TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
IŞIL KANTARCI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/17640)
Karar Tarihi: 14/10/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Olcay ÖZCAN
Başvurucu
:
Işıl KANTARCI
Vekili
:
Av. Cevdet Şahin FLORAT
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, tapu siciline güvenilerek satın alınantaşınmazın dava yoluyla tapusunun iptal edilerek orman vasfıyla Hazine adınatescili sebebiyle uğranılan zararın tazmin edilmesi istemiyle açılan davanınzamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 29/5/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirilmesine gerekolmadığını bildirmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu 1982 doğum tarihli olup İzmir'de ikametetmektedir.
9. Başvurucunun murisi M.T.K., İzmir'in Urla ilçesinebağlı Özbek köyünde bulunan 880 m² yüz ölçümlü tarla niteliğindeki 110parsel sayılı taşınmazı 1991 yılında tapuda satış yoluyla devralmıştır.
10. Orman Genel Müdürlüğü, başvurucunun murisine aittaşınmazın orman vasıflı arazi olduğu gerekçesiyle tapusunun iptali ve ormanolarak tescili istemiyle 10/2/1995 tarihinde dava açmıştır. Urla Asliye HukukMahkemesi (Mahkeme) 5/12/1995 tarihinde davayı kabul etmiş ve taşınmazın tapukaydının iptali ile orman olarak tesciline karar vermiştir.
11. Temyiz edilen karar Yargıtay 20. Hukuk Dairesince(Daire) onanarak 6/9/1999 tarihinde kesinleşmiştir.
12. Başvurucunun murisi, tapuda satın alınan taşınmazınorman vasıflı olduğu kabul edilerek Hazine adına tescil edilmesi nedeniyle22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi hükmüuyarınca tazminat ödenmesi istemiyle 28/4/2014 tarihinde Maliye Hazinesialeyhine dava açmıştır.
13. Mahkeme 21/4/2015 tarihinde davayı reddetmiştir.Kararın gerekçesi özetle şu şekildedir:
i. Mahkemenin 5/12/1995tarihli kararı ile başvurucunun murisi adına kayıtlı taşınmazın tapu kaydınıniptal edilerek orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verildiği ve bukararın 6/9/1999 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir.
ii. 4721 sayılıKanun'un 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için 11/1/2011 tarihli ve6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 146. maddesindeki (22/4/1926 tarihli ve 818sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi) on yıllık genel zamanaşımısüresinin uygulanacağına işaret edilmiştir. Bu nedenle taşınmazın orman vasfıile Hazine adına tescil edilmesine ilişkin kararın kesinleştiği 6/9/1999tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu ifade edilmiştir.
14. Başvurucunun murisi M.T.K. yargılama sırasında18/7/2016 tarihinde vefat etmiştir.
15. Temyiz edilen karar Daire tarafından 23/11/2017tarihinde onanmıştır. Daire de onama kararında, taşınmazın orman vasfı ileHazine adına tescil edilmesine ilişkin kararın kesinleştiği 6/9/1999 tarihindenitibaren davanın açıldığı 28/4/2014 tarihine kadar on yıllık zamanaşımısüresinin dolduğuna vurgu yapmıştır.
16. Başvurucu ve murisin diğer mirasçısı tarafındanyapılan karar düzeltme istemi Daire tarafından 12/4/2018 tarihinde reddedilmişve karar kesinleşmiştir.
17. Nihai karar başvurucu vekiline 7/5/2018 tarihindetebliğ edilmiştir.
18. Başvurucu 29/5/2018 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
19. Konu hakkında bkz. Yaşar Çoban [GK], B. No:2014/6673, 25/7/2017, §§ 37-38.
1. YargıtayKararları
20. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 18/11/2009tarihli ve E.2009/4-383, K.2009/517 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Bu aşamada, kadastro işlemlerinden doğanzararın, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zarar kapsamındadeğerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunun açıklanmasında yararbulunmaktadır.
...
Davaya konu somut olayda, yapılankadastro işlemine süresi içinde Hazine adına itiraz etmekle yükümlü olangörevliler üzerlerine düşen görevlerini yapmamışlardır. Tapu işlemleri kadastrotespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan vetapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri birbütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.K. 1007 anlamındaDevletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir.
