TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
S. K. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1778)
Karar Tarihi: 15/12/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Alparslan ALTAN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu
:
S. K.
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1.Başvuru, sanık durumunda bulunulan ceza yargılamasında cezai ehliyetin tespitiamacıyla Adli Tıp Kurumuna (ATK) sevki yönünde verilen ara kararı nedeniylemaddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2.Başvuru 25/2/2013 tarihinde İstanbul 5. Sulh CezaMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyonasunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3.İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4.Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5.Başvuru belgelerinin bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmiştir. Bakanlığın 11/8/2015 tarihli görüşyazısı 27/8/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş olup başvurucu tarafındanBakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunulmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6.Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespitedilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
7.Yıldız Teknik Üniversitesinde arşiv memuru olarak görev yapan başvurucuhakkında, Kurum tarafından kendisine verilen disiplin cezasına karşı İstanbul6. İdare Mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde kullandığı ifadeler nedeniyleyapılan suç duyurusu üzerine hakaret suçunu işlediği iddiası ile BakırköyCumhuriyet Başsavcılığının 24/02/2011 tarihli veE.2011/13434 sayılı iddianamesi ile Bakırköy 9. Sulh Ceza Mahkemesinde kamudavası açılmıştır.
8. 26/1/2012 tarihli duruşmada ihbar eden Yıldız TeknikÜniversitesi Rektörlüğü vekili, başvurucunun cezai ehliyetinin tespitiaçısından ATK’ya sevkini talep etmiştir.
9.Mahkeme 29/5/2012 tarihli ara kararında başvurucununATK Gözlem İhtisas Dairesine sevk edilerek suçun işlendiği iddia edilen tarihitibarıyla ve hâlen herhangi bir akıl hastalığı olup olmadığı ve cezaiehliyetinin tam olup olmadığı konusunda rapor düzenlenmesinin istenilmesinehükmetmiş ve aynı tarihte ATK Başkanlığına yazılan müzekkere ile başvurucu içinrandevu tarihi belirlenmesini talep etmiştir.
10.Başvurucunun söz konusu ara kararına karşı yaptığı itiraz üzerine Bakırköy 17.Asliye Ceza Mahkemesinin 11/6/2012 tarihli ve 2012/177Değişik İş sayılı kararı ile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 74. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince gözlem kararının ancakuzman hekimin önerisi üzerine verilebileceğinden bahisle itirazın kabulüne veara kararın kaldırılmasına hükmedilmiştir.
11.Bakırköy 9. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 19/9/2012tarihli duruşmada, başvurucunun cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığı yönündengözlem altına alınmasının gerekliliğinin tespiti konusunda 5271 sayılı Kanun’un74. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre uzman hekim önerisi mahiyetinde önrapor istenilmesine karar verilmiştir.
12.Başvurucu hakkında, aynı celsede 22/11/2001 tarihli ve4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 405. maddesinin ikinci fıkrası gereğincevasi tayini konusunda gereğinin takdir ve ifası için Bakırköy Nöbetçi SulhHukuk Mahkemesine bildirimde bulunulmasına karar verilmiş ve Bakırköy 1. SulhMahkemesi tarafından vasi tayinine gerek görülmemiştir.
13.Mahkemece Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan 24/9/2012tarihli müzekkere ile başvurucunun, ATK’ya sevkineilişkin ara kararı sonrasında bu karara tepki olarak neredeyse her gün Mahkemehâkimlerinin odasına ve Mahkeme Kalemine gelerek diğer şahısların işleriniyerine getirmelerini engelleyecek şekilde kendi sorumluluğunda olmayankonularda konuşmak suretiyle rahatsızlık verdiği, koridorda bağırdığı,koridorlarda Mahkeme hâkimlerini takip ettiği ve Adliye dışında da bu takibinisürdürdüğü belirtilerek gerekli güvenlik önlemlerinin alınması talepedilmiştir.
14.Başvurucunun 19/9/2012 tarihli ara kararına itirazetmesi üzerine Bakırköy 9. Asliye Hukuk Mahkemesince 1/10/2012 tarihli ve2012/279 Değişik İş sayılı karar ile usul ve yasaya aykırı herhangi bir durumbulunmadığı belirtilerek itirazın reddine hükmedilmiştir.
