TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
S. Ş. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/19582)
Karar Tarihi: 16/2/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucu
:
S. Ş.
Vekili
:
Av. Cavit ÇALIŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum sebep gösterilerek Türk SilahlıKuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi işlemi nedeniyle özel hayatın gizliliğihakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 16/12/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, 1995 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığında subaysınıfında göreve başlamış; Kara Havacılık Komutanlığında pilot binbaşı olarakgörev yapmıştır.
9. Kara Kuvvetleri Komutanlığına gelen isimsiz bir ihbarmektubunda, başvurucunun aynı lojmanda oturan bir subay eşiyle ilişki yaşadığıve kadının hamile kaldığı, başvurucunun ve bu kadının eşlerinden boşanarakevlendikleri, başvurucunun eşinden boşanmasına rağmen üç ay daha aynı evdebirlikte yaşamaya devam ettikleri, başvurucunun aynı lojmanda oturan bir başkakişinin çocuk bakıcısıyla da ilişkisinin olduğu, bu ilişkiye ait ses kaydıbulunduğu, başvurucunun bu kaydı öğrenmesi üzerine bakıcıyı ve eski eşini darbettiği, konunun Savcılığa intikal ettiği ancakmüştekilerin şikâyetten vazgeçmesi nedeniyle konunun kapandığı iddiaedilmiştir.
10. Bunun üzerine başvurucu hakkında idari tahkikatbaşlatılmıştır. İhbar mektubu başvurucuya bildirilerek başvurucudan savunmayapması istenmiştir. Başvurucu 20/3/2013 tarihli yazılı savunmasında, kulaktanduyma bilgiler ve dedikoduya dayalı olarak mesnetsiz iddialarda bulunulduğunu,iftira atıldığını beyan etmiştir. Evlendiği yeni eşinin daha önce kendisiyleaynı lojmanda oturmadığını, bunun yalan olduğunu, önceki eşinin boşanmatarihinden sonra üç ay daha aynı lojmanda kaldığının doğru olduğunu,çocuklarının velayetini kendisinin aldığını, boşandığı eşinin çocuğunuemzirmesi ve bu arada kendisine yeni bir düzen kurabilmesi amacıyla böyledavrandıklarını belirtmiştir. Ayrıca başvurucu, komşusunun çocuk bakıcısıylailişkisi olduğu iddiasının yalan ve iftira olduğunu, asla böyle bir ilişkisiolmadığını ifade etmiştir. Başvurucu; savunmasında önceki eşiyle geçimsizliğedayalı olarak karşılıklı anlaşmak suretiyle boşandığını, şimdiki eşinin de aynışekilde daha önce boşanmış olduğunu, çocuklarının huzursuz bir ortamdayetişmesindense yeni ve mutlu bir aile kurduğunu, olayın tarafları olan öncekieşinin veya yeni evlendiği bayanın eski eşinin herhangi bir şikâyeti, husumetiveya huzursuzluğunun bulunmadığını, özel hayatı konusunda asılsız iftiralaracevap vermek zorunda kalması nedeniyle üzüldüğünü belirtmiştir.
11. Tahkikat sonucunda hazırlanan 25/3/2013 tarihli raporda,başvurucunun ilk eşiyle 1996 yılında evlendiği, 16/12/2010 tarihinde boşandığı,bu evliliğinden boşanma tarihi itibarıyla beş yaşında ve sekiz aylık ikiçocuğunun olduğu belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun 9/3/2011 tarihinde ikincieşiyle evlendiği, bu evlilikten bir ay sonra 14/4/2011 tarihinde bir çocuğunundünyaya geldiği, çocuğun baba isminin başvurucunun ismi olduğu, başvurucununikinci eşinin de başvurucuyla evlenmeden önce, 4/11/2010 tarihinde subay olaneşinden boşanmış olduğu ifade edilmiştir. Raporda başvurucunun boşandığı eşininboşanma tarihinden sonra üç ay daha aynı lojmanda kaldığının doğru olduğu,başvurucunun da bu durumu kabul ettiği, çocuklarının velayetini kendisininaldığı, boşandığı eşinin çocuğunu emzirmesi ve bu arada kendisine yeni birdüzen kurabilmesi amacıyla böyle davrandıklarını söylediği belirtilmiştir. Bununyanı sıra raporda, başvurucu aleyhine komşusunun çocuk bakıcısını ve eski eşinidarbettiği isnadıyla Sulh Ceza Mahkemesinde kamudavası açıldığı ancak müştekilerin şikâyetten vazgeçmeleri nedeniyle 23/11/2011tarihli karar ile davanın düşürülmesine hükmedildiği belirtilmiştir. Rapordabaşvurucunun yeni eşiyle evlendiği tarihte eşinin yaklaşık sekiz aylık hamileolduğunun anlaşıldığı, dolayısıyla başvurucuya isnat edilen eylemlerin sabitolduğu kanaati bildirilmiştir.
