TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
İSMAİL HALAÇ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/1714)
Karar Tarihi: 15/11/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör
:
Volkan ÇAKMAK
Başvurucu
:
İsmail HALAÇ
Vekili
:
Av. Vecdi OKŞAŞOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, askerî görev tesiri ile meydana gelen zararıntazmini için açılan davada süre aşımı yönünden ret kararı verilmesininmahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 28/1/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu 3/3/2004 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)bünyesinde uzman erbaş olarak göreve başlamıştır.
9. 28/4/2004 tarihinde engelli koşu parkurunda yapılan sporsırasında başvurucunun sol omzunda çıkık meydana gelmiştir. Amasya DevletHastanesinde tedavi altına alınan başvurucuya yirmi bir günlük istirahat raporuverilmiştir.
10. İstirahatin ardından görevine devam eden başvurucu, bir süresonra omzundan tekrar rahatsızlanmış ve Gülhane Askerî Tıp Akademisine (GATA)sevk edilmiştir. GATA'dasol omzundan ameliyat edilenbaşvurucu 29/4/2005 tarihinde iki aylık istirahat raporu ile taburcuedilmiştir.
11. İstanbul 23. Motorlu Piyade Alayında görev yapmakta iken31/12/2009 tarihinde spor yaptığı esnada sağ omzunda çıkık meydana gelenbaşvurucu GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesine sevk edilmiştir.Anılan Hastanenin 5/1/2010 tarihli raporuile başvurucunun iki hafta istirahat etmesi ve iki ay süreyle spor ve eğitimlerden muaf tutulmasıgerektiğine karar verilmiştir.
12. Takip eden süreçte görevine devam başvurucu 2012 yılındayeniden Haydarpaşa Eğitim Hastanesine sevk edilmiş ve hakkında 10/10/2012tarihli sağlık raporu uyarınca"Tekrarlayan omuz eklem çıkığı tanısı ile sınıfı (piyade) görevini yapamaz, yenidensınıflandırılması uygundur" kararı alınmıştır.
13. Başvurucu 31/7/2013 tarihinde Millî Savunma Bakanlığınabaşvuruda bulunarak askerî görev tesiri ile omzunda meydana gelen rahatsızlıksonucu oluştuğunu ileri sürdüğü maddi ve manevi zararın tazminini talepetmiştir.
14. Diğer taraftan başvurucunun kişisel müracaatı ile GATAHaydarpaşa Eğitim Hastanesi tarafından 25/9/2013 tarihli engelli sağlık kuruluraporu tanzim edilmiştir. Bu raporda başvurucunun tekrarlayan opere sol omuz instabilitesi tanısıyla %20 oranında engelli olduğu tespitedilmiştir.
15. 31/7/2013 tarihli başvurusunun zımnen reddi üzerinebaşvurucu 28/10/2013 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) kayıtlarınagiren dilekçesi ile maddi ve manevi tazminat istemiyle tam yargı davasıaçmıştır.
16. Bu süreçte başvurucu 11/11/2013 tarihinde vazife malulüolarak emekli edilmiştir.
17. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 9/7/2014 tarihli kararıyla tamyargı davasını süre aşımı yönünden reddetmiştir.
18. Ret gerekçesinde öncelikle 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılımülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun dava açma süresine ilişkinhükümlerine yer verilerek idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanlarındava açmadan önce bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretleöğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibarenbeş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesiniistemelerinin şart olduğu, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi hâlinde retişleminin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde busürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açmalarıgerektiği hatırlatılmıştır. Başvurucunun 28/4/2004 tarihinde spor esnasındaomzunun çıkması ile yaralandığı ve takip eden yıllarda meydana gelenrahatsızlığın bu çıkığın devamı niteliğinde olduğu hususlarının altı çizilerekilk omuz çıkığı ile başlayan tam yargı davasına ilişkin hak düşürücü sürelerindaha sonraki yıllarda düzenlenen sağlık raporları ile kesintiye uğramadığı vurgulanmıştır.Bu noktadan hareketle başvurucunun 28/4/2004tarihinden itibaren bir yıl veya her hâlükârda beş yıl içinde idareye zararınıntazmini istemiyle başvurması gerekirken 31/7/2013 tarihinde yaptığı başvuruüzerine açtığı davanın süre aşımına uğradığı belirtilerek ret gerekçesioluşturulmuştur.