15.Başvurucu tarafından 4/10/2012 tarihli dilekçe ileMahkemenin 19/9/2012 tarihli ara kararı hakkında kanun yararına bozma talebindebulunulmuş olup Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 3/11/2012tarihli yazısı ile sorunun mevcut yargısal yollarla çözümünün mümkün olduğu, buyönüyle Mahkemelerin asıl ceza davasını çözmeye devam etmesinin artık imkansızhâle gelmiş olmasını veya hukuka aykırılığın giderilebilmesi için başka imkânınkalmamasını gerektiren kanun yararına bozma yoluna gidilmesine gerekgörülmediği bildirilmiştir.
16.Başvurucu tarafından Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve AraştırmaHastanesinden temin edilen başvurucunun akıl hastalığı ve ruh sağlığıproblemine rastlanılmadığına dair tek doktor raporunun Mahkemeye sunulduğu 25/12/2012 tarihli celsede, Mahkemece cezai ehliyet yönündendeğerlendirme yapma yetkisinin sadece ATK 4. İhtisas Kurulunda olduğu, tek hekimli raporların cezai ehliyet yönünden dikkatealınmasının mümkün olmadığı, bu konuda verilmiş bulunan ara kararların itirazve kanun yararına bozma talebi reddedilerek kesinleştiği belirtilmiştir. Ayrıcabu konuda yeni bir karar verilmesine yer olmadığına ve temin edilen randevusaatinde başvurucunun ATK’ya sevki ile cezai ehliyetyönünden rapor tanziminin istenilmesine karar verilmiştir.
17.Başvurucunun 3/1/2013 tarihli dilekçe ile yaptığı ATK’ya sevkine ilişkin ara kararına itirazı ve hâkiminreddi talebi, Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 4/1/2013 tarihli ve 2013/50Değişik İş sayılı kararı ile incelenmiş ve ceza ehliyetine yönelik incelemeyeilişkin ara kararına yapılan itirazın yerinde olmadığı belirtilerekreddedilmiştir.
18.Ret kararı başvurucu vekiline 24/1/2013 tarihindetebliğ edilmiş, 25/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
19.Mahkemenin kalem personeli tarafından 6/5/2013tarihinde tutulan tutanakta başvurucunun, dosyanın suretini temin maksadıylayaptığı başvuru üzerine ilgili evraka ilişkin fotokopi işlemlerinin yapılmasıesnasında hakkında güvenlik önlemi alınması hususunda Bakırköy CumhuriyetBaşsavcılığına yazılmış olan müzekkereyi dosya arasından alarak cebine koyduğuve durumun fark edilmesi üzerine ilgili yazıyı yırttığı tespitlerine yerverilmiştir.
20. 21/5/2013 tarihli duruşmada, başvurucunun adresindebulunamamasından dolayı ATK’ya sevkinin yapılamadığıbelirtilerek sevk hususunda önceki ara kararı yinelenmiştir.
21. 17/9/2013 tarihli duruşmada başvurucunun ATK 4. İhtisasKurulunun muayene günleri olan en yakın pazartesi ve çarşamba günlerinde saat08.30'da, Kuruma sevk edilmek üzere Mahkemede hazır edilmesi hususunda kolluk biriminemüzekkere yazılmasına karar verilmiştir.
22.Başvurucunun yaptığı itiraz, Bakırköy 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/9/2013 tarihli ve 2013/104 Değişik İş sayılı kararı ilereddedilmiştir.
23.Başvurucu tarafından Adli Tıp Kurumuna sevk ara kararları gerekçe gösterilmeksuretiyle birçok defa hâkimin reddi talebinde bulunulmuş ancak söz konusutalepler reddedilmiştir.
24.Başvurucunun; İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri AnaBilim Dalından alınan ve psikiyatrik muayenesinde yönelim, bellek, konsantrasyon ve dikkat işlevlerinin yaşı ve sosyokültüreldurumu ile uyumlu düzeyde olduğu ve her türlü işlem için kavlîve fiilî tasarrufa ve medeni haklarını kullanmasına bir engel bulunmadığıtespitlerine ulaşıldığı belirtilen 11/11/2013 tarihli ve 2013/3151 sayılıraporu yargılama dosyasına sunarak ATK’ya sevkişlemine ilişkin ara kararından vazgeçilmesini talep etmesi üzerine Mahkemece27/11/2013 tarihli celsede, anılan rapor dikkate alınarak cezai ehliyetkonusunda başvurucunun ATK’ya sevki hususundaki arakararından vazgeçilmesine karar verilmiş ve bu husustaki müzekkerenin işlemsizolarak iadesi talep edilmiştir.