12. Söz konusu rapor üzerine sıralı sicil üstleri tarafındanahlaki durumu nedeniyle “Silahlı Kuvvetlerde kalması uygun değildir.” ortakkanaatli sicil belgesi düzenlenerek başvurucu hakkında ayırma işlemi sürecibaşlatılmıştır. Sonuç olarak 7/8/2013 tarihinde, 27/7/1967 tarihli ve 926sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun50. maddesi uyarınca TSK'dan ayırma işlemi tesis edilmiştir.
13. Başvurucu TSK'dan ayırma kararına karşı Askeri Yüksek İdareMahkemesinde (AYİM) iptal davası açmıştır.
14. Başvurucu dava dilekçesinde; asılsız isnatların 2010 yılıile ilgili olduğunu, bu eylemlerden üç yıl sonra ayırma işlemi tesisedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, aynı şekilde imzasız, isim belirtilmedenyapılan ihbarın işleme konulamayacağını belirtmiştir. Başvurucu; eski eşindenboşandıktan sonra bir başka kişiyle evlendiğini, on sekiz yaşından büyükkişilerin rızaya dayalı ilişkilerinin suç oluşturmadığını, özel hayatına aithususlar nedeniyle en ağır disiplin cezasıyla cezalandırılmasının ölçülüolmadığını ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra başvurucu; çok sayıda takdirbelgelerinin bulunduğunu, hiçbir disiplin cezası bulunmadığını, çok başarılıçalışmaları olduğunu, özel yaşamına ait unsurların Kurum disiplin ve düzeninitehdit eden bir yönünün bulunmadığını iddia etmiştir. Ayrıca başvurucu; daha önceistifa dilekçesi verdiğini, bunlar sonuçlandırılmadan ayırma işlemi tesisedilmesinin de hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.
15. AYİM, oy çokluğuyla davayı reddetmiştir. AYİM kararında,isimsiz ihbar hâlinde dahi somut isnatlar ve deliller bulunması durumundainceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. AYİM'egöre askerin ahlakı, yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır; asker şahıslariçin ahlaki değerlerin ve özel hayatı da kapsayan yaşam biçiminin büyük önemivardır. AYİM; başvurucunun evli olduğu dönemde bir subay eşiyle ilişki kurduğuve bu kişiden çocuk sahibi olduğu, boşanmış olduğu eşiyle bir süre daha aynılojmanda oturmaya devam ettiği hususlarının gerçek olduğunun anlaşıldığınıbelirtmiştir. AYİM kararında, TSK'da subay olarak görev yapan ve ileride birçokmakamda TSK'yı temsil etme ihtimali bulunan başvurucunun söz konusudavranışlarının TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerkapsamında olduğu belirtilmiştir. Kararda başvurucunun eylemlerinin özelhayatın sınırlarını aştığı, kara pilot sınıfının görev yaptığı yerlerin sınırlıolması ve personel sayısının diğer sınıflara göre az olması nedeniyle aynısınıftan olan personelin bu olayı duyduğu, dolayısıyla eylemlerin aleniyetkazandığı, başvurucunun eyleminin Anayasa Mahkemesinin 2013/1614 sayılıkararında belirtilen eylemlerden çok farklı olduğu, bu durumda başvurucununkamu hizmetinde istihdam edilmesine devam edilmesinin kamu yararına açıkçaaykırılık teşkil ettiği gerekçesine yer verilmiştir. Bunun yanı sıra karardadavacının ilk istifa dilekçesini verdiği tarihten daha önce ayırma işlemibaşlatılmış olduğu, dolayısıyla önce ayırma işleminin sonuçlandırılmasındahukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
16. Bir hâkim üye karara katılmamıştır. Muhalif kalan üyeningörüşüne göre bir başka dosyada 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk SilahlıKuvvetleri Disiplin Kanunu'nun geçici 1. maddesinin dördüncü fıkrasına karşıAnayasa Mahkemesine başvuru yapılmıştır. Söz konusu başvuru mevcut davayıetkilemekte olduğundan Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusununsonucunun bekletici mesele yapılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra muhalif üyegörüşünde, başvurucu hakkındaki ayırma işleminin6413 sayılı Kanun'da öngörülenmakamla kurullar tarafından ve belirtilen usuller uygulanarak tesis edilmesigerektiği, bu hükümlere uyulmadan tesis edilmiş olan işlemin şekil ve usulyönünden hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.
