TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
SINIRLI SORUMLU GÜZELÇAMLI KONUT YAPI KOOPERATİFİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/497)
Karar Tarihi: 20/7/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Recai AKYEL
Raportör
:
Ayhan KILIÇ
Başvurucu
:
Sınırlı Sorumlu Güzelçamlı Konut Yapı Kooperatifi
Vekilleri
:
1. Av. Osman ÖZ
2. Av. Abdullah Yalçın SELAMOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tapu siciline güvenilerek üçüncü kişiden satınalınan taşınmazın bir kısmının orman vasfıyla bedelsiz olarak Hazine adınatespit ve tescil edilmesi ve bu sebeple taşınmazın önceki maliklerine karşıaçılan davada hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olması nedenleriylemülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/1/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
7. Bakanlık görüşü başvurucuya tebliğ edilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. İzmir ili Seferihisar ilçesi Sığacık mahallesinde kâin 83 ada14 parsel numaralı toplam 19.328 m² büyüklüğündeki taşınmaz tapuda P.K., G.A.,Y.A., T.Y. ve N.S. adına kayıtlı iken 1986 yılında yapılan ve 28/10/1987tarihinde askıya çıkarılarak 29/4/1988 tarihinde tutanakları kesinleşen ormankadastrosu çalışmaları sonucu taşınmazın 15.354 m²lik kısmı orman olarak tespitedilmiştir.
10. Taşınmazın orman olarak tespit edildiğine ilişkin olaraktapu siciline herhangi bir şerh düşülmemiştir.
A. Orman Tespitine KarşıAçılan Dava
11. Malikler tarafından 26/4/1988 tarihinde Seferihisar KadastroMahkemesinde (Mahkeme) orman tahdidine itiraz davası açılmıştır.
12. Dava devam etmekte iken 28/1/1993 tarihinde söz konusutaşınmaz 100.000.000 TL (100 TL) bedel karşılığında başvurucu kooperatifesatılmıştır.
13. Mahkeme tarafından 3/4/1997 tarihinde taşınmaz mahallindebilirkişilerle birlikte keşif yapılmıştır. Ziraat bilirkişisi tarafındanMahkemeye sunulan raporda, taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında olanyerlerden olmayıp kadim zeytinlik olduğu görüşü bildirilmiştir. Jeomorfolojibilirkişisi, taşınmazın toprak yapısı itibarıyla özel mülkiyete konuarazilerden olduğunu beyan etmiştir. Üç yüksek orman mühendisinden oluşunbilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporda, taşınmazın krokide (A) ileişaretlenen ve kadastro tutanağında orman olarak tespit edilmiş olan 15.354m²lik kısmının orman, (B) ile işaretlenen 3.974 m²lik kısmının ise ormansayılmayan yerlerden olduğu açıklanmıştır.
14. Mahkemece 30/10/1997 tarihinde davanın başvurucu kooperatifeihbarı üzerine başvurucu davaya katılmış ve dava başvurucu aleyhine yürütülmeyedevam edilmiştir.
15. Mahkemece orman bilirkişilerinin görüşüne dayanılarak14/12/1998 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir.
16. Başvuru dosyasında bulunmamakla birlikte başvurucudilekçesinde, anılan kararın temyiz sürecinden geçerek kesinleştiğibelirtilmiştir.
B. Taşınmaza İlişkin İmarUygulaması ve Taşınmaz Üzerinde İnşaat Yapılması
17. İhtilaf konusu taşınmazın bulunduğu alana ilişkin olarakSeferihisar Belediyesi (Belediye) tarafından 1990 yılında 1/5000 ölçekli nazımimar planı yapılmıştır. 27/6/1992 tarihinde uygulama imar planı BelediyeMeclisince onaylanmıştır. Belediyece yapılan parselasyon planı ve bu planınuygulanması sonucu ihtilaf konusu taşınmaz ifraz görerek 820 ada 1 parsel, 821ada 1 parsel, 822 ada 1 parsel ve 83 ada 39 parsel numaralı taşınmazlaradönüşmüş ve 7/3/1994 tarihinde başvurucu adına tapuya tescil edilmiştir.
18. Başvurucu tarafından 7/8/1997 tarihinde Belediyeden alınaninşaat ruhsatına istinaden bu taşınmazlar üzerinde 21 çift ve toplamda 42 adetvilla tipi bina inşa edilmeye başlanmıştır.
19. Orman Genel Müdürlüğünün talebi üzerine Mahkemenin 6/4/2000tarihli kararıyla henüz kaba inşaat seviyesinde olan binaların yapımının durdurulmasınakarar verilmiştir.
20. Söz konusu inşaatlar dosyadan anlaşılamayan bir tarihteOrman Genel Müdürlüğü tarafından yıktırılmıştır.
C. Orman İdaresiTarafından Açılan Tescil Davaları
21. Orman Genel Müdürlüğü tarafından 22/5/2000 tarihindebaşvurucu aleyhine söz konusu taşınmazın 15.354 m²sine ilişkin tapunun iptalive taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına tescili istemiyle Mahkemede davaaçılmıştır. Mahkemenin 21/6/2001 tarihli kararıyla taşınmazın krokide (A) ileişaretlenen 15.354 m²lik kısmının ifrazı sonucu oluşan 20 ada 1 parsel, 821 ada1 parsel, 822 ada 1 parsel ve 83 ada 39 parsel numaralı taşınmazların ormanvasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmiştir.
22. Anılan karar Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 9/4/2002 tarihlikararıyla onananak 23/10/2003 tarihindekesinleşmiştir.
23. Orman Genel Müdürlüğü tarafından 26/11/2004 tarihindetaşınmazın 114,26 m²lik bölümü yönünden de aynı Mahkemedetapuiptali ve tescil davası açılmıştır. Mahkemece 4/10/2005 tarihli kararla davanınkabulü ile taşınmazın 114,26 m²lik bölümünün orman vasfıyla Hazine adınatesciline hükmedilmiştir. Bu kararın temyiz edildiğine ilişkin dosyada birbilgi ve belge bulunmamaktadır.
D. Başvurucu TarafındanAçılan Tazminat Davası
24. Başvurucu tarafından 9/11/2000 tarihinde taşınmazın satınalındığı kişiler ile Orman Genel Müdürlüğü ve Belediye aleyhine Mahkemedetazminat davası açılmıştır. Dava dilekçesinde, satıcıların (önceki maliklerin)başkasına ait taşınmazı satmak suretiyle haksız fiil işledikleri nedeniylesorumlu oldukları ifade edilmiştir. Dilekçede, Belediyenin, orman tahditsınırları içindeki taşınmaz için imar ve inşaat izni vermesi sebebiylesorumluluğunun bulunduğu belirtilmiştir. Dilekçede son olarak OrmanBakanlığının da taşınmazın orman olarak tahdit edildiğini Belediyeyebildirmemiş olması ve orman olarak tespit ettiği taşınmaza ilişkin olaraktapuya şerh verdirmemek suretiyle haksız olarak el değiştirmiş olmasınasebebiyet vermiş bulunması nedenleriyle hukuki sorumluluğunun bulunduğuaçıklanmıştır. Başvurucu, taşınmazın ve üzerindeki inşaatın bedeli olarakfazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 150.000.000.000 TL (150.000 TL)tazminatın müşterek ve müteselsil olarak davalılar tarafından ödenmesine kararverilmesi isteminde bulunmuştur.
25. Belediye tarafından Mahkemeye sunulan savunmada, taşınmazınorman vasfı taşıdığına ilişkin herhangi bir şerhin tapu sicilinde bulunmadığıifade edilmiştir. Orman İdaresi ise taşınmazın orman olarak tespitine ilişkintutanağın 28/10/1987 tarihinde askıya çıkarıldığı ve 29/4/1988 tarihindekesinleştiğini hatırlattıktan sonra başvurucunun, taşınmazın nizalı olduğunu bilerek satın aldığını vurgulamıştır.Taşınmazın önceki malikleri de haksız fiilin koşullarının oluşmadığı görüşünüsavunmuşlardır.