25.Mahkemenin 27/11/2013 tarihli ve E.2011/539,K.2013/1683 sayılı kararı ile başvurucunun, kamu görevlisine hakaret suçundan 6.080TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geribırakılmasına hükmedilmiştir.
26.İtiraz edilmeyen hüküm 5/12/2013 tarihi itibarıylakesinleşmiştir.
B. İlgiliHukuk
27.5271 sayılı Kanun'un “Gözlem altına alma”başlıklı 74. maddesi şöyledir:
“(1)Fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan şüpheli veya sanığın akılhastası olup olmadığını, akıl hastası ise ne zamandan beri hasta olduğunu vebunun, kişinin davranışları üzerindeki etkilerini saptamak için; uzman hekiminönerisi üzerine, Cumhuriyet savcısının ve müdafiindinlenmesinden sonra resmî bir sağlık kurumunda gözlem altına alınmasına,soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde mahkeme tarafındankarar verilebilir.
(2) Şüpheli veyasanığın müdafii yoksa hâkim veya mahkemenin istemiüzerine, baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.
(3) Gözlem süresi üçhaftayı geçemez. Bu sürenin yetmeyeceği anlaşılırsa resmî sağlık kurumununistemi üzerine, her seferinde üç haftayı geçmemek üzere ek süreler verilebilir;ancak sürelerin toplamı üç ayı geçemez.
(4) Gözlem altınaalınma kararına karşı itiraz yoluna gidilebilir; itiraz, kararın yerinegetirilmesini durdurur.
(5) Bu madde hükmü,223 üncü maddenin sekizinci fıkrası gereğince yargılamanın durması kararıverilmesi gereken hâllerde de uygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
28.Mahkemenin 15/12/2015 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvurucunun 25/2/2013 tarihli ve 2013/1789 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
29.Başvurucu; hakaret suçundan yargılandığı kamu davasında cezai ehliyetininolmadığı yönünde bir delil bulunmamasına rağmen ve gerekçe gösterilmeksizin buyönde rapor alınması istemiyle ATK’ya sevk edilmesihususunda ara kararı verildiğini, akıl sağlığının yerinde olduğuna dair birbaşka sağlık kurumundan alınan raporun Mahkemeye sunulmasıyla ara kararındanvazgeçilmesini talep etmesine karşın bu talebinin kabul edilmediğini, sözkonusu ara kararına karşı kanun yararına bozma yoluna başvurduğunu ancaktalebin kanun yararına bozma başvurusuna konu olamayacağına karar verildiğinibelirtmiştir. Ayrıca başvurucu, bu uygulamanın kendisini küçük düşürmek içinkeyfî olarak kullanıldığını, sunduğu delillerin dikkate alınmamasının da arakararındaki keyfîliği açıkça ortaya koyduğunu, poliszoru ile akli denge yönünden muayeneye tabi tutulmasına karar verildiğini, ATKtarafından muayene için gün verilmesine rağmen ilgili muayeneningerçekleştirilmediğini, bu suretle akıl sağlığı yönünden muayene ve müşahedealtına alınma şeklinde kanunda öngörülmeyen bir ceza kalıbı oluşturulduğunu,ayrıca söz konusu kararın oluşturduğu moral bozukluğu nedeniyle eğitimininaksadığını ve iş yaşamında olumsuzluklar yaşadığını, söz konusu ara kararınakarşı yaptığı itirazın da gerekçesiz şekilde reddedildiğini belirterekAnayasa'nın 10.,17.,19., 38. ve 42. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
30.Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesiile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu tarafından Anayasa’nın 10.,17.,19., 38. ve 42. maddelerinde tanımlanan haklarınınihlal edildiği iddia edilmiş olmakla beraber ihlal iddialarının mahiyeti gereğiAnayasa’nın 17. maddesi açısından değerlendirme yapılması uygun görülmüştür.