17. Başvurucunun söz konusu karara karşı karar düzeltme istemide reddedilmiştir. Nihai karar 28/11/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedilmiştir.
18. Başvurucu vekili tarafından 16/12/2014 tarihinde bireyselbaşvuru yapılmıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
19. 926 sayılı Kanun’un işlem tarihinde yürürlükte olan 50.maddesi, 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç HizmetKanunu’nun 13. ve 39. maddeleri, 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Subay Sicil Yönetmeliği’nin işlemtarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma”kenar başlıklı 91. ve 92. maddeleri.
20. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:
“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraberahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesinebilhassa itina olunur.
Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyiahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret veatılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyigeçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerdenkaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”
21. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmi Gazete’deyayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği'nin 86. maddesininilgili kısmı şöyledir:
''Asker, kendisinden beklenen vazifelerihakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır.Her askerde bulunması lâzım gelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır:
...
(h). İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı veyaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan,yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüpkalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardansakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biriayrı ayrı cezaları üstüne çeker...''
22. 6413 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (4) numaralıfıkrasında yer alan "... Söz konusuyönetmelik yürürlüğe girinceye kadar 926 sayılı Kanunun, bu Kanunun 45 incimaddesinin altıncı fıkrasının (c) bendi ile yürürlükten kaldırılan hükümlerininuygulanmasına devam olunur.” hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu ilerisürülmüştür. Anayasa Mahkemesinin 3/7/2014 tarihli ve E.2014/24, K.2014/122sayılı kararıyla itirazın reddine hükmedilmiştir.
23. 6413 sayılı Kanun'un"Kınama cezasını gerektiren disiplinsizlikler" kenarbaşlıklı 16. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi şöyledir:
“Meslek etiğine aykırı davranışta bulunmak:Önceden ilan veya tebliğ edilmiş olan mesleki etik davranış kurallarına aykırışekilde tavır ve davranışlarda bulunmaktır."
24. 6413 sayılı Kanun'un"Hizmete kısmi süreli devam cezasını gerektiren disiplinsizlikler"kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi şöyledir:
“Uygunsuz davranışlarda bulunmak: Türk SilahlıKuvvetlerine ve temsil ettiği makam, rütbe veya statünün onur ve vakarına uygunolmayan fiillerde bulunmaktır."
B. Uluslararası Hukuk
25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna veyazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamumakamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik birtoplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzeninkorunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarınınhak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda sözkonusu olabilir.”
