TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
S. S. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/8479)
Karar Tarihi: 17/11/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
S. S.
Vekili
:
Av. Savaş BAYTOK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk SilahlıKuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanınreddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 6/6/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 28/3/2016 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 9/5/2016 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüşsunulmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veerişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Muvazzaf subay statüsünde görev yapmakta iken ahlak dışıhareketlerde bulunduğuna dair Hava Kuvvetleri Komutanlığına gönderilen isimsize-posta üzerine başvurucu hakkında idari tahkikat başlatılmış, bu tahkikatsonucunda sıralı sicil üstleri tarafından 19/3/2012 tarihinde, ahlaki durumunedeniyle "Türk Silahlı Kuvvetlerindekalması uygun değildir." ortak kanaatli ayırma sicil belgesidüzenlenmiştir.
8. 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Subay Sicil Yönetmeliği’nin (Sicil Yönetmeliği) 91. maddesigereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyondabaşvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon 7/6/2012 tarihli kararı ilebaşvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar21/9/2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından, 21/9/2012 tarihindeGenelkurmay Başkanınca onaylandıktan sonra Millî Savunma Bakanı, Başbakan veCumhurbaşkanı tarafından imzalanan 22/10/2012 tarihli ve 2012/715 sayılı üçlükararname ile ayırma süreci tamamlanmıştır.
9. Başvurucu; istihbarat birimindeki görevliler tarafından12/12/2011 tarihinde sorgulandığını, sorgu esnasında cinsel yaşamına ilişkinayrıntılı sorular sorulduğunu, saatlerce devam eden sorguda kendisine karşıyanıltma metodu uygulanarak baskı yapıldığını, sonrasında savunmasıalınmaksızın ve hiçbir gerekçe gösterilmeksizin ilişiğinin kesildiğinibelirterek yürütmenin durdurulması ve ayırma işleminin iptali talebiyle Millî SavunmaBakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde7/12/2012 tarihinde dava açmıştır. Sunduğu dava dilekçesinde başvurucu; ilişikkesme kararında herhangi bir disiplinsizlik eyleminin gösterilmediğini,yalnızca özel hayatı yaşama biçimi nedeniyle ilişiğinin kesildiğininanlaşıldığını, sorgu yönteminin mevzuata aykırı olarak aldatıcı biçimde vebaskı altında yapıldığını, hukuka aykırı usuller içeren ve göreviyle ilgisiolmayan tamamen özel yaşantısına ilişkin mahrem sorulardan oluşan sorguneticesinde elde edilen beyanların delil olarak kullanılamayacağını,takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahip olmasına rağmen bu durumun dikkatealınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük yönünden hukuka aykırıolduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka aykırı olduğunu ilerisürmüştür.
10. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94.maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durumsebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucununilişiğinin kesildiği, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olmasıgerektiği, ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevinbaşarıyla icra edilebilmesi için bir koşul olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca,kamu hizmetinin yürütülmesinde zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasınındışına çıkarılmasının kaçınılmaz olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesisedilen ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı,dava konusu ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
11. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.
12. AYİM Birinci Dairesinin 22/1/2013 tarihli ara kararı iledava dosyasındaki mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde başvurucu hakkındatesis edilen ayırma işleminin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsızzararların doğması ve açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birliktegerçekleşmediği gerekçeleriyle yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiştir.
13. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan 21/10/2013 tarihlidüşünce yazısında, başvurucunun cinsel hayatına ilişkin olarak alınan duyumlarüzerine başlatılan bir idari tahkikat kapsamında elde edilen bulgular ilebaşvurucunun beyanları dikkate alınarak ayırma işleminin tesis edildiği ancakbaşvurucunun yaşadığı bu ilişkilerin rıza dışı veya menfaate dayalı olduğunugösteren bir bilgi veya belgenin dava dosyasında bulunmadığı vurgulanmıştır.Ayrıca başvurucunun cinsel zafiyeti nedeniyle görevini suistimalettiğinin ya da askerî disiplini olumsuz etkilediğinin söylenemeyeceği, davakonusu işleme dayanak gösterilen ilişkilerin tamamıyla özel hayat sınırlarıiçinde kaldığı ve dış âleme yansımadığı, bizzat başvurucu tarafından dilegetirilen beyanları içeren istihbarat raporlarına dayanılarak işlem tesisedilmesinin mümkün olmadığı, ölçülülük ilkesi gözetilmeden gerçekleştirilenayırma işleminin hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiğibelirtilmiştir.