Burada Devletin sorumluluğu kusursuzsorumluluktur. Kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlı çıkarların ve aynihakların yanlış tescili sonucu değişmesi yada yitirilmesi ile bu haklardanyoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenenve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğanzararları da ödemekle yükümlüdür. Bu itibarla, kadastro görevlilerinindayanaksız yada gerçek hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemelerini vetaşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmalarını da aynı kapsamda düşünmekgerekir.
...
Sonuç itibariyle; davacının, Devletinkusursuz sorumluluğundan kaynaklanan bir zararının oluştuğu ve bu zararıntazminini Devletten isteyebileceği, Devletin kadastro işlemlerinden kaynaklanansorumluluğunun da TMK’nun 1007.maddesi kapsamında olması gerektiği, bu nedenlegörülmekte olan davanın adli yargıda bakılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
..."
21. Yargıtay HGK'nın 13/6/2018 tarihli ve E.2017/5-2025,K.2018/1189 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...somut olayda 818 sayılı BK’nın60. maddesinde (6098 sayılı TBK’nın 72. maddesi) öngörülen ve haksız fiilsorumluluğunun tabi olduğu 1 ve 10 yıllık zamamaşımı sürelerinin mi yoksa aynıKanunun 125. maddesinde (6098 sayılı TBK’nın 146. maddesi) yer alan 10 yıllıkgenel zamanaşımı süresinin mi uygulanmasının gerektiği, burada varılacak sonucagöre davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır.
...
Devletin sorumluluğundan söz edebilmekiçin, tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı birişleminin ve bununla zararlı sonuç arasında nedensellik bağının varlığıgerekmekle birlikte, eylemin kusura dayanıp dayanmamasının bir önemi yoktur. Eşsöyleyişle, Devletin sorumluluğu, kusursuz bir sorumluluktur.
...
Bununla birlikte Devletin TMK’nın 1007.maddesi kapsamında sorumluluğu sınırsız olmayıp, belli bir zamanaşımı süresinetabidir. İşte tam bu noktada kısaca zamanaşımı kavramına ve bu konudaki yasaldüzenlemelere değinmekte fayda bulunmaktadır.
Özel hukukta teknik bir kavram olanzamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde Kanunun kabul etmişolduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir. Çekişmelerin bir an öncesonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunubozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olaraköngörülen zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olguolmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunmaaracıdır.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60.maddesinin birinci fıkrasında haksız fiilden zarar görenin zararının tazminiistemiyle açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri ayrıcadüzenlenmiştir.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun“Müruru zaman” başlıklı 60. maddesinde; “Zarar ve ziyan yahut manevi zararnamıyla nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafınzarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her hâlde zararımüstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz…”hükmü yer almaktadır.
BK’nın 60. maddesinin birinci fıkrasınagöre, tazminat davası açma hakkı zarar görenin, zararı ve haksız eylemiöğrenmesinden itibaren başlayacak ve bir yılda zamanaşımına uğrayacaktır.Burada önemli olan zararı ve tazminat sorumlusunu öğrenmektir.
Diğer bir anlatımla, bir yıllık süreninbaşlaması için zarar görenin, zarar ile birlikte tazmin borçlusunu da öğrenmişolması gerekir. Kusur sorumluluğunda failin öğrenilmesi gerekir.
Aynı Kanunun “On senelik müruru zaman”başlıklı 125. maddesi ise; “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığıtakdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.” şeklinde bir düzenlemeiçermektedir. Anılan maddenin birinci fıkrasında süreler belirlendikten sonramaddenin ikinci fıkrasında ceza dava zamanaşımına yollamada bulunulmuştur.
818 sayılı BK’nın 125-140. (6098 sayılıTürk Borçlar Kanunu’nun 146-161.) maddeleri arasında düzenlenen genelzamanaşımı hükümlerine göre alacak hakkı alacaklı tarafından yasanın öngördüğüsüre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başkabir deyişle dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır.Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünükullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesikeyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu hâlde zamanaşımına uğrayanalacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (Obligatio naturalis)hâline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımınauğramış olması onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun içinborçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik birdefide bulunması gerekir (HGK’nın 05.05.2010 gün ve 2010/8-231 E., 255 K.sayılı kararı).