26. Özel hayata saygı hakkına kamu makamlarının keyfî birşekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, Sözleşme'nin 8. maddesi ile sağlanangüvenceler kapsamında yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),devletin özel hayata saygı hakkı kapsamında bulunan bir menfaate müdahaleettiğini tespit ettiğinde 8. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen koşullarıincelemektedir. Buna göre kamu makamlarının müdahalesinin yasal bir dayanağıolup olmadığı, anılan fıkrada yer alan meşru amaçlara dayalı olup olmadığı,demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı olup olmadığı araştırılmaktadır(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Dudgeon/Birleşik Krallık, B. No: 7525/76, 22/10/1981, § 43; Olsson/İsveç No.1, B. No: 10465/83, 24/3/1988, § 59; De Souza Ribeiro/Fransa, B. No: 22689/07, 13/12/2012, §77).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 16/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adil Yargılanma HakkınKapsamında Bağımsız ve Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu, yapısı ve bünyesindeki kurmay subaylar nedeniyle AYİM’in bağımsız ve tarafsız olmadığını belirterek adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
29. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddiasının bağımsız ve tarafsızmahkemede yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
Kabul Edilebilirlik Yönünden
31. Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu daha önce incelenirkenbelirtildiği üzere AYİM’in oluşumu, statüsü vegörevleri Anayasa ve ilgili Kanun'da hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askerî hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa veilgili kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleriyönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususunbulunmadığı, kararlarından dolayı idareye hesap vermek zorunda olmadıklarıayrıca disipline ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenipkarara bağlandığı görülmektedir (YaşasınAslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan sınıf subayıüyelerinin en fazla dört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplinkonularında Disiplin Kuruluna tabi kılınmaları, görev süreleri içinde idariveya askerî yetkililerce herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları busubayların idareye karşı bağımsızlıklarını güçlendirmiştir.
32. Açıklanan nedenlerle Mahkemenin bağımsız ve tarafsızolmadığına ilişkin bir husus saptanmadığından başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Özel Hayatın Gizliliği Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
33. Başvurucu; hakkındaki isimsiz ihbarın işleme alınmasınınhukuka aykırı olduğunu, özel hayatıyla ilgili olan ve görevi ile hiçbir ilgisibulunmayan iddialar nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür. Başvurucu, ayrıca birçok kez takdirname ileödüllendirildiğini, sicilinin çok iyi derecede olduğunu, özel hayatına ilişkinunsurların hiçbir şekilde görevine yansımadığını, ayırma işleminin ölçülülükilkesine aykırı olduğunu belirtmiştir. Bu nedenlerle Anayasa'nın 20. maddesindeyer alan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş, yeniden yargılama yapılmasıile 503.616 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talepetmiştir. Ayrıca başvurucu, kamuya açık belgelerde kimliğinin gizlenmesiniistemiştir.
2. Değerlendirme
34. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesininönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz vebunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidörtsaat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadanitibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,el koyma kendiliğinden kalkar.
...”
35. Başvurucunun cinsel hayatına dair özel nitelikte olanhususlar sebep gösterilerek TSK'dan ilişiğinin kesildiğine ilişkin söz konusuiddiasının, özel hayatın gizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyetalanını ilgilendirdiği anlaşılmıştır. Bu nedenle başvuru, Anayasa'nın 20.maddesinde güvenceye alınan özel hayatın gizliliği hakkı çerçevesinde elealınmıştır.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayatın gizliliği hakkı ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkiniddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Müdahalenin Varlığı
37. Özel hayat kavramı, eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş birkavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Özelhayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde “bireyin kişiliğinigeliştirmesi ve gerçekleştirmesi” kavramıtemel alınmaktadır. Anılan hak, herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzakkendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birliktekişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati deiçermektedir (Serap Tortuk,B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; BülentPolat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, §§ 61-63; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704,3/3/2016, §§ 50-52; Ata Türkeri,B. No: 2013/6057, 16/12/2015,§§ 30-32) .
38. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Özellikle mahremiyet alanındacereyan eden cinsel içerikli eylem ve davranışların özel hayata saygı hakkınınkapsamında olduğuna kuşku yoktur. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerinkendi bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahremilişkilere girebilecekleri özel bir alana işaret etmektedir (Serap Tortuk,§§§ 31-36; Bülent Polat, § 61-63;Tevfik Türkmen § 51; Ata Türkeri, §§ 31-34).