14. AYİM Birinci Dairesinin 4/12/2013 tarihli ve E.2013/72,K.2013/1199 sayılı kararıyla dava reddedilmiştir. Kararda, TSK'nın itibarınısarsacak derecede ahlak dışı hareketlerde bulunduğu gerekçesiyle İstihbaratBaşkanlığınca yürütülen tahkikat kapsamında başvurucunun ifadesinebaşvurulduğu, 12/12/2011 tarihinde ifadesi alınan başvurucunun yaşadığı cinselbirliktelikleri detaylı şekilde anlattığı ve ikrar ettiği, başvurucu dışındaifadesine başvurulan diğer askerî personelin de anlatımlarında başvurucununahlaka aykırı davranışlarına yer verdiği ve başvurucunun cinsel yaşamınailişkin ayrıntıları aktardığı, geçmiş sicil ve disiplin durumu itibarıylabaşarılı bir personel portresi çizmesine karşın başvurucunun iyi ahlak sahibiolmak vasfını taşımadığı, TSK'nın itibarını zedeleyecek tavır ve davranışlariçinde bulunduğunun anlaşıldığı, ayırma işleminde takdir yetkisinin objektifkriterlere göre kullanıldığı ve kamu yararı ile birey yararı dengesiningözetildiği belirtilmiş; tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığısonucuna ulaşılmıştır. Kararda ayrıca herhangi bir soruşturma veya kovuşturmaolmasa dahi kamu personeli hakkında disiplin soruşturması yapılabileceğivurgulanmıştır. Bunun yanında başvurucunun 12/12/2011 tarihli ifadesinin birsuç isnadıyla ceza soruşturması ya da kovuşturması kapsamında değil disiplinhukuku çerçevesinde değerlendirilmek üzere idari tahkikat kapsamında alınmışolduğu ve başvurucunun bu şekilde tespit edilen ifadesi sırasında iradesininfesada uğratıldığı, yanıltıldığı ya da ifadesinin hukuka aykırı şekilde yasakyöntem ve usullerle alınmış olduğuna dair dosya kapsamında herhangi somut birbilgi, belge ve kanıt bulunmadığı belirtilmiştir.
15. Karara katılmayan bir üye tarafından kaleme alınan karşıoy yazısında, hakkında herhangi bir menfi kanaatbulunmayan ve birçok kez takdir edilmiş olan başvurucunun ne şekilde eldeedildiği belli olmayan bir ses kaydına ve kendi ifadesinde yer alan aleniyetekavuşmamış olay ve olgulara dayanılarak işlem tesis edildiği, başvurucunundisiplin durumunun ve ahlaki zafiyetinin kamu hizmetinde istihdamını imkânsızkılacak derecede olmadığı, bu bağlamda orantılı bir yaptırım uygulanmasıolanağı varken hakkında ayırma işlemi tesis edilmesinin ölçülülük ilkesineuygun olmadığı, birey ve kamu yararı arasındaki dengenin gözetilmediği ve davakonusu işlemin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir.
16. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi, aynıDairenin 9/4/2014 tarihli ve E.2014/383, K.2014/340 sayılı kararıylareddedilmiş ve karar 8/5/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
17. 6/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
18. Anayasa Mahkemesinin 4/5/2016 tarihli yazısı ile yargılamadosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun ayırma işlemine dayanak oluşturan “gizli” ibareli belgelerin gönderilmesiistenmiştir.
19. Anayasa Mahkemesine 25/7/2016 tarihinde sunulan söz konusubelgelerin incelenmesinden Hava Kuvvetleri Komutanlığınca istihbarata karşı koymahassasiyetleri çerçevesinde 12/12/2011 tarihinde başvurucunun ifadesininalındığı, söz konusu ifade metninde hangi kapsamda başvurucunun ifadesinebaşvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde sözkonusu metnin “ifadeyi alan”kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğutespit edilememiştir. Anılan ifade metninde başvurucuya, bugüne kadar nerelerdegörev yaptığı, kimlerle çalıştığı, sanal ortamda herhangi bir sosyal paylaşımsitesinde üyeliğinin olup olmadığı, İnternet vasıtasıyla tanıştığı kadınlarlacinsel ilişki yaşayıp yaşamadığı, kendisine dinletilen ses kaydında konuşankadının kim olduğu ve yakınlık derecesinin ne olduğu, yurt dışı görevleriesnasında neler yaşadığı hususlarının sorulduğu görülmüştür. Başvurucunun,anılan soruları yanıtladığı ve özellikle birlikte olduğu kadınlara ilişkinolarak cinsel birliktelik içeren geçmişteki ilişkilerini açıkladığı ve ifademetnini imzaladığı anlaşılmıştır.