26. Mahkemece 21/6/2000 tarihinde verilen kararla davanın süreaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Mahkeme, davayı haksız fiiil hükümleri çerçevesinde incelemiştir. Kararıngerekçesinde, başvurucunun ihtilaf konusu taşınmazın orman vasfıyla Hazineadına tespit edildiği hususunu, 1998 yılında taşınmazın önceki maliklerininOrman İdaresine karşı açtığı davanın başvurucuya ihbar edilmesiyle öğrendiğiifade edilmiş ve 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu tarihten itibaren bir yıl geçtiktensonra açılan davada zaman aşımı süresinin geçtiği belirtilmiştir.
27. Anılan karar Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 11/3/2002 tarihlikararıyla bozulmuştur. Kararın gerekçesinde, davanın zapta karşı tekeffülhükümleri çerçevesinde incelenmesi gerektiği ve zapta karşı tekeffülsorumluluğunda zamanaşımı süresinin 6098 sayılı Kanun'un 125. maddesi uyarıncaon yıl olduğu belirtilmiştir.
28. Bozma kararına uyan Mahkemece 14/10/2003 tarihindemahallinde keşif ve bilirkişi inceleme yaptırılmıştır. Bilirkişi raporunda,taşınmazın, davanın açıldığı 7/12/1999 tarihi itibarıyla rayiç değeri 115.155TL olarak belirlenmiştir.
29. Mahkemece bilirkişi raporuna dayanılarak 26/6/2007 tarihlikararla önceki malikler tarafından başvurucuya 115.155 TL tazminat ödenmesinekarar verilmiştir. Mahkeme, Yargıtay bozma kararında belirtildiği üzeresatıcıların zapta karşı tekeffül sorumluluğunun bulunduğunu vurgulamıştır.Kararın gerekçesinde, satıcıların sorumlu olduğu tutarın, taşınmazın davanınaçılış tarihindeki rayiç bedeli olduğu ifade edilmiştir. Mahkeme, Orman GenelMüdürlüğü ve Belediyenin zapta karşı tekeffül sorumluluklarının bulunmadığıgerekçesiyle bunlar yönünden davayı reddetmiştir. Mahkeme, başvurucunun inşaatbedeline ilişkin tazminat istemini de taşınmazın orman olarak tespit edildiğiniöğrendikten sonra inşaatların yapımına başladığı gerekçesiyle reddetmiştir.
30. Söz konusu karar Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 16/9/2008tarihli kararıyla kısmen bozulmuştur. Kararın gerekçesinde özel mülkiyete konuedilmesi mümkün olmayan orman niteliğindeki taşınmazların satışını içerensözleşmelerin geçersiz olduğu saptaması yapıldıktan sonra bu nitelikteki birtaşınmazın Orman İdaresi tarafından zapt edilmesi hâlinde zapta karşı tekeffülsorumluluğunun söz konusu olmayacağı ifade edilmiştir. Gerekçenin devamında,geçersiz bir sözleşmeye dayanılarak karşı tarafa verilen şeyin sebepsizzenginleşme teşkil edeceği ve sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geriistenebileceği vurgulanmıştır. Ancak geri istenen şeyin karşı tarafın kusuru olmasızın elinden çıkması hâlinde iade olanağının ortadankalkacağına işaret edilen kararda, denkleştiriciadalet ilkesi uyarınca iadesi gereken şeyin ilk ödeme tarihindeki alım gücüneulaştırılmış karşılığının tazminat olarak ödenmesi gerektiği ifade edilmiştir.Daire, somut olay yönünden tapuyu iptal eden Mahkeme kararının kesinleştiğitarih itibarıyla ulaştığı alım gücünün tazminat olarak ödenmesi ve butazminatın da taşınmazın alış fiyatının enflasyon, tüketici fiyat endeksi,altın ve döviz kurlarındaki artış, maaş artış oranları gibi ekonomik etkenlerinortalamaları alınmak suretiyle artırılması yoluyla belirlenmesi gerektiğiaçıklanmıştır.
31. Daire kararında, başvurucunun davalı Belediyeye yöneliktazminat isteminin hizmet kusuruna dayandığı ve davanın bu kısmı yönündengörevsizlik kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle belediye yönünden davanınreddine ilişkin hüküm fıkrası da bozulmuştur. Kararda, Orman Genel Müdürlüğüyönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasına yönelik ayrıca birdeğerlendirme yapılmamış ise de tarafların diğer temyiz itirazlarınınreddedildiği belirtilmiştir.
32. Bozma kararına uyan Mahkemece yeniden yapılan yargılamada,başvurucu tarafından, Yargıtayın 22/11/2001 tarihlive 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesineyönelik içtihat değişikliğine dayanılarak devletin, tapu sicilinintutulmasındaki hatalarından doğan kusursuz sorumluluğu uyarınca tazminatyükümlülüğünün bulunduğu ileri sürülmüş ve görülen davada husumetin Hazineyetevcih edilerek lehine tazminata hükmedilmesi talep edilmiştir.
33. Mahkemece Daire bozma kararı uyarınca bilirkişi incelemesiyaptırılmıştır. Bilirkişi tarafından taşınmazın 28/1/1993 tarihinde 100.000.000TL (100 TL) olan satış bedeli, tapunun iptaline ilişkin 21/6/2001 tarihlikararın kesinleştiği 23/10/2003 tarihi itibarıyla alım gücü yöntemiyle ulaştığıdeğer 12.162,50 TL olarak tespit edilmiştir.
34. Mahkemece 29/3/2011 tarihli kararla, bilirkişi raporundabelirlenen 12.162,50 TL yönünden dava kabul edilmiş ve bu tutarın öncekimalikler (satıcılar) tarafından başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir.Mahkeme, Dairenin bozma kararındaki görüşe uygun olarak sebepsiz zenginleşmehükümlerine dayanmıştır. Kararda, 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesiuyarınca Hazineye karşı açılmış bir davanın bulunmadığı vurgulanmıştır.Mahkeme, bu kararda hükmedilen tazminatın önceki maliklerce ödenmesinden sonraHazineye karşı ayrı bir dava açılabileceği düşüncesini açıklamıştır. Kararınhüküm fıkrasında da, davalıların 4721 sayılı Kanun'un1007. maddesi uyarınca Hazine aleyhine dava açmaktaserbest oldukları hatırlatılmıştır. Mahkeme ayrıca, davanın Orman GenelMüdürlüğüne yönelik kısmının, anılan idarenin pasif dava ehliyetininbulunmadığı nedeniyle Belediyeye ilişkin kısmının ise idari yargının görevindebulunması nedeniyle reddine karar vermiştir.
35. Bu karara karşı yapılan temyiz istemi Yargıtay 3. HukukDairesinin 25/6/2013 tarihli kararıyla onanmış, karar düzeltme istemi de aynıDairenin 14/11/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
36. Nihai karar 16/12/2013 başvurucuya tebliğ edilmiştir.
37. Başvurucu 13/1/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
38.9/7/1945 tarihli ve 4785 sayılı OrmanKanununa Bazı Hükümler Eklenmesine ve Bu Kanunun Birinci MaddesindeDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesi şöyledir:
"Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte varolan gerçek veya tüzel özel kişilere, vakıflara ve köy,belediye, özel idare kamu tüzel kişiliklerine ilişkin bütün ormanlar bu kanungereğince devletleştirilmiştir. Bu ormanlar hiç birişlem ve bildirime lüzum olmaksızın Devlete geçer."
39. 4721 sayılı Türk Kanun'un 1007. maddesişöyledir:
"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütünzararlardan Devlet sorumludur.
Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunangörevlilere rücu eder.
Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapusicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür."