Bu nedenle zamanaşımı hukuki niteliğiitibariyle maddi hukuktan kaynaklanan bir defi olup usul hukuku anlamında isebir savunma aracıdır (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt: 2,s.1761; Von Tuhr. A.: Borçlar Hukuku, C. I-II, Ankara 1983, C. Edege çev.,s.688 vd.; Canbolat, F: Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleriSürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHF Dergisi, Cilt:III, Sayı:1, s.255 vd.;HGK’nun 06.04.2011 gün ve 2010/9-629 E., 2011/70 K. sayılı kararı).
Yasada hangi hakların zamanaşımınauğrayacağı, hangilerin uğramayacağı belirli bir sistem hâlinde düzenlenmişdeğildir. Mevcut hukuk düzeni ve mevzuata göre, borçlar, ticaret, eşya ve kamuhukukundan kaynaklanmış olsun bütün alacaklar zamanaşımına tabidir.
BK’nın 125. maddesine göre özel hukuktaaksine bir hüküm bulunmadıkça alacaklar ilke olarak on yıllık zamanaşımınatabidir. 10 yıllık süre ise kusursuz sorumlulukta kanunen sorumlu görülenkişinin öğrenilmesi ile başlar.
Yukarıda ifade edildiği gibi TMK’nın1007. maddesi uyarınca Devletin sorumluluğunun objektif-kusursuz sorumlulukhâli olduğunun kabul edildiğine ve bu sorumluluk hâlinin 818 sayılı BK’nın 41.ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile ilgisibulunmadığına göre, aynı Kanunun 60. maddesinde (6098 sayılı BK’nın 72.maddesi) yer alan zamanaşımı kurallarının uygulanma imkânı olmadığı gibi,TMK’nın 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için ayrıca zamanaşımısüresinin öngörülmediği dikkate alındığında, 818 sayılı BK’nın 125.maddesindeki (6098 sayılı BK’nın 146. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımısüresinin devletin sorumluluğu için uygulanması gerekir.
...''
22. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 21/12/2015 tarihli veE.2015/3740, K.2015/12886 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"...
Mahkemece, kadastro tespitinin 1953yılında yapıldığı, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesine göre 10yıllık süre içinde tespite itiraz edilmemesi nedeniyle tutanaklarınkesinleştiği, esasen ortada devletin sorumluluğunu gerektirecek tapu sicilininyanlış tutulmasından kaynaklanan bir yolsuz tescil durumunun da olmadığıgerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafındantemyiz edilmiştir.
Dava, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesigereğince açılan tazminat ile tapu iptali ve tescil davasıdır.
İncelenen dosya kapsamına, kararındayandığı gerekçeye göre; çekişmeli taşınmazın kadastro tespitinin 1953 yılındayapıldığı ve davacıların kadastro tespitine itiraz etmemeleri nedeniyle 1963yılında kesinleşerek davalı gerçek kişiler adına tapu kaydı oluştuğu, butarihten itibaren davacıların mülkiyet hakkına dayanarak tazminat istemehaklarının kalmadığı, kaldı ki; TMK'nın1007. maddesine dayanılarak açılantazminat davaları için ayrıca zamanaşımı öngörülmediğinden, 6098 sayılı BorçlarKanununun 146. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 125.) maddesinde yazılı 10yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanmasının söz konusu olduğu davada,tespitin kesinleştiği 1963 yılından itibaren 10 yıllık süre içinde davaaçılmaması nedeniyle bu sürenin de geçtiği, davalı Hazinenin de zamanaşımıitirazında bulunduğu gözönüne alındığında davanın reddine karar verilmesindeisabetsizlik bulunmadığına göre, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddiile usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA
..."
23. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 23/11/2017 tarihli veE.2016/2493, K.2017/9897 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"Davacılar vekili, 24/10/2014havale tarihli dilekçesinde özetle; İzmir ili, Merkez, Narlıdere 156 ada 1406parsel sayılı taşınmazın müvekkillerin murisi tarafından 1976 yılında satınalındığını, ancak Orman Genel Müdürlüğü tarafından açılan dava sonucu tapukaydının iptal edilerek, orman sınırları içine alındığını ileri sürerek,fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak suretiyle şimdilik 15.000,00.-TLtazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdantahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Hazine ise süresinde verdiğicevap dilekçesinde: tapu iptali ve tescil kararının kesinleştiği tarihtenitibaren zamanaşımı süresinin geçtiğini ileri sürmüştür.
