TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ŞİRİN ASİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5794)
Karar Tarihi: 14/4/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör Yrd.
:
İsmail Emrah PERDECİOĞLU
Başvurucu
:
Şirin ASİ
Vekili
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılanbaşvurunun reddedilmesi ve ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılamasürecinin adil olmaması, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuru veyargılama sürecinin makul sürede sonuçlanmaması nedenleri ile adil yargılanmave mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/6/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Komisyonca aynı tarihte başvurucunun adli yardım talebininkabulüne karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, Batman ili Sason ilçesi Dikbayırköyünde yaşanan terör olayları nedeniyle oluştuğunu iddia ettiği zararlarıntazmin edilmesi amacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Batman 1 No.lu ZararTespit Komisyonuna (Komisyon) 3/7/2006 tarihinde başvuruda bulunmuştur.
8. Komisyonca yapılan değerlendirme sonucu 27/1/2011 tarihli ve2011/1-830 sayılı kararla bilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulan tutanaklarve dosyasında bulunan diğer bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi sonucu Sasonilçesi Dikbayır köyü boşaltılmadığından, kişiyeyönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından, köyde korucu aileleri dışındayaşayan aileler de olduğundan, 1990 ile 2000 yılları arasında köyde ciddi birnüfus yaşadığından başvuru reddedilmiştir.
9. Başvurucu, ret işleminin iptali istemiyle 18/8/2011 tarihindeBatman İdare Mahkemesinde iptal davası açmış; yapılan değerlendirme sonucuBatman İdare Mahkemesi 25/11/2011 tarihli ve E.2011/861, K.2011/1381 sayılıkararı ile davanın reddine hükmetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
"...
Batman İli Sason İlçesi DikbayırKöyü'ne aitdava dosyasında ve Mahkememizde yer alanbu köye ait E.2011/246 dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelere göre, Batmanİl Jandarma Komutanlığı'nın 25.03.2011 tarih ve 0490-18647-11/Ter.Suç.Ks sayılı BatmanValiliği'ne hitaben yazılı boşalan ve boşaltılan köylere ilişkin yazısından; Dikbayır Köyü'nün1993-2000 tarihleri arasında kısmenboşaltıldığı/boşaldığının ifade edildiği, Batman İl Jandarma Komutanlığının01/10/2009 tarih ve 3700-63966-09/GKK/Ks. sayılı veeki 17.11.2009 tarihli tutanağa göre, 1987-2000 yılları arasında Dikbayır Köyü'ndeGKK veGÖKKgörevlendirildiği ve koruculuk sisteminin bulunduğu,korucu aileleri dışında köyde 15 hanenin ikamet ettiği,köynüfusunun 1990 yılında 210, 1997 yılında 210, 2000 yılında, 278 Kişi olduğu,Batman/Sason İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının 04.09.2009 tarih ve 185 sayılıyazısına göre; yapılan araştırmalarda, 1990-2000 yılları arasında muhtarlıkseçimlerinin yapıldığı,ancak evrakların imha edilmeküzere SEKA'ya gönderildiği, 2000 yılı sonrasında da sandık kurularak seçimlerindüzenli olarak yapıldığı, Sason İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün 27.04.2006tarihli yazısından, Dikbayır Köyü İlköğretimOkulu'nun1994-1998 yılları arasında güvenlik sebebiyle eğitim ve öğretime kapalıolduğunun ifade edildiğigörülmektedir.
Bu durumda, aralarında davacının da bulunduğu Dikbayır Köyü halkının bir kısmının, güvenlik kaygısıyla daolsa köyden göç etmelerinden dolayı uğradıkları zararın, anılan köyün tamamenboşalmamış olması diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısınınyaşanmamış olması ve davacıya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısınınbulunmaması nedenleriyle, 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarecekarşılanmasına hukuki olanak bulunmadığından, davacının isteminin reddi yolundatesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemektedir.
..."
10. Temyiz talebi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 23/1/2013 tarihli ve E.2012/4070,K.2013/40sayılı ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararı onanmıştır.
