özel bir hastanenin yoğun bakım servisine yatışın ücretliolduğunu öğrenince Arnavutköy’deki kamu hastanesine nakli onaylamışlardır.
14. Hastanın, doktorlu ambulansla Arnavutköy’deki kamuhastanesine götürülmek üzere yola çıktıktan 5-10 dakika sonra kalbi durmuş,bunun üzerine resüsitasyona başlanarak (saat00.20’de) en yakın hastane olan Okmeydanı’ndaki kamu hastanesi acil servisinegötürülmüştür. Ancak burada resüsitasyona devamedilmesine rağmen saat 01.15’te hasta vefat etmiştir.
15. Olayın meydana gelmesini müteakip İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığı, 2012/33664 sayılı dosyayla resen soruşturma başlatmıştır.Başvurucular da, yetkili kişilerden şikâyetçiolduklarını beyan etmişlerdir.
16. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında hukuki vefiili irtibat bulunmadığı gerekçesiyle sağlık görevlilerinin görevi kötüyekullanma suçunu işledikleri iddiası ile taksirle ölüme neden olma olayıhakkında, 17/8/2012 tarih ve K.2012/2230 sayılı ayırma kararı vermiştir. Görevikötüye kullanma suçuna ilişkin evrak 2012/112623 soruşturma numarasınakaydedilmiş, taksirle ölüme neden olma suçuna ilişkin soruşturmaya ise2012/33664 numaralı dosya üzerinden devam edilmiştir.
17. Vedat Yayla’nın cesedi üzerinde İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca yapılan ölü muayene işlemi sonunda, kesin ölüm sebebinin tespitedilmesi için ceset Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilmiştir. Yapılan otopsisonucu hazırlanan 28/6/2012 tarih ve 684 sayılı rapora göre kişinin ölümününakut myokard enfarktüsü (kalp krizi) ve gelişenkomplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu anlaşılmıştır
18. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı gerekli araştırmalarıyaptıktan sonra, 5/9/2012 tarih ve Soruşturma No.2011/33664, K.2012/47496sayılı kararıyla, “otopsi raporuna göremüteveffanın kalp krizi sonucu öldüğünün tespit edildiği ve olayda başkasınaatfı kabil herhangi bir kusur bulunmadığı” gerekçesiyle taksirleölüme neden olma suçu yönünden kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
19. Anılan karara başvurucuların yaptığı itiraz, Bakırköy 10.Ağır Ceza Mahkemesinin 22/11/2012 tarih ve 2012/363 Değişik İş No.lu kararıylareddedilmiştir.
20. Bu karar, 24/12/2012 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedilmiştir.
21. Başvurucular bu kararla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine17/1/2013 tarihinde bireysel başvuru yapmışlardır.
22. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2012/112623 sayılısoruşturmaya konu “görevi kötüye kullanma” suçuyönünden ise 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer KamuGörevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca ilgili doktor vesağlık personeli hakkında İstanbul Valiliğinden soruşturma izni verilmesinitalep etmiştir.
23. İstanbul Valiliği, 2/12/2012 tarih ve 2012/247 sayılıkararı ile 7 doktor ve 3 sağlık personeli hakkında ''soruşturma izni verilmemesine'', bir görevlinin statüsünedeniyle de ''karar almaya yer olmadığına''karar vermiştir.
24. İstanbul Valiliğinin soruşturma izni verilmemesine dairkararına başvurucular tarafından yapılan itiraz üzerine İstanbul Bölge İdareMahkemesi, 19/6/2013 tarih ve E.2013/206, K.2013/374 sayılı kararı ile itirazınkabulü ile eksikliklerin giderilmesine, yeniden ön inceleme raporu hazırlanmasınahükmetmiştir.
