TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
IŞIL YAYKIR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2284)
Karar Tarihi: 15/4/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu
:
Işıl YAYKIR
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, öğretmen olarakgörev yaptığı okul idaresi görevlilerince, özel hayatına ait bilgilerintoplanması, aleyhinde hukuksuz idari işlemler yapılması ve bu suretle kendisinemobbing uygulanması, belirtilen eylemler nedeniyleyaptığı suç duyurusu üzerine şüpheliler hakkındaki evrakın işlemdenkaldırılmasına karar verilmesi ve yapılan soruşturmanın adil olmamasınedeniyle, Anayasa’nın 17., 20. ve 36. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitiyle yenidenyargılama yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 2/4/2013tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurununKomisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölümün BirinciKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzeredosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerindebelirtildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu öğretmen olarakgörev yapmaktadır.
6. Başvurucu tarafından17/7/2012 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçe ile, görevyaptığı okulun yönetim kadrosunda yer alan ve okulda çalıştığı belirtilen dörtşüpheli hakkında, kendisinin de eserleriyle iştirak ettiği bir resim sergisindeizinsiz olarak sağlık durumu hakkında sorular sorulduğu, sergiye dahil olan eserlerinin fotoğraflarının çekildiği, toplanankişisel bilgilerinin okul idaresine iletilmesi sonucunda hakkında disiplinsoruşturması başlatıldığı, belirtilen işlem ve başka bir takım hukuksuzişlemler yapılmak suretiyle idarece kendisine mobbinguygulandığı belirtilerek suç duyurusunda bulunulmuştur.
7. Şüphelilerden üçü hakkındadüzenlenen ön inceleme raporuna istinaden, Çankaya Kaymakamlığının 23/11/2012 tarih ve 2012/40 sayılı evrakı kapsamında, ilerisürülen iddiaların sübuta ermemesi nedeniyle, ilgililer hakkında soruşturmaizni verilmemesine karar verilmiştir.
8. Ankara CumhuriyetBaşsavcılığının 29/11/2012 tarih ve S.2012/86493 sayılı kararı ile, evrakın işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir.
9. Başvurucu tarafındansoruşturma izni verilmemesi kararına karşı yapılan itiraz Ankara Bölge İdareMahkemesi 1. Kurulunun 7/2/2013 tarih ve E. 2012/567, K.2013/67 sayılı kararı ile, ön inceleme raporu ve eki belgelerde yer alantespitlerin isnat edilen eylemden dolayı Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlıksoruşturması yapılmasını gerektirecek nitelik ve yeterlikte olmadığınınanlaşıldığı belirtilerek reddedilmiştir.
10. Ret kararı 4/3/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
11. Başvurucu tarafından,toplanan şahsi bilgilerine istinaden hakkında disiplin soruşturması yapıldığıbelirtilmekle ve soruşturmanın akıbetine dair bir bilgi verilmemekle beraber,başvuru dosyası kapsamında yer alan muhakkik raporunda, başvurucu tarafındanraporlu iken resim sergisi açtığı iddiasının yanı sıra, başka bir takımiddialara da istinaden inceleme yapıldığı ve raporda, başvurucunun hakkındadisiplin soruşturması yürütüldüğünü belirttiği eylemlerle ilgili kanaatinbelirtildiği kısımda, eylemlerin herhangi bir disiplin suçuna karşılıkgelmediği tespitine yer verildiği, ancak diğer bir iddia kapsamında vazifesininifasında özensiz olduğu sonuç ve kanaatine ulaşıldığının belirtildiğianlaşılmaktadır.