40. 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri UsulüKanunu'nun 179. maddesi şöyledir:
"Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlarbulunur:
1. Tarafların ve varsa kanuni temsilci veyavekillerinin ad ve soyadları ile adresleri,
2. Açık bir şekilde dava konusu,
3. Davacının iddiasının dayanağı olan bütünvakıaların sıra numarası altında açık özetleri ve delillerinin nelerden ibaretolduğu,
4. Hukuki sebeplerin özeti,
5. Açık bir şekilde iddia ve savunma,
6. Karşı tarafın hangi sürede cevapverebileceği,
7. Davacının veya varsa kanuni temsilci yahutvekilinin imzası."
41. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 14/7/2010 tarihli veE.2010/1-336, K.2010/396 sayılı kararı şöyledir:
"...Davacı, davalı olarak “Tapu Sicil Müdürlüğü”nü hasım göstermiş; dava dilekçesi tapu sicilmüdürlüğüne tebliğ edilmiş, tüzel kişiliği temsilen (izafeten) duruşmalarakatılan Hazine vekili; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davada sıfat, tarafın, dava konusu maddi hukukilişkisinin süjesi olup olmamasıyla ilgilidir. Taraf sıfatının bulunmamasıhalinde dava, sıfat yokluğundan (husumet yönünden) reddedilecektir. HUMK.179/1.maddesi, dava dilekçesinde tarafların ve varsa kanuni temsilcilerinin adve adreslerinin bildirilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Bildirim esnasındayapılan kimi yanlışlıklar, davanın sıfat (husumet) yokluğundan reddi sonucunudoğurmamakta, oluşan hataların giderilmesi bazı durumlarda mümkünolabilmektedir. Davalının temsilcisinde yanılmış olma hali de bu duruma örnekoluşturmaktadır. Çözülmesi gereken sorun, tapu sicil müdürlüğünün davalıgösterilmesinin ve Hazine vekili tarafından temsil edilmiş olmanın temsilcideyanılgı olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasındatoplanmaktadır.
Dava dilekçesi ile birlikte dosya kapsamıdeğerlendirildiğinde; yolsuz işlemler sonucu oluşan kayda yönelik davaaçıldığına dair Özel Daire kabulünün yerinde olduğu açıktır. Bu durumda, buradadavalının sıfatının bulunup bulunmadığı ve buradan hareketle başka kurum vekuruluşların davalı yanında yer alması gerekip gerekmediğinin tartışılmasıgereklidir.
İlkin belirtilmelidir ki, davacının davadilekçesindeki içeriğine göre isteminin yasal dayanağı 4721 sayılı Türk MedeniKanunu’nun 1007.maddesi olup, bu hükümde Devletin tapu sicilinin tutulmasındandoğan zararlardan sorumluluğu düzenlenmiştir. Devletin “tapu sicilinintutulmasından doğan sorumluluğuna” ilişkin olarak, kusursuzsorumluluk/ağırlaştırılmış sebep/ağırlaştırılmış objektif sorumluluk/ tehlikesorumluluğuna ilişkin kurallar uygulanır.
Genel olarak MK.nun1007.maddesine dayanan davalar, tapu malikleri ve lehine sahte tescil kararıverilen gerçek veya tüzel kişiler ile Hazine arasında görülür. Bir başkadeyişle bu anlamda hakları çatışanlar arasında görülür. Dava, MK’nun 1007. maddesince Devletinsorumluluğuna dayalı bir dava olduğuna göre husumetin hazineye yöneltilmesizorunludur. Ne var ki, davacı dava dilekçesinde “Tapu Sicil Müdürlüğü”nühasım göstererek dava açmıştır.
Davacının asıl dava etmek istediği kişinin“Tapu Sicil Müdürlüğü” değil, “Hazine” olduğu belirgindir.
Durum bu olunca, davanın davalı olarak salttapu sicil müdürlüğüne yöneltildiğinden söz edilemez. Ortada belirgin biçimdetemsilcide yanılma hali bulunmakta olup, bu durumun mahkemece resen gözetilmesive davanın usulünce gerçek hasma yöneltilebilmesi için davacı yana olanak sağlanmasıgerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 17.2.2010 gün 2010/7-70-86 sayılıkararı).
Daha açık ifadeyle, mahkemece yapılacak iş;açıklanan hususlar ve dava dilekçesi içeriği de gözetilerek temsilcide hatahalinin varlığının kabulü ile davacının davasını doğru hasma yöneltmesi içinolanak sağlanmasıdır.
... "
42. HGK'nin 29/9/2010 tarihli veE.2010/14-386, K.2010/427 sayılı kararı şöyledir:
"...Bu genel açıklamalar karşısında somutolay değerlendirildiğinde; davacı ile davalı arasında davalıya ait tapuyakayıtlı taşınmazın satışının vaadine yönelik sözleşmenin noterde ve usulüncedüzenlenmekle başlangıçta geçerli olarak kurulduğu, ancak daha sonra vaade konutaşınmazla ilgili davaların olumsuz sonuçlanması nedeniyle taşınmaz satış vaadisözleşmesinin ifasının imkansız hale geldiği anlaşılmakla davacı alıcının,sebepsiz zenginleşme kurallarına göreBK’nun 96.maddesi uyarınca uğradığı müspet zararı isteyebileceğinde kuşkubulunmamaktadır.
Burada ayrıca belirtilmelidir ki, birzararın oluşması, ona neden olanın tazminat ödeme yükümlülüğünüdoğurur. Başlangıçta geçerli olarak kurulmuşolmasına rağmen daha sonra sözleşmenin ifa edilmesinin imkansızolduğunun anlaşılması durumunda, tazminat miktarı belirlenirken zarar göreningerçek zararının esas alınması zorunludur.
Burada ilke şu olmalıdır; zarar doğurucueylem, zarar görenin malvarlığında ne miktarda birazalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da,o miktarda olmalıdır. Öyle ise, oluşan gerçek zarar ne kadarsa, tazminat da okadar olacaktır. Bir başka değişle, ödenecek tazminat o miktarda olmalıdır ki,eğer zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin malvarlığı nedurumda olacak idiyse, ödenecek tazminatla, aynı durum tesis edilebilsin (HukukGenel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152Esas, 2003/125 Karar sayılıilamı).
Burada, iadenin gerçekleştiği andaki değil,iadenin talep edildiği andaki zenginleşme miktarı bu borcun kapsamınıbelirlemelidir (Ulusan, a.g.e s.33; Eren Fikret,age., C.3, s.63, Feyzioğlu Feyzi, age., C.1, s. 784-786; Tekinay-Akman,Burcuoğlu-Altop age., s. 999; Egemen, Çelikoğlu,Kaynak age., s. 294-295; Serozan, age., s. 27).
Hal böyle olunca, davacının 09.04.1991 yılındaödediği 10.500.000 (Eski)TL (Yeni 10,5 TL) için mahkemece başlangıçtan itibarengeçersiz satışlarda uygulanması gereken denkleştiriciadalet ilkesine göre endeks, döviz ve altın artış oranları esas alınarakhükmedilen 7.353,38 (Yeni)TL’nin davacının gerçek zararını karşılamadığıortadadır.
Somut olayda, başlangıçta geçerli olarakkurulmasına rağmen daha sonra ortaya çıkan nedenler dolayısı ile imkansızlaşanbir edim söz konusudur. Bu durumda mahkemece, davacının gerçek ve güncel müspetzararının yukarıda açıklanan ilkelere göre bilirkişi marifetiyle araştırılıptespit edildikten sonra, buna hükmedilmesi ve Hukuk Genel Kurulu’nca dabenimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki karardadirenilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
.."
43. HGK'nin 15/12/2010 tarihli veE.2010/13-618, K.2010/668 sayılı kararı şöyledir:
"..