Mahkemece, davanın 10 yıllık zamanaşımısüresinde açılmamış olması sebebiyle reddine karar verilmiş, hüküm davacılarvekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK'nın 1007. maddesi uyarıncaaçılan tazminat davasıdır.
İncelenen dosya kapsamına ve kararındayandığı gerekçeye göre, İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1981/602 E. -1983/403 K. sayılı kararının kesinleştiği 28/11/1983 tarihi ile davanın açıldığı24/10/2014 tarihleri arasında 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğuanlaşıldığından, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl vekanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,
..."
24. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 10/5/2018 tarihli veE.2016/7929, K.2018/3624 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"...Dava, tapu kaydının mahkemekararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK'nın1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamına, kararındayandığı gerekçeye, Orman Yönetimi tarafından açılan dava sonucu İzmir 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/805 E. - 2001/752 K. sayılı ilamıyla davacılarınmiras bırakanının maliki olduğu 198 ada 75 parsel sayılı taşınmazın 53.519 m2yüzölçümlü kesiminin kesinleşen orman tahdidi içinde kaldığı gerekçesiyle tapukaydının iptaline ve orman niteliği ile Hazine adına tesciline karar verilerektemyiz edilmeksizin 03.12.2001 tarihinde kesinleştiğine, eldeki tazminatdavasının ise 28.04.2015 tarihinde açıldığına, 6098 sayılı Türk BorçlarKanununun 146. maddesinde düzenlenen 10 yıllık dava açma zamanaşımı süresinindolduğuna, davalı Hazine süresi içinde zamanaşımı definde bulunduğuna göreyazılı şekilde hüküm kurulmasında isabetsizlik bulunmadığından hükmün ONANMASINA,
...''
25. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 7/5/2019 tarihli veE.2019/1461, K.2019/3223 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"...
Dava dilekçesindeki açıklamaya göredava, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasındankaynaklı tazminat davasıdır.
İncelenen mahkeme dosyasına, kararındayandığı gerekçeye, dava konusu yeniköy 237 parsel sayılı taşınmazın 1969yılında yapılan kadastro sırasında 14/8/1956 tarih 96 sıra numaralı tapukaydına dayanarak T.T. adına tespit edildiği, Orman Yönetimi tarafındankadastro tespitine itiraz edilmesi sonucu tapulama mahkemesinin 1982/110 E. -1985/298 K. sayılı ilamı ile taşınmazın tapuda orman olarak kayıtlı olantaşınmaz sınırları içinde kalması nedeni ile davanın kabulüne, taşınmazın Hazineadına tescil edilmiş ormana ait kaydın müseccel bulunduğu birliğin tapukütüğüne aktarılmasına karar verildiği, anılan hükmün 23/9/1991 tarihindekesinleştiği, eldeki davanın 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra16/3/2015 tarihinde açıldığı, davalı Hazinenin süresi içinde zamanaşımı defindebulunduğu, davacının tescil talebi açısından ise Tapulama Mahkemesininkararının orman yönetimi ve tespit malikinin mirasçıları için kesin hükümoluşturduğu, belirlenerek hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığınagöre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygunolan hükmün ONANMASINA,
..."
2. Bölge AdliyeMahkemesi Kararları
26. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2018yılında açılan davaya ilişkin 18/1/2019 tarihli ve E. 2019/52, K.2019/90 sayılıkararının ilgili bölümü şöyledir:
"...
Dava, tapu kaydının yanlış kişi adınatescilinden kaynaklı uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesiuyarınca tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın zamanaşımı nedeniylereddine karar verildiği, hükmün davacılar vekili tarafından istinaf kanunyoluna getirildiği görülmüştür.
...
Dava konusu taşınmazın tapu kaydı vekadastrol tutanaklarının incelenmesinde Mehmet Karakuyu adına 24/12/1979tarihinde tapuya tescil edildiği görülmüştür. 3402 sayılı kadastro kanunun 12/3maddesine göre tapulama tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yılgeçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilipdava açılamaz.
...
10 yıllık zamanaşımı süresi içinde TMK1007 maddesine göre kadastral işlemlere dayanılarak tazminat talep hakkı18/11/2009 tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihatı ile tanınmışsa da gerekkadastro tutanağının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık sürenin gerekseAnayasa mahkemesinin 2014/6673 esas sayılı dosyasında belirtilen makul süre budavada dava tarihi itibariyle geçmiş olduğundan mahkemenin vermiş olduğu karardoğrudur.
