TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
SEYFULLAH TURAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/1982)
Karar Tarihi: 9/11/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Nahit GEZGİN
Başvurucular
:
1. Seyfullah TURAN
2. Emine TURAN
3. Mehmet TURAN
Vekili
:
Av. Münip ERMİŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; kolluk görevlisitarafından güç kullanılması sonucu hayati tehlike geçirilmesine neden olacakşekilde yaralanma meydana gelmesi, buna rağmen yaralının olay yerinde terkedilmesi ve bu olaylarla ilgili olarak etkili soruşturma yürütülmemesinedenleriyle yaşama hakkı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağınınihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 14/2/2014 tarihindeyapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur
4. Komisyonca başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. 2014/1983 ve 2014/1984 sayılı bireysel başvuru dosyaları,konu yönünden irtibat nedeniyle 2014/1982 sayılı bireysel başvuru dosyası ilebirleştirilmiş ve inceleme 2014/1982 sayılı bireysel başvuru dosyası üzerindenyürütülmüştür.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.
8. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
10. Başvurucular Hakkâri'de yaşamaktadır. Olay tarihinde on yediyaşında olan başvurucu Seyfullah Turan, diğer başvurucuların oğludur.
11. Hakkâri'de 23/4/2009 tarihinde "Ulusal Egemenlik veÇocuk Bayramı"nın kutlandığı bir gün yaşanmaktadır. Başvuru dosyasında yeralan belgelere göre bu tarihten yaklaşık bir hafta önce bir silahlı terörörgütü, üye ve yandaşlarına kitleler hâlinde gösteri ve şiddet eylemlerigerçekleştirmeleri yönünde çağrı yapmıştır. Bu çağrı üzerine belirtilen gündensonra terör örgütünün Hakkâri'deki bazı üye ve yandaşları kent merkezlerindekalabalık gruplar hâlinde taş, sopa ve molotof kokteyli gibi birtakım araçlarlagüvenlik güçlerine yönelik şiddete başvurmuşlardır.
12. Güvenlik güçleri, söz konusu olayların sona ermesi ve üçüncükişilerin herhangi bir zarar görmemesi için yoğun çaba sarf etmiş ise deolaylar sona ermemiş ve bu süreçte pek çok kamu aracı zarar görmüş; çok sayıdagüvenlik gücü mensubu ise yaralanmıştır. Şiddet eylemleri "UlusalEgemenlik ve Çocuk Bayramı"nın kutlandığı günde de büyük kalabalıklarhâlinde gerçekleştirilmeye devam edilmiştir. Bu eylemlere katılanlardanözellikle çocuklar, güvenlik güçlerince tanınmamak için mahallinde poşu diyetabir edilen örtü veya eşarp ile yüzlerini gizlemişlerdir.
13. Belirtilen günde ulusal bir haber ajansı, Hakkâri'nin birmahallesinde güvenlik güçlerinin bir çocuğa yönelik müdahalesini görüntülemişve bunu tüm yurtta paylaşmıştır.
14. Bu görüntülerde, boş bir arazide birkaç çocuğun sağa solakaçıştığı sırada kar maskesi takması nedeniyle yüzü görülemeyen özel kıyafetlibir polis memurunun aynı arazide bulunan ancak çevreye bakındığı ve kaçmayıpolduğu yerde beklediği görülen bir çocuğa arkasından yaklaştığı, kolundantutarak kendisine doğru çektiği ve elindeki gaz tüfeğinin dipçiği ile başınaçok şiddetli şekilde art arda iki kez vurduğu, çocuğun darbelerin etkisiyle olduğuyerde yığılıp kaldığı, memurun çocuğa tüfeğin dipçiğiyle yerde hareketsizdurumdayken de aynı şiddetle vurmaya devam ettiği ve daha sonra tekme attığıgörülmektedir.
15. Tam da bu anda yüzünde gaz maskesi bulunan başka bir polismemurunun diğer memurun yanına gittiği, ikisinin arasında içeriği anlaşılamayankısa bir konuşmanın geçtiği, sonrasında gaz maskeli polisin yerde yatan çocuğaeğilerek baktığı, bir kolunu havaya kaldırıp bıraktığında kolun olduğu gibiyere düştüğünü görünce hemen olay yerinden uzaklaştığı ve bu şekilde görüntüdençıktığı görülmektedir.
16. Görüntülere göre diğer polis memuru da kısa bir sürebekleyip yerde yatmakta olan çocuğa eğilerek baktıktan ve hareketsiz durumdaolduğunu gördükten hemen sonra olay yerinden ayrılmıştır. Görüntülere göre yüzüherhangi bir örtü ile kapalı olmayan, elinde taş, sopa ve benzeri bir saldırıaleti de bulunmayan çocuk tüm bu olup bitenler sırasında aldığı darbelerinetkisiyle bilincini tamamen kaybetmiş şekilde yerde yatmakta ve yaşananlaraherhangi bir tepki vermemektedir.
17. Görüntülerin devamında çocuğun yanına bu görüntülerikaydeden ulusal haber ajansının bir muhabiri ile bir yerel gazete muhabiriningeldiği, ardından haber ajansı muhabirinin mobil telefonla "112 AcilYardım" hattını arayarak olay yerine ambulans çağırdığı, bu sıradaçevredekiler tarafından çocuğun baş bölgesinde kanama olduğunun görülmesinedeniyle hareket ettirilmeyip sarsılmamasına çalışıldığı, sonrasında kimoldukları anlaşılamayan sivil giyinimli kişilerin çocuğu olay yerindenellerinden ve ayaklarından tutarak hep birlikte taşımak suretiyle götürürkengörüldükleri ve video kaydının bu görüntülerle sona erdiği anlaşılmıştır.
18. Söz konusu görüntülerden olay yerindeki polis memurlarınınherhangi bir saldırı veya direnme ile karşılaşmadıkları anlaşılmaktadır.
19. Bu görüntülerin medyada yer alması ve kamuoyunda polismemuruna yönelik yoğun tepkinin oluşması üzerine Hakkâri Valiliği, aynı gün birbasın açıklaması yapmıştır. Söz konusu açıklama şöyledir:
"23/04/2009 günü ilimiz merkezinde öğlesaatlerinden itibaren çeşitli mahallelerde yapılan korsan gösteri ve güvenlikkuvvetlerimizi taşlama eylemlerine güvenlikkuvvetlerimiz tarafından MerzanMahallesi civarında yapılan müdahale esnasında, bir güvenlik görevlimizin fevrihareketi neticesinde bir vatandaşımızın yaralanması üzüntüyle karşılanmıştır.
Bahse konu personel açığa alınmış olupsorumlular hakkında gerekli soruşturma başlatılmıştır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur."
20. Olay, ertesi gün de medyada yer almış ve yaralı çocuğunsağlık durumunun ciddiyetini koruduğu belirtilmiştir. Medya haberlerininbazılarında, olayın Çocuk Bayramı'nda yaşanmasının durumun vahametini daha daartırdığının düşünüldüğü ifade edilmiş ve olay "BayramdaDayak" başlığı altında haber yapılmıştır. Diğer yayınlarda olay"Çocuğa Dipçik", "Başa İki Darbe" ve benzeribaşlıklarla haber yapılmış; ayrıca Valiliğin yukarıda değinilen basınaçıklamasına da yer verilerek olaya karışan polis memurunun görevinden derhâluzaklaştırıldığına dair bilgi kamuoyu ile paylaşılmıştır.
21. Görüntülerdeki çocuk, başvurucu Seyfullah Turan'dır.Başvurucu, başvuru belgelerinden kesin olarak belirlenemeyen bir şekilde önceHakkâri Devlet Hastanesine (Devlet Hastanesi) götürülmüş; burada yapılankontrollerde durumunun hayati tehlike içerdiğinin anlaşılması sonrası ise birambulansla Van 100. Yıl Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine(Üniversite Hastanesi) derhâl nakledilmiştir.
22. Burada yapılan ilk kontrollerde başvurucunun kafatasıkemiklerinin bir kısmında ayrılma ve lineer (hat) şeklinde kırıklar olduğu görülmüş, ayrıca beyin kanamasıgeçirdiği tespit edilmiştir. Başvurucunun 24/4/2009 tarihinde getirildiğiÜniversite Hastanesindeki tedavisi, taburcu olduğu 29/4/2009 tarihine kadarsürmüştür.
A. Disiplin SoruşturmasıSüreci
23. Medyanın paylaştığı video kaydında çocuğa gaz tüfeği ilevurduğu görülen polis memurunun açık kimliği ve görev yeri, Valilik ve Hakkâriİl Emniyet Müdürlüğü (İl Emniyet Müdürlüğü) tarafından derhâl tespitedilmiştir. Görüntülerdeki Polis Memuru B.T., İl Emniyet Müdürlüğü Özel HarekâtŞube Müdürlüğünde görev yapmaktadır ve olayın gerçekleşmesinin hemen ardındanaynı gün Valiliğin basın açıklamasında da belirtildiği gibi görevindenuzaklaştırılmıştır. B.T., olay günü toplumsal olaylara müdahale içingörevlendirilmemiş ancak mesai arkadaşları ile birlikte görevli olduğu bölgeyegiderken olaylara müdahil olmuştur.
24. Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı (TeftişKurulu Başkanlığı), B.T. ve amiri Başkomiser D.T. hakkında hemen bir disiplinsoruşturması başlatmış ve bu kapsamda Hakkâri'ye iki polis başmüfettişigöndermiştir.
25. Polis başmüfettişleri, ertesi gün olayı soruşturmayabaşlamış ve bu soruşturmada olay yerindeki polis memurları ile başvurucularSeyfettin Turan ve Mehmet Turan'ın ifadesini almışlardır.
26. Başvurucu Seyfullah Turan'ın 25/4/2009 tarihinde alınanifadesinin ilgili bölümü şöyledir:
" ... Olay günü yani 23 Nisan 2009tarihinde öğleden sonra 8 veya 9 mahalle arkadaşım ile birlikte Sağlık Ocağınınüstünde spor alanı olarak kullandığımız yerde futbol maçı yaparken, 1 saatkadar sonra bizim bulunduğumuz yere daha yüksek bir konumda bulunan aşağımezran bölgesinde bir grup çocuğun polislere ve onların kullandığı araçlara taşattıkları, polislerin de onlara biber gazı attığını görmemiz üzerine maçıbırakıp olayları seyretmek için mezran mevki sanayi yolu altına bir ikiarkadaşımla birlikte geldik. Şu anda onların isimlerini çıkaramıyorum. Buradayaklaşık 20 dakika kadar, devam eden bu olayları seyrederken arkamdan ne ilevurulduğunu görmediğim bir cisim ile darbe aldım. Bu darbe üzerine benkendimden geçmişim. Gözümü açtığımda Hakkari Devlet Hastanesinde Acil Müdahaleodasında idim. Bana ne ile vuruldu, nereme vuruldu, kim tarafından vuruldu, hiçgörmedim, bilmiyorum. ...
Ben polis ile gösterici çocuklar arasında olanolaylara asla karışmadım. Polislere taş veya başka bir cisim atmadım. Sadeceolayları seyrediyordum. Daha önceki tarihlerde de emniyet görevlileri ilegöstericiler arasında yaşanan hiçbir olaya karışmadım.
Beni darp eden kişinin bir polis memuruolduğunu çevremde beni ziyaret edenler tarafından konuşulması esnasındaöğrendim. ...
Beni darp eden polis memurundan şikâyetçiğim.Hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılmasını istiyorum (dedi)."
27. Başvurucu Mehmet Turan da aynı gün dinlenmiş; olayıgörmediğini ancak oğlu Seyfullah Turan ile durumunun ciddi olması nedeniylesevk edildiği Üniversite Hastanesinde görüştüğünde kendisine, toplumsalolayları seyretmek için yüksekçe bir mevkide bulunduğu sırada birisininarkasından yaklaşarak ne olduğunu anlayamadığı sert bir cisimle başınavurduğunu söylediğini ifade etmiştir. Başvurucu bu ifadesinde, oğlunun DevletHastanesine ne şekilde ve olaydan ne kadar süre sonra götürüldüğü konusunda isebir bilgi vermemiştir.
28. Müfettişler, B.T.nin ifadesini 28/4/2009 tarihindealmışlardır. Söz konusu ifadenin ilgili bölümü şöyledir:
" ... Araçlardan inip şahısları Terörekibine göstermek için yaya olarak onlarla beraber hareket ettik. Yürüdüğümüzyerde bizi taşlayan gruplar vardı. Çevremizi sarmamaları için ben geriden vebiraz geniş bir açıyla geliyordum. Daha sonra önümde bulunan tepe vekayalıkları geçtiğimde bir anda kendimi polisi taşlayan grubun içerisindebuldum. Beni gören bazı göstericiler dağılmaya başladı. Fakat yüzünde bez olanbirkaç gösterici beni farketmedi. Ben de polisi taşlayan bu göstericilerdenbirkaçını göz altı yapmak için onlara doğru yürüdüm. Gösterici karşıistikamette bulunan polisi taşlamaya ve slogan atmaya devam ettiğinden benifark etmedi. İsmini sonradan öğrendiğim bu Seyfi Turan isimli kişiyi yakaladım.Bir elimle şahsı tutuyordum. Diğer elimde de gaz tüfeğim vardı. Dipçiği plastikolan tüfek ile şahsın elinde gördüğüm taşı düşürmeye çalıştım.Plastik olanelimdeki zimmetligaz tüfeği ile eline vurmaya çalışırken şahsın hareketi iletüfeğin dipçiği şahsın ense tarafına denk gelmiş olabilir. Olayın heyecanı ileneresine geldiğini tam olarak hatırlamıyorum. Şahıs bu esnada elimden kaçmayaçalışıyordu. Kesinlikle şahsı yaralamaya ve zarar vermeye bir kastım yoktu.Benim amacım şahsı etkisiz hale getirip göz altı yapmaktı. Bu olay esnasındagözaltında bana yardımcı olmak için Çevik Kuvvetten bir polis memuru yanımageldi. Fakat dağılan grup tekrar bize doğru toplu bir şekilde gelmeye vetaşlamaya başlayınca geri çekilmek zorunda kaldık. Benim şahsı orada bırakmakgibi bir niyetim yoktu. Kendimi savunma düşüncesi ve olayın vahameti ilehareket ettim. Televizyonda gösterilen mevcut gösteriler olayın gerçek yüzünügöstermesi açısından son derece yetersizdir.Gösterici gruplar arasında kalmamızve taş yediğimiz görüntüler net olarak tespit edilmemiştir.
(...)
Konu hakkında söyleyeceklerim bundan ibarettir(dedi)."