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu somut olaydaolduğu gibi başlangıçta gerçerli olarak kurulanancak, sonradan hükümsüz hale gelen bir sözleşmede zararı şu şekildebelirlemiştir. “Bir sözleşmenin başlangıçta geçerli olarak kurulmasına rağmendaha sonra ortaya çıkan nedenler dolayısı ile imkansızhale gelmesi durumunda, davacı gerçek ve güncel müspet zararını talepedebilmelidir” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.09.2010 gün ve 2010/14-386esas,2010/427 karar sayılı ilamı).
Buradaki ilke; zarar doğurucueylem,zarar görenin malvarlığında ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zararverenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır. Öyleise, oluşan gerçek zarar ne kadarsa, tazminat da o kadar olacaktır. Bir başkadeğişle, ödenecek tazminat o miktarda olmalıdır ki, eğer zarar verici eylemgerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin malvarlığı ne durumda olacak idiyse,ödenecek tazminatla, aynı durum tesis edilebilsin (Yargıtay Hukuk GenelKurulu'nun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152esas, 2003/125 karar; 29.09.2010 gün ve2010/14-386 esas,2010/427 sayılı ilamları).
Hal böyle olunca, davacının ödediği satışbedelinin Özel Dairece başlangıçtan itibaren geçersiz satışlarda uygulanmasıgereken denkleştirici adalet ilkesine göre;enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artış, maaşartışları gibi ekonomik etkenlerin ortalamaları esas alınarak bulunacak bedelindavacının gerçek zararını karşılamadığı ortadadır.
Somut olayda, davacı alıcı ile davalı satıcıarasında tapuda yapılan gayrimenkul satım sözleşmesinin başlangıçta geçerliolarak kurulmasına ve taşınmazın davacıya teslim edilmesine rağmen daha sonraüçüncü kişinin (Hazinenin) satım anında ve öncesinde mevcut olan, alıcı vesatıcının da bilmediği, bir ayni hakka dayanarak taşınmazınmahkeme kararı ile davacının elinden alınması söz konusudur.
Bu durumda mahkemece, zapta karşı tekeffülhükümleri uygulanarak davacının gerçek ve güncel müspet zararına hükmedilmesiyönündeki kararı sonucu itibariyle usul ve yasaya uygun olup, direnme kararıyerindedir.
..."
44. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2/4/2013 tarihli ve E.2013/252,K.2013/3551 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"...
Ancak, hükme esas alınan bilirkişi raporunda;davacının, dava konusu taşınmaz için 03.08.1996 tarihinde ödemiş olduğu 500 TLbedelin dava tarihindeki ulaştığı miktar, denkleştiriciadalet ilkesine göre hesaplanırken; sadece, USD, Altın, TÜFE ve TEFEdeğerlerindeki artışlar dikkate alınmıştır. Oysa, Yargıtay'ın yerleşmişuygulamalarına göre, bu etkenler yeterli olmayıp, bunların yanı sıra çeşitliekonomik etkenlerin (memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar, asgariücretteki artışlar v.s.)'de hesaplamaya dahiledilerek, ortalamaları alınmak suretiyle, paranın ulaşacağı alım gücübulunmalıdır. Bunun yanında, taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri de tespitettirilip, hükmedilecek tazminatta gözetilmelidir. Zira, geri verme borcununkapsamı, borçlunun (zenginleşenin) durumunu ağırlaştırıyorsa, hakim bunu hakkaniyete uygun bir ölçüye indirebilecektir.
..."
45. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 16/6/2011 tarihli veE.2010/6589, K.2011/9580 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"...
Dosya kapsamına göre, dava konusu 7904 ada 26 nolu parselde bulunan kooperatif hissesinin davacıtarafından 03.10.2003 tarihli noterden hisse devri sözleşmesi ile davalıdansatın alındığı, taşınmazın tapu kaydına 18.05.2000 tarihinde Antalya 1. AsliyeHukuk Mahkemesi’nin 2000/741 Esas sayılı dosyası nedeniyle ihtiyati tedbirkararı konulduğu, yine tapu kaydının beyanlar hanesinde, “KadastroMüdürlüğü’nün 25.05.1998 gün 295 1403 sayılı yazısına göre bu taşınmazınzeminde niteliği orman olan 1078 parsel üzerinde kaldığının” yazılı olduğu,orman idaresi tarafından arsa sahipleri aleyhine03.05.2000 tarihinde açılan tapu iptal ve tescil davası sonucunda, taşınmazınorman niteliği ile hazine adına tesciline karar verildiği ve verilen kararın16.03.2006 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın 12.11.2008 tarihinde açıldığıanlaşılmaktadır. Bu durumda, davacının devirden önce tapu kaydında bulunan şerhve beyan nedeniyle taşınmazın evveliyatının orman olduğunu, dava sonucundaorman olarak tescil edilme ihtimalinin bulunduğunu bilerek satın aldığınınkabulü gerekir (Bkz. Hukuk Genel Kurulu'nun 15.12.2010 T., 2010/13-618 E,2010/668 K. sayılı ilamı). O halde davacı, taşınmazın kendisine satıldığıtarihte öncesinin orman olduğunu bilemeyeceğini, iyi niyetli olduğunu MK. 1020.maddesindeki tapu sicilinin aleniyeti ilkesi karşısında ileri süremez. Ormanalanlarının özel mülkiyete konu olması, devir ve temliki hukuki sonuç doğurmaz.Yani taraflar arasında yapılmış bulunan satım akdi biçim koşullarına uygunolarak yapılsa dahi BK 2011/6487-9460 19-20 maddeleri gereğince mutlak butlanlabatıl olup, baştan beri geçersizdir. Geçersiz sözleşmelerde, taşınmazın hukukauygun yollarla tescil edilmiş olması BK 192 maddesindeki satıcının zapta karşıtekeffül borcunu doğurmaz. Çünkü bu madde, sadece hukuken geçerli sözleşmelerdeileri sürülebilir. Davacı, geçersiz sözleşmeye dayanarak taşınmazın değerinitazminat olarak isteyemez; sadece geçersiz sözleşme nedeniyle ödediği bedelisebepsiz zenginleşme ve denkleştirici adaletkurallarına göre isteyebilir. Geçersiz sözleşmelerde herkes aldığını aynı andaiade ile yükümlü ise de, taşınmaz davacının kusuruolmaksızın elinden çıkmış olduğundan onun iade mükellefiyeti yoktur.
Halböyle olunca, mahkemece bilirkişilerden alınacak taraf ve yargı denetimineelverişli rapor ile davacının ödediği 16.000-sterlinin ödeme tarihindeki TürkLirası karşılığının akdin ifasının imkânsız hale geldiği taşınmazın tapusununiptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği 16.03.2006 tarihine kadarulaştığı alım gücünün enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve dövizkurlarındaki artış, maaş artışları vs. gibi ekonomik etkenlerin ortalamalarınınalınarak hesaplanıp oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yanlışdeğerlendirme ile ödenen bedelin dava tarihindeki kur üzerinden TL karşılığınakarar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
..."
46. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 30/4/2009 tarihli veE.2008/14776, K.2009/5932 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"...
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcınınakit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçekhayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gerekengüvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusuyapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adaletihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlarve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevliorganlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadarzedelenmeden gerçek hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıpuygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur.
Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçeöğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akitöncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği,geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zararkapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazıözel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, MK.nun2.maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zararkavramları hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır.Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanmasıgereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırıdüşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisapkuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştiriciadalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Buhusus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye kararverilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödemetarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesiuygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındakizenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iadeborçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre;Davacı adına olan tapunun iptal edildiğine ilişkin dosyada bilgi bulunmadığına göre,ancak taşınmazın az yukarıda açıklanan nitelikleri vehukuki durum gözetilerek ve orman şerhinin de bulunması nedeniyle davacınınartık satıştan dönme koşullarının oluştuğunun kabulü ile taşınmazın davacıyasatıldığı 26.7.1993 tarihindeki satış bedeli 6000.000 TL nindava tarihi itibarıyla ulaştığı alım gücü çeşitli ekonomik etkenlerin(enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurallarındaki artış,maaş artışları vs. gibi) ortalamaları alınarak, açıklamalı gerekçeli, taraf veYargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak belirlenmeli vetaşınmazın iadesi koşulu ile bu bedelin davalı satıcı mirasçılarından tahsilinekarar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıolup, hükmün açıklanan nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir...."