B. İlgiliHukuk
12. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 172. ve 173. maddeleri.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
13. Mahkemenin 15/4/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun2/4/2013 tarih ve 2013/2284 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
14. Başvurucu, öğretmen olarakgörev yaptığını, görev yaptığı okulun yönetim kadrosunda yer alan şahıslarıntalimatıyla okulda çalışan kişilerce, kendisinin de eserleriyle iştirak ettiğibir resim sergisinde izinsiz olarak sağlık durumu hakkında sorular sorulduğunu,sergiye dâhil olan eserlerinin fotoğraflarının çekildiğini, özel hayatınailişkin olarak toplanan kişisel bilgilerinin okul idaresine iletilmesisonucunda hakkında disiplin soruşturması başlatıldığını, belirtilen işlem ve başkabir takım hukuksuz işlemler yapılmak suretiyle idarece kendisine mobbing uygulandığını, belirtilen eylemler nedeniyleyaptığı suç duyurusu üzerine şüpheliler hakkındaki evrakın soruşturma izniverilmemesi nedeniyle işlemden kaldırılmasına karar verildiğini, yaptığıitirazın da reddedildiğini, belirtilen kararların gerekçesiz olduğunu ve bukapsamda yapılan soruşturmanın adil olmadığını beyan ederek, Anayasa’nın 17.20. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
1. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden
15. Başvurucu, görevi kötüyekullanma iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının S.2012/86493 sayılıdosyası kapsamında yaptığı şikâyet sonucunda eksik incelemeye ve hatalıdeğerlendirmeye dayalı olarak şüpheliler hakkındaki evrakın işlemdenkaldırılmasına karar verildiğini ve soruşturma kapsamında verilen kararlarıngerekçesiz olduğunu belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
16. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması şarttır.”
17. 30/11/2011 tarih ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
18. Anılan Anayasa ve Kanunhükmüne göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No. 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
19. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
20. AİHS’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesiniistemek hakkına sahiptir. ….”
21. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanmahakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 38).
22. Sözleşme’nin adil yargılanmahakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgiliuyuşmazlıkların” ve bir “suçisnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğubelirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hakarama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmekiçin, başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığıntarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmişolması gerektiği anlaşılmaktadır (B. No. 2012/917, 16/4/2013,§ 21).
23. Bir ceza davasında üçüncükişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarargören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler, adil yargılanma hakkınınkoruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medenîhak talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucundaverilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir(B. No. 2013/1845, 7/11/2013, § 37; Benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. Perez/Fransa, B. No. 47287/99, 12/2/2004, §70).
24. Hukuk sistemimiz açısından,5271 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasındabulunma imkânı ortadan kalkmış olup, başvurucunun ceza muhakemesi sürecindemedeni haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca somut olaydabaşvurucunun isteğinin üçüncü kişilerin cezalandırılmasıyla, verilenkovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkilerinin de ceza muhakemesi süreciile sınırlı olduğu ve başvurucunun iddiaları göz önünde bulundurulduğunda hukukyargılaması açısından bağlayıcı bir etkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır.
25. Açıklanan nedenlerle,Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının konusunun, Anayasa’dagüvence altına alınmış ve Sözleşme kapsamında yer alan temel hak veözgürlüklerin koruma alanı dışında kaldığı anlaşılmakla, başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Anayasa’nın 17. ve 20. Maddelerinin İhlal Edildiği İddiasıYönünden
26. Başvurucu, öğretmen olarakgörev yaptığı okul idaresi görevlilerince, özel hayatına ait bilgilerintoplandığını, bu bilgilere ve başka bir kısım eylemlere istinaden aleyhindehukuksuz idari işlemler yapıldığını ve bu suretle kendisine mobbinguygulandığını belirterek, Anayasa’nın 17. ve 20. maddelerinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
27. Anayasa’nın 17. maddesininbirinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insanhaysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
28. Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” kenar başlıklı 20.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, özelhayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özelhayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
29. Sözleşme’nin “İşkence yasağı” kenar başlıklı 3. maddesişöyledir:
“Hiç kimseye işkenceveya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza uygulanamaz.”
30. Sözleşme’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenarbaşlıklı 8. maddesi şöyledir:
“(1) Herkes özel veaile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkınkullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasaylaöngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkeninekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veyaahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli birtedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
31. Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkına sahip olduğu belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi vemanevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesindeözel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinselbütünlük hakkı ile, bireyin kendisini gerçekleştirmeve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (B. No.2013/2187, 19/12/2013, § 30).
32. Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasında ise kimseye “işkence”,“eziyet” yapılamayacağı vekimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”muamele ve cezaya tabi tutulamayacağı düzenlenmiş olup, hüküm Sözleşme’nin 3.maddesi kapsamında güvence altına alınmış olan hukuksal çıkarlarıkapsamaktadır. Belirtilen düzenlemede yer alan ifadeler arasında bir yoğunlukfarkı bulunmakta olup, kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne en ağırşekilde zarar veren muamelelerin “işkence”,bu seviyeye varmayan fakat yine de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veyaruhsal ızdırap veren insanlık dışı muamelelerin “eziyet”, küçük düşürücü ve alçaltıcınitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insanhaysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak belirlenmesimümkündür (B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 22).
33. Ancak, bir eyleminAnayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgaribir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıpaşılmadığının belirlenmesinde her somut olayın özellikleri dikkate alınarak birdeğerlendirme yapılması esastır. Bu bağlamda, muamelenin süresi, fiziksel vemanevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önemtaşımaktadır (B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 23). Somutolaydaki veriler ışığında, belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan muamele veeylemlerin ise, diğer haklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
34. AİHM içtihadında da, başvurukonusu iddiaların Sözleşme’nin 3. maddesinin güvence kapsamında yer alması içinminimum bir ağırlığa varması gerektiği kabul edilmekte ve acımasız, insanlıkdışı veya küçük düşürücü muamele veya cezanın ağır ve kasıt içeren şekli olarakkabul edilen işkencenin, şiddetli acı veya eziyet uygulanması, acının kasıtlıolarak uygulanması ve bilgi almak, cezalandırmak veya korkutmak gibi amaçlı birmuameleyi içermesi gerektiği benimsenmektedir. Önceden tasarlanaraksaatlerce uygulanan ve gerçek yaralar ve en azından ağır fiziki ve ruhsalacılar çektiren muameleler ise insanlık dışı muamele olarakdeğerlendirilmektedir. Küçük düşürücü muamelenin ise, mağdurlarda korku veaşağılık duygusu oluşturan, küçük düşürücü ve alçaltıcı nitelikte olanmuameleleri ifade ettiği kabul etmekte ancak, söz konusu muamelenin amacınınilgili kişiyi küçük düşürmek veya alçaltmak olup olmadığı ve sonuçlarıitibarıyla mağdurun kişiliğini Sözleşme’nin 3. maddesi ile uyuşmayan birolumsuzlukta etkileyip etkilemediği üzerinde durulmaktadır ( Bkz. Costello-Roberts/BirleşikKrallık, B. No. 13134/87, 25/3/1993, § 30; Labita/İtalya, [BD], B. No. 26772/95,06/04/2000, § 120, Hurtado/İsviçre, B. No. 17549/90, 28/1/ 1994, § 67).
35. Yukarıda yer verilentespitlerden de anlaşılacağı üzere, doğası gereği cezaların veya menfi hareketve eylemler ile olumsuz hayat deneyimlerinin, kişinin fiziki ve ruhsaldeğerlerini etkilemesi ve kişide stres, üzüntü ve sair menfi tezahürlere yolaçması ve bu etkileri açısından özellikle küçük düşürücü muamele kavramınıçağrıştırması mümkün olmakla birlikte, belirtilen eylemlerin Sözleşme’nin 3.maddesi anlamında işkence, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ve bukavramların Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen muadilleri olan işkence,eziyet veya haysiyetle bağdaşmayan muamele veya ceza olaraknitelendirilebilmesi için, mağdurun sübjektif niteliklerinin yanı sıramuamelenin uygulanış şekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fizikselve ruhsal etkiler açısından önemli bir ağırlığa ulaşmış olması gerekmektedir.