39. Özel hayata saygı hakkı, ilişki kurmak ve geliştirmek üzereçevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir. Kişilerin meslekihayatı özel hayatlarıyla sıkı bir irtibat içindedir. Özel hayata dair hususlarkişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alınmışsa özel hayata saygı hakkıgündeme gelecektir (Bülent Polat,§ 62; Ata Türkeri, § 31).
40. Bu kapsamda mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatıhakkında sorgulanması ve bunun doğurduğu idari sonuçlar, buna ek olarakkişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmaları, özelhayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturmaktadır (Serap Tortuk, §37; Bülent Polat, § 63; Ata Türkeri, § 33).
41. Buna göre başvurucunun cinsel yaşamına ait unsurlar gerekçegösterilerek TSK'dan ilişiğinin kesilmesi işleminin özel hayata saygı hakkınabir müdahale oluşturduğu açıktır.
ii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
42. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
43. Yukarıda anılan müdahalenin ihlal oluşturupoluşturmadığının, Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygundüşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilennedenlere dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olmama koşulları yönünden incelenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
44. Başvuruya konu ayırma işlemi ve yargısal incelemenin 926sayılı Kanun’un 50. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (c) fıkrası ileSicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 91. maddesi uyarıncayürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatıngizliliği hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının mevcut olduğuanlaşılmaktadır.
45. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında yapılandeğerlendirmeler neticesinde, söz konusu mevzuat hükümlerinin “kanunilik”ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır (G.G.[GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016, §§ 48-50). Somut olayda busonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir iddia ve tespit de bulunmamaktadır.
(2) Meşru Amaç
46. Anayasa'nın 13. maddesi; temel hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasını, ilgili hak ve özgürlüğe ilişkin Anayasa maddesindegösterilen özel sınırlandırma sebeplerinin bulunmasına bağlı kılmıştır.
47. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özelsınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklananbazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alankurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bunagöre Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devleteyüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlükleresınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2014/87, K.2015/112,8/12/2015, § 7; E.2016/37, K.2016/135, 14/7/2016, § 9;E.2013/130, K.2014/18,29/1/2014;Sevim Akat Eşki,B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).
48. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası yönünden özelsınırlama nedeni düzenlenmemiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, birtakımsınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber bu sebepler sadece arama veel koyma tedbirlerine yöneliktir. Dolayısıylabusebeplerin özel hayata saygı hakkının tüm boyutları yönünden uygulanması mümküngörünmemektedir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013; IV- Esasın İncelenmesikısmının "J-Kanun'un 75. Maddesiyle3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun Başlığı İle Birlikte Değiştirilen 10.Maddesinin İncelenmesi" başlığının "bb" alt başlığıaltında).
49. Bu durumda Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan hak veözgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin somut olay bakımından sınırlandırmasebebi olarak kabul edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır.
50. Anayasa'nın 5. maddesinde "Devletintemel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkeninbölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumunrefah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayansiyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevîvarlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."denilmektedir. Buna göre kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunusağlamak devletin temel amaç ve görevlerindendir.
51. Kişinin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamanınön koşulu millî güvenlik ve kamu düzeninin tesisidir. Millî güvenlik ve kamudüzeninin sağlanmadığı bir ortamda hak ve özgürlüklerden gereği gibiyararlanılması, kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirmesi mümkün değildir.Devletin hak ve özgürlükleri koruma ödevinin yanında millî güvenliği ve kamudüzenini sağlama görevi de bulunmaktadır.
52. Millî güvenliği sağlamakla yükümlü olan Türk SilahlıKuvvetlerinin bu görevi gereği gibi yerine getirebilmesi bakımından askerîdisiplinin sağlanması hayati önem taşımaktadır. Silahlı kuvvetlerin mensuplarıarasındaki hiyerarşi ve disiplinin aşınması, söz konusu kamu hizmetininaksamasına neden olabilecek temel etkenlerden biridir.