B. Uluslararası Hukuk
47. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hem kıyılar hem deormanlarla ilgili kararlarında, kadastro tespiti ya da satın alma yoluylatapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının kıyı kenar çizgisi ya da ormanalanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksizin iptaledilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün1. maddesinin ihlali olarak nitelendirmiştir. AİHM bu kararlarında çevreninkorunmasına ilişkin kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunmasıarasında makul bir dengenin bulunması gerektiğini belirterek karşılığıödenmeksizin mülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır (N.A. ve diğerleri/Türkiye, B. No:37451/97, 11/10/2005, § 41).
48. AİHM, bir başvurucunun tazminat ödenmeksizin taşınmazınınelinden alınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin iddiasınailişkin olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Kasım 2009 tarihinde daha öncekiiçtihadında değişikliğe gittiğini, AİHM'in bukonudaki içtihatlarına dayanarak tapu kayıtlarındaki yanlış kayıtlardankaynaklanan ayni hak ya da menfaatleri kaybolmuş ya da kısıtlanmış olanlarıntapu kayıtlarındaki düzensizliklerden dolayı devleti sorumlu tutabileceğinehükmettiğini, tazminat miktarının söz konusu arazinin kullanılma şekli,niteliği ve değeri temelinde muhtemel getirisi ve emsal değerlerin dikkatealınarak değerlendirme yapılması gerektiğine dikkat çektiğini, bu başvuruyolunun hâlen düzenli olarak kullanılmakta olduğunu, ulusal mahkemelerin AİHM'in içtihatlarını ve Sözleşme'yeek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesine dayanarak ilgili mevzuat hükümleriniuyguladıklarını, başvurucunun tapu belgesinin iptali yönündeki kararınkesinleşmesinden itibaren on yıl içinde tazminat talebinde bulunabileceğinibelirterek, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun kabuledilemez olduğuna hükmetmiştir (Altunay/Türkiye(k.k.), B. No: 42936/07, 17/4/2012, §§36-38).
49. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesinde güvenceye bağlanan mülkiyet hakkının pozitifyükümlülükleri de içerdiğini kabul etmektedir (Kotov/Rusya, [BD] B. No: 54522/00, 3/4/2012, §§ 109-115; Öneryıldız/Türkiye, [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, § 134; Broniowski/Polonya, [BD], B. No: 31443/96,22/6/2004, § 143; Dzugayeva/Rusya, B. No: 44971/04, 12/2/2013, § 26).AİHM, bu hükümle koruma altına alınan mülkiyet hakkının gerçek ve etkilikullanımının, sadece devletin müdahale etmeme ödevine bağlı olmadığını fakataynı zamanda özellikle başvurucunun kamu otoritelerinden meşru olarakalınmasını beklediği önlemler ile mülkünden etkin bir biçimde yararlanmasıarasında doğrudan bir bağlantının bulunduğu durumlarda koruyucu pozitifönlemler alınmasını da gerektirdiğini ifadeetmektedir. Öte yandan, AİHM'e göre yatay ilişkilerde bile devlete pozitifyükümlülük yükleyen kamusal menfaatlersöz konusuolabilir (Kotov/Rusya, § 109).
50. AİHM, bu bağlamda, mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkınakamu otoriteleri dışındaki kişilerce müdahale edilmesi durumunda, devletinpozitif yükümlülüğünün, koruyucu/önleyici ve düzeltici ödevler biçiminde ikiyeayrılacağını ifade etmektedir. AİHM'e göre bu durumda Sözleşme'yetaraf devletler, iç hukuk sisteminde mülkiyet hakkının yasalar tarafındantatmin edici bir şekilde korunmasının güvence altına alınması ve hakkınamüdahale edilen kişinin, gerekmesi durumunda meydana gelen zararınıngiderilmesine yönelik talepler dahil olmak üzerehakkınıarayabileceği düzeltici mekanizmaların temin edilmesi yükümlülüğü altındadırlar(Blumberga/Letonya, B. No: 70930/01, 14/10/2008, §67).
51. AİHM, devletin pozitif yükümlülüklerinin mahiyeti vekapsamının, olayın somut koşullarına göre farklılaşabileceğini düşünmektedir (Kotov/Rusya, § 111). AİHM'e göre devletinolayın somut koşullarına göre sağlama yükümlülüğü altına girdiği düzelticiönlemler, zarar gören tarafın hakkını savunabilmesi imkânı tanıyan uygun yasalmekanizmaların oluşturulmasını içermektedir. 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesiaçık bir biçimde usule ilişkin yükümlülükler içermemekte ise de bu hüküm, gerekkamu otoritelerinin müdahil olduğu uyuşmazlıklarda gerekse özel kişilerarasındaki uyuşmazlıklarda devlete usule ilişkin yükümlülükler yüklemektedir.Özel kişiler arasındaki müdahalelerde devlet, zorunlu usule ilişkin garantileriçeren yargısal başvuru yolları kurma yükümlülüğü altındadır. Bu bağlamdagörevlendirilecek mahkemelerin veya yargısal yetkiyi haiz diğer kurul veyakamusal otoritelerin özel kişiler arasındaki uyuşmazlığı etkili ve adil birşekilde çözecek yargısal güçle donatılmaları gerekmektedir (Kotov/Rusya, § 114).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
52. Mahkemenin 20/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyetin KaybındanDolayı Devletin Sorumluluğuna İlişkin Şikâyet
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
a. Başvurucunun İddiaları
53. Başvurucu kooperatif, tapulu taşınmazının tazminatsız olarakorman vasfıyla Hazine adına tescil edilmesi ve üzerindeki otuz iki adet daireinşaatının yıkılması nedeniyle ağır zarara uğradığını belirterek taşınmazınbedeli ile üzerindeki inşaatlar için tazminat ödenmemesinin mülkiyet hakkınamüdahale teşkil ettiğini ileri sürmüştür.
54. Başvurucu, davanın açıldığı tarihteki Yargıtay içtihadının,tapulu arazilerin orman vasfıyla Hazine adına tescili nedeniyle oluşanzararların, tapu sicilinin tutulmasındaki hatalar dolayısıyla kusursuzsorumluluk hükümlerine göre devlet aleyhine tazminat davası açılmasını öngören4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamındabulunmadığı yolunda olduğunu belirtmiştir. Yargıtayınbu içtihadının AİHM içtihadı doğrultusunda Kasım 2009 tarihinden sonradeğiştiğini ve yeni bir hukuk yolu oluştuğunu ifade eden başvurucu, Yargıtay13. Hukuk Dairesinin 16/9/2008 tarihli bozma kararından sonra yeniden yapılanyargılama sırasında, davanın Hazineye yöneltilerek 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca tazminata hükmedilmesi isteminde bulunduğuhalde Mahkemece bu talebin gözardı edildiğini veiçtihat değişikliğine uygun karar verilmediğini savunmuştur.