11. Karar düzeltme talebinde bulunulmaması üzerine İlk DereceMahkemesi kararı 23/1/2013 tarihinde kesinleşmiştir.
12. Danıştay Onbeşinci Dairesinin23/1/2013 tarihli onama ilamı başvurucuya 10/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiş,başvurucu 1/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
13. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
14. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
15. Başvurucu; ikamet ettiği yer olan Batman ili Sason ilçesi Dikbayır köyünde 1990 yılından itibaren yaşanan terörolayları nedeniyle uğramış olduğu zararlar için 5233 sayılı Kanun kapsamındabaşvuruda bulunduğunu, başvurunun reddi üzerine açtığı davanın da kabuledilmediğini; Komisyona başvuru ve yargılama sürecinde idare tarafından köyhalkına "Köy korucusu ol ya da köyü terk et." şeklinde baskı ve zorlama yapıldığının,köyde bulunan ilköğretim okulunun 1994 ile 1998 yılları arasındakapatıldığının, köyün terör örgütünün geçiş güzergahında olduğunun, köyhalkının göç etmek zorunda kaldığının dikkate alınmadığını; Danıştayıntazminat istemlerinin kabulü için köyün tamamen boşaltılmış olması kıstasınınhayatın olağan akışına uygun olmadığını, ilgili yerde yaşanan terör olaylarınedeniyle göç etmek zorunda kaldığını ve mülklerine erişiminin engellendiğini, tarafınca sunulan bilgi ve belgelerindikkate alınmadığını, idarece sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen bilgi vebelgelere göre karar verildiğini, Mahkeme kararlarının şablon gerekçeleredayandığını oysa ileri sürülen temel argümanların karşılanması gerektiğini,yargılama sürecinin makul sürede sonuçlanmadığını belirterek tarafsız mahkemedeyargılanma hakkının, çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkesinin,hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının ve Anayasa'nın 2., 7.,125. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlallerin tespiti ile 39.123TL maddi tazminata hükmedilmesini istemiş ve adli yardım talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
16. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucununtarafsız mahkemede yargılanma hakkının, çelişmeli yargılama ve silahlarıneşitliği ilkesinin, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının veAnayasa'nın 2., 7., 125. maddelerinin ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
17. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ihlal iddiaları aşağıdakibaşlıklar altında incelenmiştir:
a. Tarafsız MahkemedeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
18. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğedilmeyen bilgi ve belgelere göre karar veren Mahkemelerin tarafsız olmadığınıiddia etmiştir.
19. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzeriddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarda, başvurulara konu yargılamalarda, hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürütenhâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişiselbir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucularınanılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,§§ 38-41; Cahit Tekin, B. No:2013/2744, 16/7/2014, §§ 34-37).
20. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
21. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemedeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Çelişmeli Yargılama veSilahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
22. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge, deliller dikkatealınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ edilmeyenbelgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemeleri tarafından davalarının reddinekarar verildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahlarıneşitliği ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
23. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarda, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamındakarşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti içinde bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bubelgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarınaaktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk DereceMahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgelerışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürmeimkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyandilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulanbelgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkikve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyalarıkapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin birimkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (MesudeYaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,§§ 70-72).
24. Somut başvuruda yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılanincelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı vebaşvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığısonucuna varılmıştır.
25. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiasının da diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvurucu, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki edenhususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.
27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçelikarar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuşve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda, başvurucularınhakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarınındeğerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen vehüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derece mahkemelerikararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle, başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,§§ 75-77).
28. Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucununtaleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasındaDerece Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olupolmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgelerkapsamında değerlendirildiği, başvurucular tarafından ileri sürülen ve hükümsonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. §12), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygunbulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerek (bkz. §§ 13,14) kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucuların -hakkaniyete uygunyargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının değerlendirilmesi hususudışında- gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkındafarklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.
29. Açıklanan nedenlerle başvurucuların gerekçeli kararhaklarının ihlal edildiği iddiasının da diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
d. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
30. Başvurucu, komisyona başvuru ve yargılama sürecinde idaretarafından köy halkına "Köy korucusu ol ya da köyü terk et." şeklindebaskı ve zorlama yapıldığının, köyde bulunan ilköğretim okulunun 1994 ile 1998yılları arasında kapatıldığının, köyün terör örgütünün geçiş güzergahındaolduğunun, köy halkının göç etmek zorunda kaldığınındikkatealınmadığını; Danıştayın tazminat istemlerinin kabulüiçin köyün tamamen boşaltılmış olması kıstasının hayatın olağan akışına uygunolmadığını belirterek hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
31. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıklailgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuruincelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit vesonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatasıiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veyaaçık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esasyönünden incelenemez (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
32. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesindeterördışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlikkaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin busebeple uğradıkları zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
33. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikleekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklananzararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdasedilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşimyerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşimyerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyletoplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepkigöstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişidenkişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranıntamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadecegeçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasınızorunlu görerek ve güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmenboşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilmeolanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundanhareket ederek 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesineyasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; CahitTekin, §§ 84, 85).
34. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak AnayasaMahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilenhususlara ilişkin iddiaların, maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanmasıve uygulanması kapsamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucunavarılmıştır (Sabri Çetin, B. No:2013/3007, 6/2/2014, §§ 45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bukonudaki takdir, esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derecemahkemesi kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda anayasal birtemel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklıbir değerlendirme yapılması gerekebilecektir (MesudeYaşar, § 93; Cahit Tekin, § 88).
35. Başvuru konusu İdare Mahkemesi kararında, dava dosyasında veMahkemenin dava ile ilişkili gördüğü bir başka dava dosyasında yer alan bilgive belgelerden, Batman ili Sason ilçesi Dikbayırköyünün 1993-2000 yılları arasında kısmen boşaltıldığının anlaşıldığı, Batmanİl Jandarma Komutanlığının bildirdiğine göre köyde 1987-2000 yılları arasındaGeçici Köy Korucusu ve Gönüllü Köy Korucusu görevlendirildiği, korucu aileleridışında 15 hanenin ikamet ettiği, köy nüfusunun 1990 ve 1997 yıllarında 210,2000 yılında 278 kişi olduğu, Sason İlçe Seçim Kurulu Başkanlığınınbildirdiğine göre köyde 1990-2000 yılları arasında muhtarlık seçimi yapıldığı,2000 yılı sonrasında seçimlerin düzenli olarak yapıldığı, Sason İlçe MilliEğitim Müdürlüğünün bildirdiğine göre Dikbayır Köyüİlköğretim Okulunun 1994-1998 yılları arasında güvenlik sebebi ileeğitim-öğretime kapalı olduğunun belirtildiği; bu bağlamda, aralarındabaşvurucunun da bulunduğu Dikbayır köyü halkının birkısmının, güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmelerinden dolayıuğradıkları zararın, anılan köyün tamamen boşalmamış olması diğer bir ifadeyleanılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve başvurucuyayönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle, başvurucunun uğradığını ileri sürdüğü zararın, 5233sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığısonucuna ulaşıldığı ve başvurucunun davasının reddedildiği görülmüştür.Mahkemenin davanın reddi yönündeki bu hükmü temyiz incelemesi neticesindekesinleşmiştir. Bu durumda başvurucunun anılan iddiaları bakımından derecemahkemesi kararlarında açık bir keyfilik bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
36. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlikde içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
37. Öte yandan başvurucunun, ilgili yerde yaşanan terör olaylarınedeniyle göç etmek zorunda kaldığını ve mülklerine erişiminin engellendiğinibelirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının yargılamanın sonucunadayandırıldığı ve yargılama sürecine ilişkin olarak yukarıda yapılandeğerlendirme neticesinde (bkz. §§ 30-36) başvurucunun delillerini veiddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve yargılamaya etkin olarak katılma imkânınınelinden alındığına dair bir bulgu da saptanmadığıanlaşılan somut yargılama faaliyetinin, adil yargılanma hakkının gereklerineuygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundan mülkiyet hakkınınihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir(Ülkü Özgür, B. No: 2013/2263,26/6/2014, § 43).
e. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürünün makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle, makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
39. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler iledavanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecindeKomisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak,uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, §§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B. No: 2013/3008,6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen,B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; CelalDemir, §§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının dahauzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek birkusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).
40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğinekarar verebilir.”
41. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında, başvurucutarafından 3/7/2006 tarihinde Komisyona yapılan müracaat sonrasında, 5233sayılı Kanun’un öngördüğü usul uyarınca bir kısım işlemlerin yapılması akabinde27/1/2011 tarihinde talebin reddedildiği, belirtilen karar aleyhine 18/8/2011tarihinde başlatılan yargılama sürecinin ise başvurucunun temyiz talebininDanıştay Onbeşinci Dairesinin 23/1/2013 tarihli ilamıile tamamlandığı, toplamda geçen 6 yıl 7 aylık sürede uyuşmazlığın kararabağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle yargılama organlarınaatfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit edilemediğinden, başvuru açısındanfarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmadığından yargılama süresininmakul olduğu sonucuna varılmıştır.
42. Açıklanan nedenlerle makul sürede yargılanma hakkına yönelikaçık bir ihlalin olmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının da diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Adli yardım talebinin kabulü ile muaf tutulan yargılamagiderlerinin tahsilinin başvurucunun mağduriyetine neden olmayacağıanlaşıldığından ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun339. maddesi uyarınca tamamen muafiyetin koşulları oluşmadığından 198,35 TLharçtan ibaret yargılama giderinin başvurucudan TAHSİLİNE
14/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.