TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
İSMAİL ÇALIŞKAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/11662)
Karar Tarihi: 6/7/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Mehmet Sadık YAMLI
Başvurucu
:
İsmail ÇALIŞKAN
Vekili
:
Av. Sezgin GANUZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, askerlik hizmeti sırasında meydana gelen yaralanmanedeniyle oluşan maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle açılan davanınsüre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 9/7/2014 tarihindeyapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.
6. Başvurucu,Bakanlığıngörüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Mardin ili Nusaybin ilçesinde askerlik göreviniyapmakta iken 18/7/2009 tarihinde sınır hattındaki telengellerin güçlendirilmesi sırasında meydana gelen mayın patlaması sonucundayaralanmıştır.
9. Bir dizi tedavi sonucunda GATA Haydarpaşa Eğitim HastanesiKomutanlığının 23/5/2011 tarihli heyet raporuylabaşvurucunun "barışta askerliğeelverişli olmadığı" tespit edilmiştir. Öte yandan başvurucu 28/11/2009 tarihinde normal süresinde terhis edilmiştir.
10. Anılan raporun 23/6/2011 tarihindeonaylanarak kesinleşmesinden sonra 1/6/2011 tarihinden geçerli olmak üzerebaşvurucuya altıncı derecede vazife maluliyeti aylığı bağlanmış ve nakdîtazminat ödenmiştir.
11. Başvurucu 11/9/2012 tarihinde idaribaşvuru yapmadan doğrudan tam yargı davası açmıştır. Bunun üzerine Askeri Yüksekİdare Mahkemesi (AYİM) 12/6/2013 tarihli kararıyladava dilekçesinin görevli idari mercie tevdiine karar vermiştir. İdaretarafından altmış gün içinde cevap verilmemesi üzerinebaşvurucu31/10 2013 tarihinde yeniden dava açmıştır.
12. Başvurucu özetle vazife malulü aylığı bağlanmasına ve15.719,41TL nakdi tazminat ödenmesine karar verilmiş olmasına rağmen ömür boyusürecek sakatlıkla karşı karşıya olduğunu, anılan ödemelerden çok dahafazlasını kazanabilecekken sakatlık nedeniyle bundan mahrum kaldığınıbelirterek maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesini istemiştir.
13. AYİM İkinci Dairesi 4/12/2013 tarihli ve E.2013/1481,K.2013/1508 sayılı kararıyla başvurucunun uğradığı zararı,barışta askerliğe elverişsiz olduğuna ilişkinsağlık kurulu raporunun Millî Savunma Bakanlığınca onaylanarak kesinleştiğitarih olan en geç 23/6/2011 tarihindeöğrendiğini, butarihten itibaren bir yıl içinde maddi ve manevi tazminat istemiyle davalıidareye başvurması gerekirken anılan süreden sonra doğrudan 11/9/2012 tarihindedavayı açtığını, bu durumda başvurucunun zararı öğrendiği (raporunkesinleştiği) tarihten itibaren bir yıl içinde davalı idareye başvurmadığıgerekçesiyle davayı süre aşımı nedeniyle oyçokluğu ile reddetmiştir.
14. Karara katılmayan üye ise özetle başvurucunun askerliğeelverişli olmadığına ilişkin kesinleşen sağlık raporunun başvurucuya tebliğedilmemesi nedeniyle bir yıllık dava açma süresinin raporun onay tarihi olan 23/6/2011 tarihinden başlatılamayacağını savunmuştur.
15. Bu karara karşı yapılan karar düzeltme istemi de aynıDairenin 30/4/2014 tarihli ve E.2014/763, K.2014/632sayılı kararıyla oyçokluğuyla reddedilmiştir. Bu karar 10/6/2014tarihinde tebliğ edilmiştir.
16. Başvurucu 9/7/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Anayasa ve KanunHükümleri
17. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğanzararı ödemekle yükümlüdür.”
18. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı AskeriYüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun43. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadanönce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihtenitibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkilimakama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Buisteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğitarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."
19. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir şöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılıbildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerigereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudakiişlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içindecevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresiiçinde dava açılabilir."
2. Danıştay İçtihadı
20. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011tarihli ve E.2008/7182, K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:
"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemingerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta cezadavalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.
Özelikle, kamugörevlilerinin idari tasarrufta bulunurken uyulması zorunlu görülen kurallarauymamaları nedeniyle kendilerine izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte,resmi yetkilerin kullanımı sırasında gerçekleştiği için idaresinden deayrılamayan görev kusurlarından doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tamyargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamugörevlisinin kişisel kusurundan mı, görev kusurundan mı kaynaklandığının cezamuhakemesi sonucunda belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.
Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğininve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetiniolumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tamyargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelikolması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğininve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur."
21. Aynı Dairenin 31/5/2016 tarihli veE.2016/4241, K.2016/3896 sayılı kararında şöyle denilmiştir:
"2577 sayılı İdariYargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlaledilen ilgililerin, idari eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl veherhalde idari eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareyebaşvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği hükmebağlanmıştır.
Anılan Kanun hükmünde idareye başvuru içinöngörülen en geç beş yıllık sürenin hangi tarihten itibaren başlatılacağı zamanzaman duraksamalara yol açtığından, bu hususun irdelenmesi gerekmektedir.
Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyleuğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasınınaçılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığızararın ortaya çıkması zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında birhareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemleilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veyaişlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıylabirlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme vehatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.
Özellikle kamugörevlilerinin idari bir tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin veyürüttüğü hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafeedilebilecek boyutta ve biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev veolanaklardan yararlanarak, onları kullanarak hareket ettiği, bu nedenle deidaresinden tamamen ayrılmasını önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyledoğan zararların tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusurusonucu mu yoksa görev kusuru sonucu mu zararın ortaya çıktığınınbelirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13'üncümaddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürenin, eylemin idariliğininortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zararayol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıylakullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak aramaözgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."
B. Uluslararası Hukuk
22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkesmedeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alandakendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuşbağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”
23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarındanbirinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).Mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme'nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerindoğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B.No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1)numaralı fıkra, herkesin kişisel hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlüiddiasını bir mahkeme veya bir yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altınaalır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).
24. Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafındandüzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalaratabidir. AİHM'e göre bu hak, Sözleşme'nintanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen(çerçevesini çizen) sınırlardan başka sınırlamalara da tabi olabilir. Ancakhiçbir durumda bu sınırlamalar hakkın özünü zedelememelidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38).
25. Ayrıca bu sınırlama meşru bir amaç izlemeli ve kullanılanaraçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılıkilişkisi bulunmalıdır, aksi takdirde sınırlama 6. maddenin (1) numaralıfıkrasıyla bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,28/5/1985, § 57).
26. Temyize başvurma, dava açma gibi usul kurallarına ilişkinkanunlarda birtakım süreler öngörülmesi, hukuksal güvenlik ilkesi vemahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan ve eksik olankanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında kararvermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek gibi önemlive meşru amaçlara hizmet etmektedir (Stubbings ve diğerleri/Birleşik Kralık, B.No: 22083/93, 22/10/1996, § 51).
27. Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birdenfazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında oyorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı birşekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabiolmaması gerekir (Beles ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti, B. No:47273/99, 12/11/2002, §§ 50,51).