...''
27. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 25/2/2019tarihli ve E.2018/606, K.2019/75 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"...
Dava, TMK 1007. maddesi uyarınca tapusicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat istemine ilişkindir.
İstinaf edilmek suretiyle Dairemiz önünegelen uyuşmazlık, orman niteliğinde olduğu gerekçesiyle tapusu iptal edilentaşınmaz nedeniyle TMK.nun 1007. maddesi uyarınca açılacak davalarda zamanaşımısüresinin bulunup bulunmadığı, varsa bu sürenin başlangıcının zararın oluştuğutarihten mi yoksa 18/11/2009 tarihli Yargıtay HGK ile yargı yolu açılmasısonucu HGK kararından itibaren mi zamanaşımının başlayacağına ilişkindir.
Tazminat istemine konu 111 parsel sayılıtaşınmaz, Mart 1951 tarih C.139, S:64, N:136 sayılı tapu kaydı ve 176 tahrirnolu vergi kaydı dayanak alınarak 40900 m² yüzölçümü ve beyanlar hanesinde"4753 sayılı Kanunun 7nci bölümünün 61, 62, 63 maddelerine göre takyidetabidir" belirtmesi ile D.G. adına tesbit edilmiş ve itiraz edilmeksizin4/7/1978 tarihinde kesinleşmekle tapu siciline tescil edilmiştir.
...
Yukarıda belirtilen bilgiler ışığındasomut olay değerlendirildiğinde; hâlen tapu sicilinde muris adına tescillibulunan 111 parsel sayılı taşınmaz, 4753 sayılı Kanun hükümleri uyarınca oluşanMart 1951 tarih 136 sıra sayılı tapu kaydı dayanak alınarak 1978 yılında 766sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp kesinleşen kadastro çalışmaları sonucundamuris D.K. adına tescil edildiği, Antalya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 5/6/1985tarihli 1984/262-350 E.K. sayılı kararı uyarınca Devlet Ormanı sayılanyerlerden olduğu gerekçesiyle tapu kaydının iptaline karar verildiği ve temyizedilmeksizin hükmün 12/11/1986 tarihinde kesinleştiği, tapu sicilinde terkinişlemi yapılmasa da TMK 705/2 maddesi uyarınca mülkiyetin mahkeme işlemininkesinleştiği 12/11/1986 tarihi itibariyle Hazineye geçtiği, tescilin açıklayacınitelikte bulunduğu, 10 yıllık zamanaşımının, mülkiyetin geri alınma imkanıolmaksızın yitirilmesi tarihinden itibaren 12/11/1996 tarihinde dolduğu, ancakbu tarih itibariyle bulunan yargısal içtihatların, Devletin tapu sicilinintutulmasından doğan sorumluluğunun tapu kütüğünün oluşumu sırasında yapılanhataları kapsamadığı yolunda olduğu, Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihlikararından sonra Yargıtay içtihadlarının değiştiği ve TMK.nun 1007. maddesindeöngörülen sorumluluğun kadastro görevlilerinin dayanaksız ya da gerçek hukuksalduruma uymayan kayıtlar düzenlemelerini ve taşınmazın niteliğinde yanlışlıklaryapmalarını da kapsadığının belirtilmesi sonucu tazminat talep etme yolununaçıldığı, bu durumun AİHM de yeni bir iç hukuk yolu oluştuğunun kabul edildiği,18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunan eldeki davayönünden 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamında dava açılabilmesi imkanıyönünden Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen hak ihlali kararı nazaraalınarak makul bir sürenin öngörülmesi gerektiği, davacıların eldekidavayı4/5/2015 tarihinde açtığı, ancak 02 Aralık 1991 tarihli Köy HizmetleriGenel Müdürlüğü Arazi ve İskan Dairesi Başkanlığının yazısından muris ve davadışı başkaca kişilere ait taşınmazların mahkeme hükmü nedeniyle iptalinedeniyle Varsak Köyü 1612 parselden arazi tahsisinin 3202 sayılı Kanunun 9/kmaddesi uyarınca istendiği, daha sonra mirasçılarca 09/12/2010 tarihli dilekçeile talebin yenilendiği ve Antalya Valiliği Defterdarlık Milli Emlak DairesiBaşkanlığı Batı Antalya Emlak Müdürlüğü tarafından 3/2/2015 tarihli 2661 sayılıyazı ile Mülga 4753 