53. Bu nedenle askerî disiplinin sağlanmasını teminen silahlı kuvvetler mensuplarının sıkı disiplinkurallarına tabi tutulması ve diğer kişilerin tabi olmadığı bazı sınırlamalaratabi olmaları, Anayasa'nın 5. maddesiyle devleteyüklenen millî güvenliği sağlama ve kamu düzenini koruma ödevinin birgereğidir. Anılan ödevin, kişilerin Anayasa'nın 20. maddesinin birincifıkrasında düzenlenen haklarının sınırlanmasında dikkate alınmasıgerekmektedir.
54. Açıklanan nedenlerle başvurucunun ahlaki durumu sebep gösterilerekTSK'dan çıkarılmasının askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereğigibi yürütülmesinin sağlanması ve bu itibarla millî güvenliğin korunmasıamacını taşıdığı, dolayısıyla müdahalenin meşru bir amaca dayalı olduğusonucuna varılmıştır.
(3) Demokratik ToplumDüzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük
(a) Genel İlkeler
55. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”ndenolma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsalihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göresınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya dabaşvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeniningereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (AYM, E.2015/96,K.2016/9, 10/2/2016 § 13; ifade özgürlüğü bağlamında Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 51; özelhayatın gizliliği hakkı bağlamında AtaTürkeri, §§ 44, 45; İ.F.A.,B. No: 2013/8564, 17/2/2016, § 62).
56. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,kamu görevini yürütmekle görevli kişilerin hak ve özgürlüklerine herhangi birvatandaşa uygulanamayacak sınırlamalar getirilmesi demokratik bir toplumdagerekli olabilir. Bu kapsamda kamu makamlarının faaliyetin niteliği vesınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunmasıdoğaldır. Ancak özel hayata saygı hakkının mahremiyet hakkı gibi en gizliyönleri söz konusu olduğunda kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır ve bualanlara yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için kamumakamlarınca özellikle ciddi gerekçelerin gösterilmesi gerekir (Ata Türkeri,§ 47).
57. Bunun yanı sıra Silahlı Kuvvetlerin faaliyetlerinin disipliniçinde yürütülmesi ve etkinliğini gerçekten aksatan bir durum oluşturduğunun iknaedici ve güçlü sebeplerle kanıtlanması hâlinde personelin özel hayatına saygıhakkının sınırlandırılması demokratik bir toplumda gerekli kabul edilebilir.Ancak bu hâlde de sınırlandırmanın ölçülülük ilkesine uygun olması gereklidir (G.G., § 60).
58. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi,sınırlayıcı önlemin öngörülen amaç için zorunlu ve amaca ulaşmaya elverişliolmasını, ayrıca amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunmasıgereğini ifade eder. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlükleringereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir (AYM, E.2015/102,K.2016/151, 7/9/2016, § 22; E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013; Markus Frank Cerny, B.No: 2013/5126, 2/7/2015, § 72).
59. Tüm bu ilkeler dikkate alınarak başvuru konusu olaybakımından müdahalenin "demokratik toplum düzeninin gerekleri"ilkesine uygun olup olmadığı incelenirken kamu makamlarınca ortaya konulangerekçeler değerlendirilmelidir. Bunun yanı sıra müdahalenin"ölçülülük" ilkesine uygun olup olmadığına bakılmalıdır.
(b) İlkelerin OlayaUygulanması
60. Somut olayda özel hayatın gizliliği hakkı kapsamındabaşvurucunun mahremiyetine yönelik müdahalenin demokratik toplumda gerekli olupolmadığı, idare ve Derece Mahkemesi kararlarının gerekçeleri çerçevesindeincelenmelidir.
