TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
SİNO KAYA VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3839)
Karar Tarihi: 18/6/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucular
:
Sino KAYA
Kayhan KAYA
Mehmet KAYA
Abdülhalim KAYA
Mehmet Nezir KAYA
Vekili
:
Av. Ali AYDEMİR
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular tarafıoldukları hukuk davasının otuz beş yılı aşkın süredir karara bağlanmamış olmasıve uzun süren yargılama nedeniyle taşınmazlardan gerekli şekilde istifadeedememeleri nedeniyle adil yargılama ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğiniileri sürerek, ihlalin tespitiyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazmininekarar verilmesini talep etmişlerdir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 7/6/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesi’ne doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyonasunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinciKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzeredosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 10/10/2013 tarihindeyapılan toplantıda, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 11/11/2013 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin öncekikararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüşsunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Mardin ili Derik ilçesiÇataltepe Köyü 397, 398, 402, 403, 406 ve 409 parsel sayılı taşınmazlarınkadastro tespit çalışmaları neticesinde hazine adına tespit edilmesi üzerine,başvurucular dışındaki bazı şahıslar tarafından, yapılan tespitlerin iptaliamacıyla 8/2/1978 tarihinde Derik Kadastro Mahkemesine davalar açılmış vebelirtilen bu davalar Mahkemenin E.1978/26-27-28-29-30-31 sıralarınakaydedilmiştir.
8. 12/12/1979 tarihindebaşvurucular tarafından yukarıda belirtilen davalara müdahil olmak için aslimüdahale dilekçesi verilerek, taşınmazların kadastro çalışmaları öncesindeDerik Asliye Hukuk Mahkemesinin E.1978/24 sayılı dosyasında taraflarınca davakonusu edildiği bildirilmiştir.
9. Başvurucuların belirttiğiDerik Asliye Hukuk Mahkemesinin E.1978/24 sayılı dosyasının tetkikinden,başvurucu Sino Kaya ve diğer başvurucuların murisleritarafından 3/11/1975 havale tarihli dilekçeyle Derik Asliye Hukuk Mahkemesineaçılmış olan ve Mahkemenin E.1975/86 sırasına kaydı yapılan davanın yargılamasısonucunda verilen kararın bozulması üzerine, dosyanın Mahkemenin E.1978/24sırasına kaydının yapıldığı ve Derik Kadastro Mahkemesinin 8/2/1978 tarihliyazısı ile taşınmazlara ilişkin kadastro tespit çalışmaları yapıldığınınbildirilmesi üzerine, belirtilen dosyanın Derik Asliye Hukuk Mahkemesinin16/5/1978 tarihli görevsizlik kararı ile Derik Kadastro Mahkemesine devredilmişolduğu anlaşılmıştır.
10. Görevsizlik kararı iledevredilen dosya ve Derik Kadastro Mahkemesinin E.1978/26-27-28-29-31 sayılıdosyaları ilgileri nedeniyle Mahkemenin E.1978/30 sayılı dosyası üzerindebirleştirilmiştir.
11. Derik Kadastro Mahkemesinin4/6/1982 tarih ve E.1978/30, K.1986/228 sayılı kararı ile 397, 398, 402, 403,406 ve 409 parsel sayılı taşınmazların müdahiller adına tapuya tesciline kararverilmiştir.
12. Derik Tapulama Mahkemesininkararı temyiz edilmekle, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 27/12/1982 tarihlikararlarıyla bozulmuş, bozma sonrası dosyanın Derik Kadastro MahkemesininE.1983/58 sırasına kaydı yapılmış, ilk derece Mahkemesinin 25/5/1984 tarih veE.1983/58, K.1984/49 sayılı kararı ile taşınmazların müdahiller adına tapuyatesciline karar verilmiştir.
13. İlk derece Mahkemesi kararıYargıtay 16. Hukuk Dairesinin 29/9/1987 tarihli kararlarıyla bozulmuş, bozmasonrası dosyanın Derik Kadastro Mahkemesinin E.1987/28 sırasına kaydıyapılmıştır.
14. Derik Kadastro MahkemesininE.1987/28 sayılı dosyasında yürütülen yargılama neticesinde verilen 27/1/1993tarih ve E.1987/28, K.1993/1 sayılı karar Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin8/4/1994 tarihli kararlarıyla bozulmuş, bozma sonrası dosyanın Derik KadastroMahkemesinin E.1994/6 sırasına kaydı yapılmıştır.
15. Derik Kadastro MahkemesinceE.1994/6 sayılı dosyanın, aralarındaki bağlantı nedeniyle Mahkemenin E.1995/6sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiş, akabinde E.1994/6 sayılıdosya tefrik edilerek Mahkemenin E.1999/1 sırasına kaydı yapılmış olup, hâlihazırdailk derece Mahkemesi önünde derdesttir.