55. Başvurucu, temsilcide yanılmaya ilişkin Yargıtay kararlarınaatıfta bulunarak Mahkemenin davayı Hazineye yöneltmemesinden şikâyet etmiştir.Başvurucu sonuç olarak tapulu taşınmazın bedelsiz bir şekilde Hazine adınatescil edilmesinin mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale teşkil ettiğini ve bunedenle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
b. Bakanlık Görüşü
56. Bakanlık görüş yazısında, AİHM içtihatlarına atıfla kıyı veorman mevzuatına dayanılarak taşınmazların bedelsiz olarak Hazineyedevredilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiği belirtilmiştir. 4721 sayılıKanun'un 1007. maddesinde öngörülen tazminat yolununbu gibi ihlallerin giderilmesinde etkili bir yol olduğunun AİHM tarafından kabuledildiğini hatırlatan Bakanlık, somut olaydaki davanın 4721 sayılı Kanun'un1007. maddesi uyarınca Hazine aleyhine açılan bir davaolmadığını, sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca açılan bir dava niteliğindebulunduğunu ifade etmiştir. Bakanlık, yerel Mahkemenin davanın niteliğine uygunolarak tazminata hükmedip başvurucuya 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca Hazine aleyhine tazminat davasıaçılabileceğini hatırlatıldığına işaret etmiştir. Bakanlık, davanın Belediyeninhizmet kusuruna ilişkin kısmı yönünden idari yargının görevli olduğugerekçesiyle görevsizlik kararı verildiğini anımsatmış ve somut olaydabaşvurucunun idari yargıda belediye aleyhine bir dava açıp açmadığınınanlaşılamadığını belirtmiştir.
2. Değerlendirme
57. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
58. Mahkemeye sunulan 9/11/2000 tarihli ilk dava dilekçesinde(1) satıcıların (önceki maliklerin) başkasına ait taşınmazı satmak suretiylehaksız fiil işledikleri nedeniyle sorumlu oldukları, (2) Belediyenin, ormantahdit sınırları içindeki taşınmaz için imar ve inşaat izni vermesi sebebiylesorumluluğunun bulunduğu, (3) Orman Bakanlığının da taşınmazın orman olaraktahdit edildiğini Belediyeye bildirmemiş olması ve orman olarak tespit ettiğitaşınmaza ilişkin olarak tapuya şerh verdirmemek suretiyle haksız olarak eldeğiştirmiş olmasına sebebiyet vermiş bulunması nedenleriyle hukukisorumluluğunun bulunduğu temelinde iddialar öne sürülmüştür.
59. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahipolduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği,mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükmebağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir(AYM, E.2011/58, K.2012/70, 17/5/2012).
60. Olayda başvurucuların tapusuna sahip oldukları taşınmaz,orman sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle Hazine adına tespit edilmiştir.Tapulu taşınmazın Hazine adına tespit edilmesi mülkiyet hakkına müdahale teşkiletmekte olup mülkten yoksun bırakma niteliğindedir.
61. Mülkiyet hakkı mutlak bir hak olmayıp kamu yararı amacıylasınırlandırılabilir ve bu sınırlandırmanın ölçülü ve orantılı olması gerekir.Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan malların korunması amacıyla mülkiyethakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal külfetin tamamınınmülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve kanun koyucunun buna uygun çözüm yollarıbulması gerekeceği açıktır (AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011).
62. Temel bir değer olarak çevrenin korunmasının ve herkesinçevreden eşit şekilde yararlanma hakkının bir uzantısı olarak Anayasa'nın 169.maddesinde ormanların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilerekbu alanlarda özel mülkiyet yasaklanmıştır. Bu nedenle belli bir süreningeçmesiyle söz konusu alanlarda özel mülkiyet edinilmesi olanaklı değildir(AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011). Dolayısıyla başvurucuların taşınmazınınHazine adına tespiti suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunidayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan ormanların korunması amacıylamülkiyet hakkına müdahale edilmesinde kamu yararı bulunduğu tartışmasızdır(AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011).
63. Somut olayda 19.328 m² büyüklüğündeki taşınmaz, tapuda P.K.,G.A., Y.A., T.Y. ve N.S. adına kayıtlı iken 29/4/1988 tarihinde kesinleşenorman kadastrosu çalışmaları sonucu taşınmazın 15.354 m²lik kısmı orman olaraktespit edilmiştir. Taşınmazın orman olarak tespit edildiğine ilişkin olaraktapu siciline herhangi bir şerh düşülmemiştir. Malikler tarafından 26/4/1988tarihinde Mahkemede açılan orman tahdidine itiraz davası devam etmekte iken28/1/1993 tarihinde söz konusu taşınmaz başvurucu kooperatife satılmıştır.Mahkemece 30/10/1997 tarihinde davanın başvurucu kooperatife ihbarı üzerinebaşvurucu davaya katılmış ve dava başvurucu aleyhine yürütülmeye devamedilmiştir. Mahkemece orman bilirkişilerinin görüşüne dayanılarak 14/12/1998 tarihindedavanın reddine karar verilmiştir.
64. Orman Genel Müdürlüğü tarafından 22/5/2000 tarihindebaşvurucu aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasında Mahkemenin 21/6/2001tarihli kararıyla dava kabul edilerek taşınmazın 15.354 m²lik kısmının ormanvasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmiştir. Anılan karar temyizaşamasından geçerek 23/10/2003 tarihinde kesinleşmiştir.OrmanGenel Müdürlüğü 26/11/2004 tarihinde taşınmazın 114,26 m²lik bölümü yönünden deaynı Mahkemedetapu iptali ve tescil davası açmıştır.Mahkemece 4/10/2005 tarihli kararla davanın kabulü iletaşınmazın114,26 m²lik bölümünün orman vasfıyla Hazine adına tesciline hükmedilmiştir.
65. Başvurucu taşınmazın mülkiyetinin kaybı karşılığındantazminat ödenmemiş olmasından şikâyet etmektedir.
66. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası uyarınca müdahaleyle başvuruculara yüklenen külfetin telafisine yönelikolarak varsa kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamınınbireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.
67. 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesitapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devletin sorumlu olduğunu,zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere devletin rücu edebileceğini hükümaltına almıştır. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında Yargıtay içtihadınadayanarak 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesindeöngörülen tazminat yolunun, kadastro tespiti aşamalardaki işlemlerden doğan zararlarıntelafisi yönünden de etkili olduğu sonucuna ulaşmıştır (Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012,16/4/2013, § 25; Ahmet Hilmi Serter,B. No: 2014/10954, 17/11/2016, §§ 41-42; HaticeAvcı ve Diğerleri, B. No:2014/9788, 22/9/2016, §§ 74-76). Buna göretapu ve kadastro işlemleri nedeniyle zarar görenler 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi gereğince zararlarının tazmini için 6098 sayılıKanun'un 146. maddesi gereğince mülkiyetin kaybedildiğinin kesinleştiğitarihten itibaren on yıllık zamanaşımı süresinde Hazine aleyhine adli yargıdadava açabilirler (Nazmiye Akman,§ 27).
68. Somut olayda başvurucu 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesine dayanarak ayrı bir tazminat davası açmamıştır.Başvurucu, anılan hükme dayalı tazminat istemini 9/11/2000 tarihinde taşınmazısatın aldığı kişiler ile Orman Genel Müdürlüğü ve Belediye aleyhine açtığıtazminat davasında verilen kararın Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 16/9/2008tarihli kararıyla bozulmasından sonra yeniden yapılan yargılama sırasında ekbir talep olarak ileri sürmüştür. Ancak Mahkemece verilen 29/3/2011 tarihlikararda, başvurucunun 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesiuyarınca Hazineye karşı ayrı bir dava açılması gerektiği hatırlatılarakbaşvurucunun bu talebinin esasının incelenmesi reddedilmiştir.