25. İstanbul Valiliği, anılan Mahkeme kararı doğrultusundayeniden ön inceleme yapmış ve “ … söz konusutarihte Şişli’de bulunan kamu hastanesinin yoğun bakım servisinin ve diğerhastanelerin dolu olduğu, hastalığın tanısının tam olarak konulduğu, yapılmasıgereken tedavilerin yapıldığı, eksik bir işlem veya tedavi olmadığı ve yoğunbakım servisine yatırılması zorunluluğu kararının doğruluğunu alanında yetkinbilirkişi uzman tıp hekimlerince de onaylandığı, eksik bir işlem veya eksik tedaviolmadığı, herhangi bir kusur, hata veya eksiklik olmadığı anlaşıldığından”gerekçesiyle 16/9/2013 tarih ve 2013/211 sayı ile sorumlular hakkındasoruşturma izni verilmemesine karar vermiştir.
26. Başvurucuların anılan karara yaptıkları itiraz üzerineİstanbul Bölge İdare Mahkemesi, 18/12/2013 tarih ve E.2013/755, K.2013/813sayılı kararında “ … yapılan ön inceleme sonucunda, hazırlık soruşturmasıyapılmasına yeterli bilgi ve belgenin dosya muhteviyatı itibariyle mevcutolmadığı anlaşıldığından” gerekçesine dayanarak itirazı reddetmiş vekarar aynı tarihte kesinleşmiştir.
27. Anılan karar, başvurucular vekiline 14/2/2014 tarihindetebliğ edilmiştir.
28. Başvurucular aynı olayla ilgili olarak süresinde17/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
29. 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer KamuGörevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un “İzinvermeye yetkili merciler” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının(b) bendi şöyledir:
“Soruşturma izni yetkisi;
…
b) İlde ve merkez ilçede görevli memurlar vediğer kamu görevlileri hakkında vali,
…tarafından bizzat kullanılır.”
30. 4483 sayılı Kanun’un “Öninceleme” başlıklı 5. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Ön inceleme, izin vermeye yetkili mercitarafından bizzat yapılabileceği gibi, görevlendireceği bir veya birkaç denetimelemanı veya hakkında inceleme yapılanın üstü konumundaki memur ve kamugörevlilerinden biri veya birkaçı eliyle de yaptırılabilir. İncelemeyapacakların, izin vermeye yetkili merciin bulunduğu kamu kurum veyakuruluşunun içerisinden belirlenmesi esastır. İşin özelliğine göre bu merci,anılan incelemenin başka bir kamu kurum veya kuruluşunun elemanlarıylayaptırılmasını da ilgili kuruluştan isteyebilir. Bu isteğin yerine getirilmesi,ilgili kuruluşun takdirine bağlıdır.”
31. 4483 sayılı Kanun’un “Öninceleme yapanların yetkisi ve rapor” başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“Ön inceleme ile görevlendirilen kişi veyakişiler, bakanlık müfettişleri ile kendilerini görevlendiren merciin bütünyetkilerini haiz olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Ceza MuhakemeleriUsulü Kanununa göre işlem yapabilirler; hakkında inceleme yapılan memur veyadiğer kamu görevlisinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri dâhilindebulunan gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp, görüşlerini içeren bir rapordüzenleyerek durumu izin vermeye yetkili mercie sunarlar. Ön inceleme birdençok kişi tarafından yapılmışsa, farklı görüşler raporda gerekçeleriyle ayrıayrı belirtilir.
Yetkili merci bu rapor üzerine soruşturma izniverilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu kararlarda gerekçe gösterilmesizorunludur.”
32. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargıdavası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylemtarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerinegetirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddihalinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istekhakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
33. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun“Sorumluluk” başlıklı 49.maddesi şöyledir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasınazarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralıbulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
34. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borçilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise şöyledir:
“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukununsorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafındanverilen beraat kararıyla da bağlı değildir.
Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurundeğerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da,hukuk hâkimini bağlamaz.”