29. Olaya ilişkin görüntülerdeki diğer polis memurunun (F.Y.)açık kimliği de belirlenmiş ve ifadesi 29/4/2009 tarihinde alınmıştır. Sözkonusu ifadenin ilgili bölümü şöyledir:
" ... Benim gördüğüm 70-80 civarında kişibize taş atıyordu. .... hakim bir tepede 25 dakika kadar bekleme yaptık. Buprotestocu gruptan bir kısım gösterici yüzleri poşulu olduğu halde taş atmakiçin aracımıza doğru gelmeleri üzerine daha önceden telsiz anonsları ileyakalama ve gözaltı yapılması talimatlarına uygun olarak ben araçtan çıkarakyaklaşık olarak 20 metre kadar mesafede bulunan 10 kadar göstericiye doğrukoştum.Amacım içlerinden bir iki tanesini yakalamaktı. Ancak 4-5 metre kadarkoştuktan sonra düştüm. Hatta parmağımda yara oluştu. Fakat hastaneye gitmeyegerek görmedim. Düştüğüm yerden hemen kalktığımda bir an benim koşuistikametimin sol çarprazınbir çocuğun yerde yattığını ve 3-4 metre ilerisindede ayakta kar maskeli Özel Harekette görevli bir arkadaşımızın durduğunufarkettim. Yakalamadan vazgeçerek önce Polis Memuruna gidip 'devrem herhangibir şey sen de var mı?' diye sordum. Onun 'yok' demesi üzerine yerde yatançocuğa yardım için yöneldim. Yanına geldiğimde başının hafif şekilde kanadığınıgördüm. 'bir şeyin var mı, kalkabilecek misin' diyerek kolundan tutupkaldırmaya çalıştım. Ancak çocuk bir tepki göstermedi. Bunun üzerine yine birdefa daha kaldırmaya uğraştım. Ancak kalkamayınca hemen yardım çağırmak üzerearacımızın bulunduğu yere koştum. Bizzat kendim müdahale etmeye çekindim. Çünküşahıs kendinde değildi. Ayrıca sağlık görevlisi olmadığım için yanlış birmüdahale etmek istemedim. Ben arabaya doğru yöneldiğimde basın mensubu olarakbildiğim 3-4 kişi yukarıdan çocuğun olduğu yere doğru geliyorlardı. Aramızdaçok mesafe vardı. Araca gelerek arkadaşlarımdan hemen ambulans çağırmalarınıistedim. Onlar da bana biz zaten istedik ambulans geliyor dediler. Biz akrebiniçerisinde ambulansın gelişini bekledik ve ambulansın geçmesi için yoldabulunan barikatları kaldırdık. Bu şekliyle çocuğu hastaneye gönderdik veburadan ekip olarak ayrıldık.... iddia edildiği şekilde çocuğu yaralı birvaziyette bırakıp gitmiş değilim. ... başkaca bir diyeceğim yoktur(dedi)."
30. Haber ajansının muhabirleri de 28/4/2009 tarihindedinlenmiştir. Bu kişilerin söz konusu ifadelerinin ilgili bölümleri şöyledir:
"N.E: ... 23 Nisan 2009 günü ben 23 Nisantörenlerini kayda aldım. Oradan döndüğümde iş yerime girmek üzere iken poliseait şortlant diye tabir ettiğimiz aracın hızla geçtiğini görmem üzerine çevredebulunan vatandaşlara ne olduğunu sorduğumda Bağlar mahallesinde olay olduğunuöğrenerek hemen yukarıya çıkarak bölge müdürüm F... T... ile birlikte birticari araca binip olayın geçtiği Bağlar Mahallesi girişinde bulunan polisaraçlarının olduğu yere geldik. ...polis araçları 100-150 civarında göstericitarafından taşlanıyordu. Polis araçlarının onları dağıtmak için boyalı su ve gazattığını gördüm. Bu olayları tamamen çektim. Bu olaylar devam ederkenmahallenin diğer tarafından da detaylı görüntüler almak için çevirdiğimde ÖzelHarekette olduğunu kıyafetinden anladığım kar maskeli bir polisin hemen alttarafımızda bulunan 3-4 kişilik bir çocuk grubuna doğru koştuğunu gördüm. Buçocuklardan iki üç tanesinin yüzlerinin bez veya poşu ile sarılı olduğunu vepolislere taş attıklarını gördüm. Ancak içlerinden bir tanesinin yüzünün açıkolduğunu ve sanki etrafı seyreder gibi bir durumda iken bu polisin çocuğunarkasından koşarak yaklaşıp, onu tutarak elinde bulunan silah dipçiği ilevurduğunu gördüm. Çocuk yere düştü ve bu durumu tamamen kamera kayıtlarınaaldım. Hemen akabinde bu Özel Hareket Polisinin çocuğun yanından uzaklaştığını,daha sonra bir Çevik Kuvvet Polisinin yaralı çocuğa bakmak için geldiğini yinegörüntüledim. Bu polis memuru bir şey yapmadan olay yerinden uzaklaştı. Belkide atılan taşlardan kaçmak için çocuğa müdahale edemedi.Bunun üzerine bizgazeteciler çocuğa yardım etmek için ben ve Müdürüm F... T... öncelikle kamerakapatarak ulaştık. Çocuğun başının arkası kanıyordu. Hemen ben 112 ambulansatelefon ederek olay yerine çağırdım. Ambulansı beklerken mahalleden 4-5 taneyaşları otuz otuz beş olan tanımadığım kişiler gelerek bize Kürtçe küfürettiler, MİT'in ajanı diye suçladılar ve çocuğu elimizden alarak mahalleiçerisine doğru gittiler. Yanımızdan ayrılır ayrılmaz mahalleden yine bize taşatılmaya başlandı. Biz yine polis araçlarının olduğu yere saklanmak zorundakaldık. Konu hakkında söyleyeceklerim bundan ibarettir (dedi).
F.T: ... İçlerinden bir polisin bizimbulunduğumuz tarafa hızla geldiğini görerek hemen alt tarafımızda bulunanmevkide sanki taş atma pozisyonunda bulunan 3 veya 4 çocuğa yöneldiğini tespitetmemiz üzerine kamerayı arkadaşım N... E... çalıştırmaya devam ederekkayıtlara aldı. Bu polis memuru alt tarafta cereyan eden olayları izlediğinidüşündüğüm yaşı küçük bu çocuklardan birisine gelir gelmez elindeki silahındipçiği ile vurdu ve çocuk yere düştü. Sonradan tekme attığını gördüm. Diğerçocuklar zaten olay yerinden polisin geldiğini görünce kaçmışlardı. Sanırım buçocuğun polise arkası dönük ve aşağıda cereyan eden olayları seyrediyordu.Kaçan çocukların yüzlerinin bezlerle sarılı olduğunu hatırlıyorum. Ama budövülen çocuğun yüzünde herhangi bir bez ve poşu görmedim. Bu polis memuruçocuk olay yerinde yatıyor iken 4-5 metre uzaklaştı. O arada yanına gaz maskelibir Çevik Kuvvet Polisi geldi. Daha sonra Çevik Kuvvet Polisi çocuğu kaldırmakistedi. Ancak çocuk hareketsiz kalınca o da bıraktı. Bu görüntüleri arkadaşımN... E... kayda aldı. Özel harekette görevli çocuğu dövenpolis memuru mahalleiçerisine girerek kendini kaybettirdi.Hemen yanlarında bulunduğumuz isimlerinibilmediğim Çevik Kuvvette görevli polis memurlarından bir kısmı olayaüzüldüklerini ancak taşlama devam ettiği için çocuğu gidip alamadıklarını 'eğergidip alıp gelirseniz ambulansla hastaneye götürürüz" diye bizesöylemeleri üzerine ben de arkadaşım N...'i çocuğu almak için gönderdim. Ben kamerakaydına devam ettim. Hatta çocuk yerdeyken ve arkadaşım N.... ile İ... isimliyerel gazete muhabirinin ilgilenmeleri durumlarını da kaydettim. Arkadaşım N...112'den ambulans istedi. Ambulans gelmeden mahalle içerisinden 4 veya 5 kişibizi devletin MİT'i olarak suçlayıp çocuğu elimizden alıp apar topar mahalleiçerisine taşıdılar. Onlar ayrıldıktan sonra göstericilerden bize de taşgelmeye başladı. Olay yerinden hemen polis araçlarının bulunduğu mevkiyegeldik. Daha sonra çocuğun hastaneye nasıl ulaştırıldığını bilmiyorum(dedi)."
31. Polis başmüfettişleri tarafından dinlenen diğer polismemurları ve hakkında soruşturma yürütülen Başkomiser D.T., olayıgörmediklerini ve B.T.nin gözaltı ve yakalama talimatı almadığınısöylemişlerdir.
32. Polis başmüfettişleri 22/6/2009 tarihinde, haber ajansımuhabirleri tarafından çekilen ve medyada yer alan görüntüleri incelediktensonra bir tutanak düzenlemişlerdir. Bu tutanakta; B.T.nin gaz tüfeğinin dipçikkısmı ile başvurucuya "üç kez" vurduğu,başvurucunun bu darbelerin etkisiyle yere düşüp hareketsiz kaldığı, bu sıradabaşka bir memurun başvurucuya yardım için geldiği fakat bir şey yapamadanayrıldığı belirtilmiştir.
33. Müfettişler, soruşturmalarını tamamladıktan sonra 23/6/2009tarihinde Teftiş Kurulu Başkanlığına bir rapor sunmuşlardır. Bu raporda,B.T.nin zor (güç) kullanma yetkisini aşıp başvurucuyu "kasten"yaraladığı, Başkomiser D.T.nin ise olayda yakalama, gözaltı ve zor kullanmatalimatı vermediği için bir kusurunun bulunmadığı ifade edilmiştir.Müfettişler,söz konusu raporda ayrıca B.T.nin "hizmet içinde resmî sıfatınıngerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlardabulunmak" eylemini gerçekleştirdiği kanaatine vardıklarını ve bu nedenle"16 ay uzun süreli durdurma" cezası ile cezalandırılmasınıngerektiğini düşündüklerini belirtmişlerdir.
34. Anayasa Mahkemesi 29/5/2017 tarihinde, Teftiş KuruluBaşkanlığına yazı yazarak söz konusu soruşturmanın akıbeti hakkında bilgiverilmesini istemiştir.
35. Teftiş Kurulu Başkanlığının cevap yazısında, Hakkâri İlDisiplin Kurulunun 14/1/2010 tarihli kararı ile B.T.nin disiplin soruşturmasıraporunda belirtilen eylemi gerçekleştirdiği gerekçesiyle "16 ay uzunsüreli durdurma"; amiri D.T.nin ise emrinde çalışanların yetiştirilmesi,eğitimi ve gözetimi görevini yerine getirmemek eylemini gerçekleştirdiğigerekçesiyle "kınama"cezası ile cezalandırıldığı bildirilmiştir.
36. Yazı ekinde gönderilen Disiplin Kurulunun söz konusukararına göre B.T. olayda, zor kullanmada orantılı güç kullanımı ilkesini ihlaletmiş ve bu şekilde başvurucu ile mensubu olduğu Kurumun -Emniyet GenelMüdürlüğü- zarar görmesine sebep olmuştur.
B. Ceza Soruşturması Süreci
37. Başvurucunun olaydan sonra getirildiği Devlet Hastanesindegörevli olan polis memurları, Polis Merkezini durumdan haberdar etmiş; buradakigörevliler de olaydan nöbetçi Cumhuriyet savcısını hemen bilgilendirip bukonudaki talimatlarını almışlardır.
38. Cumhuriyet savcısı olay hakkında soruşturma başlatmış vekolluk görevlilerine, vakit kaybedilmeksizin başvurucu Mehmet Turan'ınifadesinin alınması -başvurucu Seyfullah Turan bu sırada bilinci kapalıolduğundan ifade veremeyecek durumdadır- olayda kullanılan gaz tüfeğine elkonulması ve başvurucuya ilişkin adli raporun alınması talimatını vermiştir.
39. Soruşturmada B.T.nin ifadesi 24/4/2009 tarihinde Cumhuriyetsavcısı tarafından alınmıştır.Söz konusu ifadenin ilgili bölümü şöyledir:
" ... Biz normalde o gün toplumsalolaylarda görevli değildik, tepe noktasındaki görevli olduğumuz noktayagidiyorduk. Oradaki kalabalığı oluşturan çocuklar bizim arabamızı taşlamayabaşladılar. Biz de çevik kuvvete anons ederek çevik kuvvet istedik. Çevikkuvvet panzeri geldi, yolu açtı, geri dönüşte çevik kuvvetin panzerine Molotofatmaya başladılar, biz Molotof atanları görüyorduk, teşhis edebilirdik. Terörekibine Molotof atanları tarif etmeye çalıştık, geri döndük Biçer Mahallesindenterör ekipleri ile birlikte 6 No lu Sağlık Ocağının olduğu yere çıktık, önümüzedere çıktı ve dereden araba ile geçemediğimiz için araçtan indik, terörekipleri ile birlikte şüpheli şahısların peşinden gittik, biz de teşhis içinpeşlerinden gittik, bu sırada taşlama devam ediyordu. Ben arkadan taşlamaolmasın diye güvenliği sağlamaya çalıştım ve bu nedenle grubun içerisindekaldım. Ben de kendimi savunma düşüncesi ile gelen bir çocuğa vurdum,kullandığım silah benim üzerime zimmetli özel harekata ait silahtır. Üzerimizeyoğun miktarda taş yağıyordu.Elimdeki gaz silahında mermi de kalmamıştı. Amacımkesinlikle kimseyi yaralamak değildi, kendimi savunma düşüncesi ile ve olayınvahameti ile hareket ettim. Mevcut görüntüler olayın gerçek yüzünü göstermekiçin son derece yetersizdir. Yoğun bir kalabalık içerisinde kaldım ve taşyediğim görüntüler tespit edilmemiştir. ... Üzerime atılı suçlamaları kabuletmiyorum, diyeceklerim bundan ibarettir (dedi)."
40. Kolluk görevlileri olaydan iki gün sonra 25/4/2009 tarihindedüzenledikleri tutanakta, Hakkâri'de 19/4/2009 ila 23/4/2009 tarihlerindegerçekleşen toplumsal olaylara ilişkin kendilerince yapılan video ve fotoğrafçekimi kayıtlarının bazılarında yüzü eşarp ile örtülü olduğu görülen kişininbaşvurucu olduğunu tespit ettiklerini belirtmişlerdir.
41. Başvurucunun ifadesini de Cumhuriyet savcısı almıştır. Sözkonusu 5/5/2009 tarihli ifadenin ilgili bölümü şöyledir:
"... Görüntülerde geçen polis memurunun darp ettiği çocuk benim, olayın olduğuyer bizim evimize 100 metre civarında bir mesafededir. Ben olayın olduğu yeretop oynamaya gitmiştim. Toplumsal olaylara karışmak gibi bir niyetim yoktu, bentop oynamaya gittiğim arkadaşlarımın kim olduğunu hatırlamıyorum, olay yerindeherhangi bir arkadaşımın olup olmadığını hatırlamıyorum, top oynamayı bırakıpolayın olduğu yerde oturduk, sonra arkadan bir darbe yedim. Darbeyi yer yemezyere düştüm, ben darbe yeyince polisin vurduğunu anlayamadım, sonra bayılmışım.Hakkari Devlet Hastanesinde kendime geldim. Polisin bana niye vurduğunubilmiyorum. Kafatasımda kırıklar oluşmuştur. İlgili emniyet görevlisindenşikâyetçiğim. Diyeceklerim bundan ibarettir (dedi)."