69. Başvurucu, HGK'nin 14/7/2010tarihli ve E.2010/1-336, K.2010/396 sayılı kararına atıfla Mahkemenin davayıresen Hazineye yöneltmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
70. Yukarıda atıfta bulunulan HGK kararında (bkz. § 41), TapuSicil Müdürlüğüne husumet yöneltilmek suretiyle 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesine dayalı olarak açılan davada, davanın husumetyokluğundan reddi yerine gerçek hasma (Hazineye) yöneltilmesi için davacıyaolanak sağlanması gerektiği ifade edilmiştir. HGK'ninsözü edilen kararına konu olay, bakılan başvuru konusu olayla tam olarakörtüşmemektedir. Anılan olayda dava 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesine dayalı olarak tazminat ödenmesi istemiyleaçılmıştır. Oysa başvuru konusu olayda ilk dava dilekçesinde 4721 sayılıKanun’un 1007. maddesine yönelik herhangi bir istemyer almadığı gibi davanın açıldığı tarihteki içtihaditibarıyla buna imkân da bulunmamaktadır. Başvurucunun davanın açıldığıtarihten yaklaşık dokuz yıl sonra ek bir taleple 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesi uyarınca tazminat ödenmesi isteminde bulunduğugörülmektedir. Dolayısıyla bakılan davada hasmın değiştirilmesinin yanındadavanın konusunun da değiştirilmesi istemi söz konusudur. Başvurucu tarafındanatıfta bulunulan HGK kararı, husumetin değiştirilmesinin mümkün olduğuiçtihadını içermekte ise de anılan karar, davanın konusunun dadeğiştirilmesinin olanaklı görüldüğü sonucuna ulaşılabilmesi için yeterli birtemel sağlamamaktadır. Diğer bir ifadeyle anılan kararda üretilen içtihadındavanın değiştirilmesini de kapsadığı söylenemez.
71. 1086 sayılı Kanun'un 179. maddesinin birinci fıkrasının (2)numaralı bendinde yer alan ve davanın konusunun açık bir şekilde dilekçedeyazılması gerektiğini ifade eden hükmün varlığı ve aksi bir içtihadın ortayakonulamaması karşısında, 9/11/2000 tarihinde açılan davada yapılan yargılamasırasında ek bir taleple 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesiuyarınca tazminat ödenmesi isteminde bulunmuş olmasının, anılan başvuru yolununtüketildiği anlamına gelmeyeceği kanaatine varılmaktadır.
72. Yargıtay içtihadı, 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesi kapsamındaki davanın mülkiyeti kaybettiren kararınkesinleştiği tarihten itibaren on yıl içinde açılabileceği yönündedir.Başvurucunun bu yola başvurması gerekliliğinden söz edilebilmesi için içtihadındeğiştiği tarihte on yıllık zamanaşımı süresinin henüz dolmamış bulunmasıgerekmektedir. Somut olayda başvurucu aleyhine iki ayrı tapu iptali ve tescilidavası açılmıştır. Bunlardan birincisinde kurulan hüküm, taşınmazın 15.354m²lik kısmına ilişkin olup 23/10/2003 tarihinde kesinleşmiştir. Taşınmazın114,26 m²lik bölümünün Hazine adına tesciline ilişkin hüküm ise 4/10/2005tarihinde verilmiş ve temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Başvurucununengeç, 29/3/2011 tarihli kararın verildiği anda 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesine ilişkin içtihaddeğişikliğinden haberdar olduğu anlaşılmaktadır. Anılan tarih itibarıyla da4721sayılı Kanun’un 1007. maddesine dayalı tazminat davasıaçılmasının mümkün olduğu görülmektedir.
73. Somut olayda başvurucunun ayrıca 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesine dayanarak tazminat davası açtığına dair herhangibir bilgi veya belgenin bireysel başvuru dosyasına sunulmamıştır. Bu anlamdaadil dengenin sağlanmasında etkili olduğu tespit edilen yargısal yollarabaşvurulmadığından başvuru yollarının usulünce tüketildiği söylenemez.
74. Açıklanan nedenlerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yollarıtüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Taşınmazın ÖncekiMaliklerine Karşı Açılan Davada Hükmedilen Tazminatın Yetersiz Görülmesineİlişkin Şikâyet
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
75. Başvurucu, hükmedilen tazminatın, taşınmazın Hazine adınatescil edildiği tarihteki rayiç bedeli yerine alış bedelinin yeniden değerlemeoranında artırılması suretiyle belirlenmesinin HGK'niniçtihadıyla çelişkili olduğunu iddia etmiştir.
76. Bakanlığın görüş yazısında, hukuk kurallarının yorumlanmasıve uygulanması ile delillerin değerlendirilmesinin derece mahkemelerinintakdirinde olduğu ve derece mahkemelerinin bu husustaki değerlendirmelerininaçık ve bariz takdir hatası ve keyfîlik içermedikçeAnayasa Mahkemesinin müdahalesinin söz konusu olamayacağı ifade edildiktensonra somut olayda Mahkeme kararının açık ve bariz takdir hatası içeripiçermediğinin veya keyfîlik taşıyıp taşımadığınındeğerlendirilmesinin Anayasa Mahkemesinin takdirinde olduğu belirtilmiştir.
2. Değerlendirme
77. Somut olayda 29/4/1988 tarihinde kesinleşen ormantutanaklarıyla orman vasfıyla Hazine adına tespit edilen toplam 19.328 m²büyüklüğündeki taşınmaz, malikleri tarafından 28/1/1993 tarihinde başvurucukooperatife satılmıştır. Anılan taşınmazın 15.354 m²lik kısmının Mahkemenin21/6/2001 tarihli kararıyla; 114,26 m²lik kısmının ise Mahkemenin 4/10/2005tarihli kararıyla orman vasfıyla Hazine adına tesciline hükmedilmiştir.Başvurucu tarafından 9/11/2000 tarihinde satıcılar aleyhine tazminat davasıaçılmıştır.
78. Başvurucunun önceki malikler aleyhine açtığı tazminatdavası, önceki maliklerin satış tarihinden evvel kısmen Hazine adına tespitedilmiş olan taşınmazın bu niteliğini gizleyerek taşınmazı satmış olmalarısebebine dayanmaktadır. Satıcı aleyhine açılan tazminat davası bir öncekibaşlıkta incelenen 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesiuyarıca Hazine aleyhine açılan tazminat davasından farklı olarak iki özel kişiarasında özel hukuk hükümlerinin ihlalinden doğan ihtilafın özel hukukhükümleri uygulanarak çözüme bağlandığı bir hukuk yoludur. İki özel kişiarasındaki özel hukuk ihtilaflarının devletin pozitif yükümlülükleri kapsamındaincelenmesi gerekmektedir.
a. Genel İlkeler
79. Bireysel başvuru, devlet tarafından kamu gücü kullanılarakbireylerin temel haklarına yapılan müdahaleler sonucu meydana gelen hakihlallerini gidermek amacıyla ihdas edilmiş bir ikincil koruma mekanizmasıolmakla birlikte kimi durumlarda özel kişiler arası ilişkiler sonucu özelkişilerin birbirilerinin haklarına yaptıkları müdahalelerde devleteatfedilebilecek sorumluluklar bulunabilmektedir. Bu durumlarda bireysel başvurukonusu yapılan dava sadece adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmeklekalmayıp özel kişiler tarafından başlatılan süreç sonucu etkilenen diğer haklaryönünden de incelenebilir (Türkiye EmeklilerDerneği, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, § 34).
80. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet güvencesi,mülkiyet hakkına yönelik kamu gücü tarafından gerçekleştirilen müdahalelerinyanı sıra kimi durumlarda özel hukuk kişilerince yapılan müdahalelere karşı daanayasal koruma sağlamaktadır. Dolayısıyla mülkiyet hakkı devlete, müdahaledebulunmama biçimindeki negatif yükümlülüğün yanında üçüncü kişilerdengelebilecek müdahalelere karşı malike koruma sağlama şeklindeki birtakımpozitif yükümlülükler de yüklemektedir (Osmanoğluİnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri A.Ş., B. No: 2014/8649,15/2/2017, § 42).