19. Ret kararı oyçokluğu ile alınmıştır. Azınlıkta kalanüyelerin karşıoy gerekçesinde özetle, omuz çıkığındankaynaklı zararın devam edip etmediğinin ve sonradan artıp artmadığının tespitedilerek zararın tamamı ve artan bölümü için süre aşımı konusunun değerlendirilmesigerektiği ifade edilmiştir.
20. Ret hükmüne yönelik karar düzeltme istemi Mahkemenin17/12/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Başvurucu, nihai kararı 7/1/2015tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 28/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Kanun Hükümleri
21. 1602 sayılı mülga Kanun’un 43. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadanönce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeyetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğitarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."
22. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yılve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmenveya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen gündenitibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde busürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."
2. Danıştay İçtihadı
23. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:
"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemingerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta cezadavalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.
Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarruftabulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerineizafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerin kullanımısırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarındandoğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundanmı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucundabelirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.
Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğininve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetiniolumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tamyargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelikolması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğininve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur."
24. Aynı Dairenin 28/3/2018 tarihli ve E.2016/15634, K.2018/1334sayılı kararı şöyledir:
"2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13.maddesinde idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadanönce eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylemtarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerinegetirilmesini istemeleri gerektiği öngörülmüş olup; bu sürelerin, kişilerinhaklarını ihlal eden eylemlerin, idare ile illiyet bağının kurulduğu, başka birifadeyle eylemin idariliğinin öğrenildiği tarihtenitibaren başlatılacağı kuşkusuzdur.
Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyleuğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasınınaçılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığızararın ortaya çıkması zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında birhareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemleilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veyaişlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir.
Söz konusu eylemlerin idariliğive doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazende çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucuortaya çıkabilmektedir.
Özellikle kamu görevlilerinin idari bir tasarrufyaparken; mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural, usul vegereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde,ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onlarıkullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasınıönleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazminiistemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu yoksa görev kusuru sonucumu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13.maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin, eylemin idariliğininortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zararayol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıylakullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak aramaözgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."
B. Uluslararası Hukuk
25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya dacezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makulbir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkınasahiptir...”
26. Dava açma hakkını kullanmak yasal birtakım şartlara bağlansada mahkemelerin usul kurallarını uygularken hem yargılamanın adil olmasınahalel getirecek aşırı şekilcilikten hem de yasalar tarafından konulan usulkurallarını ortadan kaldırma sonucunu doğuracak aşırı esneklikten kaçınmalarıgerekir (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, §29).
27. Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birdenfazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında oyorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı birşekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabiolmaması gerekir (Běleš ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti, B. No:47273/99, 12/11/2002, § 51).
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Eşim/Türkiye (B. No: 59601/09, 17/9/2013)kararında süre aşımı nedeniyle davası reddedilen başvurucunun mahkemeye erişimhakkının engellenip engellenmediği hususunu incelemiştir. Söz konusu olaydabaşvurucu, askerlik hizmetini yerine getirirken 25/9/1990 tarihinde yaşanan birçatışmada yaralanmış; başvurucunun tedavisi uzunca bir süre devam etmiş vesonunda 1992 yılında askerlikle ilişiği kesilmiştir. Başvurucu; sonrakiyıllarda sürekli baş ağrısından ve baş dönmesinden yakınmış, 2004 yılındabaşında belirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş ve 2007 yılındaGATA'daki muayenesinde başvurucunun başında mermi olduğu anlaşılmıştır.Başvurucu 19/9/2007 tarihinde tazminat almak amacıyla idareye başvurmuş ancakbaşvurucunun bu talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucunun idarealeyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davada AYİM söz konusu olayınyaşandığı tarihten itibaren beş yıl içinde dava açılmadığı gerekçesiyle davayısüre aşımı yönünden reddetmiştir.