28. AİHM, Eşim/Türkiye (B.No: 59601/09, 17/9/2013) kararında süre aşımınedeniyle davası reddedilen başvuranın mahkemeye erişim hakkının engellenipengellenmediği hususunu değerlendirmiştir. Söz konusu olayda başvurucu,askerlik hizmetini yerine getirirken 25/9/1990tarihinde yaşanan bir çatışmada yaralanmış, tedavisi uzunca bir süre devametmiş ve sonunda başvurucunun 1992 yılında askerlikle ilişiği kesilmiştir.Başvurucu sonraki yıllarda sürekli baş ağrısından ve baş dönmesinden yakınmış,2004 yılında başında belirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş,2007 yılında GATA'daki muayenesinde başvurucunun başında mermi olduğuanlaşılmıştır. Başvurucu 19/9/2007 tarihinde tazminatalmak amacıyla idareye başvurmuş ancak başvurucunun bu talebi reddedilmiştir.Bunun üzerine başvurucunun idare aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyleaçtığı davada AYİM söz konusu olayın yaşandığı tarihten itibaren beş yıl içindedava açılmadığı gerekçesiyle davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir.
29. AİHM anılan kararında, davanın temelinde yer alan konununaslen beş yıllık süre sınırını başvurucunun yaralandığı tarihten itibarenhesaplayan yerel Mahkeme kararındaki gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş; başvurucunun25/9/1995 tarihinde kafatasındaki mermiden haberdarolmaması tartışma konusu olmadığından kendisinden beş yıl içinde tazminatdavası açmasının beklenmesinin makul olarak değerlendirilemeyeceğine,Mahkemenin nazarında şahsi yaralanmayla ilgili tazminat davalarında dava açmahakkının tarafların uğradığı zararı gerçekte değerlendirebildiğindekullanılması gerektiğine hükmetmiş ve AYİM’in süresınırı hakkındaki katı yorumunun, davanın esasının tam olarak incelenmesineengel olması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucunavarmıştır (Eşim/Türkiye, §§ 23,25, 26).
30. AİHM, Howald Moor ve Diğerleri/İsviçre (B.No: 52067/10 ve 41072/11, 11/3/2014)başvurusunda da Eşim/Türkiyebaşvurusundaki içtihadını sürdürmüştür. Başvuruya konu olayda başvuranlar,1965yılından 1978 yılına kadar çalışma ortamında amyanta (asbest) maruz kalmasısebebiyle oluşan hastalık nedeniyle 2005 yılında vefat eden bir teknisyenin eşive çocuklarıdır. Olayda hastalığın amyanttan kaynaklandığı 2004 yılında belliolmuş ve başvuranların mirasçısı 25/10/2005 tarihindeişveren aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. İsviçre FederalMahkemesi, on yıllık zamanaşımı süresinin zararın ortaya çıktığı andan değilolayın oluş anından itibaren başlayacağını belirterek davacının 1995 yılındansonra amyanta maruz kalmadığını, 1995'ten önceki olaylar açısından isetaleplerin zamanaşımına uğradığına karar vermiştir.
31. AİHM söz konusu başvuruda, zamanaşımına ilişkin kuralların,amyantın yol açtığı gibi tetikleyici olaylardan ancak yıllar sonra teşhisedilebilen hastalıklardan muzdarip kişileresistematik olarak uygulanmasının, bu kişileri iddialarını mahkemeler önündeortaya koyma olanağından yoksun bırakma ihtimali bulunduğuna dikkat çekmiştir.AİHM, kişinin belli bir hastalıktan muzdarip olduğunubilemeyeceğinin bilimsel olarak kanıtlanmış olduğu durumlarda bu gerçeğinzamanaşımı süresinin hesaplanmasında dikkate alınması gerektiğini belirterekzamanaşımı sürelerinin uygulanmasının başvuranların mahkemeye erişimini, söz konusuhaklarının özüne halel getirecek derecede kısıtlamış olduğuna karar vermiştir (Howald Moor ve Diğerleri/İsviçre,§§77,78).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
32. Mahkemenin 6/7/2017 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mahkemeye ErişimHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
33. Başvurucu; AYİM'in, dava açmasüresini idarenin iç işlemleri sonucu kesinleşen ve tebliğ edilmeyen sağlıkraporunun onay tarihinden başlatarak davayı reddetmesi nedeniyle kendisinegereksiz ve orantısız bir yük yüklenildiğini ve böylece mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yargılamanın yenilenmesine kararverilmesini istemiştir.