31.Somut başvuru, müdahale iddiasına konu ara kararına karşı yapılan itirazın kesinolarak reddedilmesi üzerine ve ilgili yargılamanın derdest olduğu süreçteyapılmıştır. Bununla beraber ilgili ara kararına yapılan itirazın reddi ilebirlikte yapılacak işlemin ara kararı gereğinin infazından ibaret hâle geldiğive bu suretle iddiaya konu olan temel hak üzerindeki etkinin, yargılamanınsonucundan bağımsız olarak ortaya çıkması söz konusu olduğundan başvuruyollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği sonucuna ulaşılmıştır.
32.Başvurucu, cezai ehliyetinin tespiti hususunda verilen ATK’yasevk kararı nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
33.Bakanlık görüş yazısında “özel hayat” kavramının kesin bir tanımı olmamaklabirlikte kişinin yaşamı ile ilgili bilgi toplanması, gizli bilgi kütüklerindesaklanması ve bu tür bilgilerin ilgililere verilmesinin özel hayata saygıhakkının güvencesi kapsamında olduğu belirtilmiştir. Ayrıca bu bağlamda somutbaşvuru açısından başvurucunun özel hayata saygı hakkına yapılan birmüdahalenin mevcut olduğu ancak söz konusu müdahalenin ihlal teşkil etmemesiiçin hukukilik, meşru amaç ve demokratik toplumda gereklilik koşullarınınyerine getirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
34.Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/11/2011tarihli ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerinegöre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkınAnayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokoller kapsamına dagirmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanıdışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013,§ 18).
35.Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddive manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci ve ikincifıkraları şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddive manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklarve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızasıolmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.”
36.Sözleşme’nin “Özel ve aile hayatına saygıhakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“(1) Herkes özel veaile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkınkullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüşve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomikrefahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakınveya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbirolması durumunda söz konusu olabilir.”
37.Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavramdır. Özelyaşama saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal çıkarlardan biri de bireyinfiziksel ve zihinsel bütünlük hakkıdır. Bu hak kapsamında devlet için sözkonusu olan yükümlülük, sadece belirtilen hakka keyfî surette müdahaledenkaçınmakla sınırlı olmayıp öncelikli olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak özelhayata etkili bir biçimde saygının sağlanması bağlamında pozitif yükümlülükleride içermektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkileralanında olsa da özel hayata saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasınızorunlu kılar (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013,§ 26; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Xve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985, §§ 23, 24, 27).
38.Özel yaşama saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel yaşam” kavramı Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça geniş yorumlanmakta ve bukavrama ilişkin bir tanım yapmaktan özellikle kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51). Bununla birlikte Sözleşme’nin denetimorganlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesi vegerçekleştirmesi” kavramının, özel yaşama saygı hakkının kapsamınınbelirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel yaşamın korunması hakkınınsadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğinserbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar, bu hakkın kapsamınadâhil edilmiştir. Bu bağlamda kişinin fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne ilişkinhukuksal çıkarı da özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altınaalınmaktadır.
39.Özel hayat alanına dâhil olan tüm hukuksal çıkarlar Sözleşme’nin 8. maddesikapsamında güvence altına alınmakla birlikte söz konusu hukuksal çıkarların,Anayasa’nın farklı maddelerinin koruma alanına girdiği görülmektedir. Bubağlamda Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin maddi vemanevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Budüzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı,Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı kapsamında güvencealtına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkı ile bireyin kendisinigerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılıkgelmektedir. Bunun yanı sıra Anayasa’nın 17. maddesinin ikinci fıkrasında-tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı hâller dışında- kişinin vücutbütünlüğüne dokunulamayacağı ve rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabitutulamayacağı belirtilmek suretiyle fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkıaçısından özel bir güvence hükmüne yer verilmiştir.
40.Özel yaşam, fiziksel ve zihinsel özerkliği de kapsamaktadır. Bu hak, bireylerigerek kamusal makamların gerek özel hukuk kişilerinin fiziksel ve zihinselbütünlüğe yönelik saldırılarına karşı korumakta ve söz konusu hukuksal çıkar,tıbbi müdahaleyi ret hakkını da içermektedir.