B. İlgili Hukuk
20. 926 sayılı Kanun’un işlem tarihinde yürürlükte olan 50.maddesi; 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç HizmetKanunu’nun 13., 17. ve 39. maddeleri; 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç HizmetYönetmeliği’nin 86. maddesi; Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükteolan 91. ve 92. maddeleri.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 17/11/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığıtarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerekmanevi baskı altında ifadesinin alındığını, aldatma yöntemiyle özel hayatınailişkin bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edildiğini ve bu bilgilerinayırma işlemine dayanak olarak gösterildiğini belirtmiştir. Başvurucu; ayırmaişlemine gerekçe olarak gösterilen sorgunun kim tarafından ve nasıl yapıldığıhususunun değerlendirilmediğini, istihbarat birimleri tarafından yasak yöntemlerleelde edilen hukuka aykırı delillerin AYİM tarafından ret gerekçesi olarak kabuledildiğini, ayrıca sicil not ortalamasının çok iyi seviyede olduğunu ve birçokkez takdir belgesiyle taltif edilen bir personel olduğunu, tesis edilen işlemdeölçülülük ilkesinin gözetilmediğini ileri sürmüştür. Başvurucu, yalnızcakendisini ilgilendiren ve mesleğiyle ilgisi olmayan özel hayat alanına ilişkinbilgiler üzerinden tesis edilen ayırma işlemi nedeniyle Anayasa’nın 20., 36.,38. ve 129. maddeleri ile güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüştür. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesi velehine tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
23. Başvurucu mahrem alanına ilişkin bilgiler içeren başvuruhakkında verilecek kararın yayımlanması söz konusu olabileceğinden kimliğiningizli tutulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme
24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, özel hayatınailişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi ve bu bilgileredayanılarak hakkında ayırma işlemi tesis edilmesidir. İhlal iddialarının niteliğigereği başvurunun Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan özelhayatın gizliliği hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
26. Anayasa’nın “Özel hayatıngizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesininönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz vebunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidörtsaat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadanitibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,el koyma kendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişiselveriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesiniveya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıpkullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülenhallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasınailişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
27. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş birkavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bukoruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özelbir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özelhayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dışdünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdanAnayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altınaalmaktadır (Serap Tortuk,B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).
28. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadeceyalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyinkendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması, kısacası bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğinibelirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).
29. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendibireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkileregirebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bumahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgaridüzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyethakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkıbazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,bireyin mahremiyetinin kamusal alanda da bazı koşullar altında korunmasınımümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).
30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) denetimorganlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesi vegerçekleştirmesi” kavramının, özel hayata saygı hakkının kapsamınınbelirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkınınsadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğinserbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamınadâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinseliçerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğuna kuşku yoktur (Serap Tortuk, §35). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mesleki hayat çerçevesindekişilerin özel hayatı hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idarisonuçların, buna ek olarak kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerekgörevden alınmalarının özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahaleoluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye,B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§ 47, 48).
31. Anayasa’nın 20. maddesinde herkesin, kendi özel hayatınasaygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğinedokunulamayacağı belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatıngizliliği hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkıkapsamında güvence altına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyetalanının ve bu alanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özelyaşamı kapsamında olduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkinbilgilerin gizliliğinin korunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın20. maddesi kapsamında değerlendirilmektedir (ŞengülKayan, B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 37; Serap Tortuk, § 36).
a. Müdahalenin Varlığı
32. “Ahlaki durum” sebebiyle TSK’dan ayırma işlemine tabitutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’dan ayırmakararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konu süreçteözellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış ve ilişkilerininönemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında, özel yaşamına aitunsurlar temel gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararının, başvurucunun özelhayatının gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
33. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkıaçısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakımsınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeniöngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarıbulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallaradayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktadaAnayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri, işlevsel niteliğihaizdir (Serap Tortuk,§ 38).
34. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
35. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınaraksınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesiçerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundanbelirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tümgüvence ölçütlerinin Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamınınbelirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Serap Tortuk, § 40).
36. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddiaedilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerinvar olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.
i.Kanunilik
37. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan, müdahalenin “kanun”la yapılması şartına aykırılık bulunduğuna ilişkinbir iddiada bulunulmamıştır. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 926 sayılıKanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası ile SicilYönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 91. ve 92. maddelerinin“kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
ii. MeşruAmaç
38. Başvurucunun özel hayatına ilişkin bilgilere dayanılarakhakkında ayırma işlemi tesis edilmesinin askerî disiplinin korunması ve kamuhizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla millî güvenliğinkorunması amacını taşıdığı, dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına ilişkinAnayasa’nın 20. maddesi kapsamında meşru bir amacın bulunduğu sonucunavarılmıştır.
iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olmave Ölçülülük
39. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özelhayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerinönlenmesidir. Devletin, ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkınıetkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü debulunmaktadır. Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleribakımından dahi özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması içingerekli önlemlerin alınması ödevini de içermektedir (Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 42).
40. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hakve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatıngizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göredemokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşruamaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğüsınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özengösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
41. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle özel hayatıngizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbirlerniteliğinde olmasını; başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlemolarak kendini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın demokratik birtoplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelikolmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacıkarşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratiktoplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).
42. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veyaidari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıpkarşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımındanyapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idarenin vederece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatıngizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri”ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyupkoyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, §45).
43. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,kamu makamlarının, faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişengeniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayatkavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyalhayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özelliklekamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayatunsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununlabirlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğugibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, §52).
44. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığınaveya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğuzaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamıngizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusuolduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlarayönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddigerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §47).
45. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukuka uygunlukdenetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında, bireylerin özel hayatlarına ilişkintutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindeki etkilerinin açıklanması,kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişi üzerindeki etkilerinin verisklerinin ortaya konulması ve bu hususlardaki değerlendirmelerin yeterli veikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıca tesis edilen işlemlerinbireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumları dikkate alınarakölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir (G.G.[GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016, § 60).
46. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesiaçıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınanhaklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran kararalma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyısağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adilşartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasınıgerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:28945/95, 10/5/2001, § 72).
47. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecindeğerlendirilmesi sonucunda, ahlak dışı hareketlerde bulunduğu iddiasıylabaşvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığı görülmüştür. Bu kapsamda HavaKuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ifadesinin alındığı, başvurucunun cinselhayatına dair hususların esas olarak başvurucunun 12/12/2011 tarihliifadesinden öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu ifade metninde,başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığının belirtilmediği gibi hangikapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun da açıklanmamış olduğuancak başvurucunun kendisine sorulan soruları yanıtladığı, geçmişte cinselbirliktelik yaşadığı ilişkileri açıkladığı ve cinsel hayatına ilişkin hususlarıiçeren ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır.
48. Başvurucu; Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığıtarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerekmanevi baskı altında ve yanıltıcı beyanlarla ifadesinin alındığını, aldatmayöntemiyle özel hayatıyla ilgili bilgilerin en ince ayrıntısına kadar eldeedilmeye çalışıldığını ve özel hayatına ilişkin gerçek dışı ve hukuka aykırıgerekçelerle hakkında ayırma işlemi tesis edildiğini ileri sürmüştür.
49. AYİM Birinci Dairesinin 4/12/2013 tarihli ve E.2013/72,K.2013/1199 sayılı kararında başvurucunun anılan iddiaları değerlendirilmiş veanılan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 14).
50. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin belirli vesomut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusundabilgi verilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheliduruma getirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorular gözönüne alındığında başvurucunun mesleki hayatını değilözel hayatını ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığıgörülmektedir. Bu kapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyladeğil daha çok mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgiliolduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamımesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda idarenin ve yargısalmakamların karar gerekçelerinde, başvurucunun İnternet üzerinden ya da sosyalortamlardan tanıştığı çok sayıda kadınla birliktelik yaşadığı, ahlaki yöndenözenli bir yaşam sürmediği ve cinselliğe düşkünlüğünün bulunduğu tespitlerineyer verildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı sonuç olarakbaşvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen davranışlarınesasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dâhil özel yaşameylemleri olduğu anlaşılmaktadır.
51. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazıözel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesininbaşvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağındanyoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etkioluşturduğu bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiğianlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamalarınzorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması, başvurulabilecek son çare yada alınabilecek en son önlem niteliğinde olması gerekir.
52. AYİM kararında başvurucunun ifade alma işleminin usul veiçerik yönünden hukuka aykırı unsurlar taşıdığı iddialarına rağmen anılanifadenin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özelhayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel hayatını geçmiş yıllardan itibarentüm detaylarıyla anlatmasının nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulmadığı görülmektedir.AYİM tarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilen hususlardayanak alınmak suretiyle TSK'dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşı açılandavanın reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme kararında başvurucununözel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatı üzerindekietkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı gibi anılaneylemlerin TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de detaylı şekildeaçıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilen delillerin hukukaaykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürülen iddialar hakkında biraraştırma yapılmadığı görülmüştür.
53. Bu durumda başvurucunun muhakeme sırasında açık ve somut birbiçimde öne sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğuanlaşılan söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıtverilmemesi, başvurucunun özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindekietkisinin açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına gerekli saygınıngösterilmesini adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerdenbaşvurucunun yararlandırılmaması nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkınamüdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediğikabul edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen işlemin başvurucunun geçmişsicili ve başarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönündendeğerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak veözgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasında adil bir denge gözetilmediği,başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu yada istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya daalınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığıve gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
54. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvencealtına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun50. Maddesi Yönünden
55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
56. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkındayeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte 200.000 TL maddi vemanevi tazminat talep etmiştir.
57. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
58. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM Birinci Dairesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
59. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebindebulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiasıaçısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
60. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE17/11/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.