TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
SONER ŞENGÜLLER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/899)
Karar Tarihi: 9/1/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Mehmet ERTEN
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Raportör
:
Muharrem İlhan KOÇ
Başvurucu
:
Soner ŞENGÜLLER
Vekili
:
Av. Ahmet Adnan TÜZÜN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, tutukluluğunkanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesininihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 28/11/2012tarihinde İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksikliklergiderilmiş ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. Birinci Bölüm ÜçüncüKomisyonu, 27/3/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar vermiştir.
4. Bölüm, 16/4/2013tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlikve esas hakkındaki incelemenin birlikte yapılmasına karar vermiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular 16/4/2013 tarihinde Adalet Bakanlığınabildirilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünü 3/6/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafındanAnayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 12/6/2013tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 22/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesinde ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, suç işlemek içinörgüt kurma, uyuşturucu madde ticareti yapma, sayı veya nitelik bakımındanvahim ateşli silah taşıma/bulundurma, patlayıcı maddelerin izinsiz olarakbulundurulması ve sahtecilik suçlarıyla ilgili olarak 13/7/2007tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/7/2007tarih ve 2007/113 sayılı kararıyla tutuklanmıştır.
9. Başvurucu hakkında, isnatedilen suçlarla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 30/7/2007 tarihli iddianamesiyle İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinekamu davası açılmıştır.
10. İstanbul 10. Ağır CezaMahkemesinin E.2007/376 sayılı dosyasında tutuklu devam eden yargılamada, 4/9/2012 tarihli duruşmada tahliye talebi “iddianamede düzenlenen her bir suç için tutukluluksüresinin bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği ve sanığın Ağır CezaMahkemesi’nin görevine giren birden çok suçtan tutuklanmış olduğu” gerekçesiylereddedilerek, başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.
11. Bu karara yapılan itirazİstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/10/2012 tarihve 2012/700 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.
12. Başvuru tarihi itibarıyladevam eden yargılama kapsamında, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 18/7/2013 tarih ve E.2007/376, K.2013/157 sayılı kararıylabaşvurucunun, suç işlemek için örgüt kurma, uyuşturucu madde ticareti yapma,sayı veya nitelik bakımından vahim ateşli silah taşıma/bulundurma, patlayıcımaddelerin izinsiz olarak bulundurulması ve sahtecilik suçlarından toplam 29yıl 24 ay 15 gün hapis ve ayrıca adli para cezasıyla cezalandırılmasına vetutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
13. Başvurucu vekili 24/7/2013 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine,18/7/2013 tarih ve E.2007/376, K.2013/157 sayılı mahkûmiyet kararını temyizettiğini bildirmiş ve Mahkemeden gerekçeli kararın tebliğini talep etmiştir.
B. İlgiliHukuk
14. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluksüresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerekuzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”
15. 5271 sayılı Kanun’un 104.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasındaşüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”
16. 5271 sayılı Kanun’un 141.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile son cümlesi şöyledir:
“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
a) Kanunlardabelirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamınakarar verilen,
…
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devlettenisteyebilirler.”
17. 5271 sayılı Kanun’un 142.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisinetebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşmetarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 9/1/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun28/11/2012 tarih ve 2012/899 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
19. Başvurucu, 14/7/2007 tarihinde tutuklandığını ve 5271 sayılı Kanun’daöngörülen azami beş yıllık tutukluluk süresi aşılmasına rağmen tahliyetalebinin reddedildiğini, birden fazla suç nedeniyle yürütülen yargılamada herbir suç yönünden tutukluluk süresinin ayrı değerlendirilemeyeceğini, kanunaaykırı olarak tutukluluğun devamına karar verilmesi nedeniyle Anayasa’nın 19.maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.
B. Değerlendirme
20. Başvurucunun şikâyetininesas itibarıyla kanunda öngörülen azami sürenin aşılması nedeniyle tutukluluğunhukuki olmadığına ilişkin olduğu, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesiçerçevesinde incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
21. Adalet Bakanlığı görüşünde,ilk olarak 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin(5) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvurunun ancak hukuk yollarınıntüketildiği tarihten itibaren 30 gün içinde yapılabileceği, başvurucutarafından tüketilen son hukuk yolu olarak Mahkemeye yapılan tahliye talebi vebu talebin reddi üzerine yapılan itirazın gösterildiği, oysa başvurucununAnayasa’nın 19. maddesi kapsamındaki şikâyetleri ile ilgili olarak derece mahkemelerinebaşvurarak 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)bendi ve aynı Kanun’un 142. maddesi uyarınca tazminat davası açması gerektiğiileri sürülmüştür.