41.Tıbbi müdahaleyi ret hakkı kapsamında fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yönelikmüdahaleler, AİHM içtihadına da sıklıkla konu olmuş; bu kapsamda kişininalkollü olup olmadığına yönelik kan ve nefes testleri, babalığın tespitineyönelik tahliller, suç faillerinin tespitine yönelik kan ve tükürük örneğitemini, bulaşıcı hastalık riskine karşı yapılan kan testleri ve alınan röntgenler,jinekolojik muayene, psikiyatrik muayene ve tedavi, fiziksel tedavi ve ilaçtedavisi gibi kişiye rızası olmaksızın uygulanan tıbbi muameleler, fiziksel vezihinsel özerkliğe bir müdahale olarak değerlendirilmiştir (Schmidt/Almanya, B. No: 32352/02, 5/1/2006;X./Avusturya, B. No: 8278/78,13/12/1979, § 4; Glass/Birleşik Krallık, B. No: 61827/00,9/3/2004, §§ 70, 71; Y.F./Türkiye,B. No: 24209/94, 22/7/2003, § 34).
42.Söz konusu değerlendirmelerde AİHM’in, fiziksel vezihinsel bütünlüğün özel yaşamın en mahrem ve sıkı koruma gerektirenyönlerinden birini oluşturduğunu ve zorunlu tıbbi müdahalelerin -söz konusumüdahalenin boyutu ne kadar küçük olursa olsun- belirtilen hakka müdahaleteşkil edeceğini belirttiği görülmektedir (Solomakhin/Ukrayna, B. No: 24429/03, 15/3/2012, § 33; Y.F./Türkiye,§ 33).
43.Anayasa’nın 17. maddesinin hükmü, genel olarak fiziksel ve zihinsel bütünlüğügüvence altına almakla birlikte ikinci fıkra düzenlemesi, tıbbi zorunluluklarveya kanunda yazılı hâller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağıve rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamayacağını belirtmeksuretiyle tıbbi müdahaleyi ret hakkına ve kişilerin kendi bedenleri üzerindekarar verme yetkisi olduğuna istisna tanımak suretiyle açıkça işaretetmektedir.
44.Somut başvuru açısından Mahkemece 29/5/2012 tarihliara kararıyla başvurucunun, ATK Gözlem İhtisas Dairesine sevk edilerek suçunişlendiği iddia edilen tarih itibarıyla ve hâlen herhangi bir akıl hastalığı olupolmadığı, cezai ehliyetinin tam olup olmadığı konusunda rapor düzenlenmesininistenilmesine karar verildiği, söz konusu ara kararının müteakip celselerdeyinelendiği görülmektedir.
45.Tıbbî müdahale; tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından hastalıklarınteşhisi, tedavisi veya önlenmesi amaçlarına yönelik olarak gerçekleştirilenfaaliyetlerdir. Bu kapsamda akıl hastalığının mevcudiyeti ve kişinindavranışları üzerindeki etkilerinin tespiti amacıyla yapılan gözlem vedeğerlendirmelerin de müdahalenin boyutundan bağımsız olarak vücut bütünlüğünebir müdahale oluşturduğu açıktır.
46.Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvuruya konu ihlal iddiasının AnayasaMahkemesinin konu bakımından yetki alanına girdiği, başvurucunun maddi vemanevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı açısından mağdur statüsünesahip olduğu anlaşılmaktadır.
47.Başvurucu tarafından polis zoru ile ATK’ya sevkedilerek randevu tayin ettirildiği iddia edilmekle birlikte yargılama dosyasıiçeriğinde başvurucunun muayene için hazır edilmesi hususunda ilgili kollukbirimine yazılan müzekkerelerin yanı sıra başvurucunun muayenesi için randevutayini talebiyle ATK’ya hitaben yazılan yazıların yeraldığı, bu bağlamda başvurucunun kolluk marifetiyle Kuruma götürüldüğüne dairherhangi bir bulguya rastlanmadığı gibi başvurucu tarafından da ilgili iddiayıispatlayacak herhangi bir delil ve belgenin ibraz edilmediği görülmektedir.