36. Belirtilen tespitlerışığında somut olay incelendiğinde, başvurucu tarafından esasen, görev yaptığıokulun yönetim kadrosunda yer alan ve okulda çalıştığı belirtilen kişilerce,kendisinin de eserleriyle iştirak ettiği bir resim sergisinde izinsiz olaraksağlık durumu hakkında sorular sorulduğu, sergiye dâhil olan eserlerininfotoğraflarının çekildiği, toplanan kişisel bilgilerinin okul idaresineiletilmesi sonucunda hakkında disiplin soruşturması başlatılması suretiylemanevi zarara uğratıldığı ve bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaledildiği iddiasıyla başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu tarafından iddiaedilen eylemlerin fiziksel ve manevi etkileri, süresi ve yoğunluk derecesi gibiunsurların değerlendirilmesi neticesinde; başvurucunun da iştirak ettiği birresim sergisinde, resimlerinin fotoğraflanması ve sağlık durumu hakkındasorular sorulmasının sistematik bir muamele tarzına işaret etmeyip münferithadiselerden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Belirtileneylemlerin kişilik haklarını ihlal ederek, başvurucu üzerinde fiziki ve ruhsaletkilerinin olması mümkün olmakla birlikte, özellikle kamu görevlisi olanbaşvurucu hakkında bir disiplin soruşturması yürütülmesinin, muameleninuygulanış şekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsaletkiler açısından, başvurucunun yaşı ve mesleki statüsü de nazara alındığında,Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilmesi içingerekli olan asgari eşiği aştığı söylenemez.
37. Başvurucu tarafından ayrıca,mobbing teşkil ettiği iddia edilen eylemlerkapsamında, özel yaşamına ait unsurların sorgulandığı ve bu alana aitbilgilerin elde edilerek kullanıldığı belirtilmektedir. Anayasa’nın 20. maddesininbirinci fıkrasında yer alan özel yaşamın gizliliği hakkı kapsamında korunanhukuksal çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkı olup, bireyin kendisineilişkin herhangi bir bilginin, kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır.
38. Belirtilen nedenlerlebaşvurucunun şikâyetinin, özel yaşamın gizliliği ve maddi ve manevi varlığınkorunması hakları ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrası ve 20. maddesinin kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.
39. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
40. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”
41. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hakihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanunyollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (B. No. 2012/1027, 20, 12/2/2013, §§ 19–20; B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 26).
42. Ancak belirtilen hükümlerdeyer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleriaçısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabileceknitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılmasıgerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklîolarak uygulanabilir bir kural olup, bu kurala riayetin denetlenmesindemünferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda, yalnızcahukuk sisteminde bir takım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamandabunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi birbiçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisindenbaşvuru yollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerinegetirip getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesigerekir (B. No. 2013/2355, 7/11/2013,§ 28; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. İlhan /Türkiye, B. No. 22277/93, 27/7/2000, §§ 56–64).
43. Bireyin fiziksel ve zihinselbütünlüğü, Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen “maddi ve manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet,bireyin maddi ve manevi varlığının bir parçası olan fiziksel ve zihinselbütünlüğe keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarınıönlemekle yükümlüdür. Ancak Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığınayönelik olarak yapılan müdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurmaçerçevesindeki pozitif yükümlülüğü, tüm müdahale türleri açısından mutlakacezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Belirtilen haksızmüdahalelere karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür.Nitekim fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler için ülkemizde hemcezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür. Ancak hukukumuzaçısından, mobbing teşkil eden ve psikolojik taciz,şiddet ve yıldırma türünden davranış grubu olarak kabul edilen ve somutbaşvuruya konu eylemlere benzer eylemlerin içinde ceza hukuku anlamında suçteşkil eden fiillerin yer alması durumunda, bu alandaki yaptırımlara tabitutulma olanağı bulunmakla beraber, özel hukuk anlamında bu tür fillerintazminat davasına konu edilebildiği görülmektedir. Yargı kararlarınazara alındığında, belirtilen tazmin imkanının, kişinin kamu görevlisi veyaözel hukuka tabi bir hizmet sözleşmesi çerçevesinde görev yapması nazaraalınarak, hem idari yargı hem de adli yargı alanında yer alan yargısalmakamlarca sağlandığı anlaşılmaktadır (Y.H.G.K. 25/9/2013tarih ve E.2012/9-1925, K.2013/1407; Danıştay 8. Dairesi 16/4/2012 tarih veE.2008/10606, K.2012/1736). Dolayısıyla bir bireyin, somut başvuruda belirtilenfiillere benzer eylemler vasıtasıyla fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne müdahaleedildiği iddiasıyla, hukuk davası yoluyla daha etkin bir giderim sağlamasımümkündür (B. No. 2013/1123, 2/10/2013, § 35). Ayrıca,belirtilen müdahale biçiminin içerisinde, kişinin mahremiyet alanına dâhil olanbilgilerin, kendi rızası olmaksızın açıklanması, yayılması, bu bilgilerebaşkaları tarafından ulaşılması ve rızası hilafına kullanılması, kısaca bubilgilerin mahrem kalması konusundaki birey menfaatine aykırı eylem vedavranışların bulunması da mümkündür.