22. İkinci olarak, devam etmekteolan bir davada uzun tutuklulukla ilgili olarak tazminat talep edilebilmesiiçin davanın esası hakkındaki kararın kesinleşmesinin zorunlu olmadığı,Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 15/5/2012 tarih veE.2011/20114, K.2012/12183 sayılı kararına göre, 5271 sayılı Kanun’un 141.maddesi uyarınca devam etmekte olan bir davada da tazminat talepedilebilmesinin önünde herhangi bir engel bulunmadığı belirtilmiştir.
23. Başvurucu AdaletBakanlığının bu görüşüne karşı, ihlalin devam ettiği ve bu yola başvurmanınihlali önleme bakımından etkili olmadığı yönünde beyanda bulunmuştur.
24. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
25. 6216 sayılı Kanun’un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
26. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek içinihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari veyargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireyselbaşvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hakve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlaldurumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bunedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollartüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir (B.No: 2012/1137, 2/7/2013, § 27).
27. Ancak tüketilmesi gerekenbaşvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini haizolmaları ve tüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarışansı tanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tekbaşına yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da enazından etkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 28-29).
28. Adalet Bakanlığınıngörüşünde işaret edildiği üzere 5271 sayılı Kanun’un tazminat isteminindüzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, kanunlarda belirtilenkoşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına kararverilenler ile kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılamamercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyenkişilerin, maddî ve manevî her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerineilişkin hükümlerin bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Ancak, aynı Kanun’untazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralıfıkrasında “Karar veya hükümlerinkesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veyahükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde” tazminatisteminde bulunulabileceği hükmüne yer verilmiştir.
29. 5271 sayılı Kanun’untazminat isteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)bendinde “Kanunlarda belirtilen koşullardışında tutukluluğunun devamına karar verilen” kişilerin, maddî vemanevî her türlü zararlarını, devletten isteyebileceklerine ilişkindüzenlemenin bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmekle birlikte,aynı Kanun’un tazminat isteminin koşullarını düzenleyen 142. maddesinin (1)numaralı fıkrasında, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisinetebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşmetarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceğidüzenlenmiştir. Adalet Bakanlığınca Anayasa Mahkemesine bildirilen görüşte,somut olayla ilgili olarak, başvurucunun tutukluluğu devam etmekte iken,tutukluluğu ile ilgili olarak 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesine göre tazminattalebinde bulunabileceği ifade edilmiştir.
30. Somut olayda beş yıllıkazami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle tutukluluğun yasal dayanağınınkalmadığı iddia edilmektedir. Buna göre, yasal olarak mümkün olmadığı hâldetutukluluğun devamına karar verilmiş ise madde kapsamında bunun mağduru sadecemaddi ve/veya manevi tazminat istemiyle dava açabilecektir.
31. Ancak başvurucunun başvurutarihi itibaryla istemi tazminat değildir. Başvurucu,Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılmış olduğunun tespitiyletahliyesine karar verilmesini talep etmektedir. 5271 sayılı Kanun’un korumatedbirleri nedeniyle tazminata dair düzenlemelerine bu açıdan bakıldığında,başvurucunun şikâyetiyle ilgili bir çözüm getirilmediği görülmektedir.Başvurulması hâlinde bu yol yalnızca maddi ve manevi zararların giderilmesiniteminat altına almakta, fakat hukuka aykırı tutulduğu tespit edilse dahi kişiyeserbest bırakılma konusunda bir imkân sunmamaktadır. Bireysel başvurununesastan incelenmesinden önce tutukluluk hâli sona ermediği sürece, kişinin buyola gitmesi somut talebi açısından etkili sayılamaz, dolayısıyla tüketilmesigerekmez.