sayılı Kanun kapsamında ödenen bedellere karşılık haksahiplerine taşınmaz verilmesinin mümkün olmadığı ve ödendiği belgelenecekbedellerin denkleştirici adalet ilkesi doğrultusunda hak sahiplerine iadeedilmesinin bakanlık Makamının 1/7/2014 tarihli ve 828 sayılı"Olur"ları ile uygun görüldüğü bildirildiği belirtilerek dava dışıkişilere bedel ödemesinde bulunulduğu, ancak davacılara bir ödeme yapıldığınınbildirilmediği, 3/2/2015 tarihli bildirimden itibaren davanın yaklaşık 2 aysonra açıldığı, davacıların ve murislerinin arazi tahsisine ilişkin başvurularıyönünden idare yazışmalarının 3/2/2015 tarihine kadar devam ettiği, nihayetinde3/2/2015 tarihi itibariyle mahkeme kararı ile iptal edilen taşınmazları yerineidarece arazi verilmeyeceğinin anlaşıldığı nazara alınarak 08/11/2009tarihinden itibaren oluşan iç hukuk yolu itibariyle eldeki davanın makul süreiçinde açıldığı ve böylece kamu yararı ile bireylerin mülkiyet hakkınınkorunması arasında adil bir dengenin kurulabileceği kabul edilerek başvurucudavacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılması ve davadosyasının ilk derece mahkemesine gönderilmesi yönünde aşağıdaki hükümkurulmuştur."
28. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin26/3/2019 tarihli ve E.2018/2019, K.2019/898 sayılı kararının ilgili bölümüşöyledir:
"...
Dosya kapsamından dava konusu Şileİlçesi, Çayırbaşı köyü 191 parsel sayılı taşınmazın davacı adına kayıtlıolduğu, taşınmazın kısmen orman tahdidi içinde olması nedeniyle Orman İdaresitarafından açılan dava sonucu Şile Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/106 Esas,2002/8 Karar sayılı ilamı ile taşınmazın 840 m2 lik kısmının tapu kaydınıniptali ile orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verildiği, kararın5/4/2002 tarihinde kesinleştiği, tapunun bedelsiz olarak iptal edilmesinedeniyle davacının 12/7/2017 tarihinde eldeki tazminat davasını açtığıanlaşılmaktadır.
TMK'nın 1007. maddesine dayanılarakaçılan davalar6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki (818 sayılıKanunun 125. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir.
Dosya kapsamına, kararın dayandığıgerekçeye, dava konusu parsele ilişkin Şile Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/106Esas, 2002/8 Karar sayılı ilamının kesinleştiği 5/4/2002 tarihten itibaren 10yıllık zamanaşımı süresinin geçmiş olmasına, yerleşik yargıtay uygulamalarınagöre zamanaşamı süresinin iptal kararının kesinleştiği tarihten itibarenbaşlamasına göre verilen karar usul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilininistinaf itirazlarının reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hükümkurulmuştur.''
B. Uluslararası Hukuk
29. Konu hakkında bkz. Yaşar Çoban, §§ 41-47.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 14/10/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
31. Başvurucu, murisi tarafından tapuda satın alınantaşınmazın tazminat ödenmeksizin orman sınırları içerisine alındığınıbelirtmiştir. Başvurucu bedeli ödenmeyen taşınmaz için 2014 yılında muristarafından açılan tazminat davasının zamanaşımı gerekçesiyle reddedildiğiniifade etmiştir. Sonuç olarak başvurucu bu gerekçelerle mülkiyet ve mahkemeyeerişim haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
32. Başvuru konusu ile ilgili ilkeler daha önce AnayasaMahkemesi tarafından 25/7/2017 tarihli kararda ortaya konulmuştur (Yaşar Çoban,§§ 54-75). Buna göre her ne kadar başvurucu mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüşse de başvurucunun bütün şikâyetleri ilgili olduğu adil yargılanmahakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmiştir.