81. Mülkiyet hakkına üçüncü kişiler tarafından müdahaledebulunulması durumunda, bu müdahalenin malik üzerinde doğurduğu olumsuzsonuçların mümkünse eski hâle döndürülmesini, mümkün değilse malikin zarar vekayıplarının telafi edilmesini sağlayan idari veya yargısal hukukimekanizmaların oluşturulması devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir.Bu bağlamda, hak ihlalinin sonuçlarının giderilmesi bakımından ne tür hukukimekanizmaların öngörüleceği hususu devletin takdirindedir. Bu husus kuralolarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır. Bununla birlikte AnayasaMahkemesinin, tercih edilen idari veya yargısal mekanizmanın malik üzerindedoğurduğu olumsuz etkilerin düzeltilmesi bakımından yeterli ve elverişli olupolmadığı hususundaki denetim yetkisi saklıdır. Bu bağlamda düzeltici birmekanizmanın hiç oluşturulmaması veya oluşturulan mekanizmanın müdahaledenönceki durumu tesis edici veya oluşan kayıpları giderici bir nitelik arzetmemesi durumunda mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler ihlaledilmiş olabilir (Osmanoğlu İnşaat EğitimGıda Temizlik Hizmetleri A. Ş., § 48).
82. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılanmüdahalelere karşı usule ilişkin güvenceler sunan yargısal yolları da kapsayanetkili hukuksal bir çerçeve oluşturma ve oluşturulan bu hukuksal çerçevekapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olanuyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etmesorumluluklarını da içermektedir (SelahattinTuran, B. No: 2014/11410, 22/6/2017, § 41).
83. Tazminat davalarında, tazminatın hesaplama yöntemininbelirlenmesi, alanlarında uzman olan derece mahkemelerinin görev veyetkisindedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda uzmanlaşmış bir mahkeme olmadığıgibi mülkiyet hakkı kapsamında yapılan bireysel başvurularda tazminatınmiktarını hesaplamak gibi bir görevi de bulunmamaktadır. (Mukadder Sağlam ve diğerleri, B.No:2013/2511, 22/1/2015, § 49).
b. İlkelerin OlayaUygulanması
84. Başvurucunun, önceki maliklerin satış tarihinden evvelkısmen Hazine adına tespit edilmiş olan taşınmazın bu niteliğini gizleyerektaşınmazı satmış olmaları sebebiyle uğradığı zararın tazmini amacıyla borçlarhukuku hükümlerine göre tazminat davası açma imkanına sahip olduğuanlaşılmaktadır. Dolayısıyla devletin, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerekarşı usule ilişkin güvenceler sunan yargısal bir yol oluşturma pozitifyükümlülüğünün yerine getirildiği görülmektedir. Bununla birlikte bu mekanizmaiçin öngörülen yargısal güvencelerin somut olayda sağlanıp sağlanmadığı daincelenmelidir.
85. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 11/3/2002 tarihli bozmakararına uyan Mahkeme zapta karşı tekeffül hükümleri çerçevesinde uyuşmazlığıinceleyerek taşınmazın rayiç bedeli üzerinden 115.155 TL tazminata hükmetmişiken Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 16/9/2008 tarihli bozma kararı üzerine busefer de sebepsiz zenginleşme hükümlerini uygulamış ve taşınmazın alışfiyatının yeniden değerleme oranına göre artırılması suretiyle belirlenen tutarüzerinden 12.162,50 TL tazminata hükmetmiştir. Başvurucu, tazminat miktarınıntaşınmazın alış bedelinin yeniden değerleme oranında artırılması suretiyledeğil Hazine adına tescil edildiği tarihteki rayiç bedeline göre belirlenmesigerektiğini ve HGK içtihadının da bu yönde olduğunu ileri sürmektedir.
86. Davanın zapta karşı tekeffül hükümleri kapsamında mı yoksasebepsiz zenginleşme hükümlerine göre mi inceleneceği hususu, uyuşmazlığauygulanacak kuralların tespitine ilişkin bir mesele olup kural olarak derecemahkemelerinin takdirindedir. Öte yandan tazminatın hesaplama yöntemininbelirlenmesi de alanlarında uzman olan derece mahkemelerinin görev veyetkisindedir.
87. Yargıtay 3. ve 13. Hukuk Dairelerinin yukarıda atıftabulunulan içtihatları incelendiğinde (bkz. §§ 44-46), önceden orman niteliğitaşıdığı sabit olan taşınmazın satış sözleşmesine konu edilmesi mümkünolmadığından bu nitelikteki taşınmazın satışına ilişkin sözleşmelergeçersizdir. Bu durumda, alıcının uğradığı zararların sebepsiz zenginleşmehükümlerine göre iadesi mümkündür. Alıcının uğradığı zararın, taşınmazın alımbedelinin dava tarihi itibarıyla ulaştığı alım gücü çeşitli ekonomik etkenlerin(Enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurallarındaki artış,maaş artışları vb.) ortalamaları alınarak belirlenmesi gerekmektedir.
88. Başvurucu tarafından atıfta bulunulan HGK kararlarına konuolaylarda (bkz. §§ 42-43), somut olaydan farklı olarak satış sözleşmeleri baştageçerli olup sonradan ortaya çıkan nedenlerle edimin ifası imkansızlaşmıştır. HGK'nin söz konusu kararlarında, uyuşmazlık zapta karşıtekeffül hükümleri uyarınca çözümlenmiştir. Buna karşılık somut başvuruda satışsözleşmesinin akdedildiği tarihten itibaren geçersiz olması nedeniyle ödenmesigereken tazminatın miktarı sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde belirlenmiştir.Dolayısıyla HGK'nin anılan kararlarının bakılanbaşvuruya konu olay yönünden emsal teşkil edemeyeceği anlaşılmaktadır.
89. Bilirkişi tarafından uygulanan hesaplama yönteminin Yargıtayın yerleşik içtihatlarına uygun olduğuanlaşılmaktadır. Bilirkişi raporunda varılan kanaat Mahkemenin ve Yargıtayın bu konudaki uzmanDairesinin denetiminden geçmiş ve hukuka uygun bulunmuştur. Başvurucularıntaşınmazının değerine ilişkin yargılama sonucu ulaşılan bu kanaatin aksi sonucaulaştırmayı gerektirecek herhangi bir neden de bulunmamaktadır.
90. Dolayısıyla somut olayda devletin pozitif yükümlülüklerikapsamında mülkiyetin kullanılmasına ve korunmasına yönelik yeterligüvencelerin mevcut olduğu, bireysel başvuruya konu kararlarda yer verilentespit ve gerekçeler itibarıyla mülkiyet hakkının korunması yükümlülüğüyönünden başvurucunun usule ilişkin güvencelerden etkin biçimde yararlanmasınınsağlandığı ve yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşılmadığısonucuna varılmıştır. Bu sebeple, başvurucunun mülkiyet hakkına ilişkinşikâyeti yönünden açık ve görünür bir ihlal bulunmamaktadır.
91. Açıklanan gerekçelerle, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Makul SüredeYargılanma Hakkı
92. Başvurucu makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
93. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
94. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılamanın süresi tespit edilirken, sürenin başlangıç tarihi olarak davanınikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılamasıdevam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esasalınır (Güher Ergun ve diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).
95. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
96. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaverdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 13 yıllık yargılamasüresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
97. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
D. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
98. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine yada edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyailgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
99. Başvurucu, taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi nedeniyletaşınmaz bedeli için 725.000 TL, taşınmaz üzerindeki inşaatlar için 600.000 TLolmak üzere toplam 1.325.000 TL maddi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.Başvurucu manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmamıştır.
100. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
101. Başvurucu manevi tazminat talebinde bulunmadığından makulsürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesinegerek görülmemiştir.
102. Başvurucunun, taşınmazın Hazine adına tescili nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden başvuru yollarınıntüketilmemesi sebebiyle kabul edilemezlik kararı verildiğinden taşınmaz bedeliile inşaat bedeline ilişkin maddi tazminat isteminin reddi gerekir.
103. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin REDDİNE,
B. 1. Taşınmazın Hazineadına tescil edilmesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Taşınmazın öncekimaliklerine karşı açılan davada hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olduğuiddiasının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Tazminata ilişkin taleplerin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Seferihisar Asliye HukukMahkemesine (E.2009/108) GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE20/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.