32. Bununla birlikte başvurucuhakkındaki davanın karara bağlanmış olması nedeniyle tutukluluk halinin hükmentutukluluğa dönüştüğü, başvurucun talebi tahliye ise de, kararla birlikte bununmümkün olamaması dikkate alındığında şikâyet konusu anayasal hakkın ihlalinintespiti ile tazminata hükmedilmesi mümkün olabilecektir. Bu durumda 5271 sayılıKanun’un 141. ve devamı maddelerinde belirtilen yola öncelikle başvurulmasınınzorunlu olup olmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
33. Bu konuya ilişkin bazıYargıtay kararları belli durumlarda tazminat talebi için asıl hükmünkesinleşmesinin aranmadığını göstermektedir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 4/4/2012 tarih ve E. 2011/15700, K. 2012/9187; 15/5/2012tarih ve E. 2011/20114, K.2012/12183 sayılı kararları). Tutukluluk süresininverilen cezadan fazla olması nedeniyle makul görülmediği, bu nedenle tazminatahükmedilmesi gerektiğini belirten kararlara rastlamak da mümkündür (Yargıtay12. Ceza Dairesinin 17/12/2012 tarih ve E. 2012/20277,K.2012/27572; 3/1/2013 tarih ve E.2012/24083, K. 2013/1 sayılı kararları).Ancak bu örneklerin hiçbiri somut olay açısından bahse konu yolun etkili olduğunugöstermemektedir. Diğer bir anlatımla, ağır ceza mahkemesinin görevine girenaynı dosya kapsamındaki suçlarla ilgili olarak tutukluluğun kanunda öngörülenazami sınırının değerlendirilmesi yönünden etkili bir başvuru imkânıbulunduğunu söylemek mümkün değildir.
34. Açıklanan nedenlerle AdaletBakanlığının, başvurucunun tutukluluk nedeniyle tazminat davası açmadığı vebaşvuru yollarını tüketmediği yönündeki ön itirazı kabul edilemez. Başvurucununiddialarının dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabuledilemezlik nedeni de görülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Esasİnceleme
35. Başvurucu, 14/7/2007 tarihinden itibaren tutuklu olarak yargılandığıdava kapsamında Kanun’da öngörülen azami beş yıllık sürenin aşılması nedeniyletutukluluğun devamına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ilerisürmüştür.
36. Anayasa’nın 19. maddesi şöyledir:
“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartlarıkanunda gösterilen:
Mahkemelerceverilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerinegetirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğüngereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetimaltında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararınyerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası,uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek birkişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilenesaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırışekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahutgeri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleridışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.
Suçluluğu hakkındakuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkimkararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakıncabulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.
…”
37. Adalet Bakanlığı, başvurucununbeş yıldan fazla tutuklu bulundurulduğu iddialarına ilişkin olarak, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesi kapsamında tutmanın hukukisayılabilmesi için birinci fıkranın (a) ve (f) bentleri arasındakiistisnalardan birinin karşılanması gerektiğini, tutmanın bu anlamda hukukiolduğu anlaşıldıktan sonra, Sözleşmenin, “kanundadüzenlenmiş bir prosedürün” izlenipizlenmediği dâhil olmak üzere, esas ve usul kurallarına uyma yükümlülüğünüulusal hukuka bıraktığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin, Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında sanığın birdenfazla suç nedeniyle tek bir davada yargılandığı durumlarda, tutukluluk süresinitek bir tutukluluk olarak değerlendirebileceğini belirtmiştir.
38. Başvurucu, AdaletBakanlığının görüşünde belirtilen hususlara aykırı olarak tutukluluğun devamınakarar verildiğini beyan etmiştir.
39. Başvurucunun kanunitutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin bu şikâyetinin Anayasa’nın 19.maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
40. Anayasa’nın 19. maddesininbirinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğuilke olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartlarıkanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceğidurumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlikhakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenendurumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No:2012/1137, 2/7/2013, § 42).
41. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne veruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumlarınşekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindekitemel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ileuyumludur (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 43).
42. Kişi hürriyeti vegüvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usuleuygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derecemahkemelerine aittir. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekildeözgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnaihâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygunolması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19.maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil veşartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutuklulukdurumunun “kanuni” dayanağınınbulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiğihâllerde ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için,uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olupolmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 44).