34. Bakanlık tarafından sunulan görüştekonuyla ilgili Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatlarına yer verilmiş ve ardındanözetle 1602 sayılı Kanun'da, dava açma süresinin her çeşit işlemlerde yazılıbildirim tarihinden itibaren altmış gün olarak ifade edildiği, tam yargıdavasının açılması bakımından da eylemlerin yazılı bildirimi ya da başkasuretle öğrenme tarihinden itibaren sürenin başlatıldığını, ayrıca Türk SilahlıKuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği'nde personel ve askerî öğrenciler ileyükümlüler bakımından ayrı düzenlemeye gidilmesine rağmen her iki durumda dasağlık kurulu raporunun tebliği şartının arandığı belirtilmiştir.
35. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevap vermemiştir.
2. Değerlendirme
36. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
i. MüdahaleninVarlığı ve Hakkın Kapsamı
38. Anayasa’nın 36. maddesinin biricifıkrasında, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
39. Anayasa'nın 36. maddesine 2001 yılı değişiklikleriyleeklenen "adil yargılanma" ibaresine ilişkin gerekçede, Türkiye'nintaraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence altına alınan adil yargılanmahakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Bu sözleşmelerden AİHSile AİHS'i yorumlayan AİHM içtihadındaki adilyargılanma hakkı güvencelerinden birini mahkemeye erişim hakkı oluşturmaktadır(bkz. § 23).
40. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığı mahkemeönüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
41. Başvurucunun açtığı davanın AYİM İkinci Dairesi tarafındansüresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilerek davanın esasınınincelenmemesinin, başvurucunun mahkemeye erişim hakkına müdahale olduğuaçıktır.
ii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
42. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak vehürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Busınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetingereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
43. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeyeerişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür.Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir(Murat Kara ve diğerleri, B. No:2014/6042, 9/3/2017, § 59).
44. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir.
45. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebedayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
46. Başvuruya konu olayda AYİM İkinci Dairesinin, 1602 sayılıKanun’un 43. maddesine göre süre aşımı gerekçesiyle davanın reddine kararverdiği anlaşılmaktadır. AYİM Dairesinin bu maddeye göre verdiği kararlayapılan müdahalenin kanun tarafından öngörülme ölçütünü karşıladığı açıktır.
(2) Meşru Amaç
47. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddedeherhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başkamaddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması mümkünolabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin birkısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırlarıortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancakbu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz(AYM, E.2014/112, K.2014/203, 25/12/2014).
48. Diğer taraftan hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkeleriAnayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerindendir. Builkelerin sağlanması amacıyla adil yargılanma hakkı kapsamında yer alanmahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilebilir. Bu çerçevede idari işlem veeylemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasınıengellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak amacıylahukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleri gereğiidari davaların açılmasının belli sürelerle sınırlandırıldığını söylemekmümkündür.
49. Bunun yanında dava ya da hukuki işlemler için tanınansüreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksikya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylarhakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önünegeçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmetederler (AYM, E.2014/92, K.2016/6, 28/1/2016, § 17).
50. Bir başka ifadeyle süre gibi usul kuralları adaletin iyiyönetimini ve bilhassa hukuki güvenlik ve istikrara saygının temin edilmesiniamaçlarlar.
51. Bu açıklamalar çerçevesinde idari işlem ve eylemlere karşıaçılan davalarda süre koşulunun öngörülmesi meşru amaçlara sahiptir.
(3)Ölçülülük
52. Zorunlu askerlik görevi sırasındamalul kalma nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyleaçılan başvuruya konu davada, AYİM Dairesinin dava açma süresini barıştaaskerliğe elverişli olunmadığı yönünde düzenlenen sağlık raporunun "onay (kesinleşme) tarihindenbaşlatarak" davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmesi nedeniylebaşvurucunun mahkemeye erişimine yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığınınincelenmesi gerekir.