35. Yargıtayın konu ile ilgili bazı içtihatlarışöyledir:
“…Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksalaçıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HUMK.76.maddesigereği doğrudan hâkimin görevidir. Davacı, davalı doktor tarafından yapılanameliyat nedeniyle ameliyat edilen bölgede yabancı cisim bırakıldığındanyeniden ameliyat olmak zorunda kaldığını ileri sürerek maddi ve manevi tazminatistemiştir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığadayandırılmıştır. ( BK. 386-390 ) Vekil vekâletgörevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değilise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin,eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayısorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkinkurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafifkusurundan bile sorumludur ( BK.321/1.md. ) O nedenledoktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğununsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için,mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanındave gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksizbiçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamakzorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda, butereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedaviyöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özelliklerigöz önünde tutularak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardankaçınılmalı ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil ( hasta ), mesleki bir iş gören doktor olan vekilden,tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekhakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun394/1.maddesi hükmü uyarınca, vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş isedoktor sorumlu tutulmamalıdır…(Hukuk Genel Kurulunun13/4/2011 tarih ve E.2010/13-717, K.2011/129 sayılı kararı).”
“Dava,desteğin yanlış tedavi sonucu öldüğü iddiasına dayalı tazminat istemineilişkindir. Uyuşmazlık; kamu görevlisi doktorun eylemi nedeniyle açılan eldekitazminat davasında husumetin adı geçen doktora yöneltilip yöneltilemeyeceğinoktasında toplanmaktadır.
Davacı taraf, davalı doktorun görevi sırasındakanamalı ve acil durumda olduğu halde destekleri olan hastaya müdahaledebulunmayıp, dış gebelik olan başka bir hastayla ilgilendiği; böylece,dikkatsizlik ve tedbirsizliği nedeni ile desteğin ölümüne neden olduğuiddiasıyla ve doktoru hasım göstererek eldeki tazminat davasını açmıştır.
Davalının görevi dışında kalan kişiselkusuruna dayanılmadığına, dikkatsizlik ve tedbirsizliğe dayalı da olsa eylemingörev sırasında ve görevle ilgili olmasına ve hizmet kusuru niteliğindebulunmasına göre, eldeki davada husumet kamu görevlisine değil, idareyedüşmektedir. Öyle ise dava idare aleyhine açılıp, husumetin de idareyeyöneltilmesi gerekir. Mahkemece, davalı doktor hasım gösterilerek açılandavanın husumet yokluğu nedeni ile reddedilmesi hukuka uygundur…(Hukuk Genel Kurulunun 1/2/2012 tarih ve E. 2011/4-592,K.2012/25 sayılı kararı).”
“…Davadakiileri sürülüşe ve kabule göre dava temelini vekillik sözleşmesi oluşturmaktaolup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır ( BK.386-390). Vekil, vekâlet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun eldeedilmemesinden sorumlu değil ise de; bu sonuca ulaşmakiçin gösterdiği çabanın yaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışlarının özenliolmayışından doğan zararlardan sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarakişçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır ( BK.290/2 md.). Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorundaolup, hafif kusurundan dahi sorumludur ( BK. 321/1 md.). O nedenle vekil konumunda olan doktorun meslek alanıiçinde olan bütün kusurları, hafif dahi olsa sorumluluğunun unsuru olarak kabuledilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartlarıyerine getirmek, hastanın durumunu, tıbbi açıdan zamanında gecikmeksizinsaptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uyguntedavi yöntemini de gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeydedahi olsa, tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdü ortadan kaldıracakaraştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür.Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir tercih yaparken de hastasının vehastalığının özelliklerini göz önünde tutmalı, onu risk altına sokacak tutum vedavranışlardan kaçınmalı, en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de hasta,tedavisini üstlenen meslek mensubu doktorundan tedavisinin bütün aşamalarındamesleğin gerektirdiği titiz bir ihtimam ve dikkati göstermesini, beden ve ruhsağlığı ile ilgili tehlikelerden kendisini bilgilendirmesini güven içindebeklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, B.K.'nun 394/1. maddesi hükmü uyarınca, vekâleti gereği gibi ifaetmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birliktesonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır…(13.Hukuk Dairesinin 16/2/2012 tarih ve E.2011/19947, K.2012/3097 sayılı kararı).”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