44. Hukuka veya sözleşmeyeaykırı bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesiyükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza hukuku alanında suç olarakadlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir hukuka aykırı davranışgrubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için ilgili kanundaaçıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yerverilmemektedir. Ayrıca, ceza hukuku alanında taksire dayalısorumluluğun istisnai nitelik taşımasına rağmen, kasten veya taksirlebaşkalarına verilen zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının dahafazla olduğu, ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukukisorumluluk alanında objektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığıve hukuki sorumluluk alanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük birispat standardı kullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiğianlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, hukuk sistemimizde ceza muhakemesinde şahsihak iddiasında bulunma imkânı ortadan kaldırılırken, hukuki sorumlulukalanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin zararının telafiedilmesi olduğu nazara alındığında, özellikle somut başvuruya konu ihlaliddiasına benzer uyuşmazlıklar açısından, hukuki tazmin yolunun daha yüksekbaşarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğuanlaşılmaktadır.
45. Başvuruya konu olayda,başvurucu tarafından görev yaptığı okulun yönetim kadrosunda yer alan ve okuldaçalıştığı belirtilen şüpheliler hakkında, kendisinin de eserleriyle iştirakettiği bir resim sergisinde izinsiz olarak sağlık durumu hakkında sorularsorulduğu, sergiye dahil olan eserlerininfotoğraflarının çekildiği, toplanan kişisel bilgilerinin okul idaresineiletilmesi sonucunda hakkında disiplin soruşturması başlatıldığı, belirtilenişlem ve başka bir takım hukuksuz işlemler yapılmak suretiyle idarece kendisinemobbing uygulandığı belirtilerek suç duyurusundabulunulduğu, yürütülen soruşturma sonucunda şüpheliler hakkındaki evrakınişlemden kaldırılmasına karar verildiği, ancak başvurucu tarafından somutbaşvuru açısından daha etkili bir giderim yolu olan hukuk davası açma yolunagidilmediği anlaşılmaktadır.
46. Yukarıda yer verilen tespitlerçerçevesinde, fiziksel ve zihinsel bütünlüğe ve mahremiyet alanına aitunsurlara karşı yapıldığı iddia edilen müdahaleler ile ilgili olarak, başvurucutarafından yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olduğu nazaraalındığında, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için etkilibaşvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez.
47. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne ve mahremiyet alanına aitunsurlara karşı yapıldığı iddia edilen müdahaleler ile ilgili olarak yalnızcaceza muhakemesi yoluna başvurulduğu ve somut başvuru açısından daha etkili birgiderim yolu olan hukuk davası açma imkânı kullanılmaksızın bireysel başvurudabulunulduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının “konu bakımından yetkisizlik”,
2. Anayasa’nın 17. ve 20. maddelerinin ihlal edildiğine yönelikiddialarının “başvuru yollarınıntüketilmemesi”,
nedenleriyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
15/4/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.