(a) Genel İlkeler
53. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukukdevleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumungerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.Bireylerin hak ve özgürlüklerinin, somut koşulların gerektirdiğinden daha fazlasınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamınageleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
54. Mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan davanınhakkaniyetine zarar verecek kadar katı şekilcilikten öte yandan kanunlaöngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırıesneklikten kaçınmaları gerekir (Kamil Koç,B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu çerçevedemahkemeye erişim hakkına yapılacak sınırlandırmanın ölçülü olup bireylerinmahkemeye erişim hakkını aşırı derecede zorlaştırmaması ya da imkânsız hâlegetirmemesi gerekir.
55. Öte yandan bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereğiilgili mevzuatı yorumlamak derece mahkemelerinin görevi olup AnayasaMahkemesinin bireysel başvuruda incelediği husus derece mahkemeleriningerekçelerine esas yorumun ölçülü olup olmadığı ve buna göre Anayasa'da güvencealtına temel hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğidir. Bu kapsamda dava açmasürelerinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek Anayasa Mahkemesinin göreviolmayıp Anayasa Mahkemesi, dava açma sürelerinin başlatıldığı tarihle ilgiliderece mahkemelerin yorumlarının Anayasa'da güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediğiniincelemektedir.
56. Askerlik hizmeti sırasında meydana gelen eylemden dolayıuğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı gerekçesiylereddedilmesi üzerine mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiası daha önceAnayasa Mahkemesince incelenmiştir ( Kemalİnan, B. No: 2013/1524, 6/10/2015; Haluk Pek, B.No:2013/9094, 4/2/2016; Nahit Aydın, B.No: 2013/4072, 6/1/2016; SezaiBalta, B. No:2013/8834, 4/2/2016; Mesut Ekinci,B. No: 2014/956, 18/5/2016).
57. Anayasa Mahkemesinin anılan başvurularda ortaya koyduğuiçtihada göre kişinin idari eyleme ilişkin tam yargı davası açma hakkını, idarieylem nedeniyle bir zarara uğramış olduğunu ve uğradığı zararın hangi sebepveya sebeplerden kaynaklandığını gerçekte değerlendirebildiğinde kullanabilmesigerekir.
58. Bu bağlamda bir kısmına yukarıda yer verilen (§§ 20, 21)Danıştay içtihatlarında ortaya konulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılanzararın tazmini istemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlütutulabilmesi için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idarieylem arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya yol açtığı zararın ya da illiyet bağınıneylemden çok sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açmasüresinin bu tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir.
59. Anayasa Mahkemesinin yukarıda yerverilen içtihadında; askerlik hizmeti sırasında meydana gelen eylemden dolayızarara uğranıldığına ilişkin iddiada erken terhis durumunun varlığı hâlinde sözkonusu zararın erken terhisle öğrenilerek değerlendirilebileceği, erken terhisişleminden sonra sağlık raporunun onaylanarak başvurucuya tebliğ edilmesininise ancak açılan tazminat davasında rahatsızlığın seviyesine göre talepedilecek olan tazminat tutarının hesaplanmasına etki edebileceği kabuledilmektedir. Erken terhis durumunun olmadığı durumlarda ise mahkemeyeerişim hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespitinde zarardan bilgi sahibiolup olmadıklarına dair başvurucuların ortaya koyacakları argümanlarbu çerçevede zararın öğrenilmesine elverişli nitelikteki sağlık raporununvarlığı ve derece mahkemelerinin bunlara dair gerekçeleri önem arz eder.
60. Ayrıca derece mahkemesi kararlarında başvurucularınuğradıklarını ileri sürdükleri zararı öğrendikleri veya öğrenmeleri gerekentarih hakkında hiçbir değerlendirme yapılmaksızın dava açma süresine ilişkinbazı kategorik kabul ve değerlendirmelerle davaların süre yönünden reddedilmesimahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.
(b) İlkelerin OlayaUygulanması
61. Başvurucu, 1602 sayılı Kanun’da belirtilen dava açmasüresinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönünde bir şikâyettebulunmamıştır. Başvurucu, anılan sürenin başlangıç tarihi olarak raporun onaytarihinin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğinden şikâyetetmektedir.