43. Tutuklamaya ilişkin hükümler5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeyegöre kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphenin varlığınıgösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir.Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir (B. No:2012/1137, 2/7/2013, § 45).
44. 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine girenişlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunluhallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplamüç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplamtutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (B. No:2012/1137, 2/7/2013, § 46).
45. Somut olayda 13/7/2007 tarihinde gözaltına alınan ve 14/7/2007 tarihindetutuklanan başvurucu, 5271 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen hükümleriuyarınca tutukluluk için öngörülen azami sürenin aşıldığı iddiasıyla tahliyetalebinde bulunmuştur. Gerek davaya bakan, gerekse itirazı inceleyen mahkemelerazami beş yıllık süre konusundaki gerekçelerini belirtmek suretiyletutukluluğun devamına karar vermişlerdir.
46. Anayasa’da yer alan hak veözgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanununyorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuruincelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin yorumu vesomut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisikapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar iledelillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlalinesebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.
47. 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azamikanuni süreler düzenlenmiştir. Kişi hakkında birden fazla suça ilişkinyargılama kapsamında tutukluluk süresinin her bir suç için ayrıuygulanamayacağı, uygulanan bir tutuklama tedbirinin yargılama sürecinin bütünüaçısından sonuç doğuracağı daha önce belirtilmiştir (B. No: 2012/521, § 48, 2/7/2013).
48. Ayrıca suç ve sanık sayısı,davanın karmaşık olması gibi etkenler tutukluluk süresinin makul olup olmadığıkonusundaki değerlendirmede ele alınabilecek etkenler olup kanuni tutukluluksüresinin belirlenmesinde esas alınmaları mümkün değildir. Normun lafzı veamacı, tutuklama tedbirinin ceza adalet sistemi içerisindeki yeri ve 5271sayılı Kanun’un 102. maddesindeki düzenleme ile kişi özgürlüğüne yönelik sınırlamalarındar yorumlanması hususları birlikte değerlendirildiğinde aksine bir sonucavarmak mümkün görünmemektedir (B. No: 2012/521, § 49, 2/7/2013).
49. 5271 sayılı Kanun’daki azamitutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azamibeş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.Ancak derece mahkemelerinin, birden fazla suça ilişkin soruşturma vekovuşturmanın bir dosya üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmişolması halinde kanuni tutukluluk süresinin her suç için ayrı değerlendirilmesigerektiği yönündeki yorumu, kişilerin tutuklu yargılanabileceği azami süreyibelirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir. Zira bir kişihakkında birden fazla suç isnadı olması halinde azami tutukluluk süresi herbiri için ayrı değerlendirdiğinde kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceğisüre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır. Bir hukuk devletinde henüz suçluluğuhükmen sabit hale gelmemiş bir kişinin bu yorum nedeniyle belirsiz bir süreözgürlüğünden yoksun bırakılması düşünülemez (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 53).
50. Başvurucu 13/7/2007tarihinde gözaltına alınmış ve 14/7/2007 tarihli kararla tutuklanmıştır. Somutolay bakımından 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaöngörülen azami tutukluluk süresi 13/7/2012 tarihindedolmuştur. Bu tarihle mahkûmiyet kararının verildiği 18/7/2013tarihi arasındaki tutukluluk hali kanunda aranan şekil ve şartlarauymamaktadır.
51. Açıklanan nedenlerle,Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 SayılıKanun’un 50. Maddesi Yönünden
52. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlaledildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlindeihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
53. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esasinceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş, ancakyerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde kararverilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
54. Buaşamada ihlalintespiti dışında sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılabilecek bir işlem olmaması, kişi hürriyeti vegüvenliğine yönelik müdahale ve yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecekölçüdeki manevi zararın varlığı ile somut olayın özellikleri dikkate alınarakbaşvurucuya takdiren 7.000 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmiştir.
55. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 172,50 başvuru harcı ve 1.500,00TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmiştir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. “Kanun’daöngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması” nedeniyle Anayasa’nın 19.maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya 7.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 172,50 başvuru harcı ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğinden sonra Maliye Hazinesine yapılacakbaşvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olmasıhalinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre içinyasal faiz uygulanmasına,
9/1/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.