33. Anayasa Mahkemesince Yaşar Çoban kararındaYargıtayın 18/11/2009 tarihinden önceki içtihadının, devletin tapu sicilinintutulmasından doğan sorumluluğunun tapu kütüğünün oluşumu sırasında yapılanhataları kapsamadığı yolunda olduğu, Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihlikararından sonra içtihadın değiştiği belirtilmiştir. Bu içtihatta 4721 sayılıKanun'un 1007. maddesinde öngörülen sorumluluğun kadastro görevlilerinindayanaksız ya da gerçek hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemelerini vetaşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmalarını da kapsadığı belirtilmiştir.Yargıtay hukuk daireleri de bu tarihten sonra Yargıtay HGK'nın bu içtihadıdoğrultusunda karar vermiştir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM)Yargıtay HGK'nın bu içtihadından sonra yeni bir iç hukuk yolu oluştuğunu kabulederek kabul edilemezlik kararları vermiştir (Yaşar Çoban, §§ 45, 46,68). Anayasa Mahkemesi de daha önceki kararlarında Yargıtay içtihadınadayanarak 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinde öngörülen tazminat yolununkadastro tespiti aşamalarındaki işlemlerden doğan zararların telafisi yönündende etkili olduğu sonucuna ulaşmıştır (Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012,16/4/2013, § 25; Ahmet Hilmi Serter, B. No: 2014/10954, 17/11/2016, §§41, 42; Hatice Avcı ve diğerleri, B. No: 2014/9788, 22/9/2016, §§74-76).
34. Yargıtay 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarıncaaçılacak tazminat davalarının 6098 sayılı Kanun'un 146. maddesi (818 sayılımülga Kanun'un 125. maddesi) gereğince on yıllık genel zamanaşımı süresine tabiolduğunu kabul etmektedir (bkz. § 21). Buna göre kadastro tespiti nedeniylemülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl içinde tazminatdavasının açılması gerekmektedir (Yaşar Çoban, § 69).
35. Somut olayda, başvurucunun murisi tarafından 1991yılında tapuda satın alınan ve tarla vasıflı olan taşınmaz açılan davasonucunda orman vasfıyla Hazine adına tescil edilmiştir. Derece mahkemeleribaşvurucunun murisi aleyhinde açılan davanın kesinleştiği 6/9/1999 tarihindebaşvurucunun murisinin taşınmazın mülkiyetini kaybettiğini belirterek 2014yılında 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesine dayanılarak açılan davada 6098sayılı Kanun'un 146. maddesindeki (818 sayılı mülga Kanun'un 125. maddesi) onyıllık genel zamanaşımı süresinin geçtiğine ve bu nedenle davanın reddininyerinde olduğuna hükmetmiştir.
36. Başvurucunun murisi aleyhinde açılan dava 6/9/1999tarihinde kesinleşmiştir. Dolayısıyla derece mahkemelerince verilen kararlargözetildiğinde en son 6/9/2009 tarihinde dava açılmış olması gerekmektedir.Ancak anılan tarihteki Yargıtay içtihadı 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinintapu kütüğünün oluşumu sırasında yapılan hataları kapsamadığı biçimindedir.Diğer bir ifadeyle o tarihteki içtihat itibarıyla 4721 sayılı Kanun'un 1007.maddesinde düzenlenen sorumluluk davası, başvurucunun tazminat iddiasınıincelemeye ve gerekirse başvurucu lehine tazminata hükmedilmesine elverişli biryol değildir. Bu dava, Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihli içtihadından sonrabaşvurucunun tazminat talebinin incelenmesi bakımından etkili ve elverişli hâlegelmiştir (Yaşar Çoban, § 71).