29. AİHM anılan kararında, davanın temelinde yer alan konunun,aslen beş yıllık süre sınırını başvurucunun yaralandığı tarihten itibarenhesaplayan Mahkeme kararındaki gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş;başvurucunun 25/9/1995 tarihinde kafatasındaki mermiden haberdar olmamasınıntartışma konusu olmadığından kendisinden beş yıl içinde tazminat davasıaçmasının beklenmesinin makul olarak değerlendirilemeyeceğine, Mahkemeninnazarında şahsi yaralanmayla ilgili tazminat davalarında dava açma hakkınıntarafların uğradığı zararı gerçekte değerlendirebildiğinde kullanılabilmesigerektiğine hükmetmiş ve AYİM’in süre sınırıhakkındaki katı yorumunun davanın esasının tam olarak incelenmesine engelolması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Eşim/Türkiye, §§ 23, 25, 26).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 15/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucu; omzunun çıkmasının ardından görevine devamettiğini, operasyonlara katıldığını, rahatsızlığının bu nedenle daha dailerlediğini, gereği gibi tedavi edilmediğini, idarenin hizmet kusurubulunduğunu, rahatsızlığın sınıfı görevi yapmasını engellediğini, maluliyeteneden olduğunu ve uğradığı zararı 2013 yılında öğrendiğini, ayrıca AYİMüyelerinin bağımsız olmadığını, gizli belgelerin kendisineincelettirilmediğini, iki dereceli yargılama yapılmadığını belirterek adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
32. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, Mahkemenindava açma süresine dair hukuk kurallarını katı bir yorumla hatalıdeğerlendirdiği iddiasına müteallik olduğundan başvuru mahkemeye erişim hakkıkapsamında incelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
35. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "... ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesineilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce degüvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiğivurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM,Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkınıiçerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§34).
36. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
37. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
38. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süreaşımından reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeyeerişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.
b.Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
39. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak vehürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülükilkesine aykırı olamaz."
40. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir.
41. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebedayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
42. Başvurucunun idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyleaçtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Mahkeme kararının1602 sayılı mülga Kanun'un 43. maddesine dayandığı görülmektedir. Dolayısıylasomut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanunidayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
43. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının neolduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafındanmüteaddit defalar incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu incelemelerinde idariişlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin engenel ifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesininbir gereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacıbulunduğuna işaret etmiştir (bkz. AyşeYıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017, §§ 54, 55; Fatma Altuner, B.No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii veTicaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).
iii. Ölçülülük
(1)Genel İlkeler
44. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkemekararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemliölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlaledebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).
45. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularkenyargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilciliktenkaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadankalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukukaaçıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanmasınedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarınıkullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., §38).
46.Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an damahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önemtaşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihtebaşlayacağını belirleme ve mevzuatı bu yönüyle yorumlama görevi esasen derecemahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açmasüresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesininbir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiği konusundaderece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somutolayın koşulları ışığında incelemektir (AhmetYıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açmasüresinin henüz dava hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin dava hakkınındoğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğununkabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması davahakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir(bkz. Yaşar Çoban, § 66).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
47. Başvurucu, tam yargı davası açmak için gerekli olan zorunluidari başvuru süresinin başlangıcı olarak omzunun çıktığı ilk olay tarihininesas alınmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğinden şikâyet etmektedir.
48. Somut olayda 2004 ile 2013 yılları arasında TSK bünyesindegörev yapan başvurucunun 2004 yılında spor esnasında omzunun çıktığı, akabindetedavi sürecinin devam ettiği, 2012 ve 2013 yıllarında tanzim edilen raporlarlapiyade sınıfı görevini yapamayacağı ve engellilik oranı hususlarının tespitedilmesi üzerine vazife malulü olarak emekli olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu,2013 yılında askerî görevin tesiri ile oluşan rahatsızlık sonucu sınıfıgörevini yapamaz hâle gelmesiyle uğradığı zararın tazmini için idari başvurudabulunmuş ise de talebi zımnen reddedilmiştir. Zımnen ret üzerine açılan tamyargı davası da AYİM tarafından süre aşımı gerekçe(bkz.§ 18) gösterilerek reddedilmiştir.
49. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer nitelikte başvurulardada belirtildiği üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyleaçılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortadaidari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağıbulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veyayol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonraanlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin butarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (Mehmet Çınar ve Nuray Çınar, B.No:2015/4807,19/4/2018, § 46).
50. Bireysel başvuruya konu olayda; başvurucunun omuz çıkığırahatsızlığının ilk kez 2004 yılında ortaya çıktığı ve takip eden dönemde omuzçıkığından kaynaklanan rahatsızlığın sağlık raporları ile belgelendiğihususlarında ihtilaf bulunmamaktadır. Başvurucunun 2004 ve takip eden yıllardayapılan muayeneleri ve düzenlenen raporlar itibarıyla omzundaki rahatsızlıktanhaberdar olduğu açıktır. Mamafih başvurucunun sınıfı görevini yapamayacağınıbelirten 10/10/2012 tarihli rapora değin gerçekleşen tedavi sürecinde sınıfıgörevini yerine getiremeyeceği sonucuna varılmamış ve başvurucu piyade astsubayolarak görev yapmaya devam etmiştir. Bir başka ifadeyle 2004 yılı itibarıylabaşvurucu rahatsızlığının görevini yapmasına engel teşkil edecek boyutta olduğundanhaberdar değildir.
51. Başvurucunun omuz çıkığının gerçekleşmesinin ardından tedavisüreci devam etmekle birlikte görevini sürdürdüğü dikkate alındığındauğradığını ileri sürdüğü zararı ancak sınıfı görevi yapamayacağını bildirenraporun ardından tam olarak değerlendirebilmesi mümkündür. Buna görebaşvurucunun 10/10/2012 tarihinde düzenlenen rapor sonucu sınıfı göreviniyapamayacağının anlaşılması karşısında tam yargı davası açılmasına neden olanzararın omuz çıkığı vakasının gerçekleştiği 2004 yılında öğrenildiğinden sözedilemez. Bu itibarla başvurucunun zararını değerlendirmesine imkân tanımayanolay tarihi esas alınarak uğradığı zararla ilgili idari başvuru yapmaksuretiyle dava açmasının beklenmesi başvurucuya orantısız bir külfetyüklemektedir.
52. Bu durumda 2004 yılı itibarıyla omuz çıkığı rahatsızlığındanhaberdar olmakla birlikte rahatsızlığın görevini etkileyecek boyutta olduğuyönünde bir veriye sahip olmayan başvurucunun ilk olay tarihi itibarıyla zararaneden olan eylemi ve zararıöğrendiği kabul edilerekdava açmanın ön koşulu olan idari başvuruyu yapabileceği bir yıllık süreninbaşlatılmasının mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğu ve buyorumun başvurucunun mahkemeye erişim hakkını kullanmasını aşırı derecedegüçleştirdiği açıktır. Dolayısıyla bu yorumdan hareketle davanın süre aşımındanreddedilmesi suretiyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik yapılanmüdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.
53. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
55. Anayasa MahkemesininMehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlalsonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesihususunda genel ilkeler belirlenmiştir.
56. Mehmet Doğankararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikleihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalinmahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).
57. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesiamacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usulkanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarakyargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararınkaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesiningerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığınıtespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesininihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzeregereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (MehmetDoğan, § 59).
58. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerekihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebindebulunmuştur.
59. Anayasa Mahkemesi,1602 sayılı mülga Kanun'un katı birşekilde yorumlanması sonucu davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniylemahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somutbaşvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
60.Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasınayöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikleihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlalsonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesinekarar verilmesi gerekir.
61. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğusonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
62. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için -Anayasa'nın geçici 21. maddesinin birincifıkrasının (E) bendinin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargı merciineGÖNDERİLMESİNE (Karar, AYİM İkinci Dairesinin 9/7/2014 tarihli ve E.2013/1518,K.2014/1095 sayılı kararıyla ilgilidir.),
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE15/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.