36. Mahkemenin 11/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 17/1/2013 tarih ve 2013/829 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
37. Başvurucular, ilk başvurularıyla ilgili olarak yakınlarıVedat Yayla’nın sağlık görevlilerinin ihmalleri sonucu hayatını kaybettiğini,sağlık görevlilerinin görevi kötüye kullanma suçunu işlemiş olduklarınınispatlanması durumunda aynı görevlilerin ölümden de sorumlu olmaları gerekeceğihalde hukuka aykırı olarak ayırma kararı verildiğini, ölüme neden olma suçuyönünden gerekli tüm delillerin elde edilmemesi nedeniyle etkili bir soruşturmayürütülmeden kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, ayrıca kararlarıngerekçesiz olduğunu belirterek Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde güvencealtına alınan yaşam hakkı ve hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ilerisürmüş ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
38. Başvurucular, ikinci başvurularında yakınlarının kalpkrizi geçirmesi sonucu Şişli’de bulunan kamu hastanesi acil servisinegötürüldüğünü, acil serviste 7 kez elektro şok uygulanmak suretiyle hayatadöndürülen hastanın acil serviste dahi hayatta tutulmasına uygun ekipman vepersonel bulunmasına rağmen, yoğun bakım ünitesinin de dolu olması bahaneedilerek başka hastaneye sevk edildiğini, özel bir hastanenin acil durumdakihastayı ücretsiz kabul etmekten imtina ettiğini, hastanın 35 km mesafedekiArnavutköy’de bulunan kamu hastanesine götürülürken tekrar kalp krizi geçirmesiüzerine Okmeydanı’nda bulunan bir kamu hastanesine getirildiğini burada hayatadöndürülmeye çalışılmasına rağmen hayatını kaybettiğini, ölüm olayında ihmal vekusuru bulunan doktor ve sağlık personeli hakkında şikâyetçi olduklarını,Cumhuriyet Başsavcılığınca 4483 sayılı Kanun uyarınca İstanbul Valiliğindensoruşturma izni istendiğini, olayda sorumlulukları olduğu düşünülen doktor vesağlık personeli hakkında soruşturma izni verilmediğini ve buna yaptıklarıitirazın reddedildiğini, özel hastanenin başhekim yardımcısı doktor C.U.hakkında ön inceleme sonunda olumlu veya olumsuz bir karara varılmadığını, busuretle taksirle ölüme sebebiyet veren kişiler hakkında etkili bir soruşturmayapılmayarak yaşam hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
39. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmalnedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuruhakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliğigereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancakyaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişinin yakınları tarafındanyapılabilecektir. Başvurucular, başvuru konusu olayda ölen kişinin anne, babave kardeşleridir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklikbulunmamaktadır (B.No:2013/841, 23/1/2014, § 65).
40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder. Bu nedenle ceza soruşturmasında şikâyetçi konumunda olanbaşvurucuların “adil yargılanma",hakkına bağlı olarak Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği şeklindekiiddiaları Anayasa’nın 17. maddesi ile ilişkili görülerek, yaşam hakkı kapsamdadeğerlendirilmiştir.
41. Başvurucular, yakınlarının ölüm olayında ihmalleri olangörevliler hakkında etkili soruşturma yapılmayarak Anayasa’nın 17. maddesininihlal edildiğini iddia etmiştir.
42. Adalet Bakanlığı görüşünde şikâyetlerin kabuledilebilirliği açısından değerlendirme yapılırken, 6216 sayılı Kanun’un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvurunun ancak başvuruyollarının tamamının tüketilmesi sonrasında yapılabileceği, bu koşulun yerinegetirilmediği hususunun dikkate alınması gerektiği, AİHM kararlarında, yaşamhakkına ya da fiziksel bütünlüğe yönelik ihlallerin kasıtlı olmadığıdurumlarda, özellikle de tıbbi hata konusunda “etkilibir adli sistem” oluşturmayı kapsayan pozitif yükümlülüğün herdavada cezai işlem başlatmayı gerektirmediğinin belirtildiği, başvurucunun cezasoruşturması açılması talebi dışında yetkililerin idari veya hukukisorumluluklarına ilişkin herhangi bir kanun yoluna başvurmadığı ve bu yöndekibaşvuru yollarının tüketilmediği ifade edilmiştir.
43. Başvurucular, başvurunun kabul edilebilirliği hakkındakiBakanlık görüşüne karşı, ceza hukuku anlamında soruşturma başlatılması ve sürdürülmesiiçin yeterli şüphe bulunduğunu, tazminat davası açma imkânı olmasının taksirleölüme neden olma suçunun kamu görevlileri için uygulanmaması sebebiolamayacağını, etkili bir soruşturma ile kusur tespiti yapılmadan idarealeyhine tazminat davası açmanın daha sonrasında davada kusurun olmadığınayönelik bir tespit yapılması durumunda zararlarına olacağını bu nedenleBakanlığın başvuru yollarının tüketilmediği görüşünün yerinde olmadığını ilerisürmüştür.
44. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesişöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî vemanevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
45. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmezhaklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleribulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunanhiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanısıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerinyaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğerbireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklerekarşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50-51).
46. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletinsahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre,devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölümolaylarında Anayasa’nın 17. maddesi, devlete, elindeki tüm imkânlarıkullanarak, bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikedeolan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelikihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısaltedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veyaolmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımındangeçerlidir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 52).
47. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülenfaaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesinsağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını(,) bedenve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarınıtek elden planlayıp hizmet vermesini” düzenleyeceği ve bu görevinikamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onlarıdenetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır.
48. Devlet, yaşam hakkı kapsamında ister kamu isterse özelsağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin, sağlık hizmetlerini,hastaların yaşamlarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesinisağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).
49. Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitifyükümlülüklerin bir de usuli yönü bulunmaktadır. Buusul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her ölüm olayınınsorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabileceketkili resmi bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanıntemel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasınıgüvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda,bunların sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için hesap vermelerinisağlamaktır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 54).
50. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturmatürünün, yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırımgerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Buna göre,genel olarak ihmal suretiyle ortaya çıkan diğer ölümlerde olduğu gibi tıbbiihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olaylarında “etkili bir yargısal sistem kurma”yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasınıgerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukukyollarının açık olması yeterli olabilir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 59).
51. Bu şekildeki bir kabul, bu tür olaylarda yürütülen cezasoruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmeyeceği anlamınagelmemektedir (B.No:2013/2839, 3/4/2014,§38). Diğer bir ifadeyle, bir ihlal iddiasına ilişkinolarak başvurulabilecek birden fazla etkili başvuru yolunun bulunmasıdurumunda, kural olarak başvurucudan aynı amacı taşıyan başvuru yollarınıntamamının tüketilmesi beklenemez (B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 30). Ancakilke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu hukukisorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davasıyoludur (B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).
52. Hukuka veya sözleşmeye aykırı bir fiil nedeniylebaşkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesi yükümlülüğünü ifade eden hukukisorumluluk, ceza hukuku alanında suç diye adlandırılan insan davranışına göredaha geniş bir hukuka aykırı davranış grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suçteşkil edebilmesi için ilgili kanunda açıkça tanımlanması gerekirken haksızfiil için böyle bir sınırlamaya yer verilmemektedir. Ayrıca, ceza hukukualanında taksire dayalı sorumluluğun istisnai nitelik taşımasına rağmen, kastenveya taksirle başkalarına verilen zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderimimkânının daha fazla olduğu, ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa yerverilmezken hukuki sorumluluk alanında objektif sorumluluk esasının da etkinşekilde uygulandığı ve hukuki sorumluluk alanında aynı maddi vakıalarçerçevesinde daha düşük bir ispat standardı kullanılarak kişisel sorumluluğunsöz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, hukuk sistemimizde cezamuhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı ortadan kaldırılırken, hukukisorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar göreninzararının telafi edilmesi olduğu nazara alındığında, özellikle somut başvuruyakonu ihlal iddiasına benzer uyuşmazlıklar açısından, hukuki tazmin yolunun dahayüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yoluolduğu anlaşılmaktadır (B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44).
53. Buna göre somut olaya bakıldığında, 3/3/2012 tarihindekalp krizi geçirerek hastaneye götürülen Vedat Yayla’yaŞişli’de bulunan kamu hastanesinin acil servisinde bir saate yakın resüsitasyan-canlandırma yapıldığı, akabinde yoğun bakımşartlarında entübe olarak mekanik ventilatörebağlı takip edilmesi gerektiğinden yoğun bakım ünitesine yatışına kararverildiği, yoğun bakım ünitesinde boş yatak olmaması nedeniyle yapılangörüşmeler sonunda Arnavutköy’de bulunan bir kamu hastanesine ambulansla sevkedilirken durumu kötüleşince en yakın hastane olan Okmeydanı’ndaki kamuhastanesine getirildiği ancak burada yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamayarakvefat ettiği görülmüştür. Bunun üzerine başvurucular, Cumhuriyet Başsavcılığınabaşvurmuş ve yakınlarının ölümünden sorumlu gördüğü doktorlar ve sağlıkpersoneli hakkında şikâyetçi olmuşlardır.
54. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkıkapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usuli boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortayakonulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan bağımsız birsoruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94). Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini teminadına soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayınıaydınlatabilecek, sorumluların tespitine imkân sağlayacak bütün delilleritoplaması gerekmektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 57).
55. Başvuru konusu olayda, başvurucuların yakınının yaşamınıkaybetmesi üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından derhalsoruşturma başlatıldığı, yapılan ölü muayene ve otopsi işlemleri sonucunda AdliTıp Kurumu raporuna göre kişinin kalp krizi sonucu öldüğünün belirlendiği, “olayda başkasına atfı kabil herhangi bir kusurbulunmadığı” gerekçesiyle taksirle ölüme neden olma suçu yönündenkovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, bu karara başvurucuların yaptığıitirazın, “ … kararda açıklanan gerekçeler,hastane ve görevli doktorlar hakkında ayrıca bir soruşturma bulunduğu ileitiraz dilekçesinde ileri sürülen hususlar da gözetilerek verilen kararda usulve yasaya aykırılık bulunmadığından” gerekçesiyle Bakırköy 10. AğırCeza Mahkemesince reddedildiği görülmüştür. Ölüm olayında kusuru bulunduğu iddiaedilen doktorlar ve sağlık personeli hakkında yürütülen diğer soruşturmakapsamında ise İstanbul Valiliğinden ilgili kamu görevlileri hakkında görevikötüye kullanma suçu yönünden 4483 sayılı Kanun gereğince inceleme yapılaraksoruşturma izni verilip verilmeyeceğine dair kararın Savcılığa gönderilmesinintalep edildiği görülmektedir. Bu talep sonucunda İstanbul Valiliği, ön incelemeraporuna istinaden söz konusu doktorlar ve sağlık personeli hakkında ““ … söz konusu tarihte Şişli’de bulunan kamu hastanesininyoğun bakım servisinin ve diğer hastanelerin dolu olduğu, hastalığın tanısınıntam olarak konulduğu, yapılması gereken tedavilerin yapıldığı, eksik bir işlemveya tedavi olmadığı ve yoğun bakım servisine yatırılması zorunluluğu kararınındoğruluğunu alanında yetkin bilirkişi uzman tıp hekimlerince de onaylandığı,eksik bir işlem veya eksik tedavi olmadığı, herhangi bir kusur, hata veyaeksiklik olmadığı anlaşıldığından” gerekçesi ile soruşturma izniverilmemesine karar vermiş, bu karara yapılan itiraz üzerine İstanbul Bölgeİdare Mahkemesi “ … yapılan ön incelemesonucunda, hazırlık soruşturması yapılmasına yeterli bilgi ve belgenin dosyamuhteviyatı itibariyle mevcut olmadığı anlaşıldığından” gerekçesiyleitirazın reddine karar vermiştir.
56. Ceza soruşturmasına ilişkin süreç incelendiğinde, ölümolayının akabinde Savcılık tarafından resen soruşturmaya başlandığı, olaylailgili iki ayrı soruşturma yürütüldüğü, kişinin kesin ölüm sebebinin tespitineyönelik soruşturmada yapılan klasik otopsi işlemiyle kesin ölüm sebebi kalpkrizi sonucu ölüm olarak belirlendikten sonra konuyla ilgili kovuşturmaya yerolmadığına karar verildiği, bu karara başvurucular tarafından yapılan itirazınBakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesince reddedildiği, olayda yaşanan ölümdensorumlu olduğu ileri sürülen doktorlar ve sağlık personeli hakkında görevikötüye kullanma suçundan dolayı yürütülen diğer soruşturmada, derhal hazırlıksoruşturmasının başlatıldığı, sonrasında 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarıncasoruşturma dosyasının İstanbul Valiliğine gönderildiği, hakkında şikâyetbulunan doktorlar ve sağlık personeli hakkında yapılan ön inceleme sonucundahazırlanan rapor doğrultusunda İstanbul Valiliği tarafından soruşturma izniverilmediği, bu karara başvurucular tarafından itiraz edilmesi üzerine İstanbulBölge İdare Mahkemesince, yapılan ön incelemedeki eksik bırakılan hususlargerekçe gösterilerek, ön incelemenin yeniden yapılması için Valilik kararınınbozulmasına karar verildiği, bunun üzerine farklı bir kurumda görevli vekonunun uzmanı doktor tarafından yapılan ön incelemede, olayda ihmali olduğuöne sürülen doktorların ifadesinin alındığı, olay saatinde 112 Acil KomutaMerkezi ile yapılan telefon görüşme kayıtlarının incelendiği, olay tarihineilişkin olarak Şişli’de bulunan kamu hastanesinin yoğun bakım servisi yataklıhasta kayıtlarının incelendiği, konuyla ilgili olarak acil tıp ve kardiyolojidalında uzman doktorların bilirkişi olarak görüşlerine başvurularak kalp krizigeçiren hastaya yapılan müdahalelerin yeterli olup olmadığının sorulduğu, tümtedavi evrakları getirtilerek incelendiği, sonuç olarak hastalığın tanısınıntam olarak konulduğu, yapılması gereken tedavilerin yapıldığı, eksik bir işlemve tedavi olmadığı ve yoğun bakım servisine yatırılması zorunluluğu kararınındoğruluğunun, alanında yetkin bilirkişi uzman tıp hekimlerine müracaat edilerekbelirlendiği, söz konusu doktorların sorumluluğunun bulunmadığı kanaatiylehazırlanan ön inceleme raporuna istinaden soruşturmaya izin verilmediği,başvurucuların karara itiraz ettiği, ancak İstanbul Bölge İdare Mahkemesincehazırlık soruşturması yapılmasına yeterli bilgi ve belgenin dosya muhteviyatıitibariyle mevcut olmadığı gerekçe gösterilerek soruşturma izni verilmemesinedair yetkili merci kararına yapılan itirazın reddedildiği, bu şekildebaşvurucuların soruşturmanın açıklığını temin edecek ve meşru menfaatlerinikoruyabilecek bir şekilde soruşturma sürecine dâhil olabildiği görülmektedir.4483 sayılı Kanun'un konu hakkındaki hükümleri göz önünde bulundurulduğunda,yürütülen soruşturmanın yetersiz olduğunu ortaya koyacak bir eksiklik veyasoruşturmayı yürüten yetkililere yüklenilebilecek ihmali bir davranış dasaptanmamıştır.
57. Bu tür olaylarda yürütülen ceza soruşturmalarının amacı,yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını vevuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve sorumluluklarını tespit etmeküzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil,uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).Tıbbi ihmaller sonucunda meydana geldiği ileri sürülen ölüm olaylarına ilişkinyürütülen soruşturma sonucunda mutlaka herhangi bir kişinin cezaisorumluluğunun belirlenmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Anayasa'nın 17. maddesi,başvuruculara üçüncü kişileri (başvuru konusu olayda doktoru) belirli bir suç(görevi kötüye kullanma ve taksirle ölüme neden olma suçu) nedeniyle yargılatmaya da cezalandırma hakkı verdiği, tüm yargılamaların mahkûmiyetle ya da belirlibir ceza kararıyla sonuçlandırma yükümlülüğü verdiği şeklinde yorumlanamaz (B.No: 2013/2839, 3/4/2014, § 45).
58. Başvuruda ileri sürülen kalp krizi geçiren hastayazamanında ve yeterli tıbbi müdahalelerin yapılmaması suretiyle yaşamı korumayükümlülüğünün ihlal edildiği iddiaları açısından yaşam hakkına ilişkin birihlal söz konusu ise bu ihlalin giderilmesi öncelikle idari makamların vederece mahkemelerinin yükümlülüğü altındadır (B.No: 2013/2075, 4/12/2013, § 75). Başvurucu, olaydaihmali olduğunu ileri sürdüğü doktorlar ve sağlık personeli hakkında suçduyurusunda bulunarak ceza soruşturması açılması talebinde bulunmuş olmaklabirlikte, doktorların veya hastanelerin idari ve hukuki sorumluluklarınailişkin herhangi bir kanun yoluna başvurmadığı görülmektedir. Yargıtayın yukarıda (§ 35) yer verilen konu hakkındakiiçtihatları (B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 24-27) dikkate alındığında, cezakanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem ve ihmallere karşı da, husumetinyöneltileceği kişiye bağlı olarak, 2577 sayılı Kanun ile 6098 sayılı Kanun’unyukarıda belirtilen (§ 32-34) hükümleri uyarınca kusura ve hatta kusursuzsorumluluğa dayalı olarak idareye veya kişilere yönelik idare ve hukukmahkemeleri önünde uğranılan zararları tazmin yolları düzenlenmiştir (B. No: 2013/2075,4/12/2013, § 74).
59. Ayrıca başvurucular özel hastanenin başhekim yardımcısıdoktor C.U. hakkında herhangi bir karara varılmadığını iddia etmektedirler.Özel bir hastanede çalışan bu doktorun kamu görevlisi olmaması sebebiylehakkında 4483 sayılı Kanun uyarınca bir karar verilmediği anlaşılmıştır.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından doktorlar ve sağlık personelihakkında yürütülen 2012/112623 sayılı soruşturma sonunda soruşturma izniverilmemesi nedeniyle 4/6/2014 tarihinde 2014/41537 sayılı kovuşturmaya yerolmadığına dair karar verilmiştir. Ancak burada da doktor C.U. hakkında birkarar verilmemiştir. Başvurucuların, özel hastanede görev yapan doktor ileilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda bir sonuca varılmaması nedeniyle,bu karara itiraz etme hakları olmasına rağmen, UYAP kayıtlarına göre,başvurucuların tüketilmesi gereken itiraz kanun yolunu kullanmadan bireyselbaşvuruda bulundukları görülmüştür.
60. Bu açıklamalara göre, başvuru konusu olayda cezai sorumluluğuntespiti için ilgili kanun yoluna başvuran ancak sonuç alamayan başvurucularaçısından da değinilen hukuki ve idari kanun yollarına başvurma imkânıbulunmaktadır. Dolayısıyla, yapılan tıbbi müdahale açısından ihlale nedenolduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.
61. Açıklanan nedenlerle, zamanında ve yeterli tıbbimüdahalelerin yapılmaması suretiyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarınındiğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle, başvurucunun, zamanında ve yeterli tıbbi müdahalelerinyapılmaması suretiyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde bırakılmasına, 11/12/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.