37. Yaşar Çoban kararında ifade edildiği üzere18/11/2009 tarihinde oluşan bu hukuki yol için zamanaşımı süresinin bu tarihekadar dolduğunun tespit edilmiş olması 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesindeöngörülen tazminat yolunu etkisizleştirmektedir. Sonradan oluşan bir hukukyoluna ilişkin zamanaşımı süresinin kişinin bu yola başvurmasını kesin olarakimkânsız hâle getirecek bir tarihte başlayacağının kabulü, sınırlamanın istisnaolduğu ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bununla birlikte 6098 sayılı Kanun'un 146.maddesi (818 sayılı mülga Kanun'un 125. maddesi) gereğince on yıllık zamanaşımısüresinin hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması amacına matuf olduğugözetildiğinde bu sürenin tamamen göz ardı edilmemesi gerektiği de açıktır.Başvurucunun dava açma hakkını kullanabilmesindeki bireysel yarar ile hukukigüvenlik ve istikrar ilkesinin sağlanmasındaki kamu yararı arasında davaaçmanın süreye bağlanmış olmasını anlamsız kılmayacak şekilde bir dengekurulmalıdır. Bu denge kurma çabasının, on yıllık zamanaşımı süresinin buhukuki yolun oluştuğu 18/11/2009 tarihinden itibaren yeniden işleyemebaşlayacağının kabulünü zorunlu kılmadığının altı çizilmelidir. Aksi takdirdezamanaşımı süresinin öngörülmesi anlamsız hâle gelecek ve kamu yararı ilebireysel yarar arasında gözetilmesi gereken denge kamu yararı aleyhine bozulmuşolacaktır. Önemli olan husus 18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresidolmuş bulunanlar yönünden 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamında davaaçılabilmesine imkân tanınmış olmasıdır (Yaşar Çoban, § 72-73).
38. Yaşar Çoban kararında 18/11/2009tarihinden önce zamanaşımı süresi dolan başvurucuların dava açabilmelerinimümkün kılacak makul bir süre öngörülmesi gerektiği belirtilmiş ve bu süreninne kadar olacağının takdiri derece mahkemelerine ve Yargıtaya bırakılmıştır.
39. Bu durumda yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş olan somut başvuruya konudavanın, bu tarihten sonra makul bir süre içinde açılıp açılmadığının tespitedilmesi gerekmektedir. Belirlenecek bu sürenin dava açılmasını mümkün kılacakyeterliliğe sahip ve öngörülebilir olması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.Fakat bu süre, dava açma hakkının kullanabilmesindeki bireysel yarar ile hukukigüvenlik ve istikrar ilkesinin sağlanmasındaki kamu yararı arasındaki dengeyide bozmamalıdır. Hesaplamada uyuşmazlığın dava edilebilmesini süreye tabi kılanzamanaşımı düzenlemesi de dikkate alınmalıdır. Nitekim uyuşmazlık içinbelirlenen on yıllık zamanaşımı süresi kadar veya daha fazla bir süreninöngörülmesi halinde hukuki güvenlik ve istikrar ilkesinin zedeleneceği açıktır.Ayrıca bu dava, Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihli içtihadından sonra tazminattalebinin incelenmesi bakımından etkili ve elverişli hâle geldiğinden butarihten hemen sonra davanın açılmasını beklemek de hakkaniyete uygundüşmeyecektir. Zira bu süre, Yargıtay HGK içtihadının toplum tarafındanbilinebilir hale geleceği bir zaman diliminden daha kısa da olmamalıdır.
40. Sonuç olarak 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesikapsamında Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarihli içtihadından önce zamanaşımısüresi dolmuş bulunan tazminat talepleri hakkında bu tarihten itibaren makulbir süre içerisinde dava açılabileceğinin kabulü gerekmektedir. Bu sürenin nekadar olacağının takdirinin derece mahkemelerine ve özellikle içtihat mahkemesikonumunda olan Yargıtaya ait olduğu kuşkusuz olmakla birlikte, somut olaydaderece mahkemelerinin bu yönde bir değerlendirmeye yer vermedikleri ve davaaçılmasını mümkün hâle getirebilecek şekilde makul bir süre tespiti yolunagitmedikleri anlaşılmaktadır. Derece mahkemeleri başvurucunun murisi tarafından28/4/2014 tarihinde açılan davada, 18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımısüresinin dolduğunu tespit etmişlerdir. Yukarıda yer verilen değerlendirmelerde dikkate alındığında, 18/11/2009 tarihinden 4 yıl 5 ay 10 gün sonra açılandavanın makul kabul edilebilecek bir sürede açılmadığı sonucuna varılmıştır.Dolayısıyla 18/11/2009 tarihinde etkili hâle gelen hukuk yolu için bu süredensonra makul denilebilecek sürede dava açmayan başvurucunun murisinin davasınınzamanaşımından reddedilmesi suretiyle başvurucuya yüklenen külfetin orantısızolduğundan bahsedilemez. Bu nedenle kamu yararı ile bireyin mahkemeye erişim hakkıarasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulmadığıdeğerlendirilmiştir.
41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabuledilebilirlik nedenleri incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerindeBIRAKILMASINA 14/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.