61. Başvurucu, TSK'dan çıkarılması ile sonuçlanan disiplinsoruşturması sürecinde mesleki hayatını değil özel hayatını ilgilendireniddialara yanıt vermek zorunda kalmıştır. Derece Mahkemesi kararına görebaşvurucunun evli olduğu dönemde bir subay eşiyle irtibat kurduğu ve bu kişidençocuk sahibi olduğu, boşanmış olduğu eşiyle bir süre daha aynı lojmandaoturmaya devam ettiği hususlarının gerçek olduğu tespit edilmiştir.Başvurucunun dâhil olduğu kara pilot sınıfının görev yaptığı yerlerin sınırlıolması ve personel sayısının diğer sınıflara göre az olması nedeniyle aynısınıftan olan personelin bu olayı duyduğu, dolayısıyla eylemlerin aleniyetkazandığı belirtilmiştir. AYİM kararında, başvurucunun silah arkadaşının eşiyleilişkiye girerek Türk toplumunun ve TSK'nın manevi değerlerine aykırıdavrandığı belirtilmiştir.
62. TSK personeline yönelik temel kanunlardan biri olan 211sayılı Kanun'un 39. maddesinde birçok özelliğin yanı sıra iyi ahlak sahibiolmanın da her askerin esas vazifesi olduğu belirtilmiştir. AYİM kararında dabelirtildiği üzere asker şahıslar için ahlaki değerlerin ve özel hayatı dakapsayan yaşam biçiminin büyük önemi vardır. TSK'da silah arkadaşlığı; sevgi,saygı, dayanışma ruhu ve güven ilkelerine dayanmaktadır. Askerlerin eş veçocuklarını birbirlerine emanet ederek operasyonlara ve savaşa gideceği kabuledilmekte, tüm askerî personelin bu manevi ilkelere göre davranmasıbeklenmektedir. Başvurucunun subay olan bir kişinin eşiyle ilişkiye girerekçocuk sahibi olması, dâhil olduğu kara pilot sınıfının görev yaptığı yerlerinsınırlı olması ve personel sayısının diğer sınıflara göre az olmasınedenleriyle aynı sınıftan olan personelin bu olayı duyması, dolayısıyla olayınaleniyet kazanması veözel hayat sınırlarını aşarakgöreve yansımalarının olması, başvurucuyu istihdam eden TSK tarafından kurumitibarını olumsuz yönde etkileyen bir unsur olarak değerlendirilmiştir. Budurumda çok sıkı askerî disiplin kuralları ve hiyerarşinin geçerli olduğupersonel sisteminde başvurucuyu istihdam eden TSK tarafından başvurucuya isnatedilen eylemlerin kurum disiplinini ve itibarını olumsuz yönde etkileyen birunsur olarak değerlendirilmesi ve başvurucuya bu eylemler nedeniyle disiplinyaptırımı uygulanmasının demokratik bir toplumda gerekli olduğu kabuledilmelidir.
63. Bununla birlikte müdahalenin ölçülü olup olmadığı ortayakonmalıdır. Başvuru dosyası incelendiğinde başvurucunun uzun süredir TSK'dagörev yaptığı, sicil notlarının çok iyi düzeyde olduğu, sicil amirlerince dahaönce hakkında herhangi bir olumsuz kanaat bildirilmediği, disiplin cezasınınbulunmadığı, çok sayıda takdir ve ödül belgesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.TSK'dan ilişiğinin kesilmesi işleminin, başvurucunun mesleki hayatı üzerindeolduğu kadar temel geçim kaynağından yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceğiüzerinde de önemli bir etkisi bulunmaktadır. Başvurucunun evlenerek yeni biraile kurduğu, disiplin yaptırımına konu eyleminin görevini sürdürmesiniimkânsız kılacak vahamette olmadığı dikkate alınarak ulaşılabilecek genel yararile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil birdengenin sağlanmadığı, başvurucunun özel hayatına yapılan müdahalenin ölçüsüzolduğu sonucuna varılmıştır.
64. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesindegüvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
65. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
66. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına,503.616 TL maddi ve50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
67. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
68. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
69. Başvurucu, tazminat talep etmişse de yeniden yargılamayapılmak üzere dosyanın AYİM Birinci Dairesine gönderilmesine kararverilmesinin ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğuanlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesigerekir.
70. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. 1. Adil yargılanma hakkı kapsamında bağımsız ve tarafsızmahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine (Anılan Dairenin17/6/2014 tarihli ve E.2013/1035, K.2014/629 sayılı kararına ait dava dosyasıile ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE16/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.