48.Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün “Düşme kararı” başlıklı 80. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Bölümler ya da komisyonlarca yargılamanın heraşamasında aşağıdaki hallerde düşme kararı verilebilir:
(a)Başvurucunun davadan açıkça feragat etmesi.
(b) Başvurucunun davasını takipsiz bıraktığının anlaşılması.
(c) İhlalin ve sonuçlarının ortadan kalkmış olması.
(ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başkagerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan birneden görülmemesi.”
49.Anılan düzenleme uyarınca Anayasa Mahkemesi; başvurucunun davadan açıkçaferagat etmesi, davasını takipsiz bıraktığının anlaşılması, ihlalin vesonuçlarının ortadan kalkmış olması ya da Anayasa Mahkemesince saptanan benzernitelikteki başka bir gerekçeden dolayı başvurunun incelenmesininsürdürülmesini haklı kılan bir sebebin olmadığı kanaatine varılması hâlindebaşvuru hakkında düşme kararı verebilir.
50.Başvurucu, cezai ehliyetinin tespiti hususunda ATK’yasevk kararı nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesihakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru dosyasının tetkikindenbaşvurucu hakkında, kendisine verilen disiplin cezasına karşı İstanbul 6. İdareMahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde kullandığı ifadeler nedeniyleyapılan suç duyurusu üzerine hakaret suçunu işlediği iddiasıyla kamu davasıaçıldığı, ihbar eden kurum vekilince cezai ehliyetinin tespiti açısından ATK’ya sevkinin talep edildiği, Mahkemenin 29/5/2012 tarihli ara kararıyla başvurucunun ATK Gözlemİhtisas Dairesine sevk edilerek suçun işlendiği iddia edilen tarih itibarıylave hâlen herhangi bir akıl hastalığı olup olmadığı ve cezai ehliyetinin tamolup olmadığı konusunda rapor düzenlenmesinin istenilmesine karar verildiği veaynı tarihte ATK Başkanlığına yazılan müzekkere ile başvurucu için randevutarihi belirlenmesinin talep edildiği, ilgili süreçte başvurucunun adresindebulunamaması ve diğer nedenlerle karar gereğinin yerine getirilememesi üzerinebenzer kapsamda ara kararları tanzim edildiği görülmüştür. Mahkeme tarafındanbaşvurucunun belirtilen ilk ara kararına yaptığı itiraz kabul edilmeklebirlikte daha sonra benzer kapsamda verilen kararlara yaptığı itirazlarınreddedildiği görülmektedir. Muayenesi için ATK yetkililerince randevuverilmekle birlikte başvurucu tarafından İstanbul Üniversitesi Tıp FakültesiHastanesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından alınan psikiyatrik muayenesindeyönelim, bellek, konsantrasyon ve dikkat işlevlerininyaşı ve sosyokültürel durumu ile uyumlu düzeyde olduğu ve her türlü işlem için kavlî ve fiilî tasarrufa ve medeni haklarını kullanmasınabir engel bulunmadığı tespitlerine ulaşıldığı belirtilen 11/11/2013 tarihliraporun yargılama dosyasına sunulması üzerine Mahkemece 27/11/2013 tarihlicelsede, anılan rapor dikkate alınarak cezai ehliyet konusunda başvurucunun ATK’ya sevki hususundaki ara kararından vazgeçilmesinekarar verildiği ve bu husustaki müzekkerelerin işlemsiz olarak iadesinin talepedildiği anlaşılmaktadır.
51.Yukarıda yer verilen tespitler neticesinde başvurucunun ileri sürdüğü ihlaliddiası açısından mağdur statüsü bulunmakla beraber söz konusu yargılamasürecinde cezai ehliyetinin tespiti açısından ATK’yasevki hususundaki infaz edilmeyen ara kararından dönülerek ilgili evrakınişlemsiz olarak iadesinin talep edildiği ve bu suretle ara kararı gereğininfiilen yerine getirilme olasılığının ortadan kaldırıldığı görüldüğündenbaşvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden kalmadığıanlaşılmıştır. Başvurunun kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin düşmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerdekimliğin gizli tutulmasına ilişkin talebin KABULÜNE,
B. Başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir nedenkalmaması nedeniyle DÜŞMESİNE,
C. Yargılama giderlerininbaşvurucu üzerinde bırakılmasına
15/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLEkarar verildi.