62. Olayda, askerlik hizmeti sırasında 18/7/2009tarihinde meydana gelen mayın patlamasında yaralanan başvurucunun bir dizitedavi sonucunda 23/5/2011 tarihli heyet raporuylabarıştaaskerliğe elverişli olmadığı tespit edilmiştir. Başvurucu bu rapordan öncenormal terhis tarihi olan 28/11/2009 tarihinde terhisedilmiştir. Askerliğe elverişsizliğe ilişkin rapor 23/6/2011tarihinde onaylanarak kesinleşmiş ancak bu rapor başvurucuya tebliğedilmemiştir. Başvurucu, mayın patlamasında oluşan yaralanma nedeniyle 11/9/2012 tarihinde tam yargı davası açmıştır. AYİM İkinciDairesi, idari eylemlere ilişkin 1602 sayılı Kanun'un 43. maddesindeki biryıllık süreyi başvurucunun askere elverişliliğiyle ilgili raporun onaylanarakkesinleştiği 23/6/2011 tarihinden başlatmıştır.
63. Somut olayda erken terhis durumu bulunmadığındanbaşvurucunun, mayın patlaması nedeniyle uğradığı zararı değerlendirebileceğitarihin belirlenmesi ve bu tarihe ilişkin AYİM Dairesinin gerekçesi,başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespitindeönem arz etmektedir.
64. Başvuruya konu kararda AYİM Dairesi başvurucunun barıştaaskerliğe elverişli olmadığına ilişkin düzenlenen sağlık raporuna başvurucununzarara uğradığını değerlendirebilmesi noktasında önem atfetmiş ve dava açmasüresinin başlangıcına bu raporu esas kabul etmiştir. Bununla birlikte AYİMdava açma süresini söz konusu raporun kesinleşerek onaylandığı tarihtenbaşlatmıştır (bkz. § 13). Ancak askerliğe elverişsizliğe ilişkin sağlıkraporunun başvurucunun gıyabında onaylanarak kesinleştiği ve başvurucuya tebliğedilmediği açıktır.
65. Bu durumda AYİM Dairesine görebaşvurucunun idari eylem nedeniyle uğradığı zararı değerlendirme noktasındaönem taşıdığı anlaşılan, askerliğe elverişsizliğe ilişkin sağlık raporununtebliğ edilmediği gözetildiğinde başvurucunun bilgisi dışında gerçekleşen onaytarihi esas alınmak suretiyle davanın süre aşımı yönünden reddedilmesininbaşvurucuya orantısız bir külfet yüklediği bukatıyorumun başvurucunun mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede zorlaştırdığısonucuna varılmıştır.
66. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Yaşam Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
67. Başvurucu,idareninözensiz davranışı sonucuyaşam hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
68. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin görüş sunmamıştır.
69. Başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesiuyarınca yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyeti, söz konusu şikâyetve olay açısından yaşam hakkı kapsamında etkili kabul edilebilecek bir başvuruyolu olan tam yargı davasına ilişkin Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yapılanincelemede mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği tespit edilip ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için dava dosyasının yeniden yargılamayapılmak üzere ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verildiğinden ayrıcadeğerlendirilmemiştir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
70. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
71. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.
72. Adil yargılanmahakkı kapsamındakimahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
73. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Askeri Yüksek İdareMahkemesi İkinci Daire Başkanlığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
74. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere-Anayasa'nın 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanunile getirilen geçici 21. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendiyle AskeriYüksek İdare Mahkemesi kaldırılmış olduğundan anılan bendin (b) alt bendigereğince- yetkili idari yargı merciine GÖNDERİLMESİNE (Karar, Askeri Yüksekİdare Mahkemesi İkinci Dairesinin 4/12/2013 tarihli ve E.2013/1481, K.2013/1508sayılı kararıyla ilgilidir.),
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE6/7/2017tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.