B. İlgiliHukuk
16. 12/1/2011 tarih ve 6100sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesişöyledir:
“Hâkim, yargılamanınmakul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gideryapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
17. 21/6/1987 tarih ve 3402sayılı Kadastro Kanunu’nun “Genel olarak görev” kenar başlıklı 25. maddesinin birincifıkrası şöyledir:
“Kadastro mahkemesi;taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya şerhedilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçüuyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara veözel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar; Kadastroya veya kadastro ileilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümleyebileceği gibi, istek üzerineveraset belgesi de verebilir.”
18. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul”kenar başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro hakimi, askı süresi içinde açılacak davalar ve kadastromüdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacak taşınmaz mallara ait kadastrotutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerinden devredilen işler hakkında davadosyası açar. İlgililerin başvurusunu beklemeksizin kadastro tutanakları ileuyuşmazlığın çözümlenmesine etkili olabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgilidairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflaraTebligat Kanunu hükümlerine göre resen tebliğ eder.”
19. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenarbaşlıklı 29. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşmayapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosyaişlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olandelilleri inceler ve 30 uncu madde hükmünce işi karara bağlar.
…
Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyanhallerde basit yargılama usulü uygulanır.
Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”
20. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimintakdiri” kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarışöyledir:
“Kadastrotutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bu beyanlarına gerekçegösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler. Ancak hakim,kadastro tutanağındaki beyanla, duruşma sırasında topladığı deliller arasındaçelişki görürse, bunu gidermek için tutanakta beyanlarına başvurulan kimseleritanık sıfatıyla yeniden dinleyebilir.
Kadastrokomisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilendosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçınındışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayaraktaşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür.Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları da tespitedilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararıverilir.”
21. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanunyollarına başvurma ve ilamların infazı” kenar başlıklı 32.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro mahkemesikararları Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen taraflara tebliğ olunur.”
22. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastroharcı ve tahakkuku” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasınınson cümlesi şöyledir:
“Bu Kanun gereğinceresen yapılması gereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zaruri giderler,ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
23. Mahkemenin 18/6/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 7/6/2013 tarih ve 2013/3839numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
24. Başvurucular, kendilerineait taşınmazlara ilişkin olarak Derik Kadastro Mahkemesinin E.1999/1 sayılıdosyasında yürütülen yargılamanın otuz beş yıldan uzun bir süredir devamettiğini, dava süresinin uzamasında kusurlarının olmadığını, değişikgerekçelerle yargılama işlemlerinin icrası tehir edilerek ve bu işlemelerinyapılması hususunda gerekli özen gösterilmeyerek yargılama süresininuzatıldığını, ayrıca uzun süren yargılama nedeniyle taşınmazdan dilediklerişekilde istifade edemedikleri gibi, taşınmazlara bağlı olarak sağlanandestekleme primi gibi gelirlerden de mahrum kaldıklarını belirterek,Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğiniiddia etmişlerdir.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik
25. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesisonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine kararverilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas İnceleme
26. Başvurucular, tarafıoldukları hukuk davasının otuz beş yılı aşkın süredir karara bağlanmamış olmasınedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
27. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 18)
28. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarakiddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
29. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
30. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul birsüre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemehakkına sahiptir.”
31. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında,ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamaksuretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıylaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
32. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 39).
33. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletingerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).
34. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığınıntespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 41–45).
35. Ancak, belirtilenkriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyicideğildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespitiile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
36. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
37. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarınmakul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, birkaçadet taşınmaz hakkında asliye hukuk mahkemesinde açılan ve görevsizlik kararısonrasında kadastro mahkemesinde açılan tespite itiraz davası ilebirleştirilmek suretiyle yürütülen bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğugörülmekle, 3402 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerinegöre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konualan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).
38. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup, somut başvuru açısından bu tarih, başvurucu SinoKaya ve diğer başvurucuların murisleri tarafından Derik Asliye HukukMahkemesine açılan tapu iptal davası tarihi olan 3/11/1975 tarihidir.Başvuruculardan Sino Kaya, belirtilen tarihte açılandavanın davacıları hanesinde yer almakta olup, diğer başvurucular isedavacıların murisleridir. Ancak miras bırakanlarından intikalle davayı takipetmekte olan başvurucular açısından da makul süre değerlendirmesinde dikkatealınacak sürenin başlangıç anı, mirasçıların yargılamaya katıldıkları an değil,somut olayda murisleri açısından değerlendirmeye esas alınan sürenin başlangıçanı olan 3/11/1975 tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Sürenin bitiştarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sonaerme tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinindevamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esasalınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).
39. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıçtarihinden itibaren geçen süredir.( B. No: 2012/13,2/7/2013, § 51).
40. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başlangıçta birkaç adettaşınmaza ilişkin tapu iptal talebi olduğu, dava konusu taşınmazlara ilişkinkadastro tespit çalışmaları yapılması üzerine dosyanın görevsizlik kararı ilekadastro mahkemesine devredildiği ve belirtilen mahkeme nezdinde açılan tespiteitiraz davaları ile birleştirildiği, davanın taraflarında otuzu aşkın kişininyer aldığı ve yaklaşık otuz dokuz yıllık yargılama sürecinde ilk derecemahkemesince davanın esasına dair üç karar verildiği, belirtilen kararlarıntemyiz incelemesi neticesinde bozularak Derik Kadastro Mahkemesinin E.1994/6sırasına kaydının yapıldığı, akabinde verilen birleştirme ve tefrik kararlarıneticesinde son olarak Derik Kadastro Mahkemesinin E.1999/1 sırasına kaydıyapılan davanın hâlihazırda ilk derece mahkemesi önünde derdest olduğuanlaşılmaktadır.
41. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin ilk derece mahkemesinezdinde geçen bölümünün iki yıl altı aylık yargılama periyodu dışındakikısmının kadastro mahkemesinde sürdüğü görülmekle, 3402 sayılı Kanun’da yeralan usul hükümlerine tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve 3402sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile bu Kanunda hüküm bulunmamasıdurumunda uygulama alanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin,uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır(§ 16-22).
42. Özellikle somut yargılamaaçısından dava malzemesinin taraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığınazara alındığında, yargılama makamlarının davayı gerekli süratle yürütmeyükümlülüğünün daha dikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir (B. No:2012/12, 17/9/2013, § 58; B. No: 2013/1115, 5/12/2013, § 64).
43. Kadastro mahkemesinezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle3402 sayılı Kanun’da yer alan ve yargılamada sürati temin etmeye hizmet edenözel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiş olup (B. No: 2012/12,17/9/2013, §§ 53-62; B. No: 2013/1115, 5/12/2013, §§ 60-67; 2012/673,19/12/2013, §§ 37-43), başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanınmahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konuyargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarakbakıldığında, 3402 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılamasürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecekbir yön bulunmadığı ve söz konusu yaklaşık otuz dokuz yıllık yargılamasürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
44. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
45. Başvurucular tarafındanayrıca, uzun süren yargılama nedeniyle taşınmazlardan yararlanamadıkları vetaşınmazlar nedeniyle sağlanan gelir desteklerinden istifade edemedikleribelirtilerek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet haklarının ihlaledildiği iddia edilmiş olmakla beraber, somut yargılama bağlamındabaşvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeyukarıda yer verilen tespitler ışığında, mülkiyet hakkının ihlal edildiğiyönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
46. Başvurucular, yargılamanınmakul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle 500.000 TL maddi ve başvurucularınher biri için 150.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.
47. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
48. Başvurucuların tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin yaklaşık otuz dokuz yıllık yargılama süresi nazaraalındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlaltespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında vebaşvuruculardan Sino Kaya’nın belirtilen davanındavacılarından olduğu, diğer başvurucuların ise yargılamayı murislerindenintikalle takip etmekte oldukları göz önünde bulundurulduğunda, takdiren başvuruculardan SinoKaya’ya 22.450,00 TL, başvurucular Kayhan Kaya ve Abdülhalim Kaya’nın herbirine 1.150,00 TL, başvurucu Mehmet Kaya’ya 1.750,00 TL ve başvurucu MehmetNezir Kaya’ya 2.050,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
49. Başvurucular tarafındanmaddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ileiddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
50. Başvurucular tarafındanyapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucularamüştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
51. Başvuruya konu yargılamanınyaklaşık otuz dokuz yıldır sürdüğü ve bu hususun makul sürede yargılanmahakkını ihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olanbir yargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğüzararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısasürede sonuçlandırılmasını teminen, kararın birörneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucuların,
1.Makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvuruculardan Sino Kaya’ya 22.450,00TL, başvurucular Kayhan Kaya ve Abdülhalim Kaya’nın her birine 1.150,00 TL,başvurucu Mehmet Kaya’ya 1.750,00 TL ve başvurucu Mehmet Nezir Kaya’ya 2.050,00TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
C. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARAMÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikmeolması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süreiçin yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,
18/6/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.