42. Cumhuriyetsavcısı, aynı tarihte diğer başvurucuların da ifadesini almıştır. Başvurucularbu ifadelerinde özetle nasıl gerçekleştiğini görmedikleri olaydan haberdar olurolmaz Devlet Hastanesine gittiklerini, sonrasında görüntülerini televizyonhaberlerinde seyrettiklerini ve oğullarını darbeden polis memurundan şikâyetçiolduklarını söylemişlerdir. Ancak başvurucuların bu ifadelerinde de oğullarınınDevlet Hastanesine ne şekilde ve olaydan ne kadar süre sonra götürüldüğükonusunda bir bilgi bulunmamaktadır.
43. Başvurucular, vekilleri aracılığıyla Hakkâri CumhuriyetBaşsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) başvurmuşlar ve olaya ilişkingörüntülerde duruma müdahale ederek başvurucuya yardım etmediğinin görüldüğünüileri sürdükleri polis memuru (F.Y.) hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardır.Başvuru belgelerinden, söz konusu şikâyetin hangi tarihte yapıldığı kesinolarak belirlenememekte ise de aşağıda yer verilen iddianameden B.T. hakkındaaçılan kamu davasından önce gerçekleştiği anlaşılmıştır.
44. Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) 28/5/2009tarihinde,B.T. hakkında zor kullanma yetkisinin sınırını aşarak başvurucuyu"kasten" yaraladığı iddiası ile kamu davası açmıştır. İddianamede,söz konusu görüntülerin ve tüm dosya içeriğinin incelenmesinden başvurucununB.T. tarafından darbedildiği sırada olay yerinde üçüncü bir kişinin bulunmadığıve sonradan gelen memurun (Kimliği belirtilmemiştir.) başvurucunun yanınaulaştığında olayın sona erdiği belirtilerek başvurucuların bu konudakişikâyetine ilişkin başkaca bir araştırmaya gidilmediği ifade edilmiştir.
45. B.T. 26/8/2009 tarihinde Bakanlığa bir dilekçe göndererekdavanın Hakkâri'de görülmeye başlanması hâlinde olay medyada yer aldığı içinyaşamının ve kamu güvenliğinin büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalacağınıileri sürmüş ve bu nedenle davanın naklini talep etmiştir.
46. Bakanlık 1/9/2009 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına biryazı yazarak -kamu güvenliğinin sağlanması bakımından- davanın naklinigerektirir bir durumun bulunup bulunmadığını sormuştur.
47. Cumhuriyet Başsavcılığının 14/9/2009 tarihinde verdiğicevapta; dava ile ilgili genel güvenliğin İl Emniyet Müdürlüğü tarafındansağlanabileceği, meydana gelebilecek bir olaya kolluk tarafından anındamüdahale edilebileceği, buna rağmen B.T.nin can güvenliğinin risk altındaolabileceği, davanın bir terör örgütü tarafından provoke edilmesinin vesonucunda toplumsal olayların çıkmasının da ihtimal dâhilinde olduğubelirtilmiştir.
48. Söz konusu cevapta; olayın Ulusal Egemenlik ve ÇocukBayramı'nın kutlandığı 23 Nisan günü gerçekleşmesi, mağdurun bir çocuk olması,olayın kamuoyunda "çocuğa bayram dayağı" şeklinde değerlendirilmesiile olaydan sonra Hakkâri'nin merkezinde ve ilçelerinde olayı protesto etmekamacı ile bazı işyerlerinin bir süre kapatılması, güvenlik güçlerine karşıdirenç gösterilmesi, izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşü gerçekleştirilmesi veiçinde bulunulan bölgenin bu tür olaylara karşı verdiği önceki tepkilergözönünde bulundurulduğunda kamu güvenliğinin tehlikeye düşmesinin olasılıkdâhilinde olduğunun değerlendirildiği bildirilmiştir.
49. Davaya ilişkin yargılamaya 17/9/2009 tarihinde başlayanHakkâri Asliye Ceza Mahkemesi, başvurucuları ve olay yerinde görev yapan polismemurlarından bazılarını dinlemiştir. Söz konusu kişiler, bu ifadelerindeönceki beyanlarını tekrar etmişlerdir. Başvurucular, davaya müdahil (katılan)de olmuş ve eylemin kasten öldürme suçuna teşebbüs kapsamında kaldığını ilerisürerek görevsizlik kararı verilmesini ve dava dosyasının görev bakımından üstdereceli mahkeme olan Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesini talepetmişlerdir.
50. Mahkeme, görev itirazını reddetmiş ve B.T.nin savunmasınınalınması amacıyla -olaydan sonra belirlenemeyen bir tarihte atamasınınyapıldığı- Elazığ Mahkemesine talimat yazmıştır. Bu talimat gereğince alınansavunmasında B.T., kalabalık bir grup içinde kaldığını ve bu gruptakilersaldırınca elinde bulunan gaz tüfeğini kendisini korumak amacıyla salladığısırada tüfeğin dipçiğinin başvurucuya denk geldiğini söylemiştir.
51. Bakanlık 19/1/2010 tarihinde, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığına yazı yazarak söz konusu davanın kamu güvenliğinin sağlanmasıyönünden başka bir yer mahkemesine nakledilmesinin talep edilmesini ve sonucuhakkında bilgi verilmesini istemiştir. Başvurucular, B.T.nin davanın naklitalebinden ve bu talep ile ilgili söz konusu yazışmalardan haberdar olmuş;davanın herhangi bir yere naklinin gerekmeyip bu durumun davaya etkilikatılımlarını engelleyeceğini ileri sürerek Mahkemeden naklingerçekleştirilmemesini ya da hiç değilse yakın bir bölgeye yapılmasınıistemişlerdir.
52. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27/1/2010 tarihli yazısıile talebi inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesi 1/2/2010 tarihinde, CumhuriyetBaşsavcılığının davanın başka bir yere naklinin uygun olacağı yolundakigörüşünü ve Bakanlığın bu husustaki isteğini yerinde gördüğünü belirterekdavanın kamu güvenliği nedeniyle Isparta Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesinenakline karar vermiştir. Söz konusu kararda, nakilde Isparta'nın hangi gerekçeile seçildiği konusunda ise bir açıklama bulunmamaktadır.
53. Bu karar Hakkâri Asliye Ceza Mahkemesine ulaştığında dabaşvurucular, etkili katılımlarının önüne geçileceği gerekçesiyle davanınnakline karşı çıktıklarını bir kez daha tekrarlamışlardır. BaşvurucularIsparta'da gerçekleştirilecek olan yargılamaya gerek ekonomik gerekse ulaşımzorluğu gibi sebeplerle katılmalarının mümkün olmadığını, dolayısıyla davanınnaklinde sanığın yaşadığı Elazığ dâhil ulaşımı kendileri açısından nispetendaha kolay bir yerin tercih edilmesi gerektiğiniifade etmişlerdir.
54. Hakkâri Asliye Ceza Mahkemesi davayı görmeye başladığıtarihten beş ayı aşkın bir süre sonra 4/3/2010 tarihinde, davanın Isparta'yanakline -Yargıtayın anılan kararı gereğince- karar vermiştir. Bu aşamadan sonrayargılamayı yürüten Isparta 3. Asliye Ceza Mahkemesi (Isparta Asliye CezaMahkemesi) B.T.nin savunmasını 3/2/2011 tarihli duruşmada almıştır. Adı geçeninbu ifadesinde önceki aşamalarda verdiği ifadelerine ek olarak söylediğihususlar şöyledir:
" ... Şehirde sürekli olaylar meydanageliyor ve polise yönelik sözlü ve fiili tacizler oluyordu. Bu nedenlepsikolojik olarak oldukça gergin durumdaydık. Göreve dahi çıkamaz durumagelmiştik.... Arka tarafımda yer alan çocuğun elinde taş gördüm. Yüzünde poşudiye tabir edilen gözlerine kadar maske vardı. Engellemek amacıyla elimdebulunan TEM1 diye tabir edilen dipçik kısmı plastik olan silahın dipçik kısmıile kendimi korumak amacıyla hamle yaptım. O anda etrafımız hilal şeklindekalabalıkla sarılmıştı. Taş ve gaz saldırıları devam ettiği için gerek bengerekse diğer arkadaşlarım kaçmak zorunda kaldık. ...Olay günü M16 silahıyanımda değildi. Belirttiğim gibi TEM1 adlı silah vardı. ...Olay esnasında veöncesinde psikolojik durumumuz oldukça kötüydü. Tüm arkadaşlar tedirgindik.Mağdur çocuk kendini olayların akışına kaptırdığı için beni fark edememişti.Ben de çocuğu etkisiz hale getirmeye çalıştım(dedi)."
55. Isparta Asliye Ceza Mahkemesi, olay yerindeki bazı polismemurlarını istinabe (talimat) yoluyla dinlemiştir. Bu memurlardan bazılarıbaşvurucuyu olay sırasında kendilerine taş atarken gördüğünü, diğerleri iseolay yerinde görmediklerini söylemiştir. Mahkeme, başvurucular ile diğertanıklarınbeyanlarını ise almamış; buna gerekçe olarak daha önce Hakkâri AsliyeMahkemesince dinlenmiş olmalarını göstermiştir.
56. Davanın devam ettiği 10/12/2010 tarihinde başvurucular,vekilleri aracılığıyla Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden başvurmuş; olayamüdahale etmeyip başvurucu Seyfullah Turan'ı olay yerinde yaralı şekilde terkettiğini ileri sürdükleri polis memuru (F.Y.) hakkında yaptıkları suçduyurusuna ilişkin bir karar verilmediğini belirterek adı geçen hakkındagereğinin yapılmasını talep etmişlerdir.
57. Cumhuriyet Başsavcılığı taleple ilgili bu kez ayrı birsoruşturma açmış ve 12/8/2011 tarihinde, polis memurunun kimliğininbelirlenemediğini -disiplin soruşturmasında belirlenmiştir- ayrıca bu memuruntoplumsal şiddet olaylarının devam etmesi nedeniyle olay yerinden ayrılmakdurumunda kaldığını belirterek şikâyet hakkında kovuşturmaya yer olmadığınaitirazı kabil olmak üzere karar vermiştir.
58. Soruşturma dosyası ve başvuru belgelerinde, başvurucularınbu karara itiraz edip etmediğine ilişkin bir bilgi ya da belgeye rastlanmadığıgibi başvurucular da bireysel başvuru dilekçelerinde bu konuda bir açıklamayapmamışlardır.
59. Başvurucu Seyfullah Turan'a ilişkin kesin adli rapor, AdliTıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu tarafından 28/2/2011 tarihindedüzenlenmiş ve Isparta Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Bu rapora görede başvurucu, kafatasında kemik ayrılmasına neden olan basit tıbbi müdahale ilegiderilemeyecek yaralanma nedeniyle hayati tehlike geçirmiştir.
60. Isparta Asliye Ceza Mahkemesinin yargılaması 19/7/2010tarihinde başlamış ve yargılamada toplamda altı duruşma gerçekleştirilmiştir.Duruşmalar, birkaç aylık periyotlarla yapılmıştır. Başvurucular, buduruşmaların hiçbirine katılmamıştır. Kendilerini bazı duruşmalarda temsil edenve farklı şehirlerden gelen vekilleri, bu yargılamanın da hemen hemen heraşamasında başvurucuların duruşmalara katılamamalarına gerekçe olarakIsparta'nın Hakkâri'ye çok uzak olmasını, bu iki şehir arasında hava yoluulaşımının bulunmamasını ve başvurucuların yolculuk için yeterli ekonomik gücesahip olmamasını göstermişlerdir. Başvurucular da vekilleri aracılığıyladavanın naklindeki gerçek amacın yargılamaya katılabilmelerinin önünegeçilebilmesi olduğunu ileri sürmüş, Mahkemeden davanın Van veya Ankara gibiHakkâri'ye nispeten daha kolay ulaşılabilir bir şehre nakledilmesini talepetmişlerdir.
61. Başvurucular ayrıca Hakkâri Asliye Ceza Mahkemesine ilerisürdükleri eylemin öldürme suçuna teşebbüs olduğuna ve yargılama yapmagörevinin bu nedenle ağır ceza mahkemesine ait olduğuna ilişkin itirazlarınıdavanın Isparta Asliye Ceza Mahkemesinde görülmesi sırasında da ilerisürmüşlerdir. Ancak bu itirazları da Isparta Asliye Ceza Mahkemesince kabuledilmemiştir.
62. Isparta Asliye Ceza Mahkemesi 22/12/2011 tarihinde, davahakkında nihai kararını (hüküm) vermiştir. Mahkeme bu kararının gerekçesinde,B.T.nin gaz tüfeğinin dipçik kısmıyla vurmak suretiyle baş bölgesinde kemikkırıkları oluşmasına ve hayati tehlike geçirmesine neden olacak şekildebaşvurucuyu yaraladığı hususunun tartışmasız olduğunu belirttikten sonradeğerlendirilmesi gereken ana meselenin olayın niteliğinin belirlenmesiolduğunu ifade etmiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
" ... Tarafsız tanık konumunda olduğudeğerlendirilen basın mensubu N... E... beyanlarında söz konusu alanda yüzleriörtülü dört kişinin olduğunu, mağdur çocuğun yüzünün açık olduğunubelirtmiştir. Diğer tanık polis memurları, mağdur çocuğun yüzünde poşu olduğunubelirtmişlerdir. Dosyaya buna ilişkin olarak daha öncesinde mağdur çocuğunyüzünde poşu bulunan fotoğraf da delil olarak sunulmuştur.
Mağdur çocuğun polise taş atan yüzleri poşuludiğer kişilerle bir arada bulunduğu anlaşılmaktadır. Polisin olaya müdahalesiüzerine diğer yüzleri örtülü kişilerin kaçtıkları mağdur çocuğun isekaçamadığı, sanık B...'ın müdahalesi ile karşılaştığı görülmektedir.
Olay tüm aşamalarıyla değerlendirildiğindesanık polis memurunun olay günü takviye amaçlı olay yerinde bulunduğu, taş veMolotof kokteyl saldırısı altında olaya müdahale ettiği, olayın çok hızlıbiçimde gerçekleştiği, polis B...'ın mağdura yönelik dipçik darbesiyle mağdurunyere yıkıldığı, sanık Polis'in mağdurun yere yıkılmasından sonra şaşırarakyerde yatan çocuğa baktığı ve bir müddet sonra uzaklaştığı, buna göre sanığın olayamüdahale anlamında mağdur çocuğa yönelik hareketlerini olayın sıcağı içerisindedengeli biçimde ayarlayamadığı ve dipçikle mağdur çocuğun kafa bölgesinevurduğu ancak olay anının sıcaklığı sanığın da savunmasında belirttiği gibiiçinde bulundukları psikolojik durumun gerginliği gözönüne alındığında sanığın amaçlamadığı biçimde eyleminde biraşırılık meydana geldiği, buna göre sanığın eyleminin TCK.nun 27/1. maddesikapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Sanığın dipçikle vurduktan sonra mağdurabakmaya devam etmesi, daha sonra diğer polis arkadaşının gelip mağduru kontroletmesi ve taş saldırısı olduğu için olay yerinden uzaklaşmaları gözönünealındığında sanığın bilerek kasıtlı biçimde mağdura söz konusu hayati tehlikegeçirecek darbeyi amaçlamadığı (kanaatine varılmıştır)."
63. Mahkeme, B.T.nin olaydan sonra pişmanlık gösterendavranışlar sergilediğini ve "duruşmalarda saygılı tutum içindebulunduğu"nu gerekçe göstererek hakkında takdiri indirim hükümlerini deuygulamış ve sonuç olarak 6 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına kararvermiştir.
64. Mahkeme, kararın verildiği duruşmada müdafiinin talebiüzerine B.T.nin "kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması"nı veyine duruşmalardaki "saygılı tutum ve davranışları"nı gerekçe gösterereksöz konusu cezayı içeren hükmün açıklanmasını geri bırakmıştır. Mahkeme, B.T.hakkında ilgili kanun gereğince beş yıllık bir denetim süresi belirlemiş ancakolaydan sonraki tutum ve davranışları ile kişisel ve sosyal durumunu gerekçegöstererek bu süre içinde herhangi bir denetim tedbiri uygulanmasına yerolmadığına karar vermiştir. Mahkeme, kararında son olarak B.T.nin denetimsüresi içinde kasten yeni bir suç işlememesi durumunda ilgili kanun gereğincedavanın düşmesine karar verileceğine yer vermiştir.
65. Başvurucular, bu kararı temyiz etmişlerdir. Temyiztaleplerinde, B.T.nin olayda doğrudan öldürme kastı ile hareket etmesine veyetkilerinin sınırlarını açıkça aşmasına rağmen Mahkemenin ilgili kanunhükümlerini uygularken eylemin cezasız kalmasına yol açacak şekildedeğerlendirmeler yaptığını ileri sürmüşlerdir. Taleplerini inceleyen Yargıtay12. Ceza Dairesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararlarına karşıancak itiraz yolunun mümkün olduğu gerekçesi ile dava dosyasını incelemeksizinIsparta Asliye Ceza Mahkemesine iade etmiş; Isparta Asliye Ceza Mahkemesi dedosyayı bu karara istinaden itiraz incelemesi yapmak üzere Isparta 1. Ağır CezaMahkemesine (Ağır Ceza Mahkemesi) göndermiştir.
66. Talebi itiraz mercii olarak inceleyenAğır Ceza Mahkemesi3/1/2014 tarihinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında herhangibir kanuna aykırılık görülmediği gerekçesi ile itirazın reddine kararvermiştir.
67. Bu karar başvuruculara 21/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiş,14/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
C. Tazminat Davası Süreci
68. Bakanlığın 8/2/2017 tarihli yazısına göre başvurucular,İçişleri Bakanlığına karşı maddi ve manevi tazminat talebiyle dava açmıştır.Van 1. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 18/9/2015 tarihinde, maddi ve manevitazminat talebinin kısmen kabulüne ve toplamda 42.142,71 TL tazminatınbaşvuruculara ödenmesine karar vermiştir.
69. Danıştay Onuncu Dairesi 29/4/2016 tarihinde, meydana gelenzararda başvurucunun müterafik kusuru bulunduğu gözetilerek bir karar verilmesive tazminat hesabının da bu durum nazara alınarak yapılması gerekirken olaydatümüyle idarenin kusuru olduğu kabul edilerek tazminat miktarınınbelirlenmesinde hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle söz konusu kararıbozmuştur.
70. Bakanlığın anılan yazısına göre bu karar, karar düzeltmetalebi doğrultusunda Onuncu Daireye gönderilmiş olup inceleme aşamasındadır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
71. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun"Davanın nakli" kenarbaşlıklı 19. maddesi şöyledir:
"(1) Yetkili hâkim veya mahkeme, hukukîveya fiilî sebeplerle görevini yerine getiremeyecek hâlde bulunursa; yüksekgörevli mahkeme, davanın başka yerde bulunan aynı derecede bir mahkemeyenakline karar verir.
(2) Kovuşturmanın görevli ve yetkili olanmahkemenin bulunduğu yerde yapılması kamu güvenliği için tehlikeli olursa,davanın naklini Adalet Bakanı Yargıtaydan ister."
72. 5271 sayılı Kanun'un "Hükmünaçıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması" kenarbaşlıklı 231. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:
(...)
(5) (Ek fıkra: 06/12/2006 - 5560 S.K.23.md)Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, ikiyıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümlersaklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkındabir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) (Ek fıkra: 06/12/2006- 5560 S.K.23.md)Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûmolmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ileduruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suçişlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamununuğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyletamamen giderilmesi,
gerekir.
( ...)
(8) (Ek fıkra: 06/12/2006 - 5560 S.K.23.md)Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beşyıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur.
(...)
(10) (Ek fıkra: 06/12/2006 - 5560 S.K.23.md)Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestliktedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geribırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.
(11) (Ek fıkra: 06/12/2006 - 5560 S.K.23.md)Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestliktedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmüaçıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyensanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmınıninfaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasınınertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni birmahkûmiyet hükmü kurabilir.
(12) (Ek fıkra: 06/12/2006 - 5560 S.K.23.md)Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
73. 5271 sayılı Kanun'un"Mağdur ile şikâyetçinin hakları"kenar başlıklı 234. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"(1) Mağdur ile şikâyetçinin haklarışunlardır:
(...)
b) Kovuşturma evresinde;
1. Duruşmadan haberdar edilme,
2. Kamu davasına katılma,
3. Tutanak ve belgelerden (…) (1) örnekisteme, (1)
4. Tanıkların davetini isteme,
...
6. Davaya katılmış olma koşuluyla davayısonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma.
...
(3) Bu haklar, suçun mağdurları ileşikâyetçiye anlatılıp açıklanır ve bu husus tutanağa yazılır."
74. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi"kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:
"(1) Suç işleyen kişihakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirinehükmolunur.
(2)Ceza Kanununun uygulamasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet,renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç,millî veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönündenayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz."
75. 5237 sayılı Kanun'un "Kast"kenar başlıklı 21. maddesi şöyledir:
"(1) Suçun oluşması kastın varlığınabağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerekgerçekleştirilmesidir.
(2)Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesinerağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmışmüebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbethapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapiscezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadarindirilir.
76. 5237 sayılı Kanun'un"Taksir" kenar başlıklı 22. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:
"(1) Taksirle işlenen fiiller, kanununaçıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüneaykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilenneticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesinekarşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu haldetaksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(...)"
77. 5237 sayılı Kanun'un"Meşru savunma ve zorunluluk hâli" kenar başlıklı 25.maddesi şöyledir:
"(1) Gerek kendisine ve gerek başkasınaait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olanhaksız bir saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimdedefetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait birhakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağıbulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmakzorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasındaorantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez."
78. 5237 sayılı Kanun'un"Sınırın aşılması" kenar başlıklı 27. maddesi şöyledir:
"(1) Ceza sorumluluğunu kaldırannedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde, fiil taksirle işlendiğindede cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birindenüçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazurgörülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile cezaverilmez."
79. 5237 sayılı Kanun'un "Cezanınbelirlenmesi" kenar başlıklı 61. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:
" (1) Hâkim, somut olayda;
a) Suçun işleniş biçimini,
b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d) Suçun konusunun önem ve değerini,
e) Meydana gelen zarar veya tehlikeninağırlığını,
f) Failin kast veya taksire dayalı kusurununağırlığını,
g) Failin güttüğü amaç ve saiki,
Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanunîtanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.
(...)."
80. 5237 sayılı Kanun'un "Takdiriindirim nedenleri" kenar başlıklı 62. maddesi şöyledir:
"(1) Fail yararına cezayı hafifletecektakdiri nedenlerin varlığı hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis cezasıverilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.
(2) Takdiri indirim nedeni olarak, failingeçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindekidavranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlargöz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri karardagösterilir."
81. 5237 sayılı Kanun'un "Zorkullanılması yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı256. maddesi şöyledir:
"Zor kullanma yetkisine sahip kamugörevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiğiölçünün dışında kuvvet kullanması hâlinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümleruygulanır."
82. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve SalâhiyetKanunu’nun “Zor ve silah kullanma”kenar başlıklı 16. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“(Değişik: 2/6/2007-5681/4 md.) Polis,görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıylave kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmeninmahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekildekademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartlarıgerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilerekarşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşıveya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlıve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polisköpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,
ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeyedevam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtaryapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zor kullanma yetkisi kapsamındadirenmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağızorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarakmüdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç vegereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
Polis, kendisine veya başkasına yönelik birsaldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesindesavunmada bulunur.
...”
83. Bakanlar Kurulunun 23/3/1979 tarihli kararı ile 24/4/1979tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün(Tüzük) "Disiplin cezaları"kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:
"Emniyet Teşkilatı memurlarına verilecekdisiplin cezaları şunlardır:
A) Uyarma, memura, görevinde daha dikkatlidavranması gerektiğini yazı ile bildirmektir.
B) Kınama, memura, görevinde vedavranışlarında kusurlu sayıldığını yazı ile bildirmektir.
C) Aylık kesme, memurun, 15 günlüğe kadaraylığının kesilmesidir.
Ç) Kısa süreli durdurma, memurun, bulunduğukademede ilerlemesinin 4, 6 ya da 10 ay için durdurulmasıdır.
D) Uzun süreli durdurma, memurun, bulunduğukademede ilerlemesinin 12, 16, 20 ya da 24 ay durdurulmasıdır.
E) Meslekten çıkarma, memurun, EmniyetTeşkilatı hizmetlerinde bir daha çalıştırılmamak üzere meslektençıkarılmasıdır.
F) Devlet memurluğundan çıkarma, memurun, birdaha Devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarılmasıdır."
84. Anılan Tüzük'ün "Uzunsüreli durdurma" kenar başlıklı 7. maddesinin ilgilibölümü şöyledir:
"Uzun süreli durdurma cezasını gerektireneylem, işlem, tutum ve davranışlar şunlardır:
...
B) 16 ay süreli durdurma;
1 - Hizmet içinde resmi sıfatının gerektirdiğisaygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmak,
..."
B. Uluslararası Hukuk
1. Birleşmiş MilletlerBelgeleri
85. Birleşmiş Milletlerin 29 Kasım 1985 tarihli Suçtan ve Yetkiİstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel PrensiplerBildirisi'nde;
-Suç mağdurlarının uluslararası ve ulusal düzeyde adalete ulaşmalarıve adil muamele görmeleri,
-Zararlarının giderilmesi, tazminat ve yardım için tedbirleralınması,
-Yargısal ve idari mekanizmaların mağdurların ihtiyaçlarınakarşılık verebilmesi için mağdurlara özellikle ağır suçlar söz konusu olduğundave mağdurların talep etmeleri hâlinde yargılamadaki rolleri ve kapsamı,yargılamanın zamanlaması ve ilerlemesi ile davalarının durumu hakkında bilgiverilmesi,
-Sanığın haklarına zarar vermeden ve ulusal ceza adaletisistemine uygun biçimde mağdurun kişisel haklarını ilgilendirdiği durumlarda,davanın gerekli aşamalarında kendisinin görüş ve düşüncelerini sunmasına izinverilmesi,
-Hukuki süreç boyunca mağdurlara uygun bir hukuki yardımsağlanması,
-Mağdurlara verilebilecek rahatsızlıkları asgariye indirmek,mahremiyetlerini korumak, gerektiği zaman kendilerinin, ailelerinin velehlerine olan tanıkların güvenliklerini sağlamak ve onları baskı vemisillemeye karşı korumak için tedbir almaları tavsiyelerine yer verilmiştir.
86. 27 Ağustos 1990 ile 7 Eylül 1990 tarihleri arasında Küba’nınHavana şehrinde yapılan 8. Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve SuçlularınIslahı Konferansı'nda kabul edilen, güvenlik güçleri tarafından uygulananateşli silahlar ve güç kullanımına ilişkin ilkelerin ilgili bölümü şöyledir:
" (...)
1. Kamu yetkilileri ve emniyet makamları,kanun adamlarının kişilere karşı zor ve silah kullanmaları hakkında yasalarçıkarıp düzenlemeler yaparlar ve bunları yerine getirirler.
Hükümetler ve kolluk kuvvetleri bu türkurallar koyup düzenlemeler yaparlarken, zor ve silah kullanma ile bağlantılıolan ahlaki sorunları her zaman göz önünde tutarlar.
... Kişilerin ölümüne veya yaralanmasına yolaçabilecek silahların kullanılmasını giderek sınırlama düsüncesiyle, uygundurumlarda kullanılmak üzere öldürücü olmayan etkisizleştirici silahlar da buaraçlara dâhildir.
Yine aynı amaçla, başka türlü silahlarıkullanma ihtiyacını da düşürmek için kanun adamlarının kalkan, miğfer, kurşungeçirmez yelek ve kurşun geçirmez taşıtlar gibi kendilerini koruyucu araçlarladonatılmaları mümkündür.
(…)
9. Kanun adamları kendilerinin ve başkalarınınöldürülmelerine veya ağır bir biçimde yaralanmalarına yönelik yakın birtehlikeye karşı müdafaa halleri ile yaşama karşı ağır bir tehdit içeren ağırnitelikteki özel suçların işlenmesini önlemek, bu tür bir tehlike gösteren veyaemirlere direnen bir kimseyi yakalamak veya böyle bir kimsenin kaçmasınıönlemek amacı dışında ve bu amaçları gerçekleştirmek için daha hafif yöntemleryetersiz kalmadıkça başkalarına karşı silah kullanamazlar. Her halükarda sadeceyaşamı korumak için kesinlikle kaçınılmaz olduğu zaman öldürmeye yönelik silahkullanılabilir.
10. Kanun adamları dokuzuncu prensiptebelirtilen durumlarda, kendilerini gereği gibi tanıtarak silah kullanmaniyetleri konusunda açık bir uyarıda bulunurlar ve uyarıya uyulabilmesi içinyeterli zaman verirler. Eğer uyarıda bulunmak, kanun adamlarını gereksiz yeretehlikeye atacak ise veya başkaları için ölüm veya ciddi bir biçimde yaralanmariski yaratacak ise, veya olayın şartları içinde açıkça gereksiz veya anlamsızise, uyarı yapılmaz.
(…)
18. Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar,bütün kanun adamlarının uygun bir eleme usulüne göre göreve seçilmelerini,görevlerini etkili bir biçimde yerine getirmeleri için gerekli olan ahlaki,psikolojik ve fiziksel niteliklere sahip olmalarını ve sürekli ve tam birmesleki eğitim almalarını sağlar. Bu kişilerin bu görevlere sürekli uygunlukiçinde olup olmadıkları periyodik olarak denetlenir.
19. Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar,bütün kanun adamlarının zor kullanmada gerekli eğitimi almalarını ve gerekliyeterlilik standartlarına göre sınavdan geçirilmelerini sağlar.
Silah taşımaları gerekli olan kanun adamları,ancak silahların kullanımı konusunda özel eğitimi tamamlamalarından sonra silahtaşıma yetkisi kazanabilirler.
20. Hükümetler ve kanunen yetkili kuruluşlar,kanun adamlarının eğitiminde, özellikle soruşturma sürecinde polis ahlakı veinsan hakları konularına, zor ve silah kullanmaktansa çatışmaları barışçıl birbiçimde çözüme kavuşturma, kalabalıkların davranışlarını anlama, ikna, müzakereve arabulma gibi yöntemler de dâhil, çeşitli alternatif yöntemler kullanma veayrıca zor ve silah kullanılmasını kısıtlama amacıyla teknik araçlarınkullanılmasına özel bir önem verirler. Kanunen yetkili kuruluşlar, eğitimprogramlarını ve isleyiş usullerini somut olaylar ışığında yenidendeğerlendirirler.
(…)"
2. Avrupa Konseyi Belgeleri
87. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygıyükümlülüğü"kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetkialanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklananhak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar"
88. Sözleşme'nin "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
" Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur...."
89. Sözleşme'nin "İşkenceyasağı" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:
"Hiç kimse işkenceye ve insanlık dışı yada aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz."
90. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 2.maddesi 1. maddesiyle birlikte yorumlandığında devletin yaşama hakkıkapsamındaki bir olayı etkili soruşturma yükümlülüğünün bulunduğunu kabuletmiştir (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık[BD], B. No: 18984/91, 27/9/1995, § 161). Mahkeme, yaşama hakkı kapsamındaincelediği McCann ve diğerleri/ BirleşikKrallık başvurusunda verdiği kararla devletin etkili soruşturmayükümlülüğü bulunduğunu ilk kez belirgin bir şekilde karar altına almıştır.
91. AİHM, 2001 yılında incelediği bir başvuruda verdiği karardaise devletin yükümlülüğündeki etkili soruşturmanın ilkelerini belirlemiştir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, B. No:24746/94, 4/5/2001). "Jordan Prensipleri" olarak da anılan builkeler, Mahkemenin tamamen yeni belirlediğiilkeler değildir. Yukarıdabelirtilen McCann ve diğerleri/ BirleşikKrallık kararından beri önüne gelen davalarda uyguladığı birtakımilkelerinsistematikleştirilmesinden ibarettir. Mahkemenin yaşama hakkıkapsamında etkili soruşturmaya ilişkin belirlediği ilkelerden biri de yürütülensoruşturmanın ve sonuçlarının kamu denetimine açık olması, her olayda ölenkişinin yakınlarının veya başvurucunun meşru menfaatlerini korumak için busürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanmasıdır (Hugh Jordan/Birleşik Krallık,§ 109).
92. Diğer taraftan mağdurlar dâhil edilmeksizin yürütülensoruşturmalar sonucunda mağdurların verilen kararlara yalnızca dosya üzerindeninceleme yapan başvuru organlarına itirazda bulunabilmiş olmaları, mağdurlarınmeşru menfaatlerinin korunması hususunda söz konusu soruşturmalardakieksiklikleri gideremez (Dink/Türkiye,B. No: 2668/07, 6102/08, 300979/08, 7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010, § 89).
93. Bununla birlikte AİHM, kamu görevlisinin karıştığı kötümuamele veya öldürme olayları için uygun olan yaptırımları seçimlerinde ulusalmahkemelere saygı gösterdiğini ancak eylemin vahameti ile verilen ceza arasındaaçık bir orantısızlık olduğu durumlarda değerlendirme ve müdahale etmehususunda yetki kullanmasının gerekli olduğunu belirtmektedir (Nikolova ve Velichova/Bulgaristan, B. No:7888/03,20/12/2007,§ 61).
94. AİHM, aynı zamanda tüm kovuşturmaların mahkûmiyet ve belirlibir cezaya hükmedilmesiyle sonuçlanmasına yönelik mutlak bir yükümlülükbulunmamasına rağmen ulusal mahkemelerin -kamu görevlilerinin ölüme yol açanihmalkârlıkları sonucu ortaya çıkan suçlar da dâhil olmak üzere- kişilerinhayatlarını tehlikeye sokan suçları cezalandırmamaya hiçbir koşulda olanakvermemesi gerektiğinin altını çizmektedir. Mahkemeye göre kamu güvenininsürdürülmesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması ve kanunsuz eylemlere yönelikherhangi bir tolerans ya da ittifak olduğu görünümünün önlenmesi açısından budurum hayati önem taşımaktadır (Okkalı/Türkiye,B. No: 52067/99, 17/10/2006).
95. AİHM, bu nedenle yaşama hakkını korumaya yönelik pozitifyükümlülüğün ulusal hukuk sistemlerinin kanuna aykırı olarak herhangi birkişiyi öldüren ya da ölümcül şekilde yaralayan kişiler hakkında ceza hukukunuuygulayabilme kapasitesini göstermesi gerektirdiğini kararlarında sıkça dilegetirir (Pek çok karar arasından bkz. Nachovave diğerleri/Bulgaristan [BD], B. No: 43577/98, 43579/98, § 60).
96. AİHM, bu nedenle belirtilen yükümlülüğün yerine getirilipgetirilmediğini incelemek için ulusal mahkemelerin bu kararlara varırken hukuksisteminin caydırıcı etkisinin korunması ve yaşama hakkı ihlallerininönlenmesinde oynaması gereken rolün öneminin altının çizilmesi amacıylaSözleşme'nin 2. maddesi uyarınca davaya gereken önemi gösterip göstermediğiniya da ne dereceye kadar gösterdiğini değerlendirmesi görevinin kendisine aitolduğuna vurgu yapmaktadır (Ali ve AyşeDuran/Türkiye, B. No: 42942/02, 8/4/2008, § 62).
97. AİHM, ayrıca Türkiye'de yürürlükte bulunan ilgili hukukunmahkemelere hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermelerine olanaksağladığını ancak mahkemelerin takdir yetkilerini bu tür eylemlere -yaşamahakkını ihlal eden veya kötü muamele oluşturan- hiçbir şekilde müsamahaedilmeyeceğini göstermek için kullanmaktan ziyade ciddi bir suç teşkil edeneylemin sonuçlarını hafifletmek ya da ortadan kaldırmak için kullandıklarınıbelirtmektedir (Okkalı/Türkiye, §75; Kasap ve diğerleri, B. No:8656/10, 14/1/2014, § 17). AİHM, 5271 sayılı Kanun ile düzenlenen hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasının faillerin cezadan muaf tutulması ilesonuçlandığını çünkü belirtilen müessesenin uygulanması sonucunda -failindenetimli serbestlik tedbirlerine uyması koşuluyla- verilen kararın içerdiğiceza ile birlikte tüm hukuki sonuçlarıyla ortadan kalktığını ifade etmektedir (Kasap ve diğerleri, § 17).
98. AİHM, bunların yanında kolluk kuvvetleri tarafındangerçekleştirilen bir operasyon sırasında yaralanan bir kişiye tıbbi bakımuygulanmasından önce -kayda değer bir zaman geçmesi de dâhil olmak üzere- uygunbir tıbbi bakım uygulanmamasının Sözleşme'ye aykırı bir muamele teşkiledebileceğini hatırlatmaktadır (İlhan/Türkiye [BD], B. No: 22277/93,27/6/2000, § 87; Muhacır Çiçek vediğerleri/Türkiye, B. No: 41465/09, 2/2/2016, § 79). AİHM, bu tür olaylardaSözleşme'nin 3. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının sadeceilgili kişinin yaşamını yitirmesinden sonra maruz kaldığı muameleler bakımındansöz konusu olmadığına da vurgu yapmaktadır (Akpınarve Altun/Türkiye, B. No: 56760/00, 27/2/2007,§ 82).
99. Ancak AİHM, ciddi insan hakkı ihlallerinin aile üyeleriüzerindeki psikolojik etkisini kabul etmekle birlikte mağdurun yakınları içinişkence ve kötü muamele yasağı kapsamında ayrı bir değerlendirme yapılabilmesiiçin anılan etkiyi ihlalin kendisinden kaynaklanan kaçınılmaz duygusal acınınötesine taşıyan birtakım özel faktörlerin söz konusu olması gerektiğinivurgulamıştır (Salakhov veIslyamova/Ukrayna, B. No: 28005/08, 14/06/2013, § 199).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
100. Mahkemenin 9/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
101. Başvurucular; polis memuru B.T.nin toplumsal olaylarlaherhangi bir ilgisi bulunmayan başvurucu Seyfullah Turan'ı hedef alarak doğrudanöldürme kastı ile hareket etmesine rağmen olaya ilişkin davada güç kullanmayailişkin koşulların oluştuğunun ve bu koşulların içinde bulunulan psikolojikdurum nedeni ile aşıldığının kabul edilerek eylem ile açıkça orantısız vedolayısıyla da caydırıcı olmayan bir cezaya karar verildiğini, dahası bununlada yetinilmeyip hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile bu yetersiz cezanıntüm sonuçları itibarıyla da etkisiz bırakıldığını ileri sürmüşlerdir.Başvurucular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulaması ile MahkemeninB.T.yi söz konusu yetersiz cezayı almaktan dahi kurtarmayı amaçladığını iddiaetmişlerdir.
102. Başvurucular; takip etmelerinin ve bu şekilde etkilikatılımlarının önüne geçebilmesi amacıyla olaya ilişkin davanın Hakkâri'den binlercekilometre uzaklıktaki Isparta'ya nakledildiğini, ulaşım zorluğu ve ekonomikyetersizlikler gibi nedenlerlebunda da başarılı olunduğunu ileri sürmüşlerdir.
103. Başvurucular, ayrıca başvurucu Seyfullah Turan'ın B.T. ilediğer polis memuru (F.Y.) tarafından olay yerinde yaralı şekilde bırakıldığınıiddia etmişlerdir.
104. Başvuruculardan Mehmet Turan ve Emine Turan, tüm bunlarınyanında oğullarına yönelik şiddet eylemi nedeni ile üzüntü duydukları gibi buüzüntülerinin olayın görüntülerinin medyada yer almasıyla daha da artarakızdıraba dönüştüğünü ileri sürmüş; bu nedenleşiddet eyleminin kendileribakımından da insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olduğunu iddiaetmişlerdir.
105. Başvurucular; bu gerekçelerle Anayasa'nın 17., 36. ve 40.ve Sözleşme'nin 2., 3., 6. ve 13. maddelerinde güvence altına alınan yaşama,adil yargılanma ve etkili başvuru hakları ile insan haysiyetiyle bağdaşmayanmuamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yargılamanın yenilenmesi ilemanevi tazminata karar verilmesi taleplerinde bulunmuşlardır.
106. Bakanlık görüşünde, olaya ve başvuruya konu soruşturmadagerçekleştirilen işlemlere yer verildikten sonra özellikle başvurucularıncezasızlık şikâyeti üzerinde durularak ilgili Kanun'da -5271 sayılı Kanun-hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusunda hâkime tam bir takdir hakkıtanındığı, dolayısıyla somut olayda ilgili koşulların gerçekleşmiş olmasınınsanık için bu hükümlerin uygulanması konusunda bir hak oluşturmadığıbelirtilmiştir.
B. Değerlendirme
1. Uygulanabilirlik Yönünden
107. Anayasa’nın17. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddî ve manevîvarlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimseinsan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.
(Değişik: 7/5/2004-5170/3 md.) Meşrû müdafaahali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veyahükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması,sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerinuygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunludurumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmüdışındadır."
108. Somut olayda başvurucu Seyfullah Turan hayattadır. Bunedenle başvuruda öncelikle yaşama hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17.maddesinin birinci fıkrasının uygulanabirliği hususunda bir değerlendirmeyapmak gerekir.
109. Bir olayda yaşama hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesiiçin gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmaklabirlikte bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayın yaşama hakkıçerçevesinde incelenebilmesi mümkündür (MehmetKaradağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20).
110. Ölümle sonuçlanmayan bir olaya ilişkin başvuru da mağdurakarşı gerçekleştirilen eylemin niteliği ve failin amacı gibi somut olayınkoşulları dikkate alınarak yaşama hakkı kapsamında incelenebilir. Budeğerlendirme yapılırken eylemin potansiyel olarak öldürücü niteliğe sahip olupolmadığı ile maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindekisonuçları önem taşımaktadır (Siyahmet Şiranve Mustafa Çelik, B. No: 2014/7227, 12/1/2007,§ 69;Yasin Ağca, B. No: 2014/13163, 11/5/2017,§§ 109, 110).
111. Başvuruya konu olayda başvurucunun maruz kaldığı şiddetinağırlığı ve acilen gerçekleştirilen tıbbi operasyon sonucunda hayatadöndürülebilmiş olması dikkate alındığında eylemin potansiyel olarak öldürücübir niteliğe sahip olduğu kanaatine ulaşılmaktadır. Bu durum olaydaki diğerfaktörlerle birlikte gözönünde bulundurulduğunda başvurunun yaşama hakkıçerçevesinde incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
112. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucutarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olgularınhukuki tavsifini kendisi takdir eder (TahirCanan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların etkilibaşvuru ve adil yargılanma hakları ile bağlantı kurarak ileri sürdükleriiddialarının yaşama hakkı kapsamında olduğu değerlendirilerek söz konusuiddialara ilişkin inceleme anılan hak kapsamındayapılmıştır.
113. Bununla birlikte başvurucu Seyfettin Turan'ın olay yerindeyaralı şekilde terk edildiğine ilişkin iddianın insan haysiyetiyle bağdaşmayanmuamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
2. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Başvurucular MehmetTuran ve Emine Turan Bakımından
114. Başvurucular, olayda kendileri bakımından da yaşama hakkıve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğiniilerisürmüşlerdir.
115. Öncelikle ileri sürdükleri şikâyetler yönündenbaşvurucuların mağdur statüsüne sahip olup olmadıklarının belirlenmesi gerekir.
116. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. ..."
117. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenarbaşlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir."
118. 6216 sayılı Kanun'un "Bireyselbaşvuru hakkına sahip olanlar" kenar başlıklı 46. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlertarafından yapılabilir."
119. Anayasa Mahkemesi, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleyasağına ilişkin bu tür şikâyetleri incelediği başvurularda hakları ihlaledilen kişinin aile üyelerinin olaydan dolayı ruhsal çöküntü ve üzüntüyaşamalarının kendileri için kaçınılmaz bir sonuç olduğunu, bu nedenleAnayasa'nın 17. maddesinin bu kişiler bakımından ihlal edilebilmesi için sözkonusu durumun yeterli olmadığını ve aile bireylerinden birinin mağdur olupolmamasının yaşadıkları üzüntüden farklı bir boyut kazandıracak özelfaktörlerin başvuruda var olup olmadığına bağlı olduğunu ifade etmiştir (Engin Gök ve diğerleri, B. No: 2013/3955,14/4/2016, §§ 49-54).
120. Diğer taraftan bir bireysel başvurunun kabul edilebilmesiiçin başvurucunun sadece mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp ihlaldendoğrudan veya dolaylı olarak etkilendiğini yani mağdur olduğunu göstermesi veyamağdur olduğu konusunda Anayasa Mahkemesini ikna etmesi gerekir. Bu itibarlamağdur olduğu zannı veya şüphesi de mağdurluk statüsünün varlığı için yeterlideğildir (Ayşe Hülya Potur, B.No: 2013/8479, 6/2/2014, § 24).
121. Buna göre aile bireylerinin insan haysiyetiyle bağdaşmayanmuamele yasağı bakımından mağdur statüsüne sahip olabilmesi için olaydayakınlarına yönelik şiddet eylemi nedeni ile kaçınılmaz olarak yaşanılanüzüntüye farklı bir boyut ve şekil kazandırılmış olmalıdır.
122. Başvurucular da olayın görüntülerinin medyada yer almasınınbu bağlamda oğullarına yönelik şiddet eylemi nedeni ile kaçınılmaz olarakyaşadıkları üzüntüye farklı bir boyut kazandırdığını ileri sürmüşlerdir.
123. Öncelikle olayın medyada yer alması ile olayın gerçekleşmeşeklini bu şekilde öğrenmiş olmalarının başvurucuların oğullarına yönelikşiddet eylemi nedeni ile kaçınılmaz olarak yaşadıkları üzüntüyü artırdığındabir şüphe bulunmamaktadır. Ancak bu konudaki değerlendirmede ilk olarak olaygörüntülerinin kamu makamları tarafından -başvurucuları aşağılamak veya başkabir saikle- medyaya verilmediği, aksine ulusal bir haber kuruluşu tarafındankaydedilip yayımlanması ile olayın ve sorumlusunun ortaya çıktığıbelirtilmelidir. İkinci olarak olayın görüntülerinin aile bireyleri tarafındanmedyada izlenmesinin -somut olayın kendine özgü koşullarında daha önce AnayasaMahkemesinin önüne taşınmış ve ihlal kararı ile sonuçlanmış şiddetin ailebireylerinin gözü önünde gerçekleşmesi durumu gibi (Mehmet Şah Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016)-insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı bakımından doğrudan veya dolaylımağdur olunduğunu gösterir mahiyette bir özellik taşımadığını belirtmekgerekir.
124. Dolayısıyla başvurucuların insan haysiyetiyle bağdaşmayanmuamele yasağı bakımından mağduriyetlerinin söz konusu olmadığı sonucunavarılmıştır.
125. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, mağdurun bizzat başvuruyapmasının mümkün olmadığı ve yakın akrabalık ilişkisinin bulunduğu kimidurumlarda -özellikle yaşama hakkının söz konusu olduğu- başvurucularınihlalden doğrudan etkilenmemiş olmalarına rağmen dolaylı olarak etkilenmelerinedeniyle bu etkiye dayanarak kendi adlarına başvuru yapabileceklerine kararvermiştir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41; CemilDanışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014; Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014; Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No:2013/2782, 11/3/2015).
126. Ancak yakın akrabalar tarafından yaşama hakkından mağdurolunduğunun ileri sürülebilmesi için yakın akrabalık ilişkisi bulunan kişininyaşamını yitirmiş olması gerekmektedir. Somut olayda ise başvurucularınoğulları, ölümcül şekilde yaralanmakla birlikte başvuru tarihi itibarıylahayattadır ve bireysel başvuruda bulunma imkânına sahip olup bunu dakullanmıştır. Dolayısıyla başvurucuların yaşama hakkı bakımından damağduriyetleri söz konusu değildir.
127. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu başvurucular bakımındandiğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Başvurucu SeyfullahTuran Bakımından
i. İnsan HaysiyetiyleBağdaşmayan Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkinİddia
128. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında mağdurlarıneylemi veya yetkililerin saiki ne olursa olsun kötü muamele yasağının ihlaledilmemesi gerektiği vurgulanmıştır. Saikinönemi ne kadar yüksek olursa olsun yaşama hakkı gibi en zor koşullarda bileişkence, eziyet veya insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yapılamaz.Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrası gereğince savaş, seferberlik,sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde bile bu yasağın askıya alınmasına izinverilmemiştir. Anılan maddelerdeki hakkın mutlaklık niteliğini güçlendiren felsefitemel, söz konusu kişinin eylemi ve suçun niteliği ne olursa olsun herhangi biristisnaya veya haklılaştırıcı faktöre veya menfaatlerin tartılmasına izinvermemektir (Cezmi Demir ve diğerleri,B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 104).
129. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının Anayasa'nın17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve devlete yüklediğipozitif yükümlülüklerden yararlanması beklenemez. Bu bağlamda kötü muamelekonusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. İddia edilen olaylarıngerçekliğini tespit etmek için soyut iddiaya dayanan şüphe ötesinde makulkanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki bir kanıt yeterince ciddi, açık vetutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir.Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları dadikkate alınmalıdır (Cezmi Demir vediğerleri, § 95).
130. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“... Başvurudabulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
131. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanundaöngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuruyapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
132. Başvurucu, polis memurunun eylemi sonucunda yaralanmasınarağmen polis memurları tarafından olay yerinde terk edildiğini vebu olayailişkin etkili bir soruşturma yürütülmediğini iddia etmiştir.
133. Diğer taraftan çektikleri görüntülerle olayın ortayaçıkmasını sağlayan haber ajansı muhabirleri ise Çevik Kuvvette görevli polismemurlarından bazılarının kendilerine, olaya üzüldüklerini ancak taşlama eylemigerçekleştirildiği için başvurucuyu hastaneye götüremediklerini söylemeleriüzerine olaya müdahil olduklarını ve başvurucunun yanına giderek ambulansçağırdıklarını ifade etmişlerdir.
134. Adı geçenler, bunun yanında olay yerine çağırdıklarıambulans henüz gelmemişken bir grubun kendilerine olay nedeni ile tepki gösteripbaşvurucuyu alarak mahalle içine götürdüğünü söylemişlerdir(bkz. § 30).
135. Bununla birlikte başvurucunun olay sonrasında DevletHastanesine ne şekilde ve olaydan ne kadar süre sonra götürüldüğü konusundaAnayasa Mahkemesinin önünde yeterli bir bilgi veya belgebulunmamaktadır.Başvurucu, ilgili soruşturmalar sürecinde diğer başvuruculargibi bu konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapmadığı gibi bireysel başvurudilekçesinde de bu konuya hiç değinmemiştir.
136. Başvurucunun başvuru yollarını tüketirken bu konudagösterdiği özensiz tutum sadece bununla da kalmamıştır. Şöyle ki başvurudilekçesine ve ilgili soruşturma belgelerine göre görüntülerde olay yerinebaşvurucu yaralandıktan sonra geldiği görülen polis memuru (F.Y.) hakkındayürütülen soruşturmada, kovuşturmaya yer olmadığına itirazı kabil olmak üzerekarar verilmiş ancak bu karara başvurucu tarafından itiraz edilmemiştir (bkz.§§ 56-58).
137. Polis memuru B.T. hakkında yürütülen soruşturma ile busoruşturmanın konusu arasında bağlantı bulunduğu ve söz konusu bu bağ nedeniile yetkili adli makamların bu olaya ilişkin değerlendirmelerini öğrenebilmekiçin B.T. hakkındaki soruşturmanın sonucunun beklenilmesinin gerekli olduğuileri sürülebilir. Ancak B.T. hakkında yürütülen soruşturma ve ardından açılankamu davası, olaydaki güç kullanmaya ilişkindir. Başvurucunun olay yerindeyaralı şekilde terk edildiği iddiasına ilişkin olarak B.T. hakkında "güçkullanmak"tan düzenlenen iddianamede (bkz. § 44) bu konuda ayrı birdeğerlendirmede bulunulmuş, başvurucunun müracaatı ile açılan başka birsoruşturma sonucunda ise bu değerlendirme ile aynı yönde karar verilmiştir.
138. Bu durum başvurucu tarafından da bilinmekte olup enönemlisi başvurucu, bireysel başvuru dilekçesinde söz konusu şikâyetinindeğerlendirilmesi için B.T. hakkında yürütülen soruşturma ve akabinde açılankamu davasının sonucunu -herhangi bir sebeple- beklediğini ve bu nedenle sözkonusu kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz etmediğini de ilerisürmemiştir.
139. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınanayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hakihlallerinin düzeltilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (AyşeZıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).
140. Dolayısıyla insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele şikâyetineilişkin ceza soruşturmasında yargısal başvuru yolunun bireysel başvuruyapılmadan önce tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecek olup AnayasaMahkemesinin bu durumda söz konusu iddiayı inceleyebilmesi mümkün değildir.
141. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Yaşama Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
(1) Kabul Edilebilirlik Yönünden
142. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurucunun bu iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
(2) Esas Yönünden
(a) Yaşama Hakkının MaddiBoyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
(i) Genel İlkeler
143. Kamusal yetkiyle güç kullanılması sonucu gerçekleşenölümlerin veya ölümcül yaralanmaların devletin yaşama hakkına ilişkin negatifyükümlülüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu yükümlülük hem kasıtlıbiçimde hem de kasıt olmaksızın ölümle sonuçlanan veya sonuçlanabilecek güçkullanımını kapsamaktadır (Cemil Danışman,§ 44). Yaşama hakkına ilişkin negatif yükümlülük kapsamında kamusal biryetkiyle güç kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukuka aykırı bir şekilde hiçbirbireyin yaşamına son vermeme ödevi bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51).
144. Anayasa’nın 17. maddesinin son fıkrasında "(1) meşru müdafaa hali, (2) yakalama vetutuklama kararlarının yerine getirilmesi, (3) bir tutuklu veya hükümlününkaçmasının önlenmesi, (4) bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, (5)sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerinuygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda"yaşama hakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun olacağıbelirtilmiştir.
145. Anayasa’da yaşama hakkına güç kullanmak suretiyle yapılacakmüdahalelere ilişkin yer alan yukarıdaki hükümler ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda daha önce vermiş olduğu kararlar birlikte değerlendirildiğinde kollukkuvvetlerinin ancak Anayasa’da belirtilen amaçlara ulaşmak adına başka birçarenin kalmadığı "mutlak zorunlu durumlarda" ve -güç kullanarakulaşılmak istenen amaç ile karşı karşıya kalınan güce nispeten- "orantılı"bir biçimde güç kullanabilmelerine izin verildiği söylenebilecektir (Cemil Danışman,§ 50; Nesrin Demir ve diğerleri, B. No:2014/5785, 29/9/2016, § 113).
146. Anayasa'mızdaki düzenlemeye benzer şekilde Sözleşme'nin 2.maddesine göre de bir ölüm veya ölümcül yaralanma a) bir kimsenin yasa dışışiddete karşı korunmasının sağlanması, b) bir kimsenin usulüne uygun olarakyakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan birkişinin kaçmasını önleme, c) bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarakbastırılması durumlarında "mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güçkullanımı" sonucunda meydana gelmişse yaşama hakkının ihlaliningerçekleştiğinden söz edilemez (CemilDanışman, § 51; Nesrin Demir vediğerleri, § 114).
147. Ancak öldürücü güç, Anayasa'da belirtilen hâllerde ve başkaşekilde müdahale olanağı kalmaması nedeniyle "son çare olarak"kullanılmalıdır. Bu nedenle yaşama hakkının dokunulmaz niteliği de dikkatealınarak ölümle sonuçlanabilecek bir güç kullanımı söz konusu olduğunda bununzorunluluğu ve orantılılığıAnayasa Mahkemesi tarafından çok sıkı bir şekildedenetlenmelidir (Nesrin Demir ve diğerleri,§107).
148. Bu noktada belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesi bu türdurumlarda yetkili mercilerin bu konuya ilişkin değerlendirmelerine tamamenbağlı kalmak zorunda olmayıp kesin ikna edici bilgi veya bulgulara dayanarakfarklı bir değerlendirmede de bulunabilir (CemilDanışman,§ 58; Nesrin Demir vediğerleri, § 117). Kamu görevlilerinin güç kullanımına ilişkineylemlerinin bu konuda değerlendirmesi yapılırken olayın bütün aşamalarınındikkate alınması gerekmektedir (CemilDanışman, § 57). Bunun yanı sıra bu konuda yapılacak değerlendirmedebir bütün olarak somut olayın hangi koşullarda gerçekleştiğinin ve nasıl birseyir izlediğinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir (Cemil Danışman, § 57; Nesrin Demir ve diğerleri, § 108).
(ii) İlkelerin Somut Olaya Uygulanması
149. Başvuruya konu olayda Isparta Asliye Ceza Mahkemesi, polismemuru B.T.nin güç kullanma yetkisinin sınırlarını kasıt olmaksızın aşarakbaşvurucuyu yaraladığına karar vermiştir. Bu nedenle öncelikle söz konusukararın başvuru konusu olayda güçkullanılmasının ve bu güç kullanmanınsınırının aşılmasının esas itibarıyla Anayasa'nın 17. maddesine aykırıolduğunun kabul edildiği anlamına gelip gelmediğinin tartışılmasıgerekmektedir. Başka bir ifade ile başvuruda ilk olarak derece mahkemesininverdiği mahkûmiyet kararı ile yaşama hakkının Anayasa'nın 17. maddesindekigüvencelere aykırı olarak ihlal edildiğini belirleyip belirlemediğini ortayakoymak gerekir. Bunun ardından söz konusu kararın başvurucunun ihlale ilişkinmağduriyetini giderme konusundaki uygunluğu ve yeterliliği de ayrıcadeğerlendirilmelidir. Çünkü bireysel başvurunun ikincil niteliği gereğiihlallerin tespiti ile bunun yanında ihlale karşılık gelecek uygun ve yeterligiderimin sağlanması görevi, öncelikle Anayasa Mahkemesine değil derecemahkemelerine aittir.
150. Isparta Asliye Ceza Mahkemesi, olayda güç kullanmanınkoşullarının oluştuğunu kabul etmiş ve öncesinde yaşanan olaylar nedeniylekolluk görevlisinin içinde bulunduğu "ruhhâli"nden dolayı amaçlamadığı bir neticenin meydana gelmediğini ifadeetmiştir. Eylemde kasıt olmadığını ve sorumluluğun taksir seviyesinde kaldığınıbelirten Mahkeme, bu sonuca doğrudan taksire (bkz. § 76) ilişkin ilgili Kanunhükümlerine göre değil ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kasıtolmaksızın aşılması hükümleri çerçevesinde ulaşmıştır (bkz. § 78).
151. Bu noktada öncelikle Isparta Asliye Ceza Mahkemesininolaydaki güç kullanılmasına ilişkin olarak kararında; olayın bütün aşamalarını,hangi koşullarda gerçekleştiğini ve ardından nasıl bir seyir izlediğini dikkatealdığını ortaya koyabilecek düzeyde bir açıklamada bulunmadığını ifade etmekgerekir. Kararda, güç kullanılmasının mutlak zorunlu olduğu ve öldürücü güçkullanmaya başka şekilde müdahale olanağı kalmaması nedeniyle "son çareolarak" başvurulduğu konusunda yeterli bir değerlendirme bulunmamaktadır.
152. Söz konusu karar güç kullanmanın mutlak zorunlu olduğuna ilişkinyeterli ve ikna edici değerlendirmeler içermediğinden başvurunun kullanılangücün Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen ve güç kullanmaya ilişkingüvenceler -kişiler için- oluşturan "mutlak zorunluluk veorantılılık" bakımından Anayasa Mahkemesi tarafından ayrıcadeğerlendirilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte ölümle sonuçlanmış veyasonuçlanabilecek bir güç kullanımı söz konusu olduğunda Anayasa Mahkemesininyetkili mercilerin değerlendirmelerine tamamen bağlı kalmak zorunda olmayıpkesin ikna edici bilgi ya da bulgulara dayanarak farklı bir değerlendirmedebulunabileceğini bu noktada yeniden hatırlatmakta yarar bulunmaktadır (bkz. §148).
153. Öncelikle başvuru dosyasında yer alan bilgi ve belgeleregöre Hakkâri'de olayın gerçekleştiği günde, bir süre öncesinden başlayan vetoplumsal olaylara dönüşen şiddet eylemlerinin gerçekleştirildiğianlaşılmıştır. Bu eylemlerde güvenlik güçlerinin hedef alındığı tartışmasızdır.AncakIsparta Asliye Ceza Mahkemesince de değerlendirmeye alınan medyada yeralan görüntülere ve olaya ilişkin soruşturmalarda dinlenen tarafsız tanıkanlatımlarına göre başvurucunun -olay sırasında- bu tür bir eylemgerçekleştirdiğinin kesin olarak belirlenemediğini ifade etmek gerekir.
154. Kolluk tarafından olayın gerçekleştiği günün öncesindebaşvurucunun toplumsal şiddet olaylarına yüzünü gizleyerek katıldığına ilişkingörüntülerin elde edildiğine yönelik olarak bir tespitin varlığı ilerisürülmekte ise de başvurucuya karşı güç kullanan polis memurunun bu hususuolayanında bilebilecek durumda olmadığı ifade edilmelidir. Bu nedenle bu hususunolayda güç kullanımının zorunlu olup olmadığına ilişkin değerlendirmede dikkatealınması mümkün değildir. Ayrıca başvurucunun olay sırasında böyle bir şiddeteylemine katıldığı belirlenememiştir.
155. Dolayısıyla olayda güç kullanmayı mutlak şekilde zorunlukılan bir durumun söz konusu olduğu sonucuna varılamayacaktır. Anayasa'nın 17.maddesi gereğince güç kullanımı ancak Anayasa’da belirtilen amaçlara (bkz. §144) ulaşmak adına ve başka bir çarenin kalmadığı "mutlak zorunludurumlarda"mümkün olup bu koşullar oluşmadan güç kullanılması hâlindeyaşama hakkının ihlali söz konusu olmaktadır.
156. Öte yandan sanık kolluk görevlisi,güç kullanmanın mutlakzorunlu olduğu bir durum ortaya çıkmamışken başvurucuya herhangi bir uyarıda dabulunmaksızın arkasından sessizce yaklaşarak hayati nahiyesi olan baş bölgesineelindeki tüfeğin dipçik kısmı ile birden fazla ve üstelik ilk darbelerinetkisiyle yerde yığılıp kalmışken dahi vurmuş; ardından da başvurucuyu tekmelemiştir.Söz konusu darbelerin etkisi ile başvurucunun kafatası kemikleri bütünlüğünükaybedecek şekilde birbirinden ayrılmış, bir kısmı da hafif olmayacak derecedekırılmıştır. Başvurucu, aldığı darbeler sonucu ölümcül şekilde yaralanmış ancakÜniversite Hastanesi tarafından acilen gerçekleştirilen bir operasyon sonucundahayata döndürülebilmiştir.
157. Dolayısıyla olayda güç kullanılmasına ilişkin zorunluluğunvarlığı konusundaaksinin kabulühâlinde dahi bu saldırının ilgili adli makamlartarafından kabul edilen niteliği gözetildiğinde başka bir çarenin kalmadığıveöldürücü bir güç kullanımının "mutlak zorunlu" hâle geldiği desöylenemeyecektir. Diğer taraftan olayda polis memuru tarafından, ulaşılmakistenen amaç ile karşı karşıya kalındığı ileri sürülen saldırıya nispetenaçıkça orantısız bir güç kullanıldığı hususunda da herhangi bir tereddütbulunmamaktadır.
158. Bu nedenle olayda öldürücü güç kullanmanın zorunlu olduğuve bu nitelikteki bir güç kullanımına başka türlü müdahale olanağı kalmaması nedeniyleson çare olarak başvurulduğu söylenemeyeceği gibi söz konusu gücün orantılı birbiçimde kullanılmadığı da açıkça ortadadır.
159. Sonuç olarak medyada yer aldığı için ne şekilde yaşandığıtüm kamuoyu tarafından da açıkça görülen olayda -Mahkemenin değerlendirmesineesas aldığı bu görüntülere rağmen- güç kullanılmasının mutlak zorunlu olduğu,güç kullanmaktaki sınırın kasıtla aşılmadığı ve sanık kolluk görevlisininbaşvurucunun ağır şekilde yaralanmasını amaçlanmadığı sonucuna nasıl ulaşıldığıanlaşılamamıştır. Oysa sanık kolluk görevlisi -hakkında yürütülen ilgilidisiplin soruşturması sonucunda hazırlanan raporda da açıkça belirtildiğiüzere- diğer kolluk görevlilerinin olaya ilişkin operasyon planlamaları ileoperasyonu gerçekleştiren yetkililerin bilgi ve talimatları dışında, tamamenbireysel olarak hareket etmiş ve bireysel olarak sergilediği bu keyfî ve kastidavranışı nedeniyle sadece başvurucuya değil görev yaptığı polis teşkilatına daağır şekilde zarar vermiştir (bkz. § 36).
160. Başvuru bakımından bu noktada ifade edilmesi gereken enönemli husus; kamu güvenliğinin idamesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması vehukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği görünümünün verilmesininengellenmesi açısından yaşama yönelik ağır saldırıların cezasız kalmamasıgerektiğidir (Filiz Aka, B. No:2013/8365, 10/6/2015, § 32).
161. Kolluk görevlilerinin güç kullanımlarının söz konusu olduğuolaylarda bu durum, sadece cezasızlık için söz konusu olmayıp eylemlerinağırlığı ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlık bulunması hâlinde degeçerlidir. Bu hâllerde yaşama hakkının ihlaline ilişkin başvurucularınmağduriyetlerinin giderimi de söz konusu olmayacağından Anayasa Mahkemesi-derece mahkemelerinin yaptırımları belirlemedeki tercihlerine saygı duymasınave görevi doğrudan bu olmamasına rağmen- söz konusu bu duruma müdahale etmekmecburiyetinde kalabilmektedir. Bu noktada kamu görevlilerinin Anayasa'nın 17.maddesinde güvence altına alınan yaşama hakkı ile işkence ve kötü muameleyasağı kapsamında işlediği suçlar için uygulanan yaptırımlara ilişkin olarak daAnayasa Mahkemesinin anayasal denetim yapma görevinin bulunduğunu (Cezmi Demir ve diğerleri, § 76) tekrarbelirtmek gerekir.
162. Yaptırımlara ilişkin bu tür uygulamalar, ilişkili olduğuyaşama hakkının usul boyutunun ihlal edildiği iddiası için yapılandeğerlendirmede de ifade edildiği üzere benzer yaşama hakkı ihlallerigerçekleştiren kamu görevlilerinin cezasız kalmalarına ya da gerektiği gibicezalandırılmamalarına yol açıp caydırıcılık sağlanamadığı için devletin bu türihlalleri önlemeye ilişkin etkili ceza soruşturması yürütme yükümlülüğünüzedelemektedir. Yaşama hakkının maddi boyutunun değerlendirildiği bu bölümdeise söz konusu bu durum, başvurucunun ihlale ilişkin mağduriyetinin giderilip giderilmediğininbelirlenmesi bakımından oldukça önem arz etmektedir.
163. Yukarıda ifade edildiği üzere somut olayda derecemahkemesince, öldürücü gücün kullanılmasının mutlak zorunluluğu üzerindeyeterince durulmadığı gibi güç kullanmadaki sınırın kasten aşıldığı ve gücünorantısızlığı da gözetilmemiş ve sonucunda kolluk görevlisinin sadece 6 ay 7gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.Bu durum ise ihlalekonu suçun ağırlık derecesi ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlıkmeydana getirerek başvurucunun ihlale ilişkin mağduriyetinin giderilmemesine deneden olmuştur.
164. Öte yandan yine aşağıda ilişkili olduğu için yaşamahakkının usul boyutunun ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak yapılandeğerlendirmede de ayrıntılarıyla ifade edildiği üzere yasal zorunluluk varolmadığı ve bu konuda tam bir takdir yetkisi bulunduğu hâlde olayda, sanıkhakkında hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağı kanunda açıkça belirtilen hükmünaçıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanmasıyla başvurucununmağduriyetinin giderilmesine bir başka nedenle de engel olunduğu sonucunavarılmıştır.
165. Tüm bu gerekçelerle somut olayda sanık kolluk görevlisinincezalandırılmasının, başvuru konusu olayda güç kullanılmasının ve bu güçkullanımında sınırın aşılmasının esas itibarıyla Anayasa'nın 17. maddesineaykırı olduğunun derece mahkemesince kabul edildiği anlamına gelmediği sonucunavarılmıştır. Bunun yanında ihlale konu suçun ağırlığı ile açıkça orantısız(yetersiz) bir cezaya hükmolunup bu cezanın açıklanmasının dahi geribırakılması nedeniyle başvurucunun söz konusu ihlale ilişkin mağduriyetiningiderildiği de söylenemeyecektir.
166. Açıklanan nedenlerle yaşama hakkının maddi boyutunun ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
(b) Yaşama Hakkının Usul Boyutunun İhlalEdildiğine İlişkin İddia
(i) Genel İlkeler
167. Yaşama hakkı kapsamında devletin etkili soruşturmayükümlülüğü bulunmaktadır. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşama hakkını koruyanhukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve kamu görevlilerinin müdahalesiyleveya onların sorumlulukları altında meydana gelen veya diğer bireylerinfilleriyle gerçekleşen ölümler nedeniyle sorumluların hesap vermelerinisağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §54).
168. Yaşama hakkıyla ilgili usule ilişkin yükümlülük; olayınniteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerinegetirilebilir. Ancak kasıtlı eylemler sonucunda meydana gelen ölüm veya ölümcülyaralanma olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitinive cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir ceza soruşturması yürütmeyükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda idari soruşturmalar ve tazminatdavaları sonucunda idari bir yaptırım veya tazminata hükmedilmesi, ihlaligidermek ve dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§55).
169. Temel amacı yaşama hakkını koruyan hukukun etkili birşekilde uygulanmasını vegerçekleşen ölümler veya ölümcül yaralanmalar nedeniylevarsa sorumluların hesap vermelerini sağlamak olan etkili soruşturmayükümlülüğünün yerine getirilmiş olduğunun kabulü için;
- Yetkili makamların olaydan haberdar olur olmaz resen hareketegeçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecekbütün delilleri tespit etmeleri (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 57),
- Soruşturmanın kamu denetimine açık olması ve mağdurlarınsoruşturmaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımlarının sağlanması (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58),
- Kamu görevlilerinin güç kullanımı sonucu gerçekleşen ölümlerveya ölümcül yaralanmalar yönünden soruşturmanın bağımsız yürütülmesi (Cemil Danışman, § 96),
- Soruşturmaların makul bir özenle ve süratle yürütülmesi (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359,10/12/2014, § 96) gerekmektedir.
(ii) İlkelerin Somut OlayaUygulanması
170. Başvuruda, olaya ilişkin etkili bir soruşturmayürütülmediği ileri sürülmektedir. Başvurucu, etkili soruşturma yürütülmediğisonucuna iki temel şikâyet noktasından hareket ederek ulaşmaktadır. Birincişikâyet, olaya ilişkin davanın kamu güvenliğinin tehlikeye düşme tehlikesibulunduğu gerekçesi ile başka bir yere nakledilmesi nedeniyle davaya etkilikatılımının engellendiğine ilişkindir. İkinci temel şikâyet ise amacı yaşamahakkını korumaya yönelik hukuk kurallarının etkili bir şekilde uygulanmasını veolayın sorumlusunun gerektiği gibi hesap vermesini sağlamak olması gereken sözkonusu soruşturmada, ağır bir suç meydana getiren eylemin sonuçlarınıhafifletmek için sanığın gerektiği şekilde cezalandırılmadığının yanında buyetersiz cezaya ilişkin olarak dahi hükmün açıklanmasının geri bırakılmasımüessesinin uygulanmasıdır.
171. Başvurucunun soruşturmanın resen ve derhâlbaşlatılmadığına, soruşturmanın bağımsız ve süratle yürütülmediğine,soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesinisağlayabilecek bütün delillerin toplanmadığına ilişkin bir şikâyeti bulunmadığıgibi somut olayda etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne ilişkin söz konusuilkelere aykırı hareket edildiğine ilişkin bir bilgi veya bulguya daulaşılamamıştır.
172. Dolayısıyla başvuru, öncelikle olaya ilişkin davanınnaklinin başvurucunun davaya meşru menfaatlerinin korunması için gerektiğiölçüde katılımını engelleyip engellemediği yönünden değerlendirilecektir.
173. Bu noktada öncelikle davanın görevli ve yetkili mahkemeninbulunduğu yerde görülmesi, bazı durumlarda devletin olaya ilişkin etkilisoruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirebilmesini engelleyici birtakımolayların yaşanmasına yol açabilecek, yargılamanın taraflarını ciddi tehditleremaruz bırakabilecek, buna bağlı olarak da taraflara tanınan usule ilişkinanayasal güvenceleri zedeleyebilecek ya da tamamen ortadan kaldırabileceknitelikte, kamu güvenliği bakımından açık ve yakın bir tehlike yaratan bazısonuçların doğmasına sebep olabilecektir.
174. Dolayısıyla yaşama hakkı kapsamındaki bir davanın görevlive yetkili mahkemenin bulunduğu yerde görülmesinin -söz konusu bölgede meydanagelebilecek toplumsal olaylar ya da başka benzeri faktörler dikkate alınarak-kamu güvenliği için tehlikeli olduğu sonucuna varılabilmesi ve bu gerekçe ilebaşka bir yere nakledilmesine karar verilebilmesi mümkündür.
175. Bu durumda davanın başka yerde bulunan aynı derece birmahkemeye nakli yapılırken üzerinde önemle durulması gereken husus, yaşamahakkı kapsamında yürütülen davaların nakledilmesi ile etkili soruşturmanıntemel amacının tehlikeye düşürülmesine ve söz konusu hak kapsamında yer alanilke ve esaslara aykırı olan neticelerin doğmasına sebep olunmaması gerektiğidir.
176. Bu bağlamda davanın nakli ile yaşama hakkı mağdurlarınınmeşru menfaatlerinin korunması için gerektiği ölçüde davaya katılımlarınınsağlamasını talep etme haklarının özüne dokunulmaması gerektiğini ifade etmekgerekir.
177. Diğer taraftan davanın belli bir yerde görülmesinin kamugüvenliği bakımından tehlike doğurabilme potansiyelini haiz olduğu hâllerdenaklin gerekip gerekmediği konusunda yapılacak değerlendirmede salt güvenlikile ilgili genel sorunlar gözönünde bulundurulmamalı, ayrıca bu güvenlikriskinin söz konusu davaya ilişkin yargılama üzerinde olumsuz etkilerininbulunup bulunmadığı da gözetilmelidir. Bunun yanında yargılamanın ilgili yerdebaşlaması veya sürdürülmesinin kamu güvenliği bakımından açık ve yakın birtehlike doğuracağı kanaatine varıldıktan sonra nakille ilgili yapılacakdeğerlendirmede sadece genel asayişin bozulmasının önlenmesinin değil davanıntaraflarının yargılamaya ilişkin anayasal haklarını kullanmalarını engellemeriskinin ortadan kaldırılması amacının da gözönünde bulundurulması gerekir.
178. Bununla birlikte davanın nakli kararları, sadeceyargılamanın görevli ve yetkili mahkemenin bulunduğu yerde görülmesi hâlindekamu güvenliği için tehlike oluşturup oluşturmayacağına değil davanınnakledileceği yerin somut olayın ve yargılamanın kendine özgü koşullarındahangi kriterler gözönünde tutularak belirlendiğine ilişkin olarak da ilgili veyeterli gerekçeye sahip olmalıdır. Bu husus da adalete olan güveninsarsılmaması, hukuk devletine olan inancın sürdürülmesi ve en önemlisi genelolarak kamuoyunda özelde de mağdurlarda davanın naklinin hesap verilebilirliğeilişkin kamuoyu denetiminin ve mağdurların etkili katılımlarının önünegeçilebilmesi amacıyla gerçekleştirildiği kanısının oluşmasına engel olunmasıaçısından kritik bir öneme sahiptir.
179. Başvuruya konu olay Hakkâri'de meydana gelmiş, hakkındakidava ise birtakım yargılama faaliyetleri yürütüldükten sonra kamu güvenliğigerekçe gösterilerek Isparta'da görülmüştür. Başvurucu; davanın Hakkâri'degörüldüğü aşamada defaatle başka bir yere nakledilmesinin gerekmediğini, bunailişkin koşulların oluşmadığını, yetkili mercilerin aksi kanaatte olmasıdurumunda katılımının sağlanabilmesi için naklin sanığın yaşadığı Elazığ dâhil,Hakkâri'ye yakın bir yere gerçekleştirilmesini talep etmiştir.
180. Başvurucu, bu taleplerinde dava Hakkâri'ye uzak bir yerenakledilirse ulaşım zorluğu ve ekonomik yetersizlikler gibi nedenler ile budavaya katılmasının mümkün olmadığını dile getirmiştir. Başvurucu; davanınIsparta'ya nakline karar verilmesinden sonra da itiraz ederek Isparta ileHakkâri'nin birbirine olan mesafesi, iki şehir arasında doğrudan hava yoluulaşımının bulunmaması ve yolculuk için yeterli ekonomik güce sahip olmamasıgibi nedenler ile Isparta'da yürütülecek davaya katılamayacağını belirtmiştir.
181. Nitekim davanın Isparta'da görüldüğü aşamada başvurucu,davaya katılmamış ve vekilleri aracılığıyla Hakkâri Mahkemesine ileri sürdüğügerekçelerle davanın Hakkâri'ye yakın hatta Ankara gibi yakın olmamaklabirlikte ulaşımı nispeten daha kolay bir yere nakli taleplerini yinelemiştir.
182. İlk olarak söz konusu dava Hakkâri'de belli bir süre ile -5ayı aşkın bir süre- görülmüş ancak bu süre içinde kamu güvenliğinin tehlikealtında bulunduğunu veya tehlike altına girebileceğini gösteren herhangi birolay söz konusu olmamıştır. Davanın sanığı olaydan sonra Hakkâri'den ayrılıpElazığ'da yaşamaya başlamış ve sanığın savunması burada alınmıştır. Ayrıcadavadaki diğer usule ilişkin işlemler gereği gibi yürütülebilmiş ve bu süreçtekamu güvenliğinin tehlikeye düşmesi ile başvurucu veya sanığın yargılamadakiusule ilişkin güvencelerinin zedelenmesi gibi bir durum da ortaya çıkmamıştır.
183. İkinci olarak söz konusu davanın nakli kararında, hangigerekçeyle Isparta'nın seçildiğine ilişkin bir açıklamada bulunulmamaktadır.Ayrıca böyle bir açıklama bulunmamasının yanında başvuru belgelerinde, bukonuda değerlendirme yapılabilmesine olanak verecek nitelikte Isparta'nın-diğer adliyelerdeki iş yoğunluğu, bu adliyelerdeki hâkim ve Cumhuriyet savcısısayısının yetersizliği veya daha önceki benzer nakillerin başka yerlereyapılması gibi faktörler dikkate alınarak- seçildiğine ilişkin bir bilgi veyabelgeye de rastlanmamıştır.
184. Başvurucu, derece mahkemelerine bu konudaki itirazlarında davanınnakline mutlak surette karşı çıkmamıştır. Başvurucu, davanınsanığının yaşadığıElazığ dâhil kendisi bakımından ulaşımı nispeten daha kolay olan şehirlerdegörülmesini talep etmiş ancak bu talebine herhangi bir gerekçe ile karşılıkverilmeksizin dava Isparta'ya nakledilmiştir.
185. Sonuçta dava, Hakkâri'ye makul sayılabilecek uzaklıktakibir şehirde değil yaklaşık 1.500 kilometre uzaklıktaki Isparta'da ve herhangibir gerekçe gösterilmeksizin görülmüştür. Bu, Hakkâri'de yaşayan ve davayıtakip etmek isteyen başvurucu ve yakınları için duruşmaların gerçekleştirildiğibirkaç aylık periyotta (toplamda altı duruşma) kilometrelerce yolu katetmekanlamına gelmektedir. Bunun için uygun ve yeterli zaman ile fiziksel ve ruhsaldayanıklığın yanında kâfi derecede ekonomik güce sahip olunmasının gerektiğiise izahtan varestedir. Oysa yaşama hakkı mağdurlarının meşru menfaatlerininkorunması için bu tür bir zorunluluğa, üstelik hiçbir gerekçe gösterilmeksizinkatlanmalarını beklemek makul değildir.
186. Başvurucunun davayı vekilleri aracılığıyla takip edipdavadaki bilgi, belge ve gelişmelerden bu şekilde haberdar edildiği ve ilgilikararlarla işlemlere itiraz edebilme şansına sahip olduğu, hatta dava sonucundaverilen karara da itiraz ettiği, böylece davaya katılımında bir eksiklikbulunmadığı ileri sürülebilir.
187. Ancak katılımın etkililiğinin seviyesi, başvuruya konusoruşturma ve kovuşturmaların kendine özgü koşullarına göre değişebilecek olupher hâlükârda meşru menfaatlerini korumak için olayın sanığının savunmasınınalındığı, görgü tanıklarının dinlendiği, bilirkişi raporlarının tartışıldığı,olaya ilişkin şikâyetlerinin dile getirildiği ve diğer delillerin ilerisürülerek tartışmasının yapıldığı duruşmalara katılmak isteyen mağdurlara buimkân tanınmalıdır. Aksinin kabulü, katılımın sadece teorik olarak kabuledilmesi, pratikte sağlanmaması ve hakkın özünün zedelenmesi anlamınagelebilecektir.
188. Öte yandan başvurucu davaya katılma imkânından bu şekildemahrum bırakılmışken olayın sanığı olan kolluk görevlisi, Isparta'daki davayakatılabilmiş ve Hakkâri'de yürütülen yargılamadakinden farklı bir savunmaverebilmiştir. Bu savunmanın Isparta Asliye Ceza Mahkemesince hükme esasalınmasının yanında sanığın cezasında duruşma sırasında Mahkemeye karşısergilediği kabul edilen saygılı tutumu gerekçe gösterilerek indirim yapıldığıve hatta bu cezanın aynı ve benzer gerekçelerle açıklanmasının dahi geribırakılmasına karar verildiği görülmüştür(bkz. §§ 62-64).
189. Sonuç olarak Hakkâri'de yürütülmesi kamu güvenliği içintehlike oluşturduğu değerlendirilen davanın Hakkâri'ye yaklaşık 1.500 kilometreuzaklıktaki Isparta'ya herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin nakledilmesi ilebaşvurucunun söz konusu davaya meşru menfaatlerini korumak içinkatılabilmesinin önüne geçilerek soruşturmanın bu yönüyle etkililiğininderinden zedelendiği kanaatine varılmıştır. Bu durum beraberinde genel olarakkamuoyunda, özel olarak da başvurucuda etkili katılımın önüne geçilebilmesiamacıyladavanın naklinin gerçekleştirildiği izleniminin oluşması ihtimalinigündeme getirmiştir.
190. Temel amacı yaşama hakkını korumaya yönelik hukukkurallarının etkili bir şekilde uygulanmasını ve olayın sorumlularının hesapvermesini sağlamak olan soruşturmanın etkililiği bakımından başvuruya konuolayda üzerinde durulması gereken bir diğer önemli husus ise söz konusu davadabenzer yaşama hakkı ihlallerinin önlenebilmesi bakımından caydırıcılığınsağlanıp sağlanmadığıdır.
191. Davada verilen cezanın sanığın eylemine karşılık olarakuygunluğu ve yeterliliği, yaşama hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğiiddiasının incelendiği bölümde -başvurucunun ihlale ilişkin mağduriyetiningiderilip giderilmediği bakımından- ayrıntılarıyla değerlendirilmiş ve bunoktada ilişkili olduğu için devletin hesap verilebilirlikte caydırıcılığısağlamaya ilişkin etkili soruşturma yürütme konusundaki yükümlülüğü kapsamındakamu güvenliğinin idamesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması ve hukuka aykırıeylemlere müsamaha gösterildiği görünümünün verilmesinin engellenmesi açısındanyaşama yönelik bu tür ağır saldırıları cezasız bırakmamasına ve olayınsorumluluları hakkında yeterli cezalar uygulaması gerektiğine vurguyapılmıştır.
192. Dolayısıyla burada sadece davadaki hükmün açıklanmasınıngeri bırakılması uygulamasının benzer yaşama hakkı ihlallerini önlemebakımından hesap verilebilirlikte caydırıcılığı sağlayabilme kapasitesiayrıntılarıyla incelenecek; ardından her iki durumun benzer yaşama hakkıihlallerinin önlenmesi konusundaki önemli role zarar verip vermediğideğerlendirilecektir.
193. Bu noktada öncelikle ilgili mevzuatın, derece mahkemelerinehükmün açıklanmasının geri bırakılmasını uygulama olanağı verdiğini belirtmekgerekir. Ancak bu bir zorunluluk olmayıp bu konuda hâkime tam bir takdiryetkisi tanınmıştır. Hâkimin takdiri ile sanığın beş yıllık deneme süresiiçinde yeni bir suç işlememesi durumunda kararın bir süreliğine uygulanamamasıbir yana söz konusu davanın ilgili Kanun gereğince otomatik olarak düşmesi desöz konusudur (bkz. § 72). Dolayısıyla söz konusu durum, verilen cezanın tümsonuçları ile birlikte ortadan kalkması anlamına gelmektedir.
194. Somut olayda da Mahkeme, bu konuda tam bir takdir yetkisibulunduğu hâlde verdiği cezanın açıklanmasının geri bırakılması kararıyla, sözkonusu davayı belli bir süre (beş yıl) ile askıya almıştır. Bu kararınverilmesi sonucunda -yukarıda açıklandığı üzere- ağır suç meydana getireneyleme karşılık olarak verilen yetersiz cezanın dahi bir süreliğineuygulanamaması bir yana bu sürenin sonunda davanın ilgili Kanun gereğince otomatikolarak düşmesi ile de söz konusu cezanın tüm sonuçları ile birlikte ortadankalkması da gündeme gelmiştir (bkz. §§ 62-64).
195. Dolayısıyla Mahkeme bu kararıyla, hükmün açıklanmasınıngeri bırakılmasına ilişkin yetkisini söz konusu eylemlere hiçbir şekildemüsamaha edilmeyeceğini göstermek için kullanmak yerine ağır bir suç meydanagetiren eylemin sonuçlarını hafifletmek ya da ortadan kaldırmak için kullanmayıtercih ettiği izlenimini vermiştir.
196. Bu ise olayda ağır suç meydana getiren eyleme karşılık olarakyetersiz cezaya hükmolunması ile birlikte, benzer yaşama hakkına yönelikihlallerin önüne geçebilmek amacıyla caydırıcılığın sağlanması için devletinsorumluların uygun ve yeterli cezalar ile cezalandırılmalarını sağlayabileceknitelikte bir ceza soruşturması yürütme konusundaki yükümlülüklerine açıkçaaykırılık oluşturmaktadır.
197. Açıklanan nedenlerle yaşama hakkının etkili soruşturmayürütülmesine ilişkin usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
198. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
199. Başvurucu, 100.000 TL manevi tazminat talebindebulunmuştur.
200. Başvuruda, yaşama hakkının maddi ve usul boyutunun ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
201. Yaşama hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmaktadır. Bu nedenle, kararın,davanın görülmesi kamu güvenliği içintehlike oluşturmayacak ve başvurucunun etkili katılımının sağlanabileceğiHâkkari'ye makul uzaklıktaki bir yere naklinin gerçekleştirilebilmesi içingereği yapılmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmesigerekir.
202. Yaşama hakkının usul boyutunun ihlal edildiğinin tespitininyanı sıra gereğinin yerine getirilmesi için kararın Adalet Bakanlığınagönderilmesine karar verilmesinin bu konudaki ihlalin giderilmesi bakımındanyeterli bir tazmin oluşturduğu kanaatine varılmakla birlikte yaşama hakkınınmaddi boyutunun ihlal edildiğine de hükmedilmesi nedeniyle başvurucuya net35.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
203. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Başvurucular Mehmet Turan ve Ayşe Turan'ın yaşama hakkı veinsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkiniddialarının kişi bakımından yetkisizliknedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Başvurucu Seyfullah Turan'ın insan haysiyetiyle bağdaşmayanmuamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Başvurucu Seyfullah Turan'ın Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan yaşama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucu Seyfullah Turan'ınyaşama hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin yaşamahakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için gereğiyapılmak üzere Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucu Seyfullah Turan'ayaşama hakkının maddi boyutunun ihlali nedeniyle takdiren net 35.000 TL manevitazminatın ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğinitakiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Isparta3. Asliye Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE 9